O ilk cümle...

Haberin Devamı

Ya düşündüm de, ilk arayanlara biraz haksızlık ettim galiba...

Haksızlık ettiğimi düşünmemin nedenleri arasında, ilk arayanların sayıca daha fazla olduğunu görmemin büyük payı var tabii...

Sayıca diyorum, nicelik yani... Nitelik olarak değil...

Ayrıca kabaca bir hesap yapacak olursak, hiç aramayanlar kadar ilk arayanlar da var değil mi?

Yani ortada bir arayan, bir de aramayan var.

Nasıl yani? O halde eşit mi sayıları?

Hayır.

Neden?

Çünkü insan her zaman ilk arayan olmaz...

Adamına göre değişir.

Birini hiç durmadan ararken bir başkasını hiç aramazsın. Bu arada bambaşka biri de durmadan seni arar.

Duruma, adamına göre değişir yani...

Ama kimse itiraz etmesin, herkesin en az bir kere “ilk aramışlığı” vardır...

Yani herkes hayatında en az bir kere ilk arayan olmuştur.

Tamam, bir kere aradıktan sonra biraz arsızlık gelir insanın üzerine ama...

Aldatmak gibi...

Boşanmak gibi...

“Ne kaybederim ki?” diye düşündüğün...

“En azından içimde kalmaz” diye kendini ikna ettiğin kereler...

Bilirim zordur...

Hem de çok zor.

En zor kısmı da, o ilk cümledir.

Telefonu çevirdin, açınca ilk ne diyeceksin?

Giriş cümlesi yani...

Biliyorum bu gibi durumlarda yüzde 90’ınız mesajı tercih ediyor.

Medeni cesaret 0’ın altında olduğu için...

Öyle tabii...

Yiyorsa aç telefonu konuş, “Özür dilerim” de.

Nerdeee?

Tabii önce aramayı düşünür düşünür sonra vazgeçersin. Yok yok en iyisi mesaj atayım..

Peki at.

Ne yazacaksın?

Şimdi öyle bir şey olmalı ki, hem senin gururun kırılmasın hem de onunki tavan yapmasın, romantik olsun ama fazla arabeskleşmeden... Şirin de olsun ve fakat asla seni küçük düşürmesin aynı zamanda da bir ciddiyeti olsun.

Tarif bu.

Da...

Böyle bir cümleyi Hamlet bile kuramazdı herhalde...

Ama sen bulursun o sihirli cümleyi!!

Neydi? Fıkradaki o kitap ismi gibi... Hani içinde gizem, masumiyet, cinsellik ve dini unsurların hepsinin birden olduğu... “Allah Allah pamuk prensesi kim ....?”

Pardon önemli bir ayrıntıyı atlayacaktım az kalsın soru cümlesi olsun ki, cevap vermek durumunda kalsın.

Geri dönüşü kolay olsun yani...

Bir de, bu mesajlar tek başına karar verilip yazılmaz. Üç-beş arkadaşla konsensüs oluşturulur. Herkes bir şey söyler, aralarından en uygun olanı seçilir.

Mesela:

“Geçti mi huysuzluğun?”

Nasıl ama?

Kesinlikle başarılı. İçinde yukarıdakilerden hepsini barındırıyor...

Bir tek seks yok.

Onu da şöyle halledebiliriz,

“Affedersin(!) geçti mi huysuzluğun?” !!

Bir de

“Mutlu musun?”cular vardır...

Nedir yani şimdi bu?

Bu “ben elimi hiçbir taşın altına koymayayım da sen hallediver”ci...

“Hem de nasıl!!!” diyeceksin.

Demek lazım çünkü bunu yazandan bi b.k olmaz. Yol yakınken dön.

Seks bunun neresinde?

Neresinde olacak? Olsa bu hale gelmezdi zaten!

Hııı...

Gelelim kızgın danalara...

“Sen ne yaptığını sanıyorsun?”

Bu da aklı sıra karizmayı çizdirmeyecek. Hızını alamamış ama ayrılmak da istemiyor. Yiğitliğe b.k sürdürmüyor yani...

Tamam bunda da seks yok ama ilk karşılaştıklarında olacak belli! (Hem de sıkı yani...)

Bunların bir de “Başın göğe erdi mi?” versiyonları vardır. Ki onların da sonu aynıdır. Barışma sevişmeleri iyi olur yani...

“Küs müyüz?”

Bu da, “Yeni başlayanlar için ilk arama mesajı...”

Yazık!

İlk kez, ilk arayan bu.

Evet bu mesajda da seksi bir nitelik yok.

E ama siz de...

Aklınız fikriniz orada yani!!!

DİĞER YENİ YAZILAR