Cepten gelen cebe gider...

Haberin Devamı

Ne hikâyeler var değil mi? Ceple başlayan... Ceple biten...

Hâlâ saklanan mesajlar, sildiğin için pişman oldukların...

Ne oluyor ki onlara?

Sildiklerine yani?

Uzayın karanlık sonsuzluğunda harfler dağılmış, başıboş, ağır ağır ve belirsiz bir yerlere doğru ilerliyorlar mı mesela?

Senin gibi...

Yoksa o ilk okuduğun haliyle mi duruyorlar?

“Seni çok özledim.”

Bozulmadan, bu üç kelime uzayda birbirinden hiç ayrılmadan mı geziyor?

Üf, içim daraldı.

Nerede dolaşırlarsa dolaşsınlar...

Bir de onları mı düşüneceğiz?

Düşünenler var tabii...

Bitmeyen hikâyeler...

Hem de ne çok!

* “Bazen de aramak isterken arayamaz... Kalbi, ‘Ara ara ara’ dese de beyni, ‘Hayır hayır, yanlış yapıyorsun’ der... Bende maalesef beynim galip geldi. Şimdi mi? Mutsuzum... Mantıklı olanı yapmak her zaman işe yaramıyor... Doğru olanı yaptım ama MUTSUZUMMMMMM...”

Arasaydın, hem yanlış yapıp hem de mutsuz olacaktın. Hiç olmazsa şimdi sadece mutsuzsun.

* “Yedi sene mesajlarıma cevap vermeyip en sonunda cevap veren aşkıma diyeceğim şu: Seni seviyorum.”

Ne diyon yaa... Yedi sene birine mesaj mı atılır? Normal olsan beni bulmazdın zaten. Bir gün, “Ben de seni seviyorum” diye cevap yazsa n’apacan? Yıkılırsın değil mi? Hayatta amacın kalmaz. Otur, cevap almamanın mutluluğunu yaşa.

* “Sev seni seveni başı kel de olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan da olsa.”

Olmuyor işte öyle! Seni seveni sen istemiyorsun, senin istediğin de seni... Murphy Kanunu bu. Herkesin umudu aynı, yani şarkıdaki gibi, “Biri bana gelsin, o da sensiiin.”

* “Her aramayanın bir sebebi vardır ama ilk ve tek sevgilimin beni aramamasına şimdilerde artık saygı duyuyorum. İmkânsız aşkın bir tarafı idi o. Ama ebediyete kadar saygın yerinde kalacak, istese de istemese de...”

Al bir mazoşist daha... Saygı duyuyor! Kimbilir ne yaptıysan?

* “Ben hep ilk arayan oldum ama bu sefer direniyorum. 3 gündür aramadım bakalım nolacak?”

Sen çoktan aramışsındır bile... Hatta şimdi aradığına da bin pişman oturuyorsundur.

* “Sayın yazar çok güzel anlattınız. Konuşan galiba kaybediyor. Ben de evde konuşunca kaybediyom. Neyi mi aşkı, otoriteyi, saygınlığı. Ne güzel denmiş, konuşmak gümüş ise sükût altın diye... Konuştukça da batıyoruz galiba çok düşünüp az konuşmak gerek ben konuştukça battım da!”

Sayın okuyucu, sen yazınca da kaybediyorsun. Şarkı söylemeyi dene. Şiir falan da olur.

* “Susanın ne kazandığını bilmek istiyorum artık...”

İşte günün sorusu. Kaybetmemekle yetiniyoruz şimdilik. Tabii aramızda yenisini kazananlar da oluyor yani...

* “Bu taktiği herkes uyguluyor. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Onlarca yıllık dostluklarını(!) bitirebiliyorlar şak diye: O arasın. Yok, o arasın. Kimse aramıyor. nedeni bilinmeden son.”

Niye biliyor musun?

Haydan gelen huya gider, bardan gelen bara...

Cepten gelen de, başka bir cebe...

DİĞER YENİ YAZILAR