“Önce bacağına sonra koluna dokunun, yeter!” Bu da kadını etkilemenin son formülüymüş...Hayır, bari önce koluna sonra bacağına dokun dana!Ne o öyle direkt bacağa...Neyse, okuyalım bakalım ne diyor:Bilim adamları sonunda kadını etkilemenin bir formülünü bulmuş!Araştırmaya göre kadının istediği, ne çok espritüel bir sohbet ne de süper bir görünüşmüş. Bakın neymiş:“Kadını ikna etmenin yolu basit... Durum uygunsa hafifçe önce bacağına sonra da kollarına dokunup gözlerini yakalamaktan geçiyor.” E, geriye ne kaldı ki zaten!Öteki iş...Bu zamanda onu yapmayan da kalmadığına göre...Kaldı mı yoksa?Yuh...Sen kadını al, bacağına sonra da kollarına dokunabilme mesafesine kadar gel, sonra da bırak.El âlem üzerine iki takım elbise dikiyorken...Ayrıca...Kadının elini tutarak dansa kaldırmak büyük hataymış!Araştırmada kadınların 3’te 2’si kollarına veya bacaklarına hafifçe dokunan ve göz teması kuran erkeklerin dans isteğini kabul ediyormuş.Taktı kafayı kolla bacakla...İlle dokunacak.Yahu koluna bacağına kadar gelen adam seni dansa mı kaldırır?Zaten amaç o...Orasına burasına dokunmaca, temas falan.Yoksa seni dansa, müziği birlikte hissetmek için kaldırmıyor ya...Kaç erkek, söyleyin bana kaç evli erkek dans etmek ister?Eşiyle yani...Veya uzun ilişkilerdeki erkekler...Mecbur kalmadıkça...Neyse, sabırla devam edelim bakalım başka ne diyorlar.Araştırmacı gazeteci olarak yeni trendleri sizlere sunmak zorunda hissediyorum da kendimi...“Ellerini tutarak dansa kalkma teklifinde bulunan erkeklerin şansı, bacağa ve kola dokunup göz göze gelmeyi başaranlara oranla yüzde 50 düşmüş.” E yani...Adamda bir terslik var zaten!Önce bacağına sonra koluna dokunuyor. Gözlerini yakalıyor... En son dansa kaldırıyor.Sıralama bildiklerimizin tam tersi...Filmi sonundan başına sarar gibi...Kadın ne yapsın?Ezberi dağılmış bir kere... “Dur bakalım şimdi ne yapacak acaba?” diyor...Sevişmeyi hangi araya sıkıştıracak diye merak ediyor.Yani en azından ben merak ettim.Belki de unutur.Yok, yok sevişmiş de gelmiş bu herhalde...O zaman niye koluma bacağıma...Tamam anladım, adamın taktiği ezber dağıtıp o arada...Şimdi sırada daha da önemli bilgi daha var: “Kadınlar bu formülle hareket eden erkeklere cep numaralarını vermeye de daha olumlu bakıyormuş.” Bakar tabii...Bakar bakmasına da...Senin iki sıkıda kolunu bacağını ellemiş adam, sonra da ezberini dağıtmış, telefonunu isteyecek mi bakalım...Hadi verdin telefonunu...Bakalım arayacak mı?Ama adamda bir terslik var.Arar mı, arar...
“İyi sevişen anaç bir kadın tercih ederim” demiş.Oldu.“Döner istiyorum ama dönmesin istiyorum...” Bunun gibi bir şey yani...Aslında durumu anlatacak daha iyi bir laf var da...Nasıl söyleyeceğim?Bir deneyeyim:“Tut şeyi, yapıştır duvara!” Ne demek bu?O demekse bu da o demek!Olacak iş değil yani...Bu sözleri Okan Bayülgen söylemiş ama sanki bütün erkeklerin düşüncesi de değil mi?Öyle.Öyle de...Şimdi ben size böyle bir şeyin maddi-manevi gerçek olamayacağından bahsetmeyeceğim.Maddi-manevi dediğim, fiziksel ve moral olarak...Fiziksel olarak, kadınların hem anaç olup hem de aynı zamanda iyi sevişiyor olmasının imkânsızlığından...Moral olarak da, kadının her şeye yetmesi beklentisinin acımasızlığından da söz etmeyeceğim...Yani durum, doğa kanunlarına aykırı ama...Hemen es geçmeyip biraz böyle bir şey gerçekten de olabilir mi diye bakalım.Hem anaç olup hem nasıl iyi sevişilir?Maksat beyin jimnastiği Madem böyle bir fantezileri var, düşünelim. Öyle hayale bırakmayalım. Ucu açıkta kalmasın. Kâğıda kaleme dökelim işi...Gerçekten olsa, nasıl olurdu?Anaç bir kadın...Önce onu tarif edelim.TDK’da anaçın anlamı şu:“Yavru yetiştirecek duruma gelmiş olan hayvan.” “Kurnaz” diye ikinci bir anlamı daha var ama bu manada bir kadın istediklerini hiç sanmıyorum.Hangi erkek kurnaz kadın sever ki?Sevmezler de şey...Sadece sevişmek isterler. Hırs basar bunlara...Kadın akıllı, başarılı, tuttuğunu koparan ve kurnazsa, hemen...Neyse biz konumuza dönelim.“Yavru yetiştirecek duruma gelmiş hayvan, nasıl iyi sevişecek?” Kadın, karpuz kollu, dizden 4 parmak aşağıda küçük çiçekli bir elbise giymiş. Anaç ya, içinden öyle geliyor.Ayağında da terlikler. (Tabii ki topuksuz.)Ev terliği... Derli toplu ya...(Bu arada yeri gelmişken bir kez daha iddia ediyorum ki, topuklu ayakkabı giymeyen kadın iyi sevişemez. Bu konuyu sonra açarız.)Saçları arkadan toplu. Enseden... Yukarıdan olursa anaç olmaz seksileşir... İyi bir yüz ifadesi var. Bakınca anlıyorsun yani, o iyi bir insan. Oysa sevişmek isteyen bir kadın asla iyi bakmaz. Hırçınlaşır.Ha, anaç kadın kötü kötü bakmaz mı? Diyeceksiniz. Hayır bakamaz. O zaman nerede kaldı anaçlığı...Mutfakta türlü pişiriyor, (ki seksi bir kadın olsaydı suşi deniyor olurdu) bir yandan da gözü Derya Baykal’ın programında... Huniden şapka yapmayı öğreniyor...Siz hiç blues dinleyen anaç bir kadına rastladınız mı? Eee?O sırada adam eve geliyor, ona şefkatle bakıp “Acaba yorgun mu?” diye düşünüyor. “Ona bir ıhlamur yapsam pardon kaynatsam” diye içinden geçirirken...Mutfakta deli gibi sevişmeye başlıyor!Hem de ne sevişme!Bu ne be?Korku filmi gibi...Olacak iş mi?Anaç ve iyi sevişecek ya!Olursa, böyle bir şey olur işte.Yahu ben olsam manyak diye kaçarım bu kadından... Seri katil midir, nedir?Ne demek istedim şimdi ben?Siz şimdi bu yazıdan, sadece sevişme kısmını aklınızda tutmuşsunuzdur. Yalan mı?Bütün o anlatmaya çalıştıklarım falan...Boşuna değil mi?
Hani hep, “Erkekleri yetiştirenler de kadınlar değil mi” denir ya... “Siz bizi böyle yetiştiriyorsunuz sonra da kızıyorsunuz” manasında...Yani aslında danalıklarını kabul ediyorlar da suçu bize atıyorlar.Çok da haksız değiller ama...Bakın şimdi bunların yetiştirmekle ne alakası var:Baştan söyleyeyim, anlatacağım örneklerdeki aileler kesinlikle, “Göster bakalım pipini amcalara” türünden değil.Dana, dört ya da beş yaşlarında...Bir sonbahar sabahı koşa koşa annesinin yanına geliyor.Aman çok heyecanlı.Suratında büyük bir keşfin zafer ifadesi var.Nefes nefese anlatmaya başlıyor:- Anne! Ben havanın nasıl olduğunu şeyimden anlıyorum.- Hı!!! Nasıl çocuğum?- Annee... Hava soğuk olunca pipim küçülüyor, oradan anlıyorum!İyi halt ediyorsun!Annesi mi öğretti şimdi hava durumunu oradan öğrenmesini?Ne diyeceksin danaya?“Oğlum, pipinden öğrenmen gereken şeyler bunlar değil. Ayrıca senin pipinden değil, pipinin senden öğrenmesi gereken şeyler var” falan desen...Boşuna...İleride ona bakıp bakıp bizim hayal bile edemeyeceğimiz kimbilir daha ne tahliller yapacak? Bu dana da, 7-8 yaşlarında...Sadece alaturka tuvaleti olan bir tatil yerindeler...Oğlan kesinlikle tuvalete oturmayı reddediyor. Yani bir otursa yapacak ama imkânsız...Sonunda sebebini öğreniyorlar:“Pipisi yere değerse” diyeymiş!Bakar mısınız hayal gücüne...O kadar ki, oturursa yere değecek!Nasıl tahayyül ediyorsa onu...Ha, değse n’olacak? Artık onu da ne diye düşünüyorsa...Yani o yaşta kimse ona büyük olması gerektiğini falan öğretmedi.Aaa... Daha da kötüsü var tabii...Danayı ikna edip oturttuklarında ve tabii ki pipisi yere değmeyince...Olacakları düşünebiliyor musunuz?Danadaki hayal kırıklığını...Artık o 40 yaşına gelse, ne zaman alaturka bir tuvalet görse şeyini yere değdirmeye çalışacak. Ve tabii bunu kimseye anlatamayacak.Alın size bir başka dana daha...Hani arabayla giderken yoldaki hafif eğime denk gelirsin de, için hop eder ya.İşte öyle bir anda, bu 4 yaşındaki dananın tepkisi ne, tahmin edin:“Anneee... Benim pipim kalktı, sizinki de kalktı mı?” Bunu da öğrendiğimiz iyi oldu! Şimdiki danamız biraz büyük. 10 yaşında...Okulda bir sevgilisi var. Ne olduysa, dananın hevesi kaçmış. Ama kızı da bırakmıyor ha! Oyalıyor hatta biraz da kötü davranıyor.E, anne de hem hemcinsini koruma içgüdüsüyle hem de hani belki bir şeyler öğretmiş olurum diye danayı uyarıyor.- Oğlum, çok ayıp. İstemiyorsan söyle kıza, böyle yapma. Ayrılın.- İyi de anne, insan öpüşmeden de ayrılmak istemiyor ki!Buyrun...Şimdi bunların yetiştirmekle ne alakası var?İşte bir dana böyle kendi kendine büyüyor...
* “Bu özelliği çok kötüymüş gibi (sadakat ve vefa erkeklere has olmadığından) angut kelimesi bir küfür bir hakaret algılanır erkekler arasında. Angut musun sen falan denir aşağılamak istendiğinde. Oysa ki bu kuş, çoğu insan geçinen iki ayaklıdan daha yüce özellikler taşımaktadır, bilmeyenlere duyurulur.” Kuş muş deyince asapları bozuluyordur da ondan... Bu bir hayvana benzeme meselesi üzerine epey kafa yoran var anlaşılan. Kusura bakmayın, kendimi tutamıyorum bazen.Bakın neler var, bir iki laf etmem lazım:* “Aslanların eylemlerinin süresi 3 saniye. Neyle övündüklerini de bilmiyorlar. Erkek aslanın onca ihtişamı 3 saniye sonra iniyor. Hayvan olacaksan da hangi hayvan olacağını bilmek lazım.” Şimdi, sanki bizimkilerinki ne kadar sürüyor diyeceğim, alınacaklar. Şöyle bir rakam versem? Yüzde 47. Biraz manalı bir rakam oldu ama bu “erkenci” yüzde 47 de kendini her şeye muktedir sanıyor bu memlekette...* “Sanırım erkeklerden büyük bir kötülük gelmiş başınıza? Karar verin, geldi mi gelmedi mi?” Nerdeee?* “Dilek Hanım, insan tüm canlıların bileşkesidir. Her canlının özellikleri genlerimize işlenmiştir. Onun için bazen aslan gibi, bazen çakal gibi, tilki gibi, eşek gibi, yılan gibi, kumru, güvercin, köpek, ot vb. gibi davranırız.” İçimizi ısıttın. Kimi zaman da, duygularımızı şarkılara yansıtırız değil mi?. “Tin tin tini mini hanım...” gibi... Bazen de, “Amman Haydar....” Gibi.. Hayat işte! Şanş!* “Başka işiniz mi yok ya?” Yok. Birazdan da şempanzeler gibi birbirimizin bitlerimizi ayıklayacağız. Hani tüylerinin arasına karıştırıp bir tane bulurlar da, önce ona dikkatlice bir bakıp sonra koklayıp ağızlarına atıverirler. Aynen öyle. * “Yine konu döndü dolaştı geldi rakamlara, 13, 15, 18, 20...” Duracağın yeri biliyorsun... Bir an korktum daha sayacaksın diye...* “Hiçççç kusura bakmayın ama bizler bu şekilde davranıyorsak bilin ki bunları sizlerden öğreniyoruz ya da öğretiyorsunuz bilmem anlatabildin mi Dilek Hanım?” Tabii... Her söylediğimizi anlar ve uygularsınız çünkü! Hadi yiyorsa angut olun. * “ERKEK ASLAN HAKLARINA SAHİP İNSAN OLMAK BİLE GÜNÜMÜZ ŞARTLARINA UYMUYOR. EŞİTLİK NE OLACAK O ZAMAN. KADIN ÇALIŞACAK ERKEK YİYECEK... LÜTFEN DÜZENİ BOZMAYALIM.” Bağırma! “Bağırma” dedim. (Öyle olur ya!) Öteki de bağırarak, “BAĞIRMIYORUM BEN” der. * “Bizde de durum tersine işliyor. Biz hep babamızın doğum gününü unutuyoruz... Bu yüzden sadece erkeklere yüklenmek yanlış.” Babamız derken? Kardeşler olarak gerçek babanızdan mı bahsediyoruz yoksa eşinize baba mı diyorsunuz?... Doktorların, “Nasılız bakalım bugün”ü gibi bir durum mu?Ayrıca aramızda erkeklere yüklenen mi var?Bana mı dediniz?
Kadınlar artık evlilik yıldönümünü ya da doğum günlerini hatırlamayan kocalarını daha az suçlayabilir! Çünkü İngiliz bilim adamları, kadınlarla erkeklerin farklı hafıza genlerine sahip olduklarını ortaya koydu.” Haber bu.Ben de ne zamandır bu konuya bir el atmak istiyordum.Şu, gen ve doğal hayat meselesine...“Genlerimizden dolayı” ve “Doğada erkek arslan”la başlayan cümlelere...Bunlar canları çektiği zaman veya sıkıştıklarında hemen genlerine veya doğal hayata sığınıyorlar ya, ona...Ne zaman bir danalık yapsalar, yapmak isteseler, genetik indirim istiyorlar.“Genlerimiz böyle” diye...Son numaraları da bu gen:“Uzun dönemli hafızada bağlantı kurmak için erkeklerin beyinlerinde kadınlardan daha farklı genleri kullandıkları, bu yüzden de, kadınların evlilik yıldönümü gibi tarihleri, erkeklerin ise rakamları ve olayları daha iyi hatırlayabildiği kaydedilmiş.” Tarihler sanki rakam değil! Ayrıca isteyince başka rakamları aklında tutuyorlar ama...Özellikle de şu soruların karşılığı rakamları...Kaç santim?Kaç kere?Kaç tane?Kaça kadar?Yani onlara göre, mesela, 10.03.1995 rakam değil, ama 13 cm rakam...Biz de o 13 cm’yi rakamdan saymazsak, bir şey olmaz değil mi?Bir hak doğar yani...Doğal hayat hakkı!Hadi onu da geçtim, diyelim ki gerçekten de aklınızda tutamıyorsunuz, bir yere de mi kaydetmezsiniz? Son moda telefonları dünya paraya almayı biliyorsunuz oraya kaydedin bari...Bunu akıl ettirecek geniniz de mi yok?Sizde yoksa gen mi yok?Heh heh hee...Vardır vardır. “... geni” (Boşluğu istediğiniz gibi doldurun artık.)Ama bunlar genlerden çok doğal hayata daha fazla takılırlar.Hit örnekleri de erkek aslandır.Yok efendim, erkek aslan bütün gün el ense yatarmış, yediği önüne yemediği arkasına konurmuş, istediğiyle çiftleşirmiş, dişisi de ona hizmet edermiş.Doğada erkek buymuş.İyi o zaman, sen de git ormanda yaşa...Erkek ayılar da kimbilir öyledir belki, git dağa...Yani doğada içgüdüleriyle yaşayan bir hayvanı mı örnek gösteriyorsun bize?Kendinle onu bir mi tutuyorsun?Yahu şu aslanın senin kadar aklı var mı? Biir...Bu akılla dahi, yüzyıllardır bir şey öğretmeye kalksan o bile anlardı. Bu ikiii...Hiç mi gelişmedin, gelişmek istemedin? Bu üüüç...Sadece içgüdülerinle hareket etmek istiyorsan buyur seni ormanlara alalım bu döört...Hayvan gibi mi olmak istiyorsun? Bu da beşBen biliyorum sizin ne istediğinizi...İsteyince erkek aslan, istemeyince de medeni insan olmak.İşine gelen tarafını almaca yok öyle...Duymayayım.Birinden birini seçin de, biz de ne yapacağımızı, size nasıl hitap edeceğimizi bilelim.Sonra kızıyorsunuz.İki seçeneğiniz var zaten. Karar verin. Ne olacaksınız?Hayvan mı, insan mı?
Kimsenin ölümüne sevinmezsin.Belki ama o da belki, en fazla hak ettiğini düşünebilirsin.Ama sevinemezsin.Bazı insanlar vardır...Onların ölümüne diğerlerinkinden daha fazla üzülürsün.Yakınlarından bahsetmiyorum.Bir “berhaba”n bile olmamıştır, tanımazsın, hatta hayatında bir kere bile görmemişsindir.Varlığından haberin dahi yoktur.Ama o ölünce üzülürsün.Çok üzülürsün...Daha da tuhafı, herkes üzülür...Onu tanımayan herkes...O bazen meşhur biridir. O seni tanımaz ama sen onu bilirsin.Ölür.Kimsenin üzülmeye itirazı olmaz.Hiç kimsenin...Tek bir kişinin bile...Bazen de o, sıradan biridir...Gazetede bir fotoğrafını görmüşsündür, o kadar. Bir de hakkında üç-beş satır bilgi...Bilmiyorum, onda olan bir şey seni derinden yaralar.Seni üzen bazen onun güzelliğidir...Bazen gençliği...Bazen saflığı...Hayat hikâyesi...Ya da ölüme gidişi...Ölümün ona gelişi...Neşesi veya hüznü...Masumiyeti...Her neyse?Seni nerenden yakaladıysa...Nereni acıttıysa, senin de oran kanar.Seni yaralayan her neyse, aynı anda herkesi de yaralar...Bu yüzden midir nedir?Biraz empatik...Üzülürsün, çok üzülürsün...Hak etmediğini düşünürsün. Derin hüznün belki de bu yüzdendir.İşin içinden çıkamazsın, kim ölümü hak eder ki?Bazen de, bir gece keyifli koltuğunda uyuklarken fırlarsın yerinden...Hain bir saldırıda ölen onlarca kişinin haberiyle...O telaşın içine dalarsın.Sanki oradasın.İlk aklına gelenlerden biri şudur:O da biraz önce keyifle yolda yürüyordu...Tıpkı senin gibi...Keyifliydi...Veya endişeli, yorgun vs..Ama yaşıyordu...Sonra insiyaki olarak kendini onlardan birinin yerine koyarsın.Eşini dostunu arayan, en yakınını kaybeden veya çocuğuna sıkı sıkı sıkı sarılan biri oluverirsin.Kamera neyi gösteriyorsa, hangi fotoğrafa bakıyorsan o olursun.Herkes olur.Herkes oradan biri olur.Birisiyle ağlar diğeriyle isyan edersin. Bağırır çağırır, isyan edersin.Bütün bunları hiç sesini çıkartmadan da yaparsın.Biraz empatik...İster istemez yaparsın.Üzülürsün...Çok üzülürsün.Ha, korkar mısın? Hayır.Siner misin?Hayır.Sadece üzülürsün...Çok üzülürsün...
Kusura bakmayın, benim aklım şu “rakı-balık mı, seks mi” de kaldı.Güzel güzel, “Önce seks sonra rakı-balık” demiştim ya, itiraz eden edene...Bu konuyu bir açıklığa kavuşturayım sonra başka meselelere bakarız...Evet, “önce rakı-balık sonra seks” diyenler çok. Bir gerekçe de göstermiyorlar ama ben onları anlıyorum.Cevaplarını vereceğim ama itiraf edeyim, beni şaşırtan bu olmadı.Hiç aklıma gelmeyen bir durumla karşılaştım.“Hepsini bir arada” isteyenler var!İşte buna gerçekten şaşırdım.Yani rakı-balık yaparken onu da yapacak!!!Çok işi var ya, vakti yok. Microsoft’ta CEO...Balıktan bir lokma, rakıdan bir yudum, üzerine su yerine o...Sonra yerine oturup biraz meze...Sen bu arada iki de sözleşme attırır, beş konteyneri de yola çıkarırsın.Düşünsenize...Rakıdan bir yudum alıyor sonra kadına....Bu arada mail atacak ya, uygun pozisyonu alıyor, bir yandan sevişirken(!) bir yandan da kadının sırtına BlackBerry’sini koyup yazmaya başlıyor:“Dear Mr JonesBen konteynerı affedersiniz koyuyorum. Gerekli gümrük işlemlerini tamamamamamladım, dım dım dım dııım.İyi sevişmeler...” Sofrayı topladığında kaç işi birden halletmiş olursun...Olursun da...Kadın tepe sersem olmuş o ayrı...Hayır, ertesi gün arkadaşlarına durumu nasıl izah edecek, onu düşünüyor...Bunu yazıyorum çünkü bunu isteyenlerin sayısı hiç de az değil arkadaşlar...İkinci sırada, “biri önce diğeri sonra olmuş, fark etmez. Olsun da...” diyenler var.Sonra, “hayır önce rakı-balık” çılar geliyor.En sonda da, “Önce seks, sonra rakı-balık” diyenler...Bakın arkadaşlar, “neden önce seks” anlatayım.Sonraya bırakırsan, ne kadar içeceğin belli değil, işi riske edersin, Allah korusun. Bu biiir...Yapamadığınla kalsan iyi, adın çıkar. Bu ikiii....Çok yersen ağırlık çöker, canın istememeye başlar. Bu üüüç...Onunla uğraşmaya üşenip başkasına yazmaya başlar, sabah pişman olursun. Bu dööört...Ona yazmaktan ne yediğinin ne içtiğinin tadına varırsın bu beeeş...Olaydan sonra nasıl olsa acıkacaksın, gider mis gibi balığını yersin. Bu altııı...Daha yazayım mı?Tabii aramızda konuyla ilgili başka fikirlere sahip olanlar da var. Saygısızlık etmeyelim, onlara da bir iki laf edelim.- “Sayın Önder, seks, doğanın insanlara kurduğu en büyük tuzaktır.” Öyle diyorsan, öyledir Sayın Okuyucu. Ağır konuştun ama eee? N’apalım yani?- “Ben... Bu işlerde... Her zaman... Dizginlerin... Bayanın... Elinde... Olmasını... İsterim...” Biz de sana hayatta başarılar dileriz. Aslında kadına dilemek lazım ya!!- “Önce deniz kum. Sonra balık ve birkaç yudum içki, biraz güzelleştikten sonra bir kadın düşünün yanınızda offff bea fanteziye bak!!!!” Asıl fantezi ondan sonra başlar ama... Bu çalışmaktan çok bunalmış belli. - “:)) aklıma getirdin şimdi bak. Baya uzun zaman oldu rakı-balık yapmayalı... :)” Hadi o zaman, hepimize bol şanş!
Bu sorunun birçok cevabı olabilir...“Rakı-balık.” “Seks.” “Bazen seks bazen rakı-balık.” “Adamına bağlı” “Balığına bağlı.” Cevapları daha da çoğaltabiliriz...Ama en iyi cevap yukarıdakilerden biri değildir. En iyi cevabı sona saklayacağım...Durup dururken böyle bir soru sormuyorum. O kadar da manyak değilim. Henüz yani...Geçenlerde okumuştum, bizim Pazar Vatan’da Gülşen Yüksel’le röportajında, Serdar Ortaç, “Rakı-balık, seksten daha güzel” demiş. Hatta tam olarak yazayım:“Kadın koynunda uyuyamıyorum. Tek gecelik ya da tek saatlik ilişkiler yaşıyorum. Rakı-balık yapmak bir kadınla yatmaktan daha güzel.” demiş.Röportajı seksten yarım saat sonra yaptı herhalde...Öyle olur ya, bittikten sonra bir daha canın hiç istemeyecekmiş gibi gelir...Yazının burasından itibaren Serdar Ortaç’ı bir tarafa bırakıp işi kişiselleşirmeden yani, söylediği bu söz üzerine biraz beyin jimnastiği yapalım... Şimdi bu ne biliyor musunuz?Çok sevişmiş, sevişmeye doymuş erkek sözleri...Ya da... İstediği zaman bir kadını elde edebileceğini düşünen erkeğin ruh hali...Yani medeniyete giden yola girmiş.Demek ki seks, başka düşüncelerin ve duyguların önüne geçmiyor artık. Önce diğerleri, sonra o da canı isterse, seks...Yani, kadınsı düşünce tarzı...Niye kadınlar da bir erkeği beğendiğinde aklına önce onunla seks yapmak gelmez?Çünkü bilir ki, isterse yapar. Tek bir parmak hareketine bakar...O kadar basit.Bunu yapabilmenin rahatlığı, bu özgüven kendiliğinden doğal bir doyum yaratmıştır kadında... İşte bu yüzden hep derim ya...Erkekler evden çıkmadan önce iki, üç, beş, artık kapasitesi neyse, o kadar kere kendini suiistimal edip sokağa öyle çıkmalı...Evet. Çok da ciddiyim bu konuda...Hatta özel makinesi falan olacak, x-ray’den geçer gibi falan, kapıdan rahat bir şekilde çıkacak.Mecburi olacak bu.Ondan sonra herkesin kafası rahatlayacak. O zaman karşımızdaki erkek değil, insan olacak.Kadınlara, bacak, meme vb. diye bakmayacak, onları insan olarak görecek.Bunun ucu, savaşların bitmesine kadar gider, söyleyeyim...Ama tabii ki sekssiz bir hayattan bahsetmiyorum.“Kimse kimseyi kendi sorunlarıyla sıkmasın, meşgul etmesin, herkes kendi kendine halletsin” gibi bir düşüncede değilim.Ama her şeyin zamanı var...Rakı-balığın da, seksin de...Yani tercih yapmamıza ne gerek var.Yani geldik o sorunun en iyi cevabına...“Rakı-balık mı, seks mi?”nin...Çoğunuzu tahmin ettiniz tabii.. Ya da baştan o cevabı verdiniz...“Önce rakı-balık sonra seks.” Benim de böyle söyleyeceğimi sandınız...Ama yanıldınız...O değil.Tam tersi:“Önce seks sonra rakı-balık.”