Hatırlarsanız bu konuya (tanışma) onun hikâyesiyle başlamıştık. Hani soyadından yola çıkarak adamın neresinde beni olduğuna kadar öğrenen ama henüz tanışmayan biraz da ne yapacağını bilmeyen onunla...Diyorum ki, bugün de ona fikir verenleri okuyup artık konuyu tatlıya bağlayalım... * “Belki biraz saklambaç oynanabilir... ;) Posta kutusuna not bırakmalar gibi...Bir adet eti tutkuyla beraber: ‘Bu ilki... Diğer tutkularımı da paylaşmak isterim’ tarzı biraz çocukça biraz şımarık biraz da kışkırtıcı bir not vs...” Tabii... Kışkıracağı kesin! Da, sonrasından pek emin değilim. Başka?* “Ben olsam bir daha karşılaştığımda yanına giderim, elinden cep telini alır kendimi arar, teli geri veririm. ‘Görüşürüz’ deyip giderim.” Bu bir filmde mi vardı? Bu aralar herkeste bu numara!!! Deneyen var mı aranızda? Anlatsanıza...* “Arabaysam, şöyle hafiçe bir tampon-tampona çarpışmayı göze alabilirim gibi;).” Fena değil, ha?* “Hemen plakasını ve arabayı nerden aldığını öğrenirim hani plakaların altında yazıyor ya:) sonrada oraya arayı şu plakalı araç benim arabama çarpmış ve benim ulaşmam lazım plakayı da kazaya şahit olan kişi verdi derim ve bir şekilde numarasına ulaşıp arayıp ‘Çok güzel gülüyordunuz’ deyip kapatırım:) Ama tabi numaram görünecek şekilde ondan sonrası ona kalmış artık:).” Bak, son gülen iyi gülmesin sonra!!!* “Diyelim ki, adam markette alışveriş yapıyor. Siz de onun civarında dolaşır bir şeyler alırsınız. O ara söylenecek bir sözcük bulunabilir. Aldığı şeye ya da aldığımız bir şeye yorum yapılabilir.Bu o kadar da zor değil.Yeter ki, yüreğiniz yerinden hoplasın.Kim tutar sizi!Bir bakarsınız yardım eder poşetlerinizi taşımaya. Bu iş hem çok kolay hem de çok zor... İsteyince yapamayacağımız bir şey yoktur biz hanımların:)))” Sen de haklısın...* “Sık sık karşılaşıyorsa, o zaman devamlı baksın, bakışlara karşılık versin. Gülümsemesin de. O yabancı filmlerde olur. Bakarken, ürkek bir kuş gibi korkuyor, heyecanlanıyor havası versin. Delikanlıya saldırı cesareti versin yani. Adam fırlamanın, işe yaramazın tekiyse zaten, b.ktan bi bahane bulup konuşur, maymunluklar yapar. Öyle bi tipse hayatta pas vermesin zaten. Ne pas ne başka bişey. İt edene kadar dolandırsın onu. Ama adam sessiz, sakin, efendi görünümlü ise yine dikkatli olsun. Konuşamıyor benimle, cesareti yok falan sanmasın. O, çayın demlenmesini bekliyordur. O, topun kaleyi tam gören bir yere ortalanmasını bekliyordur. O sakin adam, zamanı geldiğinde öyle bi vurur ki (topa. çifteyi yani. yumuşak atın çiftesi... işte o) kaplan çevikliğinde. Ona gerekli zaman ve sinyaller verilsin yeter ki. Sabır sabır sabır diyorum. Ha kadının hiç vakti yoksa, ‘Farketmez ben fast-food takılırım’ diyorsa, gevşesin hemen. Her teklifini kabul etsin. Kahve, çay, yemek. Gitsin, görsün sonra da bu köşeye yazsın.” Hadi bekliyoruz...* “Utanacak bir şey yok ki! Valla ben çoğu kişiyle bu saydığınız yöntemlerle tanışıyorum. Dikersin gözlerini market veya başka yerdeysen; adam gelir, numaraları alıp verirsiniz. Trafikteyse, zaten peşinize takılıyor:):) Takılamayacak durumdaysa, hemen bir kartvizit uzatır ya da alırsınız. Bir kişi geri dönmedi şimdiye kadar bu yöntemle:D Hatta o kadar mükemmel insanlarla tanıştım ki aşık oldular bana ama ben olamadım.” Senin yanında acemi kaldık ha!* “İnşallah bu konuyu hep beraber çözeceğiz, sonra da sizin sonrası için ’iyi bildikleriniz’var ya! İşte onları öğreneceğiz... heh heh heh.” E, tamam o zaman...Başlayalım mı?
Kaç gündür yazıp duruyorum ya, “nasıl tanışılır”, “tanışılsın mı” diye...Hep kadın tarafından baktık olaya...Peki danalar bu işe ne diyor?Bugün sıra onlarda...* “Kadın isterse olur. Plajda olur, trende olur, benzincide olmaz. Markette olur. Kırmızı ışıkta olmaz, otobüste olur. Minibüste olmaz, dolmuşta olmaz. Tecrübeleriyle sabittir.” Tabii erkeklerin çoğu da kadınlar gibi bu konuda karamsar.* “İnanın kimse kırmızı ışıkta göz göze geldiği, markette veya garajda gördüğü birisi ile öyle damdan düşer gibi konuşamaz... Hayat bu kadar basit midir yaa... Aşkı sokakta kırmızı ışıkta duran BMW’deki beyde veya güzeller güzeli hanımda arayanlara seslenmek istiyorum. Yok böyle bi şey... Aşk yanıbaşımızda iken bile konuşmakta zorluk çeken bizler, ilk kez gördüğümüz birisine gidip hoşlandığımızı söylicez... Varsa böyle burnu kızarıklar bilmiyorum... Ama ben tanımadım, duymadım henüz böyle bişey.. Ay efendim geçenlerde markette arabasına ekmek koyarken göz göze geldik, geldi bana dedi ekmeyimi sizinle yiyebilir miyim!!! komediyiz yaa...” Sen öyle san! Bak neler var:* “Aslında bilirsiniz, o an bilmeseniz bile bir sonraki an çoktan planlamışsınızdır. Artık sıkınıtı, bildiğinizi nasıl uygulayacağınızdır. İki tarafın, kısa süreli de olsa, birbirine bakması elzemdir. Ondan sonra denenmiş ve karşılık alabileceğiniz söylemler şöyle sıralanabilir:1. Yanına paşa paşa gidersin, 100 m ilerden mail atamayacağına göre, olduğu gibi anlatırsın mevzuyu: ‘Merhaba, ben seni daha önce hiç görmedim ama biraz önce fark ettim ki sen de bana baktın. Ben bir sapık filan değilim, amacım sadece seninle tanışmak. Eğer tanışmak istemezsen, bir daha, muhtemelen birbirimizi görmeyeceğiz. Ben istedim ki, işi şansa bırakmayalım’ der, hafif meşrep de gülersin.2. Yine yanına gidersin ve bu sefer şöyle bir diyaloğun içine girebilirsin:- Kusura bakmayın, izin verirseniz size bir şey söylemek istiyorum.- Buyrun?(İnsansa buyrun der, demiyorsa uğraşmayınız.)- Ben ne sizi tanıyorum, ne de sizin bir arkadaşınızı. Ne ailenizi tanıyorum, ne de sizle alakalı herhangi birini.- Ee, yani?- Yanisi şu, simdi ben size böyle geldim ya, size böyle gelenlerle çat diye bir şeyler yapacak birisi değilsiniz muhtemelen.- E tabi ki.(Bu cevabı verirse, kısık ateşte pişirmeye devam edin.)- O zaman sizinle tanışmamı sağlayacak kişilerle nasıl tanışırım, lütfen onu söyleyin (burada hafiften bir gülersin), isterseniz onların arkadaşlarını da söyleyebilirsiniz, sizinle tanışana kadar kiminle tanışmam gerekiyorsa tanışırım ama yeter ki bir kahve içelim beraber. Bir kahvecik? (Burda da güleceksin, yine hafif.)” Senden korkulur!!!! Atıyor musun, ne? Atmıyorsan hele bir de hoşsan seninle birlite olacak kıza... Hangisi? A- Ne mutlu! B- Yazık!Ama bak yalnız değilsin:* “Ben bu şekilde 20-25 bayanla tanıştım. Yaklaşık yarısıyla bir ilişkim oldu (ki biri 1 yıla yakın sürdü) 5-6’sıyla arkadaş olduk, arada bir görüşüyoruz. Neden utanayım ki? Kendimden mi? Duygularımdan mı?” Demek ki neymiş? Onu da yeni filozofumuz söylesin:* “Hiç kimse mükemmel değildir. Mükemmel (insan) utanmazdır. Anında müdahale mrb oki.” Oki doki!!Haklı mısın, nesin...
Diyorum ki, bu konuya biraz daha devam edelim...Şu markette, benzinci ya da karşılaşılan “Tam benlik” lere...Göz göre göre kaçanlar, yakalayanlar...Hem çok hoş anılar hem de çözmemiz gereken noktalar var...Önce anılardan başlayalım mı?n “2 yıl önce Kadıköy’de iş çıkışı Bezgin Bekir gibi yürürken yanımdan biri geçti..Ama nasıl hoş, yakışıklı, karizma, kıyafet vs. Her şey hayalimdeki gibi..Ve aklımdan da ah keşke böyle biri benimle olsa diye geçirdim.Derken pat diye geri döndü benimki:‘Pardon, genelde böyle şeyler yapmam ama sizinle başka bir yerde karşılaşma şansım olmayabilir, acaba kahve içebilir miyiz?’dedi..Ve bana kal geldi.Kalbim ‘ewet’ derken, dilim ’hayır’ dedi.‘Hayır’ dediğim an pişman oldum, maalesef... Ya altı üstü bir kahve ne var ki...Bunu bir arkadaşım yapsa nasıl kızardım ama olmuyor işte. Basit kadın mı olacaktım sanki... Salaklığıma doymamayım.” * “Bundan yedi ay önce bir gün ders arasında boşluğum vardı, üşütmüştüm, doktora gidip ilaç yazdırayım dedim. Gittim, doktor çok sevimli davrandı. Kısa ama samimi bir tarzda muhabbet ettik. Sanırım bana 8.2 saniyeden de uzun baktı:) Ben de etkilendim tabii o anda ortamdaki havadan. Neyse yapılacak bir şey yok başka, ilaçlarımı yazdı gideyim bari dedim. Ama o hastalığın verdiği kırgınlık vb. her şey bir anda geçti, gözlerim ışıldamaya başladı filan:) Yapılacak bir şey yok diyerek boynumu büktüm:( Eve döndüm, aklımda hep doktor. ‘Ne yapsam’ diyorum. Yeniden mi gidip ilaç yazdırsam ‘iyileşmedim’ diyerek... Dosyamı unutmuş numarası mı yapsam, aklımdan bir sürü senaryo geçti ama bu yaşıma rağmen hâlâ utangaç olduğumdan hiçbirini yapamadım. ‘Neyse’ diyerek kaderime razı oldum:) Öğleden sonra mail’lerime bakarken bir baktım doktordan mail var! Facebook’ta görünmez, arandığımda bulunmaz olmama rağmen orda da mesaj var doktordan! Google’a ismimi yazıp bir Türkçe öğretmeni sitesinde mail’imi bulmuş, oradan Facebook’u filan. Yazışma, telefon numarası verme derken birkaç gün içinde bir akşam kahve içmeye gittik, hâlâ da içiyoruz o kahveleri:)” ***Bakın bu çok komik:* “Yaklaşık 1,5 yıl önce işim gereği 3 gün süren bayi toplantısına katılmıştım.Tanışma kokteyli sırasında ’işte o’dedim.Artık kabiliyetsizlik mi dersin, utangaçlık mı neyse adı işte, koskoca 3 gün adamla tanışamadığım gibi, değil soyadını, adını bile öğrenemedim.İstanbul’a döndük ama o gözler aklımdan gitmiyor bir türlü.Bulacağım dedim. Hırsa bak sen:)Önce toplantıyı düzenleyen şirketteki arkadaşlarımı aradım, tipini tarif ettim.Adı ne söylesinler bana diye.Güldüler tabii. 550 kişi varmış toplantıda.Neyse ki toplu resim geldiğinde en önde oturduğundan artık resimle soruşturmaya başladım:)Tesadüf uçakta biri yanına oturmuş.Tanışmışlar bir isim verdi ama emin olamadım.Kaldığımız oteli arayıp ismi teyit ettim.Hangi bayide çalıştığını öğrenmek için organizasyon firmasını aradım.Çalıştığı yeri öğrenip telefon açıp sekreterden de doğru isim olduğunu teyit edinceeeeee artık son bir hamle kaldı.İşte onu da Facebook’tan profiline ’şu şu tarihlerde şurada olma ihtimaliniz nedir’diye bir mesajla çözdüm. Kabul pek yaratıcı değil ama arama bulma süresince zaten tüm yaratıcığımı harcamışım:))Her neyse. Abinin önce cool, sonra meraklı yanıtlarıardından msn aşamasına geçtik.1 ay kadar sonra da görüştük.Oraları uzatmayayım, neticede abi beni çok beğendi, çok etkilendi (!)Amaaa sevgilisi varmış. Gerçi ilişkisi kötüymüş, ayrılacakmış ama kızın okulu varmışmış, değişmeyecek kadar çok sevseymiş benimle aslaaaa yazışmazmış.Hem daha beni tanımıyormuş ki. Aaa şaşıııırdıııım:)Şimdi yeni nesil erkekler kadın dergilerinde, orada burada ilk adım kadından gelmeli filan diyorlar ya.Bana sorarsan işkembeden sallıyorlar.İlk adımı atan kadının düzgün ilişki platformunda hâlâ yeri olamıyor.Ben bir daha yapar mıyım? Asla demeyeyim ama bu kez Sleepless in Seattle’ın sadece bir film olduğunu, Meg Ryan & Tom Hanks ikilisinin gerçekte var olmadığını, hayatta işaretlere inanmamak gerektiğini kendime hatırlatırım sanırım.O değil de. Şu sevgilisi olduğu halde, başka kadınlara ’ilişkim çok kötü, bana zaman ver vs vs’yalanları ile kendilerini 3’lü ilişkilere atan danaları masaya yatırsan diyorum.” ***Yatırmıştık ama bir daha yatırırız. Ne olacak?İş yatırmak olsun!!!
Evet, bilmiyorum...“Markette, benzincide ya da trafikte nasıl tanışılır?” bilmiyorum...Ha, ondan sonrasını iyi bilirim o başka!Tanıştıktan sonrasını...Biraz daha ilerisini...Ama anladığım kadarıyla o noktalarda ne yapılacağını bilen kimse de yok. Her konuda vır vır vır akıl verirsiniz, bakıyorum sizin de nutkunuz tutuldu.En yaratıcı olanınızın bile, fikri gelmiş! * “Gülümsersin.” Oldu.Biz öyle kalakalırsın, utanırsın falan diyoruz o, gülümse diyor...Bırak gülümsemeyi, diyelim ki şanslı günündesin ve o gülümsedi sana... Veya aştı kendini, geldi telefonunu istedi...Verecek misin? (Telefonunu!)Hadi daha iyi bir ihtimal üzerinde duralım.O gülümsedi, sen gülümsedin geldi yanına ve dedi ki:Ne desin?“Bir kahve içelim mi?” Yok canım, daha neler...Diyemez de, hadi dedi...Ne yani? Markette kasada gördüğün adamla kahve içmeye mi gideceksin?Nasıl olacak arkadaşlar?Bak, siz bunu söyleyin, ben de gerisini...Heh heh hee...Bugün, “Aaaa... Evet yaa... Benim de aynısı oldu” türünden çok mail geldi. Hepsi kös kös tanışamadan, ne tanışması, gülümseyemeden kendi yoluna gitmiş.Ama biri farklı.Birinde her şey çok farklı da olabilir...Olmayadabilir...Kritik!Okuyun bakın:* “Ben de benzer şekilde apartmanın garajında karşılaştım ve ’O!’dedim...Ne yapmalı ne etmeli diye çok düşündüm... Dediğiniz gibi utandım ve öylece kaldım..Elimde soyadından başka bilgi yoktu..Ama 2 haftalık geniş istihbarat sonrasında en yakın dostuna kadar ulaştım..Şu an neresinde beni olduğuna kadar öğrendim desem yalan olmaz...Şimdi harekete geçmek için doğru zamanı kolluyorum. Ne yapmam gerektiği konusunda çok fikrim olmasa da en kötü karşısına geçip ben senden çok hoşlandım demeyi bile göze aldım (Totosunu havaya kaldırma pahasına).Bakalım neler olacak...” Arkadaş şanslı. Neredense soyadını biliyormuş...Kim olduğunu da bulmuş...Acaba ne yapacak?Gerçekten de karşısına çıkıp, “senden çok hoşlandım” diyecek mi?Daha da önemlisi, desin mi?Ben olsam...Ben olsam, demem.Başka bir şey yaparım. Daha yaratıcı, tahrik edici, eğlenceli ne bileyim, daha hoş bir şey...Diyorum size, oradan sonrasını bilirim diye...Ya sanki karşısına geçip öyle söylerse dakka bir gol bir, adam 1 hafta içinde hissiz adama dönüşüverir gibi...Sonra, ayrıca “ilk konuşan kaybeder” gibi bir felsefemiz de var...Yani taktik olsun diye değil ama elimizdeki donelerle daha güzel, romantik ve kışkırtıcı şeyler yapabiliriz.(Bakar mısınız, hemen de “biz” olduk...) Ne yapabiliriz?Mesela?
Ona nerede rastlayacağın hiç belli olmaz. Hep bir barda, bir partide; ne bileyim, bir arkadaş toplantısında olacağını umarsın.Daha doğrusu öyle sanırsın.Oysa oralarda, senin beğendiğin seni beğenmez, seni beğeneni de sen beğenmezsin.Hadi de ki tuttu; ikiniz de birbirinizden hoşlandınız... Orada işin kolaydır. İşin dediğim tanışmanız, konuşmanız...Ortamı zaten, ne desen iş yapar.Ama bazen de onunla başka bir yerde karşılaşırsın.Zor bir yerde...Zor derken?Anlatacağım...Mesela markette...Şarap reyonunda... Bu da biraz film gibi oldu! Peki o zaman kasada...Tam kasaya gittin, sırada önündeki adam.Tam o yani...Belli.Ha, neresinden belli?Kıyafetinden, tavırlarından, ses tonundan ve diksiyonundan, sepetinden (alışveriş sepeti!).Tabii ne aldığı da önemli. Mesela 3 büyük süt, bol çikolata ve 5 kg’lıktan fazla çamaşır deterjanı aldıysa, geçeceksin. Belli ki adam evli...Yok eğer sepetinde...Sepet bile değil, elinde tıraş köpüğü, jilet, şarap ve peynir varsa...Tamam, o akşam biriyle belli ama en azından bekâr demektir.Yani adam bekâr ve hoş. Hadi bakalım, ne yapacaksın?Ne yapabilirsin ki?O da sana bakıyor falan...Eee?Ne olacak bu aşkın sonu?Nasıl tanışabilirsin ki?Ne yani, tıraş köpüğünü görünce, laf açmak için “Berber misiniz?”mi diyeceksin?Ya da şarap ve peyniri görünce, “Ooo... Hadi yine iyisin bu akşam!”mıdiyeceksin?Ne yapacaksın?Hiçbir şey...Öyle kalırsın...Utanırsın...Veya onunla kırmızı ışıkta karşılaştın...Yanındaki araba...Öylesine bakarsın ya, insiyaki olarak...A-ha! İşte orada...Dinlediği müziği duyuyorsun, ceket mi giymiş, palto mu bakıyorsun; duruşunu, bakışını değerlendiriyorsun...Tabii bütün bunlar 3 saniyede oluyor...Adam çok hoş görünüyor...Ve hatta sana da bakıyor (8 saniyeden de fazla üstelik!).Hadi bakalım, ne yapacaksın?Ne yapabilirsin ki?Eee?Ne olacak bu aşkın sonu?Nasıl tanışabilirsin ki?Orada en fazla bir buçuk dakikan var. Gülümseyemezsin, gözünü dikemezsin, göz kırpmalara falan hiç giremezsin.Gülsen ne olacak ki? Öyle kalırsın...Utanırsın...Benzincide karşılaştın diyelim...İkiniz de arabadan inmişsiniz, bir anda göz göze gelmişsiniz...Adam hoş!Sana göre, belli.En azından öyle görünüyor...Ne diyeceksin ki?Ne diyebilir, ne yapabilirsin?O da...O da ne diyebilir, ne yapabilir ki?Hiiç...Öyle kalırsın.Utanırsın... Olur mu böyle şeyler?Olmaz mı?Hem de diğerlerinden daha fazla olur.Olur da...Ne yapacağını bilemezsin...Utanırsın...Hadi bakalım bu sefer de ben size soruyorum...Ne yapabilirsin ki?
Bu kaçıncı dalga?12’inci...Bir dalga geçiyor ya da biri dalga geçiyor ama kim?Nedir bu dalga?Kim geçiriyor?Ergenekon bir sindirme operasyonu mu?Atatürkçü, laik, çağdaş insanları sindirme...Hiç sanmıyorum...Hatta bu hükümete de yalnızca burada katılıyorum...“Ergenekon bir sindirme operasyonu değildir.” Kimi sindirecekler ki!Kimi?Türkan Saylan’ı mı?Onun arkasında, önünde, sağında, solunda veya çok uzaklarda aynı akılla yaşayan milyonlarca kadını mı?Ya da Sabih Kanadoğlu’nu mu?İlkelerinden ödün vermeyen, onurlu, çağdaş milyonlarca erkeği mi?Onların çocuklarını, torunlarını mı?Kimi?Yoksa bu sindirme değil de gerçekten de bir darbe operasyonu mu?Darbe operasyonu da, arada bir ipin ucunu mu kaçırıyorlar?Anlamadan...Onlara dokununca milyonlarca insanın da aynı anda vicdanını, laik ruhunu acıttığını anlamadan...O milyonlarca kadının, erkeğin aklının ve yüreğinin aynı anda isyan edeceğini anlamadan... Anlamak istemeden...Ya da umursamadan...Yoksa ikisi de değil, hakikaten de bir hesaplaşma mı?Bazı eski solcuların sevinçleri de bu yüzden mi?Türkiye tarihindeki bütün baskıcı rejimlere karşı çıkmış olan onların, bu sefer, bu kadar sevinmeleri...Bu baskıyı, “baskı”dan saymamaları...Gıklarını çıkarmamaları...Bırak gıkını çıkarmayı, “Ne var? Benim annem de kanserden öldü. Soruşturmayla ne alakası var?” demeleri...Bizi de duygu sömürücülüğüyle suçlamaları...Sırf askere karşı diye, hesap soracağız diye, yapılan bütün kötü muameleleri, haksızlıkları mübah saymaları...Hep bu yüzden mi acaba?Yoksa bunların hepsi birden mi?Hem Darbe hem Hesaplaşma hem de Sindirme operasyonu...Üçü bir arada...DHS...DHS’de 12. dalga...12 olsa ne olur, 22 olsa ne olur?Sahi ne olur?Yok, yok...Hepsi olur ama bu bir sindirme operasyonu olamaz.Kimi sindirecekler?Kim sinecek ki?Bu ülkede kimse sinmez.
Doğru mudur?Gerçekten de ilk bakışta aşk var mıdır?Olabilir, olmayabilir de...Bazen olur, bazen olmaz...Ancak bugünkü sorunun şekli biraz farklı:“İnsan ilk bakışta mı âşık olur?” İlk bakışta âşık oldun, oldun... Olamadın çay demlersin.. Böyle mi yani?Böyleymiş.Ama bu durum herkes için geçerli değil.Kimler ilk bakışta âşık olurmuş?Tahmin edin...Erkekler tabii...Hem de 8.2 saniyede...Yapılan bir bilimsel gözlem çalışmasına göre erkeklerin yeni tanıştıkları kadınlara 8.2 saniyeden uzun süre bakmaları bu kadına çoktan vurulmuş olduklarının bir göstergesiymiş. Eskiden tanıdığına bakarsa...“Gel bakiim, ne güzel şeymişsin sen!” havasında...8 saniye değil. 18 saniye de baksa bu tek bir anlama gelir:“Kimse kalmadı etrafımda, uğraşamayacağım da, seninle idare edeyim...” Neyse o ayrı bir konu, biz ilk tanışılanlara dönelim...Bilimsel bir araştırma ama benim aklıma bir takım sorular takılıyor...Hani 8.2 saniye bakıyorsa vuruluyormuş ya...Yani neresine bakarsa baksın fark eder mi?Yoksa neresine bakıyorsa orasına mı vuruluyor?Hayır, fark eder de...Mesela gözlerine bakıyorsa gerçekten aşk da...Bakışları daha aşağılara kayıyorsa aşkın seviyesi düşüyor mu?Hatta ne kadar aşağıya bakarsa o kadar...“En aşağısı ayak” diyeceksiniz...“Ne var bunda?” diye soraraktan...Öyle demeyin; bu ayak fetişistleri hiç de az değildir ha!Bir ayak fetişistinden her şey beklenir!Potansiyeldir onlar.Ne potansiyeli?Onu daha sonra yazarım.Yine konumuza dönelim.Bir sorum daha olacak:8.2 saniyede başlayan aşk ne kadar sürede bitiyor?Bunun cevabını vermişler:Bakışları bir kadının üzerinde ne kadar uzun süre kalıyorsa, bunun, erkeğin kadına karşı o kadar ilgi duyduğunun da bir göstergesi olduğu kanıtlanmış. Mesela 4 saniyelik bir bakışın ardından gözlerini başka yöne çevirmesi pek ilgili olmadığını gösteriyormuş.Bariyer 8.2 saniye...Sayarsınız artık!Ha, bir de bilmem ki kadınlar bu sözlerden bir ders çıkarır mı?Hani ne kadar uzun bakarsa diyor ya...O kadar uzun sürermiş ya...O derece âşık olurmuş ya...Hemen verme yani! (Kalbini.)Bütün itirazlarıma ve endişelerime rağmen bu araştırma bana sorarsanız tek bir şeyin en iyi kanıtı...Danaların neden durmadan âşık olduklarının...8 saniyede...
Öyle demiş ama bence 200’le falan başlıyor...Hatta 1000’le...Abarttım mı?Duygusallığı yüksek olanlar 500’le...Cinselliği ön planda olanlar...Karar veremedim, daha mı çok yoksa daha mı az olsun? Daha çok olsun...Cinselliği ön planda olanlar 750’yle...İkisi birden olanlar ilişkiye 1000 puanla başlar...Oldu mu?Bir de gerçekten 100 puanla başlayanlar da vardır tabii... İkisinden de yarım yarım alanlar. Ne cinselliği ne duygusallığı tam olanlar... Ya da taraflardan birinin cinselliğinin, diğerininse duygusallığının öne çıktığı ilişkiler...Ayyy... En kötüsü!Tam o geçen gün yazdığım fıkradaki gibi: Seviştikten sonra kız, “beni seviyor musun?” diye sormuş, adam da “E sevdim ya!” demiş hani...Heh heh hee...Yani kısaca şöyle diyebiliriz:“İlişkiler 100-1000 puan arası başlar.” Başlar da...Nasıl biter?Bence en fenası 1000 puanlıklar...Hani zirveden düşüş daha kötüymüş ya, o misal...500 ve 750’liliklerin de irtifa kaybı küçümsenemez...Ama 100’lükler...Ya onlarınki zaten kolay kolay düşmez. Düşe kalka sürer yani... Nasıl olsa beklenti yüksek değil. Kazandığı çok olmadığı için kaybı da çok olmaz. Hatta ne kaybettiğini fark edemez bile...Eder de, o kadar yavaş yavaş kaybeder ki, değişimi ancak 15 yıl sonra anlar; “Ya ben böyle miydim? Biz böyle miydik?” diye...Ya şimdi bu konuya nereden geldik biliyor musunuz?Biri şöyle bir mail atmış:n “Genellikle tek taraflı, karşınızda karşı fikir öne sürecek bir ortam olmadan, tabirimi hoşgörün; sallıyorsunuz...” Neye sallıyormuşum? Dünkü yazım için diyor ki:* “Sırf o olduğu için” hiç kimse sevilmez. “Sırf o olduğu için” olan sevgi değildir, cinselliktir, sekstir.Onu çırılçıplakken, başka hiç bir neden yokken sevmek (ya da arzulamak) cinselliktir ve bu bile sırf o olduğu için değildir.Size “çekici, tahrik edici” geldiği içindir. Eğer o görüntünün arkasından, ağız kokusu, iktidarsızlık, kendi boşalıp, karşısındakini düşünmeden arkasını dönüp yatma geliyorsa, sırf “o” olduğu için sevilmez.“Kimse kimseyi herşeye rağmen sevmez.” Diyor ve benim abarttığım konuya geliyor...“Bütün aşklar 100 puanla başlar. Karşınızdaki görüntüye, silüete 100 puan biçersiniz. O an o mükemmeldir.Tanıştıkça, eksilir puanlar...Eğer 80’lerde durursa, ilişki devam eder.Düşme devamlı olursa, ilişki biter... Ne yaparsanız yapın, biter.Bazen iyi davranışlar, seksteki kusurları, bazen tam tersi ama bir bütün olarak her şey birbirini dengeler.Çünkü hem parada, hem sekste iyi, hem insanlıkta ve sevecenlikte özel, hem erkeklere özgü tamiratlarda becerikli, hem sportmen, hem serseri hem iyi bir dost ve arkadaş, hem maceraperest, hem çocuk, hem büyük......Var mı böyle mükemmeli? Ben hariç:))” Sen de iyi salladın ama...