* “Dünyada aldatılmayan güzel kadın var mı? Kadın ne kadar güzelse o kadar çok aldatılıyor. Çünkü erkekler çirkin ve başka kadınları hep merak ederler. Artık günümüzde kadınlar da kocalarını aldatıyorlar, yani durum eşitleniyor.” Dün birisi böyle bir yorum yazmış.İyi ki de yazmış, ne zamandır aklıma takılan o konuyu hatırlattı bana.Aslında takılmıyordu da, nasıl yazsam diye düşünüyordum...Bu, güzellik-aldatılma ilişkisini...Ya da güzellik-aldatma bağlantısını...Ne alakası var, diyenlere...Anlatacağım...Hani, “Dünyada aldatılmayan güzel kadın var mı?” demiş ya, ben ona takılmadım.Öyle her aldatılan kendini güzel sanmasın yani...“Güzel kadınlar daha çok aldatılıyor” da demiş ona da takılmadım. Daha doğrusu ona daha sonra takılmaya karar verdim. Takılınabilir yani...“Erkekler çirkin ve başka kadınları hep merak ederler” diyor ya, işte orada biraz duralım.Hatta başka kadınları merak etmelerini de bir tarafa bırakalım.O merak falan değil zaten.Benim tezim ne biliyor musunuz?Diyorum ki:Güzel adam aldatmaz.Güzel ve güçlü olan...Güzel ve güçsüz olunca gey oluyorlar zaten!Hadi bakalım...Şöyle de bir açıklama getiriyorum:Adam güzel ve güçlü olunca kompleksiz de oluyor.Kendini ispatlama derdine düşmüyor.Ne kendine ne de kadınlara karşı bir aşağılık duygusu olduğundan abuk sabuk işlere girmeye gerek görmüyor.Ha, bunlar hiç mi aldatmıyor?Hayır, başkasına âşık olabilirler ama öyle kaçamak maçamak, sırf maksat seks olsun diye aldatmacalar falan yapmazlar. İstediği zaman istediği kadınla birlikte olabileceğini bilmesinin de bu kompleksizlikte payı var tabii...Dikkat edin bunlar çok da iyi adamlardır. Bakın, sevgililerine ya da karılarına karşı o kadar iyi davranırlar ki...Hiiiç kompleksiz ona hizmet de ederler, iş de yaparlar...Ötekini de gayet iyi yaparlar...Başka kadınları gözleri görmez...Ne bileyim belki de şöyle bir şeydir: Güzellerin başı hep güzellikleriyle beladadır ya; hani “benimle güzelliğim için mi birliktesin?” paranoyası... O yüzden sevgi gördüklerinde ona sıkı sarılırlar. Onların ihtiyaçları da ruh güzelliği olduğu için bulduklarında tadını çıkarırlar.Yani kısaca, kendinden emin, yakışıklı adam aldatmaz diyorum...Var mı itirazı olan?Hani hep “mutlu olsak aldatır mıyız” derler ya...Haklılar galiba Yalnız bir farkla...Kendilerinden mutlu olsalar...
Var ya, iyi ki de Brad Pitt, Angelina Jolie’yi aldatmış.Yoksa sizdeki cevherleri fark etmeyecektim. Şu yazdıklarınıza bakın, bir mantık var mı Allahaşkınıza...* “Olay sadece el peşrevlerinin belli noktalarda sabitleşmiş hali, yoğunluk bulması. Size göre bakıcı kesin masumdur(!) zaten. Gerçekte duygusal bir aldatım var; net eylemsel yok. Boşuna abartmayın...” Duygusal aldatım derken? Bakıcının omuzlarını ovarken içinden, “Ben bu kulunçların taa...” diye içinden geçirmiş olabilir ki bu da sayılmaz diyorsun. Evet çok duygusal gerçekten de! Ama bence sen yine de yakalanırsan falan “ellerim yoğunluk bulmuş hayatım, net eylemsel bir durum yok” falan deme...* “Brad Pitt özel değilmiş çok genelmiş, basitmiş. Bizim köydeki süslü danalar gibi... Ama özel erkekleri de unutmayalım sözüm onlara değil.” Ne o? Brad’e küstün galiba! Yapma! Ağırına gider adamın! Bu arada “birine” de yatırım yapıyoruz galiba!!! * “Sadece dana açısından yazmışsın, bir de inek üzerine yazsan diyorum... NY film festivali kırmızı halıda ineğe sordular; ‘Heyecanlı mısınız dananızın filmi için?’ El cevap: ‘Biz sadece hayattaki önemli şeyler için heyecanlanırız, ailemiz ve çocuklarımız gibi.’ Böyle ineğe böyle dana...” E ama baksana haklıymış kadın. Baktı ki filmle falan olmuyor dana da bir heyecan yaratayım demiş!!! Bakıcıyla... Ailesel heyecan...* “Yakışıklı adamsın, adın Brad Pitt, ne evlenirsin kardeşim. Kadın mı yok sana?” İşte günün sözü. Sahi bu adamlar ve kadınlar niye evlenir ki? * “Detayları tam bilemiyoruz, aile içi bir durum. Yalnız kaldıkça Angelina da masaj yapıyor olabilir bakıcıya. Bi karışıklık olmuştur...” Sen de iyi başladın da sonradan sapıttın... Sanki fantezilerini anlat dedik. Fantezi de fantezi olsa!* “Ya neden hep erkekleri elde tutmak için fikirler verilir ve kafa yorulur? Onların bizimle kalması lütufmuş gibi sunulur? Neden kadınları elde tutma taktikleri verilmez?” Niye biliyor musun? Onlar daha fazla aldatıyor da ondan. Ne yazık ki! * “Slm. Çok iyi yapmış. Senin hiçbir zaman bir danan olmayacak. Ne mutlu sana.” Bana mı diyor bu?! Ayrıca iyi bir şey mi kötü bir şey mi diyor?* “Danalık yaptığı ortada... Aldatmalarda hep danalar konuşuluyor da... DİLEK HANIM bir de düveleri konuşsak ya da siz bahsetseniz. Geçmişinde yaşadığı aldatılmaları ileriki ilişkilerinde hınç çıkarırcasına karşısındaki erkeğe, ‘Seni seviyorum adam gibi adamsın’ deyip de arkasından istediği haltı karıştıran, sebepsiz yere terk edip giden...” Tüh! Yarım kalmış... Bak, bir kadın sana “çok iyisin”, “adam gibi adamsın” gibi laflar ediyorsa uyanacaksın duruma... Ne yani, sence de tuhaf değil mi?* “Sen diyeceğim ama evli misin bilmiyorum? Siz isterseniz kocanız başkasına gitmez.” Evli olduğuma karar verdin herhalde... Bu arada bekârlara ‘sen’mi deniyor? Neler oluyor yahu? Neredeyim ben? Bu ne diyor? Tabii bütün kadınlar kocalarının başkasına gitmesini çok ister. İstemekle oluyor çünkü bu işler!!! * “Bu da demek oluyor ki dünyanın en güzeli ve çekicisi de olsan boş, aldatılacaksınnnnnnnn, her gün bal yenmezz :))))))))” Her gün bal buldun da(!) hadi buldun, yiyeceksin sanki! Ha olabilir tabii...Duygusal bazda!
Her zaman demişimdir ve her zaman da tutmuştur: Öyle fazla canım cicim görünenler, ortalığa biz var ya çok mutluyuz diyenler, deme ihtiyacı duyanlar iki vadeye kalmaz ya ayrılırlar ya ayrılmaktan beter olurlar.Beter olur yani biri aldatır ve yakalanır falan...Bu niye böyledir, olaylar nasıl gelişir bilemem...Belki de taraflardan biri diğerinin elden gittiğini anlayınca böyle bir imaj tazelemeyle ilişkiyi güçlendireceğini sanıyordur.Oysa ötekine daha beter basar haberi yok.Çocuk yapmak gibi yani...Hani çocuk olunca adamın bağlanacağını varsayanlar gibi...Yahu çocuk olunca niye gitmesin adam? Daha beter gider!!!Her iki durumda da gitmeyeceği varsa da gider...Ayrıca, “gidesi gelen tutulmaz” diye de bir deyim vardır.Bu deyimler öyle bir iki kişinin tecrübesiyle oluşmuyor ki, yüzyıllar boyunca doğrulanıp yerleşiyor... (Abarttım mı?)Şimdi senin için mi değişecek?Ya da Angelina Jolie için mi?Yoo...Hani Brad Pitt, Angelina Jolie’yi aldatmış ya...Çocukların bakıcısıyla...Zaten bıyık bırakmasından belliydi. Vardı yani bir haller!!!Ama burada önemli olan adamın (adam dediğim Brad Pitt) aldatması değil, Angelina’nın aldatılması...Değil mi?“Dünyanın en güzel kadını bile...” diyerekten...Üstelik sadece güzel de değil. Kadında yok yok...Ama Brad danası ne yapıyor?Aldatıyor...Hem de çocuklarının bakıcısıyla...Ne fark ederse?Ya aslında buraya kadar enteresan bir şey yok.Benim takıldığım yer detaylar...Angelina kocasını bakıcının omuzlarını ovarken yakalamış ya...Sonra da tokatlamış, tokatlamış...Brad de çok rencide olmuştur yani!Motoruna atlayıp gitmiş!E ne yapacaktı?“Hayatım kadının omuzları tutulmuş. Ne yapsaydım? Öyle tutuk tutuk çocuklarımıza bakmasına izin mi verseydim?” mi diyecekti...Tipik dana hareketi; sıvışmaca...O da bir tarafa ben “o an”a takıldım.Nasıl olmuştur acaba?Brad televizyon seyrederken bakıcı kadın da çocukların emziklerini almak için eğildiğinde, “Çotaaa...” Yok canım o “Çotaa....” değil, bu belinden gelen, geldiği varsayılan ses. O kadar manyak değil herhalde... Onların da bir önsevişmesi vardır: MÖÖ.Masaj öncesi önsevişmesi...- Ahhh...- Ne oldu?- Ahhh... Belim, belim, belim...- Kıpırdama. Yettim ben sana...- Ay kaldım ben böyle ama...- Kal bir şey olmaz. Ben şimdi ovacağım, geçecek.- Nasıl geçecek?- Merak etme sen...- Biraz da kulunç olmuşum ben... Hazır başlamışken...- Ona da pardon, onu da geçiririm...Sonra klasik cümleler...“Aşağı aşağı... Hıh! Şimdi biraz sağa... Çok gittin gel. Biraz yukarı şimdi... Hıh. Tam orası...” Derken Angelina içeri giriyor.Böyle mi olmuştur?Ne var?Brad Pitt de olsa dana her yerde danadır...
Yaşlılar Halim’ci, gençler Ali’ci...” Ali kim?Halim neyin nesi?Sensin yaşlı!Geçenlerde bir gazetenin Ankara ekinde şöyle bir haber vardı:“Ayağı ameliyatlı olduğu için topallayarak yürüyen yaşlı, belediyenin açtığı çukura düştü.” Yani haber tam böyle değildi ama adamdan bahsedişi aynen böyleydi: Yaşlı!“Yaşlı adam” falan da değil, direkt, “yaşlı.” Yaşlının cinsiyeti yok yani...Kadın olmuş, erkek olmuş fark etmez!Yaşlı dediği de, 60 mı 65 mi ne?Bu anekdotu aklınızda tutun, birazdan lazım olacak...Şimdi...İzlemeyenler için olayı özetleyeyim.Canım Ailem diye bir dizi var. Dizide Seyhan adlı kız, iki erkek arasında kalıyor. Biri nişanlısı, öteki sonradan çıktı geldi.Nişanlısı Halim, düzgün, işi gücü, parası olan; yakışıklı, üstelik de iyi bir adam. Kızın da gözünün içine bakıyor. “Daha ne istiyon? Belanı mı?” cinsinden...Öteki Ali, yani işsiz güçsüz hatta epey bir zaman da öyle olacağa benzeyen iyi bir çocuk ama serseri...Yukarıdaki “bela”nın açılımı...İkisi de kıza âşık.Ama konumuz, daha doğrusu sorumuz Seyhan hangisiyle birlikte olsun değil!Zaten bütün kızlar gibi o da serseri olanı seçiyor...Ona âşık oluyor yani..Bizim sorunumuz başka...Sorunumuz gerçek hayatta...Gerçek hayatta olaylar şöyle gelişiyor:Seyhan’ı oynayan Funda Eryiğit diyor ki:“Yaşlılar Halim’ci, gençler Ali’ci...” Yani yaşlılar Seyhan’ın Halim’le, gençler ise Ali’yle birlikte olmasını istiyorlarmış.Yaşlılar istikrarı, gençler ihtirası seçiyor...Biri huzuru, diğeri heyecanı tercih ediyor...Yani:Biri dünyaya meydan okuyor, öteki siniyor...Biraz terbiyesizleşirsek:Biri sevdiğine sarılıyor, öteki sevdiğiyle sevişiyor...Sarılmayı sevişmeye yeğliyor yani...Cinsiyetini elinin tersiyle bir tarafa atıveriyor...Kadın mı erkek mi belli değil, daha da kötüsü önemli değil!Tercihinden belli, yaşlanıyor...Çünkü yaşlılar aşkı seçmiyor.Hadi bakalım bu yorumdan başka ne sonuçlar çıkarabiliriz? Ya da bu sonuçtan ne yorumlar çıkartabiliriz...Ne mesela?Yaşlılar âşık mı olmuyor?Yoksa âşık olmayınca mı yaşlanılıyor?Daha da beteri...Aşk kalmayınca cinsiyet de mi kalmıyor?
Olur mu?Eski sevgiliyle yine yeniden...Kavga etmişsin, küsmüşsün ondan bahsetmiyorum. Harbi ayrılmışsınız...Aradan uzun zaman geçmiş. Ya da geçmiş kadar olmuş!Artık ne yaptıysan???Onunla yine, yeniden diyorum. Olur mu?Hemen sazanlık yapıp “nasıl ayıldığına bakar?” diye dâhiyane bir soruyla karşılık vermeyin.Biz de biliyoruz onu!Laf!Ama adam tam aklından çıkmış ve sen bambaşka bir dünyada bambaşka ufuklara yelken açmışken zırt telefon, “Merhaba!” Hiiç öyle ben Ahmet, Mehmet demek yok ha! Direkt, “Merhaba!” Unutulmayan adam ya!Merhabasından tanıyacaksın!Bu durumda kadının yapacağı üç şey vardır...Barışır. Barışmaz. Süründürür...Ama açık konuşayım, sonuncu seçenekte çok başarılı değildir. Onu sonra konuşuruz...Peki ya erkeklerin...Erkeklerin yapacağı kaç şey vardır? Yeniden başlamak için...Bizim Boxer Dergisi’nde “eski sevgiliyi her koşulda geri kazan” diye bir konu var.Diyor ki:“Sağ gösterip sol vurun, onu ters köşeye yatırın. Eski sevgilinizi geri kazanmak için uzmanlarca denenmiş ve onaylanmış taktikleri uygulayın.” Bak işte kafa aynı kafa...Nato mermer nato kafa...Sağ gösterip sol vuracakmış! Yahu Allah bilir zaten öyle şeyler yaptığın için ayrılmıştınız!Büyük olasılıkla!Neyse, sevgiliyi geri kazanma taktiklerini madde madde anlatmışlar. A, bir baktım ki, bırakın barışmayı, geri kazanmayı, her biri kendi başına ayrılık nedeni...Nasıl mı?Aynen öyle, aynen öyleee...Bakın şimdi, onların verdiği taktikler ve neden olmazları...* “Üstüne varmayın.” Yahu üstüne varmayacaksan niye yeniden istiyorsun ki? (Yoksa?)* “Kimseyi suçlamayın.” Kimseyi bırak, kendini suçlamayacaksan, unut bu işi... Zaten ilk arayan olmuş kafadan kaybetmişsin... Haklıysan da, haksız olacaksın. * “Depresyona girmeyin.” Depresyona girmeden ya da girmiş taklidi yapmadan “Merhaba” bile diyemezsin. Üstelik o ilk merhaban bile ezik ezik olacak.* “Sosyalliği ertelemeyin.” Tabii... Efektte müzik ve insan kahkahaları, telefon açıp “Seni düşünüyordum” mu diyeceksin? O da inanıp sana geri dönecek! * “İletişimi koparmayın.” Mesaj falan mı? Yapma! Cesur ol cesur! Çevir numarayı konuş!* “Neşeli görünün.” Tabii... Hiç üzülmemiş bu ayrılıktan hiç etkilenmemiş gibi... De ağzınızın payını alın!* “Ararsa açmayın.” Bindiğin dalı kesmek böyle bir şey herhalde... Açmayın ve bu geri dönüşüm doğadaki plastiğin geri dönüşümüne benzesin. * “Duygularınızı denetleyin.” Al işte! Zaten eskiden de öyle yapmışsındır. Ne yararını gördün ki?Hadi yine iyisiniz... Bu kıyağımı da unutmayın.Dediklerimi yapın, onun kalbini kazanın...Varsa tabii...Kaldıysa...
Ben bu danako işini sevdim. Anladım ki siz de sevmişsiniz... Dün okumayanlar için: Asidi kaçan erkeklerden bahsetmiştik de, onu diyorum...Yine dâhiyane fikirler gelmiş.* “Olmadı Dilek Hanım, yapılacak tek şey var, kolanın içerisine 1 adet kesme şeker atın bakın o zaman tadından içilmez:)))))” Öyle işin içine başkalarını katarsan tabii ki tadından geçilmez. Uyanık!* “Kapağı daha önceden açıldığından size gelene kadar zaten gazı kaçmış oluyo. Ne kadar sallasan da fayda etmez. Tavsiyem, tabii bulabilirseniz, kapağı açılmadık Danaco bulmanız. Bu devirde zor ama imkânsız da değil.” Ne kadar sallarsan salla, sana gelmez bu gazla diyorsun... (İğrenç!)* “Sen pipet gibi olursan adamların da cola gibi olur.:D” Sensin pipet! Ne demekse? Yani çuval gibi yatan kadın falan mı?* “İyi de bu kola mevzusu kadınlar için de geçerli. Hatta daha da fazla uyuyor onlara...Ben şu kolayı asla içmem vb. diyen bir kadın bile sadece bu sebepten terk edilmeyi hak eder. Nedir bu? Bazıları ev kızlarından kurs almalı!” Ev kızları derken? Sevişmemiş mi yani? Hı? Ev kızları sarsın seni inşallah! * “Erkeklere kola benzetmesine itirazım yok. Sadece benim de kadınlara bir benzetmem olacak: Peynir. Marketten ilk alındığında taze, güzel. Durdukça giderek ekşiyor.” İyi de, peynirle kola iyi gitmez. Sen çıtayı yükselttin, kola bulamazken şarabın peşine mi düşeceğiz? Şarap derken? Yabancılara mı takılsak ne? “Asidi kaçmayanı yok mu bunların?Taze meyve suları var. Gocunmazsan, seni keserse deneyebilirsin.Ben de siyah kola’yı seviyorum. Sarı gazozu sevmem (şaka tabii)” Oldu. Biz de senin özel zevklerini çok merak ediyorduk zaten!* “Yani havamızı dışarıya kaçırtmamak lazım. Aşırı kıskançlıklar, gereksiz dırdırlar ve evlilik için imalar vb. sık sık tekrarlandığında havamız kaçıyor, tadımız bozuluyor, dikkatli olmak lazım.” Sen hiç sorumluluk almadan önüne gelene 100 tekme at, herkes sussun. Niçin? Beyefendinin gazı kaçmasın diye. Pardon yani.. * “Kimi kolalar vardır ki, hazımsızlığı giderir Dilek Hanım.” Ağır konuştun. Yüzünü görür gibiyim. Ama hazım kolaylaştırıcılar ayrı bir kategori biliyorsun. * “Benim de aynı şekilde başlayan ilişkim 2 ay sürdü.. O bayanınkinin asidi extradan 1,5 ay dayanmış. Ama enteresandır, bitiş cümleleri hep aynı. Yalnız kalmak, kafa dinlemek, konsantrasyon eksikliği! Gece kulağına aşk sözcükleri fısıldayan adam sabah yalnız kalmak ist...” ‘İst...’ demiş kalmış.Biz devam edelim: ‘Adam yalnız kalmak istiyor’ E, bırak kalsın dana. Gazı kaçmış artık.* “Küçük bir düzeltme. O asit değil gaz. İstediğiniz kadar için midenizi delmez sadece şişmanlatır.” Evet. Evde içince hele...
Ne cola? Adamcola... Nasıl mı? Şöyle:***“Biri ile birlikteydim, süperdi. Başlarda çok ilgiliydi ama ilgisi gittikçe azaldı ve sonunda ‘biraz yalnız kalalım, kafamızı dinleyelim, biraz düşünelim’ dedi. Ve ayrıldık)))))))))))) Tanışmamız ve ayrılmamız 3,5 ay sürdü...Ayrılık konuşması yapınca bizim kızlarla toplandık, ‘Ya...’ dedim, ‘ben bu adama çok iyi davrandım ama acaba bu başında ilgili adamı ben mi değiştirdim acaba?’ dedim salakça...Sonra biraz düşündümmmm... Hepsini mi ben değiştirdim?Sonra dedim kiii.‘Asidi kaçıyor ağabeycim bunların.’Tabii önce ben de tam anlayamadım dediğimi ama sonra düşündüm ki; cola gibi bu adamlar...Kapağını ne kadar geç açarsan asidi o kadar geç kaçar... Haa... Bir de soğuk içiniz diyorlar ya, işte o soğutmak için geçen zaman kapağı açmadığın zaman...Ama kapağı açtığın an geri sayım başlıyor...Asitleri yavaşça kaçıyor...Asidi idareli kaçırmak için kullanmayacağın zaman ağzını sıkı kapatman gerekio... (Yani arada vur kaç yapmak.)Ve asidi iyice bittiğinde biraz daha kullanabilmek için ağzını sıkı kapat, çalkala (yani tam adam kaçmak üzereyken sen terk et).İşte teşhis budur.Bundan sonraki ilişkimde bir litre kola alıp dolaba koyucam ve oradan adamın halini takip edicem...Kapağı açınca asidi kaçıyor bu adamların...” *** Ne güzel anlatmış.Düşündüm de, neden olmasın?Ben de benzerlikler çıkardım...Biliyorsunuz cola da önceleri ilaç niyetine kullanılıyormuş.Şurup gibiymiş yani...Bir zamanlar...Tıpkı bizimkiler gibi...Ayrıca şunu da unutmayalım ki bütün kolalar farklıdır. Tat olarak yani...Kimisi tatlı ama asidi düşüktür, kimisi aksine az şekerli ama asidi boldur.Bir tarafını sevsen öteki tarafına katlanmak gerekir...Bir de, kola asla sadece kola değildir. Biri muhafazakâr, diğeri liberal kesimi yanına almıştır. Şimdi dinîsi bile var...Fazla içersen dokunur...Az içersen doyamazsın...Ama istersen diyet yapabilirsin...Düşük kalorili içersin.Bazılarının da amabalaj hatası vardır. Yani dolapta çok güzel görünür, açarsın ki gazı kaçık; ilk yudumda atarsın...En önemlisi de, biliyorsunuz hiçbir kola markasının içeriğini tam olarak kimse bilmez. Açıklanmaz.Bilinmez...Gelelim piyasalarına...Bunların hisseleri New York Borsası’nda ‘KO’ kısaltması ile işlem görüyormuş.O halde biz de bunlara, Adamko diyelim..Yok yok..Daha iyisini buldum:Danako...
Hani geçenlerde kedili bir yazı yazmıştım... “Ağaçta kalan bir kediyi indirmek için ne yaparsınız?” diye...Hatta abartıp “indirme yönteminiz ilişkinizi yansıtır” da demiştim, hatırladınız mı?“Ağaca tırmanırsanız sizden çok iyi hissiz adam” olur.Merdiven dayayıp tırmanırsanız, genç yaşta evlenirsiniz.“Gel pisi pisi” diye seslenirseniz, üzgünüm ama çook beklersiniz.Dişi bir kedi getirirseniz, kadınlarla arkadaşlıktan öteye geçemezsiniz.“İtfaiyeyi çağırırsanız, sürekli nişanlanıp nişanlanıp ayrılırsınız...” diye..Belki biraz bayat olacak ama dayanamadım yine...Bu yazıya gelen mail’lere bir dalayım diyorum...Ama bakın, yaratıcılıkları dalınmayacak gibi değil:* “Kediye doğru bakıp hafif gülümser, yolunuza devam edersiniz. Kedi peşinizden koşar. D.” Nasıl bir “hafif” gülümsemeyse! Saçmalama yahu! Hangi kedi hafif gülümsemeye peşinden geliyor? * “Ağaçtaki kedi sarışınsa kesinlikle kurtarmam. (Şaka tabii...)” Tabii... Çünkü esmerse inince sana verecek kalbini! (şaka tabii!)* “Ağaca bıçakla çentikler atar, kediyi kıl edersiniz. Papatya falı açtırıp, sevsem mi sevmesem mi med/cezirleri yaşatırsınız.” O arada kedi üstüne bir takım elbise diker haberin olmaz o ayrı!* “Uzun bir sopayı ağacın gölgesinden kediye uzatıp kurtarırsınız. Zaten bazı kızlar yardımsever modüllü erkekleri sever. Hatta bu kızlar kendilerinin hiç tuvalete gitmediklerini bile düşünürler.” Kedi de her sopaya gelir çünkü! Tuvalette iken herkes eşittir biliyorsun; krallar ve kraliçeler bile... Ama erkeklerin tuvalet edebiyatına benim diyen klasikçi bile yetişemez!* “Ağaca dört, beş kişi çıkarsınız. Kedi bunalıma girer. Siz de özgüveninizi kaybedersiniz. Veya ağacı sallarsınız, kedi yaka paça iner, siz de kızlara karşı haşin erkek olursunuz.” Bakın şimdi, bu adamın düzgün ilişki kurma şansı kaçta kaç sizce? Ya grup yapıyo ya da yaka paça indiriyor... * “Ağaçtaki kedi siz olursanız varız yoksa karışmayız DÖSDAD.” Bu DÖSDAD’ın ne olduğunu sormaya korkuyorum...* “Ağaca çıkan erkek kediye de alındınız ya... Aylardan mart olunca, içinde bulunduğu sorunları bilmek daha iyi olmaz mıydı? Yalnız kedi için söylüyorum; yanlış anlaşılmasın ama!” O da ağaçtan inince hayatın gerçekleriyle baş başa kalıyordur, merak etme sen!* “Masum kedi için ciğerciye gider ciğer alırdım. Kedinin görebileceği bir yerde durur, üç defa ‘gel pisi pisi’ derdim. Baktım gelmedi bu defa da, ‘gel güzel kedim’ derdim. ‘Siz ulaşamadığınız ciğere mundar dersiniz, bak ben kendim sana ciğer getirdim. Aşağıya in afiyetle ye.’ Baktım inmiyor eve gider mangalda ciğer kebabı yapar afiyetle yerdim. Babamın adı Hıdır elimden gelen budur.” Bak sonunda nasıl sapıttı. Tam da “Hıh işte normal erkek” diyecekken...* “Ben de kardeşimin oyuncak pelüş köpeğini alıp, uzun bi sırığın ucuna bağladım... Kediye doğru uzattım. Kedi önce 2 m. yandaki ağaca atladı, oradan da süratle aşağı inip yok oldu... Şimdi; acaba ben ne iş yapabilirim?????” Ne iş yapacağını bilemem ama dublör kullanırsan bütün kadınları kaçıracağın kesin.Yaa...Şimdi anladınız mı ilişkilerin neden doğru düzgün başlayıp, bitmediğini...