Sevgili okurlar; birkaç ay önce yine bir pazartesi sohbetimizde sizlere “Türkiye’de terörün başarıya ulaştığını” yazmıştım. Teröre karşı hamasi sözlerle “akıttığı kanda boğulacak” türü sözde lanetlemelerin hiçbir anlamı olmadığını, terörün eninde sonunda arzuladığı ortamı yarattığını anlatmaya çalışmıştım.LanetleyelimEvet, terör bir insanlık suçu. Buna karşın insanlık suçu denilen terör sonuçta amacına ulaşıyor. Tartışmanın hiç anlamı yok; eğer bugün Türkiye bölünme ya da bir tür kardeş kavgası aşamasına geldiyse, tüm Türkiye sevgisizleri koro halinde kinlerini kusmayı beceriyorsa, bu terörün başarısıdır.Bilgisizliğin sonucuBugün Türkiye’de herkes Kürt sorununu konuşuyor. Toplumu hiç tanımayan ama dinler, mezhepler, ırklar, uluslar, devletler hakkında bilgi kırıntıları ile ahkâm kesenler birden Kürt sorununu keşfettiler. Ve tıpkı ünlü Sarıpınar 1914 romanında olduğu gibi gerçek hayatı “yakılmış yıkılmış” hayatlar zannederek, demokrasi maskesi altında müthiş bir hümanizm yaşıyorlar.Çabuk unutuyoruzToplumsal hafızadan nasibini neredeyse hiç almayanlar Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının oyununa gelerek, sadece son birkaç ayda yaşadıklarımızı göz önünde tutarak yeni siyasetler ve stratejiler geliştirmeye çalışıyorlar. Güneydoğu’dan harekete geçerek neredeyse ülkenin her yerini kaplayan vahşi terörün nasıl başladığını hiç hatırlamıyorlar bile.İşin temeli feodalizmKürtler Osmanlı döneminden beri pek çok kere isyan ya da başkaldırma hareketi yapmışlardır. Yaşam biçimi olarak yüzyıllardır devlet kurmak yerine “ağalık düzenini” seçmiş olan Kürt halkı, özellikle Cumhuriyet döneminin aydınlık atılımlarının çıkarlarını bozacağını gören ağalar tarafından defalarca isyana kışkırtılmıştır. Olan hep masum halka olmuştur.Ağaların keyfi yerindeOysa çıkarlarını korumak için masum insanları ateşe atan ağalık düzeni her dönem egemenliğini korumayı başardı. Devlete boyun eğmiş gibi yapan feodal beyler, halka ise hep ezildiklerini, sömürüldüklerini ve en önemlisi dinlerinin elinden alındığını anlattılar. Eğitimsiz ve yoksul bıraktıkları masum insanların beynini kin ve nefretle doldurdular.Asimile egemenlerMasum halkı kırdırdıktan sonra sözde “zorla” Batı’ya göç eden kimi feodal ağalar ise, aynı düzeni bu kez büyük kentlerde “asimile olmuş Kürt” kimliği ile ve zenginleşerek bu kez “iş adamı” pozisyonunda sürdürdüler. Bugün Kürt kökenli olan iş adamı, tüccar, siyasetçi, gazetecileri saymaya kalksanız bitiremezsiniz.Batı’daki zenginlikBatı’da zenginleşen ve egemen dünyanın nimetlerinden yararlananlar bunun temelinde özellikle yoksul ve eğitimsiz bıraktıkları kendi halklarının gücünün yattığını biliyorlardı elbette. Ama bunu düzeltmek hiçbirinin işine gelmedi. Tam tersine Güneydoğu halkı Batı’da kullanılacak ucuz iş gücü olarak görüldü. Kalanlar ise potansiyel bir güç olarak düşünüldü.PKK’nın ortaya çıkışıİşte PKK böyle bir ortamda ortaya çıktı. Özünde feodal düzene karşı, sol hatta sosyalizm kokan bir ideoloji ile bir tür bağımsızlık savaşı başlatılmak istendi. Ancak bunun için halk desteği bulmak zordu. Bir taraftan devletin diğer taraftan egemen feodal ağaların baskısı altında kalan halkın, hele içinde “din” bulunmayan bir harekete destek vermesi mümkün değildi.Terör en etkili güçİşte PKK terörü kullanmayı seçti ve terörün acımasız vahşetini önce kendi halkı üzerinde kullandı. Toplumsal hafızamızı yitirdik diyorum, çünkü PKK eylemleri Eruh baskını ile başlamıştır ama ardından Kürt köylerine yapılan vahşi saldırılarla sürdü. Bu saldırılarda binlerce Kürt köylüsü PKK Kaleşnikoflarının kurşunlarıyla can verdi.Bebekler bile öldürüldüPKK halk desteğini kazanmak için dehşet yaratmak zorundaydı. Önce kendi halkını paralize edecek, korkutacak ve gönüllü olmasa da destek sağlayacaktı. Art arda onlarca Kürt köyü basıldı. PKK ile işbirliğine yanaşmayanlar öldürüldü, sonuçta bıkan halkın bir bölümü göç etti bir bölümü de “gönülsüz” destekçi oldu.Eylemler yayıldıPKK’ya destek vermeyen Kürt köylerinin “halledilmesinden” sonra sıra terörün tüm ülkeye yayılması aşamasına gelindi. O sırada devletin de durumun ciddiyetini kavrayamaması yüzünden yeni neslin katılımıyla militan sayısı açısından çok güçlenen PKK bir yandan büyük kentlerde bombalama eylemleri yaparken diğer taraftan da Güneydoğu Bölgesi’ndeki askeri birliklere saldırdı. Çok sayıda şehit verildi.Terörle mücadeleDoğal olarak Türkiye terörle mücadele etmek üzere harekete geçti. Ancak o güne kadar terör ve terörist kavramı çok farklıydı. Güvenlik güçleri “neyle” mücadele ettiklerini bile bilmiyorlardı. Bu da öfkeyi artırdı, Güneydoğu’da ilan edilen olağanüstü halin de etkisiyle terörle mücadele adı altında bugün vicdanları sızlatan pek çok acı olay da yaşandı.Geldiğimiz noktaSevgili okurlar; o hatalıydı, bu hatalıydı, ama siz sonuca bakın. Dün PKK teröristleri için “katiller, caniler, hayvanlar, bu kanda boğulacaksınız, hainler” diye manşet atanlar bugün neredeyse terör örgütünü meşru gösterecek kadar şaşkınlar. Sonuçta istesek de istemesek de terör kazanmıştır.Ve terörün zaferiİktidarın içini bir türlü dolduramadığı Kürt açılımı Türkiye’yi artık “teröristle pazarlık” aşamasına getirdi. Üstelik bugüne kadar iki halk arasında hiç görmediğimiz bir düşmanlık ve husumet ortamının yaratılması da işin cabasıdır. Bugünden sonra terörü kınamak, önce terörün bitirilmesi gerektiğini söylemek nafiledir.Artık muhatap belliÇünkü bundan sonra Kürt sorunun çözümü için asıl muhatabın terör örgütü lideri olduğu resmen ilan edilmiştir. Kapatılan DTP’nin milletvekillerinin Meclis’ten istifa etmesini önlemeye çalışanlar şimdi beklenmedik bir durumla karşı karşıyalar. DTP’liler istifa etme kararından “Apo’nun talimatı” ile vazgeçtiklerini açıkladılar.Bundan sonrasıbir siyasi hareket hapiste yatan bir teröristin talimatını uyguladığını açıklıyorsa, bundan sonra yapılacak bütün hamleler önce bu teröristin onayından geçecek demektir. Artık yeni kurulan parti hangi adım atılacaksa atılsın, önce İmralı’ya danışacak ve oradan gelen talimata göre hareket edecektir.Müthiş oyunBu müthiş bir oyun. Çünkü bir taraftan legal bir siyasi partiyi “Meclis’te siyaset yap” diyerek demokrasi içinde tuttuğunuzu başarı öyküsü gibi anlatıyorsunuz, ama öte tarafta dolaylı yoldan da olsa asıl muhatabınızın bir terörist olduğunu kabul ediyorsunuz. Türkiye Devleti hiç bu kadar acz içine düşmemişti.Barış için katlanTabii konuya bu açıdan bakınca sözde liberal özünde faşist çevreler hemen ayağa kalkarak iki sihirli sözcükle “demokrasi ve barış” ile saldırıya geçiyor. “Kan mı aksın yani, analar mı ağlasın” gibi itirazı mümkün olmayan klişe sloganlarla “terörün zaferini” barış ve demokrasi gibi göstermeye çalışıyorlar.Bu oyun bitmeliTürkiye çok tehlikeli bir uçurumun kenarına getirildi. Bundan kurtulmanın yolu sağduyu ile hareket ederek Kürt halkının tüm sorunlarını “bir sürece bırakmadan” hemen çözmektir. Ortadaki sorun yoksulluk, eğitimsizlik ve kültürün-dilin korunmasıdır. Bunları çözmek için yasalara gerek bile yok. Sadece güçlü ve sağduyulu bir irade gerek.Gazetecinin ölümüBu hafta son olarak Bandırma’da sokak ortasında öldürülen gazeteciye değinmek istiyorum. Ne yazık ki yazdıkları yüzünden saldırıya uğrayan bir gazeteci medyanın ilgisini bile çekmedi. İstanbul’da her türlü hakaret ve yalanı özgürlük sayan kafalar gazetecinin öldürülmesini “adi olay” gibi gördüler. Çok üzgünüm.Hepinize iyi haftalar dilerim...
Binlerce kişinin ölümüne neden olduğu için ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edilen ve cezasını İmralı’da çeken “sayın” malum kişi içinde bulunduğu şartlardan şikâyet etti geçenlerde.Hücresi darmış, penceresi küçükmüş, bir de üstüne sineklik koymuşlar.Neyse ki apar topar adaya gönderilen bir Adalet Bakanlığı heyeti, şikâyetleri yerinde saptadı ve bunların bir kısmı giderildi de yüreğimiz ferahladı.Ama yetmez. Hazır “açılım” varken “sayın” malum kişinin yaşam koşulları daha da düzeltilmeli. Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzerine çevresinden gelen önerileri toparlamış bir okurum:1- Hücreye derhal 70 ekran HD plazma TV konsun.2- Diji-Kürt (yoksa, derhal yapılsın), D-Smart, Cine 5, Erotik Kuşak yayınlarını da kapsayan uydu bağlantısı sistemi kurulsun.3- Yoğun çalışmalardan yorgun “sayın” kişinin psiko-sosyal motivasyonunun bozulmasını önlemek ve tansiyon sorununu minimal seviyeye indirmek için: - yerlere parke,- odaya amerikan bar,- jakuzi,- solaryum,- air condation yapılması için harekete geçilsin.4- Yapılması tasarlanan 3’üncü köprüye: Özgürlük ve Demokrasi Köprüsü adı verilsin, açılışını Amerika’nın uyuşturucu ticaretinden aradığı bir başka “sayın” yapsın. OGS ve KGS ücretleri dağda yaralanan “sayın” teröristlerin rehabilitesi için Kandil Fonu’na aktarılsın.5- Haftada bir Genelkurmay Genel Sekreteri veya Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olmadı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, İmralı’ya gidip Pelit Pastanesi’nden yaptırdıkları çikolata ile hatır ziyaretinde bulunsun.6- Verdiği demokrasi- insan hakları- barış mücadelesinde vücudu yorgun düşen “sayın” malum kişinin sağlık durumu her ay en iyi hastanede yapılacak olan check-up’tan geçirilsin ve sonuç Sağlık Bakanı tarafından Dünya Sağlık Örgütü’ne muntazam rapor edilsin.7- Demokrasi- insan hakları ve barış için verdiği mücadele göz önüne alınarak, “sayın” şahsın Mahatma Gandhi, Nelson Mandela ile aynı ayarda bir Barış Elçisi olduğu kabul edilsin ve TBMM kendisini Nobel Barış Ödülü için aday göstersin.8- Bu “sayın” malum kişiye güzide üniversitelerimiz fahri doktor unvanı versin. *** NEŞELİ PAZAR FIKRALARIYıldırım Tuna’dan bu hafta gelen yeni fıkralarla baş başa bırakıyorum yine sizleri... Kadının fendiAdam karısını arayıp “İhaleye hazırlanacağız, geç kalabilirim, beni merak etme!” bahanesi ile sekreterini yemeğe götürmüş. Yemek sonrası otele gitmişler. Saatlerce süren muhteşem bir beraberlikten sonra adam banyoda giyinirken aynada boynunda biraz önceki vahşi seksten kaynaklanan bir morluk oluştuğunu görmüş.. “Karıma ne söyleyeceğim?” diye panikleyerek tutmuş evin yolunu.. Ön kapıdan girince, evdeki köpek sevinçle üzerine zıplayınca adam köpekle boğuşur gibi yapıp bir eliyle boynunu tutarak kendini halının üzerine atmış. Biraz sonra yüzünde büyük bir acı ifadesi ile ayağa kalkmış, kendini şaşkın şaşkın izleyen karısına “Bak karıcığım köpek boynuma ne yaptı!” diye boynundaki morluğu göstermiş.. “Atalım evden bu hayvanı!” demiş karısı bluzunun düğmelerini koparırcasına açarak, “Bak.. Bak.. Benimde göğüslerimi biraz önce ne hale getirdi!..” Gerçek dinlenmeDoktor: Kocanızın huzura ve gerçek bir dinlenmeye ihtiyacı var.. İşte şuradakiler uyku hapları.Adamın karısı: Bunları ona günün hangi saati içireyim?Doktor: Yok, yok. Bu haplar sizin için...SoygunSokak serserisi, orta yaşlı bir kadını karanlık bir sokakta apartman girişinde sıkıştırıp parayı saklaması muhtemel yerlerinin, sütyeninin, kilodunun içerisini elleriyle arayarak para istemiş.. “Yok!” demiş kadın, “Ama böyle aramaya devam edersen sana bir çek yazarım!” AptallıkKadın: Seninle bir ömür geçirdikten sonra ne kadar aptal olduğunu anladım artık..Kocası: Yazık.. Sana evlenme teklif ettiğim anda bunu anlamalıydın!.. Veteriner şerifKüçük bir kasabanın veterineri aynı zamanda şeriflik görevini de yürütüyormuş. Bir gece yarısı acı acı çalmış telefonu. Karısı heyecanla açmış. Karşısındaki telaşlı bir adam, “Çabuk kocanızı verin!” demiş. “Kocamı bu saatte veteriner olarak mı, yoksa şerif olarak mı istiyorsunuz?” diye sormuş karısı. “Her ikisi için de” demiş adam, “Köpeğimizin ağzını açamıyoruz, içinde hırsızın bacağı var!” Hayal gücüGenel Müdür yeni işe aldığı memurunu yanına çağırmış.. “İşe müracaat ederken verdiğimiz ilanda beş yıllık tecrübeli ve üniversite mezunu arıyoruz maddelerine tamamen uyduğunu söylüyordunuz.. Ancak araştırmalarımıza göre sizin alakanız yok..!” demiş. “Ama!” demiş çocuk, “Aynı ilanda ’Hayal gücü yüksek birini arıyoruz’diye bir maddeniz de vardı!..” Kaçtı adiTren tıkır mıkır yolunda giderken birden yanda uzayıp giden tarlalara dalmış. Uzunca bir süre sekmeler zıplamalar yaptıktan sonra tekrar rayına girmiş. Hayli korkan yolcuların şikâyeti ile makinist ilk durakta sorguya alınmış. Sorgusunda rayların üzerinde bir kişinin durduğunu, uzun uzun uyarıcı korna çalmasına rağmen adamın kımıldamadığını anlatmış. “Sen deli misin?” diye kızmış amirleri, “Bir kişinin hayatını kurtaracağım diye yüzlerce yolcunun hayatı tehlikeye atılır mı? Ezecektin adamı!” Makinist “Ben de kesin o niyetteydim efendim” demiş “Ama yaklaştığımda adi herif birden yana kaçıverdi ondan sonrasını biliyorsunuz işte!..” *** İSKİ’nin anlamı: İstanbul Susuz Kalmayacak İnşallah (Gani Yıldız)
Sayın İçişleri Bakanı Beşir Atalay; önceki gün Ankara’da Tekel işçilerine ve yanlarındaki milletvekillerine yapılanları herhalde anında haber aldınız ve daha sonra da ekranlardan izlediniz.Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün; bu kadar gaddar olmak devlet adamlığı ile bağdaşıyor mu?Sayın Bakan, ne yazık ki son günlerde içinde olduğunuz hükümetin çeşitli bakanlıklarının yaptığı benzer gaddarlıklara çokça tanık oluyoruz. Eczacılar haklarının kaybolduğunu ileri sürerek bir günlük eylem yapıyor, ardından eczacılar cezalandırılıyor. İşleri ellerinden gitme tehlikesi olan itfaiyeciler protesto gösterisi yapıyor, üzerlerine su sıkılıyor. Demiryolu işçileri haklarını arıyor, işçilere 5 yıl hapis istemiyle dava açılıyor.Anlaşıldığı kadarıyla bu bir tür “devletin gücünü gösterme” politikası. Ama devlet, gücünü gaddarca davranarak mı göstermeli?Sayın Bakan, Ankara’daki Tekel işçilerinin üzerine acımasızca su sıkıldı. Hepsi iç çamaşırlarına kadar sırılsıklam oldu. Oysa bu işçiler Türkiye’nin en uzak bölgelerinden geldiler. Üç gündür sıcak bir çorba içmeden, bir yatağa yatmadan, yıkanamadan, giysilerini değiştiremeden hak arama eylemi yapıyor.O polislerin sırılsıklam ettiği, havuza döktüğü halde su sıkmaya devam ettiği işçilerin kalacağı yer, değişecekleri elbiseleri ya da çamaşırları yok.Büyük ihtimalle çoğu bir iki gün içinde hastalanıp yatağa düşecek. Vicdanınız bunu kaldırabiliyor mu?Elbette yasaların çiğnenmesine kimse hoşgörü ile bakamaz. Ama o işçiler orada yasaları çiğnemek için toplanmadılar. İşleri gidiyor ellerinden. Söylemesinler mi bunu?Milletvekillerine gelince; bir polis müdürü uyarıyordu megafonla “Sayın milletvekilleri bu size son uyarımızdır” diye. Türkiye gibi dokunulmazlıkların hayli katı olduğu bir ülkede, bir polis müdürü eğer sizden emir ve talimat almamışsa bir milletvekilinin üzerine su, yüzüne gaz sıkabilir mi?Eğer “yapabilir” diyorsanız bu devletin içeriden işgal edildiğinin de itirafıdır. Peki Sayın Bakan, bir milletvekiline gaz sıktırma emrini nasıl verebildiniz?Bundan cesaret alanların çeşitli yerlerde milletvekillerini itip kakmaya başlamaları halinde ne yapacaksınız?Son olarak Sayın Bakan; Ankara Emniyeti’nin zeytinyağı gibi üste çıkıp milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulunması da işin ne kadar komik hale geldiğini gösteriyor. *** Boşuna Yıldız Kenter olunmuyorHiç kuşkusuz ki Yıldız Kenter Türkiye’nin en başarılı ve hâlâ sahnede kalan en yaşlı (kendisi gururla yaşını söylüyor, 81) tiyatro sanatçısı.Yıldız Kenter şu sıralar yeni bir oyun sergiledi. Kraliçe Lear adlı oyun yılbaşından itibaren bir süre daha sahnelenecek.Kraliçe Lear, Shekespare’in Kral Lear adlı oyununu “bir kadın” olarak oynamaya hazırlanan çok yaşlı bir tiyatro sanatçısını anlatıyor.Artık ezberde zorlanan ve aslında sahneye çıkmaktan da biraz çekinen tiyatro sanatçısı, genç bir kızı ezberinde yardımcı olması için yanına asistan olarak alıyor.Aralarında yaş ve çağ farkı yüzünden derin bir anlayış-davranış uçurumu bulunan ikili kâh güldürerek kâh düşündürerek 75 dakika izleyiciyi adeta büyülüyor.Çok genç ve sempatik oyunca Sedef Şahin, sahnelere ömrünü vermiş Yıldız Kenter’i hiç zora sokmadan müthiş bir performansla tamamlıyor oyunu.Yıldız Kenter’i ise anlatmaya bile gerek yok. Müthiş bir oyunculuk, müthiş bir kendine güven. Ama bir sahne var ki anlatmak bile mümkün değil.Çünkü 81 yaşındaki sanatçı 13 yaş çevikliğindeki bir genç kız gibi hiçbir destek ve yardım almadan amuda kalkıyor sahnede. Ve bir şey söyleyeyim mi, ben izlerken amuda kalkmasına değil, bir balerin zerafetiyle önce bir bacağını hiç bükmeden sonra diğer bacağını aynı şekilde yere indirmesine şaşkınlık dolu bir hayranlık duydum. *** Ne değişir?Kapatılan DTP milletvekilleri istifa etmeme kararı aldılar. Doğrusu buydu. Ama daha önce istifa edeceklerini söyleyen milletvekilleri “sayın” diye hitap ettikleri İmralı’daki teröristten gelen talimat üzerine kararlarını değiştirdiklerini de belirttiler.Bu durumda yeni kurulacak olan BDP’ye girecekleri ve hatta transfer yaparak grup kuracakları da çok belli. Demek ki yeni parti ve bu partiye katılma da İmralı’daki “sayın”dan gelen talimat.Peki parti kurulur kurulmaz yeni bir kapatma davası açılırsa bunun da suçlusu “antidemokratik Türkiye” mi olacak? Mehmetçik düşmanı denize dökmüştü, polis işçiyi havuza döktü. *** Yandaş olunca mantık da yok Başbakan sokakların savaş alanına çevrilmesinin suçunu da biliyorsunuz medyanın üzerine attı ve “Siz bunları haber yaptıkça terör reklamını yapıyor ve olaylar artıyor” dedi.İlk duyduğunuzda mantıken doğru gibi görünüyor. Ama doğru değil. Saklayarak gerçekleri ortadan kaldıramazsınız. Bir gün öğrenildiğinde de bunun altından kalkamazsınız.Başbakan’ın “olayları yayınlanamayın” sözleri yandaş medya tarafından “emir” kabul edildi. Bir iki gündür yaşanan olaylar bu medyada ya hiç yok ya da iç sayfalarda basit trafik kazası niteliğinde yayınlanıyor.Örneğin Ankara’da Tekel işçilerine ve milletvekillerine karşı yapılan görülmemiş gaddarlık “yandaş medyada” hiç yer bulamadı kendine. Çok tirajlı biri hepten yok saydı. Diğerleri de küçücük gösterdiler bu saldırıyı.Ancak Başbakan’ın talimatıyla bu haberleri görmezden gelen yandaş medyanın manşetlerini “kaos yaratma çabaları, olağanüstü hal ilan etmek için yapılan provokasyonlar” türü haberler kaplıyor.Şimdi okurun durumunu bir düşünün. Ortalık sanki güllük gülistanlık, Türkiye’de hiçbir şey olmuyor. Ama her nedense okuduğu gazete “kaos çıkarmak isteyenlerden” söz ediyor her gün.Peki ne oluyor da kaos yaratılmak isteniyor. O yok işte. Çünkü emir büyük yerden, olayı yayınlamayacaksın. Ama yandaşlık mantığı alıp götürünce yorum serbest sanılıyor.Başbakan’ın bir konuşma daha yaparak “Bu terör olaylarını vermeyin, ama vermediğiniz haberlerle ilgili yorum da yapmayın bu da teröre hizmettir” demesi lazım.
Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olurmuş. Bu ülkenin sağduyulu insanlarının aylardır “Yapmayın, durup dururken halk içinde ikilik yaratıyor, düşmanlık tohumları saçıyorsunuz, bunun sonucu kötüye gider” haykırmalarına kulağını tıkayanlar, şimdi kalkmışlar “Eyvah provokasyona geliniyor, barışı bozmayın” çığlıkları atıyor.Tabii aslında bu güya iyi niyetli çığlıkların ardında ellerini ovuşturduklarını, amaçlarına ulaşmak üzere olduklarının sevincini yaşadıklarını görebiliyorsunuz. Bir kına yakmadıkları kaldı ki ondan bile şüpheliyim.Neden bu kadar rahat yazabiliyorum bunu biliyor musunuz? Çünkü “provokasyon” diyerek üste çıkmaya çalışanlar aslında bugüne kadar oynadıkları oyunu sürdürüyor ve yine kendi yarattıkları “darbe paranoyasına” malzeme çıkarmaya çalışıyorlar.Aslında bana göre çok korkuyorlar artık. Çünkü yarattıkları kaosun altında kalma tehlikesi her geçen gün biraz daha büyüyor.Bu nedenle tıpkı gece karanlığında mezarlığın yanından geçerken ıslık çalarak korkusunu bastırmaya çalışanlar gibi panik havası yaşıyorlar.7 asker şehit ediliyor. “PKK yapmış olamaz” diyorlar hemen, “Yapsa yapsa asker kendi yapmıştır.” Ne kolay değil mi? Asla kanıtlayamayacağın ama söylendiğinde etrafında bir sürü saf toplayabileceğin bir söylemi at ortaya sonra çekil kenara.Zaten Bingöl’deki 33 askeri de bunlar öldürmüştü. PKK’yı da bunlar kurmuştu. Aslında sokakları savaş meydanına çeviren PKK’lılar da bu kaynaktan emir alıyor. Hem Apo da zaten MİT’in adamı değil mi?Kendisine liberal maskesi takmış faşistler bir taraftan “darbe” muhabbeti, diğer taraftan ortalığı yangın yerine çevirebilmek için kışkırtıcılık yaparken iktidarın nasıl olsa her şeyi kontrol edeceğini hesaplıyordu.Ama bence bir hesap hatası oldu. İktidar sokakları kontrol edemiyor. “Korkulan oldu” diyorlar örneğin Muş’taki 2 ölümden sonra, sanki daha önce sağduyulu insanlar uyarmamış gibi.“Darbe darbe” diyerek iki yılı aşkın süredir kafamızı şişirenler gelinen noktada aslında çok şaşkınlar ve korku içindeler.Çünkü şunu fark ediyorlar artık: “Bu ülkede darbe olmaz. Hiçbir Türk subayının aklına böyle bir dünyada ve böyle bir devirde darbe yapmak gelmez. Ama olaylar kontrol edilemezse iktidar çareyi olağanüstü hal ya da sıkıyönetimde bulabilir.” Yaratılan kaosun altında kalmak budur işte. *****Kim para verdi? Dolapdere’de “kuru sıkı” tabancalarla PKK’lı kovalayan sokak kabadayılarından biri “Bana para verdiler” demiş. İki gündür özellikle yandaş medya “Ergenekon iması” ile haberi şişirdikçe şişiriyor.Bu sokak kabadayısına birileri para vermiş olabilir mi? Neden olmasın, sanki örneklerini hiç yaşamadık.Ama gazetecinin bir görevi de “parayı kimin verdiğini sorgulamak” değil mi? Bakıyorum, kimin para verdiği yolunda yorumlar yapılıyor da gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan yok.Peki Emniyet Müdürlüğü ne yapıyor? Adam ilk önce tabancası kuru sıkı çıkınca serbest bırakıldı. Oysa biraz sorgulansa para verenlerle ilgili ipucu bulunur diyorduk ki dün akşam saatlerinde sokak kabadayıları yeniden gözaltına alındı. Bakalım bu sefer ne çıkacak?*****Domuz gribiTemel’in karısı domuz gribine yakalanmış, hastaneye kaldırılmış. Aradan geçen zaman içinde karısı hastalıktan kurtulmuş. Geçmiş olsun ziyaretine gelen Dursun, Temel’e “Karin nasil oldi Temel, tamamen iyuleştu mi?” diye sormuş. Temel kafasını iki yana sallayarak cevap vermiş: “Grip geçtu da, domuzluk devam ediiy...”Türkiye için “kapatılan partiler mezarlığı” deniyormuş. Batı’da bu kadar çok parti kapatılmıyormuş. Doğru. Çünkü orada kapatılacak partiyi kurdurmuyorlar bile. Fark bu.Başbakan, Meclis Başkanı’nı “Bunları sen mi susturacaksın, ben mi susturayım” diye azarladı. Başkan kendi sustu. Gel de Kamer Genç’i arama.***** Hâlâ yakalanan yok Tokat olayı üzerinden bir hafta geçti. Hâlâ katillerle ilgili ne bir iz ne bir ipucu ne de bir yakalama...Nerede bu ülkenin istihbaratı, nerede emniyeti, nerede Genelkurmay’ı?Türkiye belli ki artık çok sahipsiz. Anadolu’nun göbeğinde 7 fidanımız hayatlarının baharında şehit ediliyor, tek bir katil bile yakalanamıyor.Ama yorum bol. “Acaba asker kendi kendine mi işledi bu cinayeti, Ergenekon’dan mı emir aldılar. PKK üstlenmeye zorlandı” türünden abuk sabukluklar hâlâ gazete sayfalarında ve TV ekranlarındaki müstesna yerlerini koruyor.İktidar yandaşları “Hep mi hükümeti eleştireceksiniz?” diye mesajlar yağdırıyorlar. Kimi eleştireceğim peki? Emniyet, istihbarat birimleri, Genelkurmay muhalefete mi bağlı?Elbette iktidara soracağız, “Nerede bu katiller, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden burs alanların bile teröre bulaşıp bulaşmadıklarını öğrenmek için izliyorsunuz da, askerimizi şehit edenleri neden ihmal ediyorsunuz?” Sormayalım mı yani? *****Bankalar gurur kırıyor Bankanın adını vermeyeceğim. Çünkü aynı şeyi başka bankalar da yapıyor olabilir.Ben de yeni öğrendim. Bir okurum haklı olarak yakınmış. Konu şu: Bayram öncesi bazı bankalar “Kefilsiz bayram kredisi, şu numaraya mesaj atın paranız hazır” türü reklamlar verdiler. Aynısı şimdi yılbaşı için de yapılıyor.Okurum bu reklamlara güvenerek belirtilen numaraya mesaj atmış. 2 bin 500 liralık kredi istemiş.Bir gün sonra kendisine cevap gelmiş: “Limitiniz düşük olduğu için kredi talebiniz reddedildi.” Okurum çok öfkelenmiş tabii. Açmış bankaya telefonu, “Ben sizden kredi istemedim, siz vermek istediniz sonra da beni küçük düşürdünüz” demiş.Demiş de ne fayda.Bankalar para satabilmek için her türlü promosyona başvuruyor. İnsanları “kefilsiz, sorgusuz” kredi alabilecekleri yolunda adeta kandırıyor. Sonra da gurur kırıyor.Banka genel müdürlerine seslenmek istiyorum. Yapabileceğiniz promosyonlara soyunun. Halkın bankalara güveni sarsılırsa kaybeden siz olacaksınız.
Sayın Başbakan; tüm konuşmalarınızı olduğu gibi bütçe konuşmanızı da dikkatle izledim. Hitabet sanatını, öfke de dahil olmak üzere yine çok güzel kullandığınızı söylemek zorunda hissediyorum kendimi.Özellikle “kulağa hoş gelen” sözleri söylemekte çok mahir olduğunuz bir gerçek. Ancak “kulağa hoş gelen” bu sözlerin bazıları temel kavram ve değerlere çok aykırı. Sizi dikkatli dinlemeyen taraftarlarınızdan ya da yandaşlarınızdan büyük alkışlar alabilirsiniz, oysa bu söylem sizin demokrasi konusundaki eksikliklerinizi de ortaya koyuyor.Sayın Başbakan; demokrasi, gücü olan haklı olmasın, gücünü kullanan başkalarını ezmesin, inatlaşma olmasın diye mevcut siyasi anlayışlar içinde birinci sırada duruyor.Siz “inadına demokrasi” diyorsunuz örneğin; ya da “inadına açılım, inadına kardeşlik.” Söz güzel. Ama doğru değil. Bir konu “inada” biniyorsa demokrasi orada yok demektir. İnat ancak diktatörlük, tiranlık gibi rejimlerde söz konusu olabilir. Gücünüzü kullanarak sizin gibi düyünmeyenlere inatla istediğinizi dayatabilirsiniz. Bu eleştirimden açılıma veya kardeşliğe, barışa karşı olduğumu çıkarmayın lütfen. Ama yanlış yapıyorsunuz, kavramları karıştırıyorsunuz ve ülkeyi ateş çemberine sokuyorsunuz.Sayın Başbakan, yeri gelmişken söylemek istiyorum. Kolaya kaçarak muhalefeti ve sizi eleştirenleri hedef haline getirerek içine düştüğünüz durumdan kurtulmak istiyorsunuz.Unutmayınız ki ülke yönetimi sizde. Orası şikâyet etme yeri değil, iş yapma yeri. Elbette bu ülkede olan her şeyin hesabı önce sizden sorulacaktır. “Açılım” diyorsanız bunun ne olduğunu da söylemek zorundasınız. “Ben açılım derim içini siz doldurun” derseniz, aklınıza hayalinize gelmeyecek talepler arasında boğulursunuz.Bu konuda muhalefete öfke duymayı çok iyi başarıyorsunuz. Hatta muhalefet lideriyle bir araya gelmeyi bile gereksiz buluyorsunuz.Oysa Sayın Başbakan, tam tersine eğer inisiyatifi ele alamazsanız çok hızla erirsiniz. Muhalafet liderleriyle bir araya gelmek için Cumhurbaşkanı’nın çağrısını bile beklemeden, hatta randevu bile almadan makam aracınızı CHP Genel Merkezi’nin önüne çekip, Baykal’ın odasına çıkıp “Ülke sıkıntılı, ortalık yangın yerine dönmeden birlikte önlem almalıyız” diyebilseniz hem kahraman olursunuz hem de ısrarla söylediğiniz ama bir türlü gösteremediğiniz “Biz farklı siyasetçileriz” tanımına gerçekten uymuş olursunuz.Siyaseti bir inatlaşma değil, uzlaşma, konuşma ve ortak yol bulma aracı olarak görürseniz, bilin ki ülkeye en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Bu iyi niyetli eleştirimi lütfen dikkate alınız Sayın Başbakan. Aksi takdirde bir dahaki seçimde hiç olmama olasılığınız çok yüksek. *****Türkiye’nin başkenti Ankara’dırAnayasa’nın“değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez”kayıtlı maddesi aynen şöyle: “MADDE 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır.Başkenti Ankara’dır.” Bu maddeyi neden aynen yazdım? Çünkü ne yazık ki açılımın sıkıntıya girmesiyle birlikte hata üzerine hata yapan DTP yönetimi siyaseti aynı zamanda bunun da merkezi olan Ankara yerine “bölgecilik” zihniyeti ile Diyarbakır’a taşıdı. İlk bakışta “Ne var bunda, seçildikleri yerlere gitmişler” diyen saf düşünceliler çıkabilir. Ama öyle değil. Eğer siz siyasetin merkezini başka bir yere taşımaya kalkarsanız bunun adı “bölücülük” olur. Bir taraftan “Türkiye partisi” olduklarını söyleyen (eski) DTP’liler tüm tutum ve davranışlarıyla bölücü tavır sergilemiş oluyorlar.Göz göre göre “Biz artık birlikte yaşamak istemiyoruz” anlamına gelen eylemler içinde olan DTP veya bunun yeni versiyonu bundan sonra “eşitlikten, demokratik haklardan, kardeşlikten” nasıl söz edecek?DTP, PKK’nın bitirilmemesi adına kendi meşruiyetini yitiriyor.*****TMO Genel MüdürüBu köşede dün Ahmet Özgüneş’in gönderdiği bir mektuptan söz ederken kendisi için ANAP dönemi bakanlarından demiştim. Biraz hafızaya güvenmek biraz da dikkatsizlik sonucu önemli bir hata yaptım. Çünkü Özgüneş o dönemde bakan değil Toprak Mahsülleri Ofisi Genel Müdürü’ydü. Özür dilerim.*****Bu nasıl iş?Adam silahını çekiyor, göstere göstere tetiğe basıyor. Bunu her nasılsa öncelikle bir yabancı ajans görüntülüyor ve dünyaya geçiyor.Sonra bu adam yakalanıyor. Silahı kuru sıkı çıktığı için serbest bırakılıyor.Bunu anlamak mümkün değil. Çünkü yasalarımız çok açık. Silah, ruhsatlı bile olsa teşhir edilemez, bunu yapanlarla ilgili dava açılır.Verilecek ceza belki CMUK gereği tutuklanmayı gerektirmeyebilir, ama en azından bu teşhirin örgütlü mü bireysel mi olduğu tam açıklığa çıkıncaya kadar gözetim altında tutulması gerekmiyor muydu bu adamın?
Bir yıldan fazla oluyor. İmralı’daki mahkûma “Mandela muamelesi” yapmak istediklerini yazmıştım. Bunu yazdığımda henüz İmralı’ya başka mahkûmlar gönderilmemişti. O sırada sadece bazı talepler vardı.Bunun için de özellikle Batı’dan medet umuluyordu.Sonunda Batı ülkelerinin baskısı sonuç verdi ve Apo’nun yanına yine PKK terör örgütü nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmış bazı mahkûmlar gönderildi.Gelelim Mandela benzetmesine.Güney Afrika’daki ırkçı yönetime karşı mücadele eden siyah Mandela bir adada özel olarak hazırlanan cezaevine konmuştu.Bu adada yıllarca yalnız başına kalan Mandela’nın bu durumunu “işkence” olarak niteleyen Batı, Güney Afrika yönetimine baskı yaparak “En azından yanına bazı dava arkadaşlarını gönderin” demişti.Sonunda baskılar başarıya ulaşmış ve Mandela’nın yanına arkadaşları gönderilmişti.Bir süre adadaki cezaevinde arkadaşlarıyla kalan Mandela için bu kez “Eşitlik hakkı zedeleniyor, Mandela da karadaki bir cezaevine nakledilsin” baskısı başlamıştı.Güney Afrika yönetimi sonunda bu baskıya da boyun eğdi. Ancak yönetim “Normal hapishanede güvenlik sorunu yaratır” diyerek Mandela’yı cezaevine dönüştürülen bir çiftlikte ev hapsine almıştı. Birkaç yıl içinde Mandela, çiftlikte tutulan bir mahkûm olmaktan çıkıp, çiftliğin sahibi gibi olmuştu. Güvenlik görevlileri de Mandela’nın ve arkadaşlarının hizmetkârları durumuna düşürülmüştü. En sonunda Mandela’nın ailesi de çiftliğe taşınmıştı. Bir süre sonra da af ilan edilmiş ve Mandela kendisini karşılayan bir milyon kişiyle birlikte çiftlikten ayrılmıştı. Ardından da Güney Afrika’nın ilk siyah başkanı olmuştu.Güney Afrika’daki ırkçılık ve Mandela’nın mücadelesi ile PKK ve Apo’yu bir tutmak mümkün değil. Ama Türkiye üzerinde oyun oynayanlar sessiz ve derinden Apo’yu Mandela gibi bir konuma getirmek istiyorlar.Şimdi Apo için “Ev hapsi” talepleri var. Yani Apo İmralı’dan alınacak, karadaki bir korumalı eve taşınacak. Tıpkı Mandela’nın çiftlik evine yerleştirilmesi gibi. *** Eski bakandan saptama: Liderler her şeye tek başlarına karar veriyorAhmet Özgüneş, Özal dönemi bakanlarından. Daha sonra siyaseti bırakan Özgüneş’ten geçen hafta bir mektup aldım. Mektubunda bakanlık deneyimlerine de yer veren Özgüneş, ilginç bir saptamada bulunuyor. Aynen sizlerle paşlaşıyorum:Sayın Can Ataklı; AKP açık olarak “açılım”ı yüzüne gözüne bulaştırdı. Bu kötü sonucun sebepleri irdeleniyor; ben de gözden kaçan ama etkili olan bir faktöre dikkat çekmek istiyorum. Devlette edindiğim tecrübe bu faktörün her konuda menfi sonuçlar verdiği yönündedir.Bu ülkede otokratik bir gelenek var. Her kurumun başına geçen kişi, kim olursa olsun, nitelikleri ne olursa olsun, tek söz sahibi oluyor. Bütün kararlar onun inisiyatifinde alınıyor. Bu, galiba AKP içinde daha da belirgin. Bütün kararları Erdoğan alıyor. Bunun tabii sonucu olarak da kararlar ciddi bir inceleme sonucunda değil o karara Erdoğan’ın ayırabildiği çok kısa zamanda alınıyor.Devlette görev yaptığım sürede Bakanlar Kurulu’na katıldığımda gördüğüm manzaralar aklıma geliyor. Konular birkaç dakika süre içinde Başbakan’a arz ediliyor (sırasıyla Özal, Akbulut ve Yılmaz) o da birkaç saniye düşündükten sonra gelişigüzel bir karar beyan ediyor. Genellikle çok da doğru olmayan bu karar artık “Hadis-i Şerif” hükmü kazandığı için sorgusuz sualsiz uygulanıyor.Galiba bu açılım da aynı mekanizma içinde oluştu ve sonunda garip bir sürece dönüştü. Saygı ve iyi dileklerimle, Ahmet A. Özgüneş. ***Cem Yılmaz son filmi için kovboy kasabası kurmuş. O kadar para harcamasına gerek yoktu zira İstanbul sokakları vahşi batıdan farksız. (Gani Yıldız) *** Deniz Müzesi’ne nasıl gidilecek?Beşiktaş’a yolu düşenler görüyorlardır, Deniz Müzesi’nde hummalı bir çalışma var. Etraf kapatılmış, inşaat hızlı ilerliyor.Türkiye’nin en önemli müzelerinden Deniz Müzesi’ne ek binalar yapılıyor, yeni sergileme alanları açılıyor.Ancak bu inşaat sırasında ihmal edilen ne biliyor musunuz? Müzenin otoparkı yok. Olmadığı gibi çevrede araç park edilecek yer de yok. Bu durumda otobüslerle gelen turistler, öğrenciler, arabalarıyla ülkemizin çeşitli yerlerinden gelenler ne yapacaklar merak ediyorum. Üstelik hazır inşaat yapılırken otopark neden düşünülmez bu da ayrı bir konu. İhmal mi, bilgisizlik mi, kasıt mı?Ayrıca saltanat kayıklarının inşaat sırasında korunması için hayli geniş bir çukur açılıp içi de betonlanmış. Oysa burası bir yeraltı parkına dönüştürülebilir. Yetkililer böyle düşünmek yerine inşaat bitince çukuru dolduracaklarmış.Türkiye Denizcilik alanında çok önemli ve yepyeni bir müzeye kavuşuyor ama ille bir yerini eksik bırakmak adetimiz vardır ya, kural yine bozulmamış yani.
Sevgili okurlar; herhalde dilimde tüy bitti desem yeridir. Aylardır “Kürt açılımı derken düşmanlık ve husumet tohumları atılıyor. Bugüne kadar aralarında bir düşmanlık duygusu olmayan iki halkı birbirine düşüreceksiniz” dedim o kadar. Ne statükoculuğumuz, ne antidemokratlığımız, ne postal yalayıcılığımız kaldı. Şimdi sonuca bakın. Onca terör olayına rağmen düşmanlığı düşünmeyen halk neredeyse düşman hale getirildi.Açılıma karşı çıkmakAKP ve payandası liberal maskeli faşistler, Kürt açılımının içeriğini soran, iktidarın bu konuda samimiyetsiz olduğunu söyleyen, ciddi öneriler getirmek isteyen herkesi “açılıma karşı çıkmakla” suçladı. Bu kesim açılıma karşı çıkmakla suçladığı demokrat, ülkesini ve tüm vatandaşlarını seven namuslu insanlara saçma sapan “Analar ağlasın, kan aksın istiyorsunuz” suçlamasını da yöneltmekten çekinmedi.Geldiğimiz noktaOysa geldiğimiz noktaya bakın. Açılımla daha özgür, haklarına kavuşmuş, mutluluğa yelken açmış olacağını hayal eden kimi Kürt militanları ellerinde taşlar ve molotofkokteylleri ile sokaklarda. Buna tepki gösteren Türkler ise yay gibi gerilmiş, en küçük fırsatta patlamaya hazır bekler durumda adeta. Küçük bir tartışmadan büyük olaylar çıkacak diye herkesin yüreği ağzında.Terörist-Kürt halkıOysa Türk halkı teröristle Kürt vatandaşını ayırmayı çok iyi bilmişti bugüne kadar. Kalkan binlerce cenazeye rağmen herkes terörü ve teröristleri suçlamış, kimsenin aklına “Bunu yapan Kürtler” demek gelmemişti. Kürt kökenli vatandaşların da aynı duygu içinde olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.Aydın ihanetiSorunun bu hale gelmesinde iktidarın, Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen siyasi hareketlerin, terör örgütü kadar siyasetin ve çıkarın batağına sonuna kadar batmış kimi sözde aydınların da payı çok büyük. Güneydoğu’da başlayan sorunu bir “savaş” gibi gören, ısrarla bunu herkese kabul ettirmeye çalışanlar ülkeye en büyük kötülüğü yaptılar, yapıyorlar.Savaş nedir?Adlarının başında “Profesör” unvanı bulunan kimi sözde aydınlar terör ve terörle mücadeleyi (kasıtlı olarak) birbirine karıştırıp, yaşananları bir savaş olarak niteliyor. Oysa savaşın asker-ordu tarafları vardır. PKK teröristlerini savaşan ordunun askerleri saymak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de PKK ordusuna karşı savaşan güçler olarak göstermek en hafif deyimle ahlaksızlıktır.Teröriste güç vermeBu profesör unvanlı sözde aydınların terörle mücadeleden ısrarla “savaş” diye söz etmeleri bir avuç teröriste de büyük güç ve moral vermektedir. Kendilerini savaşçılar olarak gören teröristler amaçlarına ulaştıkları varsayımıyla Türkiye ve Türk ordusunu “dize getirdiklerini” düşünmekte hatta bunu açıkça söyleyebilmektedir.Ya savaş olsaydıBu aymaz aydınların söylemindeki gibi gerçekten bir savaş yaşanıyor olsaydı sonuç böyle mi olurdu? Savaşın kendi kuralları vardır. Savaş durumunda savaşan askerlerle birlikte sivil halk da ağır hasar görür. Ve eğer Türk ordusu Güneydoğu’da savaşıyor olsaydı şu anda terörün filizlendiği yerlerde taş üstünde taş kalmazdı.Terörle mücadeleAslına bakarsanız bu sözde aydınlar Güneydoğu’da 25 yıldır süren çatışmalarda sadece Türk ordusunu taraf göstererek hem yalan söylüyorlar hem de kafaları karıştırıyorlar. Gerçek şudur: Güneydoğu’da bir grup terörist terör eylemleri başlatmıştır. Türkiye güvenlik güçlerini devreye sokarak bir suç takibi başlatmış ve suçluları yakalamaya çalışmıştır.Kimler görev alıyor?Bu terörist faaliyetlere karşı kullanılan güvenlik güçleri polis teşkilatı ile polisin olmadığı bölgelerde jandarmadır. Türk ordusunun devreye girmesi olağanüstü hal döneminde olmuştur, bu, kaldırılınca asker de kışlasına dönmüştür. Güneydoğu’daki operasyonlarda Hava Kuvvetleri hariç Genelkurmay’a bağlı hiçbir asker kullanılmamaktadır. Hava Kuvvetleri de sadece sınır ötesi operasyonlarda görev almaktadır.Bunu bile bileİşte sözde kimi aydınlarımız bu gerçeği çarpıtarak Türkiye’yi bölgede “savaşan” taraf gibi göstermekte, terörizmi ve teröristi yüceltmekten çekinmemekte, buna da “demokrat olma gereği” maskesi takmaktadır. Bunun yarattığı rüzgârın bugün karşımıza bir iç çatışma olarak çıkma ihtimali herhalde bu sözde aydınları çok sevindirmiştir.Terörle Kürt’ü ayırmakŞuna kesinlikle inanıyorum ki terörle Kürt halkının demokratik haklarını ayıramadığımız sürece ne akan kanı durdurmak ne de soruna bir çare bulmak mümkün. Arkamıza terörü ve teröristi alarak Kürt halkının haklı bile olsa taleplerine cevap vermek mümkün olmaz ve zaten olmamaktadır.Hiç çatışma yaşanmadıKürt halkı ile Türk halkı bin yıldır aynı topraklarda yaşıyor. Dış tahriklerle ve ağalık düzeninin bozulmaması için kışkırtılan küçük kesimlerin çeşitli isyan hareketleri dışında, Kürt halkı ile Türk halkı arasında bugüne kadar asla bir çatışma yaşanmamıştır. Ancak bu Kürt halkının sorunları olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarına çok iyi davrandığı anlamına gelmez.Teröre prim vermekKürt halkı, özellikle Cumhuriyet döneminin çeşitli aşamalarında sıkıntı ve hatta eziyetler çekmiştir. Doğu ve Güneydoğu uzunca bir dönem ihmal edilmiş, burada yaşayanların kimi hak ve özgürlükleri yanlış politikalarla kısıtlanmış, dil ve kültürlerini özgürce kullanmaları engellenmiştir. Ama bunların çözümü için teröre prim vermek yapılacak en kötü uygulama olur.Demokratik haklarDemek ki yapılması gereken, terörü ve teröristleri tamamen devre dışı bırakmak, bütünüyle Kürt halkının talep ve sıkıntılarına odaklanmak, bunları da çok uzun süren anlamsız tartışmalarla sulandırmak yerine çok hızlı ve kararlı tavırlarla hayata geçirmektir. Ortaya çıkan sıkıntı ve talepler çözülemeyecek kadar çetrefilli değildir. Akıl ve mantıkla “sürece bile ihtiyaç duyulmadan” çözülebilir her şey.Amaç başka tabiiAncak bizim sözde aydınlarımız, sorunu çözmek yerine sürekli yaranın kabuğunu kaldırarak, anlamsız sosyolojik tahlillere girerek ve en önemlisi Türkiye’ye, Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ağır hakaretler yaparak çözümsüzlüğün mimarı olmaktadır. Artık bu Türkiye sevgisizi olduğu kadar Kürtlere karşı da hem sevgisiz hem de saygısız kesime herkes kulağını kapamalıdır.Açılım devam ederDTP’nin kapatılmasıyla Kürt halkının sorunlarının çözülmesini iyi niyetle isteyen pek çok kişide “Bundan sonra hiçbir şey yürümez” endişesi başladı. Oysa ben tam tersini düşünüyorum. Eğer başta iktidar, konuyu oy hesabı yapmadan ciddiyetle ele alır, kontrolü yitirmeden yola devam ederse Kürt halkının sıkıntıları şaşırtıcı bir hızla çözülebilir. Huzur bizim elimizdeÇünkü, eğer bir konu akıllı, mantıklı, sağduyulu insanların elinde olursa bunun önünde hiçbir güç duramaz. Terörü kararlı biçimde, taviz vermeden tasfiye edebilecek gücü var bu ülkenin. Bu irade kullanılırsa başta bölge halkı olmak üzere Türkiye’de herkes derin bir nefes alır. Çünkü huzuru sağlamak hepimizin elinde. Yeter ki buna inanalım. Hepinize iyi haftalar dilerim...
Sonunda beklenen oldu ve DTP kapatıldı. Şimdi herkesin önceden en azından tahmin ettiği bu konu anlamsız tartışmalara da konu oluyor.Tartışmalar birkaç başlıkta toplanıyor:1- PARTİ KAPATMA OLMALI MI?: AKP hakkında açılan davada bu konu enine boyuna çok tartışılmıştı. Nedense DTP kapatılmadan önce özellikle AKP ve yandaşları bu konuya fazla girmediler. Kapatma kararından sonra tartışma yine alevlendi. Ancak şunu görmek gerek. En demokratik ülkelerde bile parti kapatma ile ilgili yasa maddeleri var. Bu nedenle “Demokratik ülkelerde parti kapatılmaz” söylemi yanlış.2- KARAR SİYASİDİR: Anayasa Mahkemesi kararını beğenmeyenler bunun siyasi bir karar olduğunu vurguluyor. Yanlış. Deliller, belge ve bilgiler, yapılan savunmalara bakılınca, Anayasa Mahkemesi’nin başka türlü karar alması mümkün değildi. Hukuken asıl kapatmama kararı siyasi olurdu.3- ÜLKE GERÇEKLERİ GÖZARDI EDİLDİ: Kapatma kararına siyasi hükmünü verenler, bu kararla ülke gerçeklerine aykırı davranıldığını, özellikle açılımın önünün kesildiğini savunuyor. Bu, mantıken doğru olsa bile hukuk açısından karar vermesi gereken yargının başka koşulları düşünerek sonuca varmaya çalışması hukuku yerle bir eder. Hukuk duruma göre veya duygusal nedenlerle karar alamaz. Ki zaten hukuk kavramı bu nedenle gelişmiş ülke olmanın da bir sembolüdür.4- DTP KAPATILMAK İÇİN UĞRAŞTI: Son olaylara bakıldığında haklı ve mantıklı gibi görünen bir söylem. Ancak şurası unutulmasın, bu dava iki yıl önce açıldı. Yani mahkeme iki yıl öncesinin suçlamalarına ve kanıtlarına bakarak karar verdi. Bu nedenle partiden ilişkisi kesilen Leyla Zana ceza alırken, son günlerde çok tepki çeken Emine Ayna’nın adı bile geçmedi. DTP’nin son günlerdeki eylemleri mahkeme üyelerinin vicdanen rahatlamalarını sağlamış olabilir sadece.ASIL SORULMASI GEREKEN: Bu davada asıl sorulması gereken Anayasa Mahkemesi’nin neden iki yıl beklediğidir. İki yıldır davayla hiç ilgilenmeyen mahkeme nasıl oldu da tam açılım sırasında toplandı. Bunda iktidarın bir tavsiyesi, ricası veya baskısı oldu mu? İktidar elbette bütün üyelere baskı yapamaz ama çıkacak sonuç bilindiği için Başkan Haşim Kılıç’a “Şu davayı gündeme getir artık” denmesi olasılığı bana göre yüksektir.AKP KAZANÇLI ÇIKABİLİR: Kapatma kararından AKP’nin çıkması çok normal. AKP başarısız açılım ile ciddi oy kaybına uğradığını görüyordu. AKP’nin dindar tabanı aynı zamanda çok da milliyetçi. Kürt oylarını almayı düşünürken bu oyları kaybetme tehlikesini gören AKP, bundan sonra sertleşebilir ve milliyetçi duyguları öne çıkarabilir.*****İç tüzük garipliği DTP’nin kapatılmasından hemen önce başlayan “Sine-i millete dönme” söylemleri “istifanın Meclis Genel Kurulu kararına bağlı olduğu gerekçesiyle” şimdilik rafa kaldırıldı. DTP fiilen Meclis oturumlarına katılmama kararı aldı.Aslına bakarsanız Meclis oturumlarına katılmamak da sonuçta “sine-i millet” anlamına geliyor. Başlıkta neden “gariplik” dediğimi anlatmak için önce milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen maddelerden ikisine bakalım:MADDE 136- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden istifa eden milletvekilinin istifa yazısının gerçekliği Başkanlık Divanı’nca yedi gün içinde incelenip tespit edildikten sonra üyeliğinin düşmesine Genel Kurul’ca görüşmesiz karar verilir. MADDE 138- Bir milletvekili Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmazsa devamsızlığı Başkanlık Divanı’nca tespit edilir ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyona gönderilir. Karma Komisyon, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasındaki hükümlere göre durumu inceler ve raporunu hazırlar. Bu raporu görüşen Genel Kurul devamsızlık sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi gerektiğine üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verirse, üyeliği düşer.Şimdi konuyu açalım: İstifa halinde Meclis oturup oylama yapıyor, eğer hayır oyu çıkarsa miletvekili görevini bırakamıyor.Aynı milletvekili o andan itibaren Meclis’e hiç gelmeyerek fiili durum yaratabilir. Bu da açık kamu görevi suçudur. Oysa Meclis bu suçu da oylamaya koyuyor. “Hayır” kararı verirse, bu kez işlenmiş bir suç “demokratik oylama” ile kabul görmüş oluyor.Bir tür “Sen suç işledin ama ben sana ceza vermiyorum, görmezden geliyorum” diyor. Bu hukukun açıkça katledilmesi değil midir?Hepimiz birer intihar bombacısıyız!.. Cebimizde kredi kartı denilen zaman ayarlı plastik patlayıcılar taşıyoruz. (Gani Yıldız)*****Pazar fIkralarıYıldırım Tuna’dan gelen fıkralardan bir demet...Barbie bebekAdam arabasıyla evine giderken küçük kızının yaş günü olduğunu hatırlamış. Hemen dalmış bir oyuncakçıya. Rafların arasında, bir şey bulamayınca tezgâhtar kız yetişmiş imdadına, “Küçük bir kızsa Barbie bebek alın” demiş, “Onlar şimdi çok satılıyor. Balodaki Barbie 19.95, Alışverişteki Barbie 19.95, Denizde Barbie 19.95, Boşanmış Barbie 265 dolar!” Adam “Nee?” demiş “Hepsini saydınız 19.95, neden Boşanmış Barbie 265 dolar?” Kız “Eee” demiş, “O sette boşadığı kocası Ken’in evi, Ken’in arabası, Ken’in mobilyaları, Ken’in...”Geri adımBİR kış sabahı memur neden 1 saat geciktiğini patronuna izah etmeye çalışıyormuş. “Efendim yerler o kadar kaygandı ki inanın 1 adım öne atınca insan 2 adım geriye gidiyordu” demiş. Patron “Yaa” diye çıkışmış. İnanmamış ve alay eder bir ses tonuyla, “İşe nasıl gelebildin o zaman?” diye sormuş. Adamın cevabı hazırmış: “Artık vazgeçip evime dönmek istedim ve kendimi burada buldum efendim!..”Kaza yaparsınAdam yeni araba almış. Acemi bir şoför olan karısının da “kaza yapar” diye arabayı kullanmasını istemiyormuş. Ancak karısı bir sokak ötelerindeki manava yeni araba ile gitmekte ısrar edince “Boşver karıcığım” demiş, “Allah korusun şimdi gidip bir kaza yaparsın, yarın gazetelerde adının yanında parantez içinde yaşını da yazarlar sonra...”Emniyet kemeriAdam otomobil kullanırken ilerideki trafik kontrolünü görünce alelacele emniyet kemerini takmış. Durdurulduktan sonra “Merhaba” demiş polis memuru nazikçe, “Her zaman emniyet kemerinizi takar mısınız?” Adam “Evet, her zaman” diye yanıtlayınca polis gülümsemiş: “Güzeell, peki takmadan önce ucunu her zaman böyle direksiyon simidinin içinden mi geçirirsiniz?”Hepimiz birer intihar bombacısıyız!.. Cebimizde kredi kartı denilen zaman ayarlı plastik patlayıcılar taşıyoruz. (Gani Yıldız)