Sayın Başbakan; tüm konuşmalarınızı olduğu gibi bütçe konuşmanızı da dikkatle izledim. Hitabet sanatını, öfke de dahil olmak üzere yine çok güzel kullandığınızı söylemek zorunda hissediyorum kendimi.
Özellikle “kulağa hoş gelen” sözleri söylemekte çok mahir olduğunuz bir gerçek. Ancak “kulağa hoş gelen” bu sözlerin bazıları temel kavram ve değerlere çok aykırı. Sizi dikkatli dinlemeyen taraftarlarınızdan ya da yandaşlarınızdan büyük alkışlar alabilirsiniz, oysa bu söylem sizin demokrasi konusundaki eksikliklerinizi de ortaya koyuyor.
Sayın Başbakan; demokrasi, gücü olan haklı olmasın, gücünü kullanan başkalarını ezmesin, inatlaşma olmasın diye mevcut siyasi anlayışlar içinde birinci sırada duruyor.
Siz “inadına demokrasi” diyorsunuz örneğin; ya da “inadına açılım, inadına kardeşlik.”
Söz güzel. Ama doğru değil. Bir konu “inada” biniyorsa demokrasi orada yok demektir. İnat ancak diktatörlük, tiranlık gibi rejimlerde söz konusu olabilir. Gücünüzü kullanarak sizin gibi düyünmeyenlere inatla istediğinizi dayatabilirsiniz.
Bu eleştirimden açılıma veya kardeşliğe, barışa karşı olduğumu çıkarmayın lütfen. Ama yanlış yapıyorsunuz, kavramları karıştırıyorsunuz ve ülkeyi ateş çemberine sokuyorsunuz.
Sayın Başbakan, yeri gelmişken söylemek istiyorum. Kolaya kaçarak muhalefeti ve sizi eleştirenleri hedef haline getirerek içine düştüğünüz durumdan kurtulmak istiyorsunuz.
Unutmayınız ki ülke yönetimi sizde. Orası şikâyet etme yeri değil, iş yapma yeri. Elbette bu ülkede olan her şeyin hesabı önce sizden sorulacaktır.
“Açılım” diyorsanız bunun ne olduğunu da söylemek zorundasınız. “Ben açılım derim içini siz doldurun” derseniz, aklınıza hayalinize gelmeyecek talepler arasında boğulursunuz.
Bu konuda muhalefete öfke duymayı çok iyi başarıyorsunuz. Hatta muhalefet lideriyle bir araya gelmeyi bile gereksiz buluyorsunuz.
Oysa Sayın Başbakan, tam tersine eğer inisiyatifi ele alamazsanız çok hızla erirsiniz. Muhalafet liderleriyle bir araya gelmek için Cumhurbaşkanı’nın çağrısını bile beklemeden, hatta randevu bile almadan makam aracınızı CHP Genel Merkezi’nin önüne çekip, Baykal’ın odasına çıkıp “Ülke sıkıntılı, ortalık yangın yerine dönmeden birlikte önlem almalıyız” diyebilseniz hem kahraman olursunuz hem de ısrarla söylediğiniz ama bir türlü gösteremediğiniz “Biz farklı siyasetçileriz” tanımına gerçekten uymuş olursunuz.
Siyaseti bir inatlaşma değil, uzlaşma, konuşma ve ortak yol bulma aracı olarak görürseniz, bilin ki ülkeye en büyük iyiliği yapmış olursunuz. Bu iyi niyetli eleştirimi lütfen dikkate alınız Sayın Başbakan. Aksi takdirde bir dahaki seçimde hiç olmama olasılığınız çok yüksek.
Türkiye’nin başkenti Ankara’dır
Anayasa’nın“değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez”kayıtlı maddesi aynen şöyle:
“MADDE 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır.
Başkenti Ankara’dır.”
Bu maddeyi neden aynen yazdım? Çünkü ne yazık ki açılımın sıkıntıya girmesiyle birlikte hata üzerine hata yapan DTP yönetimi siyaseti aynı zamanda bunun da merkezi olan Ankara yerine “bölgecilik” zihniyeti ile Diyarbakır’a taşıdı. İlk bakışta “Ne var bunda, seçildikleri yerlere gitmişler” diyen saf düşünceliler çıkabilir. Ama öyle değil. Eğer siz siyasetin merkezini başka bir yere taşımaya kalkarsanız bunun adı “bölücülük” olur. Bir taraftan “Türkiye partisi” olduklarını söyleyen (eski) DTP’liler tüm tutum ve davranışlarıyla bölücü tavır sergilemiş oluyorlar.
Göz göre göre “Biz artık birlikte yaşamak istemiyoruz” anlamına gelen eylemler içinde olan DTP veya bunun yeni versiyonu bundan sonra “eşitlikten, demokratik haklardan, kardeşlikten” nasıl söz edecek?
DTP, PKK’nın bitirilmemesi adına kendi meşruiyetini yitiriyor.
TMO Genel Müdürü
Bu köşede dün Ahmet Özgüneş’in gönderdiği bir mektuptan söz ederken kendisi için ANAP dönemi bakanlarından demiştim. Biraz hafızaya güvenmek biraz da dikkatsizlik sonucu önemli bir hata yaptım. Çünkü Özgüneş o dönemde bakan değil Toprak Mahsülleri Ofisi Genel Müdürü’ydü. Özür dilerim.
Bu nasıl iş?
Adam silahını çekiyor, göstere göstere tetiğe basıyor. Bunu her nasılsa öncelikle bir yabancı ajans görüntülüyor ve dünyaya geçiyor.
Sonra bu adam yakalanıyor. Silahı kuru sıkı çıktığı için serbest bırakılıyor.
Bunu anlamak mümkün değil. Çünkü yasalarımız çok açık. Silah, ruhsatlı bile olsa teşhir edilemez, bunu yapanlarla ilgili dava açılır.
Verilecek ceza belki CMUK gereği tutuklanmayı gerektirmeyebilir, ama en azından bu teşhirin örgütlü mü bireysel mi olduğu tam açıklığa çıkıncaya kadar gözetim altında tutulması gerekmiyor muydu bu adamın?

