Bir yıldan fazla oluyor. İmralı’daki mahkûma “Mandela muamelesi” yapmak istediklerini yazmıştım. Bunu yazdığımda henüz İmralı’ya başka mahkûmlar gönderilmemişti. O sırada sadece bazı talepler vardı.
Bunun için de özellikle Batı’dan medet umuluyordu.
Sonunda Batı ülkelerinin baskısı sonuç verdi ve Apo’nun yanına yine PKK terör örgütü nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmış bazı mahkûmlar gönderildi.
Gelelim Mandela benzetmesine.
Güney Afrika’daki ırkçı yönetime karşı mücadele eden siyah Mandela bir adada özel olarak hazırlanan cezaevine konmuştu.
Bu adada yıllarca yalnız başına kalan Mandela’nın bu durumunu “işkence” olarak niteleyen Batı, Güney Afrika yönetimine baskı yaparak “En azından yanına bazı dava arkadaşlarını gönderin” demişti.
Sonunda baskılar başarıya ulaşmış ve Mandela’nın yanına arkadaşları gönderilmişti.
Bir süre adadaki cezaevinde arkadaşlarıyla kalan Mandela için bu kez “Eşitlik hakkı zedeleniyor, Mandela da karadaki bir cezaevine nakledilsin” baskısı başlamıştı.
Güney Afrika yönetimi sonunda bu baskıya da boyun eğdi. Ancak yönetim “Normal hapishanede güvenlik sorunu yaratır” diyerek Mandela’yı cezaevine dönüştürülen bir çiftlikte ev hapsine almıştı. Birkaç yıl içinde Mandela, çiftlikte tutulan bir mahkûm olmaktan çıkıp, çiftliğin sahibi gibi olmuştu. Güvenlik görevlileri de Mandela’nın ve arkadaşlarının hizmetkârları durumuna düşürülmüştü. En sonunda Mandela’nın ailesi de çiftliğe taşınmıştı. Bir süre sonra da af ilan edilmiş ve Mandela kendisini karşılayan bir milyon kişiyle birlikte çiftlikten ayrılmıştı. Ardından da Güney Afrika’nın ilk siyah başkanı olmuştu.
Güney Afrika’daki ırkçılık ve Mandela’nın mücadelesi ile PKK ve Apo’yu bir tutmak mümkün değil. Ama Türkiye üzerinde oyun oynayanlar sessiz ve derinden Apo’yu Mandela gibi bir konuma getirmek istiyorlar.
Şimdi Apo için “Ev hapsi” talepleri var. Yani Apo İmralı’dan alınacak, karadaki bir korumalı eve taşınacak. Tıpkı Mandela’nın çiftlik evine yerleştirilmesi gibi.
Eski bakandan saptama: Liderler her şeye tek başlarına karar veriyor
Ahmet Özgüneş, Özal dönemi bakanlarından. Daha sonra siyaseti bırakan Özgüneş’ten geçen hafta bir mektup aldım. Mektubunda bakanlık deneyimlerine de yer veren Özgüneş, ilginç bir saptamada bulunuyor. Aynen sizlerle paşlaşıyorum:
Sayın Can Ataklı; AKP açık olarak “açılım”ı yüzüne gözüne bulaştırdı. Bu kötü sonucun sebepleri irdeleniyor; ben de gözden kaçan ama etkili olan bir faktöre dikkat çekmek istiyorum. Devlette edindiğim tecrübe bu faktörün her konuda menfi sonuçlar verdiği yönündedir.
Bu ülkede otokratik bir gelenek var. Her kurumun başına geçen kişi, kim olursa olsun, nitelikleri ne olursa olsun, tek söz sahibi oluyor. Bütün kararlar onun inisiyatifinde alınıyor. Bu, galiba AKP içinde daha da belirgin. Bütün kararları Erdoğan alıyor. Bunun tabii sonucu olarak da kararlar ciddi bir inceleme sonucunda değil o karara Erdoğan’ın ayırabildiği çok kısa zamanda alınıyor.
Devlette görev yaptığım sürede Bakanlar Kurulu’na katıldığımda gördüğüm manzaralar aklıma geliyor. Konular birkaç dakika süre içinde Başbakan’a arz ediliyor (sırasıyla Özal, Akbulut ve Yılmaz) o da birkaç saniye düşündükten sonra gelişigüzel bir karar beyan ediyor. Genellikle çok da doğru olmayan bu karar artık “Hadis-i Şerif” hükmü kazandığı için sorgusuz sualsiz uygulanıyor.
Galiba bu açılım da aynı mekanizma içinde oluştu ve sonunda garip bir sürece dönüştü. Saygı ve iyi dileklerimle, Ahmet A. Özgüneş.
Cem Yılmaz son filmi için kovboy kasabası kurmuş. O kadar para harcamasına gerek yoktu zira İstanbul sokakları vahşi batıdan farksız.
(Gani Yıldız)
Deniz Müzesi’ne nasıl gidilecek?
Beşiktaş’a yolu düşenler görüyorlardır, Deniz Müzesi’nde hummalı bir çalışma var. Etraf kapatılmış, inşaat hızlı ilerliyor.
Türkiye’nin en önemli müzelerinden Deniz Müzesi’ne ek binalar yapılıyor, yeni sergileme alanları açılıyor.
Ancak bu inşaat sırasında ihmal edilen ne biliyor musunuz? Müzenin otoparkı yok. Olmadığı gibi çevrede araç park edilecek yer de yok. Bu durumda otobüslerle gelen turistler, öğrenciler, arabalarıyla ülkemizin çeşitli yerlerinden gelenler ne yapacaklar merak ediyorum. Üstelik hazır inşaat yapılırken otopark neden düşünülmez bu da ayrı bir konu. İhmal mi, bilgisizlik mi, kasıt mı?
Ayrıca saltanat kayıklarının inşaat sırasında korunması için hayli geniş bir çukur açılıp içi de betonlanmış. Oysa burası bir yeraltı parkına dönüştürülebilir. Yetkililer böyle düşünmek yerine inşaat bitince çukuru dolduracaklarmış.
Türkiye Denizcilik alanında çok önemli ve yepyeni bir müzeye kavuşuyor ama ille bir yerini eksik bırakmak adetimiz vardır ya, kural yine bozulmamış yani.

