Teröre savaş demek ahlaksızlıktır

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; herhalde dilimde tüy bitti desem yeridir. Aylardır “Kürt açılımı derken düşmanlık ve husumet tohumları atılıyor. Bugüne kadar aralarında bir düşmanlık duygusu olmayan iki halkı birbirine düşüreceksiniz” dedim o kadar. Ne statükoculuğumuz, ne antidemokratlığımız, ne postal yalayıcılığımız kaldı. Şimdi sonuca bakın. Onca terör olayına rağmen düşmanlığı düşünmeyen halk neredeyse düşman hale getirildi.

Açılıma karşı çıkmak

AKP ve payandası liberal maskeli faşistler, Kürt açılımının içeriğini soran, iktidarın bu konuda samimiyetsiz olduğunu söyleyen, ciddi öneriler getirmek isteyen herkesi “açılıma karşı çıkmakla” suçladı. Bu kesim açılıma karşı çıkmakla suçladığı demokrat, ülkesini ve tüm vatandaşlarını seven namuslu insanlara saçma sapan “Analar ağlasın, kan aksın istiyorsunuz” suçlamasını da yöneltmekten çekinmedi.

Geldiğimiz nokta

Oysa geldiğimiz noktaya bakın. Açılımla daha özgür, haklarına kavuşmuş, mutluluğa yelken açmış olacağını hayal eden kimi Kürt militanları ellerinde taşlar ve molotofkokteylleri ile sokaklarda. Buna tepki gösteren Türkler ise yay gibi gerilmiş, en küçük fırsatta patlamaya hazır bekler durumda adeta. Küçük bir tartışmadan büyük olaylar çıkacak diye herkesin yüreği ağzında.

Terörist-Kürt halkı

Oysa Türk halkı teröristle Kürt vatandaşını ayırmayı çok iyi bilmişti bugüne kadar. Kalkan binlerce cenazeye rağmen herkes terörü ve teröristleri suçlamış, kimsenin aklına “Bunu yapan Kürtler” demek gelmemişti. Kürt kökenli vatandaşların da aynı duygu içinde olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aydın ihaneti

Sorunun bu hale gelmesinde iktidarın, Kürt halkını temsil ettiğini söyleyen siyasi hareketlerin, terör örgütü kadar siyasetin ve çıkarın batağına sonuna kadar batmış kimi sözde aydınların da payı çok büyük. Güneydoğu’da başlayan sorunu bir “savaş” gibi gören, ısrarla bunu herkese kabul ettirmeye çalışanlar ülkeye en büyük kötülüğü yaptılar, yapıyorlar.

Savaş nedir?

Adlarının başında “Profesör” unvanı bulunan kimi sözde aydınlar terör ve terörle mücadeleyi (kasıtlı olarak) birbirine karıştırıp, yaşananları bir savaş olarak niteliyor. Oysa savaşın asker-ordu tarafları vardır. PKK teröristlerini savaşan ordunun askerleri saymak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de PKK ordusuna karşı savaşan güçler olarak göstermek en hafif deyimle ahlaksızlıktır.

Teröriste güç verme

Bu profesör unvanlı sözde aydınların terörle mücadeleden ısrarla “savaş” diye söz etmeleri bir avuç teröriste de büyük güç ve moral vermektedir. Kendilerini savaşçılar olarak gören teröristler amaçlarına ulaştıkları varsayımıyla Türkiye ve Türk ordusunu “dize getirdiklerini” düşünmekte hatta bunu açıkça söyleyebilmektedir.

Ya savaş olsaydı

Bu aymaz aydınların söylemindeki gibi gerçekten bir savaş yaşanıyor olsaydı sonuç böyle mi olurdu? Savaşın kendi kuralları vardır. Savaş durumunda savaşan askerlerle birlikte sivil halk da ağır hasar görür. Ve eğer Türk ordusu Güneydoğu’da savaşıyor olsaydı şu anda terörün filizlendiği yerlerde taş üstünde taş kalmazdı.

Terörle mücadele

Aslına bakarsanız bu sözde aydınlar Güneydoğu’da 25 yıldır süren çatışmalarda sadece Türk ordusunu taraf göstererek hem yalan söylüyorlar hem de kafaları karıştırıyorlar. Gerçek şudur: Güneydoğu’da bir grup terörist terör eylemleri başlatmıştır. Türkiye güvenlik güçlerini devreye sokarak bir suç takibi başlatmış ve suçluları yakalamaya çalışmıştır.

Kimler görev alıyor?

Bu terörist faaliyetlere karşı kullanılan güvenlik güçleri polis teşkilatı ile polisin olmadığı bölgelerde jandarmadır. Türk ordusunun devreye girmesi olağanüstü hal döneminde olmuştur, bu, kaldırılınca asker de kışlasına dönmüştür. Güneydoğu’daki operasyonlarda Hava Kuvvetleri hariç Genelkurmay’a bağlı hiçbir asker kullanılmamaktadır. Hava Kuvvetleri de sadece sınır ötesi operasyonlarda görev almaktadır.

Bunu bile bile

İşte sözde kimi aydınlarımız bu gerçeği çarpıtarak Türkiye’yi bölgede “savaşan” taraf gibi göstermekte, terörizmi ve teröristi yüceltmekten çekinmemekte, buna da “demokrat olma gereği” maskesi takmaktadır. Bunun yarattığı rüzgârın bugün karşımıza bir iç çatışma olarak çıkma ihtimali herhalde bu sözde aydınları çok sevindirmiştir.

Terörle Kürt’ü ayırmak

Şuna kesinlikle inanıyorum ki terörle Kürt halkının demokratik haklarını ayıramadığımız sürece ne akan kanı durdurmak ne de soruna bir çare bulmak mümkün. Arkamıza terörü ve teröristi alarak Kürt halkının haklı bile olsa taleplerine cevap vermek mümkün olmaz ve zaten olmamaktadır.

Hiç çatışma yaşanmadı

Kürt halkı ile Türk halkı bin yıldır aynı topraklarda yaşıyor. Dış tahriklerle ve ağalık düzeninin bozulmaması için kışkırtılan küçük kesimlerin çeşitli isyan hareketleri dışında, Kürt halkı ile Türk halkı arasında bugüne kadar asla bir çatışma yaşanmamıştır. Ancak bu Kürt halkının sorunları olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürt vatandaşlarına çok iyi davrandığı anlamına gelmez.

Teröre prim vermek

Kürt halkı, özellikle Cumhuriyet döneminin çeşitli aşamalarında sıkıntı ve hatta eziyetler çekmiştir. Doğu ve Güneydoğu uzunca bir dönem ihmal edilmiş, burada yaşayanların kimi hak ve özgürlükleri yanlış politikalarla kısıtlanmış, dil ve kültürlerini özgürce kullanmaları engellenmiştir. Ama bunların çözümü için teröre prim vermek yapılacak en kötü uygulama olur.

Demokratik haklar

Demek ki yapılması gereken, terörü ve teröristleri tamamen devre dışı bırakmak, bütünüyle Kürt halkının talep ve sıkıntılarına odaklanmak, bunları da çok uzun süren anlamsız tartışmalarla sulandırmak yerine çok hızlı ve kararlı tavırlarla hayata geçirmektir. Ortaya çıkan sıkıntı ve talepler çözülemeyecek kadar çetrefilli değildir. Akıl ve mantıkla “sürece bile ihtiyaç duyulmadan” çözülebilir her şey.

Amaç başka tabii

Ancak bizim sözde aydınlarımız, sorunu çözmek yerine sürekli yaranın kabuğunu kaldırarak, anlamsız sosyolojik tahlillere girerek ve en önemlisi Türkiye’ye, Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ağır hakaretler yaparak çözümsüzlüğün mimarı olmaktadır. Artık bu Türkiye sevgisizi olduğu kadar Kürtlere karşı da hem sevgisiz hem de saygısız kesime herkes kulağını kapamalıdır.

Açılım devam eder

DTP’nin kapatılmasıyla Kürt halkının sorunlarının çözülmesini iyi niyetle isteyen pek çok kişide “Bundan sonra hiçbir şey yürümez” endişesi başladı. Oysa ben tam tersini düşünüyorum. Eğer başta iktidar, konuyu oy hesabı yapmadan ciddiyetle ele alır, kontrolü yitirmeden yola devam ederse Kürt halkının sıkıntıları şaşırtıcı bir hızla çözülebilir.

Huzur bizim elimizde

Çünkü, eğer bir konu akıllı, mantıklı, sağduyulu insanların elinde olursa bunun önünde hiçbir güç duramaz. Terörü kararlı biçimde, taviz vermeden tasfiye edebilecek gücü var bu ülkenin. Bu irade kullanılırsa başta bölge halkı olmak üzere Türkiye’de herkes derin bir nefes alır. Çünkü huzuru sağlamak hepimizin elinde. Yeter ki buna inanalım. Hepinize iyi haftalar dilerim...

DİĞER YENİ YAZILAR