Dün İstanbul Üniversitesi'nde uluslararası bir sempozyum başladı, bugün ve yarın da devam edecek. Konusu: "Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar".Bu konferansta Türkiye'den ve diğer ülkelerden tarih uzmanları, sadece Türk arşivlerine değil, Fransız, Rus, İngiliz, Amerikan arşivlerindeki bilgi ve belgelere de dayanarak 1915 ve öncesindeki Ermeni olaylarını ve bugünkü durumu tartışacaklar. Ama ne yazık ki Boğaziçi Üniversitesi ile Bilgi Üniversitesi konferansları için ortaya çıkan ve bağımsız, tarafsız olduklarını iddia eden akademisyen ve yazarların hiçbiri ama hiçbir tanesi bu sempozyumda yoklar. Ne bunda, ne de daha önce davet edildikleri, tarihin masaya yatırılıp herkesin BELGELERLE tezini ortaya koyabileceği toplantı, panel, TV programlarında yer almayı kabul ettiler.Ermeni tarihçilerin "Soykırımı peşinen kabul etmezseniz masaya oturmayız" şartını anlamak mümkün, çünkü onlar tartışmasız olarak mağduriyetlerinin, soykırım iddialarının dünya ve Türkiye tarafından kabulünü istiyorlar. Ama Türk tarihçilerin, "demokrat, entelektüel, bağımsız vs. vs." olduğunu iddia edenlerin masadan kaçmasını neyle açıklayabilirsiniz?Ben size söyleyeyim; Bu ekibin Avrupa ve Amerika'da Ermeni diasporasının ve destekleyicilerinin toplantılarında koro halinde (sanki Türk toplumu buna inanmıyormuş da, devlet böyle olduğu konusunda baskı yapıyormuş gibi) tekrarladıkları "devlet tezi" aslında çekindikleri gerçeğin ta kendisi... O tez, Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni'nin de açıkça itiraf ettiği tarihi gerçek... Yalnız Türkiye'nin değil, diğer ülkelerin arşivleri, yabancı bilim adamlarının yaptığı araştırma sonuçlan bu gerçekleri o kadar açık şekilde ortaya koyuyor ki karşısında "tez" türetme, tartışma yapma imkânı yok.Kaçak güreşO zaman ne yapıyorlar, aynen Ermeniler gibi kaçak güreşiyor, tartışmaktan kaçıyor, dışta ve içte onlara destek veriyor, olayların yüzde yüz soykırım tanımına uyduğunu papağan gibi tekrarlıyor, Türkiye'de "alternatif görüş sunuyoruz" diyerek tek taraflı konferanslar düzenliyor ama yazılı tarihin ve Türkiye'nin bunu anlatan yüzlerce tarihçisinin karşısına çıkamıyorlar.Tek bir kaçış var onlar için "Karşı görüş?? devlet tezidir" lâfını orada, burada mümkün olduğunca sık tekrarlamak... O zaman "Olaylar BM'in soykırım tarifine uymuyor" diyen ingiltere de devlet tezini mi savunmakta? Dünya çapında ün kazanmış yabancı tarihçilerin "Soykırım olmadığı" açıklamalarını devlet mi sağlıyor?Bakın Michigan Üniversitesi'nde çalışan Prof. Fatma Müge Göçek'le, Ermeni iddiası savunucusu gazeteci Aris Babikian'ın yaptığı ve 2005 sonunda Kanada'da "Horizon Weekly" dergisinde yayınlanan röportajda neler söylenmiş:Babikian "Geçtiğimiz birkaç ayda birçok dürüst Türk, Türk devletinin Ermeni soykırımını yalanlama politikasına karşı çıktılar" diyerek başlıyor ve "Bu cesur ve şerefli (courageous and honorable) Türk entelektüelleri, milliyetçiler ve hükümet çevreleri tarafından korkutuldular, tehdit edildiler, şantaj yapıldı, vatan hainliğiyle suçlandılar. Bu öncü entelektüeller arasında Elif Şafak, Taner Akçam, Halil Berktay, Orhan Pamuk, Ragıp Zarakolu ve diğerleri vardı" sözleriyle devam ediyor.Habersizmiş!Müge Hanım, kimsenin tehdit edilmediğini, şantaj yapılmadığını ama tek yanlı bir konferansa itiraz edildiğini bilmiyormuş gibi hiç ses çıkarmıyor.Ve sonra kendisine sorulan her soruya onların tam istediği cevapları verirken "ABD'ye gidene kadar bir Ermeni sorunu olduğundan habersiz olduğunu" (bir akademisyen için çok ama çok garip), "Ama gittikten sonra içindeki sosyolojistin harakete geçtiğini ve öğreniverdiğini" söylüyor. Bu arada Türkiye'nin azınlıklara önyargılı olduğuna hayati boyunca şahit olduğunu, Osmanlı burjuvazisini oluşturan (Rum, Yahudi ve Ermeni) azınlıkların trajik olarak Türk Müslüman burjuvazisiyle değiştirildiğini ve tabii 1915'te olanların BM'nin soykırım tanımına kesinlikle uyduğunu anlatmayı da unutmuyor.Türkiye'nin bu konudaki resmi duruşunun ve yapılan çalışmaların akademik değil siyasi olduğunu da vurgulayarak...Aslanım cesur ve şerefli Türk entelektüelleri. Nasıl da gayretliler Ermeni tezini savunmakta değil mi?(Not: Bu arada Halil Berktay'in Feinstein ve Libaridian'la yaptığı yazışmalan çıkarmasını hâlâ bekliyorum. Sabancı Üniversitesi ise bünyesindeki bir öğretim görevlisinin özel mailini açıklamayacağını söylüyor.Komplo mu, değil mi bunu anlayabilmemiz Halil Berktay'a bağlı... Keşke biraz da Stephen Feinstein hakkında bizi bilgilendirse...)Yarın Berktay'ın bana gönderdiği ihtarnameden söz edeceğim.
Minnesota Üniversitesi'nin Soykırım Çalışmaları Merkezi'nin Yöneticisi Prof. Stephen Feinstein malûmunuz hemen olaya ABD'den el koydu ve söz ettiğimiz e-posta olayının bir komplo olduğunu emin şekilde açıkladı.Bakınız sevgili okurlarım, burada söylemek isterim ki ben yazılarımı kimseye düşmanlık olsun diye yazmıyorum. Her zaman ve bugün tek amacım gerçeklerin anlaşılmasına katkıda bulunmaya çalışmaktır. Bunu yaparken elbette her gazete ve gazetecinin yaptığı veya yapabileceği gibi doğru olduğuna inandığım duyumlan da değerlendirmek ve ilgili sorulan sormaktır. Zaten yazılanında da "Halil Berktay para aldı veya bir karşılık alarak bu açıklamaları yapıyor" şeklinde bir ifadem olmadı. Sadece ortada "karşılıklı mail gönderme ve Türklerin PBS televizyonundaki konuşmalarına öfke, konuşacak kişilerin kişiliklerini zayıflatma, Ermenilere 'davanın kazanılması' konusunda proje sunma" gibi gayretlerin olduğunu duyurdum ve "Sizin gibi konuşacak Türkler arıyor, bu konuda destek istiyorsunuz. Nasıl bir destektir bu, finansal destekse başka kimler aynı desteği aldı" sorularını sordum, açıklama istedim. Bir ulusun sonsuza kadar "20. yüzyılın ilk soykırımcısı" tanımını haksız yere kabullenmek zorunda bırakılacağı bir durumda gazetecinin bu sorulan sorma hakkı vardır.Biraz geç kalmadı mı?Söz konusu mailler benden önce "Son Sayfa" sitesinde birkaç gün üstüste yayınlanmıştı. Ben üç gün yazdım ve Halil Berktay bir haftanın sonunda cevap verdi. Cevabında "O mail öyle değildir, buyrun orijinali böyle" deseydi ben de oturup (Amerika'dan araştırdığım ve yüzde yüz doğru olduğunu "bu maili Amerika'da elde eden kişiden" duyduğum halde) bir kez daha araştırmaya girişirdim. Belki de "Ortada bir hata var" diyerek özür dilerdim...Ama Berktay bunu yapmadı, ne yaptı; "Komplo" dedi, Stepnen Feinstein'in fikirlerini pek iyi bildiği halde bizi yanılttı, maili şahıslara değil Michigan Üniversitesi web sayfasına yazdığını söyledi. Arkadan "hiç tanımadığı"nı söylediği Feinstein da çıkıp "Yusuf Halaçoğlu ve Gündüz Aktan'ı hiç tanımadığını, Halil Berktay'la da hiç tanışmadığını ve düşüncesine göre maillerle oynandığını" söyledi... Tekrarlıyorum, tanışmaya gerek yok, günümüzde tanışmadan da internet yoluyla her iş halledilebiliyor. Feinstein'in yaptığı gibi tek bir uluslararası bildiriyle bütün Avrupa ülkeleri "Ermeni soykırımını kabule" çağrılabiliyor.Tanışmıyorlarmış!Nitekim Berktay'la hiç tanışmadığını her nedense vurgulama ihtiyacı hisseden Feinstein VATAN'a yaptığı aynı açıklamanın son kısmında "Ayrıca Berktay'la yaptığımız yazışmalarımızda iddia edildiği gibi Türk tezini savunan kişilerin yer almamasını değil, tam tersini savunduk" diyor.Bu konuda yazıştıklarını kendi ağzıyla söylüyor. (Her ne kadar VATAN'dan bir arkadaşımız bu açıklamanın başına, Feinstein'in sözleri kesin kanıtmış gibi, henüz konu sonuçlanmadan "Söz konusu e-postanın bir komplo olduğu anlaşıldı" cümlesini yanlışlıkla ilâve etmişse de...)Feinstein bir Ermeni iddiası savunucusudur, söylediklerinin doğruluğuna da ancak delilleriyle inandırabilir, onun her söylediğine inanmak zorunda değiliz. Bu arada benim de bilim üzerine ve çok başarılı bir Amerikan Üniversitesi ile en iyi İngiliz üniversitelerinden birinde eğitim almış olduğumu hatırlatayım.Yani inanmak için onlar gibi ben de kanıt isterim.Feinstein mailinde şöyle yazmış:"Sevgili çalışma arkadaşlarım,Bizim hoşlanmayabileceğimiz insanlarla (hiç tanımadığı Halaçoğlu ve Aktan'dan söz ediyor) 25 dakikanın üstünde görüş alışverişinde bulunmasından dolayı PBS kanalını boykot etme konusu problemlidir..."Berktay ise aynı konuşmacılar için (konuşmalarının "onların ellerine koz vereceği" için de önlenmemesi gerektiğini söylerken):"Devletin gizli ajanlarıdır, faşist neo-nasyonalist ve gerçek düşmanıdırlar" diyor mailinde.Ve Libaridian da ona cevaben yazdığı mailde: "Halil'e tamamen katılıyorum. PBS'i boykot etme bazılarının iyi hissetmesini sağlar ama iyi olur mu emin değilim" diyor.Merak etmez misiniz?Siz olsanız bu yazışmalardan ne sonuç çıkarırsınız?.. Merak edip sormaz mısınız?Aynca Appo Jabarian dan Simon Maghakyan'a 11 Şubat 2006'da gönderilen mail de yine bilgi notu olarak Berktay, Feinstein, yine Ermeni davasının yılmaz savunucularından Harout Sassounian, Libaridian ile armenian@yahoogroup.com'a (Berktay'in mailini yazdığı Fjrmeni yahoo grubu) postalanmış.Diaspora görüşünü destekleyen, onlarla birlikte çalışanların bir kopyayı da aynı anda (birbirlerini hiç tanımayan) Berktay ve Feinstein'a göndermelerinin nedenini merak etmez misiniz?Bence burada, Halil Berktay öfkeleneceğine yazdığı mailin esasını ilk günden çıkanp basına sunmalıydı. Bunu Sabancı Üniversitesi de yapabilir ve yapmalı...Zira konu sadece "kendileri gibi soykırımı savunacak olanlara destek istemek" filân değil, onların bulunmasını istemek bile bir Türk bilim adamına hiç yakışmaz.Prof. Berktay'ın (Prof. mu, doçent mi, bu konuda da sorular var) mail metnini vermesi gerekiyor.
Dün VATAN Gazetesi Prof. Halil Berktay'ın açıklamasını bu başlıkla vermişti ve kendisi de hakkındaki iddianın bir komplo olduğunu söylüyordu (halâ da söylüyor.)Ona hak vermek istedim, "Keşke komplo olsaydı" düşüncesi geçti aklımdan. Ama işte; Stephen Feinstein'ın Yusuf Halaçoglu ile Gündüz Aktan'in PBS televizyonunda gösterilecek olan ve "Ermeniler'in hazırlattığı "Ermeni Soykırımı' belgeseliyle ilgili olarak" konuşmalarının engellenmesi hakkında görüş sorması üzerine yazdığı mailin İngilizce orijinal metni önümde duruyor.Berktay "mail göndermediğini, Michigan Üniversitesi'nin web sayfasına görüşünü yazdığını" söylüyor. Oysa yazdığı mail, aralarında Feinstein, Libaridian, Sassoun isimlerinin de olduğu 6-7 kişiye birden gönderilmiş. Aynı metni bir de Michigan Üniversitesi'nin sitesine yazdıysa o başka ama kendisiyle benzer görüşteki akademisyenlerin oluşturduğu ve aralarında haberleştiği bir "yahoo mail grubu" na da yazdığı muhakkak.Birinci 'yanlış'; FeisteinKonu o kadar derin ve uzun ki kısaca anlatmak zor olacak. Dün verdiğim internet adresinde (Türkcesi "Ermeni Masalı" olan tallarmaniantale'de) Ermeni tezlerini çürüten ve Holdwater takma adıyla yazan bir Amerikalı tarihçinin Minnesota Üniversitesi yönetimine yazdığı mektup var. Bu mektupta Holdwater, aynı üniversitenin Soykırım Merkezi Başkanı Stephen Feinstein'ın Ermeni soykırım iddiasını desteklerken Türklere ve tarihe fazlasıyla önyargılı yaklaştığını, bu konuda sürekli olarak taraflı faaliyette bulunduğunu, daha da ötesi Minnesota Üniversitesi'nin genel olarak Ermeni lobisinin çalışmalarına destek verdiğini söylüyor ve onları "gerçekleri objektif tartışmaya" davet ediyor.Yani sadece Feinstein değil, Taner Akçam'ın da çalıştığı Minnesota Üniversitesi (benim de yazılarımda belirttiğim gibi) genel olarak Türklerin soykırım yaptığının kabulü için çalışıyor. Feinstein hakkındaki kesin kanıt ise şu; 9 Mart 2000 tarihinde NewYork Times'da "Batı demokrasilerinin Ermeni soykırımını tanıması" için çağrıda bulunan 126 akademisyen arasında Prof. Feinstein da var (http//www.chgs.umn.edu/ Histories_Narratives_Documen/Armenian-Genocide/Public_Petitions/P).Bunu yazmamın nedeni Halil Berktay'ın "Feinstein'ın soykırım iddiasını savunmadığını" gayet emin bir ifadeyle söylemesi... Acaba Prof. Berktay buna ne diyecek?Gelelim "O üniversitenin web sayfasına yazdım" dediği Michigan Üniversitesine. Bu üniversitede de yine iddianın ateşli destekçilerinden ve Berktay'la aynı "yahoo group"ta olan tarih profesörü Libaridian ile onunla tıpatıp aynı görüşleri paylaşan "bizim" profesör Fatma Müge Göçek var. Ki ABD'den gelen bilgilere göre Prof. Göçek PBS TV'nin aynı belgeseli içinde Türk devleti aleyhine ve soykırımı savunan güzel(!) bir görüş de bildirmiş. Amerikan Üniversiteleri ne "tarafsız" çalışıyor ve bizim (Ermeni milliyetçileri gibi ve 1915 ve öncesindeki olayları gözleriyle görmüş, yaşamış gibi konuşan) akademisyenlerimiz bu üniversitelere ne güzel yayılmışlar değil mi? (Bu konuda daha geniş bilgiyi gelecek yazılanında vereceğim.)İkinici yanlış; mail grubuHalil Berktay, söz konusu maili "armenian@yahoogroup.com" adresine yazmış ve bu yazıya cevaben kendisine Libridian'dan "glibarid@umich.edu" adresinden bir mail gönderilmiş. Aynı maili bilgi olarak Stephen Feinstein'ın "feinstein 001@umn.edu" adresi ile Hamt Sassounian a da gönderilmiş.Görüldüğü gibi belli kişiler aralarında mailleşiyorlar. Bunu açıklamaktan çekinmeye ve başkalarını yalancılıkla suçlamaya ne gerek var? Biz de akademisyenleri etik davranmaya davet edebiliriz, ki ediyoruz.İşte o paragraf!Şimdi de Halil Berktay'ın "Birileri ciddi ciddi benim Michigan Oniv. web sayfasına yazdığım mektubu aşırmış ve üzerinde oynamış" dediği (ve Feinstein'ın onu onayladığı) mailin istenmeyen paragrafının orijinal halini veriyorum. İnternet uzmanlarından öğrendiğime göre maillerin orijinalini normal bir internet kullanıcısı asla değiştiremiyor, ekleme yapamıyor, bunu değiştirmeyi ancak "çok ileri düzeyde bir hacker" başarabiliyor ki bu durumda bile üniversiteler maillerin kaydını tuttuğu ve "server"lardan silinemediği için ortaya çıkıyor. (Bilgisayarın IP adresinden de anlaşılabilirmiş.)Bu mailde Berktay "reddedicilerin görüşünü açıklamasına karşı çıkılmasının tümüyle inandırıcılıktan uzak bir pozisyon yaratacağını, çok fazla protesto eder bir görüntü olacağını ve reddedicilerin eline koz vereceğini söyledikten sonra şunları yazmış:"While we may know the truth about the likes of Aktan and Halaçoglu, the point is to get the general public to recognize it... Including what is decisive in the long run, i.e. the Turkish public in Turkey and outside Turkey. We should find some Turks that can speak like us, make statements fitting our needs. It is need to find support for ali these tasks."Acaba "kendileri gibi konuşacak Türkler" i ikna etmek için istediği "destek" onları yemeğe götürmek veya plaket vermek midir?H. Berktay'a sormak lâzım! (Not: Dün yazımın bir bölümünde "mail"leri aldığım internet sitesinin adını yanlışlıkla "Son Nokta" olarak yazmışım, aynı yazıda daha sonra doğrusunu da verdiğim sitenin adresi "www.sonsayfa.com"dur. Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Özışık ise Akşam, Sabah ve Milliyet gazetelerinde 14 yıl çalışmış ve 6 yıldır da internet gazeteciliği yapan bir gazeteci..)
Amerikan PBS televizyonu, Amerika'da yaşayan Ermeniler'in hazırlattığı "Ermeni Soykırımı" belgeselini 17 Nisan'da yayınlama kararı almıştı. Aynı programda emekli Büyükelçi Gündüz Aktan ile Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun konuşacağını duyan Ermeniler kendi finanse ettikleri programda soykırımın olmadığını bilimsel olarak ortaya koyacak iki Türk'ün de konuşacağını duyunca fena halde bozuldular. Ve içinde Halil Berktay'ın, (tanımadığını iddia ettiği) Stephen Feinstein'ın ve Ermeni diasporasından isimlerin olduğu internet grubu içinde hummalı bir faaliyete giriştiler. "Halaçoğlu ve Aktan'ın konuşmaları nasıl engellenebilir?"... Sorun (!) önemliydi. Ve bu konuda Halil Berktay, Stephen Feinstein ve Gerard Libaridian'la yazışmalar yaptı.Son noktaBenim bu konuda yazdığım üç yazıda "Son Nokta" internet haber sitesindeki bilgilerden yararlandığım doğrudur. Ama elimdeki bilgiler, elbette sitede görebileceğinizden çok daha fazlasını içeriyordu.Prof. Halil Berktay, dün yaptığı basın açıklamasında bu site ile benim köşemde yer alan bilgilerin yalan olduğunu, Minnesota Üniversitesi Soykırım Merkezi Başkanı Feinstein'ın "Halaçoğlu ile Aktan'ın programa katılmalarının engellenmesini eleştiren" bir yazı yazması üzerine kendisinin de özel haberleşme niteliğindeki bu web sayfasına "Herkesin görüşünü savunmaya yerden göğe hakkı vardır" diyen bir mektup yazdığını, mail yazmadığını söylüyor.Stephen Feinstein'ın Yahudi bir tarihçi olduğunu, soykırımı savunmadığını da ekleyerek...Aynı açıklamada Minnesota Üniversitesi'nde hiç konuşma yapmadığını (bunu söyleyen olmadı zaten, Minnesota Üniversitesi'nde Türkiye'nin soykırım yaptığını kanıtlamaya çalışan bir gayret olduğunu, tek yanlı konferanslar yapıldığı ve bizden aynı görüşteki grubun da buralarda konuştuğu yazıldı) söylüyor ve benim "Tehcir kararı bile soykırım demektir" sözünü hatırlatmama karşılık "Benim konuya bakışım '1915 Ermeni tehciri soykırım mı değil mi'ye indirgenecek kadar basit değildir" diyor."Ciddi tazminat davası açacağı" da aynı basın açıklamasında yer almakta...5N 1KTabii bu cevapta "Son Sayfa" sitesi ile benim "normal gazeteci dikkati, şüphesi, titizliği olmaksızın, gazeteciliğin kuralı olan 5N 1K ihtiyaç ve zorunluluklarını da hiçe sayarak, meçhul birilerinin ima ettiği paragrafları yazmış olduğumuzu" söylemesi üzücü... Son Sayfa'nın Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Özışık "Haberimin doğruluğu benim çocuğumun namusu gibidir" diyor, bunu da not edelim ama benim titizliğimi, dikkatimi, hele hele şüpheciliğimi anlatmaya bile gerek yoktur, 20 yıldır bilen biliyor.Bu olayda 5N 1K'nın en çok "Neden, neden, neden..." kısmı ile ilgilendim, onu da Prof. Berktay'a söyleyeyim.Açıklamada yer alan her cümleyi tek tek yalanlamak mümkün neredeyse, bir tek "Ben konuşmaların engellenmesine karşı çıktım" hariç... Ama onun bile maalesef "farklı" bir nedeni var kendi ifadesine göre...- Önce Feinstein'dan başlayalım; Amerikalı bir Yahudi olduğu doğru ama "soykırım iddiasına karşı" olduğu yanlış. Feinstein soykırım iddiasını, hem de diasporayla sıkı ittifak halinde destekliyor ve "şahsen tanışmadığını" söylemesine rağmen (ki karşılıklı gelmemiş olabilirler, şart değil) Berktay onu gayet iyi tanıyor.- Maile paragraf eklenmemiş, orijinal metinde o paragraf duruyor ve bu ortaya çıkarılabilir.Halil Berktay "Tehcir kararı bile soykırımdır" sözünü 7 Mart 2005, Pazartesi günü Milliyet'te Derya Sazak'ın röportajında söylemişti.Bu açıklamaya "mail" in orijinali ve Feinstein hakkındaki bilgilerle devam edeceğim. Bu arada siz de www.tallarmani-antale.com/CHGS-univ-Minnesota.htm adresinden Talkvater isimli Amerikalı'nın Minnesota Üniversitesi yönetimine yazdığı mektubu bulup okuyabilirsiniz.Yararı olacak.
Cevap bekliyorum Prof. Halil Bcrktay'dan. İtiraz bekliyorum, yazımı bitirmeyi üçüncü güne bırakmamın bir nedeni de budur.Saygın bir üniversitede öğretim görevlisi olma ayrıcalığına kavuşmuş bir profesör olarak çıksın ve "Yazdığınız iddialar bana ait değildir, bu işte bir yanlışlık var" desin, bunu bekledim. Yalnız ben değil, dün gelen mail ve telefonlara bakılırsa çok kişi bekledi. Ama çıt yok!O zaman bize millet adına bir soru sorma hakkı doğuyor, PBS televizyonunda Halaçoğlu ve Aktan'ın konuşmalarının önlenmesi ile ilgili olarak Üniver-site'deki mail adresinden Stephen Feinstein'a yazdığı mektupta:"Bizimle aynı paralelde açıklama yapacak Türkler bulunmalı, onlara bu sözler söyletilmeli, bunun fi-nansal kaynağı sağlanmalıdır. İzlenecek strateji mümkün olduğunca çok insanı böylelikle soykırıma inandırmak olmalıdır." İfadeleri yer alıyordu.Şimdi Halil Berktay Boğaziçi Üniversitesi'nde yapmak istedikleri, daha sonra Bilgi Üniversitesi'nde gerçekleşen konferansı organize eden kişi ve sözcüsü durumunda da kendisi olduğuna göre ve yine kendi ifadesine dayanarak;"Bugüne kadar Avrupa TV'lerinde, üniversitelerinde, Minnesota başta olmak üzere Amerikan üniversitelerinde konuşanlar, tek taraflı, objektiflikten tümüyle uzak bir konferansa gelen tepkileri 'özgür konferans engelleniyor' diye dünyaya ilan edenler arasında kimler finansal destek aldı ve alıyor?" sorusunu lütfen cevaplayabilir mi?* Bugüne kadar Ermeni iddiasını canla başla destekleyen, devletini ve tarihçilerini (devlette çalışmayan -ki çalışanların bağımsızlığına da kimse kendisinin ifadeleriyle gölge düşüremez- 354 tarihçi dahil olmak üzere) karalayanlar da finansal destek'' le mi konuştular?* Avrupa medyasına "Pek bilmiyorum ama Türkler 1.5 milyon Ermeni'yle 30 bin Kürt ü kesmiştir" diyen edebiyatçı, Minnesota Üniversitesi'ndeki konuşmasına benzer bir ifadeyle başlayıp "kesin soykırım olmuştur" diye bitiren Prof. yazar ve "Tehcir kararı bile soykırımdır" diyen Halil Berktay ne karşılığında konuşuyorlar?Bilim yolsuzluğuTürkiye bu soruların cevabını bilmek zorunda. Zira yapılan "bilim yolsuzluğu" nun ta kendisidir. Neredeyse Andrew Mango, Bernard Lewis,Justin M c Carthy gibi dünyaca ünlü tarih uzmanlarını bile "Türkiye'nin adamı", "devletin tarihçisi" ilân edecek kadar ileri gidenler, Ermeni dias-porasına Türk tarihçilerinden ve devletinden "reddedici, gerçekleri gizleyici, faşist" olarak söz edenler bu sorulan cevaplamak zorundadır.İngiltere: Soykırım yokturKendilerini "Son konferans ekibi" olarak adlandıran ve demokratlıktan dem vuranlar, aynen Ermeni tarihçilerin yaptığı gibi iki karşı görüşün tartışılacağı konferanslara katılmayı (özellikle son bir yıldır) reddettiler.Madem ki savundukları "gerçek"tir neden kaçıyorlar?Şimdi ben de sizlerin önünde onlara çağrıda bulunuyorum (bu sabah 11.40'ta StarTV'deki programımda da çağrıyı tekrarlayacağım): Başta Halil Berktay olmak üzere gruplarından kim isterse yakında yapacağım programa katılabilir.Dün Cumhuriyet Gazetesi'nde "İngiltere, Ermeni olaylarının 'soykırım' tanımına uymadığını kabul etti" haberi vardı. "Bağımsız" olduğunu iddia eden ama "bağımlı" yazışmalar yapan Prof. Berktay veya Konferans ekibinden kim katılırsa karşılarında da İngiltere'yle aynı görüşte konuşmacılar olacak.Amerikalı Ermenileri aydınlattıkları gibi kendi toplumlarını da aydınlatırlar umanm.Cevaplarını yukardaki mail adresine veya faks numarasına bekliyorum. Tabii "finansal destek" açıklaması da birlikte gelirse onu da duyururum.Halkın önünde objektif bir tartışmaya katılmayı reddettikleri takdirde onu da...
Sanıyorum, Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi Halil Berktay kendisiyle aynı görüşü paylaşıp, benzer faaliyetler içinde olan bir grup akademisyen ve yazarla birlikte koro halinde söyledikleri "bağımsız tarihçi" nakaratının çöküşün-deki rolüyle tarihe geçecektir.Dün "Halil Berktay mı, diaspora mı" başlıklı yazımda, Ermeni soykırımı olduğu iddiasının en ateşli savunucularından Berktay'ın, Amerikan PBS televizyonuna soykırım filmi sunan, bunu finanse eden ve Türklerin olayı anlatan filminin de yayınlanmasını engelleyen Ermeni diasporasıyla "davayı kazanmak için ortak strateji oluşturma" çabalarından söz etmiştim.Amerika'daki Ermeni lobisinin aynı zamanda TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu ile Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan'ın da aynı kanalda konuşma yapacaklarını duyunca fena halde bozulduklarını ve bunu engelleme konusunda "bağımsız tarihçi" Halil Berktay'a başvurduklarını, onun da cevaben çok ilginç bir "mail" gönderdiğini söylemiş ve bu yazışmanın içeriğini vermiştim.Ermeni diasporasını destekleyen; Minnesota Üniversitesi Katliam ve Soykırım Çalışması Merkezi Profesörü Stephen Feinste-in'e yazdığı cevapta Halaçoğlu ile Aktan gibi Türkiye'nin -biri Tarih Kurumu Başkanı, diğeri diplomat- değerli iki insanını "faşistimsi neonasyonalist, reddedici devletin adamı, gerçeklerin düşmanı" olarak tanımlayan Berktay, "halkın genelinin soykırım tanımasını sağlayacak eylemlere girişilmesi gerektiğini, başarıyı böyle sağlayabileceklerini" öneriyor, "Uzun maratonda neyin belirleyici olduğu dahil edilerek harekete geçmelidir. Bizimle aynı paralelde açıklama yapacak Türkler bulunmalı, onlara bu sözler söyletilmeli, bunun fi-nansal kaynağı sağlanmalıdır" diyordu.Bu sözler sadece Ermeni diasporasıyla aynı ağzı kullandığını göstermekle kalmıyor, soykırım iddiasını kabul ettirmek için "bu konuda konuşanlara para verildiğini ve verilmesi gerektiğini" de kendi ifadesiyle açıklıyordu.Yazımdan sonra Prof. Halil Berktay'dan bir itiraz gelmedi. Gelemezdi de, zira "bağımsız" olduğunu iddia eden ve kendisiyle aynı fikirde olmayanları da "devletçi" olarak tanımlayan Profesör bu yazışmayı hiç çekinmeden Üniversite'deki kendi mail adresinden: (hberktay@sabanciuniv.edu) yapmıştı.Berkay ve arkadaşlarına çağrıBu yazışmalarda Halil Berktay "Halaçoğlu ve Aktan' ın konuşmasını engellemesinin onların (reddedicilerin) eline koz vereceğini" de söylüyor ve mektubunu şöyle bitiriyordu:"Bütün bu nedenlerden dolayı, bugün ya da yarın oturacak, son istanbul konferansının bütün katılımcılarına bir mektup yazarak durumu açıklayacak, Stephen Feinstein'ın bahsettiği eylemi boykot etmemeleri, benim söylediğim yönde bir çalışma yapılması çağrısında bulunacağım."Bundan hemen sonra Ermeni diasporasından Gerard Libaridian (Michigan Üniversitesi Tarih Profesörü), Halil Berktay'ın haklı olduğunu ve onun önerdiği çizgide bir yol izlemenin Türkiye'yi zor durumda bırakmaya daha uygun olduğunu belirtiyor.Olay, aynen İngilizce yazışma metnini çevirisiyle budur.Türkiye'nin kendi akademisyen ve yazarlarının diğer ülke üniversitelerinde, medyasında yaptıkları diaspora destekçisi konuşmalar yetmiyormuş gibi, bir de kendi ülkeleri, toplumları yerine onlarla "ortak çalışma ve strateji oluşturma" durumlarının ortaya çıkması çok ama çok üzücü tabii...Ben de şimdi onlara bir çağrıda bulunacağım, başta Halil Berktay ve Taner Akçam olmak üzere tüm "konferans ekibi" ne...Yıllardır bıkıp usanmadan dünyayı gezip "Türkiye'de soykırım iddiası konuşulmuyor, bize baskı yapılıyor, devlet gizliyor" diye bas bas bağırarak bir yandan tarihe, bir yandan da "soykırım olduğuna inanan tarihçilere baskı uyguluyor" gibi gösterdikleri Türk devletine zarar verdiler.Hiçbir zaman kendilerine "acaba aynı şeyi Ermeni tarihçiler yapsa, ülkelerinde bizim kadar özgür ve mutlu dolaşabilirler miydi" diye sormadılar. (Çağrı yarına...)
Ermeni Çetelerinin Katliamına Uğramış Mağdur Aileleri Derneği, Sabancı Üniversitesi'nde halen öğretim görevlisi olarak çalışan Halil Berktay'ın bu Üniversite'ye yakışmadığını ve istifasının istenmesi gerektiğini anlatan bir bildiri ve ricayı Üniversite'nin rektörüne göndermiş.Nedeni; bugüne kadar yaptığı tüm konuşmalarda Ermeni soykırım tezinin haklılığını savunan Berktay'ın son olarak -benim de kısa süre önce yazılarımda söz ettiğim- Amerikan PBS televizyonunun hazırladığı ve ABD'deki Ermeniler tarafından finanse edilen "Ermeni Soykırımı" belgeselinin "pürüzsüz" yayınlanması için yaptığı çalışmalar.Programın son bölümünde Yusuf Halaçoğlu ve Gündüz Aktan'ın konuşacağını duyunca kıyameti koparan Ermeniler'in sorununu çözmek ona düşmüş.Bu tür çalışmalarda Berktay'la yakın temasta olan, Ermeni diasporasından Stephen Psinstein kendisinden görüş isteyince bakın Berktay neler söylemiş:1) Gündüz Aktan ve Yusuf Halaçoğlu reddedici devletin adamlarıdır, faşistimsi neo-nasyonalisttirler ve gerçeklerin düşmanıdırlar. (.....)2) Reddedicilerle (sözde soykırım iddiasını reddeden Türkiye'yi ve aynı görüşü paylaşan vatandaşları kastediyor) direk olarak 'tartışma olmaz' demek hiçbir işe yaramaz. (.....) Bu durum reddedicilerin (....) eline koz verir.3) Aktan ve Halaçoğlu gibilerin hakkındaki gerçekleri bilebilirken, esas önemli nokta halkın genelinin tanımasını sağlayacak eylemlere girişilmelidir. Başarıyı böyle sağlayabiliriz. (....) Ancak bunun yerine Türkiye ve yurtdışındaki Türkler üzerinde çalışma yapılabilir. Bizimle aynı paralelde açıklamalar yapacak Türkler bulunmalı, onlara bu sözler söyletilmelidir. Bunun finansal kaynağı sağlanmalıdır. (Para verilerek bazı Türkler'in 'Evet Ermeni soykırımı vardı' denmesi sağlanmalıdır diyor.)Ermeni çetelerinin mağduru aileler derneği ne kadar haklı, ne dehşet verici açıklamalar değil mi? Daha önce bazı tarihçi ve yazarların diaspora ile bu dirsek temaslarından, ortak toplantılardan yazılarımda söz etmiştim, ama yine de bir diaspora mensubunun sözleri sanılacak kadar taraflı olabileceklerinin son örneği beni bile şaşırttı... Helal olsun, "objektif tarihçi" böyle oluyormuş demek!Yarın devam edeceğim.Reklam her şey değildir!Ondan söz ettiğim her yazıda "Ben Hülya Avşar'ı severim" notunu düşmüşümdür. Hülya'yı gerçekten severim, sadece başarısını uzun yıllar sürdürmeyi de başarmış bir sanatçı olarak değil insan olarak nazik, sevimli, düşünceli yönünü de takdir ederim ki ben onun bu yanına bir olayda yakından da şahit oldum.Bu özelliklerinin yanında 'Türkiye'nin en iyi iş kadınları" araştırmasında listenin üçüncü sırasında yer almasında da rolü olduğuna inandığım "olağanüstü bir PR yeteneği" var Hülya Avşar'ın... Kendisiyle ilgili olayların hemen tümünü reklâma çevirebilirle yeteneği...Ben oradaydım!Son olarak, Hello dergisinde saçının Erdem Kıramer in salonunda yandığını, bu nedenle kısacık kestirdiğini söylemiş. Bunu üç dört yıl önce bir kez daha yapmış, ben de Kıramer 20 yıllık kuaförüm olduğu, mesleki yeteneğini çok iyi bildiğim, o kadar yıl içinde saçlanm da hiç yanmadığı için itiraz etmiştim. Bunun üzerine Avşar "Ben böyle söylemedim" diyerek Erdem Kıramer'e "özür için" dev bir çiçek göndermişti.Birkaç hafta önce saçına röfle yaptırıp kestirdiği gün tesadüfen ben de oradaydım. Hülya'yla konuştuk da, sonra harika bir modelleçıktı, gitti ve ben arkasından saçı çok beğendiğimi söyledim. Hemen o günlerde aynı saçlarıyla Kıramer'in çıkardığı dergiye kapak oldu.Aradan iki gün geçti, geçmedi bu kez saçını platin rengine boyattı. Saçlan yine sağlamdı Erdem Kıramer'in salonundan çıkarken... Sonra da bir daha dönmedi oraya. Etiler'de bir başka kuaförde tekrar boyatıp röfle yaptırınca aynı hafta içinde birkaç kez işlem gören saç doğal olarak yanmış. Aynen daha önce olduğu gibi...Peki bu durumda Hülya niçin başka bir kuaförün bozduğu bir saçtan Kıramer'i sorumlu tutarak "başarısını titizliğine, özenine borçlu", mesleğinin zirvesinde bir isme zarar verir, işte ben bunu anlayamıyorum (neden bu olaylar başkalarının değil de hep onun başına geliyor bunu da anlamıyorum.)Acaba magazincilerin "Mutsuz olduğu için saçını sık sık değiştiriyor" iddiasından kurtulmak, "Ben yapmadım, başkası sorumlu" demek ve bunun için de sansasyonu, yansıması en fazla olacak, en ünlü kuaförü seçmek olabilir mi?İlk görüşte ona soracağım, bence artık reklamın "her şey" demek olmadığını, bu yolda başkalarına zarar vermenin de büyük haksızlık olduğunu öğrenmesi gerekiyor!
Dün Eskişehir'de Türkiye'nin en eski (82 yıllık) ve ülke çapında en yaygın kadın sivil toplum kuruluşu olan Türk Kadınlar Birliği'nin "Kadınlar Günü" için yaptığı büyük toplantıda konuşmacıydım. (Bu yazıyı da Eskişehir'den yazıyorum...)TKB Genel Başkanı Sema Kendirci ve CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil'le birlikte konuşmalarımızı yaptıktan sonra kuruluşun kadın hukukcularıyla da kısa bir süre sohbet ettim.Vatan'da çarşamba günü genel yayın müdürümüz Yavuz Semerci'nin yazısında sözü geçen Bakan'ın, "İddianameyi biz de inceledik. Başbakan dahil hepimiz şaşırdık. Maksadını aşmış ifadeler yer alıyordu" dediği konuşmasında kendilerini de fazlasıyla şaşırtan iddianamenin miman Van Savcısı'nı "Fazla idealist ve entellektüel" olarak tanımlaması dikkatimi çekmişti, sohbet sırasında onu da sordum...Hükümet üyelerinin de "maksadını aşmış" bulduğu onlan ve Başbakanı bile şaşırtan, Genelkurmay Başkanlığı adayı bir kuvvet komutanını "söz ettikleri olaydan 10 yıl sonra bir iş adamının ifadesiyle" suçlayan bir iddianame sahibi savcıya mazeret olarak, "idealist ve entellektüel" demek nasıl bir yaklaşımdı, anlamak güç doğrusu...Kadın hukukçular bu konuda şunlan söylediler:"Yeni Türk Ceza Kanunu'na göre iddianameler son şeklini Ağır Ceza'nın kabul veya reddinden sonra alacağı için açıklanmaları hukuka aykırıdır. Bir savcının hukuka aykırı bir eylemde bulunarak üstelik böylesine ciddi ve tüm ülkeyi sarsacak bir iddianameyi karardan önce basına sızdırması veya açıklaması ise idealizm le değil, olsa olsa göreve saygısızlıkla açıklanabilir ve bir hukuk suçudur. Van Savcısı önce hukuku ve kendi yetkilerini öğrenmeli."Bu birinci mesele... Görünüşe bakılırsa hukukçuların da çoğu, bu savcının "maksadı aşan" ve her nedense genellikle "çete oluşturmak, sahte belge düzenlemek" gibi suçlamaların yer aldığı iddianamelerine şaşırıyorlar... Bakanlarla aralarındaki tek fark hukukçuların onu "idealist" değil, "suçlu" görmeleri.İkincisi ise okurlarımızın "Zaman" gazetesi ile bu savcının, neden özellikle Atatürkçü ve Cumhuriyet'e bağlı insanları, rektör ve komutanlan yıpratma yolunda bu kadar ısrarlı oluşunu öğrenmek istemeleri...Bu çabalar vatandaşların dikkatini medyadan da çok çekiyor, onu da bildirmiş olayım!Hadım da çözüm olabilir!8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde Antalya Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ramazan Özen'in ileri sürdüğü akıl almaz öneriyi dün gazetede okudum.Doğrusu Antalya gibi turistik, modern bir ilin, Kadın Bakanlığı'na bağlı Sosyal Hizmetler Müdürü'nün ileri sürdüğü ve haklı olarak kadın örgütlerini ayağa kaldıran "Tecavüze uğrayan, sokaklarda yaşayan kadınlar kısırlaştırılsın" önerisini duyunca önce 'Acaba bu müdürün CV'si nasıldır, nerelerde okumuş, nerelerden bu mevkiye getirilmiştir' diye düşündüm. Zira çocuk yuvalarının bile başına imamların getirilebildiği bir dönem yaşamaktayız.Sonra Müdür'ün "Aklıma bu çözüm geldi" lâfını duyunca benim de aklıma bir başka çözüm geldi.Neden yine tecavüz sorununa, tecavüzün "suçlusu" değil "mağduru" olan kadınları bir kez daha mağdur edip kısırlaştırarak çözüm bulmaya çalışıyor ki? Bir kez olsun farklı düşünmeye çalışmalı Müdür ve tecavüz ihtimali bulunan, daha önce vakası görülmüş erkekleri hadım etme önerisi getirmeli.Asıl çözüm bu olabilir... Birkaç tecavüzcüyü anında hadım edin, bakın kısa sürede tecavüz nasıl bitiyor. Küçücük 6-7 yaşında çocuklara veya ibadet halindeki kadınlara bakarken bile tecavüzü düşünen sapıklar dururken, çözümü kadında aramak abukluğun ta kendisidir.Zaten olayın kendisi baştan sona abuk ve konuşmaya bile değmez ama insan dayanamıyor artık!Bush için özür!Bana internet yoluyla gelen bu fotoğrafa çok güldüm ve sizin de görmenizi istedim. Yol kenan tabelasında: "Connecticut size hoşgeldiniz der, George W. Bush'un doğum yeri" yazıyor. Altında ise "Özür dileriz"... Bundan güzel espri olabilir mi söyleyin!