Ne çözümü!

7 Şubat 2008

Anayasa değişebilir, YÖK Yasası da değişebilir, ama türban sorunu çözülmüş olmayacaktır, hatta çözümden biraz daha uzaklaşılacaktır.AKP üst yönetimi türban gibi siyasal İslamın sembolü olmuş bir meseleyi bu şekilde, hem beceriksizce hem de gerilimi artırıcı bir üslupla çözmeye kalkışmanın bedelini şu anda fark etmeyebilir. Önümüzdeki yerel seçimlere de aslında tek başına girecek olması dolayısıyla alacağı oy da AKP’yi yanıltmasın, türban meselesinde kendi kendini yaralamıştır.***Türban meselesindeki “toplumsal uzlaşma” modeli bellidir. Türbanın üniversitede serbest olmasını isteyenler bu serbestliğin yayılmayacağına, türbanın siyasal İslam tarafından kullanılmayacağına ilişkin güvenceleri verecekler, herkesi buna ikna edecekler ve mesele bu şekilde bitecektir.Oysa AKP’nin olaya dalış tarzı tam tersine sonuçlara yol açmış, AKP’nin kökenine ve “gizli amacı”na ilişkin kuşkuları olanların bu kuşkuları daha da kökleşmiş, AKP’nin izlediği ekonomik politikaları ve Avrupa Birliği hedefine bağlı demokratik reformları destekleyenlerde de soru işaretlerine yol açmıştır.Meclis’ten anayasa ve yasa değişikliklerinin geçmesiyle birlikte sürecek olan siyasi ve hukuki tartışmalarda yargının alacağı tavır en başından bellidir. Bu da AKP açısından önemli ölçüde yıpratıcı olacaktır.Başbakan’ın “kuvvetler ayrılığı” ile ilgili yanlış bilgileri bir yana, yargının en yüksekteki kurumlarının söz konusu değişiklikleri tartışması da AKP’nin dayanaklarını zayıflatacaktır.***Türban meselesinde AKP, aceleciliğiyle, meselenin hukuki yanına hakim olamamasıyla, kamuoyu ile ilişkisini koparmasıyla kendi siyasi yenilgisinin bütün temellerini kendi eliyle atmıştır.AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ın böyle bir siyasi yanlışlar zincirine kendisini bırakmasının kaynakları şu anda belli değil. Ama eğer Erdoğan bu meseleyi de kendi kişisel meselesi gibi görmek ve “ne olursa olsun yapacağım” tavrını sürdürmek eğiliminde ise hem kendi açısından hem de ülkenin geleceği açısından en yanlış yola girmiştir. Bu yolların ucunda sadece çıkmaz sokaklar vardır ve kendi kendisini en dipteki duvara sıkıştıranlar her zaman demokratik düzene de en büyük zararı vermişlerdir.

Devamını Oku

Türbana kurban gidenler

5 Şubat 2008

Sadece türban konuşuyoruz. Üstelik bu konuşmalar da herhangi bir karşılıklı ikna etme ya da uzlaşma arayışı üzerine yapılmıyor.Aynı cümleler binlerce kez tekrarlanıyor.Oysa, şu anda dünyada çok önemli şeyler oluyor ve bunlarla ilgili hiçbir fikir üretimi ve tartışma yapılmıyor.Kapıda önemli bir ekonomik kriz var. Bu krizden etkilenmemek mümkün değil, çünkü en yakın ekonomik ilişkilerimiz olan Avrupa ülkeleri etkilenecek. Bu krizle birlikte hem ihracatta hem de sıcak para girişinde sorunlar olacağı “söyleniyor”. Ancak şu anda bu konuda bizi aydınlatacak, alınması gereken önlemlerle ilgili öneriler getirecek olanlar da “türban”la ilgili...*** Yıl sonunda ABD’de Başkanlık seçimi yapılacak. Demokrat Parti’nin adayı büyük olasılıkla çok yakında belirlenmiş olacak. Seçimde Demokrat Parti adayının kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor.Kazanırsa, ABD’nin Irak politikasında ciddi değişiklik olması ihtimali de yüksek. Bu da Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü politika değişikliği Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmeye başlamasına varan ihtimalleri içeriyor.Bu durumda Türkiye’nin hangi politikaları izleyeceğini düşünmesi tartışması gerekenler de türbanla meşgul...Avrupa Birliği reformları fiilen durmuş durumda. Zaman zaman Bakanlar Kurulu’nda bu konunun konuşulduğuna ilişkin bir bilgi dışında hükümetin bu konuda ne yapmayı planladığı bilinmiyor. Başbakan’ın konuşmalarında mesele yine birkaç genel cümle ile geçiştiriliyor. Reformlarla ilgili gecikilen her günün bütün ülkeye maliyeti bilindiği halde hükümet türbana kilitlenmiş durumda...*** Bu yıl Türkiye’nin uzun bir aradan sonra çağdaş bir anayasaya kavuşacağı beklentisi vardı. Bu beklenti de daha ilk tartışmalardan itibaren türban tartışmasının içinde boğuldu. Şu anda türban dışında anayasa ile ilgili hiçbir konu konuşulmuyor. Çağdaş anayasayı da unuttuk çünkü türbana takıldık.Türban tartışmalarındaki tıkızlık bütün önemli sorunları, gerçekten önemli sorunları unutturdu. Türban meselesinin bu hale gelmesi belki “birilerinin” işine geliyordur. Demokraside, hukukta ve ekonomide sorunlarının içine boğulmuş Türkiye’nin başına türbanı geçirenler asıl amaçlarına ulaşıyor.

Devamını Oku

Yerel seçim sonuçları

5 Şubat 2008

Önümüzde yerel seçimler var. Bu seçimin sonucu şimdiden bellidir, AKP açık farkla kazanacaktır.Cümleyi söylediğiniz anda en “geri” tepki şöyle geliyor: “Böyle söyleyerek AKP’ye hizmet ediyorsun, AKP taraftarısın...” Bu tepkiyi gösterenler son genel seçimde kendi kendilerini nasıl yanılttıklarını hemen unutmuş olabilirler, biraz hatırlamaya çalışsınlar.Bir başka tepki de belli: “Yine erzak dağıtılacak, insanlar işe alınacak, belediyelerin sınırları değiştirilecek, AKP bu sayede seçimi kazanacak...” Bu da kendini kandırmanın, kendini çaresiz görmenin ifadesidir.Doğrudur, AKP örgütleri, AKP’nin elindeki yerel yönetimler yoksul kesime birçok şey dağıtacak. Doğrudur, bazı ilçe belediyelerini ele geçirmek için AKP sınırlarla oynayacak.Bunların hepsi daha önce defalarca yapılmış işlerdir, küçük seçim oyunlarıdır. Daha önce yaşananlar defalarca göstermiştir ki, sadece bunlarla seçim kazanmak mümkün değildir.En yakın örneği de Turgut Özal’ın 1989 yerel seçimleri öncesi icraatlarıdır. Özal’ın ANAP’ı bütün bunları yaptı hem de en abartılı şekilde yaptı, ANAP tek başına iktidardaydı, ama sonuç tam bir hüsran oldu, ANAP’ın oyu yüzde 21.75’e düştüğü gibi İstanbul da SHP’ye geçti.***Türk halkının oy kullanma eğilimlerini sadece küçük çıkarlarla açıklamaya çalışanlar yine kendilerini kandırmış olacaktır.AKP örgütü genel seçimin hemen ardından yerel seçim hazırlıklarına başladı. İki simgesel hedef olarak Ankara’da Çankaya, İstanbul’da Kadıköy gösterildi ve buralarda çalışmaya başlandı. Büyük hedef olarak da Güneydoğu’da DTP’nin elindeki belediyeler tespit ve ilan edildi. Bu, aynı zamanda PKK’nın zayıflatılmasına ilişkin önemli bir siyasi hedeftir. AKP il başkanları defalarca toplandı...***Gelelim CHP’ye. Bu partinin şu ana kadar yerel seçimle ilgili herhangi bir çalışma başlattığına ilişkin herhangi bir bilgi yok. Belki Deniz Baykal yakın “heyetiyle” bir araya geldiğinde “seçimde ne yapacağız” diye bir cümle söylemiş olabilir.CHP bu seçim için strateji oluşturmak üzere parti dışından ve çevresinden deneyimli kişilerle de görüşmeyecek, fikir almaya çalışmayacaktır. Geçen seçim öncesinde böyle bir şey yapmadı şimdi de yapmayacaktır.Hazırlığı, fikri çalışması olmayan, örgütleri felç durumda bir siyasi parti yapısının karşısında AKP çok kolay bir seçim galibiyeti daha elde edecektir. Siyasi hedefi olmayan, fikri olmayan, stratejisi olmayan, örgütü çalışmayan CHP’nin tepesindekiler seçim sonrasında yine “erzak dağıttılar, para dağıttılar” diyeceklerdir. Başka çareleri de yoktur.Yerel seçimin sonucu şimdiden bellidir. Bunu söylemenin de AKP taraftarı olmakla hiçbir ilgisi yoktur.

Devamını Oku

MHP’nin yıktığı hayaller

3 Şubat 2008

Hayallerini gerçek zannederek bunların üzerine fanteziler kurmayı siyasetle karıştıranları MHP fena halde hayal kırıklığına uğrattı.MHP ya da “ülkücü” hareket, 1960’lı yıllarda yükselen sol dalgaya karşı oluşturulmuş ve fikrî temeli klasik radikal milliyetçi hareketin köy-kasaba ruhu üzerine inşa edilmiş bir örgütlenme olarak ortaya çıktı. MHP, bu fikrî ve örgütsel yapısıyla o yıllardan başlayarak bazı devlet kuruluşları tarafından yine aynı amaçlar için kullanıldı.1980 askeri darbesinden sonra MHP ve ülkücü kuruluşlar davası görülürken, efsanevi liderleri Alpaslan Türkeş’in söylediği “fikirlerimiz iktidarda biz hapisteyiz” cümlesi bu hareketin yapısını açıklamıştır...Toplumda milliyetçi dalgaların yükseldiği dönemlerde MHP de kitle desteğini artırmıştır. Bu dönemler aslında PKK terörünün yükseldiği ve ülkenin geleceğiyle ilgili karamsar beklentilerin yaygınlaştığı dönemlerdir. PKK terörüne karşı toplumdaki tepkiler belli kesimlerde MHP’ye yönelişi artırmıştır.***1980’li yıllarda “komünizmle mücadele” misyonu zayıflayınca MHP kendisini “Türk-İslam sentezi” fikri üzerine yeniden kurguladı. Bu kurgu, yabancı düşmanlığı, demokrasi korkusu, Batı korkusu, siyasal İslamın geleneksel muhafazakâr temalarıyla desteklendi.MHP’nin fikrî ve örgütsel yapısından haberdar olmayanlar 22 Temmuz seçimleri öncesinde bir “hayal”e kapıldılar. Buna göre “milliyetçi” MHP ile “Atatürkçü” CHP, AKP’de vücut bulan siyasal İslamın önünü kesmek üzere ittifak hatta koalisyon yapabilirdi. Ama farkında olmadıkları bir şey vardı; AKP ve MHP aynı toplumsal tabandan beslenen partilerdir, her ikisi de köy-kasaba kültürünün, muhafazakârlığının ürünüdür. Türk toplumunun her bakımdan modernleşmesi her ikisi için de korkutucu bir durumdur.***Bugün ortaya çıkan “türban ittifakı” bu gerçeklerden haberdar olmayanlar için belki bir sürpriz oldu. Ama onların hayallerindeki siyasal İslama karşı bir MHP-CHP ittifakı asıl büyük sürpriz olurdu.Seçim öncesi araştırmalara kendi hayallerine uygun çıkmadığı için çok kızanlar, bu araştırmaları doğru dürüst okumadıkları için MHP seçmeninin ikinci tercihinin AKP, AKP seçmeninin ikinci tercihinin de MHP olduğunu görmedi.Görmedikleri için ve siyasetin ne olduğunu bilmedikleri için de kendi hayalleri içinde kıvrılıp kaldılar. Bugün hayallerini yıkan MHP’ye karşı bu yüzden çok öfkeliler. AKP’nin oy desteğinin hâlâ neden artmakta olduğunu da anlayamıyorlar.Bunlar için “MHP de olmadı...”Artık yarın yeni bir hayal bulur ve bu hayali siyaset diye sunmaya devam ederek AKP’yi biraz daha güçlendirirler.

Devamını Oku

Tek sırdaş

2 Şubat 2008

Hiçbir “sır”, eğer ikinci bir kişi bile biliyorsa sonuna kadar gizli kalmaz. “Sır” tek kişiye aitse “sır” olarak kalır.Midas’ın Kulakları hikâyesinin bir benzerini İranlı Hakim Nizami 12’nci yüzyılda yazmıştır.Hikâyenin kahramanının adı Büyük İskender’dir.Büyük İskender güçlü bir beydir. Herkes ona saygı duyar, itaat eder; gücü karşısında eğilir bükülür. Ama Büyük İskender’in bir sırrı vardır ve bu sırrı sadece onu ilk çocukluğundan beri tıraş eden berberi bilmektedir.Büyük İskender’in ince uzun, eşek kulağına benzer kulakları vardır. Şehir içinde sürekli olarak büyük şapkalarla dolaşmakta, sarayında bile şapka takmakta ve sırrını böylece herkesten gizlemektedir.Bu sırrı bilen tek kişi olan emektar berber iyice yaşlanmış, elden ayaktan düşmeye başlamıştır. İskender’e Vahit adında genç bir berberi önerir. Vahit’i kendisi yetiştirmiştir, dürüstlüğüne kefildir.Sırrını bir başkasının daha bilmesini istemeyen İskender sonuna kadar direnir, ama sonunda emektar berber ölür ve genç Vahit’i çağırtmak zorunda kalır.İskender’in odasının kapısı kapanır, İskender oturur, şapkasını çıkarır ve saygıyla onu bekleyen Vahit şaşkınlıkla elindeki makası düşürür.İskender gözünü genç berberin gözüne diker ve şöyle der:“Eğer burada gördüklerin hakkında tek bir kişiye, tek bir kelime söylersen dilini kopartır, kafanı vurdururum.” Vahit bu korkuyla yaşamaya başlar. Gündüz sadece İskender’in kulaklarını ve tehdidini düşünür. İskender’in eşek kulakları hemen her gece rüyasına girmeye başlar.Sonunda Vahit böyle yaşayamayacağına, bu gerilimden kurtulmak için sırrı birine söylemeye karar verir.Yakında bir vadiye gider, orada bulduğu ilk kuyuya eğilir ve bağırır: “İskender’in kocaman kulakları var... İskender’in eşek kulakları var...” Defalarca bağırır, kendisini iyice rahatlamış hissettikten sonra şehre döner. Aradan aylar geçer, Vahit rahatlamıştır, mutludur. İskender de Vahit’e güvendiği için rahattır.Ancak o vadide, kuyunun hemen yanında büyüyen çalılardan birini bir gün çobanın biri koparır, bir kaval yapar ve üfler. Çalıdan bir tek ses çıkmaktadır: “İskender’in kocaman kulakları var... İskender’in eşek kulakları var...” Çoban bu işin nasıl olduğuna kafa yormaz, her yorulduğunda oturur kavalını üfler ve aynı sesi dinleyerek eğlenir.Ve bir gün İskender o vadiden geçerken uzaktan o sesi duyar, hemen atını sesin geldiği yere sürer ve kavalını üfleyen çobanı bulur. Tabii ki çobanı hemen hapse attırır ve bu işin nasıl olduğunu sorar. Düşündüğü şey, çobanın Vahit’in arkadaşı olduğu ve bu sırrı Vahit’ten öğrendiği için kavalıyla türkü gibi çaldığıdır.Vahit’i çağırtır. Genç berber olayı olduğu gibi anlatır. İskender şaşırır: “Bir kuyuya mı bağırdın! Ama neden?” “Bu sırrı taşıyamıyordum sayın İskender, birine söylemem gerekiyordu, ben de kuyuya söyledim... Anlaşılan kuyu da sırrı çalılara aktarmış...” İskender adamlarını yollar, kuyunun çevresindeki çalıları toplatır, kaval yaptırır. Bütün kavallardan aynı ses çıkmaktadır: “İskender’in kocaman kulakları var...” İskender düşünür, çobanı da Vahit’i de affeder. Hattatını çağırtıp aynı sözden birkaç levha yazdırır ve görebileceği her yere astırır. O söz şöyledir:“Unutma! Her zaman tek sırdaşın sadece kendin olabilirsin. Güvenli gibi görünen su kuyusu bile sana ihanet edebilir. Bir sırrın varsa ya da bir sır biliyorsan, sadece kendine sakla, rüzgâra bile söyleme.”

Devamını Oku

Bugün için çözüm durdurmaktır

2 Şubat 2008

Şu andaki duruma göre çözüm arayışı çoktan geride kaldı, “sonuna kadar savaş” aşamasına gelindi.Tarafları şöyle sıralayabiliriz...Üniversitede türban serbest olmalıdır diyenler aslında ikiye ayrılıyor.* Meseleye tümüyle üniversite kavramının içerdiği özgürlük açısından bakan ve 18 yaşını geçmiş gençlerin bu özgürlüğe sahip olması gerektiğini düşünenler. Bu kesim, türbanın üniversitede serbest bırakılmasının daha sonra başka sorunlara yol açmayacağını, açsa bile bunlara çözümün o gün aranması gerektiğini düşünüyor.* Bu “taraf”taki ikinci ve ağırlıklı kesim ise meseleye “dini vecibe” açısından bakıyor ve bu alana giren kadınların başını örtmesinin aslında tümüyle serbest olmasını, üniversitedeki serbestliğin ilk aşama olduğunu düşünüyor.* Üniversitede türban yasağının devam etmesi gerektiğini savunanlar ise bu durumun türban takmayanların özgürlüğüne yönelik saldırı ortamını başlatacağını, ayrıca serbestliğin üniversite ile sınırlı kalmayacağını düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında üniversitede türban serbestliği laiklik ilkesini çiğneyecek bir dizi düzenlemenin başlangıcı olacaktır.***Bu iki görüşün bugün herhangi bir orta noktada buluşması ve bir “toplumsal uzlaşma” sağlanması mümkün değildir. Çünkü türbancı kesim bu konuyu bir siyasal ve dinsel mücadele olmaktan çıkarıp tümüyle bireysel tercih ve özgürlük alanı olarak görme eğiliminde değil.AKP-MHP ittifakının önünde iki yol vardır: Bunlardan biri “savaşa devam”dır. Anayasa değişikliği kabul edilir, hatta referandumdan da onay alınır, ama bu, savaşın bittiği anlamına gelmez. Çünkü türbanı bir dinsel ve siyasal simge olarak görenler bu serbestlik alanını genişletme faaliyetlerine hemen girişeceklerini zaten ilan ediyor.AKP-MHP ittifakının önündeki ikinci yol, toplumdaki cepheleşmenin giderilmesi ve meselenin daha sağlıklı tartışılabilmesi amacıyla anayasa değişikliğinin askıya alınmasıdır.AKP’nin ikinci yolu tercih etmesi ve toplumun tüm kesimlerini, üniversitede türban serbestliğinin bir “başlangıç” olmayacağına, serbestliğin giderek yayılması için bir girişim olmayacağına inandırması gerekiyor. Bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa “savaş” da sürecektir.Bu tür savaşların sonunda kimin, ne kazandığı pek belli olmaz.

Devamını Oku

Kavramlar iyice karıştı

1 Şubat 2008

Her siyasi olaya “biz ve onlar” şeklinde bir bakış açısıyla, kuşkular ve korkularla bakmak yaygın bir alışkanlık haline geldi.Bunun en büyük ve yanıltıcı etkileri geçen seçimde yaşandı. Toplumdaki dalgalanmaları izlemeye çalışanlar AKP’nin büyük bir seçim galibiyeti alacağını söyleyince her şeye “biz ve onlar” diye bakanlar tarafından “AKP’li olmakla” suçlandı. İnsanlar AKP’li olabilir, tabii ki bu bir suç değil ama kafalarındaki hayalleri, çevrelerindeki üç beş kişinin etkisi altında kalarak aktaranlar bütün toplumu, en başta laik kesimi yanılttılar.AKP’li olmak nasıl suç değilse AKP’nin “takıyye” yaptığını ve bir “ılımlı İslam toplumu” hedeflediğini düşünmek de suç değildir. Ancak sorun bundan sonra başlıyor, her meseleye “biz ve onlar” diye yaklaşma sistemi devreye giriyor.Bu çarpıklığın en açık görüntüsü, son yaşadığımız iki önemli olayda ortaya çıktı.Türban ve “Ergenekon” adlı faşist paramiliter örgütlenme ile ilgili tartışmalar aynı günlere rastladı. Kimilerine göre bu bir raslantı değil, bilinçli bir operasyon. Ama bunu söylemek için elimizde bir kanıt yok.*** “Ergenekon” adlı örgütün birçok siyasi cinayetle ilişkisi olduğu, hatta toplumu karıştırmak için kendileriyle aynı görüşte olan gazeteye bomba atılması gibi eylemler yaptığı anlaşılıyor. Bu örgütün şu andaki asıl hedefi nin gerçek demokratlar, liberal demokratlar ve AKP olduğu bellidir.Bu durumda da türban meselesinde ortalığı en fazla ayağa kaldıranların, “demokrasi!” ve “laik cumhuriyet” sözcüklerini en fazla kullananların bu örgütle ilgili olarak ağızlarını açmamaları dikkat çekicidir.Belirledikleri amaç ne olursa olsun, her türlü yasa dışı örgütlenmeye ve her türlü siyasi cinayete karşı olmak, bütün faili meçhullerin (adları karışanlar muvazzaf ya da emekli subay olmalarına rağmen) aydınlanması istemek, öte yandan da AKP’nin türban operasyonunu en beceriksiz şekilde yaparak gerilim yaratmasına karşı olmak mümkündür.Ama iki taraf da “biz ve onlar” mantığıyla mevzilenmiş oldukları için “siyasi tahlil” niteliğindeki çıkışlardan memnun değildir. Her iki taraf da karşı tarafa en dolu dolu küfredenleri, en ağır hakaret edenleri kendinden sayıyor.*** 22 Temmuz öncesinde AKP’nin seçim başarısını öngörmüş olanlara her türlü yafta yapıştırıldı, ama bu seçim başarısının tahlili yapılmadığından, AKP’nin yeni seçim başarıları için önü açıldı. AKP’ye ağız dolusu küfrederek, “Laik cumhuriyet”, “Atatürk”, “demokrasi” kelimelerini sürekli söyleyerek AKP’yi engellemenin mümkün olmadığını görmedikçe, AKP’ye gerçek ve çağdaş bir siyasi seçenek yaratmak için çalışmadıkça bu parti yeni seçim başarıları kazanacaktır.Başarısız olanlar, küfürle ve bağırarak, farklı bir şey söyleyen herkesi düşman, vatan haini, AKP uşağı ve hatta hükümetten maddi çıkar sağlamakla suçlayarak başarısızlıklarının devam edeceğini görmüyor. Ya da gördükleri için kendi başarısızlıklarının faturasını bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetler’in omuzuna yükleme çabasındalar.“Biz ve onlar” tıkızlığından çıkmadıkça AKP büyük yanlışlar yapmaya devam edecek, tam karşısındaki cephe de başarısızlıklarını birilerinin sırtına yüklemeye çalışacaktır.

Devamını Oku

Gülünç oluyorsunuz

30 Ocak 2008

Türbanda gelinen noktada çözüm için krokiler çizmekle, “çene açıkta kalacak” gibi tariflere girişmekle çıkış aranması sadece gülünçtür. Sorunu küçük kurnazlıklar ve ince manevralarla çözmeye çalışanlar, aslında daha da içinden çıkılmaz hale getirdiklerinin farkında değil.Türban meselesi tartışılmaya başladığından beri en çok kullanılan kavram, yine “toplumsal uzlaşma” oldu. Ama son gelinen noktada anlaşıldı ki en çok kullananlar, bu kavramın ne anlama geldiğinden habersiz.Toplumsal uzlaşma olabilen bir konuda Anayasa’da ve yasalarda, yönetmeliklerde incik cincik değişikliklerle, kelime ve virgül oyunlarıyla çözüm aranmaz.***Türban konusunda “umulan” toplumsal uzlaşma, siyasal İslamın türbanı bir savaş aracı ve alanı olmaktan çıkarması, buna karşılık yetişkinlerin “kamusal alan” dışında istedikleri şekilde giyinebilmelerine hoşgörüyle bakılmasıydı.Toplumsal uzlaşma, elinde devlet ve hükümet imkânlarını bulunduranların, “arkamda yüzde 47’lik oy desteği var” diyerek kendi bakışlarını zorlaması değildir. Toplumsal uzlaşmada oy oranları ve kelle sayımları yoktur.AKP’nin içinde ve çevresinde mevzilenmiş siyasal İslamcı çevre ve örgütlenmeler bir toplumsal uzlaşmaya yanaşmadı. En sıkı şekilde kapatılmış başın her yerde serbest olmasını istemek, 18 yaşından küçük kızların da böyle giyinebilmeleri için, kamuda görev yapanların da başlarını Arap modasına göre kapatmaları için ısrar etmek, “toplumsal uzlaşma”yı istememektir; tam tersine, savaşı sürdüreceklerini ilan etmektir.***Toplumsal uzlaşma sağlanamadı, çünkü siyasal İslam içinde yer alan çevre ve örgütler bugün bu fırsatı kullanmak istiyor, AKP iktidarını en hızlı şekilde “tam serbestlik yollarını açması” için zorluyor.Zorlamanın bir sonraki adımı da konuyla ilgili anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanı Gül’ün referanduma götürmesidir. Referandumun sonucunun ne olacağı da belli, anayasa değişiklikleri yüzde 60 dolayında bir oranla “halk tarafından” onaylanacaktır. Bunu izleyen aşama da “halkımız böyle istiyor, işte sonuçlar ortada” teranesinin sürekli tekrar edilmesiyle sonraki adımların planlanmasıdır.Şu anda durum gülünç hale gelmiştir, ama bazı komediler trajediye dönüşebilir.Türban konusunda AKP-MHP ittifakının yapması gereken, “toplumsal uzlaşma sağlanamamıştır” diyerek anayasa, yasa ve yönetmelik değiştirme faaliyetlerini durdurmaktır.

Devamını Oku