Bu cümleyi kime mi söyledim? Brad Pitt'in neredeyse üç yıldır birlikte olduğu, kendisinden epey genç sevgilisi Ines de Ramon'a elbette. Elbette beni duymaz ama ben yine de onunla aynı durumda olan kadınlara uyarımı yapmak isterim. 'Kızım sana söyledim, gelinim sen anla' misali. Bunca yıllık tecrübe ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki uzun ve zorlu bir evlilik, ardından da boşanma sürecinden geçmiş bir erkek, bir daha öyle kolay kolay evlenmez. Üstelik Pitt bir değil iki kez boşandı. İlk karısı Jennifer Aniston ile nasıl ayrıldıklarını da sağır sultan bile duydu zaten. YAŞADIKLARI NEHİR ROMAN OLUR Sonuç olarak 62 yaşındaki Pitt'in yaşadıklarını bilmeyen kalmadı. Angelina Jolie ile Bay ve Bayan Smith adlı filmin setinde başlayan yakınlaşmaları büyük bir aşka ve sonra evliliğe uzandı. Bu süreçte üç biyolojik üç de evlatlık altı çocuk sahibi oldular. Hatta uzun ilişkilerini evliliğe bile taşıdılar. Ama deyim yerindeyse evlenmeleriyle boşanmaları bir oldu... Sonrasında ise tam 8 yıl süren bir boşanma süreci daha doğrusu kavgası geldi. Mahkemeler mahkemeleri kovaladı, kavgalar kavgaları... Bir zamanlar Brangelina olarak anılan Angelina Jolie ile Brad Pitt zorla boşandılar. Bu süreçte elbette yıprandılar. Hem maddi hem de manevi olarak... Mahkeme masrafları da cabası. ANGELINA HAYATINA DAHA KİMSEYİ KABUL ETMEDİ Sonuçta artık birbirlerini görmek istemeyen iki eski aşık, babalarına sırtlarını dönmüş altı çocuk kaldı geride. O zamandan bu yana hayatına kimseyi almadığına bakılırsa belki de aşktan yorulmuş bir Angelina Jolie. Ya da Jolie bir kadın içgüdüsüyle davranıp tam olarak iyileşmeden, biten aşkın yaralarını sarmadan yeni bir ilişkiye başlamak istemiyor. Ben de bir kadın olarak onu destekliyorum. Onun gibi ünlü olmasam da uzun yıllar önce beni çok yıpratan, derin izler bırakan bir ilişkinin ardından çok ama çok uzun süre aşkın "a"sına bile yaklaşmamıştım. Düşünmek bile tüketici bir durumdu çünkü. BRAD HEMEN YENİ BİR AŞKA ADIM ATTI Ama Brad Pitt elbette bir erkek olarak farklı düşündü. Kendisi de daha önce Paul Wesley ile bir evlilik yaşayan 33 yaşındaki Ines de Ramon ile yakınlaştı. Hatta 3 yıla yakındır iki sevgili gayet güzel bir aşk yaşıyor. Dışarıdan bakıldığında Ines, Angelina kadar iddialı bir kadın değil. Hem fiziksel, hem yaşam tarzı olarak daha sakin biri. Ünlü olma ve ünlü kalma hırsı yok, gayet iyi eğitimli ve kendi mesleği var, parasını kazanıyor. Belli ki Brad Pitt de bu esmer güzeli genç kadında aradığı huzuru ve sükuneti buldu. SAKİN BİR LİMAN OLMAK BAZEN TEHLİKELİDİR Sonuç olarak Brad Pitt yaşadığı onca karmaşanın ardından bir de üstüne annesi Jane Pitt'i kaybetmenin acısını da Ines'in kollarında dindirdi. Dümdüz söylersek Ines, Brad için sığınılacak bir liman oldu. İşte bence işin kilit noktası da burası... Biraz da bu yüzden ben Brad Pitt'in günün birinde Ines de Ramon ile evleneceğini pek sanmıyorum. Hatta ondan çocuk isteyeceğini hiç ama hiç düşünmüyorum. Umarım öyle olmaz ama Pitt, bütün gönül yaralarını bu sakin limanda yani Ines'te iyileştirdikten sonra yeniden dalgalı aşk denizlerine açılmak isteyebilir. O zaman da olan Ines'in kırık kalbine olur. Yine de bir umudum var... Brad Pitt artık şöhretten ve paradan yana kendini tatmin etmiş biri. Belki de hayatının geri kalanını bu sakin limanda geçirmeyi arzu edebilir. Bekleyip göreceğiz!
Konuya hemen şöyle gireyim... Yaşlandığınızı... Ya da daha iyimser olayım yaş aldığınızı nasıl anlarsınız?Bunun birçok yolu var elbette. Eskiden kolayca yapabildiğiniz bazı şeyleri yapamaz olursunuz...Yine kendimden örnek vereyim...Üniversite yıllarında, birkaç gece uyumadan, gündüzleri hem okula gidip derse girer, hem gazeteye gelip çalışırdım. Bir de üstüne sabahın ilk ışıklarına kadar gece gezmelerinden eksik kalmazdım.Şu anda 20'li hatta 30'lu yaşlarını sürenler beni anlar...İnsan o zamanlarda öyle bir enerjiyle dolup taşar ki uykusuzluk, yorgunluk onu zerre kadar etkilenmez.Ama sorsanız şimdi, bu yaşımda, öyle gecelerce uykusuz kalmak beni etkiler oldu. Hala enerjim olduğunu hissediyorum ama eğer durup dinlenmezsem, uykusuz kalırsam, başıma saplanan ağrıyla mücadele etmem gerekiyor.Bu yaş aldığımın en çarpıcı göstergesi.Çok da aldırmıyorum doğrusu...BAŞ AĞRISINDAN DAHA ÇOK YÜREK YAKAN BİR AYRINTI VARAma başka bir ayrıntı var ki işte o benim yüreğimi epey bir yakıyor.Gelin bu ayrıntıyı anlatayım...Hayatımın ilk baharında TV ekranlarında izlediğim ya da filmlerini seyrettiğim, bazen İstanbul'a geldiklerinde konserlerine gittiğim ünlülerin değişimi beni başka türlü etkiliyor.Söz gelimi gencecik hallerini bildiğim ünlülerin ak düşmüş saçlarını ya da bütün o kozmetik ve estetik önlemlere rağmen kırışıklıklara teslim olmuş yüzlerini gördüğümde ince bir sızı geliyor yüreğime.Bugün de buna benzer bir duygu yaşadım...Benim ilk gençlik yıllarımda TV'den gözlerimizi almadan izlediğimiz bir dizi vardı: Kara Şimşek... Ya da orijinal adıyla Knight Rider…Konuşan araba 'Kitt' ve onu kullanan Michael Knight'ın maceralarını nefesimizi tutarak izlerdik.Sekiz sene önce kaybettiğim babacığımla birlikte...BAZEN İNSANIN HATIRALARI DA YAŞLANIRİşte o dizide Michael Knight'ı canlandıran David Hasselhoff'un son hali beni üzen...Doğrusu Hasselhoff benden tam iki kuşak büyük, 72 yaşında... Yani kendime o anlamda bir pay çıkardığım yok.Ama yine de onu ekrandan bildiğim o "çakı gibi" enerjik, maceradan maceraya koşan eski haliyle hatırladığım için tekerlekli sandalyedeki son hali ben çok ama çok üzdü.Öncesinde de yürüteçle yürüdüğü fotoğrafları görmüştüm... Yine de neden bilmem onu öyle tekerlekli sandalyede, duruşuyla, bakışıyla hatta oturuşuyla tam bir yaşlı gibi görmek içimi sızlattı.Kendi kendime düşündüm...Demek ki sadece insanın kendisi yaşlanıp yaş almıyor... Hatıraları da yaşlanıyor kimi zaman.35 YAŞINDAN SONRA BENİ ANLAYACAKSINIZKara Şimşek dizisinin yıldızı Hasselhoff'un yaşlanıp onca imkana rağmen elden ayaktan düşmesi belki de bana artık hayatta olmayan babamın eksikliğini, onu ne kadar özlediğimi başka türlü hatırlattı belki de..Yani yaşlanma korkusu falan değil bu.Ünlülerin değişimi, yaşlanması, belki de ölümü hayatın nasıl da kolayca ve hiç anlamadan insanın parmaklarının arasından kayıp gittiğinin acımasız bir göstergesi belki de...Kim bilir!Biliyorum bu anlattıklarım henüz çok genç olanlara tuhaf hatta belki komik geliyor.Eğer öyleyse şunu söyleyebilirim... Biraz bekleyin... 35 yaşını geçtikten sonra beni anlayacaksınız!
Eğer isterlerse anne ya da babaları onlara kariyer kapılarını da ardına kadar açıyor... Bunu herkes biliyor ama benim merak ettiğim başka bir konu var. Bu çocuklar nasıl bir eğitim hayatı geçiriyor acaba? Bazılarının evde eğitim gördüğünü bazılarının da özel okullara gittiğini biliyoruz. PARA KAZANMANIN EĞİTİMİNİ GÖRÜYORLARAma yine de gösteri dünyasının pırıltılı hayatlarında eğitime hak ettiği önemi veren yok gibi bence. Ya da şöyle söyleyeyim: Bazı ünlüler çocuklarına küçük yaşta para kazanmanın eğitimini veriyor. Elbette bu da okullarda öğretilmiyor. Bir süredir kafamı kurcalayan konu Victoria ve David Beckham'ın kızı Harper… Üç erkek çocuğun üstüne doğan tek kız olan Harper Seven, el üstünde tutuluyor. Hem annesi hem babası hem de ağabeyleri yüzünü güldürmek için elinden geleni yapıyor. Şimdilerde ailesiyle küs olsa da büyük ağabeyi Brookklyn bile onu özlüyor bana sorarsanız. Harper, ilgi ve sevgi açısından da maddi açıdan da çok şanslı bir çocuk. Ne de olsa 500 milyon doların üzerinde serveti olan Beckham çiftinin kızı. İPEK ELBİSELERLE GEZERKEN OKULA GİTMEYE VAKİT KALIYOR MU?Benim ilgimi çeken ayrıntı ise bu değil, Harper'ın okulu... Daha doğrusu okula gidip gitmediği. Şöyle bir bakıldığında Beckham çiftinin kızı Harper, nerede bir moda haftası, bir sosyete düğünü, bir parti var hiç eksik kalmıyor. Bütün ailesiyle birlikte bu tür etkinliklerde boy gösteriyor. Üstelik de kılığı kıyafeti de 13 yaşında bir çocuğa göre değil bence. 25- 30 yaş arası genç kızlar gibi giyiniyor, makyaj yapıyor. Hatta artık saçını bile boyatıyor. Üstelik bu yaşında annesinin desteğiyle kozmetik alanında bir markanın sahibi bile oldu... Arada daha kısa süre önce açtığı sosyal medya hesabından makyaj videoları paylaşıyor. Uzun hikayenin kısası bir çocuk gibi değil bir genç kız hatta bir yetişkin gibi yaşıyor Harper. GENÇLİĞİNİ MERAK EDİYORUM EN ÇOKOnca paranın içine doğmasına rağmen kendi adıma Harper'a üzülüyorum... Daha bu yaşında çocukluğunun keyfini çıkaramadan sosyetik hayatın pençesine düştüğü için. Belki de geceleri yattığında bu kozmetik işinden nasıl para kazanacağını düşünüyor uyumadan önce. Hem de bütün bunları annesi Victoria'nın gözetiminde yapıyor. Mesela ben Harper'ın hiç yaşıtlarıyla arkadaşlık yapıp yapmadığını, bir ABD'de bir Londra'da yaşadığı için düzenli olarak okula gidip gitmediğini, eğer gidiyorsa notlarının iyi olup olmadığını merak ediyorum. Daha da ötesinde Harper Seven Beckham için üzülüyorum... Çünkü hiç çocukluk anısı olmayacak onca zenginliğe rağmen! İçine doğduğu ve girdabında sürüklendiği sosyetik hayatın onu şimdiden "iş kadını" konumuna getirdiğini, gençliğinde ise nerelere götüreceğini merak ediyorum...
Baştan söylemeliyim. Ben öyle doğa insanı değilim... Yani elbette bir ormanın seslerini dinleyip ruhumu besleyebilirim... Ya da deniz kenarında saatlerce oturup hülyalara dalabilirim. Ama işte saatlerce... Sınırlı bir zaman dilimi içinde. Büyük konuşmamak gerek ama genel anlamda doğada mesela bir çiftlikte yaşayamam... Belki alışkın olmadığımdan, bilmiyorum... Diğer yandan benim annem gerçek bir köy insanı mesela. Büyükçe bir ilçede yaşasalar da anne ve babasının, yani anneannemin ve dedemin köyde kocaman kocaman tarlaları, evleri, bağları ve bahçeleri vardı. Bütün kuzenler de yaz aylarında oraya giderdik. Amaç belliydi, biz çocukların doğayla barışık büyümesi, anne tarafından köklerinin nereden geldiğini bilmesi. Bazı kuzenler bu konuda "başarılı" oldu... Ama doğrusu ben babam gibi "şehir çocuğu" çıktım... BİR BAHÇEYE BAKMAK BİLE KOLAY DEĞİLDoğduğum ve 17 yaşına kadar yaşadığım şehirde biz çocukken kocaman bir bahçenin ortasında güzel bir evimiz vardı. Yani "şehir" deyince günümüzün betona boğulmuş şehirleri akla gelmesin. Beton ile doğanın dengeyle bir araya gelmesinin bir örneğiydi o zamanki şehirler. Bahçemizde de babaannemin ve dedemin babama miras bıraktığı inanılmaz güzellikte çiçekler, meyve ağaçları, eşine, yaşadığımız şehirde az rastlanan uzun ve koyu renkli çimenler. Asma yapraklarından bir çardak, oradan sarkan üzümler... Hemen altında yaz geceleri, babamın ve annemin misafir ağırladığı bir masa. Böyle hatırlayınca film gibi geliyor. Doğrusu bugünkü apartman hayatında da zaman zaman özlediğim oluyor o günleri. Çünkü şimdi o evin yerinde kocaman bir apartman var ve inanın balkonları o bahçe hissini vermiyor. Ama çocukluğumun o masal bahçesinin keyfini de ben değil kardeşim ve arkadaşlarım çıkardı doğrusu. Babamın her pazar zevkle çalıştığı o bahçe, o çiçeklerin ekilmesi, büyümesi vs bana hem mucizevi hem de yorucu gelirdi. Toprakla haşır neşir olacak sabrım, onun dilinden anlayacak yeteneğim yoktu kısacası. O yüzden bir saksı çiçeğine bakmayı bile beceremiyorum. Yani uzun sözün kısası "şehir çocuğuyum" diye boşuna demedim. Bunları niye anlattığıma gelirsek... Aslında anlatmak istediğim başka bir şey.. Bir bahçe bile bazen insanı zorlarken kocaman bir çiftliği çekip çevirmek hiç kolay değil. ÜNLÜLERİN DOĞAYA DÖNÜŞ AKIMI HERKESE YARAMADI Farkındanız sanırım, özellikle pandemi sırasında çok sayıda insan kendini daha özgür yaşamak için doğanın kollarına attı. Eh, milyonları olan ünlüler de bu işin başını çekti. Kırsal bölgelerde çiftlikler alındı, hayvanlar edinildi, sebzeler ve meyveler ekildi. Bazıları bu işi gerçekten de "kıvırdı"... Her türlü lükse sahip çiftlik evlerinin arazisinde gerçek birer çiftçiye dönüştüler. Ama hepsi değil. Çünkü insanın istediği kadar milyonları olsun toprak o kadar kolay değil. Toprakla uğraşmak, ona emek vermek, öyle kamera karşısında rol yapmaya ya da konuk ağırlamaya benzemez. BELKİ DE ÇİFTÇİLİK ONUN BOYUNU AŞTIEmekli olmasına rağmen hala ekranın ünlü sohbet programcısı unvanını taşıyan Ellen DeGeneres de işte böyle bir hayale kapıldı ama hiç beklemediği zorluklarla karşılaştı. Üstelik DeGeneres, ABD'yi terk edip İngiltere'ye kırsal Cotswolds bölgesine yerleşti. Tabii kırsal deyince kuş uçmaz kervan geçmez bir yer sanılmasın. Cotswolds, aralarında Beckham çiftinin de bulunduğu birçok ünlünün kır ya da çiftlik evinin bulunduğu bir yer. Araziler kocaman, evler lüks. Ama Ellen Hanım evi lüks olsa da kasasında milyon dolarları bulunsa da hatta bir heves tavuk, kuzu, at beslese de görünüşe göre çiftçiliğe çok da yatkın çıkmadı. Zaten milyon dolarlık çiftlik evini sel götürünce ilk zorlukla yüzleşti. Sonrasında atlarına ahır yaptırmak istedi. Ama bu kez de inşaat yapılması planlanan bölgede Roma dönemine ait tarihi eserler olabileceği uyarısını aldı. Evinde yaptırdığı tadilat yüzünden komşularıyla arası açıldı. Üstüne üstlük toprakla uğraşıp çiftçi olmanın sandığı kadar kolay olmadığını da gördü. Bu yüzden de arkasına bile bakmadan kaçtığı Los Angeles'tan yeni bir malikane bile satın aldı. İddialara göre İngiltere'deki çiftlik evinde kalmaya da sırf inadından direniyor. Sonuç olarak belli ki Ellen DeGeneres de gösteri dünyasındaki doğanın kollarında yaşama akımına kapıldı. Milyonlarına güvenip ev ve arazi bile aldı... Ama bu iş onun da boyunu aştı gibi. Demem o ki belki de Ellen DeGeneres de bir şehir çocuğudur ve alıştığı yerde kalmak onun için en hayırlısıdır. Belki malikanesinin bahçesiyle yetinip doğayla buluşma yeteneklerini böyle kısıtlı bir alanda geliştirmelidir. Kim bilir! Benim en büyük merakım ünlü sunucunun ne zaman pes edip eski hayatına döneceği!
Hiç uzatmadan konuya girelim. Eğer magazin dedikodularına, ünlülerin hayatlarına biraz meraklıysanız Amber Heard ile tüm zamanların en yakışıklılarından biri olan Johnny Depp'in ne kadar olaylı boşandığını bilirsiniz. Üstelik boşanmanın ardından birbirleri aleyhine açtıkları iftira ve karalama davalarını da bütün dünya dizi gibi izledi. 'Dizi gibi' dedim ama belki de böylesini ekranda görsek 'Senarist de iyice uçmuş' deriz. The Rum Diary filminin setinde başlayan Amber Heard ve Johnny Depp aşkı işte böyle "kan revan" bir şekilde tarihe gömüldü özetle. Belki de bu Heard uğruna iki çocuğunun annesi Vanessa Paradis'yi terk eden Depp'e ders olmuştur. Ama konumuz bu değil şimdi. HOLLYWOOD'A KÜSTÜ... KITA DEĞİŞTİRDİ Bu davalar bittiğinde sonuç olarak Depp "karısını döven koca" olarak karalanan itibarını biraz da olsa toparladı... Hatta kariyerine de usul usul döndü. Görünüşe göre olan Amber Heard'e oldu... Daha birkaç gün önce 40 yaşına giren Heard de tasını tarağını toplayıp kızı Oonagh Page'i de alıp İspanya'nın başkenti Madrid'e taşındı. Şöhretini borçlu olduğu Hollywood'a küstü kısacası. Neden yapmasın ki? Elinde maddi olanakları var, bir ABD vatandaşı olarak iyi kolay... Ayrıca Teksaslı olduğu için gayet akıcı şekilde İspanyolca da konuşuyor. İşte orada Amber Heard herkesi şaşırtan bir adım attı. Sonra da dünyaya duyurdu zaten. NE SEVGİLİSİ VAR NE ONU HAMİLE GÖREN OLDU... AMA BİRDEN İKİZLERİ DOĞDU Sık sık kızıyla Madrid sokaklarında görüntülenen Heard'ün bilindiği kadarıyla bir sevgilisi yok. Onu hamile gören kimse de olmadı üstelik. Ama bir anda tam da geçen yıl Anneler Günü'nde biri kız diğeri erkek Ocean ve Agnes adında ikizlerinin dünyaya geldiğini duyurdu. Hepimiz bir anda donup kaldık... Sözcüsü de bu bebekleri Heard'ün doğurup doğurmadığına dair net bir açıklama yapmadı. Bu noktada şunu söyleyelim ki bu bebeklerin üçü de evlat edinilmiş değil. Bundan eminiz! Aslında Heard bunu ilk kızının doğumunda da yapmıştı. Bir anda bir sosyal medya paylaşımıyla kız annesi olduğunu dünyaya ilan etmişti. HERKES BABAYI ARIYOR Üstüne birkaç yıl sonra bir de ikizler doğunca gözler hemen "babayı" aramaya başladı. Ama bunun yerine dedikodular buldu. Bu dedikoduların odağındaki isim ise dünyanın en zengin iş insanlarından biri olan Elon Musk. Amber Heard ile kısa bir ilişki yaşayan Musk'ın her üç bebeğin de sperm donörü olduğu ileri sürülüyor... Amber ile yollarını ayırdıktan sonra onun yüzünden aşk acısı çektiğini söyleyen Musk ise her zamanki gibi ketum. Sonuç olarak herkesin ortak fikri bebeklerin bir taşıyıcı anne aracılığıyla doğduğu. Ama babaları ortaya çıkmadığı için de söylentilerin ardı arkası gelmiyor. MADEM BEBEKLERİ ORTAYA ÇIKARDIN BABALARI KİM ONU DA SÖYLE! Bana sorarsanız ünlülerin bu tür gizemli olaylarına bazen kızıyorum. Bunca merak edildiğini bildikleri halde tek kelime etmemelerine de. Elbette isteyen istediğiyle bebek yapar. Bu kimseyi ilgilendirmez. Ama yine de toplumun önünde yaşayan, çocuklarını bile ilgi çekmenin bir parçası olarak gören ünlülerin bazı konularda hayranlarına ya da takipçilerine gerekli açıklamayı yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Böylece belki de konuyla hiç ilgisi olmayan kişileri de zan altında bırakmaktan vazgeçerler. Gerçi bu konuda zan altında kalan derken sözünü ettiğim kişi Elon Musk olunca sular biraz daha bulanıyor. HERKESİN EN BÜYÜK DERDİ BU OLSUN Dört farklı kadından 14 çocuğu olan Musk'ın, eski sevgilisi Amber Heard'ün çocuklarına sperm donörü olabileceği iddiası bana gayet mantıklı geliyor. Neden olmasın? Böyle düşününce aklıma türlü türlü başka soru da geliyor. Eğer Musk gerçekten bu çocukların sperm donörüyse onları biyolojik çocuklarından ayırır mı? Yoksa bunlara da o görkemli mirasından pay bırakır mı? Belki bu konuda Amber Heard ile bir anlaşma bile yaptı. "Çocuklarına donür olurum ama mirasımdan tek kuruş vermem" dedi. Kendisi de zaten Musk kadar olmasa da birikimi olan Heard da bunu kabul etti. Acaba Elon Musk, başka hangi kadınların annelik hayalini gerçekleştirmek için donör oldu? Üstelik bunları aklından geçiren tek kişi ben değilimdir muhtemelen Bu yüzden gerçeği bilsek daha iyi olur, en azından bu konuyu gündemden düşürürüz.. Şimdi "Bir Hollywood yıldızının çocuklarının babasından başka derdin yok mu?" diye soracak olursanız... "Herkesin en büyük derdi bu olsun" diye yanıt veririm. Her ne kadar bazen bıktırsa da magazin de ünlüler de hayatın rengi çünkü!
Alec Baldwin'i tanırsınız büyük olasılıkla. Hiçbir filmini izlememiş olsanız bile 2021 yılında başına gelen felaketi mutlaka duymuşsunuzdur.Benzerine en karanlık senaryolarda rastlanacak bir olay onun için hayatın gerçeği oldu... Baldwin, kurtulamadığı ve son nefesine kadar da yakasını bırakmayacak bir felaketin içine düştü.Senaryo gereği değil 'istemeden' gerçek hayatta katil olduOlayı bir hatırlayalım...2021 yılının ekim ayında Baldwin, başrolünü üstlendiği Rust filminin setinde görüntü yönetmeni Halyna Hutchins'in ölümüne neden oldu.Aslında içinde gerçek mermi olmaması gereken silah Baldwin'in elinde ateş aldı ve küçücük bir çocuğun annesi, genç bir adamın karısı olan Halyna'yı hayattan kopardı.Filmin yönetmeni Joel Souza'yı da yaraladı.Sonra davalar geldi ardı ardına. Alec Baldwin aklandı ama rahat bir nefes de alamadı hala.Bu vicdan yükünü taşımak kolay mı?Çünkü bu öyle böyle bir vicdan yükü değil. Baldwin tam da 68 yaşında yani artık hayatının ve bu zamana kadar kazandıklarının keyfini süreceği dönemde en karanlık kabusun içine düştü.Eski karısı Kim Basinger'dan dünyaya gelen yetişkin kızı Ireland'ın yanı sıra Hilaria Baldwin'den yedi tane daha çocuğu olan Baldwin, söylediğine göre artık çalışmak istemiyor.Zaten o korkunç olayın ardından doğru dürüst hiçbir yapımda rol almayan Baldwin görünüşe göre havlu attı. O korkunç set kazasının ardından artık tamamen emekli olmak istediğini bile açık açık söyledi.İsterse ıssız adaya kaçsın bu gerçek ardından gelecekPeki ya mesleğine veda edip köşesine çalışmak Alec Baldwin'i bu vicdan yükünden kurtaracak mı?Sanmıyorum... Hem de hiç sanmıyorum...İstemeden bir insanın ölümüne neden olmak, küçük bir çocuğu annesiz bırakmak, yasalar önünde temize çıksa bile insanın yakasını kolay bırakacak bir durum değil.Bana sorarsanız Baldwin, uzak bir adaya da kaçsa, herkesten uzak bir mağaraya da kapansa film setindeki o kabusu asla unutamayacak.İşte böyle...Uzaktan bakıldığında mensuplarının hiçbir sorunu yokmuş gibi görünen Hollywood'da böyle beklenmedik dertler, taşınması zor yükler de var insanın omuzlarına yüklenen.
Hayat böyle... İnsan her hayaline kavuşamıyor. Ya da daha kötüsü tam hayalleri gerçek oldu diye sevinirken her şey bir anda parmaklarının arasından kayıp gidiyor.İngiliz kraliyet ailesinin gelini Meghan Markle'a olan da bu işte...Hikayeyi uzun uzun anlatmaya gerek var mı, emin değilim... Kısaca özetlersem...Yıldırım aşkına tutulduğu Prens Harry ile 2018 yılında yangından eşya kaçırır gibi evlendi Meghan…Kendisi bu aileyle ilgili hiçbir şey bilmediğini söylese de onu eskiden beri tanıyan bazı kişiler İngiliz kraliyet ailesinden biriyle mutlaka evlenmek istediğini kulağımıza fısıldadı sonradan.Her neyse... Sonuç olarak çift evlendi ve yuvalarını kurdu.AMA HAYAT PERİ MASALI DEĞİL Kİ!Ama işte Meghan tam da kendini "peri masalı" kahramanı olarak ilan ederken bir anda hayatı tersine döndü. Kocası Harry ile birlikte ABD'ye taşındılar.Zaten ne olduysa da ondan sonra oldu. Aslında ikisi de tanınırlıklarını borçlu oldukları İngiliz kraliyet ailesine "kafa tuttular" tutmasına da sonrasında işler karıştı.Bir dijital platform ile yaptıkları anlaşma bitti ve yenilenmedi.Sonuç olarak iki küçük çocuklarına bakmak için para peşine düştü Meghan ile Harry.Bu yüzden yani hatırı sayılır paralar karşılığında bazı davetlerde boy göstermeye başladılar. Şimdi de Avustralya yollarına düşüyorlar.PARA İÇİN KARISININ PEŞİNE TAKILDI17 Nisan'da Meghan Markle'ın yıldızı olacağı bir etkinlik için hem de!Daha açık söylersem, Harry para için karısının peşine takıldı....Görünüşe göre artık Harry'nin ailesinden gelen parası da yetmemeye başladı. Ne de olsa hazıra dağ dayanmaz diyen bunu boşuna söylememiş... Üstelik yaşadıkları o malikane, çalışanları... Hepsi ayrı bir masraf kapısı...Oysa Harry, eski bir oyuncu olan Meghan ile evlenmeden önce hem ağabeyi William, hem babaannesi Kraliçe Elizabeth, onu, bu evlilik için en azından acele etmemesi konusunda uyarmışlardı.Ama nafile!Söz dinlemeyen Harry şimdi görünüşe göre bunun bedelini ödüyor.Üstelik kendi adıma evliliklerinin özellikle de Meghan'ın göstermeye çalıştığı kadar iyi gitmediğine inananlardanım ben de.Elbette aşık olup yuva kurmak, çoluk çocuk sahibi olmak iyi ama Harry; yerinden yurdundan da oldu bu uğurda.Bir de üstüne para pul derdi eklenince doğrusu kendisi eleştirse de bir eli yağda bir eli balda hayat süren Harry'nin de zaman zaman "Ne yaptım ben!" diye kendi kendine konuştuğunu düşünüyorum.
Şu ana kadar kaçmayan bazıları da bunun planlarını yapıyor. Elbette her türlü dünya nimetine kolayca ulaşan ünlülerin farklı ülkelerde de mülk sahibi olması ilk anda insana normal geliyor. Ama durum tam olarak bu değil. Arka planında kazancı değerlendirme motifi olsa da asıl amaç gerçekten de Hollywood'dan kaçmak. AVRUPA ÜLKELERİNE AKIN EDİYORLAR Ünlü oyuncu George Clooney -ki ABD'nin dışında İtalya, İngiltere ve Fransa'da da evleri daha doğrusu villaları, malikaneleri var- ikizlerini ve karısını alıp Fransa kırsalında bir çiftlikte yaşamaya başladı. Eva Longoria, kocası Jose Baston ve oğlu Santiago ile birlikte İspanya'ya taşındı. Amber Heard; eski kocası Johnny Depp ile olaylı boşanmasının ardından soluğu İspanya'da aldı ve bir daha Hollywood'a dönme niyeti de yok. Nicole Kidman'ın Portekiz'de ev aradığını duymayan kalmadı. Kocası Keith Urban ile boşanmadan önce kendi adına oturma izni peşindeydi yıldız. Fransız kocası tarafından aldatılan Natalie Portman da iki çocuğuyla birlikte Paris'ten bir yere kıpırdamıyor. Angelina Jolie de ikizleri 18 yaşına girince tasını tarağını toplayıp ABD'yi terk etmek için gün sayıyor. Bir dönemin olaylı yıldızı Lindsay Lohan, çoktan evlenip Dubai'ye yerleşti bile. Hatta artık oralı oldu. Bunlar ilk anda akla gelenler... Sonuç olarak yıldız ünlülerin Hollywood'dan kaçtığı gerçeği var. BAZILARININ NEDENİ POLİTİKPeki ama neden? İnsan nasıl onca ihtişamı elinin tersiyle iter, ekmeğini daha doğrusu milyonlarını kazandığı bir yere nasıl böyle sırtını döner? Tabii ki bu ünlüler projeler gerektirdiğinde ABD'ye geri dönüyorlar ama işleri bitince de arkalarına bile bakmadan yeni hayat kurdukları yerlere gidiyorlar. Bazı ünlülerin ülkelerini terk etmelerinin politik nedenleri var elbette. Bazıları Donald Trump'tan kaçtıklarını çoktan ilan etti bile. Yine de tek neden bu değil. O BASKI DAYANILIR GİBİ DEĞİLŞöyle bir düşündüm de ben de onların yerinde olsam ben de çok az kişi tarafından tanındığım, sokakta rahat yürüdüğüm, makyajsız ya da salaş kıyafetlerle gezebildiğim yere gitmek isterdim. Sadece kendi rahatım için değil. Çocuklarımın da peşlerine paparazzi orduları takılmadan parkta oynamasını, kocamın bir arkadaşıyla hakkımızda dedikodu çıkmadan kahve keyfi yapmasını tercih ederdim. Çünkü her gün yüzlercesini gördüğüm fotoğraflara baktığımda gerçekten de ünlülere rahat yok. Biraz kilo alsa, bir gün saçını taramadan sokağa çıksa; gözleri biraz şişmiş olsa hemen basında manşetlere çıkıyor. Sosyal medyanın diline düşmek de cabası. Sonuç olarak herkes rahat bir nefes almak ister. Meraklı gözlerden uzakta hayatın keyfini çıkarmayı arzu eder. Bu yüzden de Hollywood'dan kaçan bütün ünlülere yeni yaşamlarında mutluluk diliyorum. Ama yine de günün birinde kaçıp gittikleri o ülkelerin de Hollywood gibi onları rahat bırakmaz hale gelip gelmeyeceğini merak ediyorum!