Şu hayatta sanki başka hiç derdim yokmuş gibi bir zamanların gözde çifti Angelina Jolie ve Brad Pitt'ten gelen haberlere takılmış durumdayım. Galiba sadece ben değilim bu durumda olan. Dünyanın dört bir yanında bir zamanlar isimleri bile birbirinden ayrılmayan ve Brangelina olarak anılan ünlü çiftin geldiği son noktayı merakla izleyen birçok kişi var. Buna belki de kafamızı rahatlatmak için bu konuyu uzun uzun konuştuğum arkadaşlarım da dahil! Aslına bakılırsa boşanmak o kadar da eşine rastlanmayacak bir olay değil. Kötü giden, insana zarar veren bir evliliği sürdürmenin anlamı yok! Hele insan bir Hollywood yıldızıysa yani Angelina Jolie ise "Babamla da küsüm, gidecek yerim ve param yok" diye kendisini mutsuz eden bir evliliğe katlanmaz. BİLİYORUM... HERKES SESSİZ VE SAKİN BOŞANMIYORDiğer yandan boşanan çiftlerin yıllar yılı birbirleriyle kavga etmesi de görülmemiş iş değil. Kendi ailemde de bir dolu örneğini gördüm. Resmen boşandıkları halde arada çocukları olan bazen bu yüzden hala evli bir çift gibi kavga edenleri biliyorum. Bir çift boşandığında çocuklarına ne olduğu da doğrusu kalbimi öyle çok burkmuyor. Elbette en çok zararı çocuklar görüyor. Uğradıkları duygusal yıkımı gidermenin imkanı da yok. Yine de diğer yandan mutsuz bir anne ve babanın çocuğu olarak hayata küs büyümektense boşanmış bir ebeveynin çocuğu olarak daha sağlıklı büyümek bence mantıklı. Tabii bu durumda boşanan çiftin ruh sağlığının yerinde olduğunu varsayıyorum. Şimdi bunu yazdım diye boşanan ailelerin çocuklarına üzülmediğimi yani bu kadar kalpsiz olduğumu düşünmeyin. Ben, gayet mutlu bir ailede büyüdüğüm için bu tür zorluklar yaşayanları anlayamam. Ama kendisi de boşanmış bir ebeveynin çocuğu olarak büyüyen bir arkadaşım deneyimlerinden çıkarak beni buna ikna etmişti. Bana "Annem ve babam evliyken, biz çocuktuk. Evimizin içi kabus gibiydi. Onlar boşandıktan sonra ikisi de daha iyi insanlara dönüştü. İkisiyle de aramız eskisinden daha iyi oldu" diye anlatmıştı. Böyle bir sürü örnek var. Bir de tabii boşanıp dost kalan eski çiftler var ki onların önünde saygıyla eğiliyorum. BRANGELINA'NIN DERDİ BİZDE GERİLİM YARATTIKonuyu uzattım.Angelina Jolie ile Brad Pitt, yıllar yılı süren bir kavgayla boşandı. Resmen boşanmaları tam sekiz yıl sürdü. Bence bir ömür törpüsü. Ayrıca aralarındaki kavgalar ve yasal hesaplaşmalar tam bitmiş de değil. Fransa'daki Miraval Şatosu nedeniyle hele düello sürüyor. Benim bu konuda ilgimi çeken ayrıntı çiftin çocukları. Üçü biyolojik üçü evlatlık altı çocuk görünüşe göre bu olaylı boşanmadan en çok zararı gördü. ALTI ÇOCUK DA BABALARINA SIRTLARINI DÖNDÜBelki şu anda anneleri Jolie'nin kanatları altında kendilerini huzurlu ve güvende hissediyorlar. Ama yine de büyüyüp kendileri aile kurma çağına geldiklerinde neler olacağını merak ediyorum. Çünkü böylesi bir boşanmanın ortasında kalmak, üstelik bazı iddialara göre anneleri tarafından kendi yandaşı olmaya zorlanmak çok kolay bir durum değil. Haydi gerçeği söyleyeyim. Brad Pitt de dünyanın en örnek erkeği ve eşsiz babası değil. Ama ben de altı çocuğu babalarına karşı dolduran kişinin Angelina Jolie olduğunu düşünüyorum. Hele kendi babası Jon Voight ile yıllardır küslüğünü sürdürdüğünü ve hatta onun soyadını bile kullanmadığını hatırlayınca bu durum bana mantıklı geliyor. Son dönemde altı çocuğun da birer birer Brad Pitt'in soyadını kullanmamak için mahkemeye başvurması da bu işin arkasında anneleri Jolie'nin olduğunu düşündürdü bana. Belki yanılıyorumdur bilemem. Belki de Brad Pitt o eskimeyen yakışıklı görüntüsünün altında bir şeytanı saklıyordur, onu da bilemem. Ama Angelina Jolie'yi doğrusu pek samimi ve sevimli bulmuyorum. Çok güzel de konumuz o değil. YA BABALARININ MİRASI NE OLACAK?Bir de başka bir ayrıntı aklıma geldi. Bu altı çocuk babalarından gelen Pitt soyadını kullanmak istemiyor. Sadece o değil babalarını görmek bile istemiyorlar. Belli ki hayatlarında onun eksikliğini hissetmiyorlar. 18 yaşına gelen her çocuğu, üstelik de dünyaya duyura duyura "Pitt" soyadını kullanmayacağını neredeyse haykırıyor. Elbette Brad Pitt'in nasıl bir baba olduğunu, çocuklarına boşanmanın ilk dönemlerinde iddia edildiği gibi şiddet uygulayıp uygulamadığını tam olarak bilemem. Sonuçta en aklı başında gibi görünen erkek bile gözü döndüğü zaman çocukları dahil herkese şiddet uygulayabilir. Kimi zaman psikolojik, kimi zaman fiziksel. Yine de benim asıl merak ettiğim tabii ki Allah gecinden versin ama Brad Pitt öldüğünde bu altı çocuğun ondan kendilerine kalan mirası ne yapacakları. Gerçekten de bütün bu toz duman içinde bunu merak ediyorum. Sonuç olarak bir gün kaçınılmaz son gerçekleştiğinde Pitt soyadını istemeyen altı çocuk ondan gelen mirasa da "istemiyoruz" diyecek mi? Yoksa bir hayır kurumuna mı bağışlayacaklar bu mirası? BELKİ DE BRAD ONLARI ÇOKTAN MİRASINDAN MEN ETTİ!Tabii diğer yandan "şeytan" bana Brad Pitt'in de belki vasiyetnamesinde çocuklarını zaten mirasından men edebileceğini fısıldıyor. Tabii ki kimsenin hayata veda etmesini istemem... Ama dediğim gibi sanki başka derdim yokmuş gibi bunu çok merak ediyorum!
Gelin, biraz bu gruptaki şanslılara bakalım biraz…Gerektiğinde onlar da çok çalışıyorlar ama o kadar çok kazanıyorlar ki canları sıkıldığında "Biraz uzaklaşmam gerek" deyip kariyerlerine ara veriyorlar.Eğer bu süreci iyi yönetirlerse de mesleğe geri döndüklerinde kaldıkları yerden devam edebiliyorlar.Yani paralar yine akmaya başlıyor.Ne lüks değil mi?HOLLYWOOD YILDIZI OLMAK BAŞKA TABİİ Bunu yapanlar da genellikle oynadıkları filmlerden ya da dizilerden milyon dolarlar kazanan oyuncular...Özellikle de Hollywood'un yıldızları.Zaten son zamanlarda bu konuda bir örnek de var: Zendaya…29 yaşındaki oyuncu sadece 2026 yılı içinde beş tane farklı ve iddialı projeyle hayranlarıyla buluşuyor...Bunların arasında Christopher Nolan'ın yönettiği The Odyssey de var.ASLINDA GERÇEKTEN ÇOK ÇALIŞMIŞ Birkaç haftadır da Zendaya başta olmak üzere filmin bütün kadrosu o gala senin bu gala benim dolaşıp duruyor...Kırmızı halıda birbirinden iddialı kıyafetler ve takılar eşliğinde süslenip püslenip boy gösteriyor.Zendaya'ya gelince...Kendisinin söylediğine göre bu yılın sonundan itibaren kariyerine bir süre ara verip bir süre dinlenecekmiş. Yıl içinde durmadan çalışan Zendaya, hem insanların kendisinden bıkmasını önlemek hem de dinlenmek için böyle bir karar almış.Tabii bu arada sonunda evlendiğini açıkladığı kocası ve meslektaşı Tom Holland ile de kaliteli zaman geçirecek. Ne güzel... Ne kadar hoş değil mi?KENARDA 30 MİLYON DOLARI OLAN HERKES BUNU YAPABİLİR İnsanın bunca şöhreti ve daha 30 yaşına bile gelmeden 30 milyon dolar kadar bir serveti olursa, böyle "yoruldum, kendime zaman ayırmam gerek" deyip kenara çekilebiliyor.Açıkçası yaz mevsiminin üzerime büyük bir uyuşukluk verdiği böyle bir dönemde Zendaya hanım kızımıza özenmedim değil.Zaten bence tek özenen de ben değilim.Kim istemez ki deli gibi çalıştıktan ve üstelik bunun karşılığını milyonlarca dolarla aldıktan sonra biraz kenara çekilip dinlenmeyi! İsteyen çok olur da yapabilen azdır..Ne diyelim... Keyfin ve dinlenmen bol olsun Zendaya!
Hani hep derler ya "İnsan ektiğini biçer" diye... Galiba durum gerçekten öyle. Ama işte insan dışarıdan bakıp böyle olaylara tanık olunca iki taraflı düşünmeden edemiyor... Bir yandan "Eskiden o da buna, şunu şunu yapmıştı. Biraz üzülmek ona da müstehaktır" diye düşünüyor. Yine de bir vicdan yapmıyor da değil hani! Bu konu nereden mi aklıma geldi? Tabii ki yıllar yılı bekleyip kendisi 70'li yaşlarına gelince tahta çıkabilen Kral Charles nedeniyle. EMİNİM AMA İSPATLAYAMAMKendisini tabii ki bireysel olarak tanımam... Hakkındaki fikirlerim ailesi ve kendisi hakkında okuduğum bazı biyografi kitaplarından ve haberlerden derleme. Yine de katı kuralcı ve sosyal konumunu, görevini ailesinin bile üstünde tutan bir annenin evladı olarak çok da sevgi dolu koşullarda büyümediğini düşünüyorum. Bir baba olarak kendisinin de oğulları William ile Harry'ye öyle yumuşak kalpli yaklaşım sergilemediği onunla ilgili düşüncelerimden biri. Söz gelimi benim babam gibi, evlatları için her şeyini feda etmeyi göze alacak bir baba olduğunu hiç sanmıyorum. Hatta oğlu Harry, karısını ve o zamanlarda bebek olan oğlu Archie'yi alıp ABD'ye taşındığı zaman bile evlat hasretinden çok "Benim ve tabii ki taçlı ailemin sosyal konumu ne olacak?" diye içinin içini yediğinden eminim. Bunu ispatlayamam ama bence böyle. BU HAYATTA HERKES HATA YAPARDaha da ötesinde ilk karısı Diana'ya çektirdiklerini de az çok bütün dünya kadar biliyorum. Başkasını sevdiği halde onunla evlenmesi, evlendiği halde Camilla'yı hayatından bir türlü çıkaramaması. Elbette Diana'nın da suçu var bu konuda... Bir zamanlar ablasının flört ettiği bir adamla evlenmek hangi akla hizmettir, bunu da bilmem... Diğer yandan düşündüğümde Charles'ın da başka çaresi yok gibiydi. Ülkesinin tahtının gelecekteki sahibi olarak gencecik ve eline erkek eli değmemiş bir kızla evlenmesi ailesi için de bir artı puandı... Zaten bu evliliği de sırf annesi Elizabeth'in isteğiyle "El alem ne der" diye yaptığını düşünüyorum. İşin bu kısmı böyle. Bütün bunlar da yıllardır konuşulan konular... SON ZAMANLARDA YAŞADIKLARI İLGİMİ ÇEKİYORBenim asıl ilgimi çeken Charles'ın son zamanlarda yaşadıkları. Bir parantez açmak istiyorum. Babam hayata veda ettiğinde 80'li yaşlarının sonundaydı. Ben de kocaman, yetişkin bir kadın. Ama yine de babamla geçirdiğim zamana doyamadım. Cenaze töreni sırasında bir çocukluk arkadaşımın sözleri beni öyle çok etkilemişti ki. Daha ben babasız kalmanın bilincine bile varamamışken arkadaşım "Senin baban sadece senin baban değildi. Bana da kendi babamdan daha fazla baba gibi davrandı" dedi... O an nasıl gurur duyduğumu ve kendimi bir kez daha dünyanın en şanslı çocuğu hissettiğimi söylememe bile gerek yok. Hangi çocuk bunu duymak istemez ki... Üstelik kaç yaşında olursa olsun! YAŞLI VE HASTA BABALARA BİRAZ DAHA HOŞGÖRÜ LÜTFENBelki de babamdan ve ona olan derin sevgimden dolayı belli bir yaşa gelmiş erkeklerin yani babaların, çocuklarından daha fazla sevgi ve saygı görmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette bazı babalar bunu hak etmiyor olabilir ama yine de yaşlanıp usul usul elden ayaktan düşmeye başlayan, sağlığı giderek bozulan babaların geçmişte yaptıklarının affedilmesi ya da en azından biraz daha yumuşak yorumlanması gerek bana göre. İşte tam da bu yüzden hiç ihtiyacı olmadığı halde artık 77 yaşına gelen üstelik kanserle boğuşan Charles'a oğlu Harry'nin yaptıklarını biraz fazla buluyorum doğrusu. Ailedeki görevlerini bırakıp gitmesi, kendine başka hayat kurması elbette kendi tercihi. Sonuçta kocaman adam, istediği gibi yaşar. Üstelik imkanları da var. Ama yine de iki çocuğu Archie ve Lilibet'i babasına 'gıdım gıdım' göstermesi, bir noktaya kadar haklıdır ama güvenliklerini gerekçe göstererek "Onları ülkeme getiremem" diye tehditvari sözler sarf etmesi bana kırıcı geliyor. Tabii ki babası açısından. NEDENSE BANA DERT OLDUBelki de tüm bunlar yüzünden, Charles'ın, kapalı kapılar ardında da olsa dört yıl sonra iki torunuyla görüştüğü haberleri beni mutlu etti. Elbette koskoca Kral'ın benim sempatime ihtiyacı yok. Ama yine de düşünmeden edemiyorum... Gün gelip babası öldüğünde acaba Harry ona karşı yaptıklarını nasıl değerlendirecek? Kendisiyle nasıl bir vicdan hesaplaşmasına girişecek? Yine bence çok da melek gibi olmayan annesi Diana'nın genç biten hayatının intikamının alındığını mı düşünecek? Yoksa hiç belli etmese de yüreğinin gizli bir köşesi babası için sızlayacak mı? Elbette erkek çocuklar ve kız çocukların babalarıyla ilişkilerinin hayat boyu farklı olduğunu biliyorum. Geçmişte ne yaşanmış olursa olsun, hiçbir evladın, babası bu dünyadan göçüp gittikten sonra onun hakkında bu tür vicdan yaralayan hesaplaşmalara girmemesi dileğiyle. Sevgili Harry Mountbatten Windsor! Keşke fırsat olsa da baban dünya sahnesinden çekildiğinde neler hissettiğini bana bire bir anlatsan!
Doğrusunu söylemek gerekirse sıcak havayı hiç sevmem... Aslında haziran ayının temmuza yakın bir bölümünde dünyaya gelmiş olsam da yaz mevsimi asla benlik değil.Sanki o sıcak hava ve yapış yapış nem zamanı da yavaşlatmış gibi gelir. Saatler hiç geçmez... Hayat ,o sıcağın yarattığı buğunun içinde asılıp kalmış gibi hissederim. Bir de elbette nefes alamadığımı...Oysa soğuk hava öyle mi ya! Üşürsen giyinirsin, uykusuz kalmışsan açık havada derin bir nefes alır kendine gelirsin... Bol bol hareket edebilirsin. Hayattan daha çok zevk alırsın.Hepsinin ötesinde magazin dünyasının aşırılıkları bile soğuk havada gözüme o kadar da batmaz.Bunu şu yüzden söyledim... Bu yaz aylarında magazin dünyasında bana "bu kadarı da yeter artık" dedirten düğün haberleri geliyor ardı ardına.TABİİ Kİ SEVEN SEVDİĞİYLE EVLENSİN AMA ABARTMAYIN İSTERSENİZ!Elbette kimsenin evlenmesine ve bunu kutlamasına karşı değilim. Kim nasıl istiyorsa öyle evlenir ve bunu da doya doya istediğiyle kutlar.Ama açıkçası önce Dua Lipa ve Callum Turner'ın şimdi de Taylor Swift ile Travis Kelce'nin düğünleri beni canımdan bezdirdi.İşim gereği ünlülerle ilgili haberleri takip etmek zorundayım. Mecburen de içlerinden okurlarımıza ilginç gelecek ayrıntıları seçmek durumundayım.Yine de inanın bana bütün haber kaynaklarında önce Dua'nın şimdi de Taylor'ın düğünüyle ilgili haberler görmekten gına geldi!Bu düğünlerin gündemde tutulmasıyla ilgili hiçbir eyleme dahil olmak istemiyorum. İLGİ ÇEKMEK İŞLERİNİN BİR PARÇASI Elbette bu kadar ilgi çekmenin, gündemde kalmanın onların işinin bir parçası olduğunu biliyorum. İlgi çektikleri sürece iş alıp para kazanıyorlar.Diğer yandan sanki bu kadarı da fazla... Yani bence bezdirici oluyor artık. Madison Square Garden'da evlenip nikah kıyıldığında reklam panosuyla bunu ilan etmek, onca ünlünün katıldığı düğünün güvenliğini sağlamak için yüzlerce polisi gece boyu görev başında dikmek...Kusura bakmayın ama bana görgüsüzlüğün önde gideni, fenerle yol göstereni gibi geliyor.Benzetmem gerekirse bence Taylor Swift ile Travis Kelce'nin evlilik töreninin, geçen yıl Lauren Sanchez ve Jeff Bezos'un Venedik'te yaptığı o bıktırıcı düğünden tek farkı ABD'de yapılması.Üstelik geçen yılki o düğünde Lauren Sanchez'in üzerindeki gelinliği hepimiz anında görmüştük. Taylor Hanım daha gelinliğini bile davetliler dışında kimseye göstermiş değil.Merak diri tutulacak çünkü! Onca para harcanan düğün öyle kolayca tarihin tozlu sayfalarına karışmayacak.HEP SICAK HAVADAN BU BEZGİN HALİMO yüzden sessiz ve sakin bir törenle evlenip sosyal medya paylaşımıyla duyurusunu yapan ünlülere her zaman büyük saygı duyuyorum.Umarım Taylor ile Travis'in düğünü bu yaz göreceğimiz son "en bir büyük" ünlü düğünü olur...Bu arada her ikisine de mutluluk dilerim. Saçları bir yastıkta yan yana ağarsın, hep mutlu olsunlar!Öyle olsun çünkü boşanıp bir daha evlenmeye kalkıştıklarında yine aynı düğün haberi bombardımanına tutulmak istemiyorum!YAZ MEVSİMİNİN EN ZARİF EVLİLİK TÖRENİAma bir de şu var…Geçtiğimiz hafta da daha küçücük bir çocukken dünyanın en güzel kızı ilan edilen Fransız Thylane Blondeau, kısa süredir nişanlı olduğu Ben Attal ile evlendi.Taylor’dan da Dua’dan da daha genç ve en az onlar kadar ünlü Thylane Blondeau da. Ama giydi sade gelinliğini, saçlarını gayet sade bir şekilde topladı ve Paris’te muradına erdi.Üstelik onun evliliği de dünya magazin basınının manşetlerinden eksik olmadı.Karşılaştırdığımda onun evliliği bana daha zarif geliyor doğrusu.Bu arada ünlü ya da ünsüz evlenen, nişanlanan herkesi tebrik eder mutluluklar dilerim.
Sıradan insanlar için günün birinde ünlü olmak ne kadar güzel bir rüya...Dört bir yanda her adımını takip eden, alkışlayan, sevgisini gösteren hayranlar... Bir de üstüne üstlük oluk oluk akan para...Nasıl?Kulağa güzel geliyor değil mi? Peki ya hayatını doğduğundan beri bu şekilde yaşayanlara ne demeli.Çünkü onların bazıları belli bir yaşa geldiklerinde bu pırıltılı hayattan sıkılıp genellikle kendilerini doğanın kollarına atıyorlar. Artık şan, şöhret umurlarında bile olmuyor.Son zamanlarda bu şekilde yaşayan bir ünlü ilgi odağımın tam ortasında.SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI BANA ZEVK VERİYORIsabella Rossellini bu ünlü...Bir zamanlar dünyanın en güzel kadını olarak nitelendirilen Ingridg Bergman ile ünlü İtalyan yönetmen Roberto Rossellini'nin kızı.Daha birkaç gün önce 74 yaşına giren Isabella Rossellini, bir süre önce Mama Farm adlı bir çiftlik kurdu.New York yakınlarındaki çiftliğinde organik tarım yapıyor, hayvan yetiştiriyor. Koca çiftlikte elbette türlü türlü sebzeler, meyveler yetiştiriyor.Ürettiği yumurtaları ve balı da satıyor. Ayrıca çiftliğinde düğünden özel gün kutlamalarına kadar çeşitli organizasyonlar da yapıyor.EMEKLİ OLMADI AMA ENERJİSİNİ ÇİFTLİĞİNE VERİYORYani para da kazanıyor.Oyunculuktan da emekli olmadı üstelik. Ama artık o işi zevkine yapıyor.Sosyal medyada zevkle takip ettiğim Isabella Rossellini, Instagram sayfasına bakılırsa Faroe Adaları'na gitmiş... Bu ayın başında yaptığı bu gezinin nedeni de koyunlar. Yanlış okumadınız, koyunlar!Orada da yünlerinden en üst düzeyde yararlanılan özel bir koyun türünün peşine düştü. Bu geziyi de peşine düştüğü koyun cinsi hakkındaki kısa bilgileri de sosyal medya sayfasından paylaştı.Isabella Rossellini, bu ayın ilk haftasında gittiği Fareo Adaları'nda görüntülediği bazı koyun türlerinin çok nadir olduğunu belirtip, aralarında çiftleşme yeteneğini koruyanların bulunduğunu da not düştü.Orada yazdığına göre bu koyunlara özel ilgi duymasının bir nedeni de tüyleri. Bu koyunları gür tüylerinin çalılara ya da çitlere takılmaması için sık sık kırkıldığını anlattı Rossellini.Bu gezisinin amacının da bir yün işleme tesisine katılmak olduğunu belirten Isabella Rossellini, New York'ta bu iş için kullandığı değirmenini geliştirme peşinde olduğunu da saklamadı.BELLİ BİR YAŞA GELEN HERKESE BÖYLE BİR HAYAT NASİP OLSUNDoğrusu Isabella Hanım'ın paylaşımlarına her zamanki gibi büyük bir zevkle baktım... Uzun uzun inceledim fotoğrafları...Gittiği yerin doğasından ama en çok da Rossellini'nin gözlerindeki pırıltıdan kendimi alamadım.Sonuç olarak ben öyle toprak insanı değilim. Hayvanların her türlüsünden korkarım. Tarımdan da anlamam...Ama demek istediğim bambaşka bir şey.Kıskanma demeyelim de hayatının belli bir dönemine geldiğinde sadece keyif için çalışan, zamanının ve enerjisinin çoğunu sevdiği şeylere ayırabilen insanlara özeniyorum...Eminim herkes böyle hissediyordur.Ne diyelim...70'li yaşlara geldiğimizde Isabella Hanım kadar enerjik, sevdiği işle uğraşan ve gözlerindeki ışıltıyı kaybetmemiş birine dönüşürüz umarım...
Kısaca söylersek Meghan ile Harry, ekonomik krizde!PROGRAMLAR İLGİ ÇEKMEYİNCE KANAL ONLARIN FİŞİNİ ÇEKTİMeraklıların bildiği gibi bir dijital platform ile yaptıkları sözleşme yenilenmedi... Kanal yönetimine bakılırsa 100 milyon dolarlık bir anlaşmayla başlayan işbirliği "kibarca" bitti...Yine onlara göre Meghan ile Harry, kendilerinden beklendiği kadar üretken olamadılar. Daha da ötesinde başlarda hazırladıkları programlar artık ilgi çekmemeye başladı. Bunun sonucu olarak da kanal Sussex çiftinin 'fişini çekti.' Sonrasında Meghan bir ev idaresi ve yaşam tarzı programı hazırladı ama o da beklenen ilgili görmeyince yeni bölümlerinin çekilmeyeceği açıklandı. Kısacası Harry ile Meghan işsiz kaldılar. SÖYLENTİLERE GÖRE GIRTLAĞA KADAR BORCA BATTILAR Şimdi çift hakkında gelen son haberlere göre gırtlağa kadar borç içindeler. Bu kadar zengin insanlar hakkında bu cümleyi duymak kimseye inanılır gelmiyor. Ama doğrusu ben inanıyorum. Çünkü mesleğim gereği bu tür insanların nasıl yaşadığını uzaktan görüyorum... Beş yatak odalı, altı banyolu malikaneler... Bahçelerinde yüzme havuzları, bodrum katta spor salonları. Hem sonra siz böyle yaşayanların o malikanelerde toz süpürüp yerleri sildiğini ya da üç öğün yemek yaptığını düşünmüyorsunuz değil mi? Hizmetçiler, aşçılar, bahçıvanlar... Harry'nin kraliyet ailesinden geldiğini ve güvenlik takıntısı olduğunu hesaba katarsak, dört bir yanda korumalar.. Bir de tabii işin dışarıya iyi görüntü verme ayrıntısı var. Yani kan kusup kızılcık şerbeti içme görüntüsünden söz ediyorum. O yüzler kamera karşısında hep gülecek. BU HAYATA MİLYONLUK MİRAS DA DAYANMAZ O yüzden ben Meghan ile Harry'nin gerçekten de borca battığına inanıyorum. Üstelik Harry'nin annesi Diana'dan kalan miras, ailesinden hakkı olan para da bu hayatı kurtarmaya yetmiyor. Herkesin bildiği gibi hazıra dağ dayanmaz çünkü. Uzun sözün kısası... Bakmayın siz hala malikanede oturduklarına, Meghan'ın pahalı takılar takıp kameralara gülümsediğine. Siz bir de ona sorun... Kendi iç dünyasında ne sıkıntılar yaşadığını... Bir de dikkatimi çeken başka bir ayrıntı var... Sosyal medya paylaşımlarında oğulları Archie yine biraz derli toplu görünse de kızları Lilibet'in durumu içler acısı. KIZINI GÖREN BABASININ PRENS OLDUĞUNA İNANMAZ Beş yaşındaki kızın pek az fotoğrafında ayağında ayakkabı gördüm..Üzerinde hep ya pijama var ya uyduruk elbiseler. Ama ayakkabı yok!Daha da fenası Lilibet'in saçları hep darmadağınık. Belki küçük kız bazı çocuklar gibi saçlarını taratmak istemiyor olabilir.Ama yine de insan milyon dolarlık malikanede oturan bir ünlü çiftin kızının ayağında bir ayakkabı değilse bile terlik ya da en azından bir çift çorap görmek istiyor.Bakın aklıma ne geldi?Acaba Meghan ile Harry, tasarrufu, çocuklarının giyimi kuşamı üzerinden yapıyor olabilir mi?İnsan böyle işte.. Aklına olur olmaz her şey gelir!
Baştan söyleyeyim... Kimsenin mutluluğunu kıskanan biri değilim, hiç öyle olmadım. Bunca yıllık hayatımda bir tek canı ne istiyorsa istediği kadar yiyip bir gram bile kilo almayan insanları kıskandım sadece... Şaka değil gerçeğin ta kendisi...Ve bu konudaki kıskançlığım da öyle böyle değil. Çünkü ben su içse kilo alanlardanım. Ama onun dışında kimsenin sahip olduklarını da hayattaki şansını da parasını da kıskanmadım.Ailem beni başkalarına karşı nefret değil sevgi ve hoşgörü göstermem gerektiğini öğreterek büyüttü.Yıllar içinde tecrübe edindikçe bu sevgi ve hoşgörü kısmı yerini mesafeye bıraksa da kıskançlık duygusu bana çok tanıdık değil.Öyle ki sevgilimi başkasıyla samimi bir şekilde görsem sadece kapıyı gösteririm... İntikam vb gibi şeyler söz konusu değil.Bunları niye anlattım?NİKAH SADEYDİ DÜĞÜN ABARTIYA KAÇTIAnlattım çünkü birazdan konumuza girmeden önce herkesin bu konudan emin olmasını istedim.Malum ülkemizde bekar kişilerin sürekli olarak evlenenleri kıskandığı düşünülür!Konumuzun kahramanları ünlü şarkıcı Dua Lipa ile geçen hafta evlendiği oyuncu Callum Turner…Şimdi….30 yaşındaki Lipa ile 36 yaşındaki Turner geçen hafta Londra'da nikah kıydılar... İkisi de çok mutlu daha da ötesinde çok zarif görünüyorlardı.Nikah töreninde abartı yoktu. Dua Lipa, yıllar önce dönemin ünlü modeli Bianca Jagger'ın Rolling Stones'un "as adamı" Mick Jagger ile evlenirken giydiği kıyafete bir selam "çakmıştı."Eteği, ceketi, saç modeli, takıları ve en çok da o geniş kenarlı şapkası ve eldivenleriyle gayet hoş bir gelin olmuştu. Çekik mavi gözlü, masum bakışlı Callum Turner da koyu renk takım elbisesiyle tam bir damattı.El ele nikah salonundan çıkan gençlerin hali benim de içimi açtı.Keşke öyle kalsaydı.Gerçi her yerde okuyorduk Dua ile Callum'un Sicilya'nın Palermo kentinde bir düğün yapacağını ve bunun üç gün süreceğini. Ama ben yine de bunun da nikah kadar sade olacağını sanıyordum.Bunca abartıyı beklemiyordum.Çok yanılmışım!KENT HALKI CANINDAN BEZDİÇünkü Dua Lipa ile Callum Turner'ın düğünü Palermo halkını canından bezdirmiş!Kentin ana meydanları, o meydanlara çıkan yollar bunca ünlü gelin ve damat ile onlarLa aynı çevreden konuklarının güvenliği için kapatılmış.Bu durumu protesto edenler de kentin dört yanına "Palermo kiralık değildir" ya da "Palermo sizin oturma odanız değil" gibi afişler yapıştırıp duvar yazıları yazmış.Düğün organizatörleri bunları ellerinden geldiğince toplamış ama yine de tam olarak durduramamış.Çünkü protesto edenler o afişleri yeniden asmış.Bence de haklılar...İki zengin ve ünlü kişi evlenecek, onlar gibi zengin ve ünlü konukları eğlenecek diye bir kent halkına işkence etmek olacak iş değil.BU DÜĞÜN KARMAŞASI BENDE HEP GERGİNLİK YARATIRAçıkçası çocukluğumdan beri korna çala çala giden düğün hatta sünnet düğünü kervanlarını sevmem...Hatta sinirlenirim. Daha da ötesinde müthiş bir gerilim hissederim. Hele trafikte bunlardan birine yakalanmışsam.Bence kapalı bir topluluğa özel olması gereken kutlamayı milli bir olay haline getirmek de bana sinir bozucu gelir.İnsan mutlu gününü yakın çevresiyle paylaşmalı gibi geliyor bana.Ayrıca düğün salonlarındaki o pek azı samimi olan gürültü sınırlarının aşıldığı sözde eğlence de panik atak geçirtir bana!Yani kimse sanmasın ki mutlu insanları kıskandığım için böyle söylüyorum. Bunun böyle olmadığını başta anlattım zaten.Evlenebilirsiniz... Mutluluktan uçabilirsiniz. Bunu da başkalarıyla kutlamak istersiniz...Yapın elbette!Eğer ailemden ya da dostlarımdan biriyseniz ben de sevince katılır, gerekirse masa üzerinde dans yeteneğimi de sergilerim.Dilerseniz mutluluğunuzu kutlamak için Dua Lipa ve Callum Turner gibi kesenize göre milyonlar ya da binler de saçabilirsiniz.. İşin bu kısmı kimseyi ilgilendirmez.YETER Kİ BAŞKALARINI RAHATSIZ ETMEYİNAma bu işleri başkalarını rahatsız etmeden yapmak da mümkün.Çoğu Hollywood ünlüsü de böyle evleniyor zaten. Ama genellikle bir malikaneyi ya da bir mekanı kapatıp orada günlerce çalıp oynuyorlar.Kimseyi de rahatsız etmiyorlar.Aslında onları da anlıyorum. Bu tür özel günleri olabildiğince gösterişli olmalı ki namları yürüsün. Gerçi tam tersini yapanlar da var ama genel eğilim gösterişten yana.GEÇEN SENEKİ “GÖRGÜSÜZ” DÜĞÜN GELDİ AKLIMADua Lipa ile Callum Turner'ın düğünü bana geçen yıl Jeff Bezos ile Lauren Sanchez'in Venedik'teki "görmemiş düğününü" hatırlattı.Bu iki genç ünlü ile Bezos ve Sanchez arasında belirgin bir fark göremedim açıkçası.Kimse bana sormaz elbette ama tek söylemek istediğim şu: Evlenin tabii ama lütfen başkalarının hayatını etkilemeden, siz mutlu olurken onların günlerini zindana çevirmeden kendi aranızda eğlenenin.Bu arada Dua Lipa ile Callum Turner'ın evliliğinin de bir ömür boyu sürmesini isterim.Bu kadar gösterişin ardından birkaç yılda boşanırlarsa, Palermo halkının çilesi de boşa gitmiş olur çünkü!
İnsanların kafasında bazı konularda belli kalıplar var... Özellikle de aşk ve kadın erkek ilişkileriyle ilgili.Gerçi ünlüler sağ olsun, bu kuralları ve kalıpları biraz da olsa gevşettiler. Ama sevgili ya da evli çiftlerde erkek tarafının yaşça daha büyük, daha zengin ve hatta daha uzun boylu olması beklenir genel anlamda.Hatta ilk adımın daima erkek tarafından gelmesi.Oysa bunun öyle olmadığını artık çok iyi biliyoruz. İnsanın birini sevmesi için belli kalıplara kurallara uyması gerekmez bence.Elbette ahlaki normları göz ardı etmiyorum ama eğer ikisi de yetişkinse kadının erkekten büyük olmasında bir sakınca görmüyorum.Ya da kadının erkekten uzun boylu olmasının da bir mahsuru yok.Hem bu zorunluluklara kim karar veriyor ki!Bu kuralların geçerli olmadığını internette sadece ünlüler dünyasıyla ilgili yapacağınız kısa bir araştırmayla görebilirsiniz zaten.KİME GÖRE… NEYE GÖRE? Bir de başka ve bence daha önemli bir konu var...Belli bir yaştan sonra insanın aşık olması ayıp karşılanır. Ya da en azından tuhaf.Kime göre ayıp ya da tuhaf, bilmem...Oysa insanın kalp atışları her yaşta hızlanabilir.Elbette hiçbir şey 20 yaşında düşülen bir aşka benzemez ama yine de aşık olmak, hayatının hangi döneminde olursa olsun insanı besler, tazeler, ruhunu gençleştirir.UMARIM BU SÖYLENTİ GERÇEK ÇIKAR Kendi adıma bir süredir gerçek olmasını gönülden dilediğim bir "aşk söylentisi" var.Only Murders in the Building adlı dizide rol alan Meryl Streep ile Martin Short bu söylentinin kahramanları...İkisi de 76 yaşında. Yani birçok insanın "ununu eleyip eleğini duvara astığı" oturup hayatının son saatinin çalmasını beklediği yaşta.İkisi de daha önce evlenip çoluk çocuğa karışmış. Hatta torun sahibi bile olmuşlar. Streep 40 yıllık kocası Don Gummer'dan 2017 yılında boşandı. Short da 30 yıllık karısı Nancy Dolman'ı, 2010 yılında kaybetti. Bu görmüş geçirmiş iki ünlü, söylentilere bakılırsa dizi setinde başlayan arkadaşlıklarını aşka taşımışlar. İşin garibi her ikisi de önceleri "arkadaşız" diyordu ama sonra hiç konuşmamaya başladılar.ARALARINDA ÖYLE BİR KİMYA VAR Kİ! Daha da ilginci sadece Meryl Streep'i tanıyan bir sosyal medya kullanıcısı onları Londra'da bir restoranda görmüş.Hemen hayranı olduğu Streep ile belli ki tanıyamadığı Martin Short'un fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmış.Üstelik "Meryl Streep ve kocası" diyerek!Diyeceğim o ki; sadece birini yani Meryl Streep'i tanıyan bu hayran bile aralarındaki kimyayı, yakınlığı uzaktan fark etmiş.USTALIK DÖNEMİ AŞKI BAŞKA OLUR Bana soran olursa Meryl Streep ile Martin Short arasındaki bu yakınlığın "olgun bir aşk" olmasını canı gönülden dilerim.Her gün bir fenalığın yaşandığı şu dünyada hayattan ne istediğini bilen, derin bir tecrübe sahibi, saçlarına ak düşse de gönlü genç insanların aşka düşmesinden daha güzel ne olabilir ki!Eğer sizin de kalbiniz birisi için eskisinden daha hızlı çarpıyorsa "korkmayın" derim... "Korkmayın, çünkü hayat kısa. Yaşamaya değer en güzel duygu da aşk... Sonu hüsranla bitse de size bıraktıkları, ruhunuza kattığı zenginliğe değer..."Yaşınız kaç olursa olsun... İlle de aşk olsun!