3. sayfa gibi olduk

29 Ekim 2009

OKUYUCULARIMIZDAN özür diliyorum.. Çünkü ana spor sayfamızı derbideki olaylara ayırdık.. Spor sayfası değil sanki cinayetlerle dolu bir 3. sayfa gibi oldu. Su bardağı, votka şişesi, yalan söyleyen futbolcu derken aslında ipliğimizi pazara çıkardık.. “Al Birini Vur Ötekine” başlığının sebebi de hiçbir takımın bu tip olaylarda diğerinden masum olmadığını vurgulamak için..BEN de bu şiddetten rahatsızlık duyan, tribünleri örümcek ağı gibi sarmış fanatiklerin yokedilmesini isteyen, 14 yaşındaki oğlum Doğa’yı her maça yolladığımda yüreği ağzına gelen sıkıntılı bir babayım aslında.. Ve bu işlerin kökten temizlenmesini istiyorum.. Söze gelince herkes istiyor ama gelin bu pisliği nasıl çözebileceğimizi tartışmaya açalım..KEITA’YA atılan bardak mesela.. Görüntüler, uzman görüşleri net biçimde ortaya koyuyor.. O cismi G.Saraylı fanatikler atmış işte.. Şimdi G.Saraylılar’a düşen, en azından burada F.Bahçe’yi suçlamamak.. Çünkü böyle yapmazlarsa, haklı iken haksız duruma düşecekler benim gözümde..SAHAYA atılan votka şişesi.. Tek kelimeyle “Yuh” diyebiliyorum.. Allah bilir, o şişeyi tribüne sokan meczup statta çilingir sofrasını kurmuş, şişeyi 55. dakikaya kadar boşaltmış, sonra da sahaya atmıştır.. Şişeyi atıyor, büyük bir pişkinlikle sahaya inip alıyor ve yerine çıkıyor.. Ve bu konuda hiçbir işlem yapılmıyor.. Çünkü olağan karşılanıyor..MAÇTAN önceki kavga.. Hayatımda böyle başka rezalet görmem inşallah.. Olayları başlatan Cristian.. Ama ayak uyduran da Arda.. Görgü tanıkları anlattı, Cristian ittikten sonra Arda aslında mevzuyu önemsememiş.. G.Saray tribününe doğru gitmiş.. Ne olduysa arkadan Ayhan ve H. Balta’nın gelmesiyle olmuş.. Arda ile bir şeyler konuşmuşlar, Arda dönüp kavgayı başlatmış.. Ne dediler acaba? “Sen G.Saray kaptanısın, seni nasıl iter?” dediler belki.. O anın en büyük suçlusu, yalan söyleyen Cristian ama Arda da provoke edilmesi en kolay adamı G.Saray’ın..MESELA G.Saray golünden önce Arda korneri atarken kafasına tribünden pet şişe yağıyor.. O top gol olunca Arda arkasını dönüp testislerini tutuyor ve ağzına gelen bütün küfürleri sıralıyor.. Bu detay da gözlerden kaçtı, gitti..***DERBİYLE ilgili fikrim şu:F.BAHÇE G.Saray’ı provoke etmek için elinden geleni yaptı.. G.Saray otobüsü maça gelirken yolu şaşırıyor, stadın etrafından 6 tur atıyor.. Ben bunun bile rastlantı olmadığını düşünüyorum.. Tıpkı o pankartların, Cristian’ın Arda’yı itişinin, Carlos’un Keita’ya serbest güreşte bile faul sayılacak biçimde yaptığı ‘çırpma’nın masum olmadığını düşündüğüm gibi.. F.Bahçe yönetimi, G.Saray’ın oraya intikam amaçlı geldiğini bildiği için, gerilimi arttırıcı her türlü organizasyonu yapmış, sonra da seyretmiş.. İstediğini de almış..***O zaman derbi kültürümüzü değiştirmemiz lazım önce.. F.Bahçeliler kendi kendine sormalı: “Biz G.Saray’ı yenmek mi istiyoruz, hem yenmek hem dövmek mi istiyoruz?” YA G.Saraylılar.. Siz F.Bahçe’yi yenmek mi istiyorsunuz, hem yenmek hem dövmek mi istiyorsunuz?CEVAP ikincisiyse bizi uğraştırmayın.. Sportif mesajlar, marka değeri filan diyerek kafaları karıştırmayın.. Siz kavganızı edin, biz de eğer bunu istiyorsak hiç şikâyet etmeyelim..***YAZININ burasında federasyon başkanı Mahmut Özgener’i aradım.. İyi haber, onun da sıtkı sıyrılmış durumda.. Önümüzdeki hafta Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Kulüpler Birliği ile masaya oturup Sporda Şiddet Yasası’nı değiştiriyorlar..DİYOR ki: “Bu işi tek başımıza çözemeyiz.. Kulüplerin aldığı cezalara sebep olan fanatikler, ceza bittikten sonra yine tribünlerdeki yerini alıyorsa, devlet bunlara yaptırım uygulamıyorsa caydırıcı olamayız.. Aynı zihniyet her maça gelir, olay çıkarır.. Belki de her statta nöbetçi mahkeme kurmaya kadar götürmeliyiz işi.. Yani suçu işleyen anında cezasını görsün ki, caydırıcı olsun..” KATILIYORUM, toplantının sonucunu bekliyorum..

Devamını Oku

Yer: Brüksel Conrad SAAT: 01.00

13 Ekim 2009

SPOR medyasının en büyük eksikliği bilgidir.. Bu kadar dezenformasyonun olduğu yerde en zor şey doğru bilgiye ulaşmaktır.. Ve çoğu yorum ona ulaşılamadan yapılır.. Kanaat önderlerinin estirdiği genel rüzgâr, çoğunlukla gerçeklerin uzağında kalır..FATİH Terim’in istifasından sonra medyanın içine düştüğü durum da maalesef budur.. Hocanın bırakacağını hiç kimse öngörmemişti ki.. Bunu nerden mi çıkarıyorum? Cumartesi günü Lig TV’yi izliyorum.. Milli Takım’ın kampına katılan bütün muhabirlerle röportaj yapıp “Terim gidecek mi, kalacak mı?” sorusunu yöneltmişler.. 10’a yakın muhabir arasında “Terim gidecek, son basın toplantısında onun mesajını verdi” diyene rastlamadım.. Terim’in kalacağına bu kadar inanan gazeteci ordusu, Terim gittikten sonra da gönlünden geçen isimlere sayfalarında yer verdi..NEYSE.. Konumuz o değil.. KONUMUZ, Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun Terim’den sonra kimi göreve getirmeyi planladığı.. Bunun için de istifanın gerçekleştiği 10 Ekim’i 11 Ekim’e bağlayan geceye göz atmamız gerekiyor.. Terim’in istifa haberi geldikten sonra, zaten Belçika yenilgisinin şokunu yaşayan Federasyon yönetimi, ikinci sürprizi yaşadı.. Öyle ya, Federasyon Başkanı Mahmut Özgener maç öncesi soyunma odasına kadar gidip Terim’e “Aman hoca, istifa etmeyi sakın aklından geçirme.. Kendi aramızda durumu tekrar değerlendirelim.. Biz senden vazgeçmeyiz” bile demişti..O gece Brüksel Conrad Oteli’ndeki başkan suitinde federasyonun o deplasmana gitmiş olan yöneticileri toplandı.. Sayıyorum, başkan Mahmut Özgener, başkan vekili Lütfi Arıboğan, yöneticiler Levent Kızıl, Zafer Yıldırım, Yunus Egemenoğlu, Tuncay Karartı, Mehmet Baykan..ŞUNU belirtmem gerekiyor: Yöneticilerde öyle “Aman hoca! Bizi bırakıp nerelere gittin?” havası yoktu.. Hatta tam tersi “O kadar ısrar ettik.. Bize böyle emrivaki yaptı.. Ayıp etti” tarzında kızgınlık bile vardı.. Yeni dönemde kimin Türk futbolunu ayağa kaldırabileceğine dair herkes kendi fikirlerini dile getirdi.. Hiçbir yerli isim ortaya atılmadı.. Bu nedenle Hakan Şükür-Bülent Uygun, Piontek-Ertuğrul Sağlam, Mustafa Denizli, Giray Bulak gibi isimlerin gündeme bile gelmediği kesin..YERİNE firma isimler tartışıldı.. Mesela Ottmar Hitzfeld İsviçre ile 2 yıllık anlaşma yapmasa önemli adaylardan biri olabilirdi.. Lippi’nin durumu masaya yatırıldı, bir İtalyan’ın Türkiye’ye adaptasyonunun uzun süreceği konusunda fikir belirtildi.. “Klinsmann” diyenler oldu, Amerika’ya yerleşmesi ve son 2 deneyiminde verimsiz olması onun da adını listeden çıkardı.. “Scolari ne yapıyor?” diye soruldu.. Chelsea’den kovulması, ardından Özbekistan’a kadar düşmesi (!) Brezilyalı’yı da ‘parlak fikir’ olmaktan çıkardı..GERİYE en önemli aday olarak en son Rusya mucizesini yaratan Guus Hiddink kaldı.. Ama Rusya’nın çarşamba gecesi oynayacağı maç, Hiddink ile ilgili somut bir adım atılmasını engelledi.. Öyle ya, Hollandalı belki de “Yaşım 63’e geldi, artık emekli oluyorum” da diyebilirdi.. Çarşambadan sonra temaslar başlayabilir.. Hiddink olmazsa B planı da hazır..FEDERASYONUN yeni hocaya bakış açısı böyle.. Ama bu isimler, federasyonun ne siyasi ne manevi ne de maddi bir baskının altında kalacağını düşündürüyor bana.. Önümüzde 7 ay var.. Türkiye’yi hangi yabancı 2012’ye taşıyacak, hep beraber göreceğiz.. *** Terim’den dört hamle1. Cumartesi saat 23.30’dan itibaren kendisini kılıçtan geçirmek için hazır bekleyen medyanın hevesini kursağında bıraktı.. Eleştiriler de “Defol git” tonunda “Hocamın ne de güzel gözleri vardı..”ya indirgendi bile..2. Eğer görevde kalsaydı, bütün şimşeklere o paratonerlik edecekti.. Şimdi köşesine çekildi, olumsuz eleştirileri federasyon göğüslemek zorunda kalacak..3. Haziran 2012’ye kadar görevde kalsa, sözleşmesi gereği sadece maaşlarının toplamı 8.3 milyon lira tutacaktı.. Bu parayı elinin tersiyle itip ne denli gönül adamı olduğunu gösterdi..4. Kendisinden sonra başarısız olunması halinde, her zaman Demokles’in Kılıcı olarak yeni hocanın tepesinde duracak.. Hele yeni hocaya ödenecek para, Terim’in ne kadar bedavaya çalıştığını göstermeyecek mi?

Devamını Oku

Taraftar niye havaalanını bastı?

6 Ekim 2009

BEŞİKTAŞ’TA günün sorusu şu: “Yıldırım Demirören’in başına bunlar niye geldi?” Ben Demirören’in kendisinin bile gerçek cevabı bildiğini sanmıyorum.. Zaten burada esas yanıtı bulmak için taa Seba dönemine, hatta belki de daha öncesine bakmak gerekiyor..Beşiktaş, geleneği gereği tribünle her zaman haşır neşir olmuş bir taraftar kulübüdür aslında.. Beşiktaş ilçesinden çıkıp bütün Türkiye’yi sarmasının sırrı da buradadır.. Küçük bir örnekle durumu netleştirelim.. Mesela 1969 yılında İnönü Stadı’nda oynanan Altay maçında, hakem Macit Sarıdana’nın bir kararını beğenmeyip sahaya atlayan ve tabancayla kovalayan kişi Sedat Kesen’dir.. O Kesen, şu anda Beşiktaş Divan Kurulu’nun önemli adamlarındandır.. Yani Beşiktaş’ta tribün çocuğu olarak ilköğretime başlarsın, sonra taraftar lideri olursun, altyapıda görev alırsın ve mezun olup yönetime girersin.. Nihayetinde Divan Kurulu’na kadar yükselebilirsin.. Böyle bir hiyerarşik yapı vardır..***BU yapıyı bozan kişi, o dönemki MİT’in önemli adamı, devlet terbiyesi almış Süleyman Seba’dır.. 1984-2000 yılları arasında kulübün içine çöreklenmiş mafyayı ve türevi taraftarları ayıklama göreviyle başa geldiği bile düşünülebilir.. O dönemlerde Beşiktaş 5 kere lig şampiyonu oldu ama bir kere bile coşkuyla, taraftarla beraber kutlama yapamadı.. Çünkü taraftarı sevmez, istemezdi Seba.. Kulübü taraftar kimliğinden çıkarıp devlete yakınlaştırdı.. Neticede taraftar onu sevmedi.. İçten içe yönetime kinlendi.. O dönemde biriken taraftar gazı, sonunda 2000’de grizu gibi patladı ve Seba “Ne haliniz varsa görün” diyerek köşesine çekildi..İlk seçimde Seba’nın prensi Hasan Arat ile taraftarın prensi Serdar Bilgili yarıştılar.. Bilgili kazandı.. Ve profil değişmeye başladı.. Bütün yüksek profiline rağmen Bilgili taraftara dokunan ilk başkan oldu.. Onların nikâhlarında şahitlik yaptı, onları dinledi, kulübe üye yaptı, kutlamalar düzenledi.. Beşiktaş’ın devletçi çehresini değiştirdi..Seba’dan sonraki yönetimlerde görev alan isimlere bakarsanız, tribün çocuğu olmayana güçbela rastlarsınız.. Taraftar hareketi Seba’yı indirecek kadar büyük güce kavuşunca, onlar da kendi içlerinde organize olmaya başladılar.. “Bağırın” diyen otorite, istediği olduktan sonra “Şimdi yanıma gelin, benim aleyhime bağırtmayın” demeye başladı..***2002’DEKİ ikinci Bilgili yönetimine, ilk Beşiktaş taraftar derneği sayılabilecek Grup Siyah-Beyaz’ın temsilcisi Hüseyin Mican girdi.. Demek ki, tribünde bağırtan yönetimde koltuk sahibi olabiliyordu.. Ve bölünme başladı.. 25 Ocak 2004’teki 3. Serdar Bilgili yönetimine bakıp kimler taraftar grubu kökenli görün, durumu anlayın:Deniz Atalay (Ankara BJK), Cengiz Kaptanoğlu (Büyük Beşiktaşlılar), Erol Obdan, Hüseyin Mican (Grup Siyah-Beyaz), Emin Önal (İzmir BJK), Behçet Ümitlen, İsmail Ünal (Beşiktaşlılar Cemiyeti).FUTBOLDA dernekçiliğe karşı değilim. Ama trend buna dönünce Beşiktaşlılık 2. planda kalmaya başladı.. Kişisel egolar, çıkarlar önemli hale geldi. Demirören de sözde tribün baskısıyla giden Bilgili’nin ardından, tribündeki muhalifleri memnun ederek göreve geldi.. Onları nemalandırdı.. Ama bağırdıkça, küfrettikçe, muhalefet ettikçe yükselme ve nemalanma imkanı bulduğuna göre dernekler kendi içinde her seçim döneminde bölünmeye başladı.. Bölünme sebebi “Beşiktaş’a nasıl hizmet ederim” değil, “Beşiktaş’tan nasıl fayda sağlarım”a dönüştü.Mesela 100. yıl şampiyonluğunda 2 kilometrelik dev bayrağı diktiren, Holiday Inn’i kapatıp 1000 kişinin katılımıyla şampiyonluk balosu düzenleyenler taraftar dernekleriydi.. Kimseden para almadılar, verdiler.. Son şampiyonlukta ise Anadolu’da verilen 20’yi aşkın balonun hepsini Levent Erdoğan cebinden finanse etti.. Taraftar istemeye, beklemeye, paraya alıştırıldı.. Niye? Parayı veren için bağırsın diye.. ***GELELİM bugüne.. Yıldırım Demirören yönetiminin, uzak ara en faydalı 2 üyesi kimdir bilir misiniz? Şeref Yalçın ve Hakan Aksoy.. Yalçın 2002 kongresinde Serdar Bilgili’nin kafasına sandalye atan adamdır.. İyi ki o sandalyeyi atmış diyemeyeceğim ama iyi ki yönetime girmiş.. Aksoy da Grup Siyah-Beyaz’ın kurucularından.. Onlar içerde diye, diğer taraftarlar memnun mu sanıyorsunuz, hayır..2000-09 arası Beşiktaş’ta taraftar derneği sayısı 1’den (Grup Siyah-Beyaz) bölüne bölüne 106’ya yükseldi.. Yani yönetime girmek, bedava bilet almak, başkanın masasına oturmak, deplasmana gitmek isteyen 106 dernek lideri ve onların muhalifleri.. Bunlardan 5’ini tatmin ederseniz, size düşman 101 tane dernek var yani.. Bu dernekler kendi içlerinde 2’ye ayrıldı.. Taraftar dernekleri (Çarşı, K.Gümrük, Asya Kartalları, Kurtuluş vs.) ve kongre dernekleri (100. yıl, Bakırköy vs.) Ankara ve İzmir’de önce birer dernek kuruldu, sonra bu dernekler 3’er tane oldu..Karmaşayı düşünebiliyor musunuz? Daha yalınlaştırıyorum.. Moskova’ya Çarşı Lideri’nin seçtiği 30 kişiyi bedava götürürseniz, oraya gidemeyen 2500 kişi size düşman oluyor.. “Madem Alen bu işin evliyası, biz de kendimizi gösterelim” diyorlar.. Havalanını basıp Telegol’e çıkıyorlar.. Artık Harun diye ‘public’ bir lider adayımız var mesela..HAVAALANI basamayan tribüne çöküyor, başkana “Tribünün yeni sahibi benim, sen bana güven” diyenler protestoculara saldırıyor.. Marka liderlerin yerine oynayanlar onlarla kavga ediyor, her tribünden ayrı ses çıkıyor.. Bunlar sonuçta sahayı, kulübü, Beşiktaş’ı unutup kendi aralarında kavga ediyorlar.. Çıkardıkları “Yeter Demirören” sesi bundan.. “Yeter, bizi gör” demek istiyorlar..DEMİRÖREN de burada hatalı.. Pıtrak gibi çoğalmış taraftar derneklerinin bazılarını memnun edip bu iş çözeceğini sanırsan, karşına azgın çoğunluğu alırsın.. Orada sonunda kan dökülür ve senin üstüne sıçrar.. Demirören’in yapması gereken şeyi Aziz Yıldırım’da araması gerekiyor.. O mu ne yaptı? Bakın anlatayım..***** F.Bahçe kime puan verir? 8’DE 8 F.Bahçe’ye ilaç gibi geldi.. G.Saray’ı travmaya soktu, Beşiktaş komada, Sivas küçük kulüp seviyesine döndü, Trabzon zaten hep karışık.. Ve F.Bahçe kayıpsız gidiyor.. Bu performans devam eder mi? Kayıpsız lig olmaz ama F.Bahçe en zor virajı aldı sayılır..DAUM yapabileceği bütün hataları yapmasına rağmen, hiç puan kaybetmedi.. Şimdi kalecisi belli, sol kanadı Carlos yerine Vederson oldu.. Göbekteki ikili Bilica-Lugano, sağ kanat zaten canavar.. Ortada Cristian 3. stoper, Emre Türkiye’nin ileri-geri çalışan tek ön liberosu.. Önünde ‘benzersiz’ Alex var.. Sağ kanatta Kazım-Topuz-Özer üçlüsünden biri.. Solda Santos.. Tek forvette de Güiza veya Semih.. Oyun planı, iskelet kadrosu olan tek takım F.Bahçe.. Oturuyorlar zamanla ve şampiyonluğun en büyük adayı durumundalar..PEKİ F.Bahçe ilk puanı hangi maçta kaybeder? Benim düşüncem önemli değil ama Aziz Yıldırım’ınkini kuşlar söyledi.. Yıldırım, “Puan kaybedersek, bir tek Beşiktaş’a kaybederiz” diyormuş..***** Rüştü’yü dövenler “Tamam mı?Çektiniz mi?” Demişti PENDİK faciasından sonra Rüştü’ye meydan dayağı atılmıştı ya.. O dayağın fotoğraflarını çeken muhabirlerden biri, şu anki Beşiktaş muhabirim Erdal Cömert’ti.. Geçen hafta anlattı.. O dayağı atan Sefa ve arkadaşları, Erdal’a “Tamam mi? Çektiniz mi?” diye sormuşlar.. O kadar ‘meydan’ dayağı yani.. O sırada arka fonda da 6-7 tane güvenlik, olayı film gibi seyrediyormuş..RÜŞTÜ’YÜ dövenler uzun süre Aziz Yıldırım’ın yakın çevresinde yer aldılar.. O günlerde Yıldırım başarıya aç, tecrübesiz, hata yapmaktan korkan ve güçlü gördüğü her organizmaya taviz verebilecek yapıdaydı.. Başkanlığının 2. senesiydi..AZİZ Yıldırım’ı tarihteki en başarılı F.Bahçe Başkanı yapan o günlerdeki hatalarını tekrarlaması değil, onlardan ders çıkarmasıdır.. Taraftar profilini değiştirmesidir.. O F.Bahçe de bugünkü Beşiktaş gibiydi.. Yönetimler azgın taraftar gruplarıyla işbirliği yapar, para ilişkisi kurardı.. En bıçkın tribün-başları kulübe sızmış, kulüp siyasetine alet olmuş, parayı veren her güç tarafından kullanılıyorlardı..YILDIRIM 4. sene sonunda gelen ilk şampiyonluktan sonra nefes alıp, bu taraftar-kulüp bağlantısının kablolarını kesmeye başladı.. Tribünde it kopuktan boşalan yere; para harcayabilen, futboldan anlayan, eli yüzü düzgün, yepyeni bir F.Bahçeli jenerasyonu soktu.. Her kupada, her başarıda taraftara ayrı bir neşter vurup kulübü kanser gibi saran asalaklardan temizledi.. Rüştü’yü dövenleri dışladı.. Kendi taraftar profilini yarattı.. Onları da ‘Hep destek tam destek’ diyen, Fenerium’a para veren, kısmen mürekkep yalamış, takımını eleştiren herkesten nefret eden, F.Bahçe’yi her konuda ilk sıraya koyan bir kuvvet haline getirdi..O nedenle büyük başkan oldu.. Bu reformu başarılarla beraber yaptı.. O yüzden şampiyonlukları hep önemsedi.. Beşiktaş’a bakıyorum.. Demek ki, Demirören bu başarıyı büyük başkanlık sinerjisine dönüştürememiş.. 2 kupa Demirören’i büyüteceğine, taraftarın beklentilerini büyütmüş.. Hele bir de ocak kongresi var ki, o güne dek geçmiş olsun Beşiktaş’a..

Devamını Oku

7 soruda Ankaraspor meselesi

17 Eylül 2009

1 FEDERASYON, Ahmet Gökçek A.Gücü’ne başkan oldu diye, niye Ankaraspor’u küme düşürdü?“UEFA 1998 yılında rekabet kurallarıyla ilgili “Aynı gücün kontrolünde olan takımlar aynı ligde oynayamaz” kararını aldı.. Bu karar ilk kez bir İngiliz finans şirketinin hakim hisselerine sahip olduğu AEK (Yun) ve Slava Prag (Çek) takımları için uygulandı ve ikisinin aynı anda UEFA Kupası’na katılmasına izin verilmedi.. 2 kulüp Melih Gökçek gibi kararın iptali için CAS’a başvurdu.. CAS, 1999’da aldığı 114 sayfalık tarihi kararda 2 takımdan daha köklü olan (AEK 1924’te kuruldu, S.Prag 1892), daha çok UEFA turnuvası oynamış olan Prag’ın yola devam etmesine, AEK’nın kupadışı kalmasına karar verdi.. Bu karar, benzer durumlarda emsal oluşturdu.. Bu nedenle, aynı gücün hükmettiği Türkiye’deki 2 takımdan daha az köklü, daha az lige katılmış olan Ankaraspor düşürüldü..”2 DÖRT Büyükler veya Kulüpler Birliği’nin bu cezaya karşı sessiz kalmaları onayladıkları anlamına mı geliyor?“BUGÜN 13.00’te İstanbul’da toplanacak Kulüpler Birliği’nin gündem maddelerinden biri Ankaraspor olayı.. Teker teker her başkanın görüşü alınarak gerekirse oylama yapılacak.. Resmi tavrı da bunun ardından koyacaklar.. Yalnız birliğin genel işleyişini az-çok biliyorum.. Dört Büyükler veya ekseriyeti rahatsız edecek konularda hemen aralarında telefon trafiği işletir ve olağanüstü toplanırlar.. Hele başkan Aziz Yıldırım bu karardan rahatsız olsa bağlasan durmaz, demeci patlatırdı.. 20 gündür sustuklarına göre demek ki 17 kulübün çoğunluğu da Ankaraspor olayında federasyonu destekliyor..” 3 UEFA, hadi daha kolayı Şenes Erzik bu işe ne diyor?“ŞENES Bey, geçen hafta off-the-record bir sohbette federasyonun aldığı kararın UEFA normlarına uygun olduğunu söyledi.. Ancak Tahkim süreci olduğu için spor hukukunu etki altında bırakmamak için resmi demeç vermiyor.. Tahkim kararı onadıktan sonra konuşmayı planlıyor..”4 FEDERASYON bu cezayı verirken Başbakan’ın olurunu aldı mı?“MAHMUT Özgener bu tip konularda Başbakan’ın olurundan çok UEFA’nın ne dediğine bakıyor. Ama Recep Tayyip Erdoğan bu cezayı öğrendikten sonra en azından olumsuz bir görüş belirtmemiş şimdiye kadar.. Gökçek cephesi ise Başbakan’ın kısa süre içinde Faruk Özak aracılığıyla olumsuz görüş dile getireceğini savunuyor.. Yani 2 tarafa göre de Başbakan’ın bu karara bir müdahalesi yok.”5 ANKARASPOR şimdi ne olacak? Oynadığı 4 maç sayılacak mı? Yayın gelirini alacak mı?“ANKARASPOR’UN Tahkim’e gitmek için 1 hafta süresi var.. Daha sonra Tahkim duruşma günü verecek.. Karşılıklı savunmalar yapılacağı için duruşma en az 2 celse (2 hafta demektir) sürecek.. Yani en iyi ihtimalle 3 hafta sonra karar kesinleşecek.. Ankaraspor küme düştüğü sırada Bank Asya 1. Lig’de ilk yarının yarısı geçmiş olacağı için, Ankara ekibi bu sezon hiçbir ligde yer alamayacak.. Diğer 2 konuda karar yetkisi federasyon yönetim kurulunda.. Ama bence 4 maç geçerli sayılır, kalan 30 hafta her rakibi oynamadan 3’er puan alır.. Yayın geliri de 17 kulübe kalır..”6 MELİH Gökçek’in dediği gibi “Kadir Topbaş’ın yeğeninin de F.Bahçe yönetiminde olması” çifte standart yaratır mı?“HÜSEYİN Ersan Topbaş-F.Bahçe, Ahmet Gökçek-Ankaraspor ilişkisi elma ile pırasa kadar farklı.. Topbaş İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un ne başkanı, ne de idare ediyor.. Yeğen Topbaş ise F.Bahçe’de yedek üye ve tek kişi.. F.Bahçe’nin hakim hissedarı veya yönetimi etkileyen bir güce sahip değil.. Zaten Ahmet Gökçek’e ceza verilmesinin sebebi Melih Bey’in oğlu olmasından dolayı değil, babasıyla beraber Ankaraspor’a birebir hakim olmasından..”7MELİH Gökçek bu işin peşini bırakır mı? Özgener ondan çekinir mi?“GÖKÇEK yakın çevresine “Bu iş kan davası olur.. Mahmut başkanlığı bırakıp İzmir’e dönse bile bana bu yaptığını unutmam, ölene kadar peşinde olur, acısını çıkarırım” diyor.. Özgener ise işin aslı Gökçek’in bu öfkesini pek de ciddiye almıyor..”***Mustafa Denizli’yi gördünüz mü?HAFTA boyu Beşiktaş yazdık, çizdik.KENDİ yöneticilerinin, kendi futbolcularının bazı sıkıntılarını aktardık..ANAFİKİR şuydu: “Mustafa Denizli eski heyecanını taşımıyor, enerjisini geçen sezonki kadar takıma vermiyor.” Manchester United maçından önceki basın toplantısını takip ettim.. Denizli gergin değil aşırı motiveydi.. “Buraya kazık çakmaya gelmedim” derken satır aralarında da “Ben daha ölmedim ey kargalar” mesajını veriyordu adeta..MAÇTA da dikkatle izledim.. O kadar dinamik ve iştahlıydı ki, kazara onun olduğu bölgeye bir top kaçsa, İbrahim Kaş’ı kolundan çekip topla beraber onun yerine girecekti.. Bu havası takıma da yansımıştı.. Çok iyi oynamadılar ama geçen yılın takımından pasajlar sundular.. Dikkat edin son 10 dakika giren Nihat’ı saymazsanız sahadaki 13 futbolcudan sadece 3’ü yeniydi..GALİBA Beşiktaş kulübesiyle birlikte kadrosunda da özüne dönüyor.. Yenileştirmede vites küçültüyor..ZATEN bu ‘eski topraklar’ hep böyle. Eleştirilere en fazla kızdıkları zaman optimum çizgiye ulaşıyorlar. Yakinen biliyorum, geçen sezon devre arasındaki insafsız eleştiriler olmasa, Denizli 2 kupayı getirecek benzini çıkaramazdı. Nitekim başarı geldi, bunaldı, hedefsiz kalıp Çeşme’ye kaçtı..ZOR ikna ettiler kalmaya..FATİH Terim de “şans, bal” eleştirilerine köpüre köpüre Milli Takım’ı Avrupa 3.sü yaptı.. Sonra tıpkı Mustafa Denizli gibi istifaya kalktı..ONU da zor ikna ettiler kalmaya..ŞİMDİKİ hali ortada..DENİZLİ’DEKİ pozitif silkinişi Fatih Terim’de de görmek istiyoruz. ***Demirören’e sordum: B planın var mı?YÖNETİCİLERİ hocasını açık açık eleştirince Yıldırım Demirören’e sormak farz oldu:- “BAŞKAN, kötü gidiş sürer, Mustafa Denizli istifa eder veya ayrılmak zorunda kalırsa diye elinin altında tuttuğun B planın var mı?”CEVAP net:- “HAYIR, zaten gerek de yok.. Hocamız bu işi toparlar..”***Keşke ısrar etmeseydik!KARGALARDAN (!) biri anlattı..BEŞİKTAŞ’IN ‘gözlüklü’ ve ‘yetkili’ yöneticisi 10 gün kadar önce Mustafa Denizli ile ilgili kendisine dert yanmış:“ADAM 1 Haziran’da hepimize ‘Önümüzdeki sezon benden hayır beklemeyin.. Sizin paranızı alırsam kendimi hırsız gibi hissederim. Çok yorgunum, beni bırakın’ dedi.. Bizi uyardı, dinletemedi.. Yalvar yakar kalmasını sağladık.. Kötü gidişte esas suçlu biziz.. Kesinlikle Denizli’ye ‘teşekkürler’ deyip yola öyle devam etmeliydik.” ANLAYIN şimdi kargaların nereden beslendiğini!***Doğru mu acaba..Yıldırım Daum’a randevu verdi mi?F.BAHÇE’NİN derin kulaklarından biri fısıldadı:- “AZİZ Yıldırım’la Daum’un arası geçen dönemki kadar iyi değil.. Yıldırım Daum’a mesafe koymuş, futbol takımıyla ilgili her problemi Aykut’la konuşuyor.. Yetki alanı sadece futbol sahasının içine sıkışan Daum rahatsız..” - EE, adam görüşse dert, görüşmese dert. Ne olmuş ki?- “ÖYLE deme.. Christoph Daum 15 gün önce Yıldırım’dan randevu istemiş, alamamış.. Günlerce beklemek zorunda kalmış..” DIŞARDAN bakınca işler yolunda gidiyor.. Yıldırım içerde neyi nasıl yapıyor bilmem ama bu sefer doğrusunu yapıyor..

Devamını Oku

Ümraniye krizde!

14 Eylül 2009

Yönetimden sonra futbolcular da Denizli’den şikâyet etmeye başladı:“Rakiplere karşı hiç hazırlık yapmıyoruz, taktik çalışması yok, herkesin kafası karışık.”“Mustafa Hoca bizimle geçen sezonki kadar ilgilenmiyor, formayı adil dağıtmıyor.”3-0’LIK G.Saray mağlubiyeti, Beşiktaş’ta sezon başından beri yaşanan sıkıntıları tamamen gün yüzüne çıkardı.. 5 haftada 9 puan kaybedip sadece 3 gol atabilen Beşiktaş’ın futbol kalitesi ve iştahında gözle görülür düşüş yaşanırken, yöneticiler geçen sezon yere göğe koyamadıkları Mustafa Denizli’yi ağır biçimde eleştirmeye başladılar. Ve Beşiktaş yarın Manchester United’la oynayacağı Şampiyonlar Ligi ilk maçı öncesi kritik bir yol ayrımına geldi.. Sahadaki sorunları eleştirmenler gündeme getiriyor.. Ama gelin bakın Ümraniye’de neler oluyor?1 G.SARAY’IN attığı gollerin yüzde 80’i kornerler dahil duran toplardan geliyor.. Ama Beşiktaş, duran topa önlem almak için bütün hafta boyunca antrenman sahasında hiçbir uygulama yapmadı.. Denizli, bazı oyunculara nelere dikkat etmeleri gerektiğini söyledi sadece.. İşte futbolcuların şikâyeti de burada başlıyor.. Onların ağzından aynen aktarıyorum: “HAZIRLIK kampından beri hep aynı çalışmayı yapıyoruz.. Önce yarım sahada 2’şerli minyatür kalede 11’e 11 maç.. Sonra 5’e 2.. Finalde de yarı sahada çift kale maç.. Mustafa Hoca sadece top çalışması yaptırıyor.. Onun dışında en ufak bir taktiksel idman yapmıyoruz.. Hiçbir rakibe karşı.. Bu yüzden özellikle yeni gelenler ne yapacağını bilmiyor..” 2“KİMLERİN maç kadrosunda olacağı devlet sırrı gibi saklanıyor.. Örneğin 21.00’deki G.Saray derbisinin kadrosu saat 18.45’teki toplantıda belli oldu.. Mesela 3 gündür idmana çıkmayan Yusuf’un ilk 11’de başlaması, Yusuf dahil herkese sürpriz oldu.. Ekrem’in ön liberoda oynaması da.. Çok oynamak isteyen Nobre’nin kulübede kalması da.. Mustafa Hoca maç toplantısında taktiğimizi açıklıyor, kimden ne beklediğini sözlü olarak anlatıyor.. Ancak biz hafta boyunca antrenmanlarda bunu hiç uygulamadığımız için sahada zorlanıyoruz..” 3 “TAKIMIN hücum şablonunda büyük problem var.. Ön tarafta oynayan 4 kişiye de ’Sakın sabit durmayın, sahada sürekli yer değiştirin’ diyor.. Böyle olunca sağdaki Serdar sola, ortadaki Nihat sağa, soldaki Yusuf ortaya kayıyor mesela.. Herkes birbirinin alanına giriyor, bütün futbolcuların kafası karışıyor.. Bu rotasyonu idmanda denemeden uygulamak imkânsız.. Halbuki geçen sezonki Beşiktaş’ta kimin nerede oynadığı belliydi.. Önde Nobre, sağda Holosko, solda Bobo veya Tello olur, rakip defansın dengesi çapraz koşularla bozulurdu.. Bu sezon rakibin dengesini değil, kendi dengemizi bozuyoruz..” 4 “MUSTAFA Hoca, maç toplantısında ’Defansın arkasına atacağımız toplarla etkili oluruz’ demişti.. Ama Ernst, Ekrem ve Yusuf’un 50 metreden attığı uzun paslarla bunu denedik.. G.Saray defansı çoğunu rahatlıkla kesti.. Oysa günümüz futbolunda önce rakibi yarı sahasına hapsediyorsun, sonra yerden araya atacağın paslarla kaleyi karşına alıyorsun.. Ama bizim G.Saray’ı sahasına hapsedecek kapasitemiz yoktu..” BU şikâyetleri dinleyince insanın aklına şu geliyor: “Denizli, geçen sezon da aynı çalışma sistemi ve taktikle başarılı olmamış mıydı? Şimdi ne değişti?” Açıklamaya çalışayım: Denizli geçen sezon çaycısından futbolcusuna birebir kontakt kurup, herkesin derdiyle ayrı ayrı ilgileniyordu.. Şimdi ise yorgun ve buna zaman ayıramıyor.. Derbideki ilk 11’den 5 kişi (Kaş, Ferrari, İsmail, Tabata, Nihat) yeni geldi.. Yeniler onun dilinden anlamıyorlar.. Eskilerin sıkıntısı ise Mustafa Hoca’nın eskisi gibi kendileriyle ilgilenmemesi.. Eskiler, “Hoca geçen sezon formayı adil dağıtırdı.. Şimdi ise Holosko milli maçta gol atıyor, yine yedek.. Nihat hiç atamıyor, sürekli 11’de.. Tello-Nobre oynamak istiyor, şans bulamıyor.. Hakan 4 haftada 1 gol yedi, Rüştü 11’de çıktı” diyorlar..SONUÇ: Beşiktaş’ın Denizli yönetiminde düzelmesinin tek çaresi var.. Denizli eski Denizli olacak, takıma güven aşılayacak, herkese mesai harcayacak.. Yoksa.. Maalesef tünelin ucu karanlık..DEMİRÖREN ARKASINDA DURUYOR...Beşiktaş Başkanı Demirören, derbi bitiminde yöneticilere “Ben hocanın arkasındayım.. M.United maçı öncesi konuşup sakın ortamı germeyin” dedi ama sözünü dinletemedi..

Devamını Oku

Esas şimdi İSTİFA ET!

11 Eylül 2009

İŞTE günün sorusu: “Euro 2008’de 3’üncü olan ve şu anda gelmiş geçmiş en yetenekli kadrosuna sahip Türkiye, 2010 Dünya Kupası’na gidemezse bu başarısızlığın sorumluluğunu kim üstlenmeli?” SORUNUN bence tek yanıtı var: Fatih Terim.. ‘Bosna son 2 maçta 5 puan kaybederse, Türkiye 2010’a gidebilir.. Terim’i niye şimdiden hedef tahtasına koyuyorsun?’ diyenler çıkabilir.. İnşallah gideriz ama benim tezim günlük değil.. Bu fikri de sırf Bosna maçına bakıp taşımıyorum.. Niye mi?***1 EURO 2008’de ilk 8’e giren takımların 2010 Elemeleri’ndeki durumuna göz atalım önce.. Şampiyon İspanya bizim grupta, ikinci Almanya 4. grupta lider.. Dördüncü Rusya 4. grupta Almanya’nın 1 puan gerisinde, play-off’u garanti.. EURO 2008’de çeyrek final oynayan 4 ülkeye gelirsek.. İtalya 8. grupta lider.. Hollanda 9. grubu lider tamamlayıp 2010 biletini cebine çoktan koydu.. Hırvatistan 6. grupta ikinci sırada.. Bir tek Portekiz 1. grupta üçüncü durumda ama play-off şansı hâlâ sürüyor..YANİ o ilk 8’den en pejmürde hale biz düşmüşüz.. Avrupa’daki 16 ülke arasında ilk 3’teyken, 1 yıl içinde Avrupa kıtasından Dünya Kupası’na katılacak ilk 13 ülke arasına girememe tehlikesiyle karşı karşıyayız.. Bunun adı tek kelimeyle başarısızlıktır..2 BOSNA maçında hakemin eyyam yaptığını, topun bizi sevmediğini, yıldızlarımızın kötü oynadığını kabul ediyorum.. Ama zaten temel hatayı, işimizi Bosna’ya bırakmakla yaptık.. Bosna’ya kadar kaybettiğimiz puanlara bakın.. Estonya’ya 2, Belçika’ya 2, İspanya’ya 6 puan vermişiz.. “2 maçta 4 puan alırız” diye yüksek uçtuğumuz İspanya’dan tek puan koparıp, Estonya ile Belçika’yı yenebilsek şimdi play-off şarkılarını söyleyen taraf biz olacaktık.. AMA biz o maçlarda da kötü oynadık, yanlış seçimler yaptık, EURO 2008’in havasını söndürdük.. Eğer çöküşü “Portekizli hakem Benquerenca maçı Bosna’ya sattı”ya indirgemeye çalışacaksanız, bu masala çocuklar bile inanmaz.. Terim’in Bosna’ya kadar nerede hata yaptığıyla yüzleşmesi şart!3 SONRA nedir bu hakem feveranı her seferinde? Bu ülke, 2008 elemelerindeki Macaristan maçında, İskoç hakem Dougal’ın bize yaptığı jestleri de iyi hatırlıyor.. O zaman bize karşı olmayan UEFA, niye şimdi önümüzü kesmek istesin? UEFA önümüzü kesmek istese, EURO 2008’de bizi 3’üncü yapar mıydı? Kimi kandırıyorsunuz siz! Bu filmi 2006’daki İsviçre maçından sonra da görmüştük.. ‘Kötü niyetli’ bir hakeme gücün yetmiyorsa kızmanın manası ne?4 PEKİ Terim’in EURO 2008’deki o olağanüstü başarının en ufak kırıntısını kimseyle paylaştığını gördünüz mü hiç? Terim’in 2009’un ocak ayında Antalya’da düzenlenen UEFA seminerinde o başarıyı nasıl kendine malettiğini ben size hatırlatayım:“(..) İsviçre maçında yağmur yağmadı, tufan çıktı.. 2 adam değiştirip oyuna müdahale ettim.. Sonuç ortada.. Çek maçında 2-0 mağlupken santrfor çıkardım.. Yardımcılarım bile bana itiraz etti.. Ama 3-2’yi bulduk.. Sonra Hırvatlar 5 dakika bizi ezdi.. Tedbir almam gerekirken Semih’i sokup çift santrfora çektim.. (..) Bazen ‘Bir antrenörün takıma faydası yüzde kaçtır?’ deniyor.. Şu konuşmadan sonra bu yüzde şimdi daha dikkatli analiz edilsin.. Küçümser gibi bir yüzdeyle olmaz. Kimi zaman antrenöre galibiyet hakkını vermek gerek..” BAŞARIYI bu kadar sahiplenen sevgili hocamız, son başarısızlığın taksimatını nasıl yapmış ona bakalım asıl: “Hakem kötü niyetliydi, zemin bozuktu, sakat çoktu, oyuncular kötüydü..” Hani neredeyse “İstanbul’u da sel almıştı” diyecek..5 BÖYLE hayati bir maçta, en büyük meziyeti saha kenarından takıma müdahale etmek olan bir teknik adam kendini nasıl attırır? Küfür etmemiş tamam, kendi standartlarına göre aşırıya kaçmamış tamam.. Ama oyun 1-1’iken, her şey bitmemişken, takıma sükûnet gerekirken nasıl attırırsın kendini hoca? Oyuncuların kimyasının nasıl bozulduğunu gördük işte.. Bir hoca kendi topuğuna böyle kurşun sıkarsa, üstelik UEFA’nın 2 numaralı adamı Şenes Erzik’ken hakeme kızma hakkı olabilir mi?6 EURO 2008 maceramız Almanya maçında biter bitmez, istifa etmişti Terim.. Sebebi hâlâ anlaşılamadı.. Bana sorsanız o başarıyı kimseyle paylaşmak istememişti.. Sonra göreve devam etti, 130 bin liralık maaşı 260 bin liraya yükseldi.. Ki, bu rakamı sonuna kadar hakediyor.. Ama o gün istifa edip tüm sevincimizi kursağımızda bırakan ‘süper ego’nun esas bugün istifayı ciddi biçimde düşünmesi gerekir.. Öyle ya başarının karşılığı istifaysa, başarısızlığın ne olacak? Böyle yetenekli forvetlerle 8 maçta 12 puan kaybetmişiz.. 10 gol atabilmişiz (Bosna’dan 10 tane az..) Başarıyı kalıcı kılmak şöyle dursun, o gün “Şansa üçüncü olduk” diyenleri haklı çıkarmışız.. O halde istifa günü bugün değil midir?HÂLÂ “Ya son maçı alıp finallere gidersek” diyorsanız eğer.. Bunun Terim’in başarısıyla pek alakâsı olmaz, kabul edin.. O durum, Bosna’nın şapşallığı olabilir sadece..

Devamını Oku

Ankaraspor mu, Ankaragücü mü, federasyon mu?

8 Eylül 2009

VATAN’IN çarşamba günkü manşetini süsleyen “Ankara operasyonu” bütün hafta boyunca spor medyasının 1 numaralı malzemesi oldu.. Öğünmek için söylemiyorum.. Bu konuda 1 haftadır hangi gelişme yaşandıysa, o günkü haberimizde önceden satır satır yer alıyordu.. Çünkü bu konuyu günlerce araştırdık, dersimize çalıştık.. (Not: ‘O haberi ilk biz yazdık’ diye gerinenleri de akla ve izana davet ediyorum..)FUTBOL Federasyonu ise pazar günü Kayseri’de yaptığı olağanüstü toplantıda, Ankaraspor’u kendileriyle herhangi bir bağlantısı kalmayacak şekilde elden çıkarmaları veya A.Gücü yönetiminden çekilmeleri için Gökçekler’e 3 gün süre verdi.. Süre perşembe akşamı bitiyor.. Tabii bu arada kamuoyunu yönlendirmek isteyen Ankara B.Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile Ankaragücü Onursal Başkanı Cemal Aydın, bulabildikleri her mecrada kendi argümanlarını dile getiriyorlar.. Ve diyorlar ki:1 “Alınan karar siyasi.. Yani AKP Ankara operasyonuna izin vermiyor..”2 “A.Gücü’nün güçlenmesini istemeyen unsurlar federasyonu etkiliyor..”3 “Federasyon, daha önceki G.Birliği ile Oftaş (sonra Hacettepe oldu) meselesinde niye aynı kararı almadı, onların aynı ligde oynamasına seyirci kaldı?”***ÖNCELİKLE şunu belirteyim:Ben Futbol Federasyonu’nun aldığı kararı doğru buluyorum.. Çünkü, aynı kişi veya güce ait 2 takımın aynı ligde yer almasının doğuracağı sayısız sakatlık var.. Hele de bu kişi sayın Gökçek olursa.. Siz Aziz Yıldırım, Adnan Polat veya Yıldırım Demirören’in aynı ligde 2 takımı olsa, Gökçek veya Aydın’ın ortalığı nasıl ayağa kaldıracaklarını hayâl edebiliyor musunuz? Ben ediyorum ve şimdi söylediklerine gülüyorum.. Niye güldüğümü de onların argümanlarıyla izah edeyim..1 GÖKÇEK, 4 dönemdir AKP’den Ankara B.Şehir Belediye Başkanı değil mi? Eğer bu karar gerçekten siyasi ise, yani Başbakan Tayyip Erdoğan’ın etkisiyle alınmış ise, bu AKP’nin Gökçek’e karşı olduğu anlamına gelmez mi? Kayseri’deki son milli maçta hep yanyana olduklarına göre, Gökçek ile Başbakan’ın arasından su sızmıyor.. Yani AKP’li hükümet döneminde AKP’li belediye başkanı aleyhine alınan bir karar siyasi olamaz.. Olsa olsa siyasete rağmen alınmıştır..2 “A.GÜCÜ’NÜN güç kazanmasını istemeyen unsurlar” ifadesi galiba Dört Büyükler ve federasyonu ima ediyor.. Ancak ne hikmetse bu unsurlar, A.Gücü’nü değil de Ankaraspor’u küme düşürecekler.. Yani konunun A.Gücü ile hiç ilgisi yok.. Federasyon diyor ki: “Ahmet Gökçek isterse A.Gücü Başkanı olabilir.. Ama Ankaraspor ile bağını kesmek şartıyla..” Yani buradaki sorun Gökçekler’in Ankaraspor ile arasındaki ‘kopmaz’ bağda.. O bağın niye kopmadığını da bir gün dile getiririz..3 BU federasyon G.Birliği ile OFTAŞ meselesine karşı niye kayıtsız kaldı? Bunu çok değer verdiğim gazeteciler de soruyor.. Dışardan bakıldığı zaman ortada çifte standart varmış gibi gözüküyor ama işin aslı öyle değil.. Çünkü:* G.Birliği ile G.Birliği Oftaş’ın aynı ligde oynamasını onaylayan federasyonun başkanı Haluk Ulusoy’du..* Altay Kulübü, o dönemin Tahkim Kurulu’na bu konuda itirazda bulundu.. Ulusoy dönemindeki Tahkim, 27 Eylül 2007’deki kararıyla Altay’ın itirazını usülden (esastan değil) reddetti.. Çünkü Altay, “Tescil tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmeli” kuralına uymamıştı..* Tahkim’in (yani futbolun Anayasa Mahkemesi) aldığı kararın sonraki dönemlerde bozulması mümkün değil.. Ayrıca Türker Aslan başkanlığındaki Tahkim, konuyu ‘esastan’ ele almayarak, bariz şikeye bile gözünü kapatan Haluk Ulusoy’a uyacak, ‘klasik’ kararlardan birini almıştır..* Peki şimdiki federasyon Ankara operasyonunu neye dayanarak yaptı? TFF Statüsü’nün 18 ve 76. maddeleri ile TFF Tescil Talimatı’nın 17. maddesine.. Peki bu statü ve talimat ne zaman yürürlüğe girdi? 24 Haziran 2009’da..* Yani G.Birliği ile Oftaş’ın aynı ligde oynamasında bir ayıp var ise bu Ulusoy yönetimi ile o dönemin Tahkim’ine aittir.. İllegal bir uygulamaya, itirazdaki ‘usül’ hatasından dolayı izin verdikleri için.. Özgener yönetimi niye buna izin vermedi? Çünkü kanun değişti.. Yeni kanun da, UEFA da açık biçimde bu tip durumlara izin vermiyor.. Buraya kadarı işin teknik kısmı..***KONUNUN kimyasal boyutuna bakarsak.. Cemal Aydın ile Melih Gökçek’in düne kadar birbirlerini nelerle suçladığını hatırlamak isterseniz, girin google’a, bir ‘tık’ta öğrenin.. En basiti 5 Şubat 2007’de Aydın, Lig TV Maraton’da Gökçek’in yüzüne ‘yalancı’ demiş.. Gökçek’i ‘Taksi durağı ve büfe sözü vererek A.Gücü taraftarlarını aleyhinde bağırtmakla’ itham etmiş.. Gökçek ise rakibini ‘A.Gücü’nün kulüp binasına hırsız sokup bazı belgeleri yoketmekle’ suçlamış..DAHASI da var ama yerimiz yetmez hepsini hatırlamaya.. Sonra bu düşman ikili, 30 Ağustos’ta A.Gücü projesi için anlaşmaya varıp Ahmet Gökçek’i bir gecede önce üye, sonra başkan yapmışlar.. * Karşılığı ne? A.Gücü’nün bütün borçlarının ödenmesi..* Kim ödeyecek? Melih Gökçek.. * Onursal başkan Cemal Aydın’ın Ankaragücü’nden alacağı var mı? Ben net olarak bilmiyorum ama Ankara çevrelerinde 7 milyon lira alacağı olduğu söyleniyor..ŞİMDİ kafanızda canlandı mı bugüne kadar hiçbir konuda anlaşamayan Melih Gökçek ile Cemal Aydın’ın ilk defa Ankaraspor operasyonunda nasıl aynı çizgiye geldikleri..TÜRKİYE’NİN kendi seslerinden en fazla tahrik olan 2 figürü, haksız olsalar bile bağıra çağıra herkesi sindirebileceklerini düşünen 2 yöneticisi, yine yüksek volüm yaparak federasyonu ve futbol ailesini kandırmaya çalışıyorlar.. ‘Karar siyasi’ diyerek Başbakan ve AKP’yi, ‘A.Gücü’nün önünü kesmek istiyorlar’ diyerek Dört Büyükler’i, ‘G.Birliği-Oftaş’ diyerek federasyonu töhmet altında bırakıyorlar..AMA yemezler.. Zaten kimse de yemiyor..

Devamını Oku

Demirören kazık yedi mi yemedi mi ?

2 Eylül 2009

SALI günkü NTV Spor Servisi’nde Mehmet Demirkol’un Fuat Akdağ’a yönelttiği bir soru, bu yazının kaleme alınmasına sebep oldu.. Yazı ve yorumlarını takip etmekten büyük keyif aldığım Demirkol, Tabata transferiyle ilgili şöyle diyordu: “BUGÜN gazetesinde Tabata’nın esas satış rakamının 4 milyon Euro olduğuna dair bir belge yayınlandı.. Oysa Beşiktaş 8 milyon Euro ödedi.. Bu fark nereden çıktı? Birinin açıklaması lazım..” Konuyu yakından incelediğim için Demirkol’un ve spor kamuoyunun merakını gidermek isterim..TABATA’NIN Beşiktaş’la anlaştığı 28 Ağustos cuma günü, bir menajer arkadaşımdan telefon geldi: “Beşiktaş bu transferde kazıklandı.. Çünkü 29 Temmuz 2009 tarihinde Santos Kulübü’nden gönderilen bir yetki belgesine göre, Tabata’nın esas fiyatı 4 milyon Euro.. Beşiktaş 1 ay önce Tabata’yı Santos’tan bu paraya alabilecekken, 2 katını ödedi.. Sana belgeyi yolluyorum..”BİZİM servise böyle çok belge gelir.. Ama doğruluğuna ikna olmadan yayınlamayı tercih etmeyiz.. Bu belgenin takibini de Tayfun Bayındır’la birlikte yaptık..SANTOS Kulübü’nün asbaşkanı Norberto Moreira da Silva’nın imzasını taşıyan belgenin çevirisini yaptırdık.. Gerçekten de isteyen kulübün Tabata’nın bonservisini 4 milyon Euro’ya alabileceğini yazıyordu.. Hep beraber heyecanlandık.. Saat farkı olduğu için 20.00 sularında Santos’un (00.55.13.32.57.40. 00) telefonunu çevirip da Silva’yı istedim.. Tak, karşımdaydı.. Tabata’yı tanıyordu.. Kendi oyuncuları olup olmadığını sordum, “Hayır Tabata’nın artık bizimle alakası yok” dedi.. Kime ne zaman sattıklarını sordum.. “Kayıtlara bakmam gerek” deyip bir süre bekletti, şu yanıtı verdi: “Ağustos 2008’de Türkiye’den Gaziantepspor’a (Bunu telaffuz ederken çok zorlandı) satmışız..” Şansımı biraz daha zorlayıp bu satışın kaça gerçekleştiğini öğrenmeye çalıştım.. Nitekim öğrendim de, oyuncunun yüzde 100 hakkına 2.7 milyon Euro ödemiş G.Antepspor..***BİRAZ sonra işin TFF boyutunu araştıran Tayfun da sonuca ulaştı: “Tabata’nın bonservisini G.Antep 13 Ağustos 2008’de Santos’tan almış.. Federasyon tescili bu tarihte yapmış..” Brezilya futbol piyasasını yakından bilen bir yönetici dostumu da devreye sokmuştum.. O da aynı bilgiye ulaştı.. Yani 3 kaynaktan teyit ettiğimize göre, Santos Tabata’yı G.Antep’e geçen yıl sattığı için elimizdeki belgenin gerçek olma ihtimali yoktu.. Bu nedenle kullanmadık.. Kaynağımı arayıp durumu bildirdim.. Şaşırdı ama o da ertesi gün “Evet, bizi kandırmışlar, belge sahteymiş, Beşiktaş’ın günahını aldık” diye durumu kabul etti.. Kısaca yukarıda örneğini yayınladığım belge sahte..***AMA esas mevzu da burada başlıyor.. Çünkü, bu belgeyi yayınlayan BUGÜN, ertesi gün haberinin devamını getirip G.Antep Futbol Şubesi Sorumlusu Mehmet Kızıl’dan demeç almış.. Aynı zamanda başkan İbrahim Kızıl’ın kardeşi olan Mehmet şöyle diyor: “O belgeden haberimiz yok.. Zaten biz Tabata’nın bonservisinin yarısına sahibiz.. Yüzde 50 hakkı başka bir aracının (menajer demek istiyor galiba) elinde.. Aldığımız 8 milyon Euro’nun yarısını ona ödeyeceğiz..” “ALLAH Allah” dedim içimden.. Tabata’yı satan Santos, 2.7 milyon Euro aldığını söylüyor.. Üstelik bonservisin yüzde 100’ünü de satmışlar.. Yani arada arayıcı, tarayıcı, götürücü kimse de yok.. G.Antep durup dururken niye 4 milyon Euro’yu başka bir menajere ödesin ki? Kim bu menajer? Yoksa hayalet mi? Onu da araştırıyoruz.. Buluruz elbette..BEŞİKTAŞ, Tabata için 8 milyon Euro ödediğini borsaya bildirdi.. G.Antep bunu 3 taksitte alacak.. Ama bakalım Antep bu kârlı alışverişten sahiden ‘kâr’la çıkmayı başaracak mı? Esas soru burada..

Devamını Oku