Güntekin Onay

Güntekin Onay

gonay@gazetevatan.com

Kartal, Antep’te çok şey kazandı

4 Mart 2011

İLK maçın ardından Beşiktaş zaten yarı finalist olmuştu. Bu bağlamda iki takım için de motivasyon sağlamanın zor olduğu bir karşılaşma oldu. Schuster hedefi olan genç ve aç oyuncuları birkaç tecrübeli isimle biraraya getirerek sahaya sürdü. Tek bir maç izleyerek bir oyuncu hakkında karar vermek bizi yanılgıya itebilir ancak bir fikir verdiği de kaçınılmaz bir gerçek. Atınç, uzun boyu ve kendine güveniyle dikkat çeken bir oyuncuydu. Havadan iyi. Topu oyuna sokarken de gelişigüzel uzun toplar atmaması, ayağa oynaması önemli bir artısıydı. İlk birkaç adımını daha çabuklaştırmalı ve kuvvetini artırmalı. SAKATLANAN Onur’un yerine giren Muhammed, yakından tanıdığımız bir oyuncu. Topla çok yumuşak ve zeki. Ama fizik gücü bu seviyede oynamak için yeterli değil. Doğal olarak heyecanlıydı. Dakikalar geçtikçe oyuna ısındı ve pozitif işler yaptı. Furkan, seri, teknik ve kararlı bir oyuncu görüntüsü verdi. İkili mücadelelerde başarılı, pas yüzdesi yüksek idi. Fizik olarak da yere sağlam bastı. DOĞUKAN’IN hızı ve hücuma katkı yapma isteği dikkat çekti. Fizik gücünü ve oyun bilgisini artırmalı. Tabii hepsi ilk kez oynadı ve önlerinde çok zaman var. Ancak Türkiye’de bu yaş seviyesindeki genel sorun teknik değil. Atletik yetenekler ve fizik gücü konusunda Avrupa’nın çok gerisindeyiz. Bu çocuklar fitness seviyelerini kesinlikle geliştirmeli. SAHANIN yıldızı ve tartışmasız lideri Fernandes idi. Zorlanmadan oyunu kurdu ve kalitesini gösterdi. Hilbert’in ciddiyetine hayran kaldım. Aurelio sıkmadan mükemmel bir maç çıkarttı. Erhan maç eksiğini giderdi ve hatasız oynadı. Nobre sorumluluk duygusuyla oynadı. CENK sakatlıktan tamamen kurtulmuş göründü. Suskun golcü Almeida için ise pozitif bir şey söylemek zor. Son dakikada da olsa golü bulması ihtiyacı olan moral ve güveni az da olsa getirecektir.

Devamını Oku

Hangisi daha acı acaba?

3 Mart 2011

G.SARAY’IN son hedefi olan Türkiye Kupası’ndan elenmesi mi?- BÖYLESİNE muhteşem ve görkemli bir stadyumda önümüzdeki yıl Avrupa maçı oynayamayacak olması mı?- PARA verip gidilen veya ekran başında oturulup seyredilen bir karşılaşmada keyifle izlenecek tek bir yaratıcı-yetenekli oyuncusunun olmaması mı?- 5. ve 3’üncü bitirilen iki sezonun ardından bomboş ve kupasız geçen, hatta tek bir derbi galibiyetinin veya heyecan veren bir tek maçın bile olmadığı sezon mu?- ÖNÜMÜZDEKİ yıl için de umut vermeyen futbolcu topluluğundan ve teknik direktörden oluşan kadro mu?- PARÇALANMIŞ, bölünmüş, çatlamış yönetimin göreve hâlâ devam etmesi mi?- SADECE 2 tane ikinci lig takımını yenerek başka bir şey yapmadan bir şekilde çeyrek finale gelinen ve 3-2 kaybedilen maçın rövanşında bile futbol adına ortaya hiçbir şey koyamamak mı?KOSKOCA G.Saray ve milyonlarca sarı-kırmızılı taraftar ne yazık ki bunları yaşıyor, bunları konuşuyor ve hâlâ bir sessizlik var. Herkes birbirine bakıyor. Birilerinin birşey yapmasını bekliyor. Artık deniz bitti.BİR futbol takımı kötü oynar, elbette maç kaybeder, zor günler yaşar. Bir spor kulübü darboğazda olabilir. Kötü günler yaşayabilir. Ama bu kadar göstere göstere , bağıra bağıra yaşanmaz bu tip şeyler.***3-2’LİK ilk karşılaşmanın ardından 2 takım da kontrollü oyunu tercih etti. G.Saray sadece duran toptan ve ilk yarı bir kez kontrataktan Milan Baros ile pozisyon buldu. Son 20 dakikada alınan risk ve Gaziantepspor’un 1-9-1 tarzı futbolu Cimbom’u tura yaklaştırdı. Tüm arzusu ve isteğine rağmen G.Saray ancak bu kadar üretebildi. Düşündürücü olan maalesef budur.G.SARAY devre arasında 5 oyuncu aldı. Hiç almasa daha mı iyi olurdu ? Veya ne değişirdi? Bunlar tartışılır. Şu Kazım Kazım’ı, şu Stancu’yu, Robinson Zapata’yı gördükten sonra yazık G.Saray kulübünün parasına...BUGÜNLER, bu sezon bitti. Kimse endişe etmesin. Yarın için, G.Saray’ı ayağa kaldırabilmek için bu camiada gerekli akıl ve vizyon var. Yeter ki hayata geçmek için hareket etsinler.

Devamını Oku

Bu mudur?

1 Mart 2011

BU ligde maç kazanmanın formülü maalesefe bu. Beşiktaş ligin başından beri böyle oynamış olsa iddia ediyorum şu an yarıştan kopmamış olurdu. Topun ve oyunun kontrolü genellikle Antalyaspor’da... Savunma güvenliğinden ödün vermek istemeyen topun arkasına takım halinde dizilen kendi yarı sahasında bekleyen bir Beşiktaş.. Girdiği pozisyon aylardır girdiğinden fazla.. SAKATLIKLAR yüzünden kadro zaafiyetinin yaşandığı haftalarda oynanan zorlu G.Saray ve Bursaspor maçları da benzer bir futbolla kazanılmıştı. Kurguya ona göre yapsan, takımı bu oyuna programlasan daha da alasını yaparsın. KOLAY olan bu.. Zor olan diğeri..DÜŞÜK bir tempo.. Kontrollü bir oyun... Kısaca: Süper Ligimiz’in futbolu...TEMPOLU, önde baskı yapan, sürekli gol arayan, topu rakibe vermeyen Beşiktaş’tan eser yok. Rakibin hatasını kollayan yavaş bir takım var sahada.. Daha fazla faul yapsalar tam Süper Lig oyunu tamamlanacak...İYİ mi böyle? Beğendik mi? Beğendiniz mi? SKOR yazarlığı yapmak kolay.. Böyle oynayarak kazanmak inanın çok daha kolay...***İLK yarıdaki durgun oyuna rağmen iki tarafın da gole yaklaştığı pozisyonlar vardı. Antalyaspor ağır bir takım ve orta alanda rakibi genellikle faul yaparak karşılamayı tercih ediyorlar. Uzun toplarla oyunun yönünü değiştirmeyi tercih ediyorlar, farklı bir oyun yapısı var. Ancak ilk golü yerler ise geri dönmeleri zor bir yapıları var. EKREM Dağ’ın golünden sonra Beşiktaş ihtiyacı olan morali buldu ve ayağında topu çok tutan Ricardo Quaresma’nın da çıkmasıyla daha iyi pas yapan bir takım görüntüsüne kavuştu. Antalyaspor kalecisi Ömer Çatkıç’ın pozisyon hatasını çok iyi değerlendiren Guti’nin akıl dolu serbest vuruşu ise az görülen türde bir goldü.. BEŞİKTAŞ kazandı. Ancak bu oyun ne Schuster’in istediği oyun.. Ne de bizim beğendiğimiz bir oyun değildi. KAZANMAK herşey mi? Dün için belki öyleydi ama bu oyuna oyum her zaman “hayır”.

Devamını Oku

Psikiyatrik bir vaka...

25 Şubat 2011

ORTADAKİ tablo iç açıcı değil. Her maç 4 gol yiyen ve kaybeden bir futbol takımı. Psikolojisi bozulmuş, dibe vurmuş. Her maça yeni sayfa açmak, yeni bir başlangıç yapmak için çıkan ancak tuhaf bir şekilde rakibin ilk atağında golü yiyip yine yenik duruma düşen bir futbol takımı.. 2. golü yedikten sonra zaten maç bitti. Dipte olan psikoloji sıfıra indi. Sonra maç farka gitti. İlk maçın benzeri. Derbide 2-2’den sonra ortaya çıkan durumun aynısı. Maçı bırakan oyuncular. Halbuki tarafsız ve yabancı bir futbol adamını getirip ilk yarıyı izletseniz “ Beşiktaş, Kiev’den çok daha kaliteli takım, ilk maçı nasıl 4-1 kaybetmiş” der.2-0’dan sonra da “Tamam anladım bunlar golü yemiş, yine maçı bırakmışlar” der. Futbolda her şey var. Ancak maçı bırakmak, disiplinden kopmak yok. O anki psikoloji kolay kolay izah edilebilir bir durum değil. Teknik, taktik ve fizik olarak yorumlanamaz. Tamamen bir moral çöküşü. 2 maçta rakipten 8 gol yediysen ve 1 gol atabilmişsen bunu izah edemezsin. Zaten ligden kopmuşsan, son bir haftada 12 gol yediysen ve de takımının direnci bu kadar kolay kırılıyorsa bunu kimseye anlatamazsın. Mazaret üretilmez. Futbol bunu gerektirir. bunu emreder. Şimdi bir şok lazımdır. Bunun adı nedir ? Teknik adamın gönderilmesi midir?GÖRÜNEN o ki artık Schuster bu terapiyi bu takıma yapamaz. Bu hastayı hayata döndüremez. Sağlam bir Schuster karşıtı olun veya Beşiktaş’ın çok başarısız olduğunu düşünen herhangi biri. Bir futbolsever olarak Beşiktaş’ı izlerken izah edemediğiniz yanıt bulamadığınız bir çok şey var.HER hafta 10-15 maç izleyen biri olarak ben bazı şeyleri izah edemiyorum. İzah edecek birini de bulamıyorum. Çok ilginç.. Rakipler Beşiktaş ile oynarken ilk atakları bir şekilde gol ile sonuçlanıyor. Sonra da skoru çevirebilmek için debelenip duran bir takım izliyoruz. HER maça henüz olgun bir atak bile yemeden yenik başlamak üstesinden kolay gelinebilecek bir hadise değil. Hiç kimse bu yenik başlama durumunu teknik adam veya sistem yanlışına bağlayamaz. Çünkü mantıken izahı yok. Son dönemlerin tuhaf gerçeği bu Beşiktaş için. Tüm bu maçlara golle başlasa bence her şey farklı olabilirdi. GÜN sakin kalma ve akılcı düşünme günüdür. Schuster’in görüşleri alınmalı , Guti ve Rüştü gibi deneyimli isimlerin Beşiktaş’ın bu durumuyla ilgili fikirlerine başvurulmalıdır.

Devamını Oku

Sabırlı ve kontrollü

22 Şubat 2011

TRABZON, yarıştaki en büyük rakibi F.Bahçe’nin önceki gün kazanmasıyla ilk kez puan olarak geri düştü. Sonra oynamanın dezavantajı ve baskısını hissetti. Buna bir de skorda geri düşmek eklenince zorluk seviyesi yüksek olan maç, içinden çıkılması zor bir girdaba dönüştü. ŞENOL Güneş, sakat Engin’in yerine 4-2-3-1’in solunda Colman’ı oynattı. Ortada ise Ceyhun, Selçuk’a ortaklık yaptı. Amaç çok koşan Manisa orta sahasına sayıca üstünlük kurmaktı. Colman’ın daha önce solda oynamışlığı var ama verimli olamadı. Alanzinho girdikten sonra hücumlar daha olgun ve etkili gelişti. Maç boyu kanatlardan istediği hücumları yapamayan Trabzon ısrarla savunmayı ortadan delmeye çalıştı. Son bölümlerde Alanzinho ve Jaja’nın dikey oynama girişimleri, beceri ile de buluşunca Trabzon 2 gol buldu.ÖZELLİKLE son 20 dakikadaki sakin oyun bordo-mavililerin yarışta en çok ihtiyacı olan şey. Uzun top yok, doldur boşalt yok. Ayağa oynarak sakin ve hızlı çıkan bir Trabzon var. İşte anahtar burada...BULDUĞU duran top golü dışında Isaac’le girdiği 2 kontratak pozisyonu daha var evsahibinin Başka da birşey yok. Bir takım kötü oynayabilir, baskı da yiyebilir. Ancak Hikmet Karaman’ın takımı neden bu kadar savunmada kaldı? Neden bu kadar anti-futbolu tercih etti anlamak mümkün değil. Biz bu ligde bu futbola maalesef alıştık fakat kendini geliştirmek için bu kadar çaba sarfeden, Hikmet Karaman’ın takımı böyle oynamaz. Bari sen yapma Hikmet Hoca!ŞÖYLE bir rakam vereyim: Henüz 70. dakikada Manisa 23 faul yapmıştı. Faullü oynamak (sert oynamak değil) son dönemlerde bazı takımlar için strateji oldu. Savunma önünde, orta alanda kalabalık oluştur ve rakibi oynatmamak için sürekli faul yap! Bunu taktiğe, sistematiğe dönüştüren takımlar var fakat Manisa Hikmet Hoca ile bu kadar puanı bu oyunla, bu düşünceyle toplamadı..HAKEMLERİN de sürekli faule başvuran takımlara izin vermemesi gerekiyor. Manisa son 20 dakikada sadece 1 faul yaptı ve zaten fauller gelmeyince direnci de kalmadı. Trabzon kaybettiği 7 puanın ardından üst üste 2 zor deplasmandan aldığı 6 puanla yarışta ne kadar iddialı olduğunu bir kez daha ispat etti. Hem moral hem de ihtiyacı olan özgüveni geri kazandı. Ancak Şampiyon olabilmesi için Avni Aker’de de bu baskıyı aşması şart.

Devamını Oku

Fatura Ferrari’ye çıkmalı...

21 Şubat 2011

BEŞİKTAŞ ilk duran toptan kalesinde golü gördü. Bu gol F.Bahçe’ye güven, Beşiktaş’a panik getirdi. Savunmadaki dağınıklık, Dia ve Niang’a bırakılan alanlar F.Bahçe’yi 2. golle burun buruna getirirken gelebilecek bir 2. gol siyah-beyazlı takımı içinden çıkılmaz bir oyun içi kaosuna sürekleyebilirdi. İlk 25 dakikada F.Bahçe’nin sakin; Beşiktaş’ın panik görüntüsü yavaş yavaş yerini önce dengeye ardından Beşiktaş hakimiyetine çevirdi. Quaresma’nın arzusu, getirdiği toplar F.Bahçe savunmasını zorlarken devrenin son 10 dakikasında Beşiktaş istediği baskıyı kurdu. FUTBOLUN yazılı olmayan anayasası devrenin sonunda bir kez daha devreye girdi. “Atamayana atarlar.” İçeriye 1-1 girmek büyük bir yükü omuzlarından kaldırdı siyah-beyazlıların. İkinci yarıya İbrahim’in golüyle başlayan Beşiktaş önce coşkuyu buldu ardından da pozisyonları. Maç tamamen Kartal’a bakarken Almeida’nın karşı karşıya kaçırdığı net fırsat maçın 3-1’e gelmesini engelledi. İYİCE sallanmaya başlayan F.Bahçe’nin imdadına Ferrari’nin Lugano’ya topsuz alanda vurduğu dirsek yetişti. Maç boyunca benzer pozisyonları iki takım aleyhine de zaman zaman gözünden kaçıran Cüneyt Çakır bu kez çok dikkatliydi. Ve Ferrari’yı kırmızı kartla oyundan atarak beyaz noktayı gösterdi. Verdiği kart doğruydu ancak ilk faulü Lugano yaptığı için Beşiktaş’ın serbest vuruş kullanması gerekiyordu. Çakır bunu süzemedi. 2-2’ye gelen maç ve 10 kişi kalan rakibi karşısında ibre F.Bahçe’ye döndü. İLGİNÇ bir maç oldu. F.Bahçe maçın başında 2. golü bulsa belki kopartıp götürecekti. Beşiktaş 3. golü kaçırmasa belki farka gidecekti. Ancak Ferrari’nin hareketi maçı o noktada bitirdi. SAĞLIKLI KARAR ŞARTF.BAHÇE zor virajı döndü ve yarışta en avantajlı takım oldu. Skora bakılırsa tablo Beşiktaş açısından acı. Bu bir gerçek ama eleştirilen ve sorgulanan Schuster’in mağlubiyetteki payı ne? Kızarana kadar iyi oynayan Ferrari’nin yaptığı sorumsuzca hareket mi? Almeida’nın kaçırdığı gol mü? Duran toplarda yapılan hatalar mı ? ANCAK futbolda unutulmaması gereken başka bir gerçek var. Sonuç ve oyun ne olursa olsun kontolü kaybetmeyeceksin. İki taraf da zaman zaman kontrolü kaybetti. Beşiktaş’ın bu sene kontrolü kaybetmesi yüzünden kazanması gereken bir çok maçı kaybetiğini gözlemledik. Beşiktaş, 2-3 aylık değil şimdiden yeni sezon planlarını yapma yolunda önemli bir fırsat yakalamıştır. Bu süreci yönetim Schuster’le birlikte oturup en sağlıklı kararları almalıdır. Çakır çok güvenilen bir hakem ancak zaman zaman tansiyonu kaldıramadı. Kartları yerinde kullanamadı. Gösterdikleri ve göstermedikleri bunlara örnek.

Devamını Oku

Bunun adı teslimiyet

18 Şubat 2011

LİGDEKİ olumsuz hava bu maça yansımamalıydı. Yansıdı. Taraftar bu maça yeni bir sayfa açmalıydı. Açmadı. Lig ile Avrupa’yı ayırmalıydı. Ayıramadı. Beşiktaş aslında hiç de kötü oynamazken yenik duruma düştü. Rakibin ilk korneri ve gelen gol... Dinamo Kiev’in gole kadar ne bir organize hücumu vardı ne de bir kontratağı.. Sadece disiplinli ve alan bırakmayan savunması vardı. Konuşula konuşula iyice şehir efsanesine dönen meşhur çizgi savunmanın arkasına falan da sarkan olmadı hiç.. Sadece 1 kere, o da golle sonuçlanmadı, 48’inci dakikada..DINAMO Kiev öyle bir takım ki riskli oynayıp alan bıraksanız cezayı kesebilirdi. Beşiktaş bu hatayı yapmadı ancak goller kornerlerden geldi. Taraftar takıma, takım taraftara yıllar sonra ilk kez negatif elektrik verdi. 1-0’dan sonra bu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Quaresma’nın golüyle gelen 1-1 bile yeterli inancı enjekte edemedi nedense. Bir burukluk, tutukluk vardı anlamsızca. Sahadan tribüne ancak daha çok tribünden sahaya yansıyan.. Quaresma, Hilbert, Sivok ve Nobre iyi başladılar. Ancak kimse onlara uyum sağlamadı. UKRAYNA KÂBUSUMUZİKİNCİ gol de kornerden geldi. İlginçtir 2 golde de kafayı vuran Shevchenko’ydu ilkinde indirdi, ikincisinde attı...Ve 2 golde de Sheva’yı kaçıran Hilbert’ti. İkinci golden sonra taraftar maçı bıraktı ve turdan ümidi kesti.. Dolayısıyla takım da.. Guti ilk kez bu kadar kötü oynadı, İsmail ikinci yarı demoralize olup oyundan koptu. Aurelio pasif kaldı. Bobo’nun ve Guti’nin gollük vuruşlarında Shovkovskiy kalesinde devleşirken gole izin vermedi. Tur zaten gitmişti. Bir beraberlik umut getirecekti. O da olmadı.ÜZÜCÜ olan 1-2 oyuncu hariç takımın teslimiyet duygusuyla hareket etmesiydi. Farklı skoru getiren bu teslimiyet oldu. Ne tibündekiler ne de sahadakiler direnmedi. İsyan etmedi. Bir de şöyle bir gerçek var. Ukrayna takımları kâbusumuz. Lucescu döneminde Beşiktaş’ın atladığı tur hariç hiçbir takımımız Ukrayna temsilcilerine karşı başarılı olamadı. Ukrayna’da 2.5 aydır liglerin tatil olması ise demek ki bir avantaj değilmiş. Gerek Shakhtar gerek Dinamo Kiev, aldıkları sonuçlarla bunu yalanladı. Ukrayna’da oynanan futbolun bile kalitesi ülkemizin üstünde.. Bu da yüzleşmemiz gereken bir diğer gerçek. ***Sorular ve sorunlarBU maçın ardından ortaya çıkan sorular var. Beşiktaş bundan sonra toparlanabilir mi? Çok zor görünüyor. Bernd Schuster gitmeli mi? Schuster giderse kadrodaki yıldızlar da gider mi? Kovduğu futbolcuyla basın toplantısına çıkıp kendisine övgüler yağdıran başkan bu krizi yönetebilir mi? Zor her şeyin cevabı çok zor..Yeniden birlik ve beraberlik için pazar günü oynanacak F.Bahçe derbisi bir şans. O maç da kaybedilirse ne toz kalır ne de duman...

Devamını Oku

Schuster’e önerim var!

14 Şubat 2011

ERKEN gelen gol oyunu A.Gücü’nün istediği formata soktu. Beşiktaş kendi yarı alanında topun arkasında kalabalık bir alan savunması uygulayan Başkent ekibi karşısında gereken tempoyu yapacak pas organizasyonunu bir türlü oluşturamadı.Kanat bekleri Ekrem ve İbrahim Üzülmez’in de hücumlara katkısı olmayınca oyun orta alanda sıkıştı kaldı. Bu oyun yapısı ile siyah-beyazlıların golü bulması zaten olanaksızdı. İKİNCİ yarıya İbrahim Üzülmez’in yerine İsmail Köybaşı’yı alarak başlayan Schuster sol kanadın etkinliğini arttırdı.Ancak gerek Nobre’nin gerekse de Almeida’nın etkisiz oyunu kapalı A.Gücü savunmasını açmaya yetmedi. Kaleci Bora ve stoper Raynoch’un yan toplardaki başarısı da Beşiktaş’ın baskılı oyununda golün gelmesini engelledi. İlk yarıdaki Beşiktaş ve sahaya çıkan kadro ne kadar kötüyse ikinci yarı Bernd Schuster kendi yanlışlarından dönerek doğruları buldu ve maç tek kaleye döndü. Bu maç Schuster’e mutlaka yeni fikirler vermeli. Bazı oyuncuların bir türlü yükselmeyen performansı artık hoşgörüyle karşılanmamalı. Son yarım saatteki oyun Beşiktaş’ın oyunu ve bunu gerçekleştirebilenler ile gerçekleşmeyenler ayırt edilmeli. BU kadar çok duran top kullanan bir takımın bu alanda daha becerikli olması da bu tip oyunlarda bir gereksinim. Bobo-Almeida meselesine gelince.. Bobo oyun içinde daha aktif. Topla ilişkileri daha iyi. Gol yüzdesi yüksek ve kolay kolay vazgeçilebilecek bir oyuncu değil. Bobo girdikten sonra dikkat edin ataklar daha olgun. Top daha fazla Beşiktaş’ın ayağında kaldı. D.KIEV maçı öncesi bu maçta alınan skor bir hayâl kırıklığı . Ancak kesinlikle ölçü değil. Yabancı kısıtlaması olmadan o maçta sahaya çıkılacak olması Beşiktaş için bir avantaj. Ancak Fernandes ve Simao’nun oynamayacak olmaları da ciddi bir dezavantaj.. 22 FAULE 1 SARI... BEŞİKTAŞ ne oynarsa oynasın. İlginçtir maçları kopartamıyor. Bunun nedenleri irdelenmeli. Özellikle ikinci yarıdaki oyuna golün gelmemesi ilginç. Bunda A.Gücü’nün savunma başarısı da etken. Ancak Beşiktaş bu kadar tek taraflı oynadığı maçta golü bulmalıydı. Lig Beşiktaş için çok erken bitti. Dinamo Kiev maçının izahı ve telafisi yok. Hedefsiz kalmamak için o maç bir dönüm noktası olacak. DÜNYADA 22 faule bir sarı kart gösterilen başka hiçbir ülke yok. Bu sadece bizim ligimize ve bizim hakemlerimize özel bir şey.

Devamını Oku