İnönü'ye “veda” maçında Beşiktaş son derece kararlı ve güçlü bir görüntü çizdi ilk yarıda. Siyah-beyazlıların seyircisi ile bütünleştiği zaman neler yapabileceğini bir kez daha gördük. Böyle bir taraftar desteği ile maça zaten 1-0 galip başlıyorsunuz. Şampiyonlar Ligi ön elemesi hedefi için yüksek konsantrasyon ile başlayan Beşiktaş’ta Escude-Sivok tandemi 3 maçtır çok iyi oynuyor. Bu 2 deneyimli oyuncu daha önce hep başka partnerler ile oynadı. Ancak ikisi birlikte oynadığı zaman savunmanın kalitesi ve aklı belirgin bir şekilde artıyor. Top oyuna daha iyi giriyor. Savunma hattı daha iyi pozisyon alıyor. Beşiktaş attığı gollerin büyük bir çoğunluğunu orta veya rakip yarı alanda baskı yapıp kazandığı topları çabuk kullanarak buldu. Dün olduğu gibi.İlk sezonunda 11 gole ulaşan Olcay rakip ceza alanı içinde veya çevresinde topla buluştuğunda önemli bir silah. Gol vuruşları net ve temiz. Orta alanda Oğuzhan’ın organizatörlüğüne Necip ve Veli de gereken yardımı yapınca keyif veren bir Beşiktaş vardı sahada. 2. yarıya da iyi başlayan siyah-beyazlılar 3’üncü gole 4 kez çok yaklaştı. Güçlü rakibine hiç pozisyon vermeden sürekli gol arayan Beşiktaş günün iyilerinden Holosko ile 3. golü bulup rahatladı. DAHA İYİSİ OLURDU!Dünkü görkemli “veda” önemli bir 3 puanı ve iyi futbolla farklı galibiyetinde beraberinde bazı soruları da getirdi. n MCGREGOR’DAN daha önce vazgeçip Escude-Sivok tandemi niye bu kadar geç keşfedildi?OĞUZHAN gibi genç bir yıldız ile uğraşmak yerine neden yüceltilip gereken özgüven kazandırılmadı?GÖKHAN Süzen ve Dentinho yerine daha isabetli tercihler yapılsaydı ilk yarıyı liderin 3 puan gerisinde bitiren takım bugün hangi noktada olurdu?SAMET Aybaba golcü ve heyecan veren bir takım yarattı. Bu bir gerçek. Mevcut şartlarda yine de daha iyisi olurdu.
Büyük kulüplerde transferi belirleyen en önemli faktör ekonomik koşullardır. “Hem paramız yok hem de çok iyi oyuncular alacağız” diye bir söylem günümüz futbolu için geçerli olamaz. Aldığımız duyumlara göre Beşiktaş yine yanlış rotada. Transferde farklı modeller var. Hangisi uygun siz karar verin.1: Parayı bastır al Kalitesini ıspat etmiş, pazarda talep gören, kariyerli ve hazır oyuncuyu transfer etmek. Beşiktaş bunu yapacak ekonomik güce sahip değil.2: Ara-tara al ve yetiştirBu delde en önemlisi potansiyeli olan doğru oyuncuyu bulabilme becerisidir. Aslında oyuncu büyük kulüp seviyesinde değildir, alıp yetiştirip, geliştirmek ve seviye atlatmak da ayrı bir maharet ve sabır ister. Bu modeli günümüzde başarabilen sadece Porto ve Dortmund kulüpleri var. Büyük kulüp için çok riskli ve gerçekleştirilmesi zor bir modeldir. 3: Sözleşmesi biten oyunculara gitBeşiktaş için bonservis ödemeden pazarda boşa çıkan oyuncuları daha yüksek maaş ödeyerek almak en makul çözümdür. Ancak bunun için de aralık-ocak aylarında harekete geçmek gerekir. Mayıs-haziran aylarında transfer pazarına girmek risklidir çünkü talep görmeyen elde kalmış oyunculara gitmek durumunda kalırsınız. Beşiktaş transferde doğru bir politika ile karma bir model izlemelidir. Yani 3 modelden de faydalanmalıdır. TRANSFER KRİTERİ VE SCOUTINGBeşiktaş gibi kulüpler kendi seviyesinin üzerinde bir ligden ve kulüplerden oyuncu transfer ederek ancak kendi mevcut kalitesini yükseltebilir. Roma’dan Zago, Benfica’dan Ronaldo, Milan’dan Giunti, Valencia’dan Fernandes, Schalke’den Fabian Ernst alırsanız seviyeniz bir üst kademeye çıkar. Çünkü bu kulüpler futbol hacmi olarak sizin üzerinizde olan kulüplerdir ve bu oyunculara forma verip oynatmıştır. Sizden daha büyük futbol kalitesine ve potansiyeline sahip bir kulüpte oynamış bir futbolcunun transferinde risk çok azdır. Örneğin Schalke’nin orta sahasında banko oynayan Jones’un transferi için scout ekibine falan gerek yoktur.Başarı, kaliteyle gelirG.Saray, Arsenal, Juventus, Real Madrid, Inter ve Chelsea gibi kulüplerde oynamış futbolcularla bir üst seviyeye çıkmıştır. En çok para ödediği Kayserispor’dan gelen Amrabat ile Çağlar Birinci, Yekta veya Yiğit Gökoğlan ile değil... Unutmak gerekir ki 82 puan alan Trabzonspor’un maestrosu Selçuk İnan, 46 puan alan bir G.Saray’a gelmiş ve seviye atlatmıştır. Beşiktaş'ta transfere kim karar veriyorsa alt seviyeden oyuncular ile başarı hayâli kurmamalıdır. Oyuncunun profesyonellik seviyesi, aile yapısı, hangi ligde, hangi seviyede kaç maç oynadığı, devamlılığı, geçirdiği sakatlıklar gibi istatistiki verileri analiz edebilmek bile scouting’den daha faydalıdır. 6 yıl Sporting Lizbon gibi bir kulüpte direkt oynamış, lig şampiyonluğu ve UEFA Avrupa Ligi finali gören, Şili Milli Takımı’nın oyuncusu Tello’yu bulmak için scout ekibine gerek yoktur. Oyuncunun seviyesi bellidir. Beşiktaş seviyesini taşıyabildiğini ispat etmiştir. Scouting daha alt seviye bir ligden veya kulüpten gelecek bir oyuncunun senin kulübünün seviyesi için yeterli olup olmadığını ölçebilmek içindir. Ne yapmak gerekir?Beşiktaş yıllardır kendini güçlü kılan ve güçsüz kılanı artık ayırt edebilmelidir. Bu seviyenin oyuncusu olmayanlar ile ilişkiyi kesmek de önemli bir hamledir. İyi bir kaleci, iyi bir sol bek, deneyimli ve pas kalitesi yüksek bir orta saha oyuncusu ilk 11 için şarttır. Portekiz Milli Takımı’nın santrforunu gönderip daha iyisini bulabileceğine inanmak mevcut piyasa koşullarında hayâlciliktir. Almeida’nın devamlılığını artırmak ve sakatlık sorunlarını minimize etmek daha akılcı bir çözümdür. Almeida ve Fernandes’i yönetmek daha iyilerini bulmaktan çok daha kolaydır. Beşiktaş yerli oyuncu kalitesini artırmak zorundadır. Vasat 3-4 yerli oyuncu yerine 1 tane ilk 11’e koyabileceği bir Türk oyuncu daha akıllıca olur. İsmail’in güçlü bir şekilde dönüp dönmeyeceğimde takım planlaması için önemlidir.
2010-2011 sezonunda liderden 36 puan fark yemiş, sezon boyunca toplam 16 yenilgi almış, ligi -5 gol averajı ile bitirmiş bir G.Saray vardı. Tamamen yıkıp yeniden inşa etmek imkânsız gibiydi. Yaptılar...Ünal Aysal yönetimi önce hoca olarak Fatih Terim’i getirdi. Baştan kurulan takım geçen yıl 9 puan fark ile şampiyon oldu. Bu yıl da hep lider götürdü... Şampiyonlar Ligi’nde üst düzey 10 maç oynadı zaman zaman tökezledi ancak hedeften hiç bir zaman uzaklaşmadı. Yönetim başarısının dışında aslan payı tabii ki Fatih Terim‘in... 8 yıl çalıştırdığı G.Saray’da 6 şampiyonluk kazandı. Lige ve Cimbom’un tarihine damga vurdu. 19 şampiyonluğun 6’sında o var. Hem de zor zamanlarda gelip ayağa kaldırdığı takımlarla yaptı bunları. İyi futbol oynayarak. Hak ederek...HEDEF HEP BÜYÜMEKG.Saray hep akıllı işler, hamleler yaptı. Ülkenin en iyi oyuncularını aldı. Selçuk ve Burak gibi.. Uluslararası kariyere sahip kaliteli yabancı oyuncuları renklerine bağladı. Hep daha ileriyi hedefledi, yükselmek ve büyümek istedi.Rakipleri ile uğraşmak yerine saha içinde kendi işine baktı, kendi gücüne güvendi.SELÇUK’UN YERİ AYRIŞampiyonlukta tabii ki herkesin payı var. Yönetimin, teknik kadronun, ter akıtan tüm oyuncuların, taraftarın...Ama Selçuk İnan’ı ayrı bir yere koymak lazım. 3 yıldır Türkiye ligini domine ediyor. Ülkenin en iyi orta saha oyuncusu, çok da istikrarlı... Burak ile birlikte bu yıl büyük işler yaptı. Drogba gibi büyük bir karakter, büyük bir lider de takıma katılınca G.Saray önüne geçilmez bir güç haline geldi. Böyle bir kadro böyle bir teknik direktör ve ne yaptığını çok iyi bilen bu yönetime de şampiyonluklar yakışıyor. Bu şampiyonlukta emeği geçen herkese büyük tebrikler...
Dün sahada olmayan eksiklerimiz ve maçın içinde yaşanan olumsuzluklar F.Bahçe’nin sahada güçlü durmasını engelledi. Selçuk’un sakatlanması, ardından Gökhan’ın devam edememesi F.Bahçe’yi olumsuz etkiledi. Kabul etmek gerekir ki hem ofansif anlamda, hem de defansif olarak çok fazla bir şey üretemedik. Bu statta oynamak kolay değil. Futbolu bilen hep bir ağızdan bağıran, çok katılımcı bir taraftarı var Benfica’nın. Özellikle de hücum bölgesinde son derece çabuk, yetenekli ve etkili oyuncularıyla F.Bahçe savunmasını güç durumlara düşürdüler. 1-0’dan sonra aslında iyi oynamazken bulduğumuz penaltı golü Benfica’yı şoka sokarken F.Bahçe’ye de aradığı özgüveni getirdi. 2. gol öncesi yükselen tansiyon Benfica’ya yaradı ve bu bölümde 5 dakikalık tempo ev sahibini 2-1 öne geçirdi. Savunmanın bir anlık gafleti olsa da yine Cardozo’ya o vuruş yaptırılmamalıydı. HÜCUMLAR ŞUURSUZDUİlk yarıda harika maç yöneten hakem, büyük bir seyirci baskısıyla içeri girdi ve 2. yarı biraz daha ev sahibinden yana düdük çalmaya başladı. 2. yarıda 3-1’e kadar çok baskı yedik. Hiç hücum yapamadık, pas yapamadık, top tutamadık. Salih’in savunmanın önünde daha defansif bir role soyunması da Benfica’nın ekmeğine yağ sürdü. Giderek artan baskı 3. golün zaten habercisiydi. Bu bölümde biraz daha direnebilseydik kötü oynadığımız halde maçın sonunu getirebilirdik. 3-1’den sonra doldur boşalt ve uzun toplarla çıkmaya çalışan F.Bahçe biraz da şuursuz hücum yapınca aranan 2. gol şansı da gelmedi. TEŞEKKÜRLER F.BAHÇEİstanbul'daki harika oyunun yarısını Luz Stadı’nda da oynayabilsek buradan finalle ayrılabilirdik ancak açık konuşalım; dün geceki oyun yetmezdi ve yetmedi de. Dün gece F.Bahçe adına sahanın en iyisi Cristian Baroni’ydi. Onun dışında kalan oyuncular kendi performanslarının altındaydı. Fakat maçı yerinde yaşayan bizler şunu gördük ki; böyle bir deplasmanda ayakta kalmak ve kendi oyununu rakibe kabul ettirmek çok ama çok zor. Bu yıl Avrupa’da büyük işler yapan F.Bahçe bundan sonraki yıllar içinde önemli bir deneyim kazandı. Bu seviyelerde oynamayı yaşayarak tecrübe etti. Yine de her şey için teşekkürler F.Bahçe.
Real Madrid’in ilk 20 dakikadaki baskısı beraberinde 3 net gol pozisyonu getirdi.. Avrupa’nın en görkemli futbol mabedinde oynamak kolay değil.. Hele deplasman takımıysanız... Bu 3 gol pozisyonundan sadece bir tanesi golle sonuçlansa Real Madrid büyük bir güven kazanacak buna karşın Dortmund ise henüz maçın başında panik yaşayacaktı..Bu tip büyük skorlu maçların rövanşında rakibi paniğe sevketmek en önemli faktördür. Real Madrid ilk 45 dakika bunu yapamadı.Dortmund 20. dakikadan sonra yere daha sağlam basmaya başladı ve savunmasını kalesinden uzakta kurdu. Orta alanda rakibe yakın oynayıp baskı yaparak Madrid’in oyununu bozdu. Öyle ki topu her alan beyaz formalının ensesinde sarı formalı bir futbolcu vardı..Sahaya çok iyi yayılan, mükemmel yardımlaşan, organize Alman temsilcisi üstün fizik gücüyle Real Madrid’in işini fazlasıyla güçleştirdi..RONALDO&MESUT KÖTÜYDÜ2. yarının ilk 2 pozisyonu beklenenin aksine Lewandowski ile Dortmund’dan geldi. Yine orta alanda rakibi karşılayan Almanlar, Madrid’in kaleye yaklaşmasına engel oldu.İlginçtir ilk maçta 4 gol atan Lewandowski, Bernabeu’da daha çok pozisyon buldu. Hele bir de İlkay’ın kaçırdığı gol var ki akıllara zarar...Tarihi yarı finalde Real Madrid ilk golü çok geç buldu, gol doğal olarak Almanlara panik getirdi.. Panik 2. golü de doğurdu. 2 büyük yıldız Ronaldo ve Mesut gecenin kötüleriydi. Büyük mucizeye bir adım kalmıştı ki Real Madrid ilk golü geç bulmasının faturasını elenerek ödedi.Dün gece fizik kalite olarak tüm futbol dünyasının Everest’i olarak görünen Dortmund, takım oyununun ve fizik gücün, yeteneği yenebileceğini gösterdi.Bizim hakemler izledi mi bilmiyorum ama İngiliz Howard Webb seyirci ve büyük kulüp baskısından nasıl etkilenilmezin adeta dersini verdi.
Fikret Orman yönetimi 13. ayını doldurdu. Yaşanan bu süre içerisinde ne yapıldı veya yapılmadı konusuna girmeyeceğim. Ancak şöyle bir gerçek var ki bu yönetim tek vücut halinde hareket edemedi. Birlik olamadı, süreklilik sağlayamadı.Yönetim ile birlikte hareket eden İbrahim Altınsay ilk istifa eden kişi olmuştu. Ardından İsmet Berkan ve Cem Bilge görevi bıraktı sonra da Levent Erdoğan ve Adnan Dalgakıran.. Son olarak da Tamer Kıran... Bir yönetim kurulu düşünün... 1 yılda 12 asil üyenin 5’i görevinden istifa etmiş.. Şu veya bu nedenle.. Birlik ve beraberlik ile Beşiktaş dinamiklerini hayata geçirmeyi kenara bırakın sürekli bir kan kaybı var.. Beşiktaş önümüzdeki yılın planlamasını yapıp güçlü adımlar atacağı bir dönemde zayıflıyor. Bu kadar güçlü isimlere sahip büyük bir camianın bir araya gelip tek ses, tek vücut halinde hareket etmesi bu kadar mı zor? Neden herkes küskün? Neden herkes sorumluluktan kaçıyor? Mevcut dinamikleri hayata geçirebilecek tek kişi artık çok yaşlandı ve hasta.. Ne yazıktır ki yok birleştirici, kucaklayıcı bir Süleyman Seba daha... Başkan Fikret Orman’ı beğenmeyenler ve eleştirenler çok. Burnundan kıl aldırmayan uzlaşmasız bir tavrı da var. Bu yüzden büyük destek bulamadı. Ancak Beşiktaş camiası şunu kabul etmeli ki 2012’nin Mart ayında kimse aday olmadı, zor dönemde kimse sorumluluk almadı. Borçlar ve temlikler ile hacizler ile kimse uğraşmak istemedi. Herkes kaçtı ama o kaçmadı.
Harika bir hava, dolu tribünler ve klasik formasıyla Beşiktaş...70’li yılların, çocukluğumuzdaki kötü günlerin şarkısı : “Aldırma Kartal...”Sürpriz bir kadro, aşırı ofansif bir düzen ve Oğuzhan yine yedek.Böyle başladı maç İnönü’de. Orta alanda savunmaya yardım eden sadece Veli vardı. Tek başına çırpındı durdu. Olcay hareketli ve etkiliydi, Fernandes durgundu. Dentinho ise sanki sınavdan geçercesine kendisine verilen formanın hakkını vermek istercesine çalışıyordu ancak yeterince becerili değildi.Niang'ın fırsatçılığı ile gelen gol ile Beşiktaş çok da yorulmadan soyunma odasına 1-0 gitti ilk yarı sonunda.İkinci yarıda Oğuzhan’ın da girmesiyle hücumda biraz daha hareketlilik kazanan siyah-beyazlılar Dentinho’nun etkisizliği ve dakikalar geçtikten sonra Niang’ın da yorulması ile ofansif gücünden yoksun kaldı.Fernandes'in fizik güç olarak çok düşük seviyede kalması ve sorumululuk almaması da Beşiktaş’ın oyununu olumsuz etkiledi.Sivok-Escude tandemi akılcı oyunuyla ve doğru alan paylaşımı ile göz doldurdu.Beşiktaş tribünleri dolduran seyircisini skor olarak mutlu etse de oyun olarak tatmin edicilikten uzak bir futbol sergiledi.Veli ve Olcay dün gecenin baş aktörleriydi. Oğuzhan ise ince oyun zekasından ve yüksek top tekniğinden esintiler ile yine izleyenlere keyif verdi.Zor da olsa kalan 3 maçta alınacak bir 9 puan lig sıralamasında ikincilik getirebilir. Beşiktaş bu bilinç ile mücadele etmek durumunda.Konuk Ordu ise ligde kalmak için savaşan bir takım kimliğinde değildi.
Tarihinin en önemli maçında F.Bahçe ilk 15 dakika biraz tedirgindi. Bu bölümde daha çok kendi yarı alanında kalmayı tercih etti. Ancak önce Webo’nun getirip Sow’a verdiği top ile gelen pozisyon, ardından Kuyt’ın ortasında Sow’un direkte patlayan topu temsilcimize golü getirmese de büyük bir güven ve cesaret getirdi.Üstün mücadele gücü ve defansif yardımlaşma oyunu rakip yarı alanda oynamak isteyen Benfica’ya izin vermedi. Sahada daha istekli ve fiziksel olarak güçlü görünen F.Bahçe devrenin sonunda öne geçme şansını Cristian ile kullanamadı. Kaçan penaltı o kadar önemliydi ki devrede içeri 1-0 girebilsek 2. yarıdaki oyun lehimize gelişecek bir stratejiyi de beraberinde getirecekti. İkinci yarının başlama düdüğü ile birlikte yine agresif bir F.Bahçe vardı. Sahanın her yerinde basan rakibe üstünlüğünü hissetiren olağanüstü arzulu bir F.Bahçe... Sezonun belki de son yılların en iyi F.Bahçesi...AH O DİREKLER Arka arkaya Cristian ve Meireles’in füzeleri sonra da Kuyt’ın direkten dönen topu.. Egemen ile gelen gol fazlasıyla çok daha önceden hakedilmişti.Bu kadar çok istemek, müthiş yardımlaşma ve tempo ile birleşince F.Bahçe, Benfica’yı resmen sahadan sildi. 38 maçtır tek bir resmi maç kaybetmeyen Benfica iplere yaslanmış bir boksör gibiydi.Öyle ki direklere takılan o 3 top olmasa Amsterdam’ı düşünmeye çoktan başlamıştık.BEKLE BİZİ AMSTERDAMDün herkes muhteşemdi. Görevini yapmayan tek bir oyuncu yoktu. Rövanşta en büyük güvencemiz F.Bahçe’nin deplasmanda şu ana kadar hiç maç kaybetmeyen organize takım savunması. Bu mücadele gücü ve arzusunu Luz Stadı’na taşıyabilirsek Amsterdam hiç de uzak değil..