ANALİZGörmek için çok zeki olmak veya siyasetten çok anlamak gerekli değil. Yüzde 10 gibi çok yüksek bir seçim barajı olduğu sürece hem milli iradenin yerine gelmesi, hem siyasette denge kurulması, hem de birinci çıkacak partinin kesin egemenliğini önlemek mümkün değil.Seçim sistemimiz en çok oy alan partiye olağanüstü bir avantaj sağlıyor. Barajı sadece üç partinin aşabilmesi bu avantajı daha da elverişli hale getiriyor.O halde bir partinin, hak etmediği ölçüde güçlü olarak iktidara gelmesini önlemenin yolu öncelikle barajın düşürülmesinden geçer. Ya da dördüncü bir alternatifin daha meclise girmesini sağlamak yani bir partinin daha yüzde 10’u geçmesi gerekir.Bunu bütün partiler biliyor. İktidar partisi, anketlere göre yine birinci göründüğüne göre, onun böyle bir derdi yok, olamaz da. Hatta tam tersine, hem barajın düşürülmesine karşı çıkar hem de dördüncü bir gücün meclise girmesini engellemek için elinden geleni yapar.Demek ki asıl görev barajı aşma riski taşımayan iki muhalefet partisine ve tabii ki baraj sorunu olan küçük ölçekli partilere düşüyor.Ancak ne gariptir ki, bu gerçek açıkça görüldüğü halde ittifak yapma konusunda doğru dürüst adımlar atılamıyor. Asil listelerinin açıklanmasına şunun şurasında sadece 12 gün kaldığı halde partiler arası anlaşmalar sağlanamıyor.Burada iki temel “ego” her şeyin önüne geçiyor.Birincisi; barajı aşacak partiler, “ittifak olmaz, istiyorsanız gelin bize katılın” sertliği ile yolu tıkıyor.Küçük partiler ise, bir araya gelebilseler barajı aşacak güce kavuşabilme olasılığı olduğu halde “çatının kendileri olması” konusunda ısrar ediyor.Oysa gün “egoların tatmini” ya da partilerin “gururunu kollama” günü değil. Herkes aklını başına alarak, olabilecek en iyi ittifakları kurmak zorundadır.Bunun iki yolu var:Birincisi, barajı aşacak CHP ve MHP’nin barajı aşamayan ama sadece liste ittifakı yapabilecekleri partilerle hemen bir araya gelmeleri.İkincisi, barajı aşamayacak tüm partilerin kendi aralarında hiçbir ideolojik birliktelik aramadan sadece bu seçim için ortak liste çıkarmaları.Eğer bu birliktelikler sağlanamazsa, AKP yüzde 40’ın altındaki bir oyla bile tek başına iktidar olma şansını yakalayacaktır.*****BUNU YAZMAK GEREKÇok basit bir hesapHafta sonunda Has Parti’den bir yetkili aradı ve seçim anketleri ile ilgili bilgi verdi. Bilgi şu; AKP’ye yakın bir araştırma şirketi “bugün seçim olsa” anketi yapmış. Ankete göre Has Parti’nin oy oranı bu ankette yüzde 3 olarak görünüyormuş.Ancak ankette bir soru daha varmış aynı konuyla ilgili. Soru bu kez “Eğer yüzde 10 barajı yüzde 5’e düşerse kime oy verirsiniz?” diye sorulmuş. Has Parti bu sorudan sonra yüzde 7’ye çıkmış.Bunun anlamı şudur; Partisinin oyunun yüzde 10’u bulamayacağına inanan seçmenlerin çok büyük bölümü seçimde ya kendine en yakın bulduğu partiye oy veriyor, ya da seçimlere hiç katılmıyor.Ama aynı seçmen eğer partisinin Meclis’e girebileceğine inanırsa, oyunu esirgemiyor. O halde, partiler bir araya gelebilirse, baraj tehdidi yüzünden başka partiye kaçacak ya da hiç oy kullanmayacak seçmenlerin çok büyük bölümü o ittifaka destek verebilir.Örneğin MHP Has Parti, Saadet Partisi, üstüne bir de DP’yi kendi çatısına “bir seçimlik” davet etme cesareti gösterirse seçim tablosu çok değişebilir.Aldığım duyumlara göre bu tür bir çalışma var, ancak galiba burada MHP’nin egosu ağır basıyor ve “ittifakı bırakın, bize katılın” demekten ileri gitmiyor.Şu anda yapılacak bir şey yok, ama çıkacak seçim tablosu MHP’yi de ağır vebal altında bırakabilir. Ayrıca unutmamak gerekir ki, 1991 seçimlerinde Refah ile ittifak yapılmasaydı, rahmetli Türkeş Meclis’e belki giremezdi ve MHP daha o yıllarda tarihe gömülürdü.*****Ünlü Türk sözünün yeni versiyonu: “İmamın dediğini yap, yaptığını yapma, ordusuna karışma!” (Gani Yıldız)*****SORDUM ÖĞRENDİMMasum Türker: “Çok mesafe aldık”İttifak çalışmaları konusunda ilk adımı atan ve “hiçbir ön koşul öne sürmeden ittifaka hazırım” diyen Masum Türker’le konuştum hafta sonunda. Henüz umudunu yitirmediğini gördüm. “Çok mesafe aldık, ama sorun partilerin birbirini kollamasından kaynaklanıyor, herkes bir diğerine bakıyor” dedi.Türker “Senin de daha önce yazdığın gibi ideolojik farklılıkları bir kenara bırakarak, sadece tek listede bir araya gelmemiz halinde hem tüm partileri Meclis’e taşıyabileceğiz hem de AKP’nin Türkiye’yi kötüye götüren iktidarına dur diyebileceğiz” diyerek şöyle konuştu: “Adlarını şimdi söylemeyeyim ama birkaç partiyle kesin anlaşma sağladık. Haydar Baş’ın Bağımsız Türkiye Partisi ile görüşüyoruz, onları da bu çatı altında görmek istiyoruz. Has Parti ve Saadet Partisi de bu çatı altında olmalı. DP’nin de mutlaka burada olması gerek ama, yeni Genel Başkan ittifakın kendisinde olmasını istiyor gibi geliyor bana.”Türker DSP çatısı diye çok ısrarcı olmadıklarını belirterek “Ancak DSP’nin avantajı var. Bir kere Meclis’te 6 üyemiz var. Tüm il ve ilçelerde örgütümüz, binamız ve tabanımız gece gündüz çalışıyor. En önemlisi seçimde harcamak üzere paramız duruyor. Bu nedenle DSP ittifakın liste partisi olmak açısından çok cazip” dedi.*****YENİ ÖĞRENDİMSandığında kimler var?Muhtarlıklarda asılı sandık seçmen listelerini hâlâ kontrol etmeyen varsa, hemen gidip listeleri incelesin. Listeler kaldırıldıktan sonra itirazı da uğraşması da çok zor. Özellikle referandumda listelerde yer almayan pek çok seçmen olduğu biliniyor. Bu nedenle sandık başında şaşkınlık yaşayan ama elinden hiçbir şey gelmeyenler “listelere zamanında neden bakmadım” diye hayıflandılar.Son pişmanlığın fayda etmeyeceğini bilin ve gidin adınızı listelerde gözünüzle görün, hangi sandıkta oy kullanacağınızı not edin.Bu arada muhtarlıklara gitmeden önce listelerde olup olmadığınızı hatta oy kullanacağınız sandıkta başka kimlerin oy kullanacağını da öğrenebilirsiniz. Önümüzdeki seçime “bilgisayar ortamında iyi hazırlandığı” görülen CHP bu hizmeti internet üzerinden sağlıyor. http://intranet.chp.org.tr/HaneSorgulama.aspx adresine girin veya http://www.chp.org.tr adresinde “Türkiye’de bir ilk” manşetini tıklayın, gösterilen yere TC kimlik numaranızı yazın. Yanda belirtilen şifreyi de girin ve “getir”e basın. Sizinle birlikte aynı adreste kimlerin oy kullanabileceğini görüyorsunuz. Hanenizde oy kullanacaklarda eksiklik varsa hemen başvurmayı unutmayın.
Sevgili okurlar; geçen haftayı hayli yoğun ve önemli gelişmeler yaşayarak tamamladık. Kuzey Afrika’da artık savaşa varan kalkışmalardan, Türkiye’de medya üzerindeki baskılara, anayasa önerilerinden Güneydoğu’daki sivil itaatsizlik eylemlerine kadar baş döndürücü gündem herkesi yorduğu gibi şaşkınlığa da sürüklüyor.Donanma Libya’daBaşbakan’ın “NATO’nun Libya’da ne işi var, bu ne saçmalık” demesinin hemen ardından Libya açıklarına gönderilen donanmaya bağlı gemi ve denizaltılar görev başında. Türk donanması Kıbrıs olayından bu yana ilk kez sıcak savaşın tam ortasında yer alıyor. Her ne kadar “kurşun sıkmayacaksak da” kurşun atanları koruyacağız.Komuta eksikliğiAncak donanmaya ait gemiler sıcak savaşın ortasında beklerken, bu işi sevk ve idare ile yükümlü kişilerin tamamına yakını “darbe yapmaya teşebbüs” suçuyla halen hapiste. Herhalde dünyanın hiçbir donanması böyle bir garabet durumda kritik bir görev üstlenmemiştir. Demek ki “dünya liderliği” konumundaki Türkiye bir ilki becermiş oluyor.Ordunuzu yıpratırsanızGerçi iktidar ve yandaşları durumu “gördüğünüz gibi general ve amiraller olmadan da ordu savaş durumuna geçebiliyormuş” diye yorumlayabilir. Aslına bakarsanız işin özü de budur. Zamanında Menderes’in “Orduyu yedek subaylarla yönetebilirim” sözleri bugünkü iktidar sayesinde bir parça gerçeklik kazanmış durumdadır.Şakası yok bununElbette Türk donanmasında verilen her görevi yapabilecek düzeyde, kalitede ve değişik rütbelerde pek çok subay, astsubay ve uzman vardır. Ancak bir ordunun komuta kademesinin de kolay yetişmediğini bilmek zorundayız. “Bakın onlar olmadan da işler yürüyor” demek insanı gülümsetebilir ama yaşanacak sorunları önlemez.Tezkereye destekBiliyorsunuz donanmanın Libya’ya gitmesine Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verdi. Hükümet tezkere için “gizli oturum” istedi. Muhalefet, DSP hariç tezkereye gözü kapalı “evet” oyu verdi. Peki neden? Türkiye’nin gerçekten sıcak savaşın tam ortasında olmasına gerek var mı? İktidarın bu konuda çelişkili tutumu acaba gizli oturumda irdelendi mi?Hükümet ne anlattı?Gizli oturum yapıldığı için neler konuşulduğunu öğrenmemiz mümkün değil, kaldı ki öğrensek bile yazmamıza olanak yok. Ancak bazı muhalefet temsilcilerine “Sizi şaşırtacak bilgiler verildi mi?” diye sordum. “Hayır, bilmediğimiz bir şey söylenmedi” dediler. O halde hükümet neden bir gizli oturum yapmayı tercih etmiş olabilir?Hedef iç politikaBunun tek anlamı olabilir. Başbakan Libya olayındaki aceleciliğinin üstünü örtmek ve olayı yine bir “kahramanlık destanına” çevirmek istiyor. Yani hedef iç politikadır. Seçime giderken iktidarın Türkiye’yi dünyanın sayılan ülkelerden biri yaptığını anlatmak için hazırlanan propagandanın bir parçasıdır. Muhalefet de buna destek vermiştir. Garip.1 Mart’ı unutmayınİktidar hâlâ 1 Mart 2003’teki tezkerenin “haksız başarısını” kullanmaktan çekinmiyor. Oysa başta dönemin Başbakanı Abdullah Gül ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, tezkerenin çıkması için çok çabalamıştı. CHP grubu ve birkaç AKP’li milletvekili sayesinde tezkere Meclis’te yeterli sayıyı bulamamış ve reddedilmişti. Bu AKP’nin yenilgisiydi.İş tersine döndüTezkerenin yeterli sayıya ulaşılamadığı için reddedilmiş sayılması AKP’de derin travma yaratmıştı. Amerika’ya verilen söz tutulamamıştı ve bunun karşılığının verilmesi tehlikesi vardı. Ama beklenen olmadı, Amerika Türkiye’siz de işgali başardı, tezkerenin reddi Türkiye’nin yararına bir durum çıkardı ortaya. Şans yardım etmişti.İntikamı alındıBuna karşın, Amerika bu “vefasızlığı!” unutmadı. Amerika’ya göre aslında hükümet elinden geleni yapmıştı. Asıl darbe “en güvenilen müttefik” olarak tanımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri’nden gelmişti. Hükümet ise tezkerenin reddine rağmen “istenilen her şeyi” yerine getirmekte çok iştahlıydı. Amerika gözlerini askere çevirdi.Çuval geçirme ve...Amerika intikamını alma operasyonunu başlatmakta gecikmedi. Irak işgali gerçekleştikten sonra ilk hamle Silahlı Kuvvetler’e karşı yapıldı ve Türk askerinin başına çuval geçirildi. Bu sadece uyarı ateşiydi. Ardından asıl darbe geldi. O dönemden sorumlu görülen neredeyse tüm subaylar Ergenekon icadıyla birer birer suçlanmaya ve tutuklanmaya başlandı.Bu kez ne olacak?Hükümet benzer bir tezkereyi bu kez “muhalefetin tereddütsüz desteği” ile geçirdi. Bu kez verilen söz tutulmuş oldu. Asker de artık hiçbir hükmiyeti kalmadığı için zaten alınan karara uymaya gönülden destek vermiş durumda. Bundan sonra iş artık kara operasyonunun başlamasına ve Türk askerinin Libya’ya girmesine kadar gidecektir.Koruma kollamaLibya’nın hava operasyonları ile dize getirilmesi ve Kaddafi’nin gönderilmesi yakın dönem için olası gözükmüyor. O halde NATO eninde sonunda Libya’ya asker de indirmek zorunda kalacaktır. Ancak bu yöntemle Kaddafi’nin sindirilmesi başarılırsa sıra ülkenin korunup kollanmasına gelecektir ki, işte Türk askerinin görevi de burada başlar.Gurur duyarızNeden Libya’ya Türk askeri gider? Çünkü Libya Müslüman ülkesi, halkı Türkleri tanıyor ve biliyor, o halde tepki diğer ülkelere olduğu kadar yoğun olmayacaktır. Türk askeri tıpkı Afganistan’daki gibi ülkenin güvenliğini sağlayacak ve halkın sevgilisi olacaktır. Diğer ülkeler de durumdan yararlanarak dilediklerini yapacaklardır.Afganistan’daki durumBiliyorsunuz Türk askeri Afganistan’da da görev yapıyor. Afgan halkının Türk askerine gösterdiği sevgi hepimizin göğsünü kabartıyor. Amerikan askerlerinin bile göğüslerine Türk bayrağı takarak güvenli biçimde dolaştıklarını övünerek anlatıyoruz. Oysa işin gerçeği başka. Biz güvenlik sağlıyoruz, İngilizler uyuşturucu, Almanlar maden işi yapıyor.WikiLeaks belgeleriSevgili okurlar, önceki hafta Taraf Gazetesi’nin WikiLeaks belgelerini açıklamaya başladığını belirterek “Bakalım ne çıkacak?” demiştim. Belgeler çok ilginç. Özellikle ordu ve darbe konuları bu belgelerde çok yer almış. Gazete bunları yayınlarken başlıklarda sanki darbe yapılacağını doğrulayan ifadeler kullanıyor ama içeriğine bakınca durum farklı.Olmayacağı belliymişBaşlıkları okuduğunuzda “Ergenekon gerçekmiş” diye düşünebilirsiniz. Oysa içeriği dikkatli okuduğunuzda Amerikalı uzmanların ordu içindeki kıpırdanmaları gördüklerini ama “bunun asla bir darbeyle sonuçlanmayacağını” yazdıklarını anlıyorsunuz. Amerikalı demiş ki “Rahatsızlık var, ama darbe olması mümkün değil.”Hep bunu söyledikKimilerinin “darbeci” yaftalamalarına karşı üç yıldır darbe düşünenler olsa bile bunun gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını anlatmaya çalışıyorum. Bunu iktidarın da bildiğini ve bu nedenle güya cesaretle ordunun üzerine gittiğini ama asıl amacın Türk Silahlı Kuvvetleri ’ni yıpratarak etkisiz hale getirilmek istendiğini söylüyorum. Bugün bu amaca ulaşıldı.Medyaya baskıSeçimler yaklaştıkça iktidarın gözünün daha da karardığını görüyoruz. Yayınlanmamış hatta henüz bitirilmemiş bir kitabın bile imhasına kadar giden operasyonlar herhalde bir korkunun da göstergesidir. İktidar belli ki seçime kadar kendini sıkıntıya sokabilecek hiçbir şey olmasını istemiyor. Demek ki önümüzdeki günlerde çok şaşırtıcı şeyler yaşayabiliriz.Hepinize iyi haftalar dilerim ...
Yıldırım Tuna’nın fıkraları bu hafta yine çok güldürüyor. Haydi gelin bu bahar gününü andıran pazara başlamadan önce biraz gülümseyip moral dopolayalım...Yaşlılık..100 yaşında bir kadına sormuşlar “Bu yaşa gelmenin güzel bir tarafı var mı? ” diye, “Var tabii” demiş yaşlı kadın, “Ebeveyn ve arkadaş baskısı kalmıyor..! ”Torunla geziBüyükbaba torununu her hafta sonu arabası ile alıp gezdiriyormuş.. Bir hafta rahatsızlanınca iş büyükanneye düşmüş, gezi bitince arabadan inen torun koşar adımlarla eve girmiş, büyükbabasının yatak odasına çıkmış, “Eee?” diye sormuş büyükbabası, “Geziniz nasıl geçti?” Torun, “Harikaydı büyükbaba ” demiş; “Biz de artık her seferinde büyükannemin beni götürdüğü yere gidelim.. Orada ne bir ‘Kör Pezevenk’, ne de bir ‘Homo’ gördük, ne tek bir ‘Şerefsiz ’ veya ‘Onun bunun çocuğuna’ rastladık..! ”TahsildarAdamın biri gazetede gördüğü, “Şirketimizin alacaklarını tahsil edecek muhasebeci aranıyor” ilanını aramış, telefonu açan kişinin bir hafta önce görüştüğü firma yetkilisi olduğunu anlayınca “Daha geçen hafta ben sizi aramıştım, siz de bir tane aldığınızı söylemiştiniz ya? O arkadaş tahsilatlarınızı yapmadı mı?” diye sormuş. “Yaptı..Yaptı..! ” diye cevap vermiş telefondaki adam dişlerini sıkarak, “İşte şimdi biz de o şerefsizi arıyoruz..! ”İşten atılmaAdam, sucuk imalathanesindeki işinden kovulunca mahalle arkadaşları etrafını çevirip sormuşlar “Neden kovuldun?” diye. “Sucuk doldurucusunu sürekli elleyip duruyormuşum ” diye cevap vermiş adam. “Yahu bu nedenle insanın işine son verilir mi?” diye kızmış arkadaşları. “Ne bileyim?” demiş adam, “Üstelik o kızın işine de son verdiler..! ”HamileGenç kız ağlamaktan şişmiş gözlerle evine gelmiş ve “Hamileyim” demiş annesine. “Neee?” diye çıldırmış annesi, “Babası kim? ” Kız “Ne bileyim?” diye cevap vermiş gözlerini koluyla silerken, “Sürekli bir erkek arkadaş edinmeme izin vermiyorsunuz ki..! ”Yok demeTezgahtar müşterinin birine tam “Yok hanımefendi, ben bu mağazaya girdiğim günden beri de asla rastlamadım, olacağını da zannetmiyorum ” derken mağaza müdürü tezgahtarın söylediklerini duymuş, duyar duymaz da kapıdan çıkmakta olan müşteriye koşup yetişerek, “Elemanımın söyledikleri tam olarak doğru değil, aldırmayın ona hanımefendi” demiş, “Her zaman bulunur, olmazsa biz bir yerlerden mutlaka gelir.. Böyle bir yerde olmayacak ta nerede olacak?.. Yarın bir uğrayabilirseniz sanırım kesin birkaç tane görürsünüz .” Hemen içeri dönüp tezgahtara da “Sakın, ama sakın bir daha müşteriye ‘Yok’ dediğini duymayacağım” demiş sinirlenerek, “Haftaya gelecek de, yolda falan de... Öff..! Neydi sorduğu?.” Tezgahtar “Şeeeyy efendim” diye cevap vermiş “Park yerinizde kapkaççı veya soyguncu falan var mı? diye sormuştu..! ”Kaybolan paraFakir ve yaşlı kadın kaldırıma oturmuş ağlarken yanına yaklaştım ve “Ne oldu teyze? Neden ağlıyorsun?” diye sordum. “Sorma oğlum, cebimde 50 lira vardı düşürdüm, bulamıyorum.. ” dedi ağlamasını sürdürerek. Size ne kadar üzüldüğümü anlatamam, hemen cebimden çaktırmadan 50 lira çıkarıp “Al teyzeciğim bu senin paran.. ” diye uzattım. “Yuh ama..!” dedi birden sinirlenip parayı elimden çekip alarak, “Sabahtan beri bu yaşımda beni köşe bucak deli gibi arattırıp duruyorsun.. Terbiyesiz manyak..! ”Birinci sınıfİlkokula başladığı ilk gün küçük Temel bir karış surat eve gelmiş, “Okulu yönetenlerin hepsi dolandırıcı” diye isyanda. “Aman oğlum nereden çıkardın onu?” diye atılmış annesi, “Sınıfımızın kapısında ‘1. Sınıf ’ yazıyor.. ” diye başlamış küçük Temel, “İçeriye gir , vallahi her yer tahta..! ”*****Michelin yıldızlarıGeçen hafta Berlin gezisinden sonra yazdığım yazıda geçen Michelin yıldızları ile ilgili bilgi aktarmıştım. Ama eksik kalan tarafları varmış. Sevgili dostum, İstanbul’a pekçok gurme lokanta kazandıran Vatan yazarı Teoman Hünal bu eksikleri tamamladı. Birlikte okuyalım;Yirminci yüzyılın başlarında insanlar şehirlerarası yolculuklarda otomobil kullanmaya başlayınca lastik üreticisi Michelin rehber kitaplar hazırlamaya başlamış. İlk başta amaç çok özel otomobillerin şoförlerinin nerede lastik tamircisi, tamirhane, kalacak yer veya restoran bulabileceklerine yardımcı olmaktı. Yirmili yıllarda bazı restoranların ve otellerin tavsiye edilmesine başlanan Michelin Guide’larda 1926 yılında ilk defa restoranlara yıldız verilmeye başlandı. İkinci ve üçüncü yıldızların verilmesi ise 1931 yılında oldu. Bir yıldız “o restoranın bulunduğu şehirdeyseniz mutlaka orada yemelisiniz”, iki yıldız “o şehrin yakınlarından geçiyorsanız o restoranda yemek için yolunuzu uzatmaya değer”, üç yıldız ise “sadece o restoranda yemek için bile bulunduğu şehre gitmeye değer” anlamına geliyordu.Michelin yıldızı sahibi tek Türk Hamburg’daki bir yıldızlı Le Canard Nouveau’nun şefi ve sahibi Ali Güngörmüş. *****Trafik soruları* 4 araba aynı anda aynı kavşağa girerlerse ‘Geçiş Üstünlüğü’ hangisine aittir?* Ön tamponu bükülmüş kalın kromajlı boruyla güçlendirilmiş, kaputunda 2 çelik boynuz olan yan kapılarında ‘Silah öldürmez ben silerim..!’ yazan siyah kamyonete..**** Görme özürlü yaya karşıdan karşıya geçerken yavaşlar mısınız?* Neden yavaşlayayım ki? Nasılsa plakamı alamaz..**** Kazayı asgariye indirebilmek için ne tedbir alınmalıdır?* Arabanızın anahtarını bulamayacak kadar için..**** Siste araba kullanmak zorunda kalsanız ne kullanırsınız?..* Sizin arabanızı..**** Ağır trafiği nasıl açabiliriz?..* Ancak ağır silahlarla..**** Trafik polisi olmanın en zor yanı nedir?..* Bütün gün boyunca ‘Hissizi’, ‘ Aldırmaz ’ı oynamak, etrafa sanki her şey çok normalmiş gibi bakabilmek..***** Gani Yıldız’dan:* Matbaanın geç geldiği topraklarda yaşıyorduk, üstüne bir de, “yayımlanmamış kitabın toplatıldığı ülke” olduk.* AKP’nin 2023 yılı kişi başı milli gelir hedefi 25 bin, CHP’ninki 31 bin 500 dolar. Vatandaşın “başına” bu kadar güzel şeyin geleceğine inanmak çok zor!* Kılıçdaroğlu, “YÖK’ü kaldıracağız!” diyor. Umarız Kılıçdaroğlu önce böyle deyip sonra, “YÖK’e kalkan eller kırılsın!” diyenlerden olmaz!* Koskoca Amerika “getir götür” işleriyle uğraşıyor; demokrasi getirip petrol götürüyor!* Kitapların yakıldığı baskıcı bir gelecek toplumunu anlatan 50’lerin bilim kurgu romanı “Fahrenheit 451”in yazarı Ray Bradbury bile, 2011 Türkiyesi’nde yayımlanmamış bir kitabın yok edildiğini duysa şaşardı!* Eski gol krallarımız Meclis’e girerse, ilk verecekleri ve topluma büyük yarar sağlayacak kanun teklifini tahmin etmek zor değil: “Ofsayt kaldırılsın!”
İktidar ve yandaşları yine “zafer” çığlıkları atıyor. Türkiye yine yumruğunu masaya vurdu, ağırlığını gösterdi. NATO’yu ve Amerika’yı dize getirdi, Fransa’yı devre dışı bıraktı. Libya’ya saldıran güçlerin koruma ve kollama görevini üstlenerek bununla da yetinmeyip saldırının komuta merkezini İzmir’e taşıyarak yine “tarihi bir başarıya” imza attı. Oysa işin aslı şudur:Başbakan Erdoğan Libya olayları patlak verdiğinde, henüz üç ay önce elinden “insanlık ödülü” aldığı Kaddafi’yi karşısına almak istemedi. Tabii bu ülkedeki Türk yatırımları da ister istemez Başbakan’ın elini bağlıyordu.Kendisini gerçekten Orta Doğu ve İslam ülkelerinin “ağabeyi” gibi gören Erdoğan, Mübarek’in aksine bu kez gizli bir telefon görüşmesi yaparak Kaddafi’yi ikna etmek istedi.Eğer Kaddafi bu “nasihati” dinlemiş olsaydı Erdoğan Batı’nın gözünde önemli bir puan kazanacaktı. Ancak Kaddafi Erdoğan’ı dinlemedi bile.İşler çığırından çıkmaya başlama eğilimi gösterince Batı petrol kaynaklarını kaybetme korkusu içinde NATO’nun müdahale etmesini dillendirmeye başladı.Avantajın elinden kaçabileceğini gören Erdoğan, hiç düşünmeden ve belli ki danışmadan ani bir çıkış yaptı. “Bu ne saçmalık yaaaa. NATO’nun Libya’da ne işi var?” dedi.Ancak beklenmedik bir şey oldu. Amerika ve müttefikleri çok hızlı bir çalışma yaparak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden “Libya’ya müdahale” kararı çıkarıverdiler.Bu, Erdoğan ve kurmayları için de bir şok oldu. Birleşmiş Milletler kararına çaresiz boyun eğdiler.Ve biliyorsunuz ardından yine beklenmedik bir anda Fransız uçaklarının öncülüğünde hava harekâtı başladı.Türkiye bir anda devre dışı kalıverdi. İşte o aşamada Erdoğan’a yaptığı hata anlatıldı. Neydi bu hata?Erdoğan NATO müdahalesine karşı çıkarak aslında “kendi ayağına ateş etmiş” oldu. Çünkü eğer NATO, operasyonun yönetimini ele almazsa, Türkiye’nin söz hakkı da kalmamış oluyor. Tersine, eğer NATO operasyonu olursa Türkiye üye ülke sıfatıyla “veto hakkı” dahil pek çok yaptırımda bulunabiliyor.Şimdi iktidar “çevir kazı yanmasın” politikası uygulayarak Libya’ya gemiler gönderdi ve NATO inisiyatifi için bastırdı. Doğru sonuç başarıdır! ve zaten NATO da bunu bekliyordu.Nedeni basit. Büyük ihtimalle hava operasyonlarına kara operasyonuna dönüşecek ve Libya’ya asker de indirilecektir.İlk çatışmalardan ve duruma hâkim olunmasından sonra Müslüman Libya halkının kabul edebileceği askeri birliklerin ülke güvenliğini sağlaması gerekecektir.Bu asker de Türk askeri olacaktır. Sonuçta Erdoğan’ın dediği gibi “Libya’ya kurşun sıkılmayacaktır ” ama işgal kuvveti olarak da Türk askeri görev alacaktır. Afganistan’da da aynısını yaşıyoruz. Afganların Türk askerini çok sevdiğini gururla söylüyoruz. Evet Türk askeri güvenliği sağlıyor, Afganistan’ın kaynakları ise başkalarına akıyor.***O zaman türbanlı adayı siz gösterinBazen CHP’yi anlamakta çok zorluk çekiyorum. Durup dururken öyle bir şey yapıyor ki, hasarı temizlemek çok uzun zaman alıyor ve hatta enkazın bir bölümü hiç kaldırılamıyor.İşte son örnek. Sanki çok lazımmış gibi “Meclis’e türbanlı bir milletvekili seçilirse, CHP’nin buna karşı çıkmayacağı” açıklandı.Bu nasıl politikadır anlamak mümkün değil. AKP ’yi sıkıntıya sokan bir konuda bu kadar yardım yapmak akılla mantıkla bağdaşır mı?Dikkat ediyor musunuz bilemiyorum, ama 15 gün öncesine kadar AKP ve yandaşları türbanlı milletvekili konusunu ağızlarına bile almıyorlardı.AKP’li olmadıkları varsayılan bazı haber kanalları ısrarla “Meclis’e türbanlı milletvekili girsin” kampanyası başlattı. Bundan cesaret alan bazı yandaşlar ancak bu kampanyadan sonra konuyu dile getirdiler.Buna rağmen Erdoğan ve yakın çevresi türbanlı milletvekili konusunda bir açık vermedi.Tam bu aşamada gelen CHP’nin “Biz engel olmayız” açıklaması Erdoğan’ın elini güçlendirdi. Artık hiç çekinmeden istediği kadar türbanlı milletvekili adayı gösterip seçtirebilir.Hayır, anlamadığım şu; madem türbana engel çıkarmayacak ve Meclis’in türbanlı kadınlarla doldurulması yolunu açacaksınız, bari türbanlı adayı siz gösterseydiniz; hiç olmazsa gururunuzla bir iş yapmış olurdunuz.***12 Eylülcüler de film yakmıştıHalit Refiğ’in “Yorgun Savaşçı” filmi 12 Eylül darbesini yapan generaller tarafından sakıncalı olarak değerlendirilmişti. Bunun üzerine “en iyi çare” olarak filmin bulunması ve “imha edilmesi” olduğu kararına varılmıştı.Film bulundu, özel bir odada yakıldı ve askerler bir filmden kurtulmanın mutluluğunu yaşadılar. Yanıldıkları şuydu ki, filmin bir kopyası daha vardı ve yıllar sonra ortaya çıktı, yayınlandı.Ama bu arada Halit Refiğ ağır darbe almış, yıllarca bir kenara itilerek yok sayılmak istenmişti. Sonunda ne kadar haklı ve doğru olduğu anlaşılmıştı ama, geçen yılları da kimse geri getiremedi.O günün askerleri gitti. Gittikleri gibi şimdi güya “ileri demokrasi” diyenlerin hesap sormasını bekliyoruz. Bırakın onlardan hesap sorulmasını, “ileri demokrasiciler” yine aynı yönteme sarıldı, tıpkı askeri darbe dönemindeki gibi. Güya “ileri demokrasi olsun” diye bu iktidara destek verenler de şimdi şaşkınmış gibi davranmıyorlar mı, işte o insanın içini eziyor.Örneğin referanduma giden süreçte “yetmez ama bülteni” gibi çıkan bir gazete şimdi çok öfkeliymiş gibi yayın yapıyor. Sormak lazım “Yetti mi anacım?”***Sosyalist bir şeyler6-7 genç İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki Fransa Konsolosluğu’nun önüne kendilerini zincirlemişler. Pankart asmışlar, Fransa’nın Libya’ya saldırısını kınıyorlar. İmza da Sosyalist diye başlayan bir şeyler. Galiba şu meşhur “yetmezci sosyalistler.”Hepsi gencecik, belli ki pek de cahiller, referandum sürecindeki gibi. Oysa biri hatırlatmalı, demeli ki “Çocuklar siz gazete okumuyor TV izlemiyorsunuz galiba. Fransa Türkiye’nin büyük başarısı sayesinde devre dışı kaldı, yerine Türkiye oturdu, üstelik saldırının komuta merkezi de İzmir. Siz yanlış yerde eylem yapıyorsunuz.”Bırakın sosyalistliği, bunlar sosyalist kelimesinin bile canına okuyorlar ya. Güler misin ağlar mısın?***ÖSYM, YGS sorularının sınav sonrasında para karşılığı basına dağıtılacağını açıklamış. Dağıtımın “sınav sonrasında” yapılacağını garanti ettikleri sürece sorun yok! (Gani Yıldız)
Dışişleri Bakanı Davutoğlu muhalefeti bilgilendirme turuna çıktı. Tabii talimat Başbakan’dan geldi. İlk bakışta çok hoş duruyor. İktidar önemli bir konuda muhalefete gidiyor, bilgi veriyor, fikir alıyor. Böylelikle ulusal bir konuda önemli bir güç birliği sağlanmış oluyor.Vatandaş memnun. Ülkesinin demokrasi ve hukuk kurallarıyla, karşılıklı anlayış ve nezaket içinde yönetildiğini düşünüyor.Oysa bu gerçek değil. Artık çok iyi anlıyoruz ki iktidar ne zaman sıkışsa, kendi başına çare bulamazsa ya da bir fikri olmazsa hemen bu turlara çıkıyor.İktidarın benzer tavrını Kürt açılımında da görmüştük. Yine söyleyecek sözü yoktu, plan ve proje yapmamıştı, dışarıdan gelen baskılarla bir “Kürt açılımı yapmaları” istenmişti.Çaresiz kalmıştı iktidar ve birden “turlar” başlattılar. Önce yandaş gazetecilerin ileri gelenleri ile konuşuldu, sonra yine hepsi AKP’nin yan kuruluşu gibi çalışan sivil toplum kuruluşlarına gidildi. Ardından da siyasi partilere gitmek için randevular istendi.Yandaşlar bile şaşkındı, çünkü iktidar somut hiçbir şey söylememiş, tüm tersine “Ne yapalım siz söyleyin” demişti. İşte o günden bu yana neredeyse üç yıl olacak, hâlâ bir çözüm önerisi getiren olmadığı gibi işler tamamen sarpa sardı.BDP bugün itibarıyla Güneydoğu bölgesinde “sivil itaatsizlik” eylemi başlatıyor. Eylemin kesintisiz olacağı belirtiliyor. Sonucunu kestirmek o kadar kolay değil.Gelelim tekrar bugüne. İktidar yine muhalefetten medet umuyor. Çünkü belli ki daha önce gerek Libya gerekse NATO operasyonu konusunda yapılan afralar tafralar Batı’da ilgi görmediği gibi tepki yarattı, şimdi bizden “bir şey yapmamız” isteniyor. Ki zaten bunun ne olduğunu da biraz ortaya çıktı. Bölgeye askeri gemi göndereceğiz, amaç ambargonun delinmesini önlemekmiş.“Libya’ya kurşun atmayız” da “kurşun atanları korumak için gemi göndermek” farklı mı oluyor?İktidara sorarsanız “bu kadar önemli bir konuda muhalefete de bilgi veriyoruz, fikir alıyoruz, fena mı?” diyecektir. Peki, iç olaylar kenara bırakalım “NATO Genel Sekreteri’ne onay vermeyiz” derken Türkiye’nin çıkarı düşünülerek muhalefete gidildi mi, örneğin? Ya da bu sözleri yalayıp yutup Genel Sekreter’e onay verirken kimsenin aklına “Muhalefet de bilsin Türkiye’nin ne yaptığını” demek geldi mi?Mısır’a “Halkın sözünü dinle” AB’ye “Girmeyiz haa” derken de Türkiye’nin çıkarı için muhalefete sorulmadı.İşin özü şudur: İktidarın ayağı fena dolanıyor, söyleyecek sözü, uygulayacak planı yok. O halde git muhalefete yay sorumluluğu, kurtul dertten.*****Meclis’te türbanTÜSİAD Başkanı yeni anayasa taslağında Meclis’te türbanlı kadınlar da olması gerektiğini, devlet dairelerinde de türbanlıların çalışmasından yana olduklarını söylemiş. Demokrasi gereği bu talep tabii dile getirilebilir. Ancak şunu söylemek isterim. Toplum önderleri bir fikri ortaya atarken örnek de olmalı. Örneğin ben de Beymen’in Nişantaşı, Kanyon, İstinye Park, Akmerkez gibi satış noktalarında türbanlı tezgâhtarların çalışmasını istiyorum demokrasinin gereği olarak. Ne? Yoksa yasak mı? Buralarda türbanlı çalıştırılmaması için karar mı alındı? Yok canım...*****Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden ABD Büyükelçisi, “Demokraside Türkiye’nin ilerleme katettiği gözleniyor.” demiş. Galiba Başbakan haklıydı; zira bu lafa bakılırsa Büyükelçi gerçekten acemi! (Gani Yıldız)*****Celal Doğan’a ambargoBirkaç ay önce hastanede karşılaşmıştım Celal Doğan’la. Gaziantep’in efsane Belediye Başkanı, en eski CHP’lilerden Celal Doğan Baykal’la düştüğü anlaşmazlık nedeniyle CHP’den ayrılmıştı ama siyasetten uzak değildi. Hastane kafeteryasında uzun sohbet etmiştik, siyasette yapmak istediklerini anlatmıştı.Dün Celal Doğan’la ortak bir dostumuzla karşılaştığımda “Gördün mü yakınlarda Celal Bey’i, siyasette var mı?” diye sordum. “Hiç sorma morali bozuk” dedi.Meğer Celal Doğan Baykal’ın genel başkanlığı bırakmasından sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile konuşup partiye tekrar dönmek istediğini söylemiş. Daha sonra da Genel Merkez’e başvurarak dilekçesini vermiş. Aradan 4 ay geçmiş. Hâlâ bir cevap gelmemiş.Ortak dostumuz “Celal Bey, Gaziantep’te ön seçim olacağı için adaylığını koymaya hazırlanıyordu, ama CHP bir türlü üyeliğini onaylamadığı için şimdi bunu da yapamıyor. Böyle ambargo olur mu?” diye sordu haklı olarak.Celal Doğan’a “Biz seni yeniden üye yapmıyoruz” demek bu kadar mı zor? CHP yönetimi neden insanları kırıp dökerek yürümeyi tercih eder ki?*****Son sıradan adaylık talebiAnkaralı genç bir okurum Engin Balım CHP’ye milletvekili adayı olmak için başvuruduğunu belirterek “Ama ben son sırada gösterilmek istiyorum” diyor.Balım birçok ünlü iş adamı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, emekli bürokratın önümüzdeki seçimde CHP’den aday olmak isteyeceklerini belirterek “Bu kişiler ilk sırada olmayı hak ettiklerini düşünecekler ve geriye düşerlerse isyan edeceklerdir” dedikten sonra şunu söylüyor;“Vermek istedi ğim mesaj CHP’den sonuncu sıradan aday olabilmenin, büyük bir övünç kaynağı olduğunu hatırlatmaktır. O nedenle 29 yaşında 6 yıllık aktif bir CHP üyesi ve parti içi demokrasi direnişçisi olarak son sıraya talibim. Aday gösterildiğim takdirde, örgütümüze sözüm, ilk sıradan aday yapılan arkadaşlarımdan daha çok çalışacağım.” Balım, aday adaylığı ücreti olan bedeli ise partili arkadaşlarından topladığını söylüyor.Bilemem artık bu tavrı Balım’ı daha üst sıralara taşır mı?*****Hocam başlığı da şok diye atKadir Has Üniversitesi’ndeydim dün. Cem Haydar Bektaş bilişim konusunda dersler veriyor. Her derste bir de konuyla ilgili konuk davet ediyormuş. konu sosyal medya idi. Öğrencilere 35 yılda medya teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeleri anlattım. Şu anda hiçbirinin bilmediği faks, telsiz, çağrı cihazı, araba telefonunun hayatımıza ilk girdiğinde bizleri nasıl şaşırttığını örneklerle sundum. Daha sonra soruları cevaplamaya çalıştım. Dersin sonunda bir öğrenci “Konu dışı sormak istiyorum” dedi ve “Meclis’te türbanlı bir milletvekili olmasını ister misiniz?” diye sordu.Gülmeye başladım, esprili ama heyecanlı bir sesle “Bunu niçin soruyorsun, örneğin neden bir Hristiyan veya Yahudi milletvekili olmasını ister misin demiyorsun da ille türbanlı diye soruyorsun” dedim. Ardından ekledim “Ayrıca benim ne düşündüğüm niye önemli, tabii bir de cevabı evet ya da hayır olabilecek sorularla insanları sıkıştırmak iyi bir şey mi?” diye sordum. Başta öğrenci olmak üzere bütün salon gülmeye başladı, ben de “Gülme, haydi sen cevapla bakalım” deyince “Hocam” dedi “Vallahi şoktayım, aklıma bu gelmedi, ama işte bunu yazın, başlığını da şok diye atın” demez mi?Çok keyifli bir gün geçirdim. Bu arada Cem Haydar Bektaş da CHP’den aday adayı olabilir. Bilgi birikimi, donanımı ve projeleri ile yararlı olacağına inanıyorum.
ANALİZİktidar 8 yıllık döneminde ilk kez bu kadar sıkıntılı günler yaşıyor. Libya olayı AKP’nin kimyasını bozdu. Belli ki hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kaldılar ve şimdi işin içinden nasıl çıkacaklarını bilemiyorlar.Bu saptamayı yapan sadece ben ya da muhalifler değil, bu defa yandaş kalemlerin de zihni karıştığı için karman çorman yazılar yazıyorlar, ekranlarda çelişkili ifadeler kullanıyorlar.Adeta “dünyaya nizam veren” başbakan edasıyla özellikle iç politikada çok prim yapan Başbakan Erdoğan Libya olayında gerçeği görünce galiba ne diyeceğini de şaşırdı.Üç hafta önce “Bu ne saçmalık, NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye soran Erdoğan şimdi NATO’nun duruma müdahale etmesini istiyor.Oysa çıplak gerçek şudur; Başta ABD olmak üzere, ileri gelen NATO üyesi ülkeler, BM’den kendi kendilerine bir karar çıkartarak Libya’ya askeri müdahale yaptılar. Artık ne kimseyi dinlemek ne de ikna etmek gibi bir düşünceleri var.Türkiye’nin sözde çabası yalnızca iç politikaya yöneliktir. Nitekim Başbakan Erdoğan merakla beklenen açıklamalarında önemli bir şey söyleyemedi. Herhalde Libya’da sivillerin ölmemesini istemek, bölgede “güçlü ağabey” olmaya soyunduğunu söyleyen bir ülke için çok da iç açıcı bir müdahale sayılmaz.Bana göre Erdoğan, ayaklarının dolanmakta olduğunun sinyalini pazartesi gecesi verdi. Suudi Arabistan’dan döndükten sonra “acil zirve” toplantısı yaptı. Beklenti bir açıklama için medyanın karşısına çıkmasıydı. Ancak araya “Obama ile telefon konuşması” girdi. Gece yarısı Başbakan’ın Obama ile görüştüğü bilgisi verildi. Ama açıklama gelmedi.Başbakan açıklamayı bir gün sonraya, grup toplantısına bırakmıştı çünkü. Grup toplantısını bekledik, çok ciddi bir açıklama gelmedi.Bu durumda muhalefetin “Obama ile konuşmadan tavır belirleyemedi, Obama ile konuştuktan sonra da çok yumuşaktı” şeklindeki eleştirileri göğüslemek durumunda kalacaktır.Burada temel etken, bölgemizde yaşanan olayları, seçime giden Türkiye’de iç politika malzemesi yapmaya çalışılmasıdır. AKP dış politikayı iç politika malzemesi yapmaya çok alıştı. Çünkü, dünya devleri, kendilerine bir sıkıntı yaratmadıkça, bir ülkenin kendi kendine havaya girmesine hiç ses çıkarmazlar.Başbakan’ın İsrail’e “ayar” vermesi, Mübarek’e “halkının sesini dile” demesi, AB’yi azarlaması, Başkan Obama’ya “akıl” vermesi bu ülkeleri rahatsız etmez. Rahatsız etmez ama, bu tavırlar Erdoğan’ın iç politikadaki itibarını artırır.Ancak Libya farklı. ABD ve Batı’nın bu ülkede ciddi çıkarları var ve görüldüğü gibi ne hak ne hukuk tanıyarak topyekün saldırıya geçmekten hiç çekinmediler.Bu aşamada Türkiye’nin Libya’ya asla silah doğrultmayacağını açıklaması hiçbir şey ifade etmez. Sonuçta Türkiye de, güya Birleşmiş Milletler kararına uyarak Libya’daki saldırıya ortak durumda.Libya Libyalılarındır, bombalama işgale dönüşmesin, Libya halkı geleceğini belirlesin gibi “tavır koymalar” Batı’da hoş bir yankı yapar sadece, o kadar.*****ÜZÜLDÜMMehmet Haberal’a hakaretPazar günü Ulusal Kanal’da katıldığım bir programda Mehmet Haberal’ı eleştirerek özetle şu görüşü dile getirdim; “Haberal dik duramıyor, arkadaşları hapisteyken, o hastanede kalabilmek için çok çaba harcadı, ama gördüğüm kadarıyla hastanede keyfi yerindeymiş. İki doktor sırf Haberal’la dayanışma için raporlarında ısrar ettiler ve hapse girdiler, Haberal bunu da mı görmüyor? Şimdi CHP aday yapacakmış, Haberal aday olursa en azından ben oy vermem.”Heyecanlı konuşmanın sonunda maksadı biraz aşarak “ne bilim adamıymış, o zaman dünya tıp uzmanları ona destek versin” de dedim.Kastım şudur: “Darbeci gibi bir suçlamayla karşı karşıya kalırsanız ya bunu kabul edeceksiniz ya da onurlu biçimde dik duruş sergileyecek ve mücadele edeceksiniz. Hastanelerde kalarak, gün kazanarak mücadele olmaz. Hele gönül birliği yaptığınız kişiler hapisteyken, ölümcül durumda bile olsanız direneceksiniz.”Haberal’ın oğlu dün bir mesaj gönderdi. Babası ile ilgili görüntülerin ilk tutuklanma günlerinde çekildiğini, medyanın konuyu çarpıttığını söylüyor. Resimlerin de tarihini eklemiş mesajına. Doğrudur, karşı çıkmıyorum. Haberal’ın “bilimsel” kimliğine söylediklerimin o anın heyecanı olduğunu üzülerek belirtmek ve özür dilemek isterim. Ancak dik ve onurlu duruş konusunda ikna olmam biraz zor.*****BUNU YAZMAM GEREKE pes yaniCHP bir bedelli teklifi verdi, iktidar ve yandaş medya ayağa kalktı. “Bu bir seçim yatırımıdır, ayıptır, ahlak dışıdır” diye. Seçime giderken ne yapacaktı ki muhalefet, tabii ki seçim vaatlerini açıklayacak. Oysa iktidarın durumu farklı. Elinde devletin gücü ve hazinesi var. Seçim sonrası için vaatte bulunmasına gerek yok. Açıyor kasanın ağzını, bol keseden dağıtıyor, ama yandaşların hiçbiri “bu seçim yatırımıdır” demiyor. İşte dün Sanayi ve Ticaret Bakanı esnafın 270 milyon liralık faiz ve cezasının silindiğini toplam 590 milyon liralık borç için yapılandırmaya gidildiğini açıkladı.Neden? Çünkü seçime gidiyoruz. Bu seçim vaadi değil, seçim rüşvetidir. Ancak AKP ve yandaşlarının seçim öncesi gözleri öylesine karardı ki, muhalefetin her adımını karalarken bu rüşvetleri göklere çıkarıyorlar. Seçime kadar bakalım daha ne rüşvetler dağıtılacak.*****KAFAMI BOZAN ŞEYLERÜstü açık klozetin yanında yatmakSilivri’den hiç hoş haberler gelmiyor. Tutuklu olan bazı gazeteci dostlarımız “çok zor günler” geçiriyor. İşin kötüsü, ne kadar feryat ederlerse etsinler seslerini duyurmakta da zorluk çekiyorlar.Geçen hafta Tuncay Özkan’dan bir mektup aldım. Bana özel yazıldığı için aynen yayınlamak istemedim. Ama haklı bir feryadı dile getirdiğini söylemeliyim. Özkan iki yılı aşkın süredir tutuklu olmasına rağmen hâlâ suçunun tam olarak ne olduğunu öğrenemediğini ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığını belirtiyor.Mektubu Özkan’ın ailesi aracılığı ile aldım. Nasıl olduğunu sordum, sorduğuma da pişman oldum. “Tuncay bunları söylemek istemiyor ama, Balbay’la birlikte tam bir işkence çekiyorlar” denildiğinde canım çok sıkıldı.Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’la birkaç tutuklu daha görülmemiş biçimde tecrit edilmiş durumda. 8 metrekarelik bir hücrede tutuluyorlar. Hücrede bir yatak ile alafranga tuvalet var. Tuvaletin klozet kapağı yok. Klozet yatağın tam yanında somya ile bitişik. O şartlarda başları neredeyse klozete değecek biçimde uyumak dahil bütün günlerini geçiriyorlar.Tuncay Özkan’ın vücudunun çeşitli yerlerinde kirli sarı lekeler belirmiş, safra kesesi olmadığı için sürekli serum alması gerekiyor ama ailesi serumun doğru verilip verilmediğinden şüpheli, ayrıca o kirli sarı lekelerin sırrı da çözülemiyor.Medya ise hâlâ “Adalete güvenelim, suçsuzlarsa hak yerini bulur” diye kendini avutuyor.
ANALİZABD’nin ve Avrupa ülkelerinin, arkalarına neredeyse tüm İslam ülkelerinin desteğini alarak Libya’ya karşı saldırıya geçmesinin Türkiye’deki yansımalarını hayret ve ibretle izliyorum.Ekranlara çıkanlar, eli kalem tutanlar bir demokrasi tutturmuş gidiyorlar.Bu kadar kör, bu kadar mantıksız olabilir miyiz?Evet Kaddafi bir diktatör. 40 yılı aşkındır ülkesinin tepesinde oturuyor. Ülkesinin ve halkının kaynaklarını da kendi yararına kullanıyor.Ancak tüm bunlara rağmen Batı ülkelerinin başlattıkları askeri saldırıya “demokrasi kılıfı” uydurmaya kalkmak sadece komikliktir.Dünyada aklı başında olan herkes biliyor ki, Libya saldırısının tek amacı vardır, o da ülkenin petrol kaynaklarını korumak ve sahiplenmek.Bugüne kadar, iyi kötü Kaddafi ile işbirliği yapan ve böylelikle petrolü kendi malı gibi kullanan Batı ülkeleri artık köhnemiş diktatörden kurtulmak ve kaynaklara direkt el koymak istiyor.Biraz geriye gidelim. Çok değil bir yıl önce “özgür dünyanın!” Libya ve Kaddafi ile bir sorunu var mıydı?Yoktu. Tam tersine, yıllar önce yapılan ABD saldırısından sonra adeta kuzuya dönen Kaddafi el üstünde tutuluyordu.Hani ülkeye gitse şanla şerefle karşılanıyor, Batı, başkentlerinin göbeğine “çadır kurdurmasını” ve etrafında “develerin gezinmesini” gülümsemeyle, hoşgörüyle seyrediyordu.Bütün batı ülkeleri Kaddafi’ye başta silah olmak üzere mal satmak için yarışıyor, örneğin İtalya Başbakanı Berlusconi daha da ileri giderek Kaddafi’nin elini bile öpüyordu. Fransa’nın durumu farklı mı?Şimdi her ikisi de kendi sattıkları silahları bombalıyor Libya’da.Libya elbette demokratik bir ülke değil. Ama Irak, İran, Suriye’deki gibi rejim muhaliflerinin işkencelerden geçirildiği, muhalefetin sindirildiği bir ülke de değil.Çünkü Libya’da bildiğimiz gibi bir devlet yok. 5-6 aşiret var ve bu aşiretler Libya’nın yönetimini Kaddafi’ye teslim etmişler, kendileri de paylarını alıyorlar.Kuzey Afrika coğrafyasında başlayan olaylar bir şekilde Libya’ya da sıçratıldı. Sonuç beklendiği gibi olmadı ve Kaddafi biraz sendeledikten sonra duruma hâkim olmaya başladı.Batı’nın hesabı tutmayınca da operasyon başlatıldı. Bunu bilelim sadece. Libya’ya demokrasi getirileceği ise sadece safsatadan ibarettir.*****ŞAŞIRDIMİki medya olayıSon günlerde aklıma takılan ve şaşırtan iki medya olayı var. Birincisi; her ne kadar tüm İslam ülkeleri Libya’ya saldırıyı destekliyor olsa da, operasyona fiilen katılan tek Müslüman ülke var.O da Katar. Ülkenin şeyhi bir Müslüman ülkenin bombalanmasına iştahla katılmaktan pek rahatsız olmuyor demek ki.Medya olayı ise şu; en büyük medya gruplarımızdan birinin önemli ortağı Katar Şeyhi.İkincisi; İmralı’daki hükümlü ve sözcüleri Güneydoğu’da asıl gelişmelerin seçimden sonra, temmuzda olacağını söylüyor. (Pek belli olmaz ama...) Türkiye’ye giriş yapan bir medya kuruluşu var. El Cezire TMSF’den Cine-5’i aldı. Bu kanal özellikle İslam ülkelerindeki kalkışmaları tahrik ve teşvik etmekle suçlanıyor.Tesadüftür ki El Cezire’nin yayına başlama zamanı temmuz...*****BUNU YAZMAK GEREKBiri çıkıp “Türkiye’ye müdahale edin” derse...Dış politika çok çetrefillidir. Diplomasi bu çetrefilli durumlardan en az hasarla çıkabilme sanatıdır. Diplomaside yapacağınız bir yanlış ülkenizi beklenmedik sıkıntılara sokabilir.Son günlerin en flaş gelişmesi olan Libya’ya saldırı konusunda Türkiye’nin politikası doğru mu değil mi?Libya’da olaylar başladığında iktidar Türkiye’nin dış politikasını “Kaddafi’nin derhal gitmesi” ilkesine göre belirledi. Başbakan bunu “halkının tepkisini dikkate al” uyarısı yaparak belirtti.Daha sonra bir NATO müdahalesi söz konusu olunca Başbakan çok sert bir çıkış yaparak “Böyle saçmalık olmaz” dedi.Ancak iş NATO operasyonundan çıktı ve Birleşmiş Milletler kararına dönüştü. Türkiye de bu durumda “Birleşmiş Milletler kararına uyacağını” açıkladı.Şimdi duruma bakalım. Libya’da devlet yönetimine karşı bir kesim ayaklandı. İktidar bu ayaklanmayı bastırmak için güç kullanmaya başladı. Batı ülkeleri ise “Devlete karşı ayaklanmayı bastırmak için güç kullanamazsın, aksi takdirde ben sana karşı askeri güç kullanırım” dedi.Böylelikle askeri saldırı Birleşmiş Milletler kararı ile “meşru” hale getirildi. Türkiye bu meşruiyete karşı çıkmadı.Kaddafi ise Batı’nın bu tehdidine aldırmadı. Bunun üzerine Amerikan, Fransız, İngiliz ve Katar bombaları Libya’yı vurmaya başladı.Gelelim Türkiye’ye. Müslüman bir ülkeye yapılan saldırı, Müslüman kimliği ile İslam ülkelerinde lider olmaya çalışan Türkiye tarafından da tanınıyor ve destekleniyor.Ancak madalyonun öteki yüzüne bakalım bir de. PKK terör örgütü, Güneydoğu’da hemen her gün bir olay çıkarıyor. Bunun için masum halkı ve çocukları da kullanmaktan çekinmiyor.Yapılan açıklamalara göre gösterilerin artması ve hatta şiddetlenmesi de büyük olasılık.Böyle bir durumda devlet, kalkışma niteliğindeki bu gösterileri bastırmak için şiddet de kullanmak zorunda kalabilir. Olayların sürmesi ve geniş bir alana yayılması halinde bunların bastırılmasının da zor olacağı ortada.Bu olaylar sürerken, birileri Birleşmiş Milletler’e başvurup da “Türkiye’de devlet kendi topraklarında uçaklar uçuruyor, tanklarını sürüyor ve kendi halkını öldürüyor, Türkiye’ye askeri müdahalede bulunun” derse ne olacak?Libya’daki askeri müdahaleye gözü kapalı destek vermenin bu tür bir sonuca da yol açabileceğini asla unutmamamız gerek.*****MERAK ETTİKLERİMYüz yıllık hasret de nedir?Başbakan Erdoğan Cidde’deki Ekonomik Forum’da konuştu. Şaşırtıcıydı. Çünkü Erdoğan bir uluslararası toplantıda olduğunu unutup “İcraatın içinden” programı yaptı. Araplar bu sayede AKP’nin Türkiye’de duble yol yaptığını öğrenmiş oldu.Geçelim. Ancak Erdoğan’ın konuşmasında çok ilginç bölümler vardı.Öncelikle Arap ülkelerine Türkiye Cumhuriyeti’ni şikâyet etti. Cumhuriyet’in 79 yılda hiçbir şey yapamadığını ama kendilerinin 8 yılda çok şey başardıklarını anlattı.Sonra döndü Araplar’a “Sizleri ülkemize sokmadılar, sizler de bu yüzden Amerika’da, Avrupa’da yatırım yaptınız. Ama şimdi durum değişti. Yüz yıllık bir hasreti bitiriyoruz” dedi.100 yıl geriye gidince şunu görüyoruz. O sırada Osmanlı İmparatorluğu olmasına rağmen, emperyalizme karşı mücadele başlamış. Dünya birleşmiş, Osmanlı’ya saldırıyor. Müslüman Araplar da Osmanlı’yı sırtından vuruyor. Ardından Kurtuluş Savaşı ve devrimler, sonunda da genç Türkiye Cumhuriyeti. İşte yüz yılın hikâyesi bu.Bitecek olan “hasret” neyin nesi?*****HSYK, “İnsanlık Anıtı”nın yıkılması kararının yürütmesini durduran hâkimi düz üye; yürütmeyi durdurma kararını kaldıran üyeyi de başkan yapmış. Siyasallaşan hukuk görmüştük ama buna olsa olsa “sanatsallaşan” hukuk denir! (Gani Yıldız)
OKURLA SOHBETLERSevgili okurlar; seçimlere hızla yaklaşıyoruz. Aday adaylığı süreci tamamlanıp listelerin de açıklanmasından sonra gerçek anlamda seçim atmosferini yaşamaya başlayacağız. Şu sıralar birkaç yerde yapılan mitingler dışında “Türkiye’nin seçime gittiğini gösteren” heyecanlı bir gelişme pek yok. Ancak bu hava 20 gün kadar sonra değişecektir. Ondan sonra yaşayacağımız gelişmeler seçimin sonucunu da tayin edecektir.Önemli sorun adaylıkŞu sıralar partileri en çok ilgilendiren konu adaylıklar. Kimsenin gözü başka bir şey görmüyor parti genel merkezlerinde. Varsa yoksa listelerde “seçilecek sırada” yer kapabilmek. Asıl kıyamet ondan sonra kopacak. Barajı aşacağına kesin gözüyle bakılan üç partinin dışında kalanlar ise henüz mantıklı ve akılcı bir proje üzerinde ittifak sağlayabilmiş değil. Partiler küçük ama belli ki egolar çok büyük, bu nedenle hareket edemiyorlar.AKP’nin yeni planıHafta sonunda “biz küçük partiyiz” diyen bir parti genel başkanından aldığım çok ilginç bir bilgiyi sizlerle de paylaşmak istiyorum. Çünkü bu konu, eğer AKP başarılı olursa baraj altı kalacağı kesin partilerin ittifak kurma hesaplarını da altüst edecektir. AKP bu seçimlere mahsus olmak üzere baraj altında kalacağı kesin bütün partilerden bir ya da birkaç kişiyi kendi listelerinden aday göstermeye hazırlanıyormuş. Bu şimdilik gizliymiş.Demokrasi adınaAKP kurmayları bu projeyi “büyük demokrasi hareketi” olarak adlandıracaklarmış. Türkiye milletvekilliği sistemi kurulamadığı için, meclis dışı kalan partilere bu yöntemle bir kapı açılmak isteniyormuş. Baraj altında kalan partilerden seçileceklere “Meclis’teki yemin töreninden hemen sonra arzu edenler kendi partilerine dönsün” mesajı verilecekmiş. Dahası aslında istenen de herkesin kendi partisine gitmesiymiş.Bir taşla kaç kuş?AKP’li kurmayların “Yaprak Operasyonu” adını verdikleri bu “AKP’de ittifak” projesinin asıl amacı şuymuş; AKP yüzde 50’ye yakın oy alarak 367’yi de geçen milletvekili sandalyesi kazanacağına inanıyor ve bu çoğunlukla da anayasayı yeniden yazmaya hazırlanıyor. Yeni anayasanın “daha geniş katılımlı” dolayısıyla “daha demokratik” görünmesi için Meclis’te 8-9 partinin temsil edilmesinin iyi olacağı düşünülmüş.İşte konsensüsAKP kurmayları, bu yöntemle yüzde 0 nokta 2’lik bir partinin bile temsilcisini Meclis’e sokacağı için hazırlanacak yeni anayasanın toplumun neredeyse tamamının katılımıyla yapılacağını anlatarak özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin desteğini alacağına inanıyormuş. Tabii işin AKP için asıl yararı, bu yöntemle partinin oylarının da yüzde 50’nin bile üzerine çıkma potansiyelinin yakalanması. Anayasa işin sadece kılıfı.Küçük partiler ne der?AKP’nin şimdilik kamuoyundan gizlenen bu projesini hangi küçük partilerin yetkilileriyle paylaştığını bilemiyorum. Ancak özellikle sağda bulunan bazı partilerin bu yöntemi desteklemeleri şaşırtıcı olmaz. Bu yolla Meclis’e girdikleri gibi kritik anlarda iktidara destek vererek karşılığında bazı tavizler koparmayı düşünebilirler. Sol ya da ortadaki partilerin ise öneriye daha temkinli yaklaşacaklarını tahmin ediyorum.CHP ve MHP de yapabilirElbette bu bir siyasi proje ve belki CHP ile MHP de benzer bir yönteme başvurabilir. Bu durumda barajı aşamayacak partilerin hem pazarlık gücü artar hem de yüzde 10 barajı nedeniyle kendi partilerinden uzaklaşan ya da seçime katılmayan milyonlarca kişi harekete geçer. Böylelikle belki de bir türlü hayata geçirilemeyen ittifaklar partiler arası rekabetle beklenmedik çok ilginç gelişmelere neden olabilir.CHP’deki yükselişSevgili okurlar, bu sohbetimde biraz da CHP’deki gelişmelerden söz etmek istiyorum. Şunu belirtmeliyim ki CHP’de gözle görünür bir hareketlenme var. Özellikle Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun müthiş bir enerjiyle her yere yetişmesi partilileri de heyecanlandırıyor. İlk kez katıldığım bir CHP seçim gezisinde vatandaşın umut ve beklentilerini yakından gözleme olanağı buldum. Beklenti CHP’ye oy olarak katkı sağlayabilir.Vaatler tutuyorCHP 8 yıllık AKP iktidarı tarafından hep “muhalefet yapamamak” veya “hiçbir proje üretememekle” suçlanıyordu. Oysa CHP ortaya iki proje attı, ikisi de hem toplumdan büyük ilgi gördü hem de iktidar partisinin dengesini bozdu. Aile sigortası AKP’yi şaşırtırken, taşeron işçiliğin sona erdirileceği vaadi de AKP’de ciddi travma yarattı. Çünkü bu iki proje de geniş yığınları ilgilendiriyor ve ikisi de ciddi taraftar buldu.Bir de bedelli askerlikCHP’nin iki ekonomik projesinin yanı sıra, bedelli askerlik konusunda verdiği kanun teklifi de AKP’de sıkıntı yarattı. Konuştuğum bazı AKP’liler “Başbakan bunu yapacaktı, ama nedense bekletti, belki seçim öncesi söyleyecekti, çok önemli bir kozu kaybettiği gibi şimdi bir de karşı çıkar konuma geldi, bu bize çok hasar verecek” dediler. Demek ki CHP biraz kıpırdasa bile toplumda bunun karşılığı olduğu gibi iktidarı da tedirgin ediyor.WikiLeaks belgeleriGeçen haftanın flaş gelişmelerinden biri de Taraf Gazetesi’nin WikiLeaks belgelerini yayınlamaya başlaması oldu. Taraf bu belgeleri nasıl seçip hangi sırayla ve ne kadarını yayınlayacak şimdilik bilmiyoruz. Ancak ne olursa olsun, yayınlanacak belgelerin iktidarı çok sıkıntıya sokacağı kesindir. Zaten bu nedenle kimi yandaş yazarlar Taraf’a veryansın etmeye başladılar bile. Ama sonuçta bu, Taraf Gazetesi; temkinli olmakta yarar var.Cezaevindeki eziyetBu hafta içinde sizlere Silivri Cezaevi’ndeki tutuklularla ilgili bazı bilgiler vereceğim. Şu anda çoğu haklarındaki suçlamaların ne olduğunu bile tam olarak bilmeyen birçok gazeteci, yazar, akademisyen tutuklu durumda. Özellikle medya bunlardan sadece birkaçı için sesini yükseltirken, içerde yaşanan insanlık dramına nedense çok fazla eğilmiyor. Oysa içerdekilerin dramı aynı zamanda Türkiye’nin onurunun da çiğnenmesidir.Biraz da sporSevgili okurlar; Galatasaray’ın yeni stadını bir gece yarısı gezdikten sonra izlenimlerimi sizlerle de paylaşmıştım. O yazının son cümlesinde “Galatasaray muhteşem bir eser yaratmış, hem kendi adına hem ülkemiz adına. Ne kadar övünseler azdır. Burada kimbilir ne başarılar kazanacaklar. Ama bu stada bir gün Fenerbahçe de gelecek. O zaman ne olacak?” diye yazmıştım. “Ben demiştim” demeyi sevmem ama... Sonuç ortada.Ve Aykut Kocaman’aFenerbahçe yabancı antrenör sevdasından vazgecip başarılı bir yerli çalıştırıcı ile anlaştığında buna çok sevinmiştim. Aykut Kocaman ilk yarıda ve özellikle yurt dışı maçlarda çok eleştirildi. Ama inancım onun başarılı olacağı yönündeydi. Nitekim öyle oldu. Bugüne kadar hiç yazmadım ama küçük bir ricam var Kocaman’dan; “Hocam ciddiyet çok önemli, disiplin de. Ama ne olursun ara sıra gülümse. Hiç olmazsa gollerden sonra...”Hepinize iyi haftalar.