Plan olmayınca tura çıkıyorlar

Haberin Devamı

Dışişleri Bakanı Davutoğlu muhalefeti bilgilendirme turuna çıktı. Tabii talimat Başbakan’dan geldi. İlk bakışta çok hoş duruyor. İktidar önemli bir konuda muhalefete gidiyor, bilgi veriyor, fikir alıyor. Böylelikle ulusal bir konuda önemli bir güç birliği sağlanmış oluyor.

Vatandaş memnun. Ülkesinin demokrasi ve hukuk kurallarıyla, karşılıklı anlayış ve nezaket içinde yönetildiğini düşünüyor.

Oysa bu gerçek değil. Artık çok iyi anlıyoruz ki iktidar ne zaman sıkışsa, kendi başına çare bulamazsa ya da bir fikri olmazsa hemen bu turlara çıkıyor.

İktidarın benzer tavrını Kürt açılımında da görmüştük. Yine söyleyecek sözü yoktu, plan ve proje yapmamıştı, dışarıdan gelen baskılarla bir “Kürt açılımı yapmaları” istenmişti.
Çaresiz kalmıştı iktidar ve birden “turlar” başlattılar. Önce yandaş gazetecilerin ileri gelenleri ile konuşuldu, sonra yine hepsi AKP’nin yan kuruluşu gibi çalışan sivil toplum kuruluşlarına gidildi. Ardından da siyasi partilere gitmek için randevular istendi.

Yandaşlar bile şaşkındı, çünkü iktidar somut hiçbir şey söylememiş, tüm tersine “Ne yapalım siz söyleyin” demişti. İşte o günden bu yana neredeyse üç yıl olacak, hâlâ bir çözüm önerisi getiren olmadığı gibi işler tamamen sarpa sardı.

BDP bugün itibarıyla Güneydoğu bölgesinde “sivil itaatsizlik” eylemi başlatıyor. Eylemin kesintisiz olacağı belirtiliyor. Sonucunu kestirmek o kadar kolay değil.
Gelelim tekrar bugüne. İktidar yine muhalefetten medet umuyor. Çünkü belli ki daha önce gerek Libya gerekse NATO operasyonu konusunda yapılan afralar tafralar Batı’da ilgi görmediği gibi tepki yarattı, şimdi bizden “bir şey yapmamız” isteniyor. Ki zaten bunun ne olduğunu da biraz ortaya çıktı. Bölgeye askeri gemi göndereceğiz, amaç ambargonun delinmesini önlemekmiş.

“Libya’ya kurşun atmayız” da “kurşun atanları korumak için gemi göndermek” farklı mı oluyor?

İktidara sorarsanız “bu kadar önemli bir konuda muhalefete de bilgi veriyoruz, fikir alıyoruz, fena mı?” diyecektir. Peki, iç olaylar kenara bırakalım “NATO Genel Sekreteri’ne onay vermeyiz” derken Türkiye’nin çıkarı düşünülerek muhalefete gidildi mi, örneğin? Ya da bu sözleri yalayıp yutup Genel Sekreter’e onay verirken kimsenin aklına “Muhalefet de bilsin Türkiye’nin ne yaptığını” demek geldi mi?

Mısır’a “Halkın sözünü dinle” AB’ye “Girmeyiz haa” derken de Türkiye’nin çıkarı için muhalefete sorulmadı.
İşin özü şudur: İktidarın ayağı fena dolanıyor, söyleyecek sözü, uygulayacak planı yok. O halde git muhalefete yay sorumluluğu, kurtul dertten.

*****

Meclis’te türban

TÜSİAD Başkanı yeni anayasa taslağında Meclis’te türbanlı kadınlar da olması gerektiğini, devlet dairelerinde de türbanlıların çalışmasından yana olduklarını söylemiş. Demokrasi gereği bu talep tabii dile getirilebilir. Ancak şunu söylemek isterim. Toplum önderleri bir fikri ortaya atarken örnek de olmalı. Örneğin ben de Beymen’in Nişantaşı, Kanyon, İstinye Park, Akmerkez gibi satış noktalarında türbanlı tezgâhtarların çalışmasını istiyorum demokrasinin gereği olarak.

Ne? Yoksa yasak mı? Buralarda türbanlı çalıştırılmaması için karar mı alındı? Yok canım...

*****

Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden ABD Büyükelçisi, “Demokraside Türkiye’nin ilerleme katettiği gözleniyor.” demiş. Galiba Başbakan haklıydı; zira bu lafa bakılırsa Büyükelçi gerçekten acemi! (Gani Yıldız)

*****

Celal Doğan’a ambargo

Birkaç ay önce hastanede karşılaşmıştım Celal Doğan’la. Gaziantep’in efsane Belediye Başkanı, en eski CHP’lilerden Celal Doğan Baykal’la düştüğü anlaşmazlık nedeniyle CHP’den ayrılmıştı ama siyasetten uzak değildi. Hastane kafeteryasında uzun sohbet etmiştik, siyasette yapmak istediklerini anlatmıştı.

Dün Celal Doğan’la ortak bir dostumuzla karşılaştığımda “Gördün mü yakınlarda Celal Bey’i, siyasette var mı?” diye sordum. “Hiç sorma morali bozuk” dedi.

Meğer Celal Doğan Baykal’ın genel başkanlığı bırakmasından sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile konuşup partiye tekrar dönmek istediğini söylemiş. Daha sonra da Genel Merkez’e başvurarak dilekçesini vermiş. Aradan 4 ay geçmiş. Hâlâ bir cevap gelmemiş.

Ortak dostumuz “Celal Bey, Gaziantep’te ön seçim olacağı için adaylığını koymaya hazırlanıyordu, ama CHP bir türlü üyeliğini onaylamadığı için şimdi bunu da yapamıyor. Böyle ambargo olur mu?” diye sordu haklı olarak.

Celal Doğan’a “Biz seni yeniden üye yapmıyoruz” demek bu kadar mı zor? CHP yönetimi neden insanları kırıp dökerek yürümeyi tercih eder ki?

*****

Son sıradan adaylık talebi

Ankaralı genç bir okurum Engin Balım CHP’ye milletvekili adayı olmak için başvuruduğunu belirterek “Ama ben son sırada gösterilmek istiyorum” diyor.

Balım birçok ünlü iş adamı, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, emekli bürokratın önümüzdeki seçimde CHP’den aday olmak isteyeceklerini belirterek “Bu kişiler ilk sırada olmayı hak ettiklerini düşünecekler ve geriye düşerlerse isyan edeceklerdir” dedikten sonra şunu söylüyor;
“Vermek istedi ğim mesaj CHP’den sonuncu sıradan aday olabilmenin, büyük bir övünç kaynağı olduğunu hatırlatmaktır. O nedenle 29 yaşında 6 yıllık aktif bir CHP üyesi ve parti içi demokrasi direnişçisi olarak son sıraya talibim. Aday gösterildiğim takdirde, örgütümüze sözüm, ilk sıradan aday yapılan arkadaşlarımdan daha çok çalışacağım.”
Balım, aday adaylığı ücreti olan bedeli ise partili arkadaşlarından topladığını söylüyor.

Bilemem artık bu tavrı Balım’ı daha üst sıralara taşır mı?

*****

Hocam başlığı da şok diye at

Kadir Has Üniversitesi’ndeydim dün. Cem Haydar Bektaş bilişim konusunda dersler veriyor. Her derste bir de konuyla ilgili konuk davet ediyormuş. konu sosyal medya idi. Öğrencilere 35 yılda medya teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeleri anlattım. Şu anda hiçbirinin bilmediği faks, telsiz, çağrı cihazı, araba telefonunun hayatımıza ilk girdiğinde bizleri nasıl şaşırttığını örneklerle sundum. Daha sonra soruları cevaplamaya çalıştım. Dersin sonunda bir öğrenci “Konu dışı sormak istiyorum” dedi ve “Meclis’te türbanlı bir milletvekili olmasını ister misiniz?” diye sordu.

Gülmeye başladım, esprili ama heyecanlı bir sesle “Bunu niçin soruyorsun, örneğin neden bir Hristiyan veya Yahudi milletvekili olmasını ister misin demiyorsun da ille türbanlı diye soruyorsun” dedim. Ardından ekledim “Ayrıca benim ne düşündüğüm niye önemli, tabii bir de cevabı evet ya da hayır olabilecek sorularla insanları sıkıştırmak iyi bir şey mi?” diye sordum. Başta öğrenci olmak üzere bütün salon gülmeye başladı, ben de “Gülme, haydi sen cevapla bakalım” deyince “Hocam” dedi “Vallahi şoktayım, aklıma bu gelmedi, ama işte bunu yazın, başlığını da şok diye atın” demez mi?

Çok keyifli bir gün geçirdim. Bu arada Cem Haydar Bektaş da CHP’den aday adayı olabilir. Bilgi birikimi, donanımı ve projeleri ile yararlı olacağına inanıyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR