Apo ile görüşen “devlet” heyetinde kimler var?

1 Haziran 2011

Artık hepimiz “resmen” biliyoruz ki Kürt sorununun çözümünde en kilit isim, ömür boyu ağır hapis cezasını İmralı Adası’nda çekmekte olan PKK’nın lideri Abdullah Öcalan. Bölgede ve genelde bilinen lakabıyla Apo.Kronolojik olarak baktığımızda bu bilgiye “resmen” ulaşmak için hayli zaman yitirdik aslında.Başbakan önce İmralı’da bazı görüşmeler yapıldığını yalanladı. Hatta öyle ki “İmralı ile görüşmeler yaptığımızı söyleyip de bunu ispat etmeyenler alçaktır” dedi.Ama hemen ardından “Bizden daha önce görüşüyorlardı” açıklamasıyla yumuşak bir geçiş yapmaya çalıştı, sonunda da “Biz görüşmüyoruz, devlet görüşüyor” dedi.Doğaldır, kafalar karışıyor; “hükümet görüşmüyor ama devlet görüşüyor” acaba ne anlama gelir?Başbakan’ın bu konuda olmayacak beyanlarda bulunmasını, içine düştüğü sıkıntılı duruma bağlamak hiç olmazsa vicdani bir tavır olacaktır, geçelim.Diyelim ki, Apo ile hükümet değil de devlet görüşüyor...İyi güzel de bu “devlet içinde” kimler var acaba?Kaç kişiler?Mevcut görevleri ne?Apo ile hangi konuları görüşüyorlar?Aldıkları bilgi ve izlenimleri kime, hangi yollarla veriyorlar?Karşı teklif götürürken kimden onay alıyorlar?Bunların hiçbirini kamuoyu bilmiyor.Bilinen tek şey “devletin” Apo ile görüştüğü.Oysa, işin Apo tarafından bakıldığında çok daha farklı bir durum çıkıyor ortaya.Çünkü Apo da “devlet” heyetinin kimliğini söylemiyor ama çok daha ilginç şeyler anlatıyor.Örneğin “Bu heyetin sorunu çözecek güçte olduğuna inanıyorum” dedi geçen hafta.“Heyetin hükümetin bile üstünde olduğunu” ima etti.İşte kafa karıştıran nokta bu. Apo “Hükümetten bile güçlü” iması yaptığına göre, acaba bu “devlet” heyetinin içinde yabancılar da mı var?Bir gazeteci olmamı bırakın, bir vatandaş olarak seçimlerden önce Apo ile görüşen “devlet” heyetinin kimlerden oluştuğunu, bu görüşmelerde neler konuşulduğunu, hangi taleplerin alındığını, hangilerinin kabul edildiğini, sorunun nerede tıkandığını öğrenmek en doğal hakkım.*****Amiral eşinin isyan mektubuBalyoz ve Kafes davalarında yargılanan Amiral Kadir Sağdıç’ın eşi Selver Sağdıç’tan bir mektup aldım. Olanlara isyan eden Selver Sağdıç’ın mektubunu sizlerle de paylaşıyorum:“Sayın Ataklı, Ailemizin yaşadığı bu son hukuk depremini çok insan kaldıramayabilir, bugüne kadar hukuk ve adalet inancımı hep korudum, ama boşa kürek çekmişiz, bunu çok üzülerek ifade etmek istiyorum. Hayatımızı bu mesleğe adarken, bu denli vefasızlık ile karşılaşacağımızı hiç düşünemezdim. Biz eşler olarak doğumlarımızı yalnız yaptık, çocuklarımızı yalnız büyüttük, hastalıklarımızı yalnız geçirdik, ailelerimizin içinde çok önemli günlerimizi yalnız yaşadık. Ama eşimi esir düşüren hükümete hakkımı helâl etmiyorum. Birileri istedikleri gibi senaryolar yazarken ve uygularken ve hiç kimse kılını kıpırdatmazken, biz saf saf bütün iyi niyetimizle hukuk ve adalete inanmaya devam ettik.18 Mayıs 2011 benim için milat oldu. Eşimin haberlerde, 70 milyona, bir cani gibi gözükmesinin beni ve onu tanıyan herkesi ne kadar üzdüğünü size tarif edemem. Gölcük’ten herkesin yazabileceği ve hazırlayabileceği CD’ler, birkaç satırdan ibaret bir ‘word’ belgesi gibi ‘çöplerle’ eşimin iki kez müebbet hapsi istendi.Gerçek suçlular ellerini kollarını sallayarak gezerken, biz bunları yaşıyoruz, yazıklar olsun. Peki bunu isteyen savcı ifade aldı mı? Destekleyici delil var mı? İmza, parmak izi, kıl örneği? Diğer dava Kafes’te eşimi davaya tek bağlayan; yazıldığı iddia edilen, bir ‘word’ belgesinde , Emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü’ye atfedilen bir notta geçen ‘uygundur Kadir Paşa koordine etsin’ ifadesi. İstanbul Polis Kriminal dairesi bu yazının Feyyaz Amiral’e ait el ürünü olmadığını kanıtlamıştır.Peki bu rapor nerede bulundu? 1 yıl sonra Balyoz davası dosyasında. Peki bu sanıkların lehine olan rapor için savcı ve hâkimler bir şey yaptı mı? Hayır.Yine Balyoz davasında eşim sadece bir belgede ismi geçtiği için, hiç katılmadığı bir seminerde, bir ‘word’ belgesinde ismi geçtiği için, kendini dava içinde buldu. Böylece ismi bütün davalara yapıştırıldı. Son olarak ‘iki kez müebbet’, yazıklar olsun . Bir savcı için bu kararı istemek ne kadar basit değil mi?Bu yazdıklarıma inanmayanları, mahkemelerdeki duruşmalara katılmaya davet ediyorum. Hukuk katliamlarını görsünler. Bana inanmayıp gene de gelmeyenlere ise bu duyguları tatmalarını diliyorum. Sözün bittiği yerdeyim.Saygılarımla, Selver Sağdıç.*****Tutuklu general ve amirallerin sayısı, Genelkurmay Karargâhı’ndakileri geçmiş. Bu durumda, ünlü “Ülkeyi siviller yönetir, asker kışlasında oturmalı!” sözünün ikinci bölümünü “asker cezaevinde oturmalı!” olarak değiştirebiliriz! (Gani Yıldız)*****Suyunu korumak isteyen eşkıya!Hopa’da AKP mitinginden önce gösteri yapanlar, çevredeki tüm derelere hidroelektrik santralı kurulmasını protesto etmek istiyorlardı. Pankart açınca polisten büyük şiddet gördüler. Sular sıkıldı, gaz bombaları atıldı ve ne yazık ki bir kişi yaşamını yitirdi.Başbakan da “sularını korumak isteyenleri” eşkıya olarak ilan etti. Niye? Çünkü Başbakan hiçbir eleştiri istemiyor. İnanılır gibi değil.Polis neden bu kadar sert ve acımasızdı? Tek nedeni var. Korku. Başbakan’dan korku. O gelmeden her şeyi güllük gülistanlık yapma telaşı.Artvin emniyeti asıl ürkütücü operasyonu gece yaptı. Kentin elektrikleri, telefon ve internet bağlantıları kesildi, birçok evde arama yapıldı.Ama ne yapsalar yaranamadılar. Başbakan bu kez hesabı sonraya bırakmadı ve Emniyet Müdürü’nü anında görevden aldı.*****Sandık başına 95 fazla oy pusulasıYüksek Seçim Kurulu herhalde hiçbir seçim döneminde bu kadar eleştirilmemiş ve bu kadar kötü duruma düşmemişti. Oysa 2007’ye kadar, eksiklerine rağmen YSK en güvenilen kurumlardan biriydi. Tıpkı ÖSYM gibi YSK da bu iktidar döneminde belli ki çok yıpratıldı. İktidarın “her şey benim olacak” mantığı ile yaptığı ataklar belli ki YSK’yı da “bağımlı” kuruluşlardan biri haline getirdi.Yakın geçmişteki YSK skandallarını bir kenara bırakalım, seçime çok az kala yaşadığımız bir “garipliğin” üzerine eğilelim.Seçimde oylar 199 bin 206 sandıkta kullanılacak. YSK skandallarla dolu bir ihale süreci sonunda 11 milyon liraya bastıracağı oy pusulalarını 800 bin liraya bastırıyor biliyorsunuz.Şimdi bir sorun da oy pusulalarında çıktı. Çünkü 50 milyon seçmen için 69 milyon oy pusulası basılıyor. Yani 19 milyon fazla oy pusulası. Bu da sandık başına 95 fazla oy pusulası demektir. Tabii ki yırtılan, üzerine bir şey dökülen oy pusulası yerine yedeğini de koymak gerek ama, sandık başına 95 fazla oy pusulası biraz abartı değil mi? Çok şaşırtıcı.Zaten “hile” kuşkuları dağı aşmış, buna bir de oy pusulası fazlası eklemek ne demek oluyor ki?

Devamını Oku

Samimiyseniz Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını ya tutuklayın ya görevden alın

31 Mayıs 2011

Hep yazdığımı bir daha tekrarlamak istiyorum. Şu anda Türkiye’de en geçerli ama en “sahtekârca” söylenen söz şu: “Konu yargıya intikal etti, yargı kararını bekleyelim.”Tabii ki bekleyelim de hangi yargı?İktidarın yarattığı korku ortamında, anayasa oylaması ile hükümetlerin emir komuta zincirine giren yargıya mı, yoksa hakka hukuka saygılı, bağımsız yargıya mı?İkincisinin artık hiçbir şekilde egemen olmadığını ve olamayacağını biliyoruz.HUKUK TERÖRÜ: “Yargı kararını bekleyelim” sahtekârlığı gücünü iktidarın sözde “ileri demokrasi” adına 2005’ten bu yana çıkardığı yasalardan alıyor. DGM’lerin yerine geçen özel yetkili mahkemeler, özel yetkili savcılar ve destekçisi özel yetkili gazeteciler insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan yasaların arkasına sığınarak bir tür “hukuk terörü” estiriyor.SİSTEMİN ÇALIŞMASI; Önce polis istihbarat birimleri iktidarın rahatsızlık duyduğu için hedef yaptığı kişi ve kurumlar hakkında gizli araştırmalara başlıyor. Telefon dinlemeleri, ortam izlemeleri, video ve ses kayıtları ve bunlardan oluşturulan montajlarla ortaya bir “suç işleme ihtimali” çıkarılıyor.Bu bilgiler savcılığa sunuluyor. Savcılar hemen harekete geçerek izlenen kişileri tek tek topluyor.“İleri demokrasi yasaları” iktidarın hedefi olan bu kişileri “katalog suçlar” kapsamında tutukluyor. Hapse atılanlara haklarındaki suçlama bildirilmediği gibi bu bilinmeyen suçlarla ilgili bilgi ve belgeler de verilmiyor.GİRSİN UNUT: Hapsi giren unutuluyor, sadece ilk ifadesini vermesi için geçen süre bile ayları buluyor.İktidar ve yandaşları da yapılan eleştirilere göğüs gererek “hukuk terörünün” arkasına sığınarak “neden yargıya güvenmiyorsunuz, savcılar hâkimler gerçeği ortaya çıkaracaklardır” diye yüksek sesle bağırıyorlar.Ama bu süre içinde hayatlar kararmış, umutlar sönmüş, yuvalar dağılmış, tamiri olanaksız yaralar açılmış, kimin umurunda.GENERALİN TUTUKLANMASI: Önceki gün Türkiye’de bir ilk yaşandı. İlk kez orgeneral rütbeli üst düzeydeki bir subay tutuklandı. Seçime 12 gün kala yapılan bu tutuklamayı, bir seçim yatırımı olarak görmemek mümkün değil. Ama bunu geçelim, asıl dikkat çekmek istediğim konu başka.“Yargıyı bekleyelim” adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin yüzde 10’nunun tutuklu olduğu bir dönemdeyiz.TUTUKLULAR: Güney ve kuzey deniz saha komutanları tutuklu, ama Donanma ve Deniz Kuvvetleri komutanları görevlerinin başında.Krtik görevdeki onlarca general tutuklu ama Kara Kuvvetleri Komutanı görev başında. Bir sonraki komutan tutuklu ama Hava Kuvvetleri Komutanı görevinin başında.Ordusundaki 30’un üzerindeki general tutuklu ama Genelkurmay Başkanı görevinin başında.Tutuklu general ve amiraller “darbe yapacak olmakla” suçlanıyorlar. Çete kurdukları, cunta oluşturdukları, hükümeti devirip anayasal düzeni değiştirecekleri ileri sürülüyor.DURUM ŞUDUR: Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları her şeyden habersiz makamlarında otururken, hemen bir altlarındaki general ve amiraller, çete kurmuşlar, cunta oluşturmuşlar, terörist olmuşlar, darbe yapıp anayasal düzeni değiştireceklermiş.Demek ki iki konuyla karşı karşıyayız. Ya Genelkurmay Başkanı ve kuvvetler komutanları her şeyden haberdar ya da gerçekten hiçbir şey bilmiyorlar.Her şeyden haberdarlarsa, darbe, çetecilik, cuntacılık, teröristlik suçlamalarının onları da kapsaması gerekir ve hemen tutuklanmamaları için hiçbir neden yoktur.Yok eğer hiçbir şeyden haberleri yoksa, o zaman da görev suçu işliyorlar, Türkiye’nin güvenliğini tehdit ediyorlar demektir ki hemen görevden alınmalıdırlar.ASIL AMAÇ: Ordunun ama emir komuta zinciri içinde ama cuntalarla bir darbe hazırlığı içinde olmadığı bir gerçek. Asıl amacın, Türkiye’yi dönüştürmeye çalışan zihniyetin her ihtimale karşı engel olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tamamen kontrol altına almak, burnunu iyice sürterek etkisiz hale getirmek ve orduyu da istenilen kıvama getirmek olduğunu anlamamak için zekâ özürlü olmak gerekir.AĞIR TAHRİK: İktidar bundan önceki seçimde, Genelkurmay Başkanı’nın hiç de akıllıca olmayan bir açıklaması sayesinde ezici üstünlükle seçim kazanmıştı. Şimdi de aynı oyunu oynayabilmek için Silahlı Kuvvetler’e karşı ağır bir tahrik operasyonu yapıyor. Silahlı Kuvvetler’in bu kez çok sakin davranacağını, hazırlanan tuzağa düşmeyeceğini, mutsuz ve rencide olmuş olsa bile “yargı kararını bekleyerek” vakarını göstereceğini umuyorum.İKTİDARA DÜŞEN: İktidara bir kere daha çağrı yapmak gerek. Eğer bir darbe tehdidi varsa içinde olsalar da olmasalar da Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını derhal görevden alın, “yargıya” teslim edin. “Hükümet yargıya emir veremez” diyecek aymazlar elbette çıkacaktır. Bu konuda harekete geçmeye amade birçok özel yetkili savcı vardır herhalde.***Uluslararası haber ajansları bir orgeneralin tutuklanmasını, “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne en sert meydan okuma” olarak yorumlamış. İşin sertlik derecesine bakarsak meydan okumadan çok meydan dayağı gibi..(Gani Yıldız)***CHP artık Güneydoğu’da varBaşbakan sık sık “Bunlar Sivas’ın ötesine geçemez” dediğine şimdi bin pişman mıdır acaba? Böyle diye diye CHP’yi oralara gönderdi. Şurası bir gerçek ki, CHP artık Güneydoğu ve Doğu’da da var.Tabii seçim sonuçlarını etkileyecek bir oya dönüşme ihtimali nedir bilemiyorum ama artık CHP Güneydoğu’nun tüm illerinde gezebiliyor, bayrağını sallayabiliyor, propagandasını yapabiliyor.Kılıçdaroğlu dün Diyarbakır’daydı. Mitingi bizzat izleyen arkadaşlarımızın izlenimlerine göre meydandaki kalabalık çok güçlü değilmiş. Ekranlarda konuşan arkadaşlarımız Kılıçdaroğlu’nun “yeni bir şey” söylemediğini de belirttiler.Oysa bana göre öyle değil. Ne demesi bekleniyordu Kılıçdaroğlu’ndan. “Apo’yu serbest bırakacağını” mı söylemeliydi?Kılıçdardoğlu, Başbakan’ın Hakkâri için söylediği “bayrak tahrikine” karşı Türk bayraklarıyla karşılandı. “Bu bayrak hepimizin onuru, hepimizin gururu” dedi. “Bu ülkenin bölünmeyeceğini” söyleyip “Hepimiz kardeşiz, barışı ve refahı birlikte sağlayacağız” dedi. “Diyarbakır hapishanesinin bir insanlık müzesi olacağını” söyledi “Buraya cezaevi değil fabrika yapacağız” dedi.Diyarbakır’daki miting Diyarbakır’a değil tüm Türkiye’ye yönelikti gözlediğim kadarıyla. Kılıçdaroğlu Batı’dakileri kızdırmadı, Güneydoğuluların sempatisini kazandı.Dün itibarıyla görünen o ki, AKP ve CHP’nin rolleri değişebilir. Türkiye ve dünya Güneydoğu çözümünün “ancak AKP eliyle olabileceğine” inanıyordu belki, ama şimdi CHP’nin de bu konuda ciddi alternatif olduğunu düşünmek yanlış olmaz.***Kadir Topbaş, “İstanbul’da artık trafik kilitlenmiyor” demiş. Kendisini bu başarıdan dolayı kutlamak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne gitmeye kalksak kaç saatte varırız acaba? (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Merkez Bankası’ndaki para nerede?

30 Mayıs 2011

Başbakan Erdoğan Merkez Bankası döviz rezervi ndeki artışı sürekli anlatıyor. Halka yanlış bilgi veriyor ama puan topladığı sürece bunda bir sakınca görmüyor.Konuyla ilgili iki yazı yazdım. Merkez Bankası rezervlerinin “tasarruf edilmiş para” olmadığına, dış borçlara karşı “ipotek altına alınmış” para olduğuna değindim.Rezervin de aslında dış borç olduğunu belirttim.Bu konuda iktidardan hiçbir açıklama gelmiyor. Ama garip olan, muhalefet de bu “yanlış bilgi” ile yapılan propagandayı görmezden geliyor.Son günlerde haber kanallarında çeşitli illerde yapılan seçim röportajlarını izliyorum. Bölgelerdeki AKP adayları da Başbakan’ı taklit ederek “Biz geldiğimizde 27 milyar döviz rezervi vardı, ama biz 9 senede kasamızdaki parayı 94 milyara çıkardık” diye övünüyor.Muhalefet sormayabilir, ama her ilde bu tür propaganda ile karşılaşan vatandaşlar bazı sorular sorabilir.Şimdi vereceğim soruları sorsunlar AKP ’li adaylara, bakalım ne cevap alacaklar;1- Merkez Bankası döviz rezervi nerede saklanıyor?2- Ankara’daki Merkez Bankası kasasında duran net döviz ve altın miktarı ne kadardır?3- Türkiye’nin döviz rezervinin ne kadarı, hangi ülkelerdeki hangi bankalarda duruyor?4- Türkiye yabancı ülkelerde tuttuğu bu döviz rezervinden ne kadar faiz alıyor?5- Türkiye’ye dış borç olarak giren ve sıcak para dediğimiz döviz cinsine reel ne kadar faiz ödeniyor?6- Türkiye’nin dış borcu ne kadar?7- Dünyada döviz rezervi tutan kaç ülke var?8- Türkiye Merkez Bankası döviz rezervini hangi durumlarda kullanabilir?İşte bu soruları sorun bakalım “döviz rezervini artırdık ” diyen milletvekili adaylarına. Bakalım ne cevaplar alacaksınız. Bu soruları sormadan önce mutlaka “döviz rezervi nedir, ne işe yarar?” sorusunu sormayı ihmal etmeyin. Önce buna cevap versinler.NOT: Bilmeyenler için tekrarlayayım. Merkez Bankası döviz rezervi, dış borçlara karşı garanti olması için tutulan paradır. Bir tür ipotekli paradır. Genellikle yine borç alınan paradır, canınız istediğinde harcayamazsınız. Bu rezerv genellikle başka ülkelerde saklanır, ki borç ödenemezse buradan ödensin diye.*****AKP’de ters tepen iki sloganSiyaset gariptir. Hiç olmadık bir söylem algıda seçicilik sayesinde beklenmedik bir başarı kazandırabilir. Tabii tersi de olabilir.Örneğin AKP’nin başında sıkıntı yaratan iki konu var.Özü itibarıyla çok yanlış olmasa da halkın algılama biçimi nedeniyle “ters etki” yaratıyor.Birincisi Başbakan’ın övünerek söylediği “Milli geliri kişi başına 10 bin dolara yükselttik” sözleri.Teknik olarak doğru. Tabii baskı altında düşük tutulan döviz fiyatları nedeniyle Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir artmış gözüküyor.Gerçi reel olarak da arttı ama vatandaşın algılaması farklı.Kimbilir kaç TV haberinde yapılan röportajlarda gördüğüm gibi sokaktaki vatandaşla sohbet ederken de çok duyuyorum.Şöyle diyor vatandaş; “Milli gelir 10 bin lira olmuş. Biz evde 6 nüfusuz, demek ki bizim aileye yılda 60 bin lira girmesi gerek, ama toplam 0 bin lira bile girmiyor, bizim paramız kime gidiyor? ”Ekonomik olarak yanlış, pratik olarak doğru bir serzeniş bu.Ama Başbakan nasıl döviz rezervini yanlış anlatıyorsa halka, halk da milli gelirin ne olduğunu bilmediği için kendi kazancına bakıp, üstünün çalındığını düşünüyor.İkinci sıkıntı yaratan slogan ise “Türkiye 2023’e hazır. ”AKP bu sloganı “Cumhuriyet’in 100. yılı olduğunu hatırlatmadan” kullanıyor, bu falso. Çünkü siz 100. yıl demiyorsanız, 2023’ü başka bir cumhuriyetin başlangıcı sayıyorsunuz imajı çıkabilir ortaya.Ama sıkıntı bu değil, vatandaş şu anda ekonomik çaresizlik içinde. Bugünü kurtarmaya çalışıyor. Bu nedenle çok kişiden şunu duyuyorum “Yahu 2023’te kim öle kim kala, sen bana bugünü söylesene.”İşte böyledir, algıları bozmaya kalkarak propaganda yaparsanız iyi sandığınız söylemler de arada güme gidebilir.*****AKP ana arterlerde, sokak aralarında pek yokSeçim gezileri yaparken dikkatimi çeken bazı noktaları söylemek istiyorum.Bundan önceki seçimlerde AKP mahalle aralarında, sokak içlerinde çok yoğun çalışırdı. Sokaklar AKP bayraklarından, dev afişlerden geçilmezdi.Şimdi bütün çalışma, son derece pahalı yöntemlerle hazırlanan dev afişler üzerinden yapılıyor.Mahalle aralarında AKP bayrak ve flamaları fazla yok. Sadece seçim bürolarının olduğu yerler bayrakla donatılmış.Buna karşı ana arterlerdeki büyük binaların çoğuna AKP afişleri giydirilmiş.Bu binaların ortak özelliği de var. Ya TOKİ’ye ait inşaatlar ya da “bir gecede nasıl olup da inşaat izni alındığı anlaşılamayan dev binalar” kullanılıyor bu propagandada.Hemen hepsindeki Erdoğan resmi aynı, gözünü ufuklara dikmiş bakıyor.CHP ve MHP ise genellikle ara sokaklarda daha etkin. Mahalle aralarına girdiğinizde çok sayıda CHP ve MHP bayrak ve flaması görüyorsunuz.Saadet Partisi, Has Parti, DP ve BBP bayrakları da azımsanmayacak kadar çok.*****ÇiçekKarımla evlenmeden önce “Yarın senin yaş günün aşkım.. Sana aşkımı ifade eden kırmızı güllerden göndereceğim.. Yaşadığın her yıl için bir adet gül” dedim ve çiçekçiye koşup ertesi sabah göndermeleri için tam 21 adet kırmızı gül ısmarladım. Çiçekçi şirketimizle ilişkisini daha sıcak tutmak için jest yapıp fazladan bir düzine gülü de kendi eklemiş.. Bu olayı bana anlatana kadar eşimin neden nişan yüzüğünü geri gönderip bir yıl benimle konuşmadığını inanın çözememiştim. (Yıldırım Tuna)*****Bilgisayar öğretmenleriBir okurumdan gelen mesajı aynen paylaşıyorum;Can Bey; benim sizden dile getirmenizi istediğim konu öğretmen atamalarıyla ilgili. Çok adaletsiz bir biçimde dağıtıldı atamalar. Dikkatinizi çekmeyi istediğim bi konu var özellikle; din kültürü öğretmenleri ve sınıf öğretmenleri bilgisayar öğretmenlerinin yerine okullarda bilgisayar derslerine girerek ek ücret alıyorlar. Bu yüzden atanması gereken bilgisayar öğretmenleri boşta kalıyor. Bilgisayar öğretmenliği yalnızca 300 civarlarında ama yeni atanacak din kültürü ve sınıf öğretmenlerinin sayısı 3000’leri buluyor. Din kültürü öğretmenlerini atayarak yeniden bilgisayar ya da başka bir branşta mı çalıştıracaklar? Yandaş olanların tamamı iş bulsun diye neden binlerce gencecik insan hayalleri avuçlarının içinde boşlukta yürüyorlar. Gencecik insanlar neden bu ülkeden umutlarını kesip gençliğini yaşayamadan yaşlanıyorlar. (BG)

Devamını Oku

Şeamet tellallarına rağmen halk korkuyu atıyor

29 Mayıs 2011

Sevgili okurlar; buradan sonra bir pazartesi sohbeti daha var, ondan sonraki sohbetimiz seçim sonuçları üzerine olacak. Son 15 güne girdik artık. Partiler ve liderler için ellerindeki son kozları oynama dönemidir bu. Son 15 günü iyi değerlendiren halka kendini daha iyi anlatan partiler ipi göğüsleyecek. Tabii ondan sonra yeni bir dönem başlayacak. Çıkacak sonuç kimbilir belki bugünleri aratır olacaktır.Şeamet tellalıÖzellikle genç okurlar başlıktaki “şeamet tellalı” deyiminin ne olduğunu anlayamayabilir. Şeamet Arapça bir isimdir. Uğursuzluk demektir. Tellal da, yüksek sesle bir bilgiyi yayan kişidir. Şeamet tellalı “uğursuz bir bilgiyi yayan kişi” anlamında bir deyimdir. “Şeamet tellallarına rağmen” dedim, çünkü seçim yaklaştıkça ne gariptir ki “uğursuz bilgileri” yayanların sayısında bir artış görünüyor.Amaç hedef saptırmakSeçimler yaklaşıkça AKP yandaşı kesimlerde “tuhaf bir panik” baş gösterdi. Anketlere (!) göre AKP tek başına ve üstelik anayasayı değiştirecek çoğunlukla iktidara geleceği halde, yandaşlar en “uğursuz” senaryolarla halkın zihnini karıştırmaya çalışıyorlar. AKP dışındaki tüm muhalefeti “işbirliği” içinde gösteren yandaşlar işbirliğinin bir kaos yaratma amacına yönelik olduğunu öne sürüyorlar.Ölümler, suikastlarÖrneğin diyorlar ki “Seçimlere kadar Güneydoğu’dan 50-60 şehit cenazesi gelebilir.” Neden? Çünkü derin muhalefetle işbirliği yapan derin PKK seçimlere gölge düşürmek, AKP iktidarını zora sokmak istiyor. Bununla da yetinmiyorlar, suikastlar olabileceğini, bombalar patlayabileceğini, asker ve polisin silahlı bombalı saldırılara uğrayabileceğini çekinmeyen yazabiliyorlar.İstihbaratların kaynağıNe gariptir ki, üst üste “kaos senaryoları” üretenlere devletin hiçbir birimi “Bu bilgileri nereden alıyorsunuz?” diye sormuyor. Bu bilgiler ne MİT ne de diğer istihbarat birimlerinin elinde var. Zaten bu nedenle yazılan bazı haberler bir iki gün içinde gerçekleşiyor. İstihbaratın haberi olmadığı için eylem yapanlar ellerini kollarını sallayarak amaçlarına ulaşıyor. O halde bilgilerin kaynağı nedir?‘Olmayan’ların hesabını sormaOysa yargı sistemimiz son yıllarını hep gerçekleşmemiş komplo teorilerini çözmek amacıyla geçirdi. İmzasız ihbar mektupları, gece yarıları emniyetin bilgisayarına atılan e-mail’ler, gizli tanıklar vasıtasıyla yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı, davalar açıldı. “Olacak” denilenlerin hiçbiri olmadı ama insanlar işkence çekmeye devam ediyor. Ancak yandaşların açıkça yazdıklarına dokunan yok.Merak da mı edilmiyor?Yandaşlar “Şurada saldırı olacak” diyorlar, oluyor. “Bomba patlayacak” diyorlar patlıyor. Nedense başta iktidar olmak üzere devletin ilgili birimlerinin hiçbiri “Bunları nereden biliyorsunuz” deme cesareti gösteremiyor, belli ki merak bile etmiyorlar. Ya da bilgiyi bizzat kendileri veriyorlar. Öylesi tabii ki çok vahim, komplo teorileri ihbar da kabul edilmiyor ki aynen yaşanıyor.Anketlerin diliSon günlerde seçim alanlarına daha sık gitmeye başladım. Gördüğüm manzaralar ile AKP’ye en az yüzde 47 şansı tanıyan anketlerle çelişiyor. Elbette sokakta gördüğümüz her manzara gerçeği yansıtmayabilir, ama gözlemlerde bu kadar aşırı sapma olacağını da sanmıyorum. Anketlerin ciddi biçimde yanılacağını ve sonuçların çok şaşırtıcı olacağını söyleyebilirim. Bu bir iddialaşma değildir, bunu da bilin derim. Ama gördüğüm kadarıyla daha önce farklı düşünenler de bu fikirde artık.Halk korkmuyorŞurası bir gerçek ki, AKP iktidarının yarattığı korku ortamı halk üzerinde çok etkiliydi. Sokaklarda bu korkuyu “maddi olarak” görebiliyorduk. İnsanlar gerçek fikirlerini açıkça söylemekten, bir tavır sergilemekten çekiniyordu. Ancak şimdi durum farklı. Sokaklarda insanların yüzündeki korku izleri giderek siliniyor. Vatandaşlar siyasi görüşlerini daha açıkça belirtmekten eskisi kadar çekinmiyor.Muhalefet mitingleriİstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki kent gezisine katıldım. Burada gördüğüm manzara çok ilginçti. Çok zaman önce değil, daha referandum sırasında CHP otobüslerine tepkisiz kalan halk çok değişmiş. Yüzler gülüyor, gözler parlıyor, umut ışığı saçıyor, çekinmeden alkışlayan, tempo tutan, öpücükler gönderen, yerinde duramayan insan sayısında çok ciddi bir artış olmuş. Demek ki halk, üzerindeki korku örtüsünü atıyor.Eyüp Camii’nin önüSize yaşadığım bir manzarayı anlatarak ne demek istediğimi daha açık aktarayım. Kılıçdaroğlu cuma günü Eyüp Camii’ne ve Eyüp Sultan Türbesi’ne gitti, dua etti. Sonra yürüyerek halkın arasında gezdi. Cami avlusunda bile çok sayıda insanın “Artık bizi kurtarın” diye bağırması, çevredekilerin alkışlaması, camlara çıkanların hararetle el sallaması iktidar için tehlike çanlarıdır. Halk nerede olduğuna bile bakmıyor.MHP gezileriCHP miting ve gezilerindeki manzaraların benzeri MHP’de de yaşanıyor. Ben miting ve gezilerde partili kalabalıklarına bakmam, onları ölçü almam. Üçüncü ve dördüncü halka dediğim dış çeper önemli. Ön saftakiler partilidir, oradan oraya koşar. Liderin geçtiği yerdeki “kalıcı” halk gösterir gerçek tepkiyi. MHP liderinin geçtiği yerlerde bu dış halkalardaki bakışlar ve tepkiler de çok yüksek.CHP’nin projeleriCHP Genel Başkanı dün bir grup gazete yazarıyla Mövempick Otel’deki kahvaltıda bir araya geldi. Sencer Ayata partinin demokrasi projelerini açıkladı. Ayrıntılarını diğer sayfalarımızda göreceksiniz. Ben toplantı ile ilgili küçük bir gözlemimi yazmak istiyorum. CHP bu seçimde projeler üzerine gerçekten çok ciddi çalışmalar yapmış.Meydanlar farklıElbette, miting meydanları partilerin akademik çalışmalarının açıklandığı yerler değil. Buralarda daha çok coşkulu konuşmalarla halk etkilenmeye çalışılıyor. Ama eğer arkada iyi bir çalışma yapılmamışsa, bu konuşmaların da pek anlamı yok. CHP belki de ilk kez bu konuda çok başarılı. Eğitimden sağlığa, gençlikten kadına, çocuktan sanayiye kadar pek çok alanda akademik çalışma yapılmış.Sorun iyi anlatabilmekEvet, CHP her alanda akademik çalışmalar yapmış, bunları raporlaştırmış. Ancak görüyorum ki sorun bunların halka açıklıkla yansıtılabilmesinde. CHP’lilerin bu konuda medyadan şikâyetleri var. Yaptıkları çok özverili çabaların gerektiği kadar yansıtılmadığından yakınıyorlar. Bir yere kadar doğru tabii, seçime giden atmosferde medyanın popülist ayrıntıları öne çıkarması da doğal.Önümüzdeki haftaSeçime 15 gün kala “çok önemli” bazı gelişmeler olabileceğini seziyorum. İktidar partisindeki telaş ve öfke bunların sinyallerini veriyor. Oylardaki dramatik düşüş ve karizmanın çizilmesi ihtimali iktidara beklenmedik operasyonlar yapma cesareti verebilir, ki zaten kimi “şeamet tellallarının” çırpınışları da bunun habercisi. Seçime kadar gazetecisinden akademisyenine, iş adamından sendikacısına, sanatçısından sokaktaki vatandaşa kadar herkesin dikkatli olması gerek.Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Anayasal iki soru

28 Mayıs 2011

AKP seçimlerden en az 330 milletvekili alırsa yeni anayasayı yazmaya başlayacak. Daha önce de yazdığım gibi AKP bu sayının altında kalırsa “yeni anayasayı” herkes unutmalı, çünkü AKP tamamını kendi yazmayacağı bir yeni anayasa işine hiç soyunmaz.Pazartesi günü kısaca sordum ama hukukçulardan tatmin edici bir yanıt gelmedi.Bir daha ve genişleterek sormak istiyorum.Mevcut anayasaya göre “Anayasa’nın ilk üç maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez.”AKP sözcülerine göre ilk üç maddenin “değişmezlik” tabusu değiştirilebilir.Şimdi bu durumda, yeni anayasa yazılırken, eskisi kaldırılmadığı için yürürlükte olacak. O halde yeni anayasa maddeleri mecliste tartışılırken, ilk üç maddede de değişiklik yapılacaksa, bu bir anayasal suç olmayacak mı?Hukuk buna ne diyor?Geçelim ikinci bölüme; diyelim ki görüşmeler sırasında kimse bu konuda müdahil olmadı ve yeni yazılan anayasa 330’un üzerinde oyla kabul edildi ve referanduma gitti.Referandumda ise halk “hayır oyu” verdi.Bu durumda yeni yazılan anayasa yürürlüğe girmeyecek ve eskisinin hükmü devam edecek.Ancak ortada şöyle bir durum var; mevcut anayasaya rağmen anayasanın ilk üç maddesi değiştirilmek istenmiş olacak. Yani bir anayasa suçu işlenmiş olacak.Değişiklik için teklif veren ve oylamada evet oyu kullananlar “anayasal suç” işlemiş sayılabilecek mi?Küçük bir hukuk sorusu?Anayasacılardan mantıklı cevap lütfen.*****Elazığ’da CHP’ye Ali Özcan dopingiHenüz Kılıçdaroğlu CHP’ye genel başkan olmamıştı. Elazığ’a gitmiştim. Kaldığımız Akgün Otel’de akşam yemeğini beklemek için lobiye indiğimde, teras tarafında oturan iki kişi tanıyarak ayağa kalkıp beni masalarına davet etmişti.Elazığlı iki işadamıydı. AKP iktidarından da pek hazetmiyorlardı. “Burada milletvekili durumu ne?” diye sorduğumda suratlarını asarak “Hepsi AKP’li” dediler.Sohbet sırasında CHP’nin hiç varlık gösteremediğinden yakınarak “Eskiden CHP çok güçlüydü, şimdi hiç çalışmıyorlar” dedi biri. Diğeri atıldı “Ali Özcan’ı buraya getirmedikçe CHP’den hiçbir şey olmaz” diyerek.O ana kadar CHP eski İstanbul İl Başkanı Ali Özcan’ın Elazığlı olduğunu bilmiyordum. Şaşırarak “O kadar mı yani?” diye sordum. “Evet” dedi, “Eğer CHP Ali Özcan’ı aday yaparsa burada kazanır, kalıbımı basarım.”Notumu aldım. İstanbul’a döndükten bir hafta kadar sonra Ali Özcan’a rastladım bir açılışta ve yaşadığımı aynen anlattım. Güldü önce, “İstesem de yapmazlar ki, ayrıca artık siyasete dönmek de istemiyorum.”Aradan zaman geçti. Kılıçdaroğlu başkan oldu. Elazığ’da eğilim yoklaması yapan CHP örgütü Genel Merkez’e “Burada herkes Ali Özcan’ı istiyor” diye rapor göndermiş.Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelmiş, Genel Merkez teklifi götürmüş ve Ali Özcan Elazığ adayı olmuş.Önceki gün Ali Özcan’la konuştum. Çok umutluydu. AKP 2007’de Elazığ’dan 5 milletvekili çıkarmış ama, aslında 3, çünkü diğerlerini DYP kazanmış, barajı aşamadığı için o milletvekillikleri AKP’ye gitmiş.Özcan “Bu seçimde üçü almaları mümkün değil, biz Elazığ’da birinci çıkarız” diyor.Biraz da belki benim payım olduğu için Ali Özcan’dan başarılar dileyerek ayrıldım.*****Bu yıl lig çok güzel olacakFenerbahçe şampiyon oldu. Sevinçten havalara uçtum. Seyretmeyenler için anlatayım. Son maç gecesi Samanyolu Haber’deydim.Yayın başlarken ekranda “Sivas 1-Fenerbahçe 1” yazısını görünce moralim çok bozuldu ve ilk söz olarak “Bakın bu maç böyle giderse bu yayını yapamayız, söyleyin Fenerbahçe’ye bir gol atsın” dedim.Hepimiz güldük. Neyse ki arkasından goller geldi, gerçi son dakikalardaki 4-3’lük skor da beni hayli korkuttu ama, maç öyle bitti.Yayına girerken spor servisinden bir Fenerbahçe bayrağı istemiştim. Maçın bittiğini kameraman arkadaşımız işaret dince, o sırada hayli heyecanlı tonda yaptığım konuşmayı kestim bayrağı yerden aldım ve sallamaya başladım.Böylelikle ciddi bir tartışma programında belki de ilk kez bir şampiyonluk kutlanmış oldu. Hoş bir yayındı, sanıyorum Samanyolu’ndaki arkadaşlar da bu sürprizden keyif aldı.Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna sevinirken öte taraftan Galatasaray’daki değişim de beni çok mutlu etti.Çünkü hem takımın başkanlığına hem de teknik direktörlüğüne çok sevdiğim iki dostum geldi.Yıllardır tanıdığım ve dostluklarından büyük keyif aldığım Başkan Ünal Aysal ve Teknik Direktör Fatih Terim’le Galatasaray’ın bu yıl Fenerbahçe’ye çok ciddi rakip olacaklarını sanıyorum.Fenerbahçe Başkan ve yönetimi ile futbolcularını ve Galatasaray’daki sevgili dostlarımı bütün samimiyetimle kutlarım.Şimdi rekabetin tadı bir başka olacak.*****Pazar fıkralarıKeçiTemel ile Dursun ormanda av yaparlarken karşılarına dev gibi bir kuyu çıkmış, büyüklüğünden etkilenip kuyunun derinliğini anlayabilmek için tam yanlarındaki paslı demir direği zorla yerden söküp “1,2,3 hoop” diyerek kuyunun içine fırlatıp ‘Ne zaman dibe vuracak’ diye kulaklarını kabartmışlar. Tam o sırada arkalarında bir hışırtı duymuşlar, dönüp baktıklarında bir keçinin deli gibi onlara doğru koşup yanlarından geçerek tereddütsüz balıklama o dev kuyunun içine atladığını görmüşler.. Şaşkınlıkla nelerin olup bittiğini anlamaya çalışırlarken yanlarına yaşlı bir köylü gelip onlara “Keçisini görüp görmediklerini” sormuş, “Evet, gördük” demiş Temel şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışırken, “Keçiniz çalılıkları yararak en az 50 km. süratle başı aşağıda kendini kuyuya attı ” Köylü “Saçmalamayın ” diye cevap vermiş “Manyak mı bu hayvan?.. Nasıl atlasın ki?.. Ben onu boynundan iple şuradaki bir paslı demir direğe bağlamıştım..! ”*****Bir büyükKarısı adama kızıp “Yuh artık” demiş, “İnsan küçücük kızının mezuniyet töreninde bu kadar da içer mi?” Adam “Düştüğüm kötü çevre beni buna itti” diye cevap vermiş adam sallanarak. “Ne kötü çevresiymiş bu?” demiş kadın sinirliliğini sürdürerek, “Masamız sekiz kişilikti, her masaya ‘Bir Büyük’ verdiler, öbürlerinin hiçbiri ağzına içki koymuyormuş, kabak geldi bizim başımıza patladı tabii.. ”*****FasulyeKadın semt karakoluna gidip “Kocam dört ay önce manavdan fasulye almak için evden ayrıldı ve bir daha geriye dönmedi ” diye müracaatta bulunmuş, “Hadi ya?” demiş komiser çenesini sıvazlayarak, “Bu durumda siz de mecburen o günden beri konserveye talim tabii.”*****MerakKız oğlana sormuş “Beni öpersen başına gelecekleri biliyor musun?” diye “Yooo” demiş oğlan “Bilmiyorum.” Kız “Manyak” diye sinirlenmiş “Peki, merak da mı etmiyorsun?*****VeterinerKısa boylu, ufacık yaşlı kadın gittiği kilisede her Pazar bağış kutusuna 1000 dolar bırakması rahibin dikkatini çekmiş ve “Nasıl böyle cömert olabiliyorsunuz?” diye sormuş kadına, “Oğlum her hafta bana para gönderiyor, e benim de fazla paraya ihtiyacım olmuyor, kiliseye bağışlıyorum” diye cevap vermiş yaşlı kadın, “Harika.. Haftada ne kadar gönderiyor size?” diye merakla sokulmuş rahip, “20.000 dolar..” demiş yaşlı kadın. “Nee?.. Ç..Çok başarılı bir oğlunuz var anlaşılan” demiş rahip hayli şaşırarak, “Ne iş yapıyor ki?.. ” Kadın “Valla tam olarak bilmiyorum ama sanırım bir veteriner kliniği var, veya kedilerle ilgili bir iş” deyince rahip tekrar sormuş “Çok güzel bir meslek.. Her dakika ameliyat falan yapıyor olmalı .” Yaşlı kadın “Yok” demiş gururla, “Bana söylediğine göre ‘Erkek kedilik yapmaya çalışan yaramazlar’ için Las Vegas’ta bir ev mi çalıştırıyormuş, öyle bir şey işte..! ” (Yıldırım Tuna)

Devamını Oku

Projeler hep rant hep rant

27 Mayıs 2011

Başbakan Erdoğan İstanbul’dan sonra Ankara’da da “çılgın” projelerini açıkladı. Aslına bakarsanız Başbakan ne İstanbul ne de Ankara için “çılgın proje” deyimini kullanıyor, bu lafı medyamız çok sevdi. O da ses etmiyor.İstanbul’un çılgın projesinin pek mümkün olmayacağı ortada olduğundan AKP’liler de fazla üzerinde durmuyor.Ankara’nınkiler biraz daha eli yüzü düzgün görünüyor.Ama AKP’nin tüm projelerinde hep ortak bir yön var. Hepsi “ranta” dönük. Hep inşaat, hep ihale. Tüm projeler için yeni imar alanları açılıyor.AKP mevcuda hiç dokunmayıp hep yeni alanlara yöneliyor. Böylelikle eskinin keşmekeşi aynen kalırken, yeni alanlar yeni sorunlarla megakenti kaos kente çeviriyor.Ankara’da durum böyle. Örneğin 40 bin kişilik stada ihtiyaç var mı? 19 Mayıs Stadı’nın yeniden ele alınmasında ne sakınca var ki yenisi yapılacak?On binlerce gecekondu dururken boş alana yeni şehir de akıl kârı değil.Kısacası AKP projelerinin bir kısmı parlak görünüyor, ama içlerinde hiç sosyal, bilimsel, sanatsal proje yok. “Kent yapıyoruz, zaten bunların içinde hepsi olacak” demek sadece kaçamak cevap vermektir.Bu arada AKP’nin projeleri hakkında ilginç bir benzerlik de dikkat çekici.Turizm sektörünün tanıtımında başarılı işler yapan Hüseyin Hakkı Kahveci’nin bundan bir ay önce başkenthaber.com’da yazdığı ve bazı televizyonlarda anlattığı projelerin üçü, AKP projesi olarak bizzat Başbakan tarafından açıklandı.Kahveci Ankara için düşündüğü projeleri sıralarken Kızılcahamam, Güdül, Haymana, Çubuk, Çamlıdere, Ayaş ve Beypazarı ’ndaki termal kaynakların değerlendirileceğini ve bir termal turizmi yaratılacağını söylüyor. Başbakan aynı sıralama ile kendi projesini açıkladı.Yine Kahveci Ankara’nın yapılacak modern hastanelerle ve termal kaynak desteği ile bir sağlık turizmi merkezi olmasını öneriyor. Başbakan da aynı gerekçelerle ve aynı şekilde sağlık turizmi projesini tanıttı.Kahveci Hacettepe Üniversitesi’nin iflas ettirildiğini belirterek Ankara’da üniversite eğitiminin geliştirilmesini ve Ankara’nın eğitim merkezi olması gerektiğini anlatıyor projelerinde. Erdoğan da bu projeyi Yıldırım Beyazıt Üniversitesi üzerinden gerçekleştireceklerini anlattı.Projeleri gördükten sonra Hüseyin Kahveci ile konuştum. “Benzerlikler çok ilginç, aslında intihal yapmışlar da diyebilirim” dedi. Kahveci “Aslına bakarsanız Ankara’nın kongre turizmine açılmasının büyük yarar sağlayacağını daha önce yazmıştım. Bir de ısrarla Ankara’dan diğer ülkelere neden fazla uçuş olmadığını soruyorum. Bunun cevabını da Melih Gökçek verdi, bu projelerin hayata geçmesiyle Ankara’dan 60 ülkeye uçuşların başlayabileceğini söyledi” diye konuştu.*****Pilotlar gerçekten olağanüstüymüşSamsun’daydım. Bir gece önce TV8’de Tayfun Talipoğlu’nun programına katılmıştım. 19 Mayıs’ta da Habertürk’te Pelin Çift’in sunduğu Yazılı Basın programındaydım.Habertürk yayını Atatürk’ün Samsun’a çıktığı noktadan yapıyordu. Arkamızda Atatürk ve Samsun’a çıkan vatanseverlerin heykelleri duruyordu. Heyecan verici bir ortamdı.Yayından sonra Merzifon üzerinden İstanbul’a dönecektik. Erken çıkıp Merzifon’u da gezelim istiyorduk.AKP Samsun Milletvekili Suat Kılıç “Aman jetlerin gösterisi var, her yıl yapılır sakın kaçırmayın” dedi. Çok merak ettiğimden kalmayı tercih ettim.Gazeteci olunca bizi de protokol kesimine davet ettiler. Vali, Emniyet Müdürü, önemli bürokratlar, bir tümgeneral, birkaç üst rütbeli subay bir masada.O sırada yeni F-16’lar gösteriye başladı. İnanılmazdı. Bir ara çok alçak uçuş yaptılar, sesten kulaklarımız patlayacaktı. Tümgenerale dönüp “Paşam darbe oluyor sanmazlar değil mi?” diye takıldım. Tümgeneral elini masaya vurup kulağına götürdü, aynı şekilde esprili biçimde.Ardından asıl seyir yerine geçtik ve Türk Yıldızları’nın gösteresi başladı. İnanın havada böyle bir şey hiç izlememiştim. Yüreğimin daraldığı anlar oldu.Bunlar nasıl pilottur, o adrenalinle nasıl yaşarlar, bu ne cesarettir.Eğer bir yerde bu gösterinin yapıldığın duyarsanız, gidebilecek durumdaysanız sakın kaçırmayın. Olmayacak bir şey izleyeceğinizden emin olun.O kahramanları bir daha kutlamak isterim.*****“İnternette sansür yok” diyorlar. Doğru, sansür yok; erişimi engellenen sitelerin isimlerine kolayca erişebiliyoruz. (Gani Yıldız)*****Savunma Bakanı “Biz de sıkıntılıyız”Çeşitli nedenlerle askerlikle ilişkisi kesilen subay ve astsubaylara geçmişteki haklarını veren kanundaki “AKP cinliği” nedeniyle haksızlık ve tartışma sürüyor.AKP’nin muhalefeti de kandırarak çıkardığı yasadan şu ana kadar sadece “irtica nedeniyle orduyla ilişkisi kesilen personel” yararlanabildi.Konuyla ilgili yazdığım iki yazıdan sonra Savunma Bakanı Vecdi Gönül aradı.Durumun kendileri için de sıkıntı yarattığını belirterek “Yasaya göre bu haktan yargı yolu açık olmadan ordudan atılanlar yararlanabiliyor. Bu nedenle YAŞ kararıyla ordudan çıkarılanlarla ilgili bir sorun yaşamadık” dedi.Vecdi Gönül toplam 1453 kişiden 800’den fazlasının bu haktan yararlandığını gerisinin durumunun ise belirsiz olduğunu söyledi.“Haktan yararlananların sadece irtica nedeniyle ordudan ayrılanlar olması ilginç değil mi?” diye sorduğum Gönül “Ne biliyorsunuz?” dedikten sonra “Ayrıca ne yapalım, YAŞ kararıyla emekli edilenlere yargı yolu kapalıydı” cevabını verdi.Bazı kişilerin yüz kızartıcı disiplin suçu nedeniyle ordudan çıkarıldıklarınızda söyleyen Gönül “Onlarınki zaten reddedildi, ama solcu ya da sağcı oldukları için ilişkisi kesilenlere kesin cevap verilmiyor, onların durumu daha incelenecek” diye konuştu.Gönül 1700 kişinin de “Lisedeyken ayrılmıştım, istifa etmiştim” diyerek haktan yararlanmak istediklerini ama bu kişilerin durumunun kanuna uygun olmadığını da sözlerine ekledi.İrtica dışında nedenlerle ordudan atılanlar özellikle solcular bir süre daha bekleyecek demektir.Haydi yürüyüşeAli Sami Yen Stadı ve yanındaki likör fabrikasının yerine 6 gökdelen yapılacak olmasını protesto eden Şişli halkı bugün bir protesto yürüyüşü yapıyor.Şişli İlçesi Çevre Platformu 60 bin metrekarelik alanın doğal park yapılmasında ısrarlı. Likör fabrikasının içindeki Atatürk’ün talimatıyla yapılmış olan 2. derece tarihi binanın da müze yapılmasını isteyen platform yöneticileri protesto yürüyüşünün yarın saat 11.00’de Şişli Camii’nin önünden başlayacağını ve Ali Sami Yen Stadı’nın önünde sona ereceğini açıkladı.Vakıf adına konuşan Aynur Başardı sadece Şişli halkından değil tüm İstanbul’dan destek beklediklerini belirterek “doğa anlamında kaybettiğimiz İstanbul’ daki son yeşile dolayısı ile doğaya ait olması gereken alanlara, sahip çıkmak herkesin görevidir, destek bekliyoruz” dedi.

Devamını Oku

Yargıya havale edin de iyice rezil olsunlar, ama suçlular bulunmasın

25 Mayıs 2011

Bayılıyorum AKP sözcülerine ve onların sadık yandaşlarına. Önce kaset olayını iyice sömürüp bel altı propaganda yapmayı becerdiler, işin içine ahlâki değerleri sokarak milletin kafasını bulandırmak istediler.Örneğin hiçbirinin aklına “ahlâksızlıkla elde edilen bir bilginin ahlâkını tartışmak ahlâka uygun mudur” diye düşünmek gelmedi.Şimdi de, “her elektronik belge iz bırakır, neden bunlar izlenip de suçlular yakalanmıyor?” sorularına “Bu şikâyete bağlı bir suç, neden yargıya başvurmuyorlar?” diye bahane buluyorlar.Tamam, eğer bir kişinin mahremiyetine tecavüz olmuşsa, bunun yasal yolu, savcılığa şahsi şikâyetle başlar.Ancak şu anda yaşadığımız olay bir kişinin mahremiyetine tecavüzden çok ileri bir durum. Kimi siyasetçiler üzerinden Türkiye siyaseti dizayn edilmeye, seçim sonuçları etkilenmeye ve Türkiye’nin gelecekteki profili çizilmeye çalışılıyor.O halde bir mağdurun şikâyet etmesini beklememelidir ve iktidar, eğer tüm ülkenin güvenliğinden sorumluysa bu çirkin tezgâhı ortaya çkarmak için resen harekete geçmek zorundadır.Kişilerin şikâyetleri ve uğradıkları mağduriyetin giderilmesi daha sonraki iştir.Peki, AKP sözcüleri ve yandaşlar neden “şikâyet” konusunu dillerine doluyorlar.Cevabı çok basit. Şikâyet olursa, önce bu kişilerin ifadesi alınacak. Savcılığa gidecekler. Gazeteci ordusu da onlarla birlikte tabii. Verilen ifadeler anında sızdırılacak. Şikâyetçiler bir daha rezil edilecekİş bununla kalmayacak, görüntülerdeki kadınlar da ifadeye çağrılacak. İnternetteki videolarda yüzleri pek seçilemeyen ve kimlikleri de henüz tam bilinmeyen bu kadınlar topluma tanıtılacak. İnsan içine çıkamayacak hale getirilecek.Ardından evlerde keşifler yapılacak. Kameraların yerleştirildiği yerler saptanacak, parmak izleri aranacak. Kamera orduları evlere dalacak.Bütün bunlar uzun bir süreç gerektirir. Bu süre içinde ne bu işi planlayanlar, ne operasyonu yapanlar, ne görüntüleri internete koyanlar ortada olacak. Çünkü onlara bütün bu süreç bittikten sonra sıra gelebilecek ancak.O arada seçimler yapılacak, seçilen seçilecek, belki yeni hüküme kurulacak.Ama gizli çekim mağdurları için hiçbir şey bitmemiş olacağı gibi her gün gündemde kalacakları için iyice rezil edilecekler.İşte “yargıya gitsenize, şikâyetçi olsanıza” çağrılarının ardında bu var.Çünkü pek çok diğer davada olduğu gibi “yargıya güvenin, yargıya gidin” avazelerinin gerçeği şudur: “Yargıya gidin ki işler uzasın, bu arada ama hapiste kalarak ama dışarıda rezil olarak burnunuz iyice sürtülsün. Asıl suçluların yakalanması ise başka bahara kalsın.”*****Tuncay Özkan propagandasıBaştan söyleyeyim ki bu yazı bir propaganda yazısıdır. Silivri cezaevinin tecrit hücresinde tutulan, buna rağmen bağımsız adaylığını koyan gazeteci arkadaşımız Tuncay Özkan’ın seçim propagandasıdır.Tuncay Özkan tek kişilik hücrede aylardır tecritte olduğu için siyasi çalışmalarını bizzat yapamıyor. Onun yerine gönüllüleri İstanbul 1. bölgeyi karış karış gezerek propaganda yapıyor.Ben Tuncay Özkan’ın seçmeni değilim. Ama bana bir mektup yazmış ve seçmenlerine kendini tanıtabilmek için yardım istemiş. Boynumun borcudur.Tuncay Özkan mektubunda seçilirse ne yapacağını çok kısaca anlatmış. Size de aynen aktarmak istiyorum:“Benim iki amacım var. Vicdanı ve özgürlüğü, insan onurunu savunmak. Oysa özgür vicdanları susturmak, tek politik ve dini güç olmak, gerçekleri ortadan kaldırmak cehaleti egemen kılmak istiyorlar.En başta fikir ve inanç özgürlüğü olmak üzere, özgürlükler için mücadele ettim. Bedeli ne olursa olsun vicdanların ve özgürlüklerin önündeki duvarları yıkmak için mücadeleme devam edeceğim.Söz veriyorum; benim bulunacağım Meclis’te hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Anadolu’nun ve Mustafa Kemal aydınlığının sesi, gücü, eylemi iktidarı olmak için çalışacağım.Her oyun ve desteğin hakkını vereceğime söz veriyorum. Oyunuzu ve desteğinizi istiyorum. Bunu Türkiye’yi, geleceğimizi savunmak için istiyorum.Yurttaşları sevgi ve saygıyla selamlıyorumTuncay Özkan. İstanbul 1. Bölge Bağımsız adayıSilivri 1 nolu cezaevi B/3 Tecrit Hücresi“*****Taşeron firma işçileri sendikaya girdi işinden olduGeçen hafta TV8’de Tayfun Talipoğlu’nun programına Samsun’dan katılmıştım. AKP ve CHP’nin Samsun birinci sıra adaylarına sırayla sorular sormuştuk. Talipoğlu’nun seçim TIR’ı deniz kenarına yapılan parktan yayın yapıyordu. Doğal olarak isteyen vatandaşlar da yayını yerinden canlı olarak izliyordu.AKP adayı Suat Kılıç konuşurken birden TIR’ın karşısına geçen üç kişi “Gazi’den atılan işçiler geri alınsın” diye bağırmaya başladı. Görevliler hemen bağıranların yanına koştular, fazla itiş kakış olmadan protestocuları uzaklaştırdılar.10 dakika kadar sonra Suat Kılıç’a “yayın sırasında bir protesto oldu, izleyenler de duymuştur, ama ne olduğunu anlamadık, siz biliyor musunuz?” diye sordum. Kılıç bilmediğini söyledi. Sonra izleyenlerden bazıları “Hastanede işten atılanlar” dediler. Kılıç “Bize bir şey yansımadı” dedi.Yayından sonra kaldığım otele girerken arkamda üç kişi belirdi. “Protestocular bizlerdik” dedi biri. “Hah” dedim, “Neydi anlatın, kimse bilmiyormuş.”Biri “Tabii işlerine gelmiyor, çünkü biz 115 günden beri işten atıldığımız için Samsun Gazi Hastanesi’nin önündeki kurduğumuz çadırda yaşıyoruz, nasıl bilmezler” dedi. “Niye atıldınız?” diye sordum. Taşeron firmanın işçileriymişler. Biri DİSK’e bağlı Sağlık sendikasına üye olmuş. Taşeron da işçiyi ve ona destek veren iki kişiyi anında kapı önüne koymuş. Ancak onlar yılmamışlar ve çadırda direnişe başlamışlar.“Sizi izliyorduk, Suat Kılıç Samsun’da kimsenin işten çıkarılmadığını söyleyince dayanamayıp koştuk. Kusura bakmayın yayını da bozduk ama sesimizi başka türlü duyuramazdık” dedi biri.Devletin koca hastanesi sağlık işlerini taşeron firmalara veriyor, ucuz işçilik olsun diye. Böyle olunca da o çalışanların ne sosyal hakları oluyor ne de sorun yaşadıklarında başvuracakları bir makam. Hastaneleri yöneten bakanlık da, dikensiz gül bahçesinde dolaşırcasına, tam da seçim öncesi “en iyi bakanlık biziz” reklamları veriyor televizyonlara dünyanın parasını harcayarak.*****Her gazeteye lazımMeslektaşları kıskanmamak mümkün mü? Hele yandaş gazetelere hizmet verenleri.Öyle güzel haberler yakalıyorlar, öyle ince çalışmalar yapıyorlar ki, nasıl kıskanmazsınız.Örneğin dün bir gazetenin çok kıskanılacak bir muhabiri, Kılıçdaroğlu’nun mitingine katılan PKK militanlarını tek tek bulmuş ve fotoğraflamış.Aynı muhabir PKK militanlarının çeşitli eylemlerdeki görüntülerini de çekmiş meğer.Sonra da bu fotoğrafları yan yana koymuş.Vallahi ne MİT ne askeri istihbarat ne de polis istihbaratı bu kadar ince çalışabilir.Her gazetede bu kadar titiz, çalışkan, dikkatli ve arşivci tek muhabir olsa medyanın sırtı asla yere gelmez.*****Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi şöyle dursun, şehirlerle ilgili önemli kararları Başbakan alıp projeleri de kendisi açıklıyor. Yani AKP’nin belediyecilik anlayışında yerinden yönetim yok, “derinden yönetim” var. (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Bir an kendimi 1989’da zannettim

24 Mayıs 2011

CHP şaşırtıcı biçimde ikinci kez bir etkinliğine davet etti. Artık bilemiyorum Aydın Ayaydın mı bir jest yaptı, yoksa gerçekten Genel Başkan mı söyledi, pazar günümü CHP’nin İstanbul 3. Bölge turunda geçirdim.Önce Beylikdüzü’ndeki Ramada Otel’de kahvaltıyla başladık güne. Kılıçdaroğlu bölgedeki sanayici ve iş adamlarını davet etmişti kahvaltıya. Önce kalabalığa şaşırdım. Hepsi paralı pullu adamlar güneşli bir pazar sabahını muhalefete ayırmıştı. Demek ki “korku bulutları” biraz dağılıyor.Kılıçdaroğlu çok güzel bir konuşma yaptı. Ama daha da güzeli, sorulan her soruya cevap vermesiydi. Birlikte oturduğumuz Serpil Yılmaz ve Vahap Munyar pazartesi günü bu konuşmayı çok güzel yazdılar.Ardından bindik otobüse ve başladık tura. Büyükçekmece, Beylikdüzü, Esenyurt, Küçük Çekmece, Halkalı ve Bağcılar.Gezdiğimiz yerlerdeki CHP örgütleri iyi hazırlanmışlar bu tura. Her taraf afiş ve bayraklarla süslü. Belli yerlerde de kalabalıklar.Ama asıl önemli olan, Kılıçdaroğlu’nun mahallelerinden geçeceğinden pek haberi olmayan vatandaşların tepkileriydi.15-20 katlı binaların üst katlarında oturanlar bile yarı bellerine kadar ellerinde bayraklarla sarkıp CHP Genel Başkanı’na el sallamaya çalışıyordu.Bu tür gezilerde kalabalıkların çokluğuna bakmam. Yüzlere bakarım, gözlere bakarım. Samimiyet ve davranışlarını gözlemeye çalışırım.Pazar günü gördüğüm kalabalıklar, sevgi ve samimiyet doluydu. Kılıçdaroğlu’nu yürekten alkışlıyor, gözleriyle öfkelerini dile getiriyor ve “kurtaracaksın değil mi bizi bunların elinden” derken o heyecanı çekinmeden ortaya koyuyordu.Bu manzarayı izlerken gözümün önünden 1989 yılı geçti bir anda.Seçime birkaç gün kala Bedrettin Dalan böyle bir otobüs turuna davet etmişti. Yine en ön koltukta oturup halkın davranışını izlemiştim. Gazeteye döndüğümde yazı işleri masasında birkaç arkadaşım ve o zamanki Sabah için kamuoyu araştırması yapan PİAR’ın yöneticileri Bülent Tanla ve Temel Aksoy vardı.“Biliyor musunuz?” demiştim “Dalan’la gezdim, ama bir gariplik var. Halk Dalan’a buz gibi bakıyor, gözlerde bir ışıldama yok, tepki yok. Dalan el sallarsa onlar da sallıyor, hepsi bu. Galiba seçimi Sözen kazanacak.”O tarihte PİAR Dalan’ın seçimi yüzde 60’la kazanacağı sonucunu bulmuştu kamuoyu araştırmalarında. Temel Aksoy başını bana çevirip çok küçümseyici bir ifadeyle “Lütfen burada ciddi bir iş yapıyoruz, bu fikirleri kendine sakla” dedi. İçime oturmuştu o söz. Hiçbir şey söylemedim başka.Birkaç gün sonra seçim oldu. Yüzde 60 alacağı söylenen Dalan Sözen karşısında hezimete uğramıştı.Neden aklıma 1989 geldi bir anda. Çünkü şimdi AKP için yüzde 50’lerden söz ediyor araştırmacılar. Ama sokakta gördüğüm halk, o bakışlar, o ifade durumun hiç de böyle olmadığını gösteriyor.Söylenecek fazla söz yok. Şunun şurasında 20 gün sonra seçim var.*****Vecdi Gönül siz bakan mısınız?Tamam, seçimlere çok az zaman kaldı, herkes seçim ve seçilme telaşında. Bu nedenle bakanlar dahil birçok kişi sadece seçim için çalışıyor ve asli işlerine çok fazla bakamıyor.Ama bu “sanki hiç yokmuş” gibi davranmanın gerekçesi olamaz herhalde.Örneğin, zaten normal günlerde bile pek ortalarda olmayan Milli Savunma Bakanı nerede?Niye merak ediyorum? Çıkarılan bir kanunla 12 Mart’tan bu yana ordu ile ilişkisi kesilen subay ve astsubaylara hakları geri veriliyor.Ancak AKP’nin ince bir oyunu ile bu haktan sadece “irtica nedeniyle ordudan atılanlar” yararlanabiliyor. Özellikle “solcu oldukları için ordudan atılanlar” bu kapsam dışında tutuldu.Bu konuda birçok başvuru yapılıyor ama Savunma Bakanlığı’nın sanki bu olayla hiçbir ilgisi yok.Gerçi ortada başka bir durum daha var. Belli ki haklarını arayanlar ülkede bir Milli Savunma Bakanı olmadığını bildiklerinden olacak, bakanlığa gitmek yerine AKP’li Bekir Bozdağ’ın kapısını aşındırıyor, ondan medet umuyor.Bunun bile Milli Savunma Bakanlığı koltuğunu işgal eden Vecdi Gönül’ü rahatsız etmesi gerek. Oysa Bakan Bey tınmıyor bile.***CHP’nin çılgın projesi eğitimle ilgiliymiş. “Proje” denildiğinde akla ilk gelenin “rant” olduğu bir devirde, CHP’nin insana yatırımı hedeflemesi gerçektençılgınlık! (Gani Yıldız)*****Bu da mantıkmışKürt açılımı diyen ama ortaya hiçbir şey koymadığı için çözüm de bulamayan AKP.İmralı’daki terör lideriyle pazarlık yapan AKP.Anayasa’da “Türklük tanımının değişmesi gerektiğini” söyleyen AKP.Bu konuda İmralı’daki örgüt liderine söz veren AKP.Her gece ekranlarda Kürt milliyetçiliği propagandası yapanlar AKP’li.Kepenk indirilmesine karşı devlet otoritesi gösteremeyen AKP.Sokaklardaki şiddeti önleyemeyen AKP.Ama CHP Güneydoğu’ya gidince “Gördünüz mü BDP CHP işbirliği var” diye manşetler attıran da AKP.AKP Kürt sorununun çözülmesini mi istiyor, yoksa sadece bu konunun rantını elde etmek için bir oyun mu oynuyor?AKP’nin bir karar vermesi gerek. Kürt halkı ve siyasi uzantısı BDP meşru mu değil mi?Eğer meşru değilse devlet otoritesini neden ortaya koyamıyor?Yok eğer meşruysa, kendisinden başkaları bölge halkı ile yakınlık kurduğunda neden bir vebalıdan söz eder gibi “İşbirliği içindeler” diye kötülemeye kalkışıyorlar.

Devamını Oku