AKP seçimlerden en az 330 milletvekili alırsa yeni anayasayı yazmaya başlayacak. Daha önce de yazdığım gibi AKP bu sayının altında kalırsa “yeni anayasayı” herkes unutmalı, çünkü AKP tamamını kendi yazmayacağı bir yeni anayasa işine hiç soyunmaz.
Pazartesi günü kısaca sordum ama hukukçulardan tatmin edici bir yanıt gelmedi.
Bir daha ve genişleterek sormak istiyorum.
Mevcut anayasaya göre “Anayasa’nın ilk üç maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez.”
AKP sözcülerine göre ilk üç maddenin “değişmezlik” tabusu değiştirilebilir.
Şimdi bu durumda, yeni anayasa yazılırken, eskisi kaldırılmadığı için yürürlükte olacak. O halde yeni anayasa maddeleri mecliste tartışılırken, ilk üç maddede de değişiklik yapılacaksa, bu bir anayasal suç olmayacak mı?
Hukuk buna ne diyor?
Geçelim ikinci bölüme; diyelim ki görüşmeler sırasında kimse bu konuda müdahil olmadı ve yeni yazılan anayasa 330’un üzerinde oyla kabul edildi ve
referanduma gitti.
Referandumda ise halk “hayır oyu” verdi.
Bu durumda yeni yazılan anayasa yürürlüğe girmeyecek ve eskisinin hükmü devam edecek.
Ancak ortada şöyle bir durum var; mevcut anayasaya rağmen anayasanın ilk üç maddesi değiştirilmek istenmiş olacak. Yani bir anayasa suçu işlenmiş olacak.
Değişiklik için teklif veren ve oylamada evet oyu kullananlar “anayasal suç” işlemiş sayılabilecek mi?
Küçük bir hukuk sorusu?
Anayasacılardan mantıklı
cevap lütfen.
Elazığ’da CHP’ye Ali Özcan dopingi
Henüz Kılıçdaroğlu CHP’ye genel başkan olmamıştı. Elazığ’a gitmiştim. Kaldığımız Akgün Otel’de akşam yemeğini beklemek için lobiye indiğimde, teras tarafında oturan iki kişi tanıyarak ayağa kalkıp beni masalarına davet etmişti.
Elazığlı iki işadamıydı. AKP iktidarından da pek hazetmiyorlardı. “Burada milletvekili durumu ne?” diye sorduğumda suratlarını asarak “Hepsi AKP’li” dediler.
Sohbet sırasında CHP’nin hiç varlık gösteremediğinden yakınarak “Eskiden CHP çok güçlüydü, şimdi hiç çalışmıyorlar” dedi biri. Diğeri atıldı “Ali Özcan’ı buraya getirmedikçe CHP’den hiçbir şey olmaz” diyerek.
O ana kadar CHP eski İstanbul İl Başkanı Ali Özcan’ın Elazığlı olduğunu bilmiyordum. Şaşırarak “O kadar mı yani?” diye sordum. “Evet” dedi, “Eğer CHP Ali Özcan’ı aday yaparsa burada kazanır, kalıbımı basarım.”
Notumu aldım. İstanbul’a döndükten bir hafta kadar sonra Ali Özcan’a rastladım bir açılışta ve yaşadığımı aynen anlattım. Güldü önce, “İstesem de yapmazlar ki, ayrıca artık siyasete dönmek de istemiyorum.”
Aradan zaman geçti. Kılıçdaroğlu başkan oldu. Elazığ’da eğilim yoklaması yapan CHP örgütü Genel Merkez’e “Burada herkes Ali Özcan’ı istiyor” diye rapor göndermiş.
Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelmiş, Genel Merkez teklifi götürmüş ve Ali Özcan Elazığ adayı olmuş.
Önceki gün Ali Özcan’la konuştum. Çok umutluydu. AKP 2007’de Elazığ’dan 5 milletvekili çıkarmış ama, aslında 3, çünkü diğerlerini DYP kazanmış, barajı aşamadığı için o milletvekillikleri AKP’ye gitmiş.
Özcan “Bu seçimde üçü almaları mümkün değil, biz Elazığ’da birinci çıkarız” diyor.
Biraz da belki benim payım olduğu için Ali Özcan’dan başarılar dileyerek ayrıldım.
Bu yıl lig çok güzel olacak
Fenerbahçe şampiyon oldu. Sevinçten havalara uçtum. Seyretmeyenler için anlatayım. Son maç gecesi Samanyolu Haber’deydim.
Yayın başlarken ekranda “Sivas 1-Fenerbahçe 1” yazısını görünce moralim çok bozuldu ve ilk söz olarak “Bakın bu maç böyle giderse bu yayını yapamayız, söyleyin Fenerbahçe’ye bir gol atsın” dedim.
Hepimiz güldük. Neyse ki arkasından goller geldi, gerçi son dakikalardaki 4-3’lük skor da beni hayli korkuttu ama, maç öyle bitti.
Yayına girerken spor servisinden bir Fenerbahçe bayrağı istemiştim. Maçın bittiğini kameraman arkadaşımız işaret dince, o sırada hayli heyecanlı tonda yaptığım konuşmayı kestim bayrağı yerden aldım ve sallamaya başladım.
Böylelikle ciddi bir tartışma programında belki de ilk kez bir şampiyonluk kutlanmış oldu. Hoş bir yayındı, sanıyorum Samanyolu’ndaki arkadaşlar da bu sürprizden keyif aldı.
Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna sevinirken öte taraftan Galatasaray’daki değişim de beni çok mutlu etti.
Çünkü hem takımın başkanlığına hem de teknik direktörlüğüne çok sevdiğim iki dostum geldi.
Yıllardır tanıdığım ve dostluklarından büyük keyif aldığım Başkan Ünal Aysal ve Teknik Direktör Fatih Terim’le Galatasaray’ın bu yıl Fenerbahçe’ye çok ciddi rakip olacaklarını sanıyorum.
Fenerbahçe Başkan ve yönetimi ile futbolcularını ve Galatasaray’daki sevgili dostlarımı bütün samimiyetimle kutlarım.
Şimdi rekabetin tadı bir başka olacak.
Pazar fıkraları
Keçi
Temel ile Dursun ormanda av yaparlarken karşılarına dev gibi bir kuyu çıkmış, büyüklüğünden etkilenip kuyunun derinliğini anlayabilmek için tam yanlarındaki paslı demir direği zorla yerden söküp “1,2,3 hoop” diyerek kuyunun içine fırlatıp ‘Ne zaman dibe vuracak’ diye kulaklarını kabartmışlar. Tam o sırada arkalarında bir hışırtı duymuşlar, dönüp baktıklarında bir keçinin deli gibi onlara doğru koşup yanlarından geçerek tereddütsüz balıklama o dev kuyunun içine atladığını görmüşler.. Şaşkınlıkla nelerin olup bittiğini anlamaya çalışırlarken yanlarına yaşlı bir köylü gelip onlara “Keçisini görüp görmediklerini” sormuş, “Evet, gördük” demiş Temel şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışırken, “Keçiniz çalılıkları yararak en az 50 km. süratle başı aşağıda kendini kuyuya attı ” Köylü “Saçmalamayın ” diye cevap vermiş “Manyak mı bu hayvan?.. Nasıl atlasın ki?.. Ben onu boynundan iple şuradaki bir paslı demir direğe bağlamıştım..! ”
Bir büyük
Karısı adama kızıp “Yuh artık” demiş, “İnsan küçücük kızının mezuniyet töreninde bu kadar da içer mi?” Adam “Düştüğüm kötü çevre beni buna itti” diye cevap vermiş adam sallanarak. “Ne kötü çevresiymiş bu?” demiş kadın sinirliliğini sürdürerek, “Masamız sekiz kişilikti, her masaya ‘Bir Büyük’ verdiler, öbürlerinin hiçbiri ağzına içki koymuyormuş, kabak geldi bizim başımıza patladı tabii.. ”
Fasulye
Kadın semt karakoluna gidip “Kocam dört ay önce manavdan fasulye almak için evden ayrıldı ve bir daha geriye dönmedi ” diye müracaatta bulunmuş, “Hadi ya?” demiş komiser çenesini sıvazlayarak, “Bu durumda siz de mecburen o günden beri konserveye talim tabii.”
*****
Merak
Kız oğlana sormuş “Beni öpersen başına gelecekleri biliyor musun?” diye “Yooo” demiş oğlan “Bilmiyorum.” Kız “Manyak” diye sinirlenmiş “Peki, merak da mı etmiyorsun?
Veteriner
Kısa boylu, ufacık yaşlı kadın gittiği kilisede her Pazar bağış kutusuna 1000 dolar bırakması rahibin dikkatini çekmiş ve “Nasıl böyle cömert olabiliyorsunuz?” diye sormuş kadına, “Oğlum her hafta bana para gönderiyor, e benim de fazla paraya ihtiyacım olmuyor, kiliseye bağışlıyorum” diye cevap vermiş yaşlı kadın, “Harika.. Haftada ne kadar gönderiyor size?” diye merakla sokulmuş rahip, “20.000 dolar..” demiş yaşlı kadın. “Nee?.. Ç..Çok başarılı bir oğlunuz var anlaşılan” demiş rahip hayli şaşırarak, “Ne iş yapıyor ki?.. ” Kadın “Valla tam olarak bilmiyorum ama sanırım bir veteriner kliniği var, veya kedilerle ilgili bir iş” deyince rahip tekrar sormuş “Çok güzel bir meslek.. Her dakika ameliyat falan yapıyor olmalı .” Yaşlı kadın “Yok” demiş gururla, “Bana söylediğine göre ‘Erkek kedilik yapmaya çalışan yaramazlar’ için Las Vegas’ta bir ev mi çalıştırıyormuş, öyle bir şey işte..! ”
(Yıldırım Tuna)

