Zaman zaman gittiğim yerler vardır. Mısır Çarşısı’nda gezmek, Fatih’teki Özurfa Kebapçısı’nda lahmacun yemek, Kavacık’taki Bayramoğlu dönercisinin lezzetini tatmak, Tuzla’ya köfteye koşmak, metroyla, metrobüsle bir hattı başından sonuna gitmek vs. gibi...Tabii bunların hepsinde kısa kısa da olsa vatandaşlarla sohbet olanağı doğuyor ki, zaten bu gezilerimi de bu nedenle yapıyorum.Önceki gün hiç beklemediğimiz bir anda aramızdan ayrılan Ertuğrul Ar’ın cenazesine törenine katıldım. Ertuğrul Ar İstanbul’un en eski ayakkabı imalatçılarından. Markalar Türkiye’ye girmeden ünlü isimlerin hepsi mutlaka Ertuğrul Ar’a uğrardı. O tarihlerde ısmarlama ayakkabı çok modaydı. Özellikle gelin ayakkabılarının üstadıydı. Bir dönem de Feriköy’de futbol oynamıştı, İstanbul ligi zamanında. Çok üzüldük erken ve vakitsiz ölümüne.Cenazeden çıkıp gazeteye Aksaray yolundan gittim. Aksaray’a varınca da aklıma geldi, Horhor’un bittiği noktadaki ciğercilere uğrayayayım dedim.Bilenler biliyor, Aksaray’da bir sokağın tamamı ciğercidir. Tabii diğer kebap çeşitleri de var. Urfalı Zaman ciğercisi genellikle gittiğim yer. Yine uğradım; yer yoktu, kapı önünde iki kişinin oturduğu masaya aldılar, anında ciğer şiş geldi, yanında yeşillikler, soğan ve bir tas ayran. İnanılmaz.Böyle yerlerde oturur oturmaz çevre sohbeti de başlar.Karşımdaki “yav abi” diye söze başladı. Benim yaşlarda aslında ama, halkta böyle bir saygı vardır, değer verdiği kişi kendinden küçük bile olsa abi der.Sonra devam etti “Bu CHP’nin Meclis’e girmemesi doğru mu oldu?” Anlaşıldı, AKP’li. “Valla bu bir siyasi tercih” dedim “10 milyon oy almış bir parti, bunun bedeli varsa ona da hazırdır.”Karşımdaki devam etti; “Bak benim okumam yazmam yok, ama CHP ile BDP aynı yere gelmedi mi?” Güldüm, “İşte günün propagandası bu. Sana da çabuk ulaşmış. Evet bir anlamda doğru. Ama PKK’yı Kürt açılımı için muhatap alanların, sıra CHP’ye gelince BDP’lileri vebalı gibi göstermeye hakkı var mı?” karşılığını verdim. “O da doğru ya” dedi.O sırada yan dükkânın sahibi olduğunu sandığım bir genç “Abi valla bu sabah CHP’yi bırakıyordum, ama onurlu davrandılar, şimdi CHP’ye geri döndüm” diye atıldı. Çevremiz kalabalıklaşıyor bu arada, yandan biri söze girdi “Ne atıyorsun lan, sen MHP’ye oy vernmedin mi?” Diğeri bastı kahkahayı, “O başka, şimdi CHP’deyim.”Lafa ilk giren “Seçimden önce bir CHP adayı geldi, ona AKP’li olduğumu söyleyince azarladı beni” dedi. Ben de “Yanlış yapmış, tam tersine senin neden AKP’li olduğunu merak edip, asıl seninle konuşup seni ikna etmeye çalışmalıydı” deyince lafa yine girdi ve “Hay gözünü yiyem, bak seni televizyonlarda seyrediyorum, işte bu tavrından dolayı seviyorum” dedi.Herkesin merakı, bundan sonra ne olur? “İyi olur” dedim. “Türkiye çok güçlü ve zengin. Çevremizdeki ülkeler bizim gibi olmak istiyor. Ama bir de global güçler var, onlarla oynamak çok zor. Bu iktidar tabii ki çok güzel işler de yaptı ama bu tür konularda içe başka dışa başka konuşuyor” dedikten sonra ekledim; “Bak AKP’ye oy vermişsin, peki mesela İsrail’in neden özür dilemediğini sordun mu hiç ya da İsrail’le her türlü alışverişin neden sürdüğünü soruyor musun?”Bir an durdu herkes, sonra başka bir AKP’li “Tamam da abi, biz bunlardan anlamayız, ama Türkiye böyle başbakan görmedi ki, yürüşüyüne hastayım adamın, sırf bu nedenle oy verdim” deyiverdi. Ağzımdan “Sen de haklısın” lafı çıktı.Gitmek üzere kalktım, sohbete ilk başlayan kişiye doğru yürürken yine seslendi “Abi biz seni seviyoruz, ama sen yine de Tayyip’e çok vurma be.”NOT: Başlıktaki Tayyip sözü bizzat vatandaşa aittir. AKP’li çok sayıda vatandaşla konuşuyorum, onlar “Tayyip” diyor, ki bu da sevginin bir tür ifadesidir.*****MHP kızdırdıMeclis’teki yemin törenine CHP’nin katılmaması, ama MHP’nin girmesi üzerine CHP’li bir okurumdan aldığım mesajı sizlerle paylaşıyorum:Sayın Ataklı; duyduğumuz vicdan rahatsızlığı nedeniyle sizi meşgul ediyoruz. Seçimlerde 1. ve 2. bölgeden pek çok dostumuz ve tabii ki ailecek biz de dahil, oylarımızı böldük, MHP barajın altında kalmasın diye. Örnek; 5 kişilik bir aileden 2’si veya üç kişilik aileden biri oyumuzu MHP’ye verdik. Asıl tercihimiz CHP olmasına rağmen, Engin Alan’ın şahsında tüm terörle mücadele edenlere olan saygımızdan böyle davrandık. Dün MHP milletvekiline sahip çıkmadı. Tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi meclise girip, 1. bölgeden oy veren CHP’li arkadaşlarımızı çok kızdırdı. Eğer MHP’li bir yetkili ile görüşmenizde, kendilerine verilen oyları helal etmediğimizi iletirseniz memnun oluruz. Yanlış yaptık, Kılıçdaroğlu’nu üzdük, bunun için ayrıca özür diliyoruz. Saygılar.*****Sıradan bir anket ve gazeteciİzmirli bir yakınım aradı. “Beni çok şaşırtan bir olay geldi başıma, mutlaka anlatmam lazım” dedi. “Nedir?” diye sordum, anlattı...Konak’ta yürürken, başında bir cep telefonu firmasının şapkası olan bir genç “Bir anketimiz var, cevaplar mısınız?” diye sormuş. Yakınım da “Çok uzun değilse cevaplayayım” karşılığını vermiş.Anketi yapan genç ilk soru olarak “Gazeteci, reklamcı bir tanıdığınız var mı?” diye sormuş. Yakınım, “Bir an düşündüm, sonra aklıma sen geldin, ben de (evet var, hem de çok ünlü bir gazeteci) cevabını verdim” dedi.Anketi yapan genç buun üzerine “O halde bu soruları size soramam, kusura bakmayın, beklettiğim için özür dilerim” demiş.Yakınım merak etmiş, ben de hem şaşırdım hem de meraklandım. Acaba çok abuk sorular soruyorlar ve bunun basına yansımasını mı istemiyorlar, yoksa gazeteci, reklamcı yakını olan bunun etkisi altında kalır diye mi düşünüyorlar. Çözemedim.*****Türk- Alman kızın 2 euro üzüntüsüOlayımız yeni açılan Galatasaray stadında geçiyor. Türk ailenin hem Türk hem Alman vatandaşı olan 15 yaşındaki kızı Sara, babasına “Beni mutlaka Galatasaray maçına götür” diye ısrar etmiş. Ligin Galatasaray stadında oynanan son maçına baba kız gitmişler. Kapıdaki güvenlik aramasında görevliler Sara’nın cebindeki iki euro’yu içeri sokamayacaklarını söylemişler.Genç kız ve babası şaşırmış “Ne olur yani, cebinde iki tane birer euro varsa?” demişler. Güvenlikçiler “Bozuk paralar sahaya atılıyor, bu nedenle yasak” cevabını vermişler ve parayı almışlar.Devre arasında baba kız büfeye gitmişler su almışlar. “Kaç lira?” demiş baba. “Üç lira” demiş büfeci. Baba beş lira çıkarmış, büfeci iki lira iade etmiş.İyi mi. Kapıda bozuk paraları topla. Sonra büfede para üstü diye bozuk para ver.
Başakan Erdoğan’ı anlamak mümkün değil. Yüzde 50’lik bir oyla seçim zaferi kazanmış. Ezici bir çoğunlukla Meclis’te tek başına iktidar olma şansını tekrar kazanmış. Üçüncü kez seçim kazanmanın verdiği özgüvenle Türkiye’nin neredeyse tamamına hâkim olmuş.Ama gelin görün ki, anlaşılmaz biçimde sertliği ve kaos yolunu tercih ediyor.Tutuklu 8 milletvekili serbest bırakılsaydı Meclis açılışı her zamanki kendi rutini içinde yapılacaktı. Ne boykot eylemi olacaktı ne yemin etmeme krizi doğacaktı.Sadece belki bazı BDP destekli bağımsızların yemin için kürsüye çıktıkları an kısa süreli bir heyecan yaşanacaktı. Hepsi bu.Ama şimdi durup dururken siyaset kilitlendi, kaos ortamı doğdu.Bundan sonrasını düzeltmek de çok zor. Artık mahkemelerin “serbest bırakma” kararı almaları neredeyse olanaksız. Meclis’in tatil yapmayıp bazı yasalarda düzenleme yapma olasılığı da az.Peki nasıl oldu da Erdoğan büyük seçim zaferinin bir kaosa sürüklenmesine izin verdi?Bu konuda görüşler çok çeşitli. Örneğin bir baskın erken seçimden söz edenler bile var. CHP’nin tavrının kamuoyunda ters tepmesi halinde bunu fırsat bilen AKP’nin “hemen bir erken seçime” gideceği ve bu kez oylarını yüzde 60’lara çıkaracağı ileri sürülüyor. AKP’nin bu oranı yakalaması ile yeni anayasayı tek başına ve halk oyuna bile götürmeden Meclis’ten geçirebileceği 367’yi bulması bile mümkün.Yine Erdoğan’ın daha baştan kriz yönetimine geçerek, CHP ve MHP’yi tamamen devre dışı bırakarak Meclis’i dilediği gibi kullanacağı da ileri sürülen görüşler arasında. Muhalefeti “sadece yasamanın önünü tıkıyor” suçlamasıyla köşeye sıkıştırmak isteyen Erdoğan’ın “Çare yok, memleketin sorunlarını halletmek için tek başımıza çalışacağız” diyerek yola devam etmesi ihtimali güçlüdür.Tabii CHP’nin Meclis’i boykot anlamına gelen “yemin etmeme” kararını yanlış bulan bazı CHP’lilerin istifa etmesi ve bağımsız olarak AKP’ye destek vermesi de gözardı edilmemesi gereken bir siyasi olgudur. Böyle 5 kişi çıkarsa AKP 330’u bulacağı için tek başına anayasa yazmaya cesaret edecektir. Çünkü Erdoğan referandumda kesin kazanacağını biliyor.Erdoğan’ın “bile bile krize yeşil ışık yakmasının” bazı endişelerden kaynaklandığı da söylenebilir. Milletvekili seçilen tutuklu Ergenekon sanıklarının serbest bırakılmasının, emsal teşkil etmesi ve bir anda tüm tutukluların salıverilmesinin davayı sulandıracağı hatta iktidar aleyhine çevirebileceği kuşkusu Erdoğan’ı tedirgin etmiş olabilir.Tutuklu vekillerin Meclis’e gelmesi ile Ergenekon davasının Meclis’e taşınması endişesi de Erdoğan’ı etkilemiş olabilir. Çünkü böyle bir durumda kamuoyu Ergenekon davası ile ilgili gerçekleri öğrenebilir ve dava tersine bile dönebilir. Belki de Erdoğan bu riski göze almak istemiyordur.Gerekçe ya da tahminler ne olursa olsun, seçim zaferi kazanmış bir partinin işi kaosa sürüklemesi siyasi olarak yanlış olmuştur bana göre. AKP bir önemli şansı tepmiş gibi geliyor bana.BU YAZI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ NOT: Bu yazıdan elbette “Erdoğan isteseydi tutuklular serbest bırakılırdı” anlamı çıkıyor. Bu teknik olarak yanlış, biliyorum. Kararı yargı veriyor. Ancak hiçbirimiz de kendimizi kandırmayalım. Seçimden sonra Erdoğan tutuklu sanıkların serbest bırakılmasının daha iyi olacağını belli etseydi mahkemeler de bu yönde karar alırdı. Ama Erdoğan “başka aday bulamadılar mı?” diyerek tavrını gösterdi. Karar da böyle oldu.*****Şifrenin kokusu şimdi çıktıTürkiye’de inanılmaz şeyler oluyor. Ama kimseden de hesap sorulmuyor. Tabii iktidardan yanaysa.İşte ÖSYM olayı. Bir sınav yapıldı. Ortaya “şifre” iddiaları çıktı. İki ay boyunca öğrenciler ecel teri döktü, psikolojileri bozuldu. Gösteriler yapıldı; yaralanan, tutuklanan oldu. Başbakan göstericilerin karşısına 10 bin kendinden yana öğrenci çıkarabileceğini bile söyledi.Ama ÖSYM Başkanı tınmadı bile. Arkasına geçen YÖK Başkanı ise ÖSYM Başkanı’nı korudu, hakkında soruşturma açılmasını önledi.ÖSYM skandalları şifre ile sınırlı kalmadı. Soruların hatalı olduğu anlaşıldı, itiraz edenlerin puanı yükseldi, sınav cevap kâğıtları kayboldu. Arkasından doktorlar sınavındaki rezalet yaşandı.Bütün bunlar olurken ÖSYM Başkanı hiç görünmedi. Hâlâ da görünmüyor. Ama onun yerine YÖK Başkanı çıktı ortaya. Zamanında ÖSYM Başkanı’na kefil olan, onu korumaya alan YÖK Başkanı şimdi kalkıp “İstifa etmeliydi” demez mi? Peki ama neden? Hani hiçbir suçu yoktu. Hani her şey usulüne uygun ve doğruydu. O halde niye istifa etsin ki?Gani Yıldız’ın dediği gibi “Bu işte gerçekten bir şifre var” ama ne olduğunu anlayamıyoruz.*****Akvaryum merakıMeğer İstanbul halkı akvaryuma ne kadar meraklıymış. Florya’da Büyükşehir Belediyesi’nin büyük masraflarla açtığı dev akvaryum dolup taşıyor. İnsanlar birbirini eziyor. Çünkü bedava. Yahu bu milet “gökte bedava bir şey var” dense merdiven kurup tırmanacak hale mi geldi böyle?Dikkatimi çeken bir nokta daha var. Akvaryum açılışını Başbakan Erdoğan yaptı. Hem de “Sıfır kilometre anayasa yapalım” dedikten sonra buna ne diyeceğini bile merak etmediği Kemal Kılıçdaroğlu’nu kürsüde bırakarak koşup geldi.Büyük izdihamlı görünce “Bugün bedava ama, yetmez 3 gün bedava olsun” dedi. Sempatik bir davranış gibi görünüyor. Ama öyle değil aslında.O akvaryum İstanbul halkının parasıyla ve belediye tarafından yapıldı. İlk günün bedava olması Belediye Encümeni’nin kararı. Ama Başbakan kimseye sormadan ve bir kamu hizmetini kendi başına bedava yapıverdi. Buna hakkı var mı?Yok tabii. Ama sonra “padişah gibi oldu” deyince kızıyor. Kızmasın.*****Samatya’da caz günleriMutlaka hatırlarsınız, İstanbul’un tarihi mekânlarından Samatya’yı yeniden canlandırmak için başlatılan çalışmaları yazmıştım. Turizm Araştırmaları Derneği’nin öncülüğünde Samatya’nın ünlü lokanta ve meyhanelerinin ayağa kaldırılmasına, bölgenin hem İstanbullular hem de turistler için bir cazibe alanı haline getirilmesine çalışıldığını anlatmıştım.Üzerinden hayli zaman geçti, ama Samatya’da inanılmaz gelişmeler yaşandı. Çevre değişti, lokanta ve meyhaneler yeni anlayışa uygun dekorasyonları, menüleri ve lezzetleriyle adeta görücüye çıktı.Geçen hafta birkaç gece Samatya’ya uğradım. Eskiye oranla hayli canlanmış, lokantalar dolmuş, meydan bir şenlik alanı gibi.İşte bu güzel gelişmeleri taçlandırmak için bugünden itibaren Samatya’da caz ziyafeti başlıyor. Zil ve Caz adı verilen üç günlük programın ilk gününde Kerem Görsev sahne alacak. Yarın Arto Tunçboyacıyan’ın konseri var. Üçüncü gün ise Leman Sam sevenleri ile buluşacak.Zil ve Caz’da “Zil” 17. Yüzyılda Samatya’ya yerleşen ve Mehteran’a zil yapan Zilciyan ailesinin anısına saygı nedeniyle kullanılıyor. 200 yılı aşkındır zil yapan ailenin ürünleri bugün dünyanın en ünlü orkestraları, rock grupları ve ünlü caz ustaları tarafından tercih ediliyor.Konserler ücretsiz. Ancak lokantalarda rezervasyon yaptırırsanız, hem yemeğinizi yer hem de meydandaki konserleri izlersiniz.*****Bir ay önce, “ÖSYM Başkanı’nın istifa etmesine gerek yok!” diyen YÖK Başkanı şimdi, “Ben olsam çoktan istifa ederdim!” diyor. Acaba bu cümlelerde bir “şifre” var da biz o yüzden mi olup biteni anlamıyoruz?! (Gani Yıldız)
Pazar günü İstanbul Şişli’de yaşananları televizyonlardan izlediniz mi? Ne inanılmaz görüntülerdi onlar.Aralarında biri eski ikisi yeni üç milletvekilinin de bulunduğu bir grup, 6 bağımsızın milletvekili seçildikleri halde tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini protesto etmek için Şişli’de toplanmışlar.Burada bir basın açıklaması yapıldıktan sonra Taksim’e kadar yürümek istemişler.Polisler de bunun “yasa dışı bir gösteri” olduğunu ileri sürerek grubun önünü kesmiş.Buraya kadar normal. Şişli’den Taksim’e kadar yürümek belki “fazla” bir talep ama, bunun hiç kimseye hiçbir zararı yok.Gerekli güvenlik önlemleri alındıktan, taşkınlık yapmaya da kalkmadıktan sonra dünyanın her yerinde yapılan bir protesto eylemi bu.Ancak ileri demokrasinin yaşandığı ülkemizde, polis “olmaz” diyor.Kalabalık diretirse ne olur? Çevresi tamamen sarılır, kalabalığın yürümesine izin verilmez, taşkınlık yapanlar da bu güvenlik çemberi içinde tutulur gerekirse de gözaltına alınır.Ama bizde durum öyle değil. “Yürümek mi istiyorsun, al sana bomba” diyen polis bir anda onlarca gaz bambasını kalabalığın üzerine atıyor. O da yetmiyor, panzerlerden tazyikli su fışkırtmaya başlıyor.Ondan sonrası bir âlem. Elbette ekranda göstericilerin ellerindeki bayrak sopalarını attığı, yerlerde bulduklarını fırlattığı görüntüleri bir çatışma izlenimi veriyor. Ancak bir anda kalabalığın içine atılan bombalar ve sıkılan suyun yarattığı dehşet içinde çıkan kargaşanın bu görüntüyü vermesi normal.Polisin bu tür olaylarda neden bu kadar aşırı şiddet kullandığını anlamak çok zor. Bir tarafta seçimler yapılmış, iktidar oyunu artırarak gücünü pekiştirmiş, diğer yanda halkın oyuyla milletvekili seçilenlerin bir kısmı parlamentoya giremiyor, siyaset yine gerilmiş. Böyle bir ortamda protesto gösterilerinin üzerine sanki savaşıyormuş gibi gitmek ne anlama geliyor acaba?Polise sorarsanız yasa dışı gösteri yapanlar dağıtılıyor.Oysa pazar günü dağıtılan gösterici grup değildi. Tüm Şişli dağıtıldı. O kadar çok gaz bombası atıldı ki, çevre halkı saatlerce hava soluyamadı, evlere sinen gaz kokusu 24 saatte bile dağılmadı.Bir taraftan barış, kardeşlik, demokrasi, hukuk çağrıları yapılırken, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu kalabalıklara acımasızca saldırmak, yapılan bütün iyi niyet çağrılarını dinamitlemekle eş değerdir.*****Bu gençlere destek gerekPırıl pırıl üç öğrenci geldi gazeteye. Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri hepsi. Onur Yazıcı, Ünal Akyüz, Gizem Aktürk. Dediler ki “Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında, karbondioksit salımını azaltmaya yönelik yazılım programıyla Türkiye birincisi olduk, şimdi Amerika’daki dünya finaline gidiyoruz.”Önce “Bir durun” dedim. Açıkçası bir şey anlamadım. “Şunu baştan anlatın.”Anlattılar. Microsoft dünyanın bütün ülkelerinde bir yazılım yarışması açmış. Amaç çevresel sürdürülebilirlik alanında yeni bilgisayar programlarını desteklemek ve bunların günlük hayatımızda kullanılmasını sağlamak.Bu gençler “CO2ncerned” adını verdikleri bir takım kurmuşlar ve çok ilginç bir bilgisayar programı yazmışlar.Anladığım kadarıyla yapılan şu: Bilgisayardan, araçlara, fabrika bacalarından çıkan dumandan, kömürle çalışan santrallara kadar hayatımızdaki hemen her aktivitede atmosfere karbon salımı söz konusu. Atmosferdeki dengelenmeyen fazla karbon da küresel ısınmayı tetikliyor.Belki karbon salımının önüne geçmek çok zor ama, hiç olmazsa yeni ve temiz enerji kaynakları kullanılarak karbon salımı sınırlı tutulabilir.Program özellikle sanayi kuruluşlarının kullanımı için hazırlanmış. Firmalar bu yazılım sayesinde ne kadar karbon saldıklarını öğreniyorlar. Kotayı geçmeleri halinde (bunu anlatmak çok zor ve uzun sürüyor) bu farkın bedeli ile sosyal bir sorumluluk projesine katkıda bulunuyorlar.Bu bağlayıcı kural henüz Türkiye’de geçerli değilmiş, çünkü biz Kyoto Protokolüne girmedik, ama gireceğiz.Kısacası şu olacak; bir firma fazla miktarda karbon saldı. Bunu azaltamıyor ama örneğin riskli bir bölgedeki bir okulun elektrik ihtiyacını karşılamak için temiz enerji kaynaklarına destek olacak.Bir köşe yazısında anlatmak çok zor ama, bilin ki çok iyi bir şey. Zaten dünyanın gittiği yol da bu.Bu üç öğrencimiz 6 Temmuz’da New York’ta olacaklar. Önce 4 kişilik bir jüriye sunum yapacaklar. 173 ülkenin katılacağı bu aşamayı geçerlerse 8 Temmuz’da büyük jüri önünde 18 takımla yarışacaklar.Yarışmanın bir özelliği internet üzerinden oy kullanılabilmesi. Aşağıdaki adrese girerseniz karşınıza Türk ekibi çıkacak. Light butonuna basarsanız Türk ekibine bir puan vermiş olacaksınız. Bence şimdiden oyunuzu verin.http://imaginecup.com/worldwide-finals/peoples-choice-award/view-and-vote.aspx?r=6460*****Mehmet Ali Birand’ı çok iyi buldumPazar günü Mehmet Ali Birand’ı ziyarete gittim. Ameliyat günü ve ertesinde özellikle gitmedim, çünkü büyük ihtimalle yoğun bakımda tutulacağı için hem görme hem de durumu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alma şansım olmaz diye düşündüm.Gerçi pazar günü de göreceğimi sanmıyordum, başta sevgili eşi Cemre ile konuşur bilgi alırım, geçmiş olsun derim diyordum. Ama o da ne; Birand’ın kapısı açık, kendisi yatakta ve ziyarete gelen aile dostlarıyla sohbet ediyor. Tabii çok sevindirici bir gelişme. Ameliyatlı bir hasta ziyareti olduğunu unutmadan kısa süre başında kalıp sohbet ettim. Doğal olarak el sıkışmadık, öpüşmedik. Morali çok iyiydi, her gün en az 5-6 kere kalkıp yürütüyorlarmış. Doktorlar pankreastaki hastalıklı bölümü tamamen almışlar. Cuma gününe kadar pataloji sonucu gelecekmiş. Doktorları “Temiz çıkacak” diyerek “en az 20 yılını garanti edeceklerini” söylemişler. Ne güzel haber.Birand odasında da haberden kopmamış durumda. Karşısındaki televizyonda haber kanalları açık, gündemi izliyor. Çok kısa bir siyaset turu yaptık.Dün de bazı kanalların yayınına katılıp sağlık durumu ile bilgi verdi. Kendini yeni döneme hazırlıyor. Tekrar geçmiş olsun.*****Yazılar karışmışPazar günü, nasıl olduysa sayfa düzeni yapılırken oluşan bir karışıklık nedeniyle Gani Yıldız’ın güzel cümleleri ile Yıldırım Tuna fıkraları alt alta gelmiş. Tabii bu durumda fıkraların da Gani Yıldız’dan geldiği sanılmış. Galiba yazıyı sayfaya gönderirken başlıklamayı unutmuşum. Sizlerden ve Yıldırım Tuna’dan özür dilerim.*****Balık hafızalı toplumumuz, “Yeni anayasayı yaparken herkesi dinleyeceğiz” diyen Başbakan’ın, aynı toplantıda bulunan Kılıçdaroğlu’nu, akvaryum açılışı uğruna dinlemeden gitmesini kaç haftada unutur acaba? Gani Yıldız)
Sevgili okurlar, yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihi bir güne tanık olacak. Sanıyorum 1991 ve 1999 genel seçimlerinden sonra yaşadıklarımızdan bile daha ilginç ve renkli sahnelere tanık olacağız. Herhalde bu, yüzde 50 oy aldığı halde AKP iktidarı için de buruk bir açılış olacak.Eksikli yeminEğer bugün ilgili mahkemeler tutuklu sanıklar hakkında tahliye kararları vermezse, 550 milletvekilinden 8’i Meclis Kürsüsü’ne çıkamayacak ve yemin edemeyecek. Bu, Meclis tarihimizde bir ilk. Meclis’in böyle bir ayıpla yeni yasama dönemine başlaması ise bir başka talihsizlik.Meclis’te yeminAslına bakarsanız milletvekili yemini sadece Meclis’te yapılır diye bir kural yok. Çünkü aksi hiç kimsenin aklına gelmediği için yasalara da yönetmeliklere de böyle bir şey yazılmamış. O halde Meclis Başkanlığı yemin törenine tutuklu olduklarından katılamayanlar için bir formül bulabilir.Seyyar heyetKürt açılımı başladıktan sonra Habur’dan giriş yapan bazı PKK’lılar için “seyyar mahkeme” kurulmuştu. Habur’dan gelenlere usulen “Siz pişmansınız” denilmiş ve haklarında yasal işlem yapılmamıştı. Aynı yöntemle Meclis Başkanlık Divanı bir heyet kurar ve cezaevlerine gidebilir.Yerinde yeminBöylelikle CHP’nin iki, MHP’nin bir ve BDP destekli bağımsızların beşi bulundukları cezaevlerinde yeminlerini ederler. Çünkü zaten tutuklu milletvekilleri tüm haklarına kavuştu, bir yeminleri eksik, onun da bu yöntemle tamamlanması ve şekil şartının yerine getirilmesi mümkün.Dokunulmazlık konusuBu arada bir noktaya daha değinmek istiyorum. Mahkemeler tutuklu sanıkların işlediği suçların devlet aleyhine olduğunu ileri sürerek anayasanın “bu durumdaki kişiler dokunulmazlık alamazlar” maddesine atıfta bulunarak tahliye taleplerini reddediyor. Bu büyük bir yanlış ve hukuksuzluk.Yargılanabilirler oysaÇünkü dokunulmazlık farklı bir kavram. Milletvekilliği devam eder ama dokunulmazlığı olmaz. Tutuklu sanıklar Meclis’e girseler bile haklarındaki davalar devam edecek, bu kişiler daha baştan dokunulmazlık hakkına sahip olmayacaklar. Bu bilindiği halde engellemek siyasi karardır.Bir günlük boykotTutuklu milletvekilleri tahliye edilmeyen CHP ve MHP henüz “kınamak” dışında net bir tavır sergilemedi. BDP’liler “Meclis’i boykot edeceklerini” söylüyorlar. CHP ve MHP ise bu konuda kararsız. Ancak bu iki parti “bir günlük boykot” ile tavırlarını ortaya koyabilirler.Sadece AKP yemin ederYarın Meclis toplandığında CHP ve MHP içeri girmeyebilir. BDP’nin girmeyeceği kesin gibi. Böylelikle sadece AKP’li milletvekilleri yemin ederler. CHP ve MHP ikinci oturumda Meclis’e gireceklerini ilan ederler. Başkan CHP’li olacağı için oturumu bir gün sonra toplanmak üzere kapatır.Yemin iki günde olurÇarşamba günü Meclis tekrar toplanır. Buna AKP’liler ister katılır ister katılmaz, ama CHP ve MHP “tutuklu olanların eksiği” ile tam kadro gelir ve yeminlerini ederler. Bunun faydasını sorarsanız, muhalefet iktidara yeni anayasa konusunda vereceği desteğin gücünü göstermiş olur.Sıfır kilometre anayasaBaşbakan Erdoğan seçim kampanyası boyunca hiç ipucu vermediği yeni anayasayı “sıfır kilometre araba” benzetmesiyle meclis açılmadan gündeme getirdi. Hayli etkili bir konuşmayla “uzlaşma” arayacağını da ilan etti. Ancak tutuklu milletvekilleri için bugün bir çare bulmak zorunda.Uzlaşma- dayatmaBaşbakan’ın “milli irade dışında vesayet tanımayız” sözlerinin mahkemelerce dikkate alınacağı ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Yani tutuklular serbest bırakılabilir. Tersi olursa Erdoğan’ın sözlerini uzlaşma değil dayatma olarak okumak daha doğru olur.Ortalık karışırTutuklu milletvekillerinin serbest kalmaması halinde çözüm Meclis’e kalacaktır. İktidar bunu “sıfır kilometre anayasa” içinde çözmek isteyecek ve kendi taleplerinin kabul edilmesi için muhalefeti zorlayacaktır. Muhalefet AKP anayasası ile kendi milletvekillerini kurtarma arasında kalacaktır.Uzlaşı zorlaşırAçıkçası muhalefetin AKP zihniyetindeki bir anayasaya tam destek vermesi zordur. Üstüne AKP bunun için tutuklu milletvekilleri konusunu dayatırsa çözüm ve uzlaşma çabaları ağır darbe yiyecektir. Sonuçta uzun bir süreyi anayasayı yapamama patinajı ile geçiririz ki sonucu kaos olur.Aklın yolu birNe kadar aksi söylenirse söylensin, hepimiz biliyoruz ki, eğer Başbakan “Serbest bırakın” derse, kendisine direnecek yargı gücü yok. Başbakan bunu yapmalıdır. İstikrar ve huzurun sağlanmasında önemli bir adım olacaktır. AKP’nin kendi ayağına kurşun sıkmasının âlemi yoktur.Bu tahrik de nedir?Sevgili okurlar; seçim sonuçlarını bir kenara bıraktık ve 9 milletvekilinin durumuna kilitlendik. Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi, 8 tutuklu milletvekilinin de serbest bırakılmaması siyaseti zora sokuyor. Buna bir de tahrikler eklenince durum iyice karışıyor.Göstericiye Türk bayrağıSilopi’de protesto gösterisi yapanlara polislerin “Türk bayrağı” göstermesi çok ibret verici bir olaydır. Türk Bayrağı’nın bir tahrik aracı olarak kullanılmasının affedilir tarafı olamaz. Ama bir bölge halkının da Türk bayrağına bu kadar öfkelenmesinin nedenlerini ortaya koymamız gerekir.İş bu noktada artıkSilopi olayı göstermektedir ki, bölge halkının bir bölümünün Türkiye ile bir ilgisi kalmamıştır. Türk bayrağı bile onları tahrik etmekte ve sokağa dökmektedir. Demek ki artık herkesin aklını başına alması ve düşünmesi gerekir. Sorumsuz tutum ve davranışların Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır.Bakan Çelik’in dramıBu hafta son olarak bakan Faruk Çelik’in dramını ele almak istiyorum. Bir yolsuzluk operasyonu nedeniyle kardeşi beş gün tutuklu kalan Faruk Çelik isyan ediyor ve “Kardeşimi suçsuz yere hapse atanlardan hesap sorulmalı” diyor. İsyanında haklıdır belki de, bu şimdi mi söylenir?Daha önce neredeydiniz?Faruk Çelik’e şarkıdaki gibi “daha önceleri neredeydiniz?” diye sormak gerekmez mi? Mahkemelerin “delil toplayamadık” diye itiraf ederek aydınları, gazetecileri, sendikacıları, askerleri hapiste tutmasına alkış tutan iktidarın bakanının aklı kardeşi hapse girince mi başına geliyor?Ya bakan olmasaydıÇok merak ediyorum, acaba tutuklanan kişi bakan kardeşi olmasaydı bu kadar çabuk serbest kalır mıydı? Çelik tutuklandığında “Hani yargı bağımlıydı, bakın bakan kardeşi bile tutuklandı” yayınları yapanlar, beş gün sonraki kararla ilgili neden tek satır yazmadılar? Ya da hiç utanmadılar mı?Suçsuzluğu bilmekAncak en ilginç olanı Faruk Çelik’in “Kardeşim masum olduğu halde tutuklandı” diye konuşması. Demek ki insanlar masum oldukları halde tutuklanabiliyormuş. O halde yıllardır “masum olduğunu söyleyen” insanlara neden dönüp bakma gereği bile hissetmedi sayın bakan? Şimdi vicdanı rahat mı?Ve en önemli soruŞimdi bana göre en önemli konulardan biri Faruk Çelik’in kardeşini tutuklayan savcı ve hâkimlerin akıbetinin ne olacağı. Medyamız bu heyeti iyi izlemelidir. Tutuklayanlar nerelere sürülecek, serbest bırakanlar nasıl ödüllendirilecek? Bundan önce çok örneğini gördük çünkü. Bu kez de böyle olması şaşırtmaz.Hepinize iyi haftalar..
Mahkemeler CHP ve MHP’den seçilen tutuklu milletvekillerine vize vermedi. Gerekçe çok basit: “Delillerin tamamı toplanmamış, sanıklar serbest kalırsa bulunmayan delilleri imha edebilirmiş ve bir de kaçma şüpheleri varmış.”Madem deliller henüz toplanmadı, o halde bu kişiler neden üç yıla yakındır hapiste üstelik 9.5 metrekarelik bir hücrede tutuluyor? Bunların cevabını veren yok.Bunlar günlerdir yazılıyor, çiziliyor. Tekrarlamaya gerek yok.Ama milletvekilleri hapiste kalan muhalefet partilerinin “yasal” olarak yapabilecekleri girişimler var.Örneğin Adalet Bakanı’na baskı yaparak “Hukuka aykırı bir kararın durdurulması için Yargıtay’ a başvurmasını” isteyebilir. Çünkü CMK’ya (Ceza Muhakemesi Kanunu) göre bakanın böyle bir yetkisi var.Bu yasanın 309’uncu maddesi aynen şöyle;1- Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı olarak bildirir.2- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay’ın ilgili ceza dairesine verir. Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.Yani bir yasa değişikliğine bile gitmeden, Meclis’in alacağı kararı beklemeden sorun birkaç gün içinde çözülebilir.Başbakan tam tahmin ettiğim ve daha önce yazdığım gibi dün nihayet konu ile ilgili konuştu ve “Milli iradenin üzerinde hiçbir şey olmadığını” belirterek yeni bir anayasa için önkoşulsuz görüşmeler yapılması gerektiğini söyledi.Başbakan’ın bu sözlerinden herhalde mahkemeler de vazife çıkaracak ve tahminen tutuklukların devamına ilişkin karara karşı yapılan itirazları bu açıdan değerlendirecektir.Kısacası hapisten çıkamayan milletvekilleri “itirazların kabulü” sayesinde Meclis’e gelebilirler.Hatip Dicle’nin durumu ise biraz daha uzun sürece muhtaç.Erdoğan “krizi şimdilik önlemiş” olabilir. Ama bunun karşılığında Meclis’ten “istediği türde bir anayasa için” destek isteyeceği de kesindir. Başbakan “çok olumlu” bir konuşma yaptı ama, siyaset hiçbir zaman bu kadar olumluluğu kaldırmaz. Asıl tartışma Erdoğan’ın “yeni anayasada neler isteyeceğini açıklamasından sonra” kızışacaktır.*****Erdoğan bunu hep yapıyorBaşbakan Erdoğan bazen bulunduğu konumu fazla abartıyor. Biraz da çok yüksek oy almanın verdiği güçle sanıyorum “Ben Başbakan’ım, herkes bana uyacak” tavrını koyuyor ortaya. Üstelik göstere göstere, kanırta kanırta.Dün yine böyle davrandı. Bir yandan “demokrasi için geniş çaplı uzlaşmadan” söz etti, diğer yandan, bun konuda en büyük desteği beklediği ana muhalefet liderini yine dinlemedi.Elbette Başbakan’ın çok önemli toplantıları olabilir. Ama o zaman programını ona göre ayarlar. TİM toplantısına katılıp “müthiş bir uzlaşma çağrısı” yatıktan sonra hiç olmazsa Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinlemesi ve sözlerinin ilk tepkisini öğrenmesi gerekirdi.Büyüklük hastalığına kapılmış görünmek Başbakan’a bir şey kazandırmaz.*****ÖSYKMizah yazarı Cihan Demirci, Mizah Haber adlı blog sitesinde şu öneride bulundu: “ÖSYM’nin yaptığı sınavların sürekli olarak skandallarla sonuçlanması, YSK’nın aldığı kararların da ülkede ciddi anlamda gerilim yaratacak sonuçlar doğurması üzerine, bu akla ziyan ülkeye yakışır bir öneride bulunuyor ve birbirine kardeş gördüğüm bu iki kurumun birleştirilmesini öneriyorum. Ülkede gerilim yaratmak için iki ayrı kuruma gerek olmadığını artık iktidar yetkilileri de görmeli ve ÖSYM ile YSK bir an önce; ÖSYK adıyla tek çatı altında birleşmelidir!..”*****Gani Yıldız’danAsker tutuklamaları geçtiğimiz hafta da devam etti. Ordumuz bu gidişle dünyanın en büyük “sivil savunma teşkilatı” olacak!***İstanbul halkının büyük çoğunluğunda “Stokholm Sendromu” vardır. Bu sendrom İstanbullular’da, Stokholm gibi sakin, temiz ve düzenli bir şehirde yaşamayı isteme şeklinde ortaya çıkar! ***Soru: Kralların taçlarını yere atıp onların üzerinde tepinmeleriyle ünlü ülke hangisidir? Cevap: Türkiye. Neden mi? Çünkü “Kadınlar baş tacımızdır!” deriz, sonra onlara “kralın kim olduğunu” göstermek için şiddet uygularız! ***Her gün, muhafazakâr Türkiye’nin dört bir köşesindeki ahlâki çöküntü örneklerini görüyor ve izliyoruz. Üzülerek söylemeliyiz ki, belki de toplumca muhafaza ettiğimiz şey ahlâksızlığın ta kendisi!***Yapılan operasyonda ele geçirilen kaçak çayda iddia edildiği gibi domuz kanı değil, kum varmış. Bunu duyup rahat bir nefes alan vatandaş, kendisine bir bardak çayla kumsal keyfini yaşatanlara teşekkür borçlu!Konuşan köpekTemel köpeğini “Bu köpek konuşuyor” diye Yetenek Sizsiniz yarışmasına sokmuş. Birlikte jürinin karşısına çıkmışlar, salon meraktan sessizliğe bürününce Temel köpeğine ilk soruyu sormuş “Alfabemizin 21. Harfini söyle bakalım.” Köpek “RRR” demiş önüne bakarak. Keyifle hemen ikinci soruyu yöneltmiş Temel; “VAH’ın tersi nasıl okunur sence?” Köpek “Hav” demiş “Pekii Yunanistan’ın plaka imi?” Köpekten bu kez “GRRR” sesi çıkmış. Jüri “Yeter” demiş “Yeter.. Bizi delirtme bu son derece saçma!” Ve apar topar göndermişler bizim ikiliyi. Dışarı çıktıklarında Köpek Temel’e bakmış “Yahu patron” demiş, “Cevap GR olacaktı, bir iki tane R fazladan gitti kusura bakma karıştırdık işte!”Mavi- Aşkım aldığın o mavi pantolonu bir daha asla giymem, popomu acayip kocaman gösteriyor..- Pes yani.. Kabahat sadece ‘mavi’de mi?.. Olayın nedeni sadece ‘mavi’ renkten mi kaynaklanıyor yani?..Hizaya geldiAdam arkadaşına okuluna her sabah geç kalan oğlunu nasıl hizaya getirdiğini anlatıyormuş, “Kerata’ya araba aldım” demiş, “Seninki park yeri bulacağım diye mecburen erkenden okulun önünde!”Erkenciİki mahkumu aynı hücreye koymuşlar, kapı üzerlerine kapandıktan sonra biri “Sen kaç yıl burada kalacaksın?” diye sormuş. “50 yıl” diye cevap vermiş diğeri. “Ben 60” demiş ilk mahkum, “O halde kapının yanındaki yatakta sen yat..!”İyi iktidarGenç politikacı iktidarı eleştirmek için meclis kürsüsüne çıkıp “Halkımızın kuvveti sayenizde inanılmaz artıyor” demiş, “Siz iktidara gelmeden önce pazardan 100 liralık alışveriş yapıldığında satın alınanlar eve ancak sırtı küfeli hamal ile zar zor taşınırdı, şimdi aynı parayla alınanları 5 yaşında bir çocuk elinde zıplatarak evine getirebiliyor.. ”
Yüksek Seçim Kurulu’nun ve mahkemelerin aldığı kararlar, çıkarları gereği iktidara payanda olmak için çırpınan sözde demokrasi ve hukuk âşıklarının maskelerini bir kere daha düşürdü.Güya demokrasi ve hukuk için mücadele verdiklerini söyleyen, bu uğurda her türlü ahlâksızlıktan, sahtekârlıktan, insan aşağılamaktan, hakaretten hiç çekinmeyen; ar, haya, namus ve vicdandan yoksun olanlar ortalığa saçılıverdi bir anda.Demokrasi, hukuk, adalet bir kenara bırakıldı.“Hukuk ve demokrasi benim amacıma uymuyorsa, batsın o zaman” mantığı öne geçiverdi.Seçimde “ince ayar yaparak” siyasete yön verdiği ileri sürülen ve göklere çıkarılan “milli irade” ise şaşkın bakışlarla gelişmeleri izliyor ve kendi aklınca yorumlamaya çalışıyor.“Yargıya güvenelim, yargı kararını bekleyelim” diyerek, yüzlerce aydının yıllarca hapislerde sürünmesini “demokrasi ve hukuk gereği” olarak sunan ve hararetle destekleyenler şimdi “yargının kararını” ülkede “kaos” yaratmak için hazırlanan bir planın parçası olarak sunmaya çalışıyor.Hatip Dicle’nin aldığı mahkûmiyet kararı nedeniyle “milletvekili seçilme yeter şartını” kazanamadığı bilinen bir gerçekti. Nitekim BDP’liler daha seçim günü durumu bildikleri için karşı propagandaya başlamışlardı bile.Kimsenin sesi çıkmadı, çünkü AKP yüzde 50 oy almıştı, yeni anayasa yazmak istiyordu, halk oyuyla kabul edilen anayasa değişiklikleri ile yargı da iktidarın parçası haline getirilmişti, aksi bir karar çıkması mümkün değildi.Ama oynanan oyun nedir, şu anda tam bilemiyoruz, yargı beklenmedik bir karar aldı, mevcut hukuku uyguladı.Yaygara koptu; “Bu kaosa davetiyedir, YSK böyle bir kararı alırken kamuoyunu nasıl düşünmez, ülkeyi kan gölüne mi çevirmek istiyorsunuz?”Hani “hukukun üstünlüğü tartışılmaz”dı?Çünkü bunların derdi hukuk değil. Demokrasiyi “sayısal çoğunluk” bunu da canının istediğini yapma hakkı veren bir tür “seçilmişler fetişizmine” çevirenler şimdi panik halinde “Benim istediğim olmuyorsa, ne yapayım ben bu demokrasiyi ve hukuku” saçmalığını sergiliyor.Ayrıca durun bakalım, daha Başbakan konuşmadı, sizin aksinize konuşursa morarma ihtimali de var, nasıl çark edeceğinizi de düşünün.İş bununla da kalmıyor. BDP ile ilgili yaygara koparmaktan kaçınmayanlar, bir başka sahtekârlığa saparak, CHP ve MHP’nin tutuklu milletvekillerinin sudan bahanelerle hapiste tutulmalarına karşı ise sevinç çığlıkları arasında “Ergenekon’a geçit yok” manşetlerini atabiliyorlar hiç utanmadan.Evet, demokrasi ve hukuk sahtekârlığı ortaya çıkmıştır seçimden hemen sonra ama bu aynı zamanda demokrasi ve hukukun tamamen öldüğünün de bir kanıtıdır.*****Biri siyasi biri hukukiKendimizi kandırmayalım. Panik ve telaş halinde “kaos çıkacak, böyle demokrasi mi olur?” çığlıkları atanlara hiç bakmayalım.Durum çok nettir. Hatip Dicle ile ilgili karar tamamen hukukidir.Bunun düzeltilmesi mümkündür. Meclis hızla Dicle ve benzeri durumda olanların “seçilmiş olsalar bile haklarının elinden alınmasına olanak sağlayan” yasaları düzeltir. Yola devam edilir.AKP sözcüleri, 2002’de benzer biçimde siyasal haklarına kavuşan ve “icat edilen” bir seçimle Meclis’e sokularak Başbakan yapılan Tayyip Erdoğan’ın durumunun Dicle ile aynı olmadığını söylüyor.Oysa durum aynıdır. Erdoğan da yasal nedenlerle seçilme hakkını kazanamamıştı. Seçimden sonra Meclis Erdoğan’ın seçilmesine engel olan yasal düzenlemeyi değiştirdi, sorun halledildi.Şimdi de başka bir nedenle başka bir kişi seçilme hakkını kullanamıyor, durum aynıdır, o halde Erdoğan’a uygulanan yol izlenebilir.Gelelim ikinci duruma, yani henüz mahkûmiyet almamış, tutuklu sanık olan seçilmişlerin durumuna.Buradaki durum hukuki gibi görünse de kararlar tamamen siyasidir. Çünkü mahkemelerin aldığı “delilleri karartma ve kaçma ihtimali” ciddi değildir.YSK kararında yasaya aynen uyulmuştur. Mahkemenin bu konuda bir takdirde bulunması mümkün değildir. Tutuklamaları kaldırmayan mahkemeler ise yasalara uymakla birlikte “takdir haklarını” kullanmışlardır. Aksi yönde karar vermek için hiçbir engelleri yoktur, ama yandaşların hararetle desteklediği bir kararı almışlardır.O halde yapılması gereken basit. Meclis salı günü yemin edecek ve tatile girecek. Demek ki tatile girmenin gereği yok. Ramazan’a kadar tatil yapılmaz, Meclis sadece bu gündemlerle çalışılır.Hukuka uymak için bu konudaki yasal düzenleme hemen yapılır, mahkemelerin üzerindeki bu yük de kaldırılır.Böylelikle “kaos çıkacak” çığlıkları atarak “terör sopasını” gösterenlerin de sesi kısılır.*****Bu askerle nasıl savaşacağız?Suriye sınırından tatsız haberler geliyor. Esad rejiminin katliama varan baskılarından kaçıp Türkiye’ye sığınanların sayısı arttığı için Suriye ordusu sınırımıza yığınak yapmaya başladı.Şimdilik “askersel” bazı oyunlar oynanıyor, bayraklar indirilip, çekiliyor.Bir sıcak çatışma olasılığı düşük görünmekle birlikte hiç yok da sayılmaz.Kimse temenni etmez ama deyin ki sınırda bir sıcak çatışma çıktı.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ifadesiyle “Bu askere güvenebilecek miyiz; iyi ki bu askerle bir savaşa girmemişiz!” sözlerini şimdi nereye koyacağız?Bülent Arınç, büyük bir olasılıkla “gündem olmak” için söylemişti o sözleri. Türkiye’nin bir savaşa girme ihtimali hiç yoktu, o sözler söylendiğinde.Ama gelin görün ki, şimdi uzak da olsa böyle bir olasılık belirdi.Peki askerin morali var mı? “İyi ki savaşa girmemişiz” sözlerinin ağır baskısı ordunun üzerinde durmuyor mu?Komutanlarının çoğu, üstelik terörist sıfatıyla hapishanelere doldurulmuş bir ordunun savaş yeteneğini koruyor olması mümkün mü?Boşuna “boğaz dokuz düğüm” dememişler.*****YÖK, savcılığın ÖSYM Başkanı hakkındaki soruşturma izni talebini oy çokluğuyla reddedip ÖSYM Başkanı’nı aklamış. Bu konuda oylamaya gerek yoktu ki; zira Başkan’ın AKlanmış olduğu işin başından belliydi! (Gani Yıldız)*****Deniz otobüsünde ceket koyacak yer bile yokDeniz otobüslerini ve feribotları her kullandığımda “bu sefer yazacağım” deyip unuttuğum bir konuyu son Bursa seyahatinden sonra unutmadım: Bu gemiler çok güzel. Hizmet de güzel. Büyük kolaylık. Ancak geçip yerinize oturuyorsunuz, elinizde paketler var, koyacak yer yok. Kış aylarında paltonuz ya kucağınızda kalıyor ya da eğer masalı bir yerdeyseniz masanın üzerinde duruyor.Oysa uçaklardaki gibi koltukların üzerine yapılacak bir düzenekle eldeki paketlerin ve giyeceklerin buraya konması sağlanabilir.Bir merakımı da sorayım. İhale sonucu İDO’nun gemilerinde sadece Kanal 24 yayını var. İDO satıldı. Yeni ihale ne zaman yapılacak, diğer kanallar da ihaleye girecek mi?
Yüksek Seçim Kurulu Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürünce kıyamet koptu. Ki zaten kopacağı biliniyordu. BDP’liler seçim gününden beri “Dicle’ye bir engel çıkartılırsa buna çok sert tepki vereceklerini” açıklıyorlardı. Tabii tepkiden kasıt başta Güneydoğu olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde sokak eylemleri yapmak, kent yaşamlarını cehenneme çevirmek.Yüksek Seçim Kurulu adaylık sürecinde de benzer bir karar almış, bazı BDP destekli bağımsız adayların adaylıklarını iptale kalkmıştı. Aynı YSK, “Siz ülkeyi kana mı bulamak istiyorsunuz” eleştirileri üzerine “Ne yapalım oldu artık, bari birkaç belge getirsinler de adaylıkları geri verelim” demiş, belgelerin gelmesi üzerine de “Bak şimdi oldu, artık yeniden adaysınız” kararı alarak BDP destekli bağımsız adaylara yeşil ışık yakmıştı.Önceki geceden itibaren yaşadıklarımız farklı. Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi ve yerine bir AKP’liye mazbata verilmesi “dönüşü olmayan yol” gibi görünüyor. YSK nasıl bu kadar cesaretli bir kadar aldı, anlamak çok zor. “Hukuk böyle diyor, biz de buna göre karar verdik” diyebilirler de kimse için inandırıcı olmaz bu.Daha da güçlenerek yerini koruyan iktidar Güneydoğu konusunda daha sert ve şahin bir politika izleyecek gibi bir görünüm vermek istiyor olabilir.Bu durumda her şey Başbakan Erdoğan’ın artık tatilini bitirip ortaya çıkmasına ve konuşmasına bağlı. Erdoğan’ın yapacağı açıklamalardan bundan sonrası için nasıl bir yol izleyeceğinin ipuçlarını öğrenebiliriz.Erdoğan gerçekten şimdi gözlendiği gibi sertlik yanlısı bir politika izleyecekse “Hukukun verdiği karara karşı çıkamayız. Buna uymak herkesin görevidir” der. Ondan sonra ne olursa olur.Yok, hem daha yumuşak ve yeni anayasaya destek isteyecek bir yol tutacaksa “Karar hukukidir ama demokrasiye aykırıdır. Buna rağmen hukuka uyacağız, en kısa zamanda ilgili anayasa maddesi ile kanunları değiştireceğiz” der.Eğer Başbakan böyle bir açıklama yaparsa, Hatip Dicle zaten kararın düzeltilmesi için itiraz etti, YSK bu itirazı değerlendirir ve kararını değiştirir, üç beş ay beklemeye gerek kalmadan sorun çözülüverir.Ancak sorun sadece Hatip Dicle ile bitmiyor. Bir de hem KCK hem de Ergenekon davalarının sanıklarının durumu var. Belli ki hâkimler Başbakan’ın bu konuda nasıl bir yöntem uygulanmasını istediğini bilmediklerinden kararı erteliyorlar.Başbakan’ın hiç zaman geçirmeden tutuklu sanıkların salıverilmesini mi, yoksa tutukluluk hallerinin devam etmesini mi istediğini açıklaması gerekir.Hatip Dicle’deki durum burada da geçerli. Başbakan sertlik istiyorsa “salmayın sakın” der, mahkemeler rahatlıkla “tutukluluk halinin devamına” kararı alır. Yok eğer Başbakan daha yumuşak gidecekse “salınmaları doğru” der. Mahkemeler de bu doğrultuda karar alır.Bu nedenle Erdoğan’ın bugünden tezi yok ortaya çıkıp konuşması gerek. Bir vatandaş olarak bunu istemek hakkımız.*****Hüzünlü cenaze hüzünlü yüzlerAtaköy Camii’ndeki cenaze namazından sonra Behiç Kılıç’ı uğurladık dün. Yıllarını gazetecilik uğruna mücadele ile geçiren, mesleğin tüm meşakkatlerine katlanan, muhabirlikten yayın müdürlüğüne, yazarlığa ve televizyon programcılığına her işte çalışan Behiç Kılıç’ı 80’li yılların başında tanımıştım.Hiç birlikte çalışma fırsatımız olmadı.Son yıllarda, inandığı fikir ve görüşleri hiç çekinmeden, eğilip bükülmeden savundu, dik durmayı başardı. Taviz vermedi.Hayli zamandır börek rahatsızlığı çektiğini biliyordum. Ne yazık ki böbreğini diyalizle korudu ama kalbi alçaklık yaptı.Dünkü hüzünlü cenazede 1980’li yılların Günaydın, Hürriyet, Milliyet, Tercüman gazetelerinden tanıdığım, kimini ilk anda hatırlayamadığım birçok dost yüzle karşılaştım.Kolay değil, 30 yıl geçmiş. Kimi emekli olmuş, kimi ne yazık ki işsizliğin acımasız çarklarına kaptırmış kendini, kimi de bambaşka işlere yönelmiş.Çoğunda hüzünlü bir ifade, artık bilemem, sadece vakitsiz bir ölümün yarattığı hüzün mü, yoksa verilen onca mücadelenin yarattığı tahribatın hüznü mü?Yıllar öncesinin sevgili dostlarına artık ancak cenaze törenlerinde rastlamak, bir iki dakika da olsa hasret gidermek teselli etse de, içini buruyor insanın. *****AKP Meclis’e tek başına girsinOkurlardan Levent B. iktidar partisinin “tek partili Meclis” özlemini gidermesi için tüm muhalefet partilerine bir önerisi var. Birlikte okuyalım:Merhaba Can Bey. Birilerinin “tek partili meclis özlemi” nasıl gerçekleşir konusunda bir şeyler yazmak gereği duydum...1) YSK’nın Hatip Dicle’nin mazbatasını iptal etmesi sonrasında BDP Meclis’e katılmama noktasına geliyor gibi... 2) Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal serbest bırakılmazsa CHP de Meclis’e girmeme kararı alsın...3) Engin Alan da serbest bırakılmazsa MHP girmeme kararı alsın...AKP toplasın Meclis’i tek başına. Bakalım ne olacak?*****Haydi bakalım şimdi ne diyeceksiniz?Geçen hafta sonunda Bursa’da yapılan bir mali polis operasyonunda Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı, İkinci Başkan Haluk Özkıyıcı, Kulüp Genel Müdürü Osman Nuri Biçer ve eski İkinci Başkan Osman Çelik gözaltına alınmışlar, savcılık sorgusundan sonra gönderildikleri mahkede tutuklanmışlardı..Bu gelişmenin en önemli özelliği, tutuklular arasında AKP’li bir bakanın kardeşinin bulunmasıydı.Yandaş medya ve seçimden sonra hemen ortaya atılıp kendini göstermeye çalışan yandaş adayları “İşte adalet, hani AKP yargıya hâkim olmuştu. AKP yargıya hâkim olsa bakanın kardeşi tutuklanır mı?” diye sormuşlardı.Pek akıllıca değildi tabii ki bu tür yorumlar ve haberler. Güldük geçtik.Dün, yani tutuklamalardan dört gün sonra Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi başta bakanın kardeşi olmak üzere 4 kişiyi serbest bıraktı.Çok merak ediyorum, bu yandaş takımı şimdi ne diyecek? Heyecana kapılıp üç gün önce “AKP o kadar adil ki, bakan kardeşini bile tutukluyor” diyenler acaba biraz utanacaklar mı?Elbette ne Bursaspor Başkanı’nın, ne bakan kardeşinin ne de diğerlerinin hapiste kalmasını istiyorum. Sadece başka davalar konusundaki eleştirileri karalamak için bakan kardeşinin birkaç gün tutuklu kalmasını şişirmeye kalkanların gerçek yüzlerinin ne olduğunu söylemek istedim.
İnternet başında bazı haber sitelerini gezerken bir başlık görüp meraklandım. Diyordu ki “Canan Arıtman Can Ataklı’ya cevap verdi.” Bir an toparlayamadım, “Canan Hanım bana ne cevabı veriyor?” diye düşündüm ki, yazının içinde geçen Samanyolu Haber kelimesini görünce aklıma geldi.Pazar akşamı Samanyolu Haber’de Sinem Dinçay’ın konuğu idim.45 dakika süren sohbette Dinçay pek çok soru arasında “Canan Arıtman’ın CHP’nin seçimlere Baykal’la girmesi halinde yüzde 35 oy alacağı iddiasına ne diyorsunuz?” diye bir soru sordu. Cevabım aynen şöyle oldu; “Şuna hakkınız yok siyasetçi olarak. Sizi siyasi hayatınız boyunca bir kere bile haber yapmayan ya da yaptığı her haberde yerin dibine batıran yayın organlarına gidip kendi partinizi şikâyet ediyorsanız, burada bir arıza var. Canan Hanım kendisine en ağır hakaretleri yapan bir televizyona çıkıp konuştu. Buna hakkı yok, orada eleştiremezsiniz. Peki bir düşünsün, Canan Hanım neden o kanalda sana bunu söyletiyorlar? Demek ki bir hata var.” Kastım şuydu; Canan Arıtman bu açıklamasını AKP’nin yayın organı gibi çalışan bir medya kuruluşuna yapmıştı. Geçmişte de bunu gördük, kendi içinde bulunduğu yere hakaret etmek isteyenler hemen en karşıt olana koşuyorlar. Çünkü biliyorlar ki, o karşı medya grubu söylenen sözlerin üzerine mal bulmuş gibi atlayacak ve manşet yapacak. Aynısını Baykal da yapmıştı. CHP ile ilgili en sert eleştirileri Taraf Gazetesi üzerinden söylemişti. O zaman da Baykal’ı eleştirmiş ve “Kendisini bugüne kadar hiç manşet yapmayan, adının geçtiği her haberde de hakaret eden bir gazeteye bu kadar önemli açıklama verilir mi?” diye sormuştum.Canan Arıtman, bu sözlerim üzerine yine aynı kanal üzerinden cevap vermiş ve demiş ki “Hangi kanalmış? Ben birçok televizyona konuşuyorum. Baykal olsaydı yüzde 35 oy alırdı açıklamamı Beyaz Gazete’ye ve bir haber ajansına yaptım. Haber ajansı dolayısıyla birçok kanala haber oldu. Biz siyasetçiyiz kamuoyuna bir şekilde ulaşmamız gerekiyor. Bu tür seçicilik yapmıyorum, o kanala konuşurum, bu kanala konuşmam diyen bir insan değilim. O zaman kendisi niye Samanyolu habere çıkıp konuşuyor?” Olabilir, Canan Hanım kasıtlı davranmamış, uzatılan mikrofona konuşmuş olabilir. Ama benim takıldığım “O da Samanyolu’na konuşuyor” demesi.Canan Hanım’a farkı anlatayım: Seçim öncesinde de seçim sonrasında hiçbir ayırım yapmadan beni davet eden her kanala gittim, gideceğim de. Bu kanalların hepsinde de nasıl düşünüyorsam, neye inanıyorsam onun anlattım. Kanallara göre davranmadım. CNN çağırdığında söylediklerimi Samanyolu’nda da söyledim. Öfkeye kapılıp benim gibi düşünenleri, karşı görüşteki medya organlarında eleştirmedim. Ve inanıyorum ki eğer beni ayırım yapmadan her görüşteki kanal davet edip ekran açıyorsa bu tavrımdan dolayıdır.”Sonuç olarak Canan Arıtman ya da bir başka CHP’li ile veya iktidar partisiyle bir alıp veremediğim yok ve olamaz da. Bu olayı böyle detaylı anlatmak da istemezdim ama, seçim sonrası medyada kaynatılmaya çalışılan “cadı kazanlarına” şımarıklığın verdiği terbiyesizlikle “gazetecilere ayar vermeye kalkanlara” karşı da bir tavır göstermek istediğim için yazdım.*****CHP’liler hem CHP’ye hem de Tuncay Özkan’a bilerek mühür bastıCHP adına sandık görevi yapan bir okurumdan aldığım mesajı aynen iletiyorum: Ben size bu yazıyı size bilgi vermek için yazıyorum, Ben CHP Kadıköy ilçe örgütünde üyeyim.Son seçimde Acıbadem’deki en çok sandığı olan bir okulda sandıkların sorumlusuydum. Benim sorumluluğumda olan okulda yaklaşık % 8-10 civarında hem CHP hem Tuncay Özkan’a evet mührü basılı seçmen pusulası çıktı. Benim CHP sandık görevlisi arkadaşlarım sandığa her gelen seçmeni tek tek uyardığı halde bu oranda oy çıktı. Ben ne yazık ki bunun nedenini içim acıyarak yazıyorum. Benim CHP’ye bu oyları atan vatandaşıma Güneydoğulu vatandaşım çok güzel bir ders verdi. Hem de okuması yazması olmayan vatandaşım. Ellerinde iplerle seçmen pusulasını ölçerek. Maalesef Kadıköy seçmeni hem CHP hem de Tuncay Özkan’a mührü basarken inanın bilerek bastı. Geçerli olmaması için değil, ikisini de istediği için bastı. Her ikisine de basarken oyunun geçersiz olduğunu bilmiyordu. İnanın bilmiyordu. Bunu bizzat çok kereler duydum. Gerçi bunda biraz da tweet ve email’ler sebep olduysa da %90’ı gitti iki yere mühür bastı. TÜİK rakamlarına bakın Kadıköy Türkiye’nin eğitim ve gelir seviyesi en yüksek halkıdır. Peki neden bu kadar büyük bir hata yapıldı? Bilinçli seçmen olmamasıdır. Atatürkçü’yüz demekle bilinçli seçmen olunmuyor. (G. F.)*****BDDK, “Hanehalkı borçluluğu hızlı artış gösteriyor.” diyerek bankaları uyarmış. Anlaşılan bol bol kredi kullanıp borçlanan vatandaşın, devletteki kredisi tükenmeye başladı! (Gani Yıldız)*****Mudanya’ya bir polis!Bursa Festivali’nin açılışı için İDO ’nun Yenikapı Mudanya hattını kullandım. Bandırma ve Mudanya hattını çok kullandım bugüne kadar.Bandırma değil ama Mudanya çıkışı bir felaket.Eğer feribotun çıkış kapısına çok yakınsanız sorun yok. Ama az sonra şehir içi trafiğine takılıyorsunuz ve perişan oluyorsunuz.Bunun nedeni iskelenin yanlış yere yapılmış olması. Arabalar direkt kent içine boşalıyor ve daha ilk kırmızıda trafik tıkanıyor. Ardından ana yola giriş neredeyse ‘O’ gibi, burada bir daha sıkışıyorsunuz.15 dakikalık yol çıkıyor bir saate.İskelenin yerini değiştirmek ve kesintisiz bir bağlantı yolu yapmak gerek, ama zamana kadar sadece bir polis bile işi çözebilir.Yapılacak şey çok basit. Feribot gelince kavşaktaki kırmızı ışığın başına bir trafik polisi konur, yoğun gelen araçlara daha uzun süre yol verir ve beklemeleri ortadan kaldırır.Günde 3 ya da 4 kez yapılacak bu uygulama ile hem Mudanya halkı rahatlar hem de yolcular perişan edilmez.*****KorkulukAntalya gezimizde rehber bizi falezlerin hemen kenarına götürdü, “Burası çok tehlikeli bir yer” dedim aşağı bakmamaya çalışarak, “Şuraya bir korkuluk koysanıza.” Rehber “Denedik ama bize çok pahalıya mal oluyor. Patron sonunda vazgeçti” diye cevap verdi. “Nasıl yani?” dedim şaşırarak. “Sormayın” dedi rehber, “Aşağı uçan her turist korkuluğu da mutlaka yanında götürüyor! Korkuluk masrafını düşünsenize.” (Yıldırım Tuna)