Erdoğan neden kaosu seçiyor?

Haberin Devamı

Başakan Erdoğan’ı anlamak mümkün değil. Yüzde 50’lik bir oyla seçim zaferi kazanmış. Ezici bir çoğunlukla Meclis’te tek başına iktidar olma şansını tekrar kazanmış. Üçüncü kez seçim kazanmanın verdiği özgüvenle Türkiye’nin neredeyse tamamına hâkim olmuş.

Ama gelin görün ki, anlaşılmaz biçimde sertliği ve kaos yolunu tercih ediyor.

Tutuklu 8 milletvekili serbest bırakılsaydı Meclis açılışı her zamanki kendi rutini içinde yapılacaktı. Ne boykot eylemi olacaktı ne yemin etmeme krizi doğacaktı.
Sadece belki bazı BDP destekli bağımsızların yemin için kürsüye çıktıkları an kısa süreli bir heyecan yaşanacaktı. Hepsi bu.

Ama şimdi durup dururken siyaset kilitlendi, kaos ortamı doğdu.

Bundan sonrasını düzeltmek de çok zor. Artık mahkemelerin “serbest bırakma” kararı almaları neredeyse olanaksız. Meclis’in tatil yapmayıp bazı yasalarda düzenleme yapma olasılığı da az.

Peki nasıl oldu da Erdoğan büyük seçim zaferinin bir kaosa sürüklenmesine izin verdi?

Bu konuda görüşler çok çeşitli. Örneğin bir baskın erken seçimden söz edenler bile var. CHP’nin tavrının kamuoyunda ters tepmesi halinde bunu fırsat bilen AKP’nin “hemen bir erken seçime” gideceği ve bu kez oylarını yüzde 60’lara çıkaracağı ileri sürülüyor. AKP’nin bu oranı yakalaması ile yeni anayasayı tek başına ve halk oyuna bile götürmeden Meclis’ten geçirebileceği 367’yi bulması bile mümkün.
Yine Erdoğan’ın daha baştan kriz yönetimine geçerek, CHP ve MHP’yi tamamen devre dışı bırakarak Meclis’i dilediği gibi kullanacağı da ileri sürülen görüşler arasında. Muhalefeti “sadece yasamanın önünü tıkıyor” suçlamasıyla köşeye sıkıştırmak isteyen Erdoğan’ın “Çare yok, memleketin sorunlarını halletmek için tek başımıza çalışacağız” diyerek yola devam etmesi ihtimali güçlüdür.

Tabii CHP’nin Meclis’i boykot anlamına gelen “yemin etmeme” kararını yanlış bulan bazı CHP’lilerin istifa etmesi ve bağımsız olarak AKP’ye destek vermesi de gözardı edilmemesi gereken bir siyasi olgudur. Böyle 5 kişi çıkarsa AKP 330’u bulacağı için tek başına anayasa yazmaya cesaret edecektir. Çünkü Erdoğan referandumda kesin kazanacağını biliyor.
Erdoğan’ın “bile bile krize yeşil ışık yakmasının” bazı endişelerden kaynaklandığı da söylenebilir. Milletvekili seçilen tutuklu Ergenekon sanıklarının serbest bırakılmasının, emsal teşkil etmesi ve bir anda tüm tutukluların salıverilmesinin davayı sulandıracağı hatta iktidar aleyhine çevirebileceği kuşkusu Erdoğan’ı tedirgin etmiş olabilir.

Tutuklu vekillerin Meclis’e gelmesi ile Ergenekon davasının Meclis’e taşınması endişesi de Erdoğan’ı etkilemiş olabilir. Çünkü böyle bir durumda kamuoyu Ergenekon davası ile ilgili gerçekleri öğrenebilir ve dava tersine bile dönebilir. Belki de Erdoğan bu riski göze almak istemiyordur.

Gerekçe ya da tahminler ne olursa olsun, seçim zaferi kazanmış bir partinin işi kaosa sürüklemesi siyasi olarak yanlış olmuştur bana göre. AKP bir önemli şansı tepmiş gibi geliyor bana.

BU YAZI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ NOT: Bu yazıdan elbette “Erdoğan isteseydi tutuklular serbest bırakılırdı” anlamı çıkıyor. Bu teknik olarak yanlış, biliyorum. Kararı yargı veriyor. Ancak hiçbirimiz de kendimizi kandırmayalım. Seçimden sonra Erdoğan tutuklu sanıkların serbest bırakılmasının daha iyi olacağını belli etseydi mahkemeler de bu yönde karar alırdı. Ama Erdoğan “başka aday bulamadılar mı?” diyerek tavrını gösterdi. Karar da böyle oldu.

*****

Şifrenin kokusu şimdi çıktı

Türkiye’de inanılmaz şeyler oluyor. Ama kimseden de hesap sorulmuyor. Tabii iktidardan yanaysa.

İşte ÖSYM olayı. Bir sınav yapıldı. Ortaya “şifre” iddiaları çıktı. İki ay boyunca öğrenciler ecel teri döktü, psikolojileri bozuldu. Gösteriler yapıldı; yaralanan, tutuklanan oldu. Başbakan göstericilerin karşısına 10 bin kendinden yana öğrenci çıkarabileceğini bile söyledi.
Ama ÖSYM Başkanı tınmadı bile. Arkasına geçen YÖK Başkanı ise ÖSYM Başkanı’nı korudu, hakkında soruşturma açılmasını önledi.

ÖSYM skandalları şifre ile sınırlı kalmadı. Soruların hatalı olduğu anlaşıldı, itiraz edenlerin puanı yükseldi, sınav cevap kâğıtları kayboldu. Arkasından doktorlar sınavındaki rezalet yaşandı.

Bütün bunlar olurken ÖSYM Başkanı hiç görünmedi. Hâlâ da görünmüyor. Ama onun yerine YÖK Başkanı çıktı ortaya. Zamanında ÖSYM Başkanı’na kefil olan, onu korumaya alan YÖK Başkanı şimdi kalkıp “İstifa etmeliydi” demez mi? Peki ama neden? Hani hiçbir suçu yoktu. Hani her şey usulüne uygun ve doğruydu. O halde niye istifa etsin ki?

Gani Yıldız’ın dediği gibi “Bu işte gerçekten bir şifre var” ama ne olduğunu anlayamıyoruz.

*****

Akvaryum merakı

Meğer İstanbul halkı akvaryuma ne kadar meraklıymış. Florya’da Büyükşehir Belediyesi’nin büyük masraflarla açtığı dev akvaryum dolup taşıyor. İnsanlar birbirini eziyor. Çünkü bedava. Yahu bu milet “gökte bedava bir şey var” dense merdiven kurup tırmanacak hale mi geldi böyle?
Dikkatimi çeken bir nokta daha var. Akvaryum açılışını Başbakan Erdoğan yaptı. Hem de “Sıfır kilometre anayasa yapalım” dedikten sonra buna ne diyeceğini bile merak etmediği Kemal Kılıçdaroğlu’nu kürsüde bırakarak koşup geldi.

Büyük izdihamlı görünce “Bugün bedava ama, yetmez 3 gün bedava olsun” dedi. Sempatik bir davranış gibi görünüyor. Ama öyle değil aslında.

O akvaryum İstanbul halkının parasıyla ve belediye tarafından yapıldı. İlk günün bedava olması Belediye Encümeni’nin kararı. Ama Başbakan kimseye sormadan ve bir kamu hizmetini kendi başına bedava yapıverdi. Buna hakkı var mı?

Yok tabii. Ama sonra “padişah gibi oldu” deyince kızıyor. Kızmasın.

*****

Samatya’da caz günleri

Mutlaka hatırlarsınız, İstanbul’un tarihi mekânlarından Samatya’yı yeniden canlandırmak için başlatılan çalışmaları yazmıştım. Turizm Araştırmaları Derneği’nin öncülüğünde Samatya’nın ünlü lokanta ve meyhanelerinin ayağa kaldırılmasına, bölgenin hem İstanbullular hem de turistler için bir cazibe alanı haline getirilmesine çalışıldığını anlatmıştım.

Üzerinden hayli zaman geçti, ama Samatya’da inanılmaz gelişmeler yaşandı. Çevre değişti, lokanta ve meyhaneler yeni anlayışa uygun dekorasyonları, menüleri ve lezzetleriyle adeta görücüye çıktı.

Geçen hafta birkaç gece Samatya’ya uğradım. Eskiye oranla hayli canlanmış, lokantalar dolmuş, meydan bir şenlik alanı gibi.

İşte bu güzel gelişmeleri taçlandırmak için bugünden itibaren Samatya’da caz ziyafeti başlıyor. Zil ve Caz adı verilen üç günlük programın ilk gününde Kerem Görsev sahne alacak. Yarın Arto Tunçboyacıyan’ın konseri var. Üçüncü gün ise Leman Sam sevenleri ile buluşacak.

Zil ve Caz’da “Zil” 17. Yüzyılda Samatya’ya yerleşen ve Mehteran’a zil yapan Zilciyan ailesinin anısına saygı nedeniyle kullanılıyor. 200 yılı aşkındır zil yapan ailenin ürünleri bugün dünyanın en ünlü orkestraları, rock grupları ve ünlü caz ustaları tarafından tercih ediliyor.
Konserler ücretsiz. Ancak lokantalarda rezervasyon yaptırırsanız, hem yemeğinizi yer hem de meydandaki konserleri izlersiniz.

*****


Bir ay önce, “ÖSYM Başkanı’nın istifa etmesine gerek yok!” diyen YÖK Başkanı şimdi, “Ben olsam çoktan istifa ederdim!” diyor. Acaba bu cümlelerde bir “şifre” var da biz o yüzden mi olup biteni anlamıyoruz?!
(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR