O ne bombalama öyle

Haberin Devamı

Pazar günü İstanbul Şişli’de yaşananları televizyonlardan izlediniz mi? Ne inanılmaz görüntülerdi onlar.

Aralarında biri eski ikisi yeni üç milletvekilinin de bulunduğu bir grup, 6 bağımsızın milletvekili seçildikleri halde tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini protesto etmek için Şişli’de toplanmışlar.

Burada bir basın açıklaması yapıldıktan sonra Taksim’e kadar yürümek istemişler.

Polisler de bunun “yasa dışı bir gösteri” olduğunu ileri sürerek grubun önünü kesmiş.

Buraya kadar normal. Şişli’den Taksim’e kadar yürümek belki “fazla” bir talep ama, bunun hiç kimseye hiçbir zararı yok.

Gerekli güvenlik önlemleri alındıktan, taşkınlık yapmaya da kalkmadıktan sonra dünyanın her yerinde yapılan bir protesto eylemi bu.

Ancak ileri demokrasinin yaşandığı ülkemizde, polis “olmaz” diyor.

Kalabalık diretirse ne olur? Çevresi tamamen sarılır, kalabalığın yürümesine izin verilmez, taşkınlık yapanlar da bu güvenlik çemberi içinde tutulur gerekirse de gözaltına alınır.

Ama bizde durum öyle değil. “Yürümek mi istiyorsun, al sana bomba” diyen polis bir anda onlarca gaz bambasını kalabalığın üzerine atıyor. O da yetmiyor, panzerlerden tazyikli su fışkırtmaya başlıyor.

Ondan sonrası bir âlem. Elbette ekranda göstericilerin ellerindeki bayrak sopalarını attığı, yerlerde bulduklarını fırlattığı görüntüleri bir çatışma izlenimi veriyor. Ancak bir anda kalabalığın içine atılan bombalar ve sıkılan suyun yarattığı dehşet içinde çıkan kargaşanın bu görüntüyü vermesi normal.

Polisin bu tür olaylarda neden bu kadar aşırı şiddet kullandığını anlamak çok zor. Bir tarafta seçimler yapılmış, iktidar oyunu artırarak gücünü pekiştirmiş, diğer yanda halkın oyuyla milletvekili seçilenlerin bir kısmı parlamentoya giremiyor, siyaset yine gerilmiş. Böyle bir ortamda protesto gösterilerinin üzerine sanki savaşıyormuş gibi gitmek ne anlama geliyor acaba?

Polise sorarsanız yasa dışı gösteri yapanlar dağıtılıyor.
Oysa pazar günü dağıtılan gösterici grup değildi. Tüm Şişli dağıtıldı. O kadar çok gaz bombası atıldı ki, çevre halkı saatlerce hava soluyamadı, evlere sinen gaz kokusu 24 saatte bile dağılmadı.

Bir taraftan barış, kardeşlik, demokrasi, hukuk çağrıları yapılırken, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu kalabalıklara acımasızca saldırmak, yapılan bütün iyi niyet çağrılarını dinamitlemekle eş değerdir.

*****

Bu gençlere destek gerek

Pırıl pırıl üç öğrenci geldi gazeteye. Bahçeşehir Üniversitesi öğrencileri hepsi. Onur Yazıcı, Ünal Akyüz, Gizem Aktürk. Dediler ki “Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında, karbondioksit salımını azaltmaya yönelik yazılım programıyla Türkiye birincisi olduk, şimdi Amerika’daki dünya finaline gidiyoruz.”

Önce “Bir durun” dedim. Açıkçası bir şey anlamadım. “Şunu baştan anlatın.”

Anlattılar. Microsoft dünyanın bütün ülkelerinde bir yazılım yarışması açmış. Amaç çevresel sürdürülebilirlik alanında yeni bilgisayar programlarını desteklemek ve bunların günlük hayatımızda kullanılmasını sağlamak.
Bu gençler “CO2ncerned” adını verdikleri bir takım kurmuşlar ve çok ilginç bir bilgisayar programı yazmışlar.
Anladığım kadarıyla yapılan şu: Bilgisayardan, araçlara, fabrika bacalarından çıkan dumandan, kömürle çalışan santrallara kadar hayatımızdaki hemen her aktivitede atmosfere karbon salımı söz konusu. Atmosferdeki dengelenmeyen fazla karbon da küresel ısınmayı tetikliyor.
Belki karbon salımının önüne geçmek çok zor ama, hiç olmazsa yeni ve temiz enerji kaynakları kullanılarak karbon salımı sınırlı tutulabilir.

Program özellikle sanayi kuruluşlarının kullanımı için hazırlanmış. Firmalar bu yazılım sayesinde ne kadar karbon saldıklarını öğreniyorlar. Kotayı geçmeleri halinde (bunu anlatmak çok zor ve uzun sürüyor) bu farkın bedeli ile sosyal bir sorumluluk projesine katkıda bulunuyorlar.
Bu bağlayıcı kural henüz Türkiye’de geçerli değilmiş, çünkü biz Kyoto Protokolüne girmedik, ama gireceğiz.

Kısacası şu olacak; bir firma fazla miktarda karbon saldı. Bunu azaltamıyor ama örneğin riskli bir bölgedeki bir okulun elektrik ihtiyacını karşılamak için temiz enerji kaynaklarına destek olacak.

Bir köşe yazısında anlatmak çok zor ama, bilin ki çok iyi bir şey. Zaten dünyanın gittiği yol da bu.

Bu üç öğrencimiz 6 Temmuz’da New York’ta olacaklar. Önce 4 kişilik bir jüriye sunum yapacaklar. 173 ülkenin katılacağı bu aşamayı geçerlerse 8 Temmuz’da büyük jüri önünde 18 takımla yarışacaklar.

Yarışmanın bir özelliği internet üzerinden oy kullanılabilmesi. Aşağıdaki adrese girerseniz karşınıza Türk ekibi çıkacak. Light butonuna basarsanız Türk ekibine bir puan vermiş olacaksınız. Bence şimdiden oyunuzu verin.
http://imaginecup.com/worldwide-finals/peoples-choice-award/view-and-vote.aspx?r=6460

*****

Mehmet Ali Birand’ı çok iyi buldum

Pazar günü Mehmet Ali Birand’ı ziyarete gittim. Ameliyat günü ve ertesinde özellikle gitmedim, çünkü büyük ihtimalle yoğun bakımda tutulacağı için hem görme hem de durumu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi alma şansım olmaz diye düşündüm.
Gerçi pazar günü de göreceğimi sanmıyordum, başta sevgili eşi Cemre ile konuşur bilgi alırım, geçmiş olsun derim diyordum. Ama o da ne; Birand’ın kapısı açık, kendisi yatakta ve ziyarete gelen aile dostlarıyla sohbet ediyor. Tabii çok sevindirici bir gelişme.

Ameliyatlı bir hasta ziyareti olduğunu unutmadan kısa süre başında kalıp sohbet ettim. Doğal olarak el sıkışmadık, öpüşmedik. Morali çok iyiydi, her gün en az 5-6 kere kalkıp yürütüyorlarmış. Doktorlar pankreastaki hastalıklı bölümü tamamen almışlar. Cuma gününe kadar pataloji sonucu gelecekmiş. Doktorları “Temiz çıkacak” diyerek “en az 20 yılını garanti edeceklerini” söylemişler. Ne güzel haber.
Birand odasında da haberden kopmamış durumda. Karşısındaki televizyonda haber kanalları açık, gündemi izliyor. Çok kısa bir siyaset turu yaptık.

Dün de bazı kanalların yayınına katılıp sağlık durumu ile bilgi verdi. Kendini yeni döneme hazırlıyor. Tekrar geçmiş olsun.

*****

Yazılar karışmış

Pazar günü, nasıl olduysa sayfa düzeni yapılırken oluşan bir karışıklık nedeniyle Gani Yıldız’ın güzel cümleleri ile Yıldırım Tuna fıkraları alt alta gelmiş. Tabii bu durumda fıkraların da Gani Yıldız’dan geldiği sanılmış. Galiba yazıyı sayfaya gönderirken başlıklamayı unutmuşum. Sizlerden ve Yıldırım Tuna’dan özür dilerim.

*****

Balık hafızalı toplumumuz, “Yeni anayasayı yaparken herkesi dinleyeceğiz” diyen Başbakan’ın, aynı toplantıda bulunan Kılıçdaroğlu’nu, akvaryum açılışı uğruna dinlemeden gitmesini kaç haftada unutur acaba?
Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR