Bazılarına ne kadar söylesem de kâr etmeyecek ama, sağduyulu okurlar elbette anlayacaktır, ben yine de belirteyim; bu yazı bir fanatiğin yazısı değildir, aklımın ve mantığımın ve vicdanımın sesidir. Bir haftadır futbolda şike olayını konuşuyoruz. Olayın odağında Fenerbahçe ve Başkanı Aziz Yıldırım var. Sivas, Eskişehir, Karabük, Gençlerbirliği işin içinde.Hakim görüş, bu tür kirliliğin çok uzun yıllardır futbolun başına musallat olduğu yönünde. Yani ezici bir çoğunluk futbolda şike ve teşvik primi adı altında usulsüzlüklerin döndüğüne inanıyor.Fenerbahçe gibi Türkiye’nin en eski kulüplerinde biri, üstelik bu yıl şampiyon olmuş bir takım da şike yapmış olabilir mi? Evet olabilir.Peki bu kaanate vararak Fenerbahçe küme düşürülebilir mi? Buna da evet. Futbol Federasyonu’nun kuralları zaten bunu öngörüyor.Buna rağmen diyorum ki: “Fenerbahçe küme düşürülemez.”Fenerbahçe’nin eğer gerçekse “şike yaptığını” ortaya çıkaran Futbol Federasyonu değil. Organize Suçlar birimi bir suç olayının peşindeyken, Fenerbahçe’nin “şike yaptığı” şüphesiyle bazı izleme operasyonları yapmış. Daha sonra bunları savcılığa intikal ettirmiş. Savcılık da geniş bir soruşturma yapılması talimatı vermiş. Polis de bunun üzerine gözaltılara başlamış. Ardından da tutuklamalar gelmiş.Buraya kadar normal.Şimdi; sırada Türkiye Futbol Federasyonu var. Başkan savcılığa gitti, soruşturma ile ilgili bazı belgeler kendisine verildi. Ancak tamamının verilemeyeceğini öğrendik.Federasyon, aldığı bu belgelerin ışığında Fenerbahçe’nin şike yaptığına kanaat getirirse, kurallar gereği Fenebahçe küme düşürülecek.Demek ki, Federasyon bu kararı verirse, Fenerbahçe’nin “şike yaptığı” kesinlik kazanacak. Yani Fenerbahçe yargılanmış ve hüküm giymiş olacak.Ama aynı anda deniyor ki “Bu dava en az 2-3 yıl sürer.”Davanın 2-3 yıl sürmesi ne demek? Fenerbahçe’nin şike yaptığı ancak bu kadar süre içinde, tanıklar dinlenerek, belgeler incelenerek, bilirkişi raporlarına bakılarak anlaşılacak.İyi de Federasyon kararını çoktan vermiş olacak. Madem “şike belli” mahkeme neden 2-3 yıl sürsün ki?Ve diyelim ki, 3 yıl sonra ortada bir suç şebekesinin olduğu ama bunun Fenerbahçe lehine bir şikeye bulaşmadığı anlaşıldı. O zaman ne olacak?Spor servisine sordum. Tam bir cevap veremediler sadece “Federasyonun kararı kesindir, her takım buna uyacağını daha önceden yazılı olarak taahhüt eder” dediler. Buna da itirazım yok. Burada “hukuk nerede?” diye sormak istiyorum sadece.Kurallara göre “kanaat oluşursa” Federasyon bir takımı küme düşürür. İyi de, herkes “Yıllardır bu iş yapılıyor” derken daha önce neden hiç “kanaat” oluşmamış. “Efendim yasa yeni çıktı.”Var mı böyle haksızlık.SON NOT: Bu durum Fenerbahçe’nin değil, her takımın başına gelebilirdi. Lütfen “Nasıl olsa benim takımım değil” diye düşünmeyin. *****Polis neden suç üstü yapmadı?Fotoğraflar elimizde. Polis fütursuzca dağıtıyor.Telefon tapeleri de elimizde. Onlar da aynı yöntemle basına veriliyor.Polis 19 maçta “şike yapıldığını” aynı fütursuzlukla söyleyebiliyor. Karara varıp hükmü vermiş yani.Peki bütün bu belgeler toplanırken neden hiç “suçüstü” yapılmamış?Bunu Vatan’ın Yayın Koordinatörü, geçmiş yılların çok deneyimli polis muhabiri Tayfun Hopalı’ya sordum.“Çok basit” dedi ve anlattı: “Operasyonu yapan Organize İşler. Bu olay Giresun’daki mafyavari bir gelişmenin izlemeye alınması ile başladı. Bu sırada futbolla ilgili şike konusu izlemeye takıldı. Organize İşler bilgi toplar, suç örgütünü ortaya çıkarmaya çalışır. Bu nedenle suçüstü yapmaz.”Teknik bilgi olarak bana da mantıklı geldi.Amaaaa...Eğer bir mafya suçu izleniyorsa, araya takılan şike olayı anında müdahale edilmeyi gerektirmiyor mu?Adam para çantasıyla (içinde ne var bilinmiyor aslında) gelmiş, parayı vermiş, iki saat sonra maç oynanmış. İş bitmiş.Diyelim ki Organize İşler anında operasyon yapmıyor. Ama bu kadar önemli bir olayda, daha üst makamlar neden haberdar edilmez?O zaman Organize İşler değil de, örneğin Mali Şube harekete geçer.Ya da durum Spordan Sorumlu Bakan’a, Federasyon Başkanı’na iletilir. Şike yapılmasının önüne geçilir, sorumlular teşebbüs halinde yakalanır. Yok öyle yapılmadı. Aylarca izlemeler, dinlemeler, çekimler... Bir tür ortaya “her şeye dokunabilen, pislikleri temizleyen kahraman” çıkarma sevdası.Üstelik polis sadece Fenerbahçe için değil, 19 maç için aynı uygulamayı yapmış. Hiçbiri önlenmemiş, arşivlenmiş.Vicdanen bunu kabul edebilir misiniz?*****AYM’DEN RET GEREKÇESİ:Anayasa değişikliği geriye yürümezANKARA - Anayasa Mahkemesi’nin, kapatılan DTP’nin milletvekilleri Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un “milletvekilliklerinin devamına karar verilmesi” isteminin reddine ilişkin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM, 2009 yılında, DTP’nin kapatılması kararı ile birlikte Türk ve Tuğluk’un da milletvekilliklerini düşürmüştü. Ancak 12 Eylül 2010’da yapılan referandumla kabul edilen Anayasa değişiklikleri ile AYM’nın parti kapatırken milletvekilli düşürme yetkisi kaldırıldı. Türk ve Tuğluk, AYM’ye başvurarak yeniden vekil olmak istedi. Ancak AYM bu talebi reddetti. Gerekçeli kararda “Milletvekilliklerinin sona ermesinden sonra, konuya ilişkin anayasa kuralının yürürlükten kaldırılmış olması, sona eren milletvekilliği statüsünün tekrar kazanılması sonucunu doğurmaz. Anayasa değişiklikleri kural olarak ileriye dönük hukuki sonuçlar doğurmaktadır” denildi. Karar 6’ya karşı 11 oyla alındı. AYM Başkanı Haşim Kılıç ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Engin Yıldırım, Hicabi Dursun, Celal Mümtaz Akıncı ile Erdal Tercan, karşı oy yazılarında, Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkan durumdan Türk ve Tuğluk’un yararlandırılması gerektiği vurgulayarak, milletvekilliğinin iadesine karar verilmesi gerektiğini belirtti. Türk ve Tuğluk, 12 Haziran’da yeniden milletvekili seçilmişlerdi.*****Polis muhabirlerini kızdıran yayın müdürüHer mesleğin incelikleri, kuralları ve teamülleri vardır. Bizimkinin de var.Geçen hafta polis merkezlerinde neredeyse gece gündüz çalışan, haber kovalayan arkadaşlarımdan biri “Can abi, bütün muhabir arkadaşlarımızın ortak bir hassasiyeti var, sana da anlatayım” dedi.Dinledim. Bir gazetenin Genel Yayın Müdürü’nden söz etti. Sürekli Emniyet Müdürlüğü’ne gelip gidiyor, değişik birimleri ziyaret ediyor, bilgi alışverişinde bulunuyormuş.“Ne var bunda?” dedim. “Öyle deme Can abi, bir Genel Yayın Müdürü tabii ki haber kaynaklarına da gidecektir, ama bu nezaket ziyareti şeklinde olur veya telefonla konuşur. Burada görev yapan bizleriz, bir genel yayın müdürü sürekli gelip giderse bir gün gelir kimse bizi ciddiye almaz. Bu bütün arkadaşlarımızı üzüyor” karşılığını verdi.Aslında doğru. Genel Yayın Müdürleri de yerlerini bilmeli. Adını yazmıyorum, çünkü amaç isim vermek değil, sadece polis muhabirlerinin hassasiyetini aktarmak.*****Gani Yıldız’danYeni Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç olmuş. Gözyaşlarıyla tanıdığımız Sayın Arınç’a tavsiyemiz; en azından çalışanın ve emeklinin maaş zamlarını açıklarken ağlamasın. Sonra, “Bakan vatandaşın hâline çok üzülüyor” derler!***Kemal Derviş Yunanistan ekonomisi için reçete yazmış. Tarih tekerrürden ibaretse hiçbir şey yapmayıp sadece bu reçeteyi uygulayan hükümet en az 9 yıl iktidarını sürdürür!***Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, 5 Türk’ten 1’i eşe dayağın arkasındaymış. O zaman, “Her dayak yiyen kadının arkasında, kendinde şiddet kullanma hakkını gören bir erkek vardır.” diyebilir miyiz?ÖZÜR: Bu pazar dünden verdiğim bir söz gereği şike olayını yazdım. Bu nedenle Yıldırım Tuna’nın fıkralarına yer veremedim. Pazar’ı bekleyen okurlardan özür dilerim. Ama söz hafta içi fıkra var.
Güleyim mi ağlayayım mı? Sosyal medya diye bir şey var biliyorsunuz. İnternette mail, twitter, blog gibi, asıl görevi ne olursa olsun, sanal ortamda bilgi, fikir ve görüş paylaşan, duyduklarını, gördüklerini, yaşadıklarını anında herkese ileten insanlar topluluğu.Şimdi başıma gelene bakın. Pazartesi akşamı biliyorsunuz CNN Türk’teki Tarafsız Bölge’de “şike” tartışmasına katılmıştım. İzleyenler ne söylediğimi biliyor, izlemeyenler için çarşamba günü söylediklerimi yazmıştım.Ancak sosyal medya müptelaları beni nasıl dinlemişler, ne anlamışlar ya da anlamamışlar, yazdıkları mesajlardan çıkarmak mümkün değil.O program sırasında bir “twitter” furyasıdır gitmiş ki, yerle bir edilmişim, ne kişiliğim, ne gazeteciliğim, ne fanatikliğim kalmış yani.Tabii sosyal medyada kimse gerçek adını kullanmadığı için atış serbest. Eğlenceli aslında da, sadece insanın aklına “yahu bu ülkenin bazı insanları nasıl bu kadar akıl ve mantıktan uzak olur, söylenenleri algılamada nasıl bu kadar beceriksiz olur” demekten kendini alamıyor.Ayrıca şunu da soruyorum bazen “Bizim insanımız bu kadar mı korkak, pısırık, ezik, kompleksli ki kendi adını koymaya cesaret edemiyor ve abuk sabuk lakaplar buluyor kendine?”Neyse fazla da ilgilendirmiyor. Gelin o gece kısa sürede twitter’da hakkımda dolaşan yorumlara birlikte göz atalım. Parantez içindekiler göndericinin kullandığı isimdir: * fenerbahçe’nin küme düşürülmemesi için arkasındaki 20 milyon taraftarı sebep göstermektedir. ben kendisini mantıklı, objektif bir gazeteci sanırdım. meğer fanatiğin önde gideniymiş. (mellonnim) * bkz: sığ beyin (jimmy tudeski)* bkz: hiçbir şey bilmediği halde çok konuşan insan (anti ka)* an itibari ile cnn türk ekranlarında saçmalamakta olan kişi. oy kaygısı ile hükümetin ya da devletin her neyse fenerbahçe’yi küme düşürmeye cesaret edemeyeceğini hatta delilleri örtbas edeceğini söylüyor. burdan anlıyoruz ki türkiye’nin sosyal yapısını zerre çözememiş. (right click)* fenerbahçe’nin suçlu çıksa dahi küme düşmemesi için yoğun uğraş veren rezil medya ayaklarından biri olduğunu kanıtlamış kişi. (daemen12)* türkiyenin en ortalama insanıdır, tebrik ediyorum (62951413)* medya’nın boş yazar kontenjanından yararlanarak köşe yazarı olmuş boş insan. üslubu mahalle üslubu, tespit yeteneği sıfır, zeka ve muhakeme hiç yok. boş boş boş adam. (iskocyali papaz)* bir takımı tamamen yok etmeye yönelik bir hareketin önüne geçilmeliymiş. fenerbahçe’nin tamamen yok edilmek istendiğini falan iddia ediyor. “ben böyle olsun demiyorum” diye girip, zırıl zırıl ağlıyor arkadaş. şimdi Vay anassınıııı.. (bu adam adam olmaz)* bilgi sahibi olmadan fikir sahibi nasıl olunur kendisi bize her fırsatta göstermekte. artık izlemeye gerek bile duymuyorum. (xellent)* fenerbahçe büyük camia olduğu için ceza almamalı diyor resmen. e, arkadaş o zaman sürekli şike yapalım. nasıl olsa küme düşürülmeyeceğiz. (kazma kramer)* şu anda cnn türk’te ne işin var. ne spordan anlıyor ne talimata hakim ne yasaya hakim. ama konuşuyor da konuşuyor. yahu adam madem bilmiyorsun sus da dinle biraz. (manyakmiknatisi)* bir taraftan fenerbahçe’yi kurtarayım diğer taraftan da akp’ye sallayayım derken hepten çuvallamış gazeteci. görüntü itibariyle bir gazeteci olmasına rağmen konuya hakim olmadığı için anlamsız bir sinirle yanındakilere ve hükümete ateş püskürüyor. (sinyalci)* bazı insanların artık türkiye’yi emeklilikleri ile şereflendirmeleri zamanı gelmiştir ve kendisi de o kişilerden birisidir. (termonunikinciyasasi)* bu geceki tarafsız bölge programındaki analizleriyle türkiye gerçeklerinden ve futbol kavramından bihaber yaşadığını belli eden gazeteci. (sociologist) Bu da Galatasaray Sözlük’ten!Bir de Galatasaray Sözlük var. O geceye kadar hakkımda tek yazı girilmemiş. Ama o gece...* saçmalamanın dibine vurmuş gazeteci. az önce cnntürk’te devletin hükümetin el atıp fenerbahçe’yi düşürmemesi gerekir. bu güne kadar hep hukuksuzluk vardı bu ülkede şimdi neden herkes hukukçu kesildi. herkesi serbest bırakılması lazım savcılık tarafından gibisinden bişiler saçmaladı. 20 milyon taraftarı olan bir kulübün şike yapma iddaalarını meşrulaştırmaya çalışan bir yazar bu adam. (torres)* göz göre göre “fenerbahçeyi düşürmeye cesaret edemezler, bu ülkenin en büyük kulübünü düşüremezler, siyaseten müdahele olur valla olur yasa çıkar çıkar” modunda ağlayan adam. (clansman)* akşam akşam neşemi yerine getirdi. gülmek isteyen açıp cnn turk’u izlesin. şike soruşturması için “türkiyenin en eski ve en çok taraftarına sahip spor kulübü fenerbahçe’yi bitirmek için başlatıldı.” dedi.(aslan nihat)* “çok bağırıyım, haklı çıkarım” modundaki insan. bir diğer deyişle “tipik” fenerli. (azazel1905)* beklenen kişiydi bir hışımla geldi yalnız yavaş gel saçın başın dağılmasın. (horreur) * kendisi rasim ozan kütahyalı’nın kankasıdır. kankası kim ki, kendisi ne olsun denilesi yazar bozuntusu. (halim abi)*****O zaman inadınaDiyorum ki “madem ne dediğimi anlamak istemeyenler, buldukları ortamda canları istediği gibi çakabiliyorlar, o halde herkesin konuştuğu ama söylemeye pek cesaret edemediği bir gerçeği yazayım.”Yarın “Fenerbahçe’nin küme düşürülemeyeceğini” ve tabii ki nedenlerini anlatacağım.Bir fanatik olarak değil ama, yapılacak saldırıları göze alarak.*****Vallahi bu çocuklara bravoSuriye‘de olayların ardı arkası kesilmiyor. Ancak her diktatörlükte olduğu gibi Suriye’de basına ağır sansür olduğu için sağlıklı bilgi alabilmek çok zor. Buna rağmen olaylarla ilgili bazı görüntüler ve bilgiler gelebiliyor.İşte bu aşamada Türkiye Gençlik Birliği üyesi 45 kişilik bir grup Hatay’ın Yayladağ sınır kapısından Suriye’ye geçerek, ülkedeki muhalif kesimleri ziyaret ediyor.Suriye Milli Öğrenci Birliği ile işbirliği yapan TGB’li gençler ilk gün Tishreen Üniversitesi’ni ziyaret ettikten sonra Şam’a gitmiş. Şam Üniversitesi öğrencileriyle toplantılar yapan öğrenciler daha sonra da Halep’e gitmişler.Sorunlu bölgeleri de gezen ve halkla toplantılar yapan gençler yarın Türkiye’ye dönecek.Birliğin basın bürosu başkanı Tayfun Taşlıoğlu ile görüştüm. Suriye gezisinin çok olumlu geçtiğini, arkadaşlarının sadece muhaliflerle değil Esad yanlıları ile de görüştüklerini belirterek “Suriye devlet televizyonu bile arkadaşlarıızın haberini yapmış. Üniversite öğrencileri adına çok önemli bir dayanışma sergilendi“ dedi.Böyle bir dönemde 45 kişilik bir heyetle Suriye’ye gitmek gerçekten cesaretli ve kararlı bir tutum, kutlamak gerek.*****Deniz Feneri’nde düğmeye basılmış. Yıllar sonra gelen gözaltılara bakılırsa bu düğme göz önünde bir yerde değil! (Gani Yıldız)
Hapisteki muvazzaf general ve amirallerin sayısı 42’yi buldu. Genelkurmay Başkanlığı’nda görev başında olanlardan daha fazlası şu anda Hasdal’da hapis yatıyor. Yakında Yüksek Askeri Şûra toplanacak. Hükümetin niyeti hâlen tutuklu bütün generalleri emekli etmek, böylelikle en azından kadro, atama ve terfi sorunlarını en aza indirmek.Tutuklu generallerin hepsi de “anayasal düzeni değiştirmeye, hükümeti zor kullanarak yıkmaya teşebbüs etmekle” suçlanıyor.Kısacası tutuklu olanların hepsi darbeci.Burada artık akıl ve mantığın durduğunu görmemek mümkün değil.Davada tutuklu generallerin konumuna bakıldığında, darbenin aslında emir komuta zinciri içinde hazırlandığı anlaşılıyor.Örneğin Deniz Kuvvetleri’nde Donanma Komutanı ve Kuvvet Komutanı dışında kalan en üst rütbeli bütün amiraller tutuklu. Kalan iki oramiral ise sanki her şeyden habersiz.Hava Kuvvetleri’ne bakıyorsunuz, sadece Kuvvet Komutanı kaldı açıkta.Kara Kuvvetleri’nde general sayısı çok fazla ama tutuklu olanlar en kritik noktalarda görev yapan isimler.Bu durumda “42 generali darbeci olduğu için hapse atılan bir ordunun genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları o makamda nasıl oturur?” sorusunun sorulması gerekmez mi?Deniz Kuvvetleri’nin tamamı darbeci ama iki oramiral her şeyden habersiz. Öyleyse görev ihmali yapmış olmuyorlar mı?Hava Kuvvetleri Komutanı nasıl bir komutandır ki, kendi yerine gelecek iki isim de darbe yapmaya kalkmış ama onun haberi bile olmamış?Artık kendi kendimizi kandırmanın âlemi yok. Darbe hazırlığı olmuş ya da olmamış, bugünkü iktidar ordunun yapısını değiştirmek istiyor. Bu konuda iktidara yön göstermeye çalışanlar aylar öncesinden “Bu ordu bitti, yepyeni bir ordu kurmak gerek” demişlerdi zaten.Gördüğüm kadarıyla bunun farkına varamayan ve hâlâ oturdukları makamı hak ettiklerini düşünenler sadece Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve generaller.Bunu bir türlü fark edemedikleri için de hemen hergün tek tek ayıklanıp hapse atılırlarken seslerini bile çıkaramıyorlar.Darbe paranoyası bezirgânları bu cümle üzerine “ne yani darbe mi yapsınlar” diye güya çok zekice bir saldırıda bulunabilir. Bunu kastetmediğimi normal zekânın altı bile anlar.Generallerin artık görmesi gereken gerçek şudur: Bu ordu değişecek. İktidar kendi zihniyetine ve hedeflerine uygun olarak yeni bir orduyu kuracak. Belli ki, son 20 yılda ordu içinde çok ciddi kadro faaliyetleri yapılmış, o kişiler şimdi daha üst makamlara gelmişler, ama henüz komuta kademesine çıkmaları için zaman var. Önleri kapalı.Darbe operasyonlarıyla yapılan ayıklamalar sayesinde herhalde bazılarının önü açılıyor.Eğer mevcut generallerin ordularına ve mesleklerine karşı sorumlulukları hâlâ varsa, Askeri Şûra toplantısını beklemeden istifa etmeleri ya da emekliliklerini istemeleri gerekir.Bu topluca yapılırsa iktidar da rahatlar, kendi politikasına uygun orduyu kurar, hiç olmazsa sanki bir suç ortaya çıkarılıyormuş gibi yapılan tutuklama operasyonlarıyla ordunun her gün rezil edilmesi de sona erer.*****Asla vazgeçilmeyen isimBaşbakan yeni Bakanlar Kurulu’nu açıkladı. Hayırlı olsun.Tahmin edildiği gibi yeni hükümette çok önemli sürpriz yok gibi görünüyor. Benim dikkatimi en çok çeken isim Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen Ömer Dinçer.Yeni Milli Eğitim Bakanı, Başbakan Erdoğan’ın uzun yıllardır asla vazgeçmediği ve yanından hiç ayırmadığı kişilerin başında geliyor.Önce Başbakanlık Müsteşarıydı. Daha sonra milletvekili seçildi ve Çalışma Bakanı oldu. Şimdi de en önemli bakanlıklardan Milli Eğitim’in başına oturtuldu.Dinçer’i “En dikkat çeken isim” olarak nitelemem şundan geliyor. Ömer Dinçer, AKP içinde, sorumluluk makamına gelmiş olanlar içinde Atatürk ve Cumhuriyet devrimini en açık biçimde eleştiren ve yerine İslami model öneren tek kişi.Müsteşarlık döneminde “Cumhuriyet işlevini yitirdi. Laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi gerektiğini düşünüyorum” demiş ve sözleri çok tartışılmıştı.Ömer Dinçer, tüm eleştirilere rağmen açıklamalarından hiç geri adım atmamış ve tavrını sürdürmüştü.Tabii bir de Dinçer’in intihal, yani bilimsel çalıntı yaptığı için profesörlük unvanının geri alınması var.Dinçer şimdi Milli Eğitim Bakanı olarak ana okullarından üniversitelere kadar tüm eğitimin kaderini değiştirecek makamda oturacak.*****Namık KemalAdam karısı ile tiyatroya, Namık Kemal’in bir eserini izlemeye gitmiş, perde açılmadan bir ara karısı “Hayatım baksana... Şu ön sıradaki sakallı adam Namık Kemal değil mi?” diye sormuş. “Saçmalama” demiş adam karısının kulağına eğilerek, “Yahu o öleli yıllar oldu.” Karısı “Emin misin?” demiş şaşırarak. “Tabii ki eminim bir tanem” demiş. Karısı şaşkınlığını sürdürmüş, “Tamam ama bunun biraz önce kafası oynadı.. Vallahi gördüm! ”*****Başbakan bu kez “adil” sonuç istediBaşbakan Erdoğan hükümeti açıkladıktan sonra sorulara cevap verirken futbolda şikeye de değindi. Şike soruşturmasının sadece Fenerbahçe ile sınırlı olmadığını, dal budak saldığını söyledi. Yargının nereye ulaşacağını bilmediğini de söyleyen Başbakan, iki kez üzerine basa basa “adil sonuçtan” söz etti.Oysa Başbakan Erdoğan daha önce yine kamuoyunu çok oyalayan bazı önemli davalarda “adil sonuçtan” söz etmek yerine “Gittiği yere kadar gidilir” demeyi tercih ediyordu.Başbakan soruşturmanın çok hızlı olmasını dilediğini de dile getirerek “Bu olayla uluslararası camiada lekelenmeyelim. Şu andaki tartışmalar bir leke getiriyor. Bu soruşturma uzun süre dedikoduların bile yapılmasına fırsat vermeyecektir” diyerek “hızlı soruşturmayı” da bir anlamda tarif ediyor.Bakalım yargı Başbakan’ın “hızlı ve adil” beklentisine nasıl cevap verecek..*****Futboldaki şike iddiaları doğruysa, “yeşil sahada top koşturmak” ifadesindeki “yeşil” sadece çimin rengini ifade etmiyormuş! (Gani Yıldız)*****Deniz Feneri nihayetDeniz Feneri davası ile ilgili harekete geçilmesi hiç beklenmedik anda oldu. Hükümetin açıklanması ve futbolda şike olayının içinde Deniz Feneri’nin gündeme geleceğini hiç tahmin etmiyordum. Yıllar sonra nihayet harekete geçilmesi elbette çok olumlu bir adım. En azından iktidar “her şeyin üzerine” gidebildiğine kanıt olarak sunabilir.Şimdi gelişmeleri izleyeceğiz. Gerçi Deniz Feneri söz konusu olduğunda polis, savcı, hâkim ve medya çok dikkatli, herkes yasalara uyuyor, hazırlık soruşturması ile ilgili bir şey sızdırılmıyor. Umarım Deniz Feneri operasyonu bir şaşırtmaca olarak gündeme getirilmiş olmasın.
Fanatiklere hemen başta sesleneyim, ben iyi bir Fenerbahçeliyim. Takımımı tutarım, desteklerim, fırsat buldukça maçlara giderim ama hak ve adalet yolundan da ayrılmam. Normal zamanlarda özellikle Galatasaray ve Beşiktaşlılara takılmam, tamamen futbol heyecanının ve yüzyıllık rekabetin getirdiği rahatlıktandır. GS’li ve BJK’lı dostlarımın sayısı Fenerbahçelilerden az değildir.Ancak şu günlerde olağanüstü şartlar yaşıyoruz.Sadece birinci ligde değil, futbolda ikincisinden üçüncüsüne, amatör liglere kadar ortalığı saran pisliğin farkındaydık hepimiz. Büyük paraların döndüğü her yerde, bu durumdan yararlanmak isteyen kan emiciler her zaman bulunur.Ne yazık ki pek çok kişinin bildiği, tahmin ettiği, duyduğu bazı pislikleri ortaya dökmek, bunları konuşmak kolay olmuyor. Çünkü belgelemek çok zor. O yüzden de kimse bildiğini yazamıyor söyleyemiyor, sohbetlerde bile fısıltıyla anlatabiliyordu. Sonuçta karşınızda paranın gücünün ve o gücün satın alabildiği bir mafya yapılanmasının olduğunu da unutmamak gerekir.Şimdi, doğruluğunu yine tam olarak bilemiyoruz ama, ortaya saçılan bazı belgeler, bilgiler, telefon kayıtları ve beyanlar var. Bunların üzerine gidilmesi, varsa bu pisliğe bulaşanların, yönetenlerin, yararlananların en ağır şekilde cezalandırılması gerekir. Ki bunun arkasında kendi adıma duracağımı da zaten söyledim.Ancak buradan yola çıkıp fanatizmin batağına saplanarak olayı FB düşmanlığına çevirmenin kimseye bir yararı olmaz.İki gündür üç tip yorumla karşılaşıyoruz.Birincisi, olaya tamamen hak ve adalet açısından bakan, bu nedenle ister Fener ister başka takım olsun, gerekirse küme düşürme dâhil en ağır cezanın verilmesini isteyenler.İkincisi duruma kuşkuyla yaklaşan, hak ve adalet adına en ağır cezaların verilmesini isteyen ama bunun toplum moralini altüst etmesine de vicdanen razı gelmeyenler.Üçüncüsü ise olaya tamamen fanatik açıdan bakıp, Fenerliyse “her şey yalan” değilse “FB küme düşürülsün” diyenler.Aziz Yıldırım’ın sabahın köründe gözaltına alınması elbette şok bir gelişmedir.Buna karşı başta spor çevreleri olmak üzere herkes soğukkanlı davranmalı, daha sonra savunamayacağı fikir ve beyanlarda bulunmamalı, fanatizme kapılıp “işte rakibi yok etmenin günü geldi” sevinciyle özellikle “küme düşürülme” operasyonuna balıklama atlamamalı.Henüz iddia ve belgelerin tamamını; dinleme kayıtlarına ve bazı fotoğraflara muhatapların ne cevap verdiğini, iddianamenin nasıl olacağını bilmiyoruz.O halde halk deyimiyle “gökün direklerini hemen kesmek” yanlış olur. Küme düşmesi, Fener’den nefret edenleri çok sevindirebilir. Ama Fener’in olmadığı bir futbol ortamından kim ne kadar keyif alabilir, bunun Türk futboluna ne yararı olur sorularına da herkesin vicdanının sesini dinleyerek cevap vermesini öneririm.VE SON SÖZ: Bu konuda başta GS ve BJK olmak üzere bütün takımların yöneticilerine de büyük sorumluluk düşüyor. Olayı bir tür fanatizm ve düşmanlık haline getirtmemek onların elinde. Bütün başkanların bu sağduyuya sahip olduklarına inanıyorum.*****Beşiktaşlılar şaşırttıÖnceki akşam iki ayrı TV‘deydim. İlki TV Net’ti. Taraf yazarı Mehmet Baransu ile 2 saate yakın hem şike olayını hem de Meclis’teki yemin krizini tartıştık. Çok keyifli ve kaliteli bir program oldu.Şike konusunda Baransu, henüz geldiği Emniyet Müdürlüğü’nden aldığı çok taze bilgileri aktardı. Bir kısmını gazetelerde de okuduğunuz bu bilgileri açıkçası kanım donarak dinledim. Baransu aldığı bilgilere dayanarak Beşiktaş’ın da başının derde girebileceğini hatta kazandığı Türkiye Kupası’nın bile elinden alınabileceğini söyledi. Bu iddiaların detaylarını bilmiyorum.Arkasından CNN Türk’te Tarafsız Bölge programına yetiştim. Ahmet Hakan, futbol siyaset ilişkilerini sorduktan sonra “bu olayın daha da genişleme ihtimalinin var olup olmadığını” sordu. Ben de cevaben “Siyasetin futbol içinde olduğunu, özellikle kent takımlarının başına bir şey geldiğinde hemen kendi millevekillerini devreye sokmaya çalıştıklarını” ayrıca futbol taraftarlığındaki duygusallık duygusal nedeniyle “siyasetçiler biraz da oy deposu olarak gördükleri taraftarlık üzerinde çok durduklarını” belirttim.Olayın daha da genişlemesi konusunda ise “Bugüne kadar kimse konuşamıyordu, ama olay patladı, şimdi pek çok kişi daha rahat konuşacak. Kimi hırsla kimi adalet uğruna bildiğini duyduğunu anlatacak, o zaman iş çok büyür” dedikten sonra “Örneğin Beşiktaş’ın kupasının da gideceğini söyleyenler var” dedim.Programa telefonla bağlanan Mehmet Baransu da emniyetten aldığı bu bilgiyi bir şekilde teyit etti.Daha sonra özellikle Beşiktaş’tan tepkiler yağmaya başladı. “Fenerbahçe’nin batağına Beşiktaş’ı çekme, nedir bu Fenerbahçe fanatizmi, Beşiktaş’ın adını ağzına alma” gibi mesajları görünce çok şaşırdım.Normal zamanlarda karşılıklı takılmalardan zevk almaktan başka fanatikliği olmayan ben, bir anda sanki fanatizmin batağındaymışım durumuna düştüm.Bu üzücü. Bu kadar hassas bir dönemde, aynı programda tüm taraftarlara, “Aman sakin olun, sakın işi taraftarlıkla karıştırmayın, gerçekle ortaya çıkmadan sakın sokağa dökülmeyin” diyen ben, nasıl olur da Fenerbahçe lehine başka takımları karalayabilirim.TV programları bu açıdan çok tehlikeli. İzleyen milyonlar içinde lafını anlamayan da var, kin ve öfke içinde duyduklarını değil de duyduğunu sandıklarını temel alıp saldıran da.Bütün Beşiktaşlılar bilmeli ki, Fenerbahçeli olduğum için ne Beşiktaş’ı ne Galatarasaray’ı ne de başka takımları karalarım. Bugüne kadar hiç yapmadığım gibi...*****Kanun değişikliğiyle ehliyet alması imkânsız duruma gelen ilkokul mezunları, “İlkokul mezunu bakan yardımcısı olup ülke yönetiminde ehliyet sahibi olabiliyorken, biz neden ehliyet alamıyoruz?” diye sormaz mı? (Gani Yıldız)*****Federasyon Başkanı Aziz Yıldırım’dan sonra “kimin Fenerbahçe Başkanı olacağı” sorusuna ezici bir çoğunluk “Mehmet Ali Aydınlar çok yakışır” diyordu. Bana göre de öyleydi. Şimdi biraz geriye gidelim. Şike operasyonunun 7 ay önce başladığı anlaşılıyor. Fenerbahçe Başkanı’nın da adının geçmesi nedeniyle bundan Başbakan’ın haberinin olmadığını düşünmek mantıksız olur. Yani Aziz Yıldırım’ın başının derde gireceği ve hatta başkanlığı kaybedebileceği biliniyordu.Derken Federasyon Başkanlığı seçimi geldi çattı. Adaylar konusunda sorun çıktı, Aziz Yıldırım AKP’li Göksel Gümüşdağ’ı desteklediğini bildirdi.Son anda Başbakan devreye girdi, Aydınlar’ın Federasyon Başkanı olmasını arzuladığını belirtti. Aydınlar tek aday olarak seçime girdi ve tabii ki kazandı.Kısa bir süre sonra şike operasyonu başladı. Aziz Yıldırım tutuklanırsa, başkanlığı sürdürmesi mümkün değil. Yıldırım’dan sonra başkanlığına kesin gözüyle bakılan Mehmet Ali Aydınlar, Başbakan’ın isteğiyle Federasyon Başkanlığı koltuğuna oturdu.Bu durumda Fenerbahçe’nin başına kim gelir? Neden? Aydınlar’ın başkanlığının önü mü kesildi, yoksa Fenerbahçe’nin başına iktidara çok yakın başka bir isim mi uygun mu görüldü?
Neden eğiliyorum biliyor musunuz? Çünkü Başbakan bütün Türkiye’yi dize getirdi. Her şeyin tek hâkimi oldu. Ondan habersiz artık kuş bile uçamıyor.Yargı elinde, asker en kötü dönemini yaşıyor, bürokrasi Başbakan’ın ağzına bakıyor, bakanların hiçbir konuda konuşamadıklarını, sadece Başbakan’ın talimatlarını yerine getirdiğini biliyoruz.İş dünyası hizaya gelmiş, medya hazırolda.Diğerlerini bir kenara bırakayım, kendi alanımla ilgili olanları yazayım.Evet, medyanın artık AKP iktidarına karşı bırakın muhalefet etmeyi minik bir eleştiride bile bulunma gücü yok. Çünkü Başbakan’ın hiçbir eleştiriye tahammülü yok.Medyanın durumunu hiç hoşuma gitmese de anlayışla karşıladığımı söylemek zorundayım. Böyle bir korku imparatorluğuna karşı kimse karşı duramaz.Ancak her şeye rağmen medyada gerçekleri yazmaya çalışan, eleştiren, soran, sorgulayan isimler var. İşte şimdi sıra onlarda. Bu isimlerin pek çoğu “teslimiyetçiliğe” zorlanıyor. Onlar da maşallah herhalde ne yapacaklarını bilemedikleri için “teslim olma” aşamasına geldiler.Şimdi gelin her şeyi önce bir yerli yerine oturtalım. Günlerdir CHP’nin yemin boykotu tartışılıyor. CHP Meclis’e geldi ama yemin etmedi. Çünkü ikisi CHP’li 8 milletvekili tutuklu oldukları için Meclis’e gelemiyor.Yasaya uygun mu? Evet.Ancak yasaların ötesinde bir “siyasi iradenin” sonucun böyle olmasını istediği de açık bir gerçek.Yasaların arkasına sığınarak “Ama efendim, iktidar yargıya mı müdahale etsin” sözlerinin doğruyu yansıtmadığını herkes biliyor.Açık söylüyorum, AKP’li ya da yandaş biri gözümün içine bakarak, sesini titretmeden, gözlerini kırpıştırmadan “yargı tamamen kendi inisiyatifini kullanmıştır, Başbakan istediği için bu kararı almamıştır” diyebilir mi?Dürüstçe, namusluca, ahlâklıca..Herkesin bildiği gerçek şudur: O milletvekillerinin tahliye edilmeme gerekçeleri kimseye inandırıcı gelmiyor. İktidar istese, o milletvekilleri Meclis’e gelirdi ve hiçbir sorun yaşanmazdı.Gelelim CHP’nin direnişine. AKP’nin hesaplamadığı buydu. “Yemin etmeme” hiç akıllarına gelmemişti. Oysa CHP ortada hiçbir şey yokken boykota gitmedi ki. Kılıçdaroğlu “Yasalara saygılıyız, ama bu karar vicdanları zorluyor. Eğer iktidar sorunun çözüleceği konusunda bir yeşil ışık yakarsa bizce bir sorun kalmaz” dedi.İktidar bu talebe sessiz kaldı.Ne yapacaktı CHP, iki milletvekilini ve diğer partilerin 6 milletvekilini göz göre göre dışarıda mı bırakmalıydı?Şimdi AKP’li olmadığı halde teslimiyetçilikten başka yol bulamayan ve galiba biraz da fikir fakiri yazarlar “mücadele yerinin Meclis olduğunu” söyleyerek CHP’yi eleştiriyor.Neymiş, CHP Meclis’e gelirmiş, muhalefet görevini yaparmış, hiç olmazsa tarihe geçirirmiş.Bunun kurnazca bir tuzak olduğunu göremiyorlar. Eğer CHP Meclis’e girerse, her şeyi kaybeder. Ne inandırıcılığı kalır, ne haysiyeti.Peki bu aynı zamanda demokrasiyi kilitleme olmuyor mu?Bakışa göre değişir. Demokrasi aynı zamanda bir mücadele yöntemidir. Gerektiğinde şiddet kullanmadan en sert direniş gösterilmelidir. Oy çokluğu her şey demek değildir. İktidarların yüzde 90 oyla da yapamayacağı işler vardır.CHP 12 Eylül rejiminin yarattığı “direnme, eleştirme, sorgulama, büyüklerinin söylediğine uy” ideolojisini en iyi biçimde kullanarak iktidarını pekiştiren ve halkın demokrasi bilincini olabildiğince körelten AKP’ye karşı demokrasiyi öğretme görevini üstlenmiştir. Bundan “teslimiyetçilere rağmen” geri dönmemesi gerekir.*****Bir helal olsun daha bir taşla iki kuşFutbola bomba düştü.Şimdi yine soruyorum. Gözümün içine bakıp, sesini titretmeden, gözünü kırpıştırmadan “Futbolda her şey düzgündü, şike iddiaları gerçek dışıdır” diyebilecek bir kişi var mı?Hepimizin uzaktan yakından bildiği, duyduğu bir gerçek değil miydi bu?Ama bütün suçun Fenerbahçe’nin üzerine atılması da mantıklı değil.Sanki Fenerbahçe bu yıl çok kötü futbol oynamış, diğer takımlar Fenerbahçe’den daha iyiymiş de, şampiyonluk şikeyle alınmış. İnandırıcı mı?İşte “helal olsun” sözünü bu yazıda da tekrarlamamın nedeni bu.İktidar hem yılların yarası şikeye el attı hem de işe “en dokunulmazdan” başlayarak gücünü gösterdi.Nasıl ünlü gazeteciler, akademisyenler “darbeci” diye içeri atıldı, “vesayet rejiminin sahibi” diye tanımlanan generaller kışlalarından toparlandı ve bu halkta “Vay be, bunlar müthiş” sesleri yükseldiyse, şimdi aynısı futbolda yapılıyor.Eğer futboldaki kirlilik temizlenecekse, sonuna kadar yanında olurum kendi hesabıma.Buna karşı daha önceki uygulamalara baktığımda, bu olayın da medyaya sızdırılan bilgi ve belgelerle “dehşetengiz” bir hale getirileceğinden şüphelerim olduğunu da söylemeliyim.İnşallah iktidar her alanda “dokunulmaz” denilenlere dokunarak, ama sonuca da gidemeyip “bari afla çözelim” demeye kalkmaz. Çünkü “affın” ne anlama geldiğini artık herkes biliyor.*****Tutuklu vekile direnme Meclis Başkanı’na direnMHP’nin ne yapmak istediğini anlamak mümkün değil. “Bizim onurumuz” diyerek gösterdikleri aday hapisten çıkamıyor, MHP’den hiçbir direniş yok. Ama aynı MHP Meclis Başkanlığı seçiminde direniş gösteriyor. Ne yaparak? Aday göstererek.Elbette her siyasi parti hatta her milletvekili Meclis Başkanlığı için aday olabilir.Ancak MHP bilmiyor mu AKP’li adayın seçileceğini. İlk turda değil de üçüncü turda.O halde ver ilk turda AKP adayına oyunu, hiç olmazsa zaman kaybedilmesin.MHP şimdi kendini seçenlere karşı “Meclis’te çalışmış mı” oluyor?
Sevgili okurlar; geçen haftayı yemin kriziyle geçirdik. Hemen söyleyeyim ki CHP’nin tutumunu destekliyorum. Tamamen iktidar dayatmasıyla ve kara propagandalarla tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmamasına karşı mutlaka bir tavır konmalıydı. CHP bunu yapmıştır. İktidarın durumu istismar etmesi, CHP’yi köşeye sıkıştırdığını düşünmesi bu durumu değiştirmez. CHP’ye oy verenlerin de aksi tepkisi olduğunu sanmıyorum.MHP’nin durumuElbette yemin etmeme tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmamasına karşı yapılacak tek eylem değildir. Ama CHP bunu tercih etmiştir, hesabını da yapmıştır mutlaka. Oysa MHP’nin tutumu çok garip. “Hiçbir şey yapmamak” herhalde bir tavır olamaz. MHP nedense tutuklu milletvekilline sahip çıkmamayı tercih etti. Bunda sanırım AKP’nin bir baskın seçime gitmesi halinde barajı aşamama ihtimalinin yarattığı korku egemen oluyor.CHP’den MHP’ye giden oylarHafta içinde bana gelen mesajlardan anladığım kadarıyla seçimlerde CHP’den MHP’ye giden oyların hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğu izlenimini edindim. CHP’den MHP’ye MHP’nin barajı aşamama tehdidi nedeniyle oy kayması olmuştu. Şimdi görülüyor ki, bu amaçla “aileden bir kişi” formülüyle MHP’ye oy verenler çok pişman durumda. Galiba bundan sonraki ilk seçimde hiçbir CHP’li böyle bir kaygı taşıyarak MHP’ye oy vermeyecektir.CHP eylemine öfkeCHP’nin Meclis’e gelerek ama yemin etmeyerek yaptığı demokratik eylem iktidar kanadını ve yandaşları çok kızdırdı. Hiçbir demokratik kural tanımayan ve bir “seçim zaferi sarhoşluğu” içinde “bana ne senden, ben yolumda yürürüm, Meclis’i de çalıştırırım” diyen iktidar tam bir popülist propaganda yapıyor. Bu tavır bir süreliğine oyunu zaten AKP’ye vermiş olanları coşturur ama AKP bir süre sonra iktidar olamama tehlikesiyle karşılaşır.30 yıl sonra uyanan ruhŞurası açık ki 12 Eylül askeri darbesinden bu yana ilk kez parlamentoda bu kadar çaplı bir demokratik eylem sergileniyor. Belki kamuoyunun bir bölümündeki şaşkınlığının altında yatan da budur. Çünkü 12 Eylül zihniyetiyle direnme, protesto etme, tavır koyma gibi özelliklerini yitiren toplum şimdi CHP’nin etkili eylemiyle şaşkınlığa düşmüş durumda. Eylemsizlikten gelenler en küçük eylemde bile anlamsız bir reflesks gösteriyor.CHP’nin etkilenmemesi gerekYıllar sonra ilk kez bir demokratik direniş yapmaya cesaret eden CHP’nin bu tavrını bozmaması, demokrasimizin geleceği açısından çok önemlidir. 9 yıldır ülkeyi dikensiz gül bahçesindeymiş gibi sorunsuz yöneten iktidar, ilk kez karşısına çıkan bu direnişle bir süre sonra ne yapacağını bilemez hale gelebilir. Evet iktidar Başbakan’ın söylediği gibi sanki hiçbir şey yokmuş gibi yola devam edebilir. Ama yolun sonu beklediği gibi olmayabilir.Milletvekillerini düşürebilirlerİlk söylendiğinde pek ilgi görmeyen bir görüşün AKP içinde yaygınlaştığı ileri sürülüyor. O da CHP ve BDP’lilerin milletvekilliklerini düşürmek. Şöyle olacak. AKP, Meclis Başkanı seçildikten hemen sonra Meclis’i tatil etme yerine çalışma kararı alacak ve komisyonları oluşturacak. CHP bu süreçte yemin etmezse Meclis çalışmalarına da katılamayacak. 5 iş günü oturuma katılmayan milletvekilinin vekilliği düşecek.Meclis kararı gerekli5 oturuma katılmayan milletvekillerinin vekilliği düşer ancak bunun için Meclis kararı gerekli. İşte AKP kulislerinde “Düşürelim de görsünler günlerini” diyenler olduğu belirtiliyor. AKP’liler böyle bir durumda CHP’lilerin bir seçimi göze alamayacaklarını ya da en azından içlerinde çatlama olacağını ve bazı CHP’lilerin partilerinden ayrılarak Meclis’e geleceğini tahmin ediyorlar. CHP grubuna bakıldığında bu görüş mantıklı görünüyor.Öyle olmayabilirAncak, CHP her ne kadar parçalı gibi bir görüntü verse de, ilk kez başlatılan böylesine bir demokratik direnişin farklı görünen kesimleri dağıtmak yerine daha da yakınlaştırması ihtimali bana göre daha yüksektir. Sonuçlarını iyi hesaplarsa AKP’nin milletvekili düşürme operasyonuna karşı CHP’nin bu demokratik direnişi çok daha etkili hale gelebilir ve bu kez halkın da yoğun desteğini arkasına alabilir. AKP bu durumdan çok zarar görür.Seçime gitme planıEğer 5 gün maddesi uygulanır ve CHP- BDP milletvekillerinin vekillikleri düşürülürse Meclis’te 160’a yakın sandaye boşalır. Bu durumda anayasa gereği ara seçime gidilir. Anayasaya göre boşalan milletvekilleri için ara seçim yapılır, bu seçim bir yasama döneminde bir kere olabilir ve seçimden 30 ay sonra yapılır. Ancak üye tam sayısının yüzde 5’i boşalmışsa 30 ay şartı aranmaz ve üç ay içinde seçime gidilir. AKP bunu hesaplıyor.AKP 367’yi bulurEğer 160 milletvekili için 3 ay içinde bir ara seçim yapılırsa bu bütün illerde seçim anlamına gelir. Yani bir tür mini genel seçim. Ve son seçimlerde alınan oranlar aynen gerçekleşirse AKP 160 milletvekilinin yarısını alır. Böylelikle 400’ün üzerinde milletvekili ile AKP tek başına anayasayı dilediği gibi yazabileceği güce kavuşur. Muhalefet ise Meclis’te hiçbir etkisi kalmayacak biçimde küçülmüş hale gelir. Peki bu olur mu?CHP bunu bilmiyor mu?Yemin krizinin varacağı böyle bir sonucu herhalde CHP’nin bilmemesi mümkün değil. Ancak, CHP direnişini sürdürür ve yapılacak ara seçimlere katılmayacağını açıklarsa ne olur? CHP’nin hiç katılmadığı bir ara seçimde 160 milletvekilinin 100’den fazlasını AKP alır, MHP birkaç vekil kazanır, gerisi de BDP’ye gider. Ara seçimde baraj olmayacağı için BDP bu seçimlere kendi listesiyle girer ve şimdikinden daha fazla milletvekili çıkarabilir.İşte bu kötü olurDemokrasiye sadece sözde inananlar için böylesi bir parlamento üstünlüğü çok hoş bir şeymiş gibi gelebilir. Buna karşı, ana muhalefet partisinin Meclis’te hiç temsil edilmemesi, demokrasinin de katledilmesidir ki, dünya da bunu asla kabul etmeyeceği gibi AKP iktidarı meşruiyetini kaybeder. Böylelikle AKP yüzde 50 oy aldığı halde uyguladığı dayatmacı ve gerginliği tercih eden politikanın altında kalarak ezilir. Aldığı oy miktarının önemi kalmaz.Uçuk gibi gelebilirBu yazıyı okuyan birçok kişi “Uçuk bir senaryo olmuş” diyebilir. Özellikle AKP’nin bu seçimde aldığı yüzde 50 oyu adeta kutsallaştırarak “milli irade” nutukları atanların tepkisini de çekebilir. Ama demokrasi ve hukuk, bir açıdan da böyle bir şey. Demokratik direniş toplumların geleneğinde olmasa bile evrensel anlamda bir değer taşıdığı için bir gün gelir bırakın yüzde 50 oy, yüzde 90 oy bile hiçbir şey ifade etmeyebilir.Demokratik isyan kütürüBu yazdıklarım, son günlerin modası olan “itidal çağrılarına” veya güya “uzlaşmacı tavırlarına” pek uymuyor. Bunu biliyorum. Ama şunu da söylemeliyim, 12 Eylül nesli farkında olmayabilir ama bizim yaşımızda olanların köklü bir demokrasi, demokratik direniş, karşı koyma, eleştirme, haksızlığa isyan kültürü var. Artık yeni neslin de bu uyuşukluğu üstünden atması, demokrasinin kurallarını iyi bilmesi gerekiyor. CHP yılmamalıBu açıdan bakınca CHP’nin başlattığı demokratik direnişi, bedeli ne olursa olsun sonuna kadar götürmesi gerekir. Türkiye “oy çokluğu fetişizminden” kurtulmak ve gerçekten ileri demokrasiye geçmek zorundadır. Bu uğurda bir dönem sıkıntı çekilebilir, zorluklar yaşanabilir ve hatta bugün yaşadığımız zulme biraz daha boyun eğilebilir. Ama aydınlık Türkiye’ye çıkışın en iyi yollarından biri demokratik kültürü sonuna kadar yaşamak ve yaşatmaktır.Hepinize iyi haftalar dilerim...
Bugün pazar. Haydi yine siyasetten konuşalım ama, hem biraz gülelim hem de hafiften düşünelim.Günlerdir akıllı başlı hukukçular, gazeteciler, akademisyenler ve hatta siyasetçiler tutuklu milletvekillerinin durumunu tartışıyor. Ama kimse gerçeği söylemediği ve sürekli lafı dolandırdığı için ne olup bittiği de anlaşılamıyor.“Falanca kanunun feşmekanca maddesinin bilmemne fıkrasının anayasanın şu maddesinin yorumuna uyuyor mu” falan gibi akla ceza sorularla milletin kafası iyice bunalıyor.Sonuçta AKP ve yandaşları “derin bir popülizmle” zeytinyağı gibi suyun üzerinde kalmayı başarıyor.Oysa bu sorun hiç yaşanmazdı. Hepimizin bildiği gerçeği niye saklıyoruz ki, Başbakan “Salınsın bunlar” dese sanki mahkemeler bağımsızmış gibi davranacaklar.Var mı bunun aksini gözlerimin içine baka baka söyleyebilecek bir babayiğit.Neyse, madem kafaların karıştırılması daha iyi oluyor, gelin öyle bir senaryo yazalım ki, akıllara seza olsun.Diyelim ki, milletvekili oldukları halde tutuklu kalanların tamamı ya da haydi olmadı biri hapisten kaçtı. Nasıl kaçtıysa kaçtı. Gizlice Ankara’ya ulaştı, Meclis kapısına vardı. Eh milletvekili olduğuna göre “hooop hemşerim” denemeyeceğine göre Genel Kurul’a girdi ve kürsüye çıkıp yemin etti.Milletvekili seçilmiş birine Meclis Başkanı’nın “Sen yemin edemezsin” deme hakkı var mı? Yoktur herhalde.Peki ondan sonra ne olacak? Polisin Meclis’e gelip hapisten kaçan vekili tutuklama yetkisi var mı?“Efendim hapisten kaçmak da suç” diyebilirsiniz. Evet suçtur ama dokunulmazlık var. Hapisten kaçmak adi bir suç. Anayasada tarif edilen “Devleti ve anayasal düzeni değiştirmek” gibi bir suçu kapsamıyor.Şimdi mantık şu: Bu milletvekilleri işledikleri iddia edilen suçun dokunulmazlık kapsamında olmaması nedeniyle hapiste tutulabiliyor. Ama bir şekilde dışarı çıktıkları andan itibaren durum farklı. Mahkeme yakalama isteyebilir ama, dokunulmazlık kapsamında polisin işlem yapabilmesi hukuki bir tartışmadır.Yani bu milletvekilleri “Eğer biz örneğin Sinan Aygün gibi zaten dışarıda olsaydık, bize atfedilen suç dokunulmazlık kapsamında olsa bile, polis tutuklama işlemi yapamaz” derlerse hukuken haklı olmayacaklar mı?Bu milletvekillerinin tek talihsizliği seçim sırasında hapiste olmaları. O sırada hapiste olmasalar hiçbir güç artık onları tutuklayamazdı. Diyelim ki Sinan Aygün’le ilgili bir tutuklama kararı alınsa, bunun için Meclis Başkanlığı’nın onayı gerekecektir. Yani polis öyle elini kolunu sallayarak Meclis’e gelip milletvekili götüremez.O halde bir Zihni Sinir Projesi olarak önerimi söyleyeyim: Tutuklu bütün milletvekillerini hastaneye götürmek üzere bir ambulansa bindirin. Ambulans yolda eften püften bir kaza yapsın ama güvenlik görevlileri kısa süreliğine baygınlık geçirsin. Ambulansın kapıları açıldığı için milletvekilleri de serbest bırakıldıklarını zannederek yürüyüp gitsinler. Meclis’e varsınlar. Yemin etsinler. Ne şiş yansın ne kebap.*****Gani Yıldız’danEkonomimiz büyümede dünya rekoru kırmış. Son gelişmelere bakılırsa büyüyen siyasi krizle de rekor kırmaya adayız!***Balyoz Davası’nda tutuklanan askerleri gördükten sonra, “Bu balyozun orduya darbesi çok şiddetli oluyor!” diyebilir miyiz?***Vatandaşın üzerinde para olmamasının açıklaması, Türk ekonomisinin “kağıt üzerinde” büyümüş olması mıdır acaba?***Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun aldığı ağır kararlara dayanamayan Harakiri isimli mizah dergisi kapandı. Bu durumda kapananın sadece bir dergi olduğunu söylemek zor; özgürleştiği iddia edilen Türkiye aslında içine kapanıyor!*****Pazar fıkralarıYıldırım Tuna’da gelen bir demet fıkra ile tebessümlü pazarlar dilerim;GözlükAdam doktora gidip “Gözümün önünde sürekli siyah noktalar görmeye devam ediyorum” diye şikayet etmiş. “Size verdiğim gözlük hiç işe yaramadı mı?” diye sormuş doktor hayretle. “Yaramaz olur mu yaradı” demiş adam, “O noktaları şimdi çok daha net görüyorum..! ”Dökülüyor- Doktor ellerimin titremesine bir türlü mani olamıyorum..- Hadi ya?.. Çok içiyor musunuz?..- Tam sayılmaz.. Çoğunu yere döküyorum..!Hediye kimin?Adamcağıza şirketinin yılbaşı partisinde hazırlanan çekilişte bir oyuncak çıkmış.. Eve gelince 5 çocuğunu da salona toplamış, “Bu hediye ailede sadece birinin olacak çocuklar” demiş, “Annenize karşı en yumuşak başlı, onun bir dediğini iki etmeyen, sözünden çıkmayan her kimse bu hediyenin sahibi olacak” Çocuklar “Öff baba tamam” demişler odalarına dağılırken, “Tamam.. Hediye tartışmasız senin anladık..!”İntikamYeni tanıştığım kızla cumartesi gecesi yemeğe çıkmak için hazırlanırken beni telefonla aradı, “Bu çıkma işi iyi bir fikir değil, rahatsız oldum” diyerek benimle sadece ‘çok iyi bir dost, sırdaş arkadaş’ olarak kalmak istediğini söyledi.. Telefonu kapattım ve onu tekrar aradım. “Alo?” diye açtı. “Canım arkadaşım benim” dedim, “Bu gece çıkacağım deli, kendini beğenmiş ukala kız var ya.. Beni son dakikada arayıp da neler yumurtladığını öğrenmek ister misin?”Büyük diyetKarımla kaldırımda yürürken karşısına ilk çıkan tartının üzerine zıpladı, ibrenin durduğu noktada gözleri fal taşı gibi açıldı, “Kahretsin” dedi ağlamaya başlayarak, “Aylardır diyetteyim bırak vermeyi acayip kilo almışım yaaa.. Nasıl olabilir bu?” Hemen “Dur.. Sakin ol” dedim, “Hele şu kucağındaki bisküvi kutusunu bırakıp öyle tartıl.. Elindeki o kalıp çikolataları da bırak diyorum sana.. Söz tartıldıktan sonra geri vereceğim.”Ağzını bozduHakim sanığa “Davacının 3 aylık maaşını çalmışsınız, bununla da kalmayıp adamcağızı bir güzel dövmüşsünüz..!” diye çıkışmış. “Tamam da hakim bey” demiş sanık, “Ben cüzdanını alıp kaçarken ağzını öyle iğrenç bir şekilde bir bozdu ki duymalıydınız..! ”Güneş tutulmasıAstronomi ile uğraşan profesör tam güneş tutulmasını en iyi izleyebileceği Afrika’nın tam ortasında bir ormana gitmiş, çadırını kurup bu muhteşem doğa olayını heyecanla beklerken güneşe tapan korkunç ‘Kafatası avcısı’ yerliler tarafından esir alınmış. Kurtulabilmek için ertesi gün tam öğle vaktinde gerçekleşecek büyük tabiat olayından faydalanmak istemiş, ‘Serbest bırakılmazsa güneşi ebediyen karartacak biri’ havasını verebilmek ve tutulmanın tam başlayacağı zamanlamayı denk getirebilmek için reislerine sormuş “Beni ne zaman öldüreceksiniz?” diye. “Esirler güneş tam tepedeyken öldürülürler” demiş reisleri, “Ki pişirilip akşam sofrasına yetiştirilebilsinler!” Profesör “Harika.. beni tam öğlen öldürün söz mü?.. Söz mü?.. Caymak falan yok” demiş ellerini ovuşturarak. “Tamam, tamam ama bu sefer biraz erkene alabiliriz..” demiş reis, “Yarın öğlen ajansların bildirdiğine göre ‘tam güneş tutulması ’ var, hepimiz çoluk çocuk heyecanla oturup izlemeyi arzu ediyoruz.. Ayda yılda bir işte..! ”
Meclis’in açılması ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmaması üzerine yaşanan “yemin kriziyle” birlikte özellikle medya üzerinden bir saçmalıklar manzumesi sürdürülüyor.Kendilerine “demokrat, hukuktan yana, özgürlükçü” süsü verenler tutuklu milletvekillerinin asla tahliye edilmemesi için yoğun ve kara bir propaganda sürdürüyor.Büyük güçle iktidara gelmenin şımarıklığı ile, CHP’nin gerçekten çok onurlu direnişi karşısında şaşkınlığa uğrayanlar, telaş ve nefret duygularıyla önlerine gelene saldırmaktan hiç çekinmiyorlar.Kendini uyanık zanneden biri kurnazca bir davranışla Merve Kavakçı olayı sırasında bazı gazetecilerin yazdıklarını alt alta getirip servis etmiş. Şimdi bunun üzerinden “Siz de demokrat mısınız?” diye soruyorlar ve tutuklulukların devamı için bu örneği adeta kanıt gibi sunuyorlar.Merve Kavakçı ile ilgili zamanında benim yazdığımı da bulup çıkarmışlar.Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben bir gazete yazarıyım. Yazdığım her yazının sorumluluğunu üzerime alırım. Biz o yazıları boşa yazmıyoruz, sayfa dolsun diye bir telaşımız yok. Aklımızla, fikrimizle, inançlarımızla yazıyoruz.Merve Kavakçı adlı kişinin 1999 genel seçiminden sonra Meclis’te yapmaya çalıştığı şovla ilgili aynen şunları yazmışım;“Gerçekten bir ajan provokatör olan Merve Kavakçı, Meclis’teki tüm partilerin gafletinden yararlanarak, çağdaş ve laik Türkiye’yi yaralayan eylemini gerçekleştirdi. Meclis Genel Kurulu’na girmesi, yemin ettirilmese bile uzun süre oturması rezalettir, skandaldır. Buna neden olan tüm siyasi partileri kınamak gerek.”Bugün de bu yazının altına imzamı atarım. Hatta o yazıyı bugün de yazarım.Merve Kavakçı olayı ile bugün yaşananlar arasında hiçbir benzerlik yoktur.Merve Kavakçı olayının demokrasi ve özgürlüklerle de ilgisi yoktur.O olay tamamen bir provokasyondur, bir şovdur.Merve Kavakçı o zamanki Fazilet Partisi’nin “türbanlı” adayı değildir. Kavakçı sadece resmi başvurusunu “türbanlı” fotoğrafla yapmıştı.Seçim propagandasında da seçimden sonra da, aralarında bugünün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de bulunduğu Fazilet Partililer “bir milletvekillerinin türbanlı olduğunu” söylememişlerdi. Kavakçı emrivaki yaparak Meclis’e o kılıkla gelmişti.Fazilet Partililerin de durumdan haberi olmadığı biliniyordu. Nitekim Kavakçı Meclis’e geldiğinde hiçbir Faziletli milletvekili yanına gitmedi, görev tesadüfen o sırada eşiyle birlikte Meclis kapısından giren ve Merve Kavakçı’ya rastlayan Nazlı Ilıcak’a düşmüştü.Nasıl 2011 seçiminden sonra bir bacağı protez olan Şafak Pavey Meclis’in kurallarına uyarak, protezi açık bırakacak biçimde etek giyip Genel Kurul salonuna girdiyse, Merve Kavakçı’nın da buna uyması gerekiyordu.Ancak olayın bir provokasyon olduğu gerçeği bir süre sonra bir daha kanıtlandı. Merve Kavakçı adlı kadın milletvekili aslında Amerikan vatandaşıydı. Ki bu durum zaten millevekili adayı olmasına bile olanak tanımıyor. Kavakçı’nın bu konuda kendi partisini de kandırdığı ortaya çıktı.Gelelim bugüne. Sözü uzatmak istemiyorum. 1999’da yaşanan bu provokasyonu şimdi güya demokrasi adına yeniden gündeme getiren ve insanlara hakaret edenler acaba AKP’nin bütün şartlar oluşmasına rağmen neden tek bir türbanlı aday bile göstermediğini soruyorlar mı?Hani nerede “Türbanlı aday yoksa oy yok” diyen kadınlar? Artık bu çirkin popülizmi bırakın...*****164 bin çift damgalı pusula olur mu?Genel seçimlerden sonra Tuncay Özkan’ın seçim bölgesinde 10 bin oyun pusulalarda hem Tuncay Özkan’a hem CHP’ye tercih mührü basıldığı için iptal edildiği söylenmişti. O zaman yazmıştım.Ancak bu sayının 10 binle sınırlı olmadığı belirtiliyor.Taraftarları, Tuncay Özkan’ın 68 bin oyunun çift mühürlü olduğu için iptal edildiğini söylüyor.Aynı şekilde Çetin Doğan’ın da 61 bin oyunun çift mühürlü olduğu için geçersiz sayıldığı iddia ediliyor.İzmir’den seçime katılan Doğu Perinçek’in de 35 bin oyunun iptal edildiği açıklandı.Bunun toplamı 164 bin kişi eder.Peki 164 bin kişinin iki ayrı yere mühür basması mantıklı mı?Kimileri diyor ki “Bazı seçmenler protesto için bu yolu kullandı.” İyi de bu tür protestolar önceden duyulur. Hele internet ve twitter gibi olanaklar varken böyle bir protestonun hiç duyulmaması ama seçimde ortaya çıkması mümkün mü?Seçim günü bazı cep telefonlarına “Bağımsız adaya oy verenler bir partiye de oy verebilir, böylelikle o bağımsız partiden seçilmiş olur” diye mesaj atmış. Bu kadar mantıksızlığa üç-beş yüz kişi inanabilir ama 164 bin kişinin inandığını söylemek bile akılsızlıktır.Bir gariplik var ama ne?*****Oktay Ekşi’ye saldırmanın keyfiMeclis’in açılışında başkanlık koltuğunda Oktay Ekşi’nin oturması bazıları için “ilahi” bir ceza gibiydi. Elbette çok rahatsız oldular ama, ne yaparsınız çare de yok.Ancak yaptığı açış konuşması sırasındaki bazı sözleri Oktay Ekşi’ye saldırmanın keyfini sürdürmek isteyenler için bulunmaz bir fırsat oldu.Şimdi önüne gelen “Oktay Ekşi 61 anayasasını övüyor ama, idamları unutuyor” diye çakmaya(!) çalışıyor. Komik şeyler bunlar.Ne dedi Ekşi açış konuşmasında? Bundan 50 yıl önce en genç üye sıfatıyla Kurucu Meclis’te olduğunu, şimdi de en yaşlı olarak yeni dönemi açan başkan olduğunu hatırlatarak “50 yıl önce hukuk ve siyaset tarihinin en demokratik anayasasını yaptık” dedi. Bu yanlış bir ifade mi? 61 Anayasası’nın niteliği, kalitesi, demokrasi ve hukuka uygunluğu konusunda aksini söyleyebilecek kimse var mı?27 Mayıs anayasası farklıdır, 27 Mayıs’ın bir darbe olması ve kötü uygulamalarla varılan sonuçları farklıdır.Bir takım ağızlar “Ama idamlar vardı, DP’lilere zulüm vardı” diyerek 61 anayasasını sözde aşağılamaya çalışıyorlar ama şimdiki durumu da görmezden geliyorlar.Bugünkü iktidar “sıfır kilometrede, demokratik bir anayasa yapacağını” ilan ediyor. Ama aynı anda “idam hariç” 27 Mayıs döneminde yapılan bütün hukuksuzluklar, aydınlara, demokrasiye inananlara, hukuktan yana olanlara, özgürlük için savaşanlara aynen uygulanıyor. Bunun 27 Mayıs’tan hiçbir farkı yoktur.Oktay Ekşi’ye saldırmaktan keyif alanlar daha mantıklı şeyler bulsunlar.*****Kapalı restoranMeksika seyahatimde çok güzel bir restoran gördüm, ama ne yazık ki kapalıydı... Daha sonra gelirim diye kapısında yazılı adını bir kâğıda kopya ettim, ertesi gün büyük bir iştahla kaldığım otelin resepsiyonuna gidip kâğıdı uzattım, “Bu restorana gitmek istiyorum, bir taksi ayarlar mısınız?” dedim. “Özür dilerim efendim..” dedi resepsiyon memuru kâğıdı okur okumaz, “Bu kâğıtta İspanyolca ‘pazartesileri kapalıdır’ yazıyor..!” (Yıldırım Tuna)