Bazılarına ne kadar söylesem de kâr etmeyecek ama, sağduyulu okurlar elbette anlayacaktır, ben yine de belirteyim; bu yazı bir fanatiğin yazısı değildir, aklımın ve mantığımın ve vicdanımın sesidir. Bir haftadır futbolda şike olayını konuşuyoruz. Olayın odağında Fenerbahçe ve Başkanı Aziz Yıldırım var. Sivas, Eskişehir, Karabük, Gençlerbirliği işin içinde.
Hakim görüş, bu tür kirliliğin çok uzun yıllardır futbolun başına musallat olduğu yönünde. Yani ezici bir çoğunluk futbolda şike ve teşvik primi adı altında usulsüzlüklerin döndüğüne inanıyor.
Fenerbahçe gibi Türkiye’nin en eski kulüplerinde biri, üstelik bu yıl şampiyon olmuş bir takım da şike yapmış olabilir mi? Evet olabilir.
Peki bu kaanate vararak Fenerbahçe küme düşürülebilir mi? Buna da evet. Futbol Federasyonu’nun kuralları zaten bunu öngörüyor.
Buna rağmen diyorum ki: “Fenerbahçe küme düşürülemez.”
Fenerbahçe’nin eğer gerçekse “şike yaptığını” ortaya çıkaran Futbol Federasyonu değil. Organize Suçlar birimi bir suç olayının peşindeyken, Fenerbahçe’nin “şike yaptığı” şüphesiyle bazı izleme operasyonları yapmış. Daha sonra bunları savcılığa intikal ettirmiş. Savcılık da geniş bir soruşturma yapılması talimatı vermiş. Polis de bunun üzerine gözaltılara başlamış. Ardından da tutuklamalar gelmiş.
Buraya kadar normal.
Şimdi; sırada Türkiye Futbol Federasyonu var. Başkan savcılığa gitti, soruşturma ile ilgili bazı belgeler kendisine verildi. Ancak tamamının verilemeyeceğini öğrendik.
Federasyon, aldığı bu belgelerin ışığında Fenerbahçe’nin şike yaptığına kanaat getirirse, kurallar gereği Fenebahçe küme düşürülecek.
Demek ki, Federasyon bu kararı verirse, Fenerbahçe’nin “şike yaptığı” kesinlik kazanacak. Yani Fenerbahçe yargılanmış ve hüküm giymiş olacak.
Ama aynı anda deniyor ki “Bu dava en az 2-3 yıl sürer.”
Davanın 2-3 yıl sürmesi ne demek? Fenerbahçe’nin şike yaptığı ancak bu kadar süre içinde, tanıklar dinlenerek, belgeler incelenerek, bilirkişi raporlarına bakılarak anlaşılacak.
İyi de Federasyon kararını çoktan vermiş olacak. Madem “şike belli” mahkeme neden 2-3 yıl sürsün ki?
Ve diyelim ki, 3 yıl sonra ortada bir suç şebekesinin olduğu ama bunun Fenerbahçe lehine bir şikeye bulaşmadığı anlaşıldı. O zaman ne olacak?
Spor servisine sordum. Tam bir cevap veremediler sadece “Federasyonun kararı kesindir, her takım buna uyacağını daha önceden yazılı olarak taahhüt eder” dediler. Buna da itirazım yok. Burada “hukuk nerede?” diye sormak istiyorum sadece.
Kurallara göre “kanaat oluşursa” Federasyon bir takımı küme düşürür. İyi de, herkes “Yıllardır bu iş yapılıyor” derken daha önce neden hiç “kanaat” oluşmamış. “Efendim yasa yeni çıktı.”
Var mı böyle haksızlık.
SON NOT: Bu durum Fenerbahçe’nin değil, her takımın başına gelebilirdi. Lütfen “Nasıl olsa benim takımım değil” diye düşünmeyin.
Polis neden suç üstü yapmadı?
Fotoğraflar elimizde. Polis fütursuzca dağıtıyor.
Telefon tapeleri de elimizde. Onlar da aynı yöntemle basına veriliyor.
Polis 19 maçta “şike yapıldığını” aynı fütursuzlukla söyleyebiliyor. Karara varıp hükmü vermiş yani.
Peki bütün bu belgeler toplanırken neden hiç “suçüstü” yapılmamış?
Bunu Vatan’ın Yayın Koordinatörü, geçmiş yılların çok deneyimli polis muhabiri Tayfun Hopalı’ya sordum.
“Çok basit” dedi ve anlattı: “Operasyonu yapan Organize İşler. Bu olay Giresun’daki mafyavari bir gelişmenin izlemeye alınması ile başladı. Bu sırada futbolla ilgili şike konusu izlemeye takıldı. Organize İşler bilgi toplar, suç örgütünü ortaya çıkarmaya çalışır. Bu nedenle suçüstü yapmaz.”
Teknik bilgi olarak bana da mantıklı geldi.
Amaaaa...
Eğer bir mafya suçu izleniyorsa, araya takılan şike olayı anında müdahale edilmeyi gerektirmiyor mu?
Adam para çantasıyla (içinde ne var bilinmiyor aslında) gelmiş, parayı vermiş, iki saat sonra maç oynanmış. İş bitmiş.
Diyelim ki Organize İşler anında operasyon yapmıyor. Ama bu kadar önemli bir olayda, daha üst makamlar neden haberdar edilmez?
O zaman Organize İşler değil de, örneğin Mali Şube harekete geçer.
Ya da durum Spordan Sorumlu Bakan’a, Federasyon Başkanı’na iletilir. Şike yapılmasının önüne geçilir, sorumlular teşebbüs halinde yakalanır. Yok öyle yapılmadı. Aylarca izlemeler, dinlemeler, çekimler... Bir tür ortaya “her şeye dokunabilen, pislikleri temizleyen kahraman” çıkarma sevdası.
Üstelik polis sadece Fenerbahçe için değil, 19 maç için aynı uygulamayı yapmış. Hiçbiri önlenmemiş, arşivlenmiş.
Vicdanen bunu kabul edebilir misiniz?
AYM’DEN RET GEREKÇESİ:
Anayasa değişikliği geriye yürümez
ANKARA - Anayasa Mahkemesi’nin, kapatılan DTP’nin milletvekilleri Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un “milletvekilliklerinin devamına karar verilmesi” isteminin reddine ilişkin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. AYM, 2009 yılında, DTP’nin kapatılması kararı ile birlikte Türk ve Tuğluk’un da milletvekilliklerini düşürmüştü. Ancak 12 Eylül 2010’da yapılan referandumla kabul edilen Anayasa değişiklikleri ile AYM’nın parti kapatırken milletvekilli düşürme yetkisi kaldırıldı. Türk ve Tuğluk, AYM’ye başvurarak yeniden vekil olmak istedi. Ancak AYM bu talebi reddetti. Gerekçeli kararda “Milletvekilliklerinin sona ermesinden sonra, konuya ilişkin anayasa kuralının yürürlükten kaldırılmış olması, sona eren milletvekilliği statüsünün tekrar kazanılması sonucunu doğurmaz. Anayasa değişiklikleri kural olarak ileriye dönük hukuki sonuçlar doğurmaktadır” denildi. Karar 6’ya karşı 11 oyla alındı. AYM Başkanı Haşim Kılıç ile üyeler Fulya Kantarcıoğlu, Engin Yıldırım, Hicabi Dursun, Celal Mümtaz Akıncı ile Erdal Tercan, karşı oy yazılarında, Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkan durumdan Türk ve Tuğluk’un yararlandırılması gerektiği vurgulayarak, milletvekilliğinin iadesine karar verilmesi gerektiğini belirtti. Türk ve Tuğluk, 12 Haziran’da yeniden milletvekili seçilmişlerdi.
Polis muhabirlerini kızdıran yayın müdürü
Her mesleğin incelikleri, kuralları ve teamülleri vardır. Bizimkinin de var.
Geçen hafta polis merkezlerinde neredeyse gece gündüz çalışan, haber kovalayan arkadaşlarımdan biri “Can abi, bütün muhabir arkadaşlarımızın ortak bir hassasiyeti var, sana da anlatayım” dedi.
Dinledim. Bir gazetenin Genel Yayın Müdürü’nden söz etti. Sürekli Emniyet Müdürlüğü’ne gelip gidiyor, değişik birimleri ziyaret ediyor, bilgi alışverişinde bulunuyormuş.
“Ne var bunda?” dedim. “Öyle deme Can abi, bir Genel Yayın Müdürü tabii ki haber kaynaklarına da gidecektir, ama bu nezaket ziyareti şeklinde olur veya telefonla konuşur. Burada görev yapan bizleriz, bir genel yayın müdürü sürekli gelip giderse bir gün gelir kimse bizi ciddiye almaz. Bu bütün arkadaşlarımızı üzüyor” karşılığını verdi.
Aslında doğru. Genel Yayın Müdürleri de yerlerini bilmeli. Adını yazmıyorum, çünkü amaç isim vermek değil, sadece polis muhabirlerinin hassasiyetini aktarmak.
Gani Yıldız’dan
Yeni Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç olmuş. Gözyaşlarıyla tanıdığımız Sayın Arınç’a tavsiyemiz; en azından çalışanın ve emeklinin maaş zamlarını açıklarken ağlamasın. Sonra, “Bakan vatandaşın hâline çok üzülüyor” derler!
Kemal Derviş Yunanistan ekonomisi için reçete yazmış. Tarih tekerrürden ibaretse hiçbir şey yapmayıp sadece bu reçeteyi uygulayan hükümet en az 9 yıl iktidarını sürdürür!
Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, 5 Türk’ten 1’i eşe dayağın arkasındaymış. O zaman, “Her dayak yiyen kadının arkasında, kendinde şiddet kullanma hakkını gören bir erkek vardır.” diyebilir miyiz?
ÖZÜR: Bu pazar dünden verdiğim bir söz gereği şike olayını yazdım. Bu nedenle Yıldırım Tuna’nın fıkralarına yer veremedim. Pazar’ı bekleyen okurlardan özür dilerim. Ama söz hafta içi fıkra var.

