Yıllardır aklımda olan, sanıyorum milyonlarca kişinin de kafasını karıştıran bir konuyu yazmak istiyorum. Belki dini konularda daha hassas olunması gerektiği için ben dahil pek çok kişi bugüne kadar bu konuya girmemiş olabilir. Süleymaniye Vakfı’nın “Kutuplarda namaz ve oruç” konulu araştırmalarını görünce, bunun aslında Türkiye için de düşünülmesi gerektiğine inandığımı söylemeliyim.BAĞNAZLARA SÖZÜM YOK: Öncelikle belirteyim ki, bağnaz biçimde “Bu konular tartışılmaz” diyecek olanlar ilgi alanımda değil. Ama din bilgisi ve kültürü konusunda derinliği olanların akıl ve mantık süzgeçlerini çalıştıracaklarını ve benim merak ettiğim konunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini söyleyebileceklerini sanıyorum.BAKARA SURESİ: Şu anda Ramazan ayındayız. Türkiye’nin büyük bölümü oruç tutuyor. Oruç Kuran’ı Kerim’in Bakara Suresi’nde yer alıyor. Oruç tutma süresi de aynen şu şekilde emredilmiş; “Tan yerinde beyaz iplikle, siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyin için sonra da orucu geceye kadar tamamlayın.” Demek ki oruca gün ağarırken başlayacağız ve güneş battığında da bitireceğiz.KAMERİ TAKVİM: Dini günlerimizi kullandığımız Miladi Takvim’e göre değil de Kameri dediğimiz “Ay takvimine” göre belirliyoruz. Miladi Takvim “Dünyanın güneş etrafında bir dönüşünü” yıl olarak kabul eder. Kameri Takvim ise “ayın dünya etrafında 12 kez dönüşünü” bir yıl sayar. Bu nedenle Kameri Takvim Miladi Takvim’den 11 gün kadar kısadır.DİNİ GÜNLER KAYIYOR: Bu böyle olunca dini günler Miladi Takvim’e göre her yıl 11 gün daha önceye gelir. Bu da dini günlerin Miladi Takvim’e göre bir yılın her dönemine rast gelebilmesi demektir. Örneğin bu yıl Şeker Bayramı 1 Eylül’de. Gelecek yıl 20 Ağustos, daha sonraki yıl 9 Ağustos. Bir dini günün yılın aynı gününe denk gelmesi yaklaşık 33 yılda bir gerçekleşir.SAAT FARKLARI: Dini günler her yıl 10-11 gün geri giderek 33 yıl içinde yılın her dönemine denk geldiği için, Kuzey Küre’de olan ülkemizdeki saat farkları da bu dini günlerde etkili oluyor. Kandiller, bayramlar için belki fark etmiyor ama namaz ve oruç için bu çok önemli. Çünkü “yılın en uzun gününü” yaşadığımız “21-22 Haziran” tarihlerinde oruçlu geçen zamanımız (İstanbul) 17 saati biraz geçiyor. “En kısa gün” olan “21 Aralık’ta” yine İstanbul’da yaşayan biri 11 saat 8 dakika oruç tutuyor.ARABİSTAN’DA DURUM: Oysa Kuran’ı Kerim’in indirildiği Mekke ve Medine’de gece gündüz farkı çok olmadığı için Müslümanlar hemen her yıl yaklaşık 12 saat 50 dakika ile 13 saat 15 dakika arasında oruç tutuyor. Ekvatora yakın ülkelerde yaşayanlar başka yerlerde oruç süresinin her yıl daha farklı olduğunu hissetmiyor bile. Bundan 1400 yıl önce, pek çok bilimsel gerçek henüz keşfedilmemişti. Saat kullanılmıyordu ve en önemlisi büyük ihtimalle herkes yaşadığı yerin dünyanın diğer her tarafı ile aynı olduğunu sanıyordu.DOĞAYA GÖRE KURAL: Bu nedenle pek çok dini kural doğal koşullara göre düzenlenmişti. İnsanlar güneşin doğuşu ve batışına göre biçimlendiriyordu hayatlarını. Bundan 150 yıl öncesi için de durum çok farklı değildi. Ancak özellikle son 75 yıldır teknoloji başdöndürücü biçimde gelişti. Yaşam biçimleri çok farklı hale geldi. Artık insanlar güneşin doğuşu ve batışıyla birlikte hareket etmiyor.YENİLİKLERE AÇIK: Bu durumda örneğin Arabistan’da yaşayan bir Müslüman ile Türkiye’de veya daha kuzeyde (ve tersi tabii) yaşayanlar arasında büyük farklar ortaya çıkıyor. Bu da en azından Müslümanları eşit kılmıyor. Dinimiz yeniliklere açık bir din. Elbette Kuran’ın emrettiği kurallar değiştirilemez ama herkesin yaşamını etkileyen bazı durumlarda, kuralların özüne dokunulmadan, ortak akılla reformlar yapılabilir.EKİNOKS DÖNEMLERİ: Örneğin bizim coğrafi konumumuzdaki ülkelerde “ekinoks” dediğimiz “gece ile gündüzün eşit olduğu” iki dönem vardır. Biri 21 Eylül diğeri 21 Mart’tır. Ramazan ayı, bu dönemlerden birine sabitlenemez mi? Örneğin 21 Eylül’ü yani gece ile gündüzün eşit olduğu günü oruç ayının 15’inci günü kabul edelim, bu durumda Ramazan her yıl 7 Eylül- 7 Ekim arasında kutlanabilir. Ya da 7 Mart -7 Nisan.*****Haftanın fıkralarıYıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla hepinize keyifli pazarlar dilerimSean Connery Sean Connery prodüktörü ile öğle yemeğinde buluşmuş. Bir ara özür dileyip tuvalete gitmiş, birkaç dakika sonra pantolonu sırılsıklam dönmüş. “Sean.. Ne oluyor?” diye sormuş prodüktörü, “Yaşlanıyor musun artık?” Connery “Yahu sorma.. Her zaman böyle” demiş “Ne zaman umumi yerlerde tuvalete gitsem, yan pisuvardaki adamlar h ızla bana dönüp “Heyy.. Yahu sen Sean Connery değil misin?” diyip duruyorlar..!”UyumuşKadın, annesinin araba kullanırken bir trafik kazası yaptığını duyar duymaz hemen aramış annesini “Ne oldu?” diye. Üzüntülü bir ses tonuyla “Sorma k ızım yolda gelirken bir ara uyuyuvermişim” demiş annesi ve hemen eklemiş: “Tabii baban olacak o yararsız adam etrafı seyretmekten dikkatini toplayıp da asla uyarmadı beni! ”Sadece hakimeHakaret davasında avukat davacıya dönüp “Size edilen küfürleri burada tekrarlayabilir misiniz?” diye sormuş. Davacı tereddüt etmiş, “Bunları burada söyleyemem” demiş utanarak, “Saygın, seviyeli ve kaliteli bir insanın duyacağı şeyler değil onlar.” Avukat “Tamam” demiş “Sadece hakim beyin kulağına fısıldayın o zaman..!” Sıkı savunmaBaşarılı avukat mahkeme sonunda beraat eden müvekkiline dönüp “Artık duruşmalar bitti, bana doğruyu söyleyebilirsin” demiş; “Gerçekten o parayı zimmetine geçirdin mi?” Adam “Vallahi ben geçirdiğimi zannediyordum ama savunmanızdan sonra içime ciddi bir kuşku düştü doğrusu..!” demiş...Damat adayıİş adamı kızına talip olan delikanlıyı, tanışmak için ofisine davet etmiş, onunla uzun bir süre sohbet ettikten sonra “Seni çok sevdim delikanlı” demiş, “O servet avc ılarından biri olmadığın apaçık belli.. Söyle bakayım hangi kızımla evlenmek istiyorsun?” Delikanlı “Şeyy efendim” demiş saygıyla, “Hangisi olursa olsun inanın fark etmez efendim..!”Guguklu saat Adam gece yarısı 3’te sarhoş bir vaziyette eve gelmiş, karısı yarı uyanık sinirli bir sesle sormuş “Saat kaç?” diye. “Saat tam bir hanım” dediği anda guguklu saat 3 kere ötmez mi? “Öff, saatin bir olduğunu biliyoruz sersem kuş” demiş adam sallanarak, “Ha bire tekrarlamanın ne alemi var?”*****Gani Yıldız’danBülent Arınç’ın üniversite ziyaretini protesto eden ve rektöre, “Biz görevi Atatürk’ten devraldık!” diyen iki öğrenci okuldan “uzaklaştırma” cezası almış. Ve birileri hâlâ demokrasiye “yakınlaştığımızı” iddia ediyor!***Sendikalarla işverenler arasında yapılan iş sözleşmesi “toplu” olsa da, maaş nedense hep “zayıf”tır. ***“İkinci Cumhuriyet”e geçmişiz. Cumhuriyet olduğu gibi kalsaydı ve biz, demokrasinin vitesini birden ikiye, ikiden üçe büyüterek ilerleseydik daha sağlıklı olmaz mıydı?***Der Spiegel, yaşadığımız son gelişmeler için, “Türk Ordusu’nun omurgası kırıldı” demiş. Sadece omurgası mı, onuru da kırıldı!***Eskişehir’deki Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ne, restorasyon esnasında spot lamba, Amerikan mutfak ve beton sütunlar eklenmiş. Buna da şükür! En azından son dönem restorasyonlarının vazgeçilmezi olan yangın, külliyeyi küle çevirmemiş!***ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, “Türkiye, terörizmle mücadelede en güçlü ortaklarımızdan birisidir” demiş. Demek bu mücadelede yediğimiz kazıkların büyük olmalarının sebebi, güçlü ortaklardan birisi olmamızmış!
BUNU YAZMAK GEREKAsmalımescit başta olmak üzere Beyoğlu sokaklarında sürdürülen “masa kaldırma” operasyonları ile ilgili yazılarım üzerine Başkan Ahmet Misbah Demircan aradı. Telefonda uzun sayılabilecek bir konuşma yaptık. Demircan bu konuda hem yardım istedi hem de “insaf edin biraz” dedi.Konuşmamızın bir özetini size de aktarayım.Demircan diyor ki “Dünyanın neresinde kuralsızlık hakim olur ve buna ses çıkarılmaz, bizim yaptığımız sadece düzeni kurmak, korumak.”Peki bu “Masaları kaldırıp atarak mı yapılmalı?” Demircan itiraz ediyor “Bu yeni bir uygulama değil, kaç yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Ama bazı esnaf kural tanımaz bir tutumla karşı çıkıyor, adeta ayaklanıyor, bunda medyanın da katkısı büyük” diyor.Tabii doğal olarak “Yine mi medya?” diye soruyorum.Misbah Demircan “Can bey caddeyi kapatan çift kişilik bir koltuğu kaldırdık, medya (sevgililerin yan yana oturmasına izin verilmiyor) diye yayın yaptı. İnanın çıldıracak gibi oluyorum” cevabını veriyor. Sonra ekliyor “Medyanın olayları çok büyütmesi üzerine ister istemez duruyoruz, bu kez esnaf ‘Bu AKP’liler yanlış anlaşılmaktan korkuyorlar, bu nedenle üzerimize biraz gelir sonra geri çekilir’ diye düşünüyor, sonunda iş çığrından çıkıyor.”Beyoğlu Belediye Başkanı uygulamalarını örneklerle anlatmak istiyor. Diyor ki; “Can Bey, biz masaların çıkmasına karşı olmadık, hatta yer de gösterdik, işgaliye de aldık bazı yerlerden. Burada hemen söyleyeyim, sokağa taşmış her masa ve sandalye için işgaliye alınmıyor, bunu da bilin. Ama adam dört masa diye dört tane uzun boylu bar masası atıyor sokağa, sandalye 4 tane koyuyor, ama o yuvarlak masanın etrafında 20 kişi toplanıyor, hepsi ayakta, olur mu böyle şey?”Demircan bu nedenle doğan bir başka sorunu da “O ayaktakileri gören başka gruplar da ellerinde içki şişeleriyle kaldırımlara oturuyorlar. Bu manzara içinize siner mi sizin?” diye anlatıyor.Beyoğlu’nan sadece eğlence merkezi olarak anılmasının yanlış olduğunu söyleyen Demircan “Bakın” diyor ve ekliyor “Asmalımescit ya da diğer sokaklarda çok sayıda sanatçı var. Onların atölyeleri, sergileri de burada, ayrıca sanat galerileri de var. Bunları ben teşvik ettim, buranın eski halini bilmiyor musunuz, kimse giremezdi, biz kurtardık. Ama şimdi başka bir sorun çıktı karşımıza.”Demircan’a göre Beyoğlu aynı zamanda binlerce kişinin ikamet ettiği bir bölge. Eski binaların girişimciler tarafından onarıldığını, restore edildiğini ve oturulur hale getirildiğini anlatan Demircan “Sanatçılar, gazeteciler, aydınlar hatta pekçok işadamı Beyoğlu’nun bu yeni halini tercih ederek ev tutuyor. İnanın çevre faktörü onları o kadar etkiliyor ki, şikayetlerinin ardı arkası kesilmiyor” dedi.Demircan’a “Elbette kent yaşamının kuralları olacaktır, belediye olarak da bu sizin göreviniz, ama bunu çok sert biçimde yerine getirmeye kalkarsanız tepki görmeniz de kaçınılmaz, siz önerim yeni kuralları hızla belirleyip, çevre sakinleriyle barışmanızdır” dedim.Demircan “Evet haklısınız, ama bu konuda sizlerin de yardım ve desteği gerekli, belli önyargılar altında kalarak yaptığımız her işi medya kötülememeli” dedi.Bakalım Beyoğlu’nda bundan sonra neler olacak, göreceğiz..*****CANIMI SIKAN ŞEYLERRamazan geçsinBugün tek konuyu işleyelim bari. Yaşam biçimine müdahale konusunda bir örnek vermek istiyorum. Beyoğlu’ndaki uygulama Cihangir’de de yapıldı. Masalar kaldırıldı. Belediye ertesi gün gelip beyaz bir çizgi çekti ve “Buraya kadar masa çıkabilir” dedi. Ama bir gün sonra bu çizgi içindeki masalar da kaldırıldı.Bir Belediye görevlisinin söylediği sözler çok manidar: “Bayrama kadar masa koymayın, Ramazan’da sokakta içki içilmesine bizimkiler kızıyor.”*****ANALİZYasaların arkasına sığınan kurnazlıkBeyoğlu’ndaki masa operasyonları nedeniyle yazdığım yazılardan sonra Başkan Ahmet Misbah Demircan ile yaptığım konuşmanın ayrıntılarını diğer yazıda okudunuz. O yazıda sadece Demircan’ın söylediklerine yer verdim ki Belediye Başkanı’nın ne demek istediği de tam anlaşılsın istedim. Kendi yorumlarımı hiç katmadım.Demircan AKP’den seçilmiş bir belediye başkanı olmasa, söylediklerine daha fazla itibar eder hatta çoğuna katılırdım.Gerçi “düzenin sağlanması” ve “kuralların uygulanması” konusundaki görüşlerine yine de katılıyor ve destekliyorum.Ancak Demircan’ın AKP’li olduğunu, AKP’nin de Türkiye’yi “dönüştürmeye” yönelik politikalarını bilince, Beyoğlu Belediyesi’nin operasyonlarına da ister istemez bu gözle bakıyorum.Kuralı uygulamakla, yaşam biçimine müdahale etmek arasında çok ince bir çizgi var. Yaşam biçimine inanç penceresinden bakanlar için içki içmek, kadınlarla erkeklerin karışık biçimde bir eğlence yerinde oturmaları hoş karşılanan davranışlardan değil. Hatta bu zihniyete göre bunun hiç olmaması gerek.Buna karşı yasalar ve hukuk böyle bakmıyor. Ve eğer siz bir mülki idare amiriyseniz kendi inançlarınız doğrultusunda değil, yasalara ve hukuka göre davranmak zorundasınız.AKP iktidara geldiğinden beri, bu gerçeği sanki bir lütufta bulunuyormuş gibi “Karşıdakini anlama, yaşam biçimine müdahale etmeme, hoşgörülü olma” perdesinin arkasından yönetmeye çalıştı hep. Hatta bunu “demokrasiye olan bağlılığı” gibi de sundu ki, duyarsız, bilgisiz birçok kişi de hak ve hukuk kavramlarını hiç hatırlamadan AKP’nin bu tavrını alkışladı.AKP iktidarını pekiştirdikçe, mevcut yasaları ve kuralları nasıl kullanacağını da öğrendi. Bunlar iyice öğrenilince kendi zihniyetlerin doğrultusundaki dönüştürme operasyonlarının temel dayanağı işte bu yasa ve kurallar oldu.“İtfaiye veya ambulans giremiyor bu sokaklara” söylemi tabii ki çok prim yapıyor ve oraları bilmeyenler “Üç kişi içecek diye itfaiye yangına yetişemeyecek mi, hastalar ambulansla götürülemeyecek mi?” diyebiliyor. Oysa masalar sokaklara yayılmasa da zaten itfaiye o sokaklara sığmıyor ki.Ya da “Çevrede oturan var, gürültüden şikayetçiler” demek de belki yasalara uyacaktır, buna karşı binlerce kişinin zaten bu tür ortamları sevdikleri için oralara taşındıkları akla bile gelmeyecektir.Evet Beyoğlu’nun ara sokakları sanat galerileri, atölyelerle doludur, ama onlar zaten bölgenin müdavimleri doğal müşterileri olduğu için oraları tercih etmektedir.Demircan “yasalar ve hukuk” açısından kendine haklı gerekçeler bulabilir. Ama, bu yaptığı operasyonların “yaşam biçimine müdahale” olarak algılanmayacağı anlamına gelmez. Çünkü Demircan alınmasın ama, aksini “yemin billah” söylese bile, bilinçaltı bunu emretmektedir.Siyaseti inançları doğrultusunda yapanların “ben sadece yasaları uyguluyorum” demesine inanmak saflıktan öte bir şey değildir.
Seçimlerden sonra hemen yaz tatiline girildiği için Meclis halkın gündeminde yok, bu nedenle ilgi ve merak yaratmıyor henüz. Ama “sayılı gün çabuk geçer” kuralı işleyeceği için gözümüzü açıp kapayıncaya kadar 1 Ekim’e varacağız.Meclis’in açılışıyla birlikte “şenlik” de başlayacak tabii. En önemli sorun BDP adına seçilen bağımsızların yemin edip etmeyeceği.BDP’liler şimdilik yaz tatilinden yararlanarak durumu idare ediyorlar, ama 1 Ekim’den itibaren bu güçleşecek.AKP çevrelerinden aldığım bilgiye göre BDP’nin “Yemin etmeyeceğiz” ısrarı sürerse Erdoğan hiçbir taviz vermeye yanaşmadan ara seçime gidecek.Bunun için sayısal çoğunluğu ve desteği var. BDP’lilerin bir ay içinde 5 oturuma katılmamaları halinde milletvekillikleri düşüyor. Ancak bunun için Meclis Genel Kurulu’nun da onay vermesi gerek. İşte AKP bu onayı hiç zaman yitirmeden verecek ve 3 ay içinde ara seçime gidilecek.Ara seçime gidilmesi BDP’nin tamamen erimesi anlamına geliyor. Bugün 35 milletvekilini Meclis’e taşıyan BDP’nin bir ara seçim yapılması halinde 10 milletvekili çıkarması bile mucize olacaktır.Aslına bakarsanız CHP’nin “yemin boykotu” sırasında da gündeme gelmişti bu görüş. Ancak AKP kurmayları bunu teknik olarak yapabileceklerini, buna karşı CHP’nin ara seçimleri boykot etmesi halinde sıkıntıya gireceklerini görmüşlerdi.CHP’nin bu direnişi sürdürememesi ve sözünden geri dönmesi AKP’ye rahat bir nefes aldırmıştı. Tek başına kalan BDP’nin “halledilmesi” de çok kolaylaşmış oldu.AKP’lilere göre Başbakan’ın son zamanlarda “eskiye dönüş” gibi algılanan Güneydoğu politikasının temelinde yatan da bu. Erdoğan Türkiye’deki Kürt nüfusunun büyük oranda kendi partisini desteklediğine ancak terör baskısı nedeniyle bu gerçeğin tam olarak ortaya çıkamadığına inanıyor.Erdoğan’ın planı şu: Bir ara seçime gidilirse BDP’nin Güneydoğu dışında çıkardığı milletvekillerinin hiçbirinin seçilmesi mümkün değil. Sadece Güneydoğu’daki 5 ilde birinci parti olan BDP ancak buralardan birkaç milletvekili çıkarabilecek.Diğer partilerin de bu bölgede iddiaları yok. Erdoğan bu partilerin oylarının da AKP’ye geleceğini hesaplıyor. Bu durumda bir ara seçimde AKP Güneydoğu’da ezici bir çoğunluk elde edebilir. Bu durumda teröre karşı çok sert önlemler alınırken, bölge halkına “İşte sizin asıl temsilciniz AKP” denilecek.BDP’liler bir yandan “özerklik ilan ettik” diğer yandan da “yemin etmeyeceğiz” derken herhalde bu tehlikeyi de görüyorlardır.*****CHP’yi korkutan ara seçim değil genel seçim olduPek çok CHP’li bile hâlâ “neden yemin boykotu yapıldığını” anlamadığı gibi “neden tükürdüklerini yaladıklarını” da anlamıyor. CHP yönetimi istediği kadar “AKP’ye mutabakat imzalattık, demokrasinin ne olduğunu gösterdik, o belge bir demokrasi manifestosudur” dese de, Türkiye’de aklı başında hiç kimse buna inanmıyor.Zaten inanması da mümkün değil. Her şey ortada.Aradan zaman geçtikçe ve CHP’lilerle konuştukça, “yemin boykotundan neden vazgeçildiği” konusunda bazı ipuçları ortaya çıkıyor.O günleri hatırlayın. CHP Meclis’e girmiyor. BDP zaten ayakta. AKP yüzde 50’lik seçim zaferinin keyfini bile çıkaramıyor.Yandaşlar iktidara akıl veriyor, “Düşürün milletvekilliklerini” diyorlar.O günlerde “ara seçim” konuşuluyor. AKP ve yandaşları CHP’yi bu yolla tehdit ederek köşeye sıkıştırmaya özellikle yeni milletvekillerini tahrik etmeye çalışıyor.Ancak bu planın pek akıllıca olmadığı anlaşılıyor AKP kurmayları arasında çünkü CHP ara seçimi de boykot ederse, AKP kesin bir zafer kazanacaktır ama bunun siyasi bedeli AKP için de ağır olabilir.İşte bu ortamda AKP o sırada kamuoyuna hiç yansımayan bir görüşü el altından CHP’ye ulaştırdı. “Ara seçime değil, genel seçime gideriz.”AKP kurmayları bu operasyona şu nedenlerle karar verdi;1- CHP’nin boykotu kamuoyunda destek almadı. CHP mağlup olmanın ezikliği içinde. Kısa sürede yapılacak bir seçimde yüzde 26’yı alması bile çok zor.2- MHP bazı CHP’lilerin oyları ile barajı aştı. Bir daha barajı geçmesi mümkün değil. Üstelik MHP oylarının tamamına yakını AKP’ye kayar.3- BDP sorun çıkaran ve terörün sürmesinden yarar uman durumuna düştü. Yeni bir genel seçimde 35 milletvekili çıkarmaları mümkün olmaz.CHP’nin bu resti görmesi mümkün değildi. MHP’nin barajı geçemeyeceği bir seçimde AKP 367’yi bile bulabilirdi. CHP de yok olurdu.Ama hiç olmazsa “tükürdüklerini yalamadan” işin içinden nasıl çıkabileceklerini düşünmeye başladılar. İmdada yine AKP yetişti. CHP’ye “Mutabakat yazarız, sizin tutuklu sanıklar ilk duruşmada serbest bırakılır” denildi. CHP bunu kabul etti.Ama Başbakan Erdoğan “Bunların belkemiği yok” deyiverdi. Bu varılan anlaşmaya rağmen yapılmış olağanüstü bir siyasi nezaketsizlikti. Erdoğan kaybedeceği bir şey olmadığına ve halkın bunu ayıp karşılamayacağına inanıyordu elbette. CHP’nin de olan biteni anlatacak hali yoktu. Susup oturdular.*****İzmirlilerden İstanbul salvolarıDün bir okur mektubu yayınlamıştım. İzmir’in halinin yüreğini sızlattığını yazıyordu. Pislikten, düzensizlikten şikâyet ediyordu.Tabii İzmirliler mektubu okuyunca harekete geçtiler. Satırbaşlarını vereyim hemen;- İstanbul sanki İzmir’den temiz.- İstanbul’un sadece trafiği bile yeter.- İzmir’deki hastaneler belediye yüzünden değil kendi düzensizlikleri nedeniyle pislik içinde.- İstanbul’daki hastaneleri kimse görmüyor mu?- İzmir hiç olmazsa çağdaş insanların kenti, İstanbul gibi kozmopolit değil.- Size bu mesajı yazanlar gizli AKP’liler.- İzmir’i AKP’li bir belediye alıştırmak mı istiyorsunuz?- Bu sinsi bir AKP operasyonu, alet olmayın.*****Şimdi sıra belediyedeBeyoğlu Belediyesi’nin masa operasyonlarına ilişkin yazılarımdan sonra Başkan Ahmet Misbah Demircan aradı dün. Tam 24 dakika konuştuk.Demircan hiçbir art niyeti olmadığını belirterek “Beyoğlu sadece eğlence merkezi değil, kültür sanat etkinliklerinin de merkezi aynı zamanda. Ama en önemlisi, aynı zamanda on binlerce kişinin oturduğu yer” diyerek düzeni sağlamaya çalıştıklarını söyledi.Bugün bu telefon sohbetinin tamamını yazamıyorum, cumartesi günü Demircan’la yaptığımız konuşmayı, Başkan’ın yakınmasını ve önerilerini sizlerle paylaşmak istiyorum.***Askeri vesayetin siviller tarafından sona erdirildiği söyleniyor. Acaba o siviller, “sivil vesayet”i bitirmek konusunda da aynı isteği ve kararlılığı gösterebilecek mi? (Gani Yıldız)
ANALİZDünden devam ederek, Asmalımescit’te başlatılan ve yayılan masa kaldırma operasyonlarının bir başka sonucuna değinelim.“AKP Türkiye’yi demokratlaştırıyor, özgürleştiriyor, kimseye karışmıyor” zannıyla ve bu uğurda “yetmez ama evet” diyenler, yaşam biçimlerine müdahale ile karşılaşınca şaşkına dönmüşlerdi.Bu takım, içkilerini yudumlarken sigaralarından da nefes tüttürmek için başka mekânlar bulabilir ve hatta buldukları yerde “Oh be, dünya varmış, yaşasın AKP’nin demokratlığı ve özgürlükçülüğü” diyerek tempolarına devam edebilirler.Ancak acı gerçek, başta Asmalımescit olmak üzere benzer mekânlardan para kazanan ve kıt kanaat hayatlarını sürdüren esnafın durumu.Özgürlükçü gibi görünen ama kendi beğenmediği yaşam tarzlarını, hukuk ve yasaların arkasına sığınarak yok etmeye çalışan iktidar normal vatandaşları etkileyecek kurnaz yöntemler bulmakta çok usta.Dünkü yazıma gelen yorumlardan da anlıyorum ki, Asmalımescit ve benzeri yerlerdeki eğlence hayatını hiç bilmeyen, ama körü körüne iktidara bağımlı olan pek çok kişi “Yollar masalarla kapatılır mı, orada oturanları gürültüye boğmak hak mı?” türü tepkiler dile getirmişler.İlk bakışta haklı gibi görünüyor ki, zaten iktidarın kurnaz politikası dediğim de bu.Ümraniye’de, Çağlayan’da, Nişantaşı’nda, Fatih’te, Kabataş’ta, Yeniköy’de ya da aklınıza gelen bir başka semtte, sessiz sakin bir sokakta, bir anda barlar, lokantalar, kafeler açarsanız ve buraların önlerini de masalarla oldurursanız, çevre halkının şikâyeti haklı olabilir.Ancak Asmalımescit, Cihangir, Beyoğlu’nun bazı sokakları çoook uzun yıllardır eğlence mekânları olarak bellenmiş.Zamanında masalar sokağa çıkarılmazken de zaten barlar, lokantalar buralarda toplanmış, doğal olarak gürültüsü ve kalabalığı da bol.Birincisi, oraya gidenler zaten bu kalabalıktan ve gürültüden hoşlanıyor.İkincisi, orada oturanlar da tesadüfen taşınmamışlar; tam tersine, o atmosferi tercih etmişler.O halde kimsenin şikâyet etmeye hakkı yok.Elbette bütün bunlar, eğlence esnafının da işin cılkını çıkarabileceği anlamına gelmiyor.Ancak belediyenin “düzenleme” adı altında masa ve sandalyeleri toplaması, oturanları kaldırması ve aldığı eşyalara el koyması da hukuka aykırı. Belediye “mala el koyarak” cezalandırma yapamaz. Masalar kaldırılsa bile bunlara el konması “gasp” sayılır ki, sanıyorum önümüzdeki günlerde esnafın açacağı “zarar ziyan” davaları nedeniyle Beyoğlu Belediyesi ciddi bir tazminat krizi yaşayacaktır.Bunun ötesinde, belediye mekân sahiplerinden yıllardır “işgaliye” adı altında para alıyor. Bu hemen her mekân için aylık en az 1000 TL tutar. İşgal ettiği yer gereği daha çok ödeyenler bile var.Demek ki esnafın dışarıya masa koyması yasalara veya düzenlemeye aykırı değil. Üstelik belediye masaların çıkarılabileceği yerleri işaretlemiş. Yani en azından kendi koyduğu kurala kendi uymuyor ve dışarı çıkan her masayı topluyor.Kısacası, AKP’li belediye, bir süre “özgürlükler” bahanesiyle açıkçası “takiye” yapmış. Yüzde 50’den sonra gerçek niyet ortaya çıkmaya başlıyor.*****OKURDAN MESAJLARİzmir neden böyle?Özellikle CHP’li belediyelerin olduğu yerlerden çok sık aldığım şikâyetlere biri daha eklendi. İstanbul’da yaşayan İzmirli okurum Perihan Y. bakın ne diyor:Can Bey, ikametgâhım İstanbul-Kadıköy ama yaşlı anneme yakın olabilmek için İzmir’de yaşamaya karar verdim. Liseyi İzmir’de okudum. Bugünlerde İzmir benim içimi acıtıyor. Her köşesi ayrı felaket. Bakımsız, sahipsiz, insanları duyarsız. 9 Eylül Hastanesi’ne bir hafta içinde 3 kez gitmem gerekti. Her gidişimde aynı görüntülerden şaşırdım kaldım. Etraf çöp, pet şişeler, içilen çayın bardağını bile o çöp yığının üzerine atmaya üşenmişler de hastane duvarının üzerine konulmuş. Denize girilebilen sahillerin çalışan belediyesi büyük çöp torbaları koymuş ama her taraf bir gün öncesinden kalmış gazeteler, karpuz kalıntıları, pet şişeleri, kırılmış şişelerinin cam kırıkları ile dolu. Burası da göç alıyor ama buraya gelenler bu şehri daha hoyrat kullanıyorlar gibi. Bir arkadaşımla telefonda konuşup burayı anlatırken “bir dahaki yerel seçimlerde AKP’ye oy vereceğim, bu şehre de AKP gelirse belki bu bakımsızlıktan kurtulur” dedim. Yanıtı: “Eh artık Silivri için hazırladığın valizi boşaltabilirsin” oldu.NOT: Bu okur mesajını CHP’yi eleştirmek için değil, uyarmak için yayınladım. Çünkü bu şikâyetlerin bahanesi olamaz.*****MERAK ETTİKLERİMTrafik tabelasındaki Kocaeliİstanbul TEM otoyolundaki bazı trafik işaretlerinde daha önce “İzmit” yazıyordu. Değiştirip şimdi “Kocaeli” yazmışlar. Oysa trafikte “Kocaeli” diye varılacak bir nokta yok. İzmit var.4 ilimizin adı ile o illerin “merkez ilçe” adları farklıdır. Kocaeli - İzmit, Hatay - Antakya, Sakarya - Adapazarı, İçel-Mersin’dir.Zaman zaman TV haberlerinde yapılan hataları görüyorum. Örneğin “Başbakan Hatay’a geldi” diyor spiker. Oysa Başbakan’ın geldiği yer Antakya. Hatay diye bir merkez yok, o il adı.Şimdi Karayolları da bu hatayı yapıyor. Belli ki yeni değiştirmişler çünkü koca yeşil tabelalarda ton farkı var.Bilgisizlikten mi, yoksa bizim bilmediğimiz bir isim değişikliği mi oldu acaba?*****TÜSİAD’ın CEO Anketi’nden, CEO’ların kriz beklentisi içinde olmadığı çıkmış. Adı üzerinde; iş dünyası. Vatandaşla aynı dünyada yaşamadıkları için kriz beklemiyorlardır! (Gani Yıldız)*****DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLEROruç için doktor tavsiyeleriSize de şaşırtıcı gelmiyor mu, bütün yıl boyu beslenme konusunda halka nasihatler veren kimi doktorlar Ramazan ayında ekranlara çıkıp 11 ayda söylediklerinin tam tersini söylüyorlar.Normal zamanda “aman gece bir şey yiyip de yatmayın, çok tehlikeli” diyen doktor bir bakıyorsunuz Ramazan nedeniyle “sahura kalkmanın ne kadar sağlıklı olduğunu” anlatıyor.Bana göre Ramazan boyunca tıp uzmanları oruçla ilgili hiçbir açıklama yapmasın. Sağlığa uyar ya da uymaz, oruç tutmak bir inanç meselesidir.Bunu “sağlık mantığına da oturtmak için” çaba harcayan doktorlar tüm saygınlıklarını yitiriyorlar bana göre.Bırakın herkes bildiği gibi orucunu tutsun.
İstanbul’un önemli eğlence mekânlarından Asmalımescit kan ağlıyor. Çünkü belediye araç trafiğine kapalı olan sokaklara yayılan masaları topluyor. Masalar toplanınca buranın müdavimlerine sadece birkaç masanın sığdığı küçücük kapalı mekânlar kalıyor. Buralarda sigara içmek de yasak olduğundan, şimdilerde Asmalımescit’e pek giden yok.Ama hepsi ağlaşıyor, yapılanın hukuksuz olduğunu söylüyor. Tanıdıkları olanlar da gazetecilere “Yazsanıza bunu” diye baskı yapıyor.Asmalımescit, Beyoğlu benim de sık sık gittiğim yerlerden. Buranın “ahalisini” tanıyorum. Büyük çoğunluğu, son yılların modasına ayak uyduran, “AKP’li olmayan” ama “AKP’yi demokratikleşmenin sembolü” gibi gören, kestirme söylemek gerekirse “Yetmez ama evetçi” takımdan.Bakmayın, çok eleştiriyorum ama bu çevreden birçok tanıdığım, arkadaşım, dostum var.Aşağı yukarı üç yıl öncesinden “Sıra buralara gelecek, siz yanılıyorsunuz, fırsatını bulduklarında sizleri buradan kovacaklar, gidecek yer bulamayacaksınız” diyordum.Ama bu ahali uzaylı gibi baktı hep yüzüme “Sen de paranoyak olmuşsun, bunların böyle bir derdi yok, durum eskisinden bile daha güzel” dediler.“Görürsünüz” dedim ben de ama dinleyen olmadı. Gittiler “Yetmeeeez” dediler, solu kötülediler, kimi bizzat 12 Mart ve 12 Eylül eylemlerinden gelmesine rağmen “Sol öldü abi, CHP de adam olmaz, bunlar demokrasiyi getiriyorlar” diye kendilerini kandırdılar.İşte şimdi olanlara bakın. Sokaklar bomboş. Belediye operasyonları Asmalımescit’ten diğer sokaklara da taştı. Cihangir gibi “yetmezcilerin” ana üssü de “masa toplama operasyonundan” nasibini almaya başladı. Şimdi sırada başka bölgeler de var.İktidar bunu öyle bir ustalıkla yapıyor ki, karşı çıkmak bile olanaksız hale geliyor.Örneğin, masa kaldırmalar tam Ramazan önüne denk getirildi. Medyanın Ramazan ayında “içkili mekân savunuculuğu” yapamayacağını biliyorlar çünkü. Bir ay geçtikten sonra her şey unutulur gider.Örneğin sokakların geçilemeyecek hale geldiğini söylüyorlar, esnafın işi abarttığını, yolları kapattığını ileri sürüyorlar. Oysa belediye “işgaliye” adı altında bunun parasını almasını biliyordu bugüne kadar.Ayrıca kim şikâyeçi onu da anlamak mümkün değil. Sanki Asmalımescit ya da Beyoğlu’nun sokakları veya Cihangir, düne kadar Kuran kurslarının olduğu yerdi de şimdi gürültü ve kalabalık herkesi bunaltmış.Kendimi bildim bileli buraları zaten içki içilen, eğlenilen, kalabalıktan geçilmeyen yerlerdi. Orada “oturanlar” da varmış, rahatsız oluyorlarmış. İyi de bu hayattan hoşlanmayan neden oralarda otursun ki?Siz sonuca bakın. İktidarı “demokrasi şampiyonu” gibi gören ve kendilerini de inkâr ederek desteklerini verenler şimdi şaşkın halde.Ama duruuuun, bunlar daha iyi günler.***YazmayacağımYüksek Askeri Şûra tamamlanıp atamalar, terfiler ve olacaksa istifalar bitinceye kadar bu konuya girmeyeceğim. İstifa anından beri bu konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum. Ancak bana sanki bilmediğimiz bir şeyler oluyor gibi geliyor. Kedi bile köşeye bu kadar sıkıştırılmaz, bir açık kapı bırakılır.İstifaları fırsat bilip hakaretlerle süslenmiş zafer çığlıkları atılırken, köşeye sıkışmış kediye benzeyen Silahlı Kuvvetler’in yeni yapısını görmek istiyorum. Ondan sonra yazarım yine.***İstanbul’da çalışma saatleri kademeli olsunŞu günlerde “Boğaz köprüleri ve otoyollar” hariç İstanbul içinde trafik hayli rahat. Yaz tatilindeyiz, araç sayısında azalma var, okullar kapalı, servis araçlarının bir bölümü piyasadan çekildi.Önümüz Ramazan, ama arkasından eylül geliyor. Okullar açılacak, tatilciler dönecek, kâbus yine başlayacak.O halde önlemleri şimdiden düşünmek gerek.Geçenlerde kısa adı İSTAB olan İstanbul Taşımacılar Birliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Orduhan ile uzun uzun sohbet ettik. İstanbul ve Türkiye’deki servis sektörü ve trafikle ilgili hiç bilmediğim bilgiler verdi. Çok yararlı bir sohbet oldu. Zaten üzerinde sıkça durmaya çalıştığım trafik konusuna daha da fazla eğilmem gerektiğine inandım böylelikle.İSTAB’ın hem kendi sektörüyle hem de trafikle ilgili pek çok önerisi var. Bunlardan, belki uzun yıllardır konuştuğumuz ama hayata geçiremediğimiz birini sizlerle de paylaşmak istiyorum.Hakan Orduhan “Eğer İstanbul’da çalışanlar için değişik mesai saatleri uygulanırsa trafikte önemli bir rahatlama sağlanır” dedi önerilerini anlatmaya başlarken.Büyükşehir Belediyesi’ne ve ilgili diğer birimlere de sundukları öneriye göre her gün trafikteki kişileri 4 kategoriye ayırıyorlar. İşçiler, memurlar, özel sektör çalışanları ve öğrenciler.Orduhan “İşçiler sabah saat 06.00’da işbaşı yapmalı, 15.00’te paydos etmeli. Memurlar 07.00-16.00 arası çalışmalı, okullar 08.00’de başlamalı, 15.30’da bitmeli, özel sektör işe 08.45’te başlayıp 17.30’da dağılmalı. Üniversiteler ise ders saati olarak 10.00’u belirlemeli” diyor.Peki ne olacak bu durumda? Orduhan “Bizde neredeyse bütün kesimler aynı anda işbaşı yapıp yine aynı ayda paydos ediyor, ama kademeli mesai sayesinde yoğunluk zamana yayılacaktır. Bu da trafikte hızlı akışı sağlacaktır” cevabını veriyor.Orduhan kademeli mesainin diğer yararlarını da şöyle sıralıyor;- Daha erken paydos ettiği için trafikte daha az zamanını harcayan, günü daha verimli yaşayarak geçiren ve ailesiyle daha fazla ilgilenme fırsatı bulan, sosyal açıdan mutlu bir çalışan grubu ortaya çıkacaktır.- Mevcut toplu taşıma araçları farklı grupların birden fazla servisini yapabileceği için kazanç artacak, birim başına ulaşım fiyatı ucuzlayacaktır.- Trafikte dur kalklar azalacak, trafik akışı hızlanacak, akaryakıt sarfiyatı düşecek, milli ekonomiye önemli bir katkı sağlanacaktır.- Araç yıpranmaları azalacak, yedek parça ve diğer giderlerde önemli tasarruf sağlanacaktır.İSTAB’ın önerisi aslında yeni değil. Ama giderek daha da çıldırtıcı hale geleceği belli olan trafik sorununu çözmek için bu önerinin artık enine boyuna düşünülmesinin zamanının geldiğine inanıyorum.***Sessiz kalamayızCumhurbaşkanı Abdullah Gül Suriye’de yaşanan olaylarla ilgili AA’nın sorularını yanıtladı dün. AA devletin ajansı, Cumhurbaşkanı’na “durup dururken” soru sormaz. Bu sorunun sorulması istenmiş belli ki. Cumhurbaşkanı Gül “Bu ülkede yaşananlara karşı sessiz kalamayız” diyor ve ekliyor “Tepkisiz de kalamayız.”Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri ne anlama geliyor? “Sessiz kalamamanın” yaptırımı nedir? Türkiye sadece Esad’ı uyarmakla mı yetinecektir yoksa Avrupa’dan da yükselen “Suriye’ye askeri müdahale” taleplerinin gerçeğe dönüşmesini mi sağlayacaktır?Gözler Yüksek Askeri Şûra’da, istifalardayken, hemen yanıbaşımızda bir askeri operasyon olabilir mi? Bu operasyon Türkiye’yi bütünleştirici ve yatıştırıcı bir sonuç mu yaratır?***Kredi kartı pazarımız hızla büyüyormuş. Türkçesi; vatandaş, cebinde olmayan parayı harcamaya hızla devam ediyor. (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar; cuma akşamı çok sevdiğim dostlarım Füsun-Ahmet Özbilge çiftinin oğlu Mehmet’in düğünü vardı. Bu nedenle gazeteden biraz erken çıktım, gidip giyindim, tam düğünün yapılacağı Anadolu Kulübü‘ne geliyordum ki Genelkurmay Başkanı’nın istifa ettiği haberi geldi. Yapacak bir şey yoktu, düğüne katılamadan geri döndüm, geniş bilgileri aldıktan sonra sayfamdaki yazıları değiştirdim.Hiç sürpriz olmadıAslına bakarsanız istifalar benim için hiç sürpriz değildi. 23 gün önce zaten “Başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm generallerin istifa etmesi gerektiğini” yazmıştım. Çünkü çok belli ki yüzde 50 oy alan AKP iktidarı artık Silahlı Kuvvetler’i kendi doğrultusunda dizayn edecek. Bugünkü konjonktürde askerin direnme gücünün olmadığı çok açık. Sürekli hakaret görmektense “yol açmak” daha mantıklı.4 saatlik “kriz!”İstifa haberlerinden sonra yandaş ve maskeli kesimde adeta bir bayram havası esti. Avrupa Birliği’nden gelen saçma sapan tek cümlelik açıklamanın da arkasına sığınan bu kesim “Türkiye’de artık demokrasinin yerine oturduğu” müjdesini(!) seslendirmeye başladı. Hükümetse, kendi hazırladığı oyundan da kahramanlık payı çıkararak “Krizi 4 saatte çözdük, hevesleri kursaklarında bıraktık” bile diyebildi.Amaç kriz değilAskerin artık tamamen çökertildiğine inanan iktidar yanlıları ve yandaşlarla, maskeliler hükümetin krizi önleme başarısına da alkış tuttular. Oysa askerlerin istifasının “direnme” ya da “kriz yaratarak bundan yarar sağlama umudu” ile hiçbir ilgisi yok. Asker tam tersine, kriz çıkmaması için yoğun çaba harcadı. Cuma akşamı, piyasalar kapandıktan sonra istifa ederek olası bir spekülasyonu engelledi.Kriz isteselerdi!Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanları bir kriz çıkmasını isteselerdi, istifalarını cuma akşamı değil; bugün, Yüksek Askeri Şûra’dan yarım saat önce verirlerdi. İşte o zaman en azından Yüksek Askeri Şûra toplantısı zora girer, bir olasılık hükümet şaşkınlık yaşar ve hata yapardı. Askerin bu tavrı bile istifaların aslında bir hükümet operasyonu olduğunu gösteriyor. Burada yanılmamak gerek.Tepki veya direniş de değilİstifalar, “bir ilk” olduğu için ister istemez heyecan yarattı. Ama o kadar. Çünkü bu istifalar komutanların iktidara karşı tepkisi ya da direnişi anlamına gelmiyor. Asker de Türkiye’nin geldiği noktayı ve dünya konjonktürünü biliyor. Bu koşullarda iktidarla gerginlik yaratmanın yararı olmadığını da görüyorlar. Komutanlar hiç olmazsa onurlarını kurtarmak ve rahat emeklilik hayatı için bu yolu seçti.Arkası gelebilirCuma günü Genelkurmay Başkanı ve 3 kuvvet komutanı istifa etti. Ancak bugünden itibaren bazı başka general istifaları daha gelebilir. Çünkü hükümet böyle istiyor. Çalışmak istemedikleri tüm komutanları belirlemiş durumdalar. Bunların bir kısmı kendisini biliyor, bilmeyenler içinse Yüksek Askeri Şûra’da zorlamalar yapılacaktır. Bu da yeni istifalara yol açacaktır. Gelişmelere kimse şaşırmasın sakın.Nereye kadar?Peki ordunun üst kademesindekiistifalar nereye kadar gider? Cevabı basit, “hükümetin arzuladığı yere kadar.”AKP iktidarı orduyu tamamen kontrol etmek istediğini hiç saklamadı. Bunu yaparken de, bana göre en kötü yolu, yıpratmayı, aşağılamayı, suçlamayı seçti. Belki böyle yapmasa amacına ulaşamazdı, şimdi ulaştığı kesin. Artık orduda bu iktidarla zihnen de birlikte olacak bir kadro işbaşına gelecektir.CHP yine hata yaptıİstifa olayında her nedense CHP yine hata yaptı ve olanları göremedi. Genel Başkan Kılıçdaroğlu heyecana kapılıp tatilini kesmeye ve Ankara’ya dönmeye kalktı. Her şeyi zaten planlamış olan iktidar da “krizi 4 saatte çözüp bitirdik” diyerek CHP’yi yine alaya aldı. CHP’nin artık bu kadar basit hataları yapmaması gerek. Dinlerler mi?Yani komutana övgü!Dört komutan istifa ederken Jandarma Genel Komutanı’nın iktidarla işbirliğine girmesi pek çok kişiyi şaşırttı. Yandaşlar ve maskeliler de yeni komutana hemen övgüler düzmeye başladılar. Özel Paşa insani zaaflar nedeniyle de görevinde kalmış olabilir elbette. Ama tahminim diğer komutanların onayını aldığı yönünde. Amacı direniş olmayan generaller elbette ordunun da zafiyete düşmesine izin vermeyecekti.İstifa - emeklilikBu arada dikkat edilmeyen bir ayrıntıyı da belirtmek istiyorum. Olay önce “istifa” diye duyuruldu. Daha sonra “emekliliğini isteme” olduğu açıklandı. İkisi arasında ciddi fark var. Silahlı Kuvvetler’de “toplu istifa” isyan olarak nitelenir. Bu durumda istifa eden generaller tutuklanabilirdi. Oysa emeklilik için böyle bir durum söz konusu değil. Bu bile general istifalarının önceden de bilindiğini gösteriyor.Bütün engeller kalktıGeldiğimiz noktada, AKP iktidarının ilk seçildiği 2002 yılından bu yana uyguladığı “mağduriyet edebiyatı” da fiilen bitmiş demektir. Artık yüksek yargıdan, normal yargıya, askerden bürokrasiye, iş dünyasından spora, medyaya kadar her alanda tam hâkimiyet kuran Erdoğan’ın bundan sonra hiçbir bahanesi kalmamıştır. Önünde engel yoktur, mağdur değildir. Yanlış adım atma lüksü kalmamıştır.Muhalefet şimdi önemliBugüne kadar her muhalefeti anında söndürmeye çalışan Tayyip Erdoğan’a muhalefet işte bu andan itibaren çok gerekli. Engelleri tek tek kaldırdı, korkacağı hiçbir şey kalmadı. O halde artık ciddi ve akıllı muhalefeti dinlemek, muhalefetin düşmanlık olmadığını anlamak ve buna göre davranmak Erdoğan’ın temel şiarı olmalıdır. Çünkü bundan sonraki her hata sadece Erdoğan’ın hanesine yazılacaktır.İlk sınav anayasaBütün iyi niyetimle bunu yazmama rağmen Erdoğan’ın bundan sonra farklı davranacağını sanmıyorum. Bana göre ilk sınav anayasa konusunda olacaktır. Önündeki tüm engeller kalktığı için sil baştan bir anayasa konusunda pek atılgan olmayacağını düşünüyorum. Belli bir süreyi de “Eskinin kalıntıları sürüyor, yeni anayasayı engelliyorlar” edebiyatı ile geçirme ihtimali büyüktür.Asıl sorun şikeSevgili okurlar, her ne kadar askeri sorunu önemsiyorsak da, açık söyleyeyim, şike konusu toplumda çok daha büyük yankı yaratıyor. Özellikle Fenerbahçe ve bazı başka takımların “düşürülmesi” olasılığı, general istifalarından çok daha büyük gerginlik ve heyecan yaratıyor. Cumadan bu yana sokaktaki okurlar “istifalara ne diyorsun” sorusundan en az on kat fazla “Fenerbahçe küme düşürülecek mi” diye sordu bana.Yeni operasyonlarHer nasılsa savcılardan, (herhalde daha iyi gazeteci oldukları için) sürekli bilgi alan bazı meslektaşlarımızın(!) belirttiğine göre futbolda bugünden itibaren yeni bir dalga başlayacak. Sürpriz isimlerin gözaltına alınacağı hatta tutuklanacağı söyleniyor. İşin medyadaki bazı isimlere de uzayacağı ileri sürülüyor. Bunlar şimdilik spekülasyon, ama demek ki bugün beklenti içinde olacağız. Bakalım..Fenerbahçe düşer mi?Gelelim, hayatımızın en önemli sorusuna. Kimse kızmasın, içim daralıyor ama tahminimi yazmak istiyorum. Fenerbahçe’nin “düşürülmesi olasılığı” artık çok yüksek. Kulüp yönetimi de bunun farkında olmalı ki çeşitli önlemler alıyor. Fenerbahçe ile birlikte ikisi büyük 4 takımın daha düşürülmesi de kimseyi şaşırtmasın. Gelinen nokta kaçınılmaz sonuçlar doğuracaktır.Ramazan kutlu olsunBugün Ramazan’ın da ilk günü. Hepinizin Ramazanınızı kutlamak isterim. Önümüzdeki günlerde Ramazan ayı konusunda, belki biraz aykırı gelebilecek bir öneri yazmayı düşünüyorum. Bir çoğumuzun aklına gelen ama seslendiremediğimiz bir konuyu sizlerle paylaşacağım.Hepinize iyi haftalar dilerim.
İşe bak. Sen aylarca bu iktidarın peşinden koş, cümle yalakayla, yandaşla, liberal maskeli faşistiyle al takke ver külah oyna, iktidarın Türkiye’yi demokrasiye koşarak götürdüğünü anlat, sonra gel hapishanenin kapısında bekle de bekle, ama seni içeri sokmasınlar.AKP’nin “Claudia Ablası” yandaşların bacısı bir kızmış bir kızmış ki sormayın gitsin.“Sorarım bunun hesabını” demiş “Benim Tayyip Bey’le hukukum var, sık sık konuşuruz” demiş. Adalet Bakanı da buyurmaz mı “Burası yol geçen hanı mı, öyle elini kolunu sallayan gelecek?” diye.E haklı valla. İşin kuralı budur, kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.Son seçime kadar Claudia Abla gibilerine çok ihtiyaç vardı, şimdi kalmadı. “Demokrasinin, özgürlüklerin” kraliçesi, “Büyük Türkiye dostu” Claudia Roth oldu mu sana “Elini sallayan” biri.Yandaşların, maskelilerin, örtülü AKP’lilerin rakı masasından kalkıp da bir kere bile sormadı ki ablamız Türkiye’nin gerçek demokratlarına, hukuka saygılı insanlarına “Yahu neler oluyor bu ülkede?” diye.Varsa yoksa yandaşlar, maskeliler.E onların Türkiye ile pek dertleri yok ki, anlattılar ablaya AKP’nin nasıl “Yeni bir Türkiye” yarattığını “Bundan sonra askerin sesinin kısılacağını” söylediler, “Demokrasinin Türkiye’ye yerleştiğini” ileri sürdüler.Elin Alman ablası ne anlasın, hepsi de Türkçe konuşan okumuş çocuklar anlatınca, bu sözleri Türkiye gerçeği zannetti, eh “demokrasi kraliçeliği” de hoşuna gidince “Helal sana be Tayyip” kervanına o da katıldı.Kendini bu tosunlara kaptırınca, söylenenleri de gerçek zannedip “Gideyim bari hapisteki iyisinden iki gazeteci ziyaret edeyim” deyiverdi.Vay ablam vay. “Sen kendini sömürge valisi mi zannettin de öyle canın istediğinde cezaevine gireceksin” diyen savcı dikiliverdi karşısına. “Yassak hemşerim!”Claudia Abla esti, gürledi, köpürdü. Yoook öyle demokrasi hukuk için falan değil “Ben bir Alman milletvekiliyim, bu ne iş” diye öfkelendi aslında.Gerçi “izin” geldi gelmesine de, abla sinir küpü olup Silivri’den uzaklaşınca “Geri dönemem şimdi o kadar yolu” dedi.Yaaa gördün mü demokrasi kraliçesi sevgili Claudia ablam; bir kere kulak versen bu ülkenin “gerçek sesine” öğrenecektin demokrasinin hukukun ayaklar altına alındığını, korku imparatorluğu kurulduğunu. Öyle “elini kolunu sallayarak” hapishanenin yolunu tutmazdın, “üstün Alman” ırkının onurunu zedelemezdin.Şimdi öğrendin mi ablacığım. Sana söylendiği gibi “Yeni Türkiye” mi gelmiş, “ileri demokrasi” mi kurulmuş.*****Gani Yıldız’danÖzel Harekât Timleri terörle mücadelede yeniden görev alıyor. Umarız 90’lı yıllarda olduğu gibi, “terörle mücadele” adı altında “işkence ve faili meçhul terörü”ne sebep olmazlar!***Washington’da bulunan Arap-Amerikan Enstitüsü’nün araştırmasına göre Türkiye, Arap dünyasında “in” olmuş. Anlaşılan eksenimizdeki kayma bu “İn-çık”a sebep oldu: Batı dünyasından “çık”tık, Arap dünyasına “in”dik!***Beyoğlu’nda belediye ile işletmeler arasındaki “masa krizi” devam ediyor. Kurdukları kriz masalarıyla ünlü yöneticilerimizden, masa krizini çözecek bir kriz masası bekliyoruz!***Burhan Kuzu’ya yumurta atan gençler hakkında, “Kamu görevlisine görevini yaptırmamak amacıyla cebir kullanmak” iddiasıyla dava açılmış. Acaba mutfaklarımızda, özellikle pasta ve kek yaparken kullandığımız “cebir” yüzünden bizim hakkımızda da dava açılır mı?!***Merkez Bankası Başkanı, “İşsizlik azaldı, vatandaş kazandığını güle güle harcasın!” demiş. Vatandaşın aklına iş ararken ağlayan anası gelirse harcarken gülmesi zor olabilir!***Ramazan pidesinin fiyatı 4 yıldır değişmiyormuş. Her yıl sadece 1 aylık bile olsa “fiyat istikrarı” güzel şey!***Yeni hizmete giren İstanbul Adalet Sarayı, görünümüyle adliye binasından çok alışveriş merkezini andırıyormuş. Umarız alışveriş merkezine benzer tek yanı görünümü olur!***Depresyonun zengin hastalığı olduğu ortaya çıkmış. Fakir hastalığının ne olduğunu ise uzun süredir biliyorduk; enflasyon...*****Haftanın fıkralarıBu pazar yine Yıldırım Tuna fıkraları ile sizleri baş başa bırakmak istiyorum;Evdeki eksikÖğretmen sınıfta “Evinizde ihtiyacınız olan şeyleri söyleyiniz ” diye bir konu ortaya atmış. “Bizim evimizde bilgisayar eksiğimiz var öğretmenim” diye söz almış Mary, “Teşekkür ederim Mary, bilgisayar evimize yararlı bir ihtiyaçtır” demiş öğretmen ve hemen yanındaki Bill’e dönmüş “Sen söyle bakalım evinizin neye ihtiyacı var?” diye. “Bizim evin hiçbir şeye ihtiyacı yok öğretmenim” diye cevap vermiş Billy. “Hiç olur mu öyle şey yavrum?” demiş öğretmen hayretle. “Vallahi öğretmenim” demiş Billy, “Hatta geçen akşam ablam eve ‘Yeni erkek arkadaşım’ diye yüzü gözü boyalı üstü yarı çıplak bir Kızılderili getirdi, babam onu görünce ‘Haydaaa.. Tamam anasını satayım evimizde bi tek bu eksikti’ dedi..!”Kim hızlı3 oğlan çocuğu birbirleriyle babalarının ne kadar “hızlı” olduğu konusunu tartışıyorlarmış. “Benim babam sporcudur” demiş biri, “Bir ok atıp koşmaya başlasa oktan önce hedefe varır.” Diğer oğlan “Benim babam avcıdır” demiş “Silahını ateşleyip koşmaya başlasa mermiden önce kesin orada olur...” Üçüncü oğlan ilk ikisini dinledikten sonra “Çocuklar siz ‘hız nedir?’ gerçekten bilmiyorsunuz” demiş övünerek, “Benim babam devlet dairesinde memurdur, mesaisi akşam saat 6’da biter, ama 4’te gidin vallahi pijamalarını giymiş evde dizi izlerken bulursunuz..!”MayoŞişko kadın kendine mayo almak için gittiği mağazanın altını üstüne getirmiş, sonunda üzerine uyan tek parça parlak, sırtı siyah, önünde boynundan aşağı kadar beyaz desen olan bir mayo bulabilmiş, mağazanın soyunma kabininde denedikten sonra fikrini almak için aniden perdenin arasından çıkıp kocasına sormuş “Nasılım?” diye. “Hiii..! Aa?.. Çok ilginç... Ama, ama..” Kadın “Ama ne?” demiş sinirlenerek. “Ama bence kenarlarda değil de açıklarda falan giy, aynı katil balinalara benzemişsin, etrafta çoluk çocuk olur, vallahi plaj birbirine girer!..”FarketmezYaşlı annemin işitme yeteneğini büyük ölçüde kaybettiğini hissedince durumu hemen babama aksettirdim, “Biliyorum, biliyorum hayatını etkileyecek bir şey değil bu” dedi, “Önceleri ne desem dinlemezdi, şimdi ise dinleyemiyor .”Bütün gün mü?Nikah töreni, gelinin babası kızına bütün kilise boyunca refakat edip onu müstakbel eşinin yanına getirmiş, damadın üzerinde smokin sırtında bir golf çantası, “Aa?.. Ne bu?” demiş gelin duvağının arkasından, “Yok artık?” demiş damat şaşırarak, “Sakın bu merasim bütün bir günümüzü alacak falan deme bana..! ”
Komutanların istifası ister istemez herkesi heyecanlandırdı. Ama açık söyleyeyim benim için hiç sürpriz olmadı.Beklediğim gibi hatırlayan okurlar olacaktır, kısa bir süre önce “Bütüngeneraller istifa etmeli” diye yazmıştım.Çünkü yüzde 50 ile iktidarını pekiştiren AKP uzun süredir Silahlı Kuvvetler’i kendi dilediği gibi dizayn etmeyi düşünüyor ve bunu planlıyordu. O halde generallerin de, bugünkü konjonktürde direnecek güçleri olmadığını da hesap edersek,hükümete bu yoluaçması gerekiyordu.Görünen o ki, hükümet Yüksek AskeriŞûra’ya iki gün kala düğmeye bastı ve Silahlı Kuvvetler’in tüm komuta kademesinin kenara çekilmesini sağladı.Dün akşam üzeri yaşadığımız istifalar, Türkiye’de 30 yıl öncesine kadar alışılmış olan “Ordu yönetime el koydu” anlayışının tam tersidir. Yani bu kez hükümet orduya el koymuş durumda.Hükümet bundan sonra Silahlı Kuvvetler’i yeniden oluşturma yönünde kesin güç kazanmıştır. Muhtemelen başta “or” rütbesinde olmak üzerebir dizi istifa daha olabilir. Hatta istifa etmemiş çok az general de kalabilir. Ama bu, iktidarın hızını kesmek bir yana, işini kolaylaştıracaktır.İktidar bu operasyonu uzunsüredir planlıyordu. “Darbe paranoyası” üzerine kurulan siyasetle “Bu ordununen temel işi darbe yapmaktır” fikri halkın kafasına adeta nakşedildi.Ardından PKK terörü ve sürekli şehit verilmesi bahane edilerek “Silahlı Kuvvetler’in çapsız ve beceriksiz olduğu gibi darbe yapmak uğruna teröristlerle işbirliğinden bile çekinmeyeceği hatta kendi askerinin öldürülmesine göz yumduğu” görüşü de yaygınlaştırıldı. Böylelikle halkın önemli bir bölümü kendi ordusuna karşı kuşku duyar hale getirildi.Çeşitli davalarla “Orgeneralleri bile hapse atan, dokunulmazlara dokunan iktidar” imajı da yaratıldı.Dünkü istifalarla (bana göre görevden almalarla) operasyonun sonuna gelindi. İktidar, her şeye rağmen endişe duyduğu, çalışmak istemediği, ülke güvenliğini teslim etmek istemediği tüm üst kadroyu bir hamlede tasfiye etmiş oldu.Bundan sonrasında artık sürpriz yoktur. İktidara yakın olan görüşteki subaylar, hangi rütbede olurlarsa olsunlar istenilen makamlara getirileceklerdir. Türk Ordusu belli ki baştan aşağı yenilenecektir.Avrupa Birliği bu gelişmeleri “demokrasi” olarak niteliyor. Bilemem artık.*****İsrail özür dilerse Gazze unutulacak mı?Başbakan Erdoğan’ın “İsrail 27 Temmuz’a kadar özür dilemezse ben de Gazze’ye giderim” sözünü anlamakta zorluk çekiyorum. (Süreyi de geçtik aslında ama, uluslararası rapor bir ay gecikince belki Erdoğan da beklemeyi tercih ediyordur.) Galiba benim dışımda herkes bu sözün ne demek olduğunu anlamış ki hiç ses çıkmıyor. Ben anlamıyorum.Çünkü “Gazze’ye gitmek İsrail’e bir ceza mı?” sorusu kafamı kurcalıyor.Gazze’deki Filistinliler çok uzun zamandır İsrail ablukası altında. Burada yaşayanlar en temel haklardan yoksun oldukları gibi gıda, ilaç ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin yetersizliğini çekiyor.Ki zaten bu nedenle dünyanın çeşitli ülkelerinden Gazze’ye yardım için heyetler oluşturuluyor, toplanan malzemeler buraya gönderilmeye çalışılıyor.İsrail ise uyguladığı abluka nedeniyle bu yardımların yerine varmasını ya engelliyor ya da çok geciktiriyor.Hatırlayın bir yıl önce Mavi Marmara gemisi Gazze’ye yardım götürme savıyla yola çıkmış, ama İsrail’li komandoların baskınına uğramıştı. Bu olayda ne yazık ki 9 vatandaşımız hayatını kaybetmişti.Mavi Marmara gemisinin yola çıkış amacını burada oynanan oyunu bir kenara bırakalım; bu olay Gazze’de bir insanlık dramı yaşandığı gerçeğini yadsımaz.Başbakan Erdoğan da sürekli olarak Gazze’deki drama dikkat çekerek burada yaşayanlara yardımın bir insanlık borcu olduğunu söylüyor ve İsrail’i de çok ağır dille suçluyor sık sık. Erdoğan Mavi Marmara olayını da unutmadığımızı ve unutmayacağımızı da belirterek İsrail’in mutlaka özür dilemesi gerektiğini ayrıca tazminat ödemesini istiyor.Bunlar haklı ve makul talepler.İşte bu noktada “Özür dilemezseniz Gazze’ye giderim” açıklaması çok garip.Birincisi, Gazze’ye gitmek çok zor değil. Bugüne kadar pekçok Türk devlet adamı Gazze’ye gitti.İkincisi diyelim ki İsrail özür dilemedi ve Erdoğan Gazze’ye gitti. Ne olmuş olacak?İsrail çok zora mı girecek, mahcup mu olacak, aman mı dileyecek?Ama benim aklıma asıl takılan İsrail’in özür dilemesi halinde Başbakan Erdoğan’ın Gazze’ye gitmeyecek olması.İsrail’e “Özür dilediğine göre ben de Gazze’deki hassasiyetimi ortadan kaldırıyorum” mu demiş olacağız?Gazze’ye gitmek İsrail’e bir tehditse, gitmemek de orada yaşayan Filistinlilere “Bundan sonra başınızın çaresine bakın, biz İsrail’i dize getirttik sizinle meselemiz kalmadı” demek anlamına gelecektir.*****Tanıtım sadece özel üniversitelerin hakkı olamazOrtadoğu Teknik Üniversitesi’nin ünlü mezunlarının rol aldığı kısa tanıtım filmini görüyorum birçok tv kanalında. İş Bankası eski Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Yapı Kredi Bankası CEO’su Faik Açıkalın, gazeteci yazar Murat Yetkin, lokantacı Gamze Cizreli, müzik sanatçısı Derya Köroğlu bu görüntülerde hemen aklımda kalan isimlerden bir kaçı.Ünlü ODTÜ mezunları 50 saniyelik filmde ODTÜ ruhunu ve ODTÜ’lünün dünyayı değiştirebileceğini birer cümle söyleyerek anlatıyorlar. Amaç ODTÜ’ye daha yetenekli, daha hevesli öğrencileri kazandırmak.Ama YÖK bu tanıtım filmi için soruşturma açıyormuş. “Devlet üniversitesi bunu yapamazmış” çünkü.Neden?Özel üniversiteler üstelik yüzbinlerce lira harcayarak reklam kampanyaları yaparken oluyor da ODTÜ gibi 50 yıllık bir üniversite, çok düşük bir bütçeyle kendini tanıtamaz mı?Amaç devlet ciddiyetini korumakmı yoksa özel üniversitelerle rekabetiönlemek mi?*****Kaçırılan askerler karşılığında ne isteniyor?PKK’nın kaçırdığı iki askerimizden 15 gündür haber yok. Onları bulmak için yapılan operasyolarda 13 askerimiz şehit olmuştu, ama kaçırılanlardan iz yok.Dün bu askerlerin fotoğraflarını göndermiş medyaya PKK. Görünene göre askerlerin en azından sağlıkları yerinde.Ama henüz öğrenemediğimiz şey, bu askerlerin neden kaçırıldığı ve karşılığında ne istendiği.“Devlet” İmralı’daki kişiyle sürekli görüşüyor. Kimi gazeteciler Kandil dağında fink atıp “barış çubukları” yakıyor. Ama PKK asker kaçırmaya devam ediyor.Peki kimse sormuyor mu “nerede bu askerler ve ne istiyorsunuz?” diye. Ya da soruluyor da, cevabını bizler öğrenemiyoruz.O askerlerin aileleri de hergün ölüp diriliyor.***Başbakan, “Bu sefer kriz ‘teğet bile’ geçmeyecek!” dedi. Ancak bu öngörünün tersi çıkarsa kriz binlerce vatandaşın kalbinin tam ortasından geçer! (Gani Yıldız)