Evde iki kardeş varsa, bunlardan biri kız diğeri erkekse ve erkek daha büyükse aralarında yaşanan diyaloglar pek değişmez. İşte okurlarımdan biri evdeki abi-kız kardeş diyaloglarından bir derleme yapmış. Kendine pay çıkaranlar, “aynı bizim ev” diyenler mutlaka çıkacaktır.- Aaabiii, burda cips vardı nooldu? - Yedim. - Ee burda kurabiyeler vardı? - Onları da yedim. - Yaa, kolayı nereye koydun? - İçtim. - Boşanda semerini ye be yuh! Burda yarım bir çukalata var yiyorum ona göre! - Yiyemezsin, yaladım ben onu! *****- Abi çay bardakları nerde? - Bir de evin kızı olacaksın, hayret bir şey! - Ya söylesene. - Tuvalete bak, rezarvuarın içindeydi en son. - Ee hani yok burda.*****- Abi ojemi gördün müüü?- Ben sürüyorum şimdi bir dakika. Kurusun rötuş yapıp vericem. Manyak mısın kızım sen, ne biliyim ben senin ojeni! *****- Ya abii fırın nasıl açılıyordu? - Açıl susam açıl diyosun açılıyor. *****- Bak kaşlarımı aldırdım nasıl olmuş? - Yuh alna bak hava limanı gibi. - Böhüüüü... *****- Ciyaaak örümceekkkk anneciimm! - Spidermanın posterini odana asarsın ama. *****- Abi saç kurutma makinesini gördün müüü?- Valla tost makinesiyle sevişiyodu en son. - Bir kere de doğru cevap ver bee! - Tamam be yedim. - Bak buna inanırım işte. *****- Kimdi o ? - Kim kimdi? - Arayan - Ne zaman? - Demin telefonda konuştuğun kimdi diyorum lafı dolaştırma. - Osman. - Hmm. Osman senin 1.90’a 90 kilo bir abin olduğunu biliyor mu? - Eee bilmese de olur bence. - Hmm. *****- Biricik kardeşim benim, dünyanın en güzel kız kardeşi, canım.. - Param yok, su getiremem, bakkala gidemem ders calışıyorum. - Allah cezanı vermesin, ben istemesem seni yapmıyorlardı ama! *****- Kalk yemek ısıt bana. Hadi koş koş koş fırla. - Yaa bir gün de kendin yap bir işini ya, Allahım neydi günahım! - Ne? Yarın gece çıkmak istemiyor musun? - Dolma mı? Tavuk pilav mı?*****Bunları bilmek gerekir mi?* Tavuklar yılda ortalama 227 kez yumurtlar.* En küçük at türü Fallabella, yaklaşık 75 cm. * Bir arı kendinden 300 kat ağır nesneleri kaldırabilir.* Bir ağaçkakan gagasını ağaca saniyede 20-22 kez vurabilir.* Doğada sekreter kuşu adıyla anılan bir kuş vardır. Bu kuşun bacakları o kadar narin ve incedir ki kuş birden bir şeyden korkarsa bacakları kırılabilir.* Yeni doğmuş bir mavi balina ortalama bin 800 kilodur.* Bir balarısı bir kaşık bal yapabilmek için çiçeklere 4 bin kere gidip gelir.* Yeni doğan bir kanguru yaklaşık yüzük parmağımız kadardır.* Kuğular bir kanat darbesiyle insanın kolunu kırabilir.* Aslan günde ortalama 19 saat uyur.* İlk hayvanat bahçesi bundan binlerce yıl önce Çin’de açıldı.* İnsanın tek tel saçı 85-90 gr. ağırlığı kopmadan taşır.*****Dünyayı düzelten çocukAdam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti, bu hafta sonu sinemaya götürecekti.Ama canı hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi sonra düşündü: “Oh be! Kurtuldum, en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.” Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “Baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi. Çünkü paramparça olmuş harita hiç eksiksiz yerli yerine gelmişti. Baba bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk: “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı” dedi ve ekledi: “İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN, DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELDİ.”*****Hayat SözlüğüAŞK: 1 sesli, 2 sessiz veya 2 aptaldan oluşan sözcük.DİL: Bazı dejenere insanların konuşmak için kullandıkları cinsel organ.BAŞ AĞRISI: Kadınlar tarafından en sık kullanılan doğum kontrol yöntemi.NANOSANİYE: Trafikte ışığın yeşile dönmesi ve arkadaki hayvanın korna çalması arasında geçen süre.FUTBOL: Kadınların kocaları yerine bilmeden evlendikleri nesne.KUANTUM FİZİĞİ: Gece vakti, karanlık bir odada var olmayan bir kediyi arayan kör adam.HARDVARE: Bilgisayarın software arızası nedeniyle bozulması durumunda yumruklanan kısmı.ENTELLEKTÜEL: 2 saat boyunca işten başka bir şey düşünmeyi becerebilen insanoğlu.EKİP ÇALIŞMASI: Bütün suçları ekibin geri kalanına yüklemeyi sağlayan çalışma biçimi.DOKTOR: Hastalığınızı ilaçlarla iyileştiren, sonra da sizi faturalarla öldüren kişi.PATRON: Geç kaldığınızda işe erken gelen, erken geldiğinizde geç kalan kişi.GÖZYAŞI: Erkek gücünün, kadın gücü karşısında bozguna uğratılmasına yarayan hidrolik güç birimi.SÖYLENTİ: Ses hızından bile hızlı dağılan haberler.BABA: Doğanın bize armağanı olan banka.POLİTİKACI: Seçimlerden önce elinizi sıkan, seçimlerden sonra ise güveninizi sarsan kişi.GÜLÜMSEME: Pek çok şeyi bir doğruya çeviren eğri.OFİS: Gergin bir ev hayatından sonra gevşediğiniz yer.*****İkna edemiyorsan kafalarını karıştır!
Ankara izlenimlerimin son gününde birkaç ayrı kaynaktan doğrulattığım “Cumhurbaşkanı” olayını anlatmak istiyorum. Öncelikle yaygın inanç şu: “Eğer Gül Cumhurbaşkanı olmasaydı kapatma davası açılmazdı.” O halde, “Cumhurbaşkanı hakkında dava açılamaz, Gül’e kimse dokunamaz” görüşü en azından kırılgan bir görüştür. Gül’ün başına her an, her şey gelebilir.Peki bu görüş nereden kaynaklanıyor? Hemen söyleyeyim: “Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı Gül değildi. Erdoğan, başta Genelkurmay olmak üzere devleti oluşturan kurumların önde gelen isimlerine Vecdi Gönül’ü aday göstereceklerini söylemişti. Ancak son gece devreye giren Bülent Arınç üçlü zirve toplayarak her şeyi bozdu.” Bu gelişmeleri anlatanlar Arınç’ın Erdoğan’a, “Bu, davaya ihanet olur, üçümüzden başka birini aday gösteremezsin” dediğini öne sürüyorlar. Arınç’a “şiddetli” destek veren Gül’ü de aşamayan Erdoğan’ın ertesi gün, söz verdiği herkesi şaşırtarak Abdullah Gül’ün adaylığını açıklaması, anladığım kadarıyla bugünkü sürecin fitilini ateşlemiş oldu.Oysa eşinin başı açık olan Vecdi Gönül bile Cumhurbaşkanı olacağından çok emindi. Hatta Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nı Çankaya’da ziyaret edip onlarla yemek bile yedi. “Laiklikle ilgili bir sorunu olmadığını” göstermek için komutanların içki servisi de yapılan masasında oturdu. Kendisi içmedi. Konuşmalarıyla komutanlara güven verdi, desteklerini aldı.Vecdi Gönül bu yemekten sonra güvendiği bazı isimleri de arayarak hem cumhurbaşkanlığı adaylığını haber verdi hem de başta asker olmak üzere devlet kurumlarının onay ve desteğini aldığını söyledi.Belli ki Abdullah Gül’ün aday olarak açıklanması en çok Vecdi Gönül’ü şaşırttı. Ve herhalde yılların deneyimli bürokratı ve siyasetçisi Gönül o an, “Eyvah, yapılacak en büyük hatayı yaptılar” dedi. *** Celal Bayar İş Merkezi Ankara’da Atatürk Bulvarı üzerinde iki katlı bir köşk vardır. Bildiğim kadarıyla bu köşk Celal Bayar’la anılır. En son DYP Genel Başkanı iken bazı görüşmeleri için Mehmet Ağar burayı kullanırdı. Bu köşkün tam yanında 8-10 katlı bir iş merkezi var. Kapısında dev harflerle “Celal Bayar İş Merkezi” yazıyor. Belli ki bina Bayar ailesine ait. Bu iş merkezi ne zamandan beri var bilmiyorum, geçen hafta Ankara’ya gittiğimde fark ettim. Böyle bir binanın üzerinde Celal Bayar İş Merkezi yazmasını çok ayıpladım. Hangi akıl bunu buraya yazar gerçekten şaşırdım.Celal Bayar bu ülkenin Cumhurbaşkanı’ydı. Bir cumhurbaşkanının adını iş merkezine vermek en azından saygısızlık. Bu makamda bulunmuş olanların isimleri üniversitelere, havaalanlarına, kentin en büyük caddelerine veya okullara verilebilir. Ama bir iş merkezi, adını bir dönemin cumhurbaşkanından alamaz. *** Toptan treni kaçırıyor Köksal Toptan Meclis Başkanı olduğunda AKP’li olan olmayan herkes sevinmiş ve “AKP yeni dönemi daha iyi geçirecek” hissi uyanmıştı. Aslına bakılırsa Cumhurbaşkanlığı için Vecdi Gönül’den önce herkesin aklına gelen isim Köksal Toptan’dı.Erdoğan ve ekibi bir tür kurnazlıkla Toptan’ı Meclis Başkanlığı koltuğuna oturtup puan ve zaman kazanmıştı. Asıl niyet sonra çıktı ortaya.Gelelim Toptan’a. Gözlediğim kadarıyla Toptan daha ilk günden itibaren kendisini “olası bir kapatmaya karşı sigorta” olarak gördü. Cumhurbaşkanlığı makamının boşalmasının bir sorun yaratmayacağını, Anayasa gereği bu göreve vekaletle geleceğini biliyor. “Akil adam” sıfatıyla kapatma davası sürecini de böyle götürmek istedi. Ancak başta Erdoğan olmak üzere AKP’nin çekirdek takımı kendisini “Meclis’i korumalısın” diye sıkıştırınca Toptan’ın dengesi bozuldu.Önce, “Herkese oh dedirtecek formül bulunsun” fikrini ortaya attı. “Kapanmadan kapanmış gibi etkisi olsun” deyiverdi. En sonunda da Erdoğan’ın talimatıyla Anayasa Mahkemesi’ne savaş açmaya kalkarken “senato” gibi bir anlamsız konuyu tartışmaya açtı. Her şeyden önce partisinde “sevimsiz” duruma düştü.Böylelikle Toptan, Erdoğan’sız bir AKP’de “toparlayacak adam” olma fırsatını kaçırdı.Ama buna rağmen Toptan’ın temaslarının sürdüğünü öğrendim. Köksal Toptan AKP kapatılırsa “etkili” bir siyasi simge olabilir. En azından bir süre Cumhurbaşkanı vekilliği ihtimali de olduğu için “yeni başbakanı atamak” gibi bir fonksiyonu üzerinde taşıyarak “önem” sırasında en öne geçecektir. *** Ben deliyim o kadar Arabanın lastiği tam tımarhanenin önünde patlar. Adam arabayı kenara zar zor yanaştırır. Sonraki işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker. Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünmüyor bile. Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker. Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir: “Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?” Adam, “Sorma birader” der, “Lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.” Deli çözümü sunar: “Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun. Seni, lastikçiye kadar idare eder.” Adam hemen denileni yapar. Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir: “Senin ne işin var tımarhanede?” Cevap müthiştir: “Biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, salaklıktan değil!” *** Çeşit bolGeçenlerde İstanbul’a yakın mesire yerlerindeki bir kır kahvesinde oturuyoruz. Genç garson, “Ne içersiniz?” deyince, “Kahve içeriz” dedim. Garson, “Nasıl olsun?” diye sorunca, “Kahve çeşitlerinizi bir say bakalım önce” diye gülerek karşılık verdim. Garson, “Türk kahvesi var” açıklaması yapınca, “Evladım, onu anladım, başka ne çeşit var, sen bana çeşitleri saysana” dedim. Garson biraz düşündükten sonra, “Çeşit olmaz mı, var tabii, sade, az şekerli, orta şekerli, şekerli” demez mi? (M. E) *** Büyüklük, kuvvetli olmakta değil, kuvveti yerinde kullanmaktadır. Mark Orel
AKP’nin kapatılması ve bazı yöneticilerine yasak gelmesi en çok Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü tedirgin ediyor. Çünkü “yasaklanması” istenen isimler arasında yer alıyor. Ancak şu anda Cumhurbaşkanı olduğu için bu durum biraz tartışmalı.Bir görüşe göre Cumhurbaşkanı hakkında dava açılamaz, bu nedenle Gül’e bir siyasi yasak söz konusu olamaz.Diğer görüş ise isnat edilen suçun Cumhurbaşkanlığı’ndan önce olduğu, bu nedenle Gül’ün de ceza alması halinde bu makamı boşaltmak zorunda kalacağını savunuyor.Durumu elbette Anayasa Mahkemesi açıklığa kavuşturacak. O güne kadar yapılacak bir şey yok. Ancak elbette Ankara’da bu konuda çok konuşma yapılıyor. “Uçuk” olanları ayıkladıktan sonra, birkaç kaynaktan duyduklarımı sizlerle de paylaşayım.Temel konu şu: Gül makakını korumak ya da kapatılacak partinin yerine kurulacak partiyi yönetmek için çok ciddi temaslar yapıyor. Cumhurbaşkanlığı konumunu da kullanarak “Sistemi yerine oturtmak için gerekenler yapılır, ondan sonra yola devam ederiz” mesajı verdiği konuşuluyor.Gül yandaşları da parti içinden, üstelik hükümetten birini buldular bu planın işlemesi için, Bu bakan Gül adına “emanetçilik” yapmaya, kurulacak yeni hükümetin başına geçmeye şimdiden talip. Çünkü sürekli yurtdışında olan ve yabancı desteği aradığı belirtilen bu bakana göre Tayyip Bey ısrarla ve üst üste çok hata yaptı. Bu da asıl davaya çok zarar verdi. Bu durumda “fedakârlık yapmak” ve ardından yola devam etmek gerekiyor. Fedakârlıktan kasıt ise Erdoğan ve çok yakınındaki bazı isimlerin siyasetten tasfiyesi.Aldığım izlenimlere göre Gül yandaşları “emanetçiyi” Menderes’e benzetmeye çalışıyormuş. Duruşu, saç şekli ve bebek yüzlü görünümüyle “emanetçi” Menderes’i andıracakmış.Anladığım kadarıyla şimdilik fazla aykırı ses çıkmayan 340 kişilik AKP grubunda sadece bu konular konuşuluyor. Herkes yeni durumda nerede bulunacağı konusunda kararsız ve telaşlı. Çünkü AKP kapatıldıktan sonra yanlış adım atacak olan dışarıda kalacağını biliyor.CUMARTESİ: “Erdoğan’ın önerdiği, hatta komutanlarla yemeğe gönderdiği cumhurbaşkanı adayı kimdi? Gül giderse Çankaya’nın boş kalmayacağını söyleyen siyasetçi kim?” sorularına cevap vermeye çalışacağım.*****Cemil Çiçek: “O bakan ben miyim?” Bu köşede dün yayımlanan “Ankara’da bir meçhul bakan rüzgarı esiyor” başlıklı yazı üzerine Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek telefonla aradı. Yazının son paragrafında adı geçtiği ve önceki cümlelerdeki ifadelerden de akla gelecek ilk isim olacağı için son derece üzüntü duyduğunu belirten Çiçek “Ne yapmak istediğinizi anlamıyorum, bu kişi bensem açık açık yazın, değilsem de bunu da yazın” dedi.En iyisi Cemil Çiçek’in söylediklerini cümle cümle yazayım;*Bugüne kadar hiç kimse ile özel görüşme yapmadım, yaparsam da mutlaka bir parti yetkilisini yanıma alırım.* Kapatma davasının çabuk bitirilmesi talebi benim kişisel isteğim değildir. Parti yönetiminin eğilimi bu yöndedir.* Kimse hakkında suç veya yolsuzluk dosyasını elimde tutmuyorum tutmadım da. Ben devletin adalet bakanıydım. Kim olursa olsun bir kişi hakkında suç veya yolsuzluk dosyası olur da bunu tutarsam zaten suç işlemiş olurum.* Partimiz sanıldığından da öte birlik ve beraberlik içinde. Bunun sonuçlarını önümüzdeki günlerde göreceksiniz.* Ne yapmak istediğinizi anlamakta zorluk çekiyorum. Eğer elinizde bir belge, görüntü, kayıt varsa ortaya çıkarın, ortalığı karıştırmak adına bir niyetiniz olduğunu seziyorum.*Siz de zamanında haksızlığa uğramıştınız, şimdi başkalarına haksızlık yapmanıza üzülüyorum.*Beni zan altında bırakarak ne amaçladığınızı da çözemiyorum.*Kastettiğiniz kimse açık açık yazın. Ama ben değilsem bunu da yazın.*Etkin çevreler diyerek nereyi kastettiğinizi anlamıyorum. Kimdir bu etkin çevreler?Cemil Çiçek’in gösterdiği hassasiyet için teşekkür ederim. Ancak şunu da söyleyeyim; Ankara’da bu konular çok konuşuluyor. Elbette burada açıkça isim vermek hem hukuken hem ahlâken mümkün değil. Çünkü sonuçta bunlar kulislerde konuşulan konular. Cemil Çiçek adı daha önce de bir Batı dergisinde yayımlanan röportaj nedeniyle gündeme gelmişti. O ünlü dergi de isim vermemişti. Doğaldır ki insanlar bu tür kulis yazılarını okuduklarında kendi fikir ve bilgileri doğrultusunda yakıştırmalar yapabilir. Bu nedenle benim “şu ismi kastettim” deme şansım yok. Cemil Çiçek önce davranarak ve sanıyorum bir süre öncesini hatırlayarak “Bu kişi ben değilim” açıklaması yaptı. Bu açıklamaya güvenmek zorundayım.*****Meclis’te yüzler gülmüyor Geçen hafta gittiğim Ankara’da Meclis’e de uğradım. Kimseden randevu almadan ve özel olarak ziyaret etmeden milletvekili çalışma ofislerinde gezdim, bahçede gördüklerimle sohbet etmeye çalıştım.İlk izlenim şu: Daha önce gittiğim zamanlar AKP’li milletvekillerinin son derece kibirli, tepeden bakan, etraflarındaki kalabalıklara laf anlatan tavırlarını görürdüm. Bu gidişimde fark ettim ki kimsenin yüzü gülmüyor. Göğsünü kabarta kabarta gezen pek yok.Bahçe çok hareketli değil, ziyaretçi sayısı sanki daha az gibi görünüyor ama ikili üçlü gruplar milletvekilleriyle görüşüyor. Eskiden meraktan ve destek vermek için Meclis’e akın akın gelenler olurdu. Şimdi anladığım kadarıyla “ne olacak?” diye merak edenler, moral arayanlar ve “giderayak” bitmemiş bir işi bitirmeye çalışanlar doldurmuş milletvekili odalarını. Durum sıkıntılı yani...*****Tekin Küçükali “Dikkatsizlik” Tören sırasında fenalaşan Kızılay Başkanı Tekin Küçükali’nin “Teşekkür” ilanını yazmıştım dün. İki soru sormuştum. “İlanın parasını kim verdi ve Cumhurbaşkanı’nın adı varken Başbakan neden yok?” Ve doğal olarak bir küçük yorum eklemiştim: “Yeni dönemde herkes yerini belirliyor galiba.” Tekin Küçükali dün aradı. “İlan konusundaki sorularınızda tamamen haklısınız, ancak bu ilan benim bilgim dışında verilmiş. Parası da bir hayırseverin sırf bu işlerde kullanılsın diye oluşturduğu bir fondan karşılanmış” dedi.Küçükali Başbakan’ın kendisini üç kere arayıp geçmiş olsun dediğini belirttikten sonra da “İlanda adının geçmemesi tamamen dikkatsizlik, arkadaşlar bizzat gelenleri kaydetmişler ve bu hatayı yapmışlar” diye konuştu.Kızılay Başkanı “yerini belirlemek” konusunun ise mümkün olamayacağını belirterek “Sayın Başbakan’la çok iyi dostluk ilişkimiz var. Ben sıktığım eli gevşetmem. Ben zor günlerinde insanların yanında olmaya inanırım. Gelişmelerden pay çıkarıp da siyaseten birinin yanında olmayı seçmek benim karakterime uygun değildir” dedi.*****Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cucong
AKP savunmasını da verdi. Artık sürecin sonuna doğru hızla yaklaşıyoruz. Ankara’da edindiğim en önemli izlenim şu: Başta AKP’liler olmak üzere herkes partinin kapatılacağına ve birçok kişiye de 5 yıl siyaset yasağı geleceğine inanıyor. Sorun, kapatmadan sonra ne olacağı.Gördüğüm şu ki; AKP bu süreçte tek vücut gibi davransa da durum hiç de öyle değil. Parti kapatıldığı an içerde büyük kargaşa çıkacağı ve ciddi bölünmelerin yaşanacağı görülüyor. İşte bu nedenle bazı isimler şimdiden harekete geçmiş durumda. Bir taraftan “lidere ve partiye bağlılık” nutukları atarken öte taraftan “yeni durumdan vazife çıkarma” planları yapıyorlar.Bu aşamada herkes bir “meçhul bakandan” söz ediyor. Bu bakan yabancı basına “parti kapatılacak, Tayyip Bey’e yasak gelecek” açıklaması yapan bakan. Kim olduğu üzerinde rivayetler var.Şimdi bu “meçhul bakanın” başka icraatlarından söz etmek istiyorum. Bu bakan neredeyse günün her saati “etkili” çevrelerle ilişki halinde. AKP’nin kapatılmasından sonra “başbakanlık” beklediği artık sır değil.Verilen söz şu: “Tayyip Bey’in dikiş tutturması artık çok zor. Doğru olan partiyi kapatmadan sorumlulara ceza vermektir. Partiyi bırakın biz götürelim. Dağılmadan, Tayyip Bey ve ekibi gibi ortamı germeden sistemi tekrar rayına oturtalım. Bu güç bende var.” Bu bakanın, eski konumu gereği Tayyip Erdoğan ve yasak getirilmesi istenen kişilerle ilgili çok sayıda suç ve yolsuzluk dosyasını elinde tuttuğu söyleniyor. Hatta bunların bazılarının servis edildiği bile iddialar arasında.Yine bu bakan konumu gereği Tayyip Erdoğan’la çok rahat irtibat kurabildiği için, hukuki konularda hata yapmasına da yol açıyor. Örneğin bu bakanın Anayasa Mahkemesi’nin türban konusunda aldığı kararın tam aksini alacağı konusunda Tayyip Erdoğan’ı ikna ettiği ve Erdoğan’ın karara çok hazırlıksız yakalandığı söyleniyor.Bu arada bir saptama; Cemil Çiçek Anayasa Mahkemesi’nin karar süresini çok uzatmamasını istedi. Herhalde “Bitirin şu işi de Başbakanlığı bir an önce devralalım” demek istiyor.YARIN: Gül adına “emanetçi” olmaya soyunan bakanı yazacağım. Ayrıca Meclis’ten “gülmeyen yüzler” izlenimlerimi paylaşacağım. *** Bu ilan da ne? Hürriyet ve Sabah gazetelerinde Kızılay Başkanı’nın bir teşekkür ilanı var. Başkan Tekin Küçükali geçen hafta yapılan Kızılay’ın 140. yılı kutlama töreninde fenalaşmıştı. Kızılay Başkanı bu ilanla kendisine ilgilerini esirgemeyenlere teşekkür ediyor.Merakım şu: Tekin Küçükali iki gazeteye verilen bu ilanların parasını nereden ödedi? İlanda nal gibi Kızılay amblemi olması, paranın bu kurum tarafından ödendiği hissi yaratıyor. Halkın yardımlarının Başkan’ın kişisel teşekkürü için harcanması her halde doğru bir tavır değil.İkincisi, ilanda Cumhurbaşkanı Gül’ün adı büyük puntolarla yazılmış. Yani asıl teşekkür sanki Cumhurbaşkanı’na gibi. Başbakan ise yok. Belli ki Küçükali’nin rahatsızlanması nedeniyle Erdoğan herhangi bir ilgi göstermemiş. Bu da sanki yeni siyasi dönemde Kızılay Başkanı’nın ilgisinin kime yönelik olacağının habercisi gibi. *** Tuncay Özkan CHP Genel Sekreteri olmak istemiş Baykal’la sohbetimizde Tuncay Özkan ve Kanaltürk konusu açıldı. “Bir ara CHP’ye katılacaktı galiba ama şimdi parti kurdu” dedim. Baykal çok ilginç bir cevap verdi: “Evet” dedi, “Geldi, hayli uzun konuştuk, benden CHP Genel Sekreterliği’ni istedi.” Bunu medyada okumuştum. Baykal, “Konu aslında aramızda kalacaktı, ama nasılsa sızdı” diye ekledi.Kanaltürk’e maddi destek konusunu doğrulayan Baykal, “Şimdi o yüzden başımızı derde sokmak istiyorlar zaten” diyerek şunları anlattı: “Bir siyasi partinin kendisini medyada anlatmak istemesi kadar doğal bir şey yoktur. AKP neredeyse medyanın tamamına sahip olmuş. Bizim de sesimizi duyurmamız gerek. Kanaltürk’le bir tür reklam anlaşması yaptık. Reklam deyince ille de Baykal’ın resminin yayınlanması gerekmiyor. Bizim görüşlerimizin, bizim söylemek istediklerimizin ekrana yansımasını da bir tür reklam olarak görmek gerek.” Tekrar Tuncay Özkan’ın Genel Sekreterlik istemesine dönerek, “Bu neden gerçekleşmedi?” diye sordum. Baykal, “Bir partiye Genel Sekreter olmak kolay değil ki. Şu anda bu görevi yürüten Önder Sav çok uzun yıllar partiye hizmet vermiş, kamuoyunda çok saygın, kendini kanıtlamış bir isim. Tuncay Özkan’a partiye katılmasını ve mücadele vermesini tavsiye ettim. Pazarlıkla partiye girilemeyeceğini söyledim. Durumu görünce zaten kendisi de vazgeçti, partiye de girmedi” karşılığını verdi.Bu sohbet sırasında anladım ki, Baykal uzun yıllardır birlikte çalıştığı arkadaşlarına sonuna kadar sahip çıkıyor. Bir tür vefa gibi. Ancak örneğin Önder Sav bir jest olarak istifa etseydi hem kendisi hem CHP çok puan kazanırdı. Siyasette vefa duygusu çok anlamlı, ama vefa gösterilenlerin de anlayış göstermesi gerekir gibi geliyor bana. *** Kene olayında kaş yaparken göz çıkarmak Cumartesi günü bir okurdan gelen mesajı özetleyerek sizlerle paylaşmıştım. Bu okurum İsviçre’de bahar geldiğinde devlet televizyonunun ve basının halkı kenelere karşı uyardığını, eczanelerde kene çıkarmak için cımbız satıldığını yazmıştım. Ayrıca Avrupalıların baharda aşı yaptırdıklarını da bu mesaja dayanarak söylemiştim.Yazının sonunda okurumun İsviçre’den gelen arkadaşının televizyonda elle kene çıkaranları görünce dehşete kapıldığını da belirtmiş ve Uğur Dündar’ın Star TV’deki ana haber bültenini anmıştım.Burada kastı aşan bir ifade olmuş. Çünkü mesajı yazan kişi Uğur Dündar’ın haberlerini anıyordu ama, kastı o programda gösterilen tıbbi uygulamayı değil, kimilerinin keneyi elle çıkarmaya çalışmalarını eleştirmekti. Uğur Dündar arayıp konuya açıklık getirdi. Kendi programında kenenin tıbbi olarak çıkarılmasını anlattığını belirtti.Tabii yeri gelmişken o okur mesajını niye koyduğumu açıklayayım: Bizde bir aşağılık duygusu var. Bazı kötü olayları yorumlarken dünyaya bakmayı ihmal eder ve bunların sadece bizim başımıza geldiğini düşünürüz. Bunun da ötesinde, başımıza gelenlerin bizim eğitimsizliğimizden, bilgisizliğimizden, yeteneksizliğimizden kaynakladığını sanırız. Kene olayında da bu kompleksli yaklaşımı görüyorum. Oysa bu canlı dünyanın her yanında aynı şekilde tehlikeli. Batı ülkelerinde sağlık birimleri ve toplum daha duyarlı olduğu için tehlikeyi biliyor ve önceden tedbir almaya çalışıyor. Biz ise başımıza gelince panikliyor tedbiri ondan sonra almaya çalışıyoruz.Bu arada aklıma takılan bir nokta daha var; acaba kenelerin çoğalması ile kuş gribi sırasında neredeyse bütün kanatlıların itlaf edilmesi arasında bir bağ var mı? Tavuklar keneleri yermiş. Tavuk azalınca mı kene sayısı arttı yoksa? *** Hırs deyip geçmeyin, bu dünyada büyük olarak ne yapılırsa onun sayesinde yapılır. Anatole France
Son 10 gündür siyasetçilerle ve siyasete yakın iş adamı, sanatçı, sivil toplum kuruluşu üyesi, gazeteci pek çok kişiyle konuştum. İki gün de Ankara’da kalıp kendimce nabız yoklamaya çalıştım. Çok ilginç bilgiler aldım, gerçek olduğundan kuşku duyulmayacak “dedikodular” dinledim. Bunları yarından itibaren sizlerle paylaşmak istiyorum. Peki bu yazılarda neler bulacaksınız: * İki bakanın müthiş pazarlığı.* “Tayyip Erdoğan’ın kellesini alın, AKP’yi biz devam ettirelim” diyenler kim?* Hangi bakan, Erdoğan ve yakın çevresi ile ilgili suç dosyalarını elinde tutuyor?* Gül adına AKP’ye “emanetçilik” yapmak isteyen bakan kim?* Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı kimdi?* Komutanlar hangi milletvekili ile “Cumhurbaşkanı olacak” zannıyla yemek yedi?* Kimler gizli toplantılar yaparak “Erdoğan’ı harcamaya” çalışıyor?* “Cumhurbaşkanlığı sorun olmaz” diyen AKP’li siyasetçi kim?* Meclis güneşli günde bile neden karanlık duruyor?* Meclis’te neden kimsenin yüzü gülmüyor, ziyaretçiler neden artmıştı? *** MHP yine AKP’nin payandası Avukatları Necmettin Erbakan’ın hem çok yaşlı hem de çok sağlıksız olduğunu ileri sürerek cezasının affedilmesi için Cumhurbaşkanı’na iletilmek üzere savcılığa başvurdu.Yasalarımıza göre bir mahkûmu sağlık nedenleriyle affetme yetkisi sadece Cumhurbaşkanı’na ait. Gül, Erbakan’ın ceza almasına neden olan davanın sanıklarından biri. Ama Erbakan, dokunulmazılığı olmadığı için yargılandı, Gül ise dokunulmazlık zırhı sayesinde şimdilik kurtuldu. Bu durumda Erbakan mahkûm edildiği davanın bir başka sanığından aman diliyor. Gül bir karar vermek durumunda. Affetse bir sorun affetmese bir başka sorun. Ama her seferinde olduğu gibi Gül’ü bu sıkıntılı durumdan kurtarmak için MHP harekete geçti. MHP Erbakan’ın affedilmesi için AKP ve DTP’yi de yanına alarak “Erbakan affedilsin” kampanyası açtı. Kutlamaktan başka bir şey yapamayız herhalde. *** İltifat et, el etek öp, yerlere kadar eğil! Rekabet var bu zamanda, yağcılık kolay değil. Ordulu Şair Ali Öztürk *** Baykal’ı neden ziyaret ettim? Geçen hafta çarşamba günü, İsviçre maçından birkaç saat önce Ankara’da Deniz Baykal’ı ziyaret ettim. CHP Genel Merkezi’nde baş başa yaptığımız görüşme bir buçuk saatten fazla sürdü.Deniz Bey’e ziyaret nedenimi şöyle anlattım: “Türkiye’de siyaset bugüne kadar, en azından benim meslek yaşamım boyunca, hiç bu kadar karmaşık ve tatsız hale gelmemişti. İktidarın benmerkezci tavrı nedeniyle kavramlar da birbirine karıştı. Size de haksızlık yapıldığı düşüncesindeyim, bunları paylaşmak istedim.” Deniz Baykal medyanın ağır bir baskı ve tehdit altında olduğunu ileri sürerek, “Bizimle ilgili medya çok ilgisiz, bunu uğradığı baskıya bağlıyorum. Günümüzde medyada yer alamayan siyasi hareketin kendini ifade etmesi artık çok zor” dedi.Muhalefet yapmadıkları konusundaki eleştirilere katılmadığını söyleyen Baykal, “Gücümüz yettiğince iktidarı uyarıyoruz, engel olmaya çalışıyoruz ama sayısal çoğunluğu geçme imkânımız yok, buna rağmen Türkiye’yi ağır zararlara uğratacak birçok şeyi engelledik, örneğin 1 Mart tezkeresi bizim eserimiz” diye konuştu.Sohbetemiz boyunca Deniz Bey’i dinlemeye çalıştım. Örneğin CHP ile ilgili olarak bir şey söylemekten de kaçındım; sadece “Dışarıdan bakıldığında CHP kapalı kutu gibi duruyor. Partinin yeni yüzlere ihtiyacı var, sanki kapılar biraz aralanmalı, eski yeni ayırımı yapmadan herkesi kucaklayacak bir formül bulunmalı” dedim. Deniz Baykal ise kapılarını her zaman açtıklarını belirtti. Bu konuda çok emin değilim.CHP’nin iyi muhalefet yapmaması konusunda ise şunu söyledim: “Dikkatimi çektiği için okurlara ‘CHP nasıl muhalefet yapmalı?’ diye sordum. Gelen cevapların neredeyse tamamı ‘Baykal gitsin’ diyordu. Demek ki muhalefetten anlaşılan bu” dedim. Baykal güldü ama yerini boşaltıp boşaltmama konusunda hiçbir şey söylemedi. Sadece, “Bunlar gereksiz tartışmalar” dedi.Genel Merkez’den çıktım. Dönüp baktım: Arkamda dev bir holdingin merkezini andıran soğuk bir yapı duruyordu. Baykal’ın bu soğuk binada tek başına olduğu hissine kapıldım. Kapısından tek tük insanların girdiği, çevresinde hiçbir hareket olmayan devasa bir bina. Doğrusu bu mu acaba?Baykal’a bir de özel soru sordum. Tuncay Özkan konusu. Onu da yarın yazarım. *** Fatih Altaylı: “Hülya Avşar’ın programı ile ilgim yok” Dün yazdığım yazıda Hülya Avşar’ın Türkmax’ta yaptığı programın süpervizörünün Fatih Altaylı olduğu yolunda duyum aldığımı belirtmiştim. Fatih Altaylı aradı ve “Benim programla hiçbir ilgim yok, ayrıca bunu yapacak bir prodüksiyon şirketim de yok” dedi.Anladığım kadarıyla dedikodu şöyle oluşmuş: Türkmax, Hülya Avşar’lı program için Fatih Altaylı’ya “birlikte sunar mısınız?” teklifi götürmüş. Altaylı da çok yoğun olduğunu belirterek programı kabul etmemiş. Ancak bir kere konuk olarak çıkmış. Mesele bu demek ki.
Sevgili okurlar, AKP büyük ihtimalle bugün son savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne verecek. Ondan sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki mütalaa verecek. Bu raportöre gönderilecek. Raporun yazılmasından sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı duruşma günü belirleyecek. Kararın açıklanmasıyla birlikte Türkiye için yeni bir dönem başlamış olacak.Bu da hep yazdığım gibi yaz aylarının olağanüstü haraketli geçmesi demek. AKP ve yandaşları kapatma davasını etkilemek için ellerinden geleni yapıyor.Şimdi bu konudan başlayarak geçen hafta öne çıkan olayları tekrar hatırlayalım isterseniz:Paksüt-Başbuğ görüşmesiAKP medyasının geçen haftanın sonunda diline doladığı en önemli konu Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşmesiydi. AKP medyası bunu “skandal” olarak niteledi. Haberi yazanlar bir casus hikâyesi yazar gibi, Paksüt’ün komutanlığa gizlice girdiğini, kameraların karartıldığını, katların boşaltıldığını belirttiler.Buradaki amaç çok açıktı. AKP medyası telaş ve hırçınlıkla AKP’ye yönelik her türlü eleştiriyi “demokrasi düşmanı, darbeci olmak” gibi kaba sıfatlarla tanımlamaya çabalıyor. AKP medyası bu saldırıları yaparken hep darbeden söz ediyor ama askeri bu işe karıştıramıyordu. Çünkü asker, kapatma davası ile ilgili öyle bir tutum aldı ki kimse “Bu işin arkasında asker var” demeye cesaret edemiyor.İşte fırsat şimdi yakalandı. AKP medyası bir görüşme olayına gizem katmaya çalışıyor. Anlatılmak istenen şu: “Anayasa Mahkemesi askerin talimatıyla harekete geçti.” Şimdi kafalara sokulmaya çalışılan bu.Düşünsenize, bir Anayasa Mahkemesi üyesi “talimat almak” için komutanlık binasına gidiyor. Bu kişi diğer 8 arkadaşına bu talimatı iletiyor ve eylem başlıyor. Ne diyeyim, herkesin zekâsıyla alay etmek böyle oluyor herhalde.ABD Yüksek MahkemesiAmerika’da şu günlerde tıpkı Türkiye’deki gibi bir Anayasa Mahkemesi tartışması var. Çünkü ABD’nin bizim Anayasa Mahkememize denk gelen Yüksek Mahkemesi (Supreme Court), Guantanamo Üssü’nde tutulan El Kaide’li militanların özgürce yargılanma haklarına kavuşmalarına karar verdi. Başkan Bush şoke halde. Cumhuriyetçi Parti de öfkeli. Halkın da önemli bir kesimi bu karardan hoşnut değil.Çünkü özgürce yargılanmalarına izin verilenler Amerika’nın korkulu rüyası terörle eşdeğer tutuluyor. Bu kişilerin başta ikiz kulelerin uçakla yerle bir edilmesi dahil pek çok terör olayının sorumlusu olduğuna inanılıyor.Ama bu kişilerin öyle olması insan haklarından ve hukuktan mahrum kalmalarını mümkün kılamıyor. İşte ABD Yüksek Mahkemesi de bu yönde karar aldı. Bu kararın sonuçları Amerikalıları üzecektir. Çünkü başta işkence ortadan kalkacak, kimi sanıklar belki de beraat edecek, Amerika devleti milyonlarca dolar tazminat ödeyecek.Pek çok kişi kızdığı halde, yetkili hiçbir isim Yüksek Mahkemeyi kaldırmayı, yetkilerini kısmayı düşünmüyor Amerika’da. Hukuka duydukları saygı gereği kararı kabul ediyor. Ders almak isteyen için yazdım.Türbanlı kızların çıkışıGeçen hafta Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkan türbanlı bir kadının “Atatürk’ü değil Humeyni’yi severim, İngilizlerin işgali altında kalsak dini özgürlüğümüzü daha iyi kullanırdık” sözlerini de çok tartıştık.Elbette bir türbanlının söylediği herkesi bağlamayacaktır. Ancak ekrana çıkan bu kadınlar sıradan türbanlı değil. Üniversite kapılarındaki türban eylemlerinin düzenleyicileri bunlar. O halde söylediklerini ciddiye almak zorundayız.Bunun yanısıra bu kadınlar hakkında Atatürk’e hakaretten soruşturma da açılmış. Anladığım kadarıyla belki de yapılmak istenen buydu. Bu dava sayesinde hem kendileri hem de yandaşları Atatürk’e, Cumhuriyet ilkelerine daha rahat saldırma fırsatı bulacaklar, ayrıca mahkemeyi fırsat bilip maduru oynamaya çalışacaklar. Gerçi amaç ne olursa olsun, maske düşmüştür. O konuşmadan sonra türbanı savunan hiçbir kuruluştan bir kınama gelmedi. Bu da benimsemenin bir başka yoludur.Reha Çamuroğlu olayıAKP’de şov yapan Reha Çamuroğlu ile ilgili yazımdan sonra bazıları, “Neden Çamuroğlu’nun Alevi kimliğini yazmadın, Bu kimliği nedeniyle Erdoğan’ın danışmanıydı” diye hatırlattılar.Yazarken biliyordum elbette. Yazmadım, çünkü bir taraftan ayrımcılığa karşı çıkacaksınız, öte taraftan da bir dini kimliği öne sürüp danışmanlık yapmaya kalkışacaksınız. Bu bana çok ters geliyor. Ayrıca Reha Çamuroğlu’nun Alevi olması beni ilgilendirmiyor. Ama aynı kişinin AKP’den medet umması ilgilendiriyor. Çünkü en başından beri AKP zihniyetinin Alevi olgusunu tanımadığını bilmesine rağmen bu hayale kapılmasını ben samimiyet olarak değil, bir çıkar beklentisi olarak görüyorum. Bu nedenle şov yapıyor diyorum. Hülya Avşar röportajıGeçen hafta boyunca Hülya Avşar’ın Tayyip Erdoğan’la yaptığı TV söyleşisi de çok konu oldu. Bir magazin yıldızının bir başbakanı ekrana çıkarması elbette önemli başarıdır. Hülya Avşar’ı kutlamak gerek. Tabii Başbakan’ın böyle bir programa katılması ise tartışılabilir.Bunun yanısıra TV söyleşisi Anayasa Mahkemesi’nin türban kararından yarım saat önce yapıldı. Acaba, programdan önce Erdoğan sonucu öğrenmiş olsaydı bu söyleşi gerçekleşir miydi diye merak ediyorum.Bu arada Hülya Avşar’ın programının asıl mimarının Fatih Altaylı olduğu yolunda bilgiler aldım. Hafta sonuna denk gelince sorma fırsatım da olmadı. Herhalde Avşar programın süpervizörünün kim olduğunu söyler.NOT: Cumartesi günü kene ile ilgili bir okur mektubunda farkında olmadan Uğur Dündar’ı üzmüşüm. Ayrıntılı bilgiyi sizlerle hafta içinde paylaşacağım.Hepinize iyi haftalar dilerim...*****Politik fıkralar Ertuğrul Özkök geçen hafta bir iki Ankara fıkrası anlatarak “Bir ülkede başbakanla ilgili fıkralar anlatılıyorsa bir hareketlenme vardır” demişti. Yazıyı okuyunca iki eski başbakan fıkrası geldi aklıma. Her dönem anlatılan fıkralardır.Adamın biri kahvede, “Ben böyle başbakanın” diye başlamış saydırmaya. Polis gelmiş, adamı karakola götürmüş. İfade alınırken adam, “Ben bizim başbakana değil, Patagonya başbakanına küfrediyordum” demiş. Komiser, “Boşversene, biz hangi ülkenin başbakanına küfür edileceğini bilmez miyiz?” demiş.Yine adamın biri “Bu başbakan ülkeyi satıyor” demiş. Çıkarmışlar hâkimin huzuruna. Dava bitmiş adama 5 yıl 6 ay ceza verilmiş. Adam itiraz etmiş. “Hâkim bey ben yasaya baktım, başbakana hakaret 6 ay, bu nedir böyle” diye sormuş. Hâkim babacan tavırla, “Tamam evladım, hakaretten 6 ay, devlet sırrını açıklamaktan 5 yıl” demiş.***** Bilmediğini bilenin arkasından gidin, bilmediğini bilmeyeni uyarın, bilmediğini bilene öğretin, bilmediğini bilmeyenden kaçının. KONFÜÇYÜS
Bu pazar yaşanmış kimi olayları sizlerle paylaşmak istiyorum. İşte güldüren, çoğu da güldürürken ağlatan bu olaylardan bazıları... İyi pazarlar.Terbiyeli çocuklarAna-oğul televizyon izlemektedir. O anda ekrana Aydın ve Fatih Ürek gelir... Anne, oğluna dönüp şöyle der: “Ben bunları çok severim, mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar.” İnen pantalonlarBiri de tanık olduğu olayı şöyle anlatıyor: Bizim oradaki Carrefour’un ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi: “Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.” Emret albaşımVe lise yıllarından bir anı: Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıfın güzel kızlarından birini kaldırmış ve ondan subay rütbelerini küçükten büyüğe doğru saymasını istemişti. Sıralamayı aynen yazıyorum: “Teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbaşı ve albaşı.” Nasıl kaybedersin Komşusunun marifetini de biri şöyle anlatıyor: Aniden fenalaşan annelerini hastaneye götürdüler. Yarım saat sonra doktor: “Maalesef annenizi kaybettik” deyince, doktoru bir güzel dövdüler. O arada da bağırıyorlardı: “Ulan nasıl kaybedersiniz koca kadını daha demin buradaydı!” diye!Altıncı hisBiri de şöyle anlatıyor arkadaşı ile olan diyaloğunu: - “6. His filmini izledin mi?” dedim. - “Hayır ama çok övdüler” dedi.- “Bende filmin CD’si var, istersen vereyim izle” dedim. - “Şimdi izlersem bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce” dedi. Sustum. Gülmedim bile. Artık görüşmüyoruz.Kredi kartı Ve bir babanın, oğlunun 18 bin YTL kredi kartı borcu yaptığını öğrendiğinde verdiği ilk tepki: “Keşke korunsaydım!” *** Hep başa dönen fıkra Patron sekretere: Bir haftalığına iş için yurtdışına çıkacağız. Ona göre hazırlan. Sekreter kocasını arar: Patronla bir haftalığına yurtdışına çıkacağız. Sen başının çaresine bakarsın. Kocası sevgilisini arar: Karım bir haftalığına yok. Bu haftayı beraber geçirelim. Sevgili özel ders verdiği minik çocuğu arar: Bu hafta sana ders veremicem. Gelmene gerek yok. Minik çocuk dedesini arar: Dedecim. Bu hafta dersim yok. Öğretmenim yok. Bu haftayı beraber geçirelim. Dede (1.bölümdeki patron olur) sekreterini arar: Bu haftayı torunumla geçireceğim. Gezimiz iptal oldu. Gidemicez. Sekreter kocasını arar: Gezimiz iptal oldu. Gidemicez. Koca sevgilisini arar: Bu hafta beraber olamayacağız. Karımın gezisi iptal oldu. Sevgilisi ders verdiği minik çocuğu arar: Bu hafta sana ders verebileceğim. İşlerim iptal oldu. Minik çocuk dedesini arar: Dedecim. Öğretmenimin işleri iptal oldu. Bu hafta beraber olamayacağız. Çok üzgünüm. Dede sekreterini arar: Merak etme. Bu hafta yurt dışına çıkabileceğiz. Hazırlıklarını yap. *** Kavanozdaki hayat Profesör, felsefe dersinde büyükçe bir kavanozu masanın üstüne koymuş ve içerisini tenis topları ile doldurmuş. Öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sormuş. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade etmişler. Bu sefer çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza dökmüş, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmuş. Öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sormuş profesör. Öğrenciler “Evet doldu” demişler. Profesör bu kez kumu yavaşça kavanoza dökmüş. Kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurmuş. Tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sormuş.Öğrenciler de koro halinde “Evet, bu kez gerçekten doldu” demişler. Gülümsemiş profesör ve masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi kavanoza boşaltmış. Kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurmuş.Profesör “Eveeet” diyerek: “Bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım. Şöyle ki; bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız vs. Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur. O çakıl taşları ise daha az önemli olanlar; işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet kavanoza önce kum doldurursanız çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz. Aynı şey hayatımız için de geçerli. Vaktimizi ve enerjimizi ufak tefek şeylere harcar, israf edersek, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinize ilgi gösterin. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Kavanoza öncelikle tenis toplarını yerleştirin. Hayatınızdaki incelikleri sıralamayı iyi bilin. Gerisi hep kumdur!” demiş. Bu arada bir öğrenci parmağını kaldırmış ve sormuş: “Peki, o iki fincan kahve nedir hocam?” Profesör bilge tavırlarıyla eklemiş: “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek vakti ayırın!” *** Başını yastığa rahat koymalısın Sevgili babamdan daha çok küçük yaştan itibaren “gururla ayakta kalabilmenin” sırlarını öğrenmeye çalıştım. Babam (ve tabii annem) Türkiye’nin en çetrefilli yıllarında eğitim için ömrünü verdi, çok haksızlığa uğradı, pek çok haksızlığa tanık oldu. Hep doğruyu söyledi, hep doğrunun yanında oldu.Bana, “Sen de uğrayabilirsin, ama asla aynı şekilde davranma, gece yatağa başını huzur ve rahat içinde koyabiliyorsan, ne olursa olsun kazanacaksın demektir” dedi hep.Bugüne kadar tüm sıkıntılarıma, uğradığım haksızlıklara rağmen her gece yatağa huzur içinde girip başımı yastığa rahat koydum. Teşekkürler babacığım verdiğin ders için.Babam şimdi de, “Çok güzel yazıp çok güzel konuşuyorsun. Ama dikkat et, zaman kötü” diyor.Güzel de babacığım, zaman kötü dersem bu kez de başımı yastığa rahat koyamama tehlikesi yok mu? *** İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı, ancak baba olduğu zaman duyar. GOETHE
Çarşamba ve perşembe günlerini Ankara’da geçirdim. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı ziyaret edip 2 saate yakın sohbet etme imkanı buldum. Meclis’e gidip çeşitli partilerden milletvekilleri ile konuştum. İzlenimlerimi hafta başından sonra yazmaya çalışacağım.Ama ilk izlenimimi hemen söyleyeyim, kapatma davasının süreci sona doğru yaklaştıkça AKP içinde huzursuzluklar ve kıpırdanmalar artıyor. “Biz parçalanmayız, kopmalar olmaz, Tayyip Bey kimi işaret ederse o başkan olur, gerisi laftır” gibi sözlere hiç aldırmayın. Çünkü durum öyle değil. Hiç umulmadık insanların neler yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz gibi geliyor bana. Hele bir “meçhul” bakan var ki, dinlediğim öyküleri pazartesinden sonra yazacağım, çok şaşıracaksınız.AKP’de huzursuzluk deyince ortaya çıkan ilk örnek Reha Çamuroğlu adlı milletvekilinin attığı adım oldu. Bu AKP’li milletvekili istifa ettiğini açıkladı. Ama AKP’den değil, Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığından. Demek ki AKP’de bazı milletvekilleri danışman olarak atanmış. Ben danışman denilen milletvekillerini “Tayyip Bey’e gönülden bağlı” kişiler sanıyordum. Değilmiş, meğer atama yapılıyormuş.Ama bu milletvekili “Trenden inmedim” diyor. Tayyip Erdoğan “Trenden inen bir daha binemez” dedi ya, Çamuroğlu da ona gönderme yapıyor.Tipik AKP kurnazlığı işte: Kapatma olursa, gidecek yer bulabilmek için “Bakın ben durumu anlamış ve Tayyip Erdoğan’ın yanından ayrılmıştım” diyecek. Yok AKP kapanmaz ve yola devam edilirse bu kez Erdoğan’a “Canım trenden inmedim ki” diyecek.Siyasette partisini, fikrini, söylemini değiştireni çok görmüştük bugüne kadar. Ama olmayan bir makamdan istifa edip de iki tarafa da mavi boncuk vermeyi herkesin gözü önünde yapanı görmemiştik. Reha Çamuroğlu sayesinde siyasetimiz yeni bir kavramla ve yeni bir siyasi şov biçimiyle tanışmış oldu. Herkese hayırlı uğurlu olsun.Bakalım kapanma sürecinde daha ne “kurnazlıklarla” karşılaşacağız?*****Hak yemeyen iki kurumGeçen hafta eski bakanlardan Halil Şıvgın’a rastladım. Oturup birer kahve içtik. Sohbet sırasında anlattığı ilginç bir saptamayı sizlerle paylaşmak istiyorum.Şıvgın, devlet yönetiminden her dönem çok şikayet alındığını belirterek “Herkes her konuda hakkının yendiğinden yakınır. Ama iktidar dönemimizde hiç şikayet almadığımız ve kimsenin hakkının yendiğini söylediğini duymadığım iki kurum vardı” dedi.“Hangileri?” diye sorunca anlattı: “Biri üniversite sınavını yapan merkez. Hiç kimse sınavdan sonra gelip de hakkının yendiğini söylemedi. İkincisi de askere alma merkezi. Buradan da hiç şikayet almadık. Kimse gelip de (hakkımı yediler, beni İstanbul yerine Adana’ya gönderdiler) demedi.” Ben de “Bir de ben ekleyeyim. Milli Piyango. Bilet alanların hiçbiri hakkının yendiğini söyleyemez herhalde” dedim. Güldük.*****Ayrımsızlar İnternet sitesiBir süre önce arayan bir kişi “ayrımsızlar.com” adlı web sitesi adına benimle bir röportaj yapmak istediğini söyledi. Bu siteyi ilk kez duyuyordum. Kısaca açıkladı. “Hemen her görüşten kişilerin birlikte olduğu bir fikir platformu” imiş. İnternet’i açıp siteye baktım. Sonra da görüşeceğimi söyledim.Geçen haftanın başında 4 genç geldi. Önce röportaj yapacak kişinin “türbanlı” olduğu söyleyip “Bunun bir sakıncası var mı?” diye sordular. “Ne alakası var” karşılığını verdim. Bunun üzerine “Binaya girişinde bir sorun olur mu?” sorusu geldi. Çok şaşırdım, demek ki türbanlılarda böyle bir endişe var. “Ne sakıncası olabilir ki?” dedim. Ama her nedense röportaja gelenler arasında türbanlı yoktu.Benimle iki saate yakın konuştular. 15 bilgisayar sayfasından oluşan bu konuşma ayrımsızlar.com sitesinde yayına konmuş. Özellikle kapatma davası ile ilgili ayrıntılı görüşlerimi merak edenler açıp bakabilir.Ancak bir noktayı hatırlatmak isterim. Röportajı yapan gençler, söylediğim her şeyi birebir yazmışlar. Bu nedenle bazı cümlelerde düşüklükler olduğu gibi bazı cümlelerin de sonu yok, ya da konu atlıyor. Keşke bir de editoryal çalışma yapsalardı.*****Vefa ve samimiyet ilk prensipleriniz olmalıdır. KONFÜÇYÜS*****Euro-2008 Ev İçi Yönetmeliği1. 06.06.-29.06 arası evin erkeği evin yegane hakimidir.2. Bu süre zarfında evin hanımı sessizce ve televizyon odası dışında ev işlerini sürdürebilir.3. Her maçtan evvel televizyon koltuğu yanına bir kasa soğuk bira ya da meşrubat konacaktır.4. Maç esnasında hanımın televizyonun bulunduğu odada ikamet etmesi yasaktır.5. 15 dakikalık devre boyunca hanıma oda bakım hakkı (kül tablosu boşaltmak, boş şişeleri dolusuyla değiştirmek v.b.) tanınmıştır. Kâğıt hışırdatmak ve sözlü iletişim yasaktır.6. Maçtan en az 30 dakika evvel erkeğe sevgiyle hazırlanmış bir yemek sunulacaktır. Erkeğin maç konsantrasyonunu bozmamak için bu süre içinde de çene kapalı tutulacaktır.7. Avrupa şampiyonası boyunca üreme faaliyetlerine yönelik her türlü hareket yasaklanmıştır. 8. Hanımın ev bütçesi yeterliyse kendisine küçük bir TV cihazı alarak diğer odada ağlamaklı dizileri seyredebilir. Evet hanımlar, eğer bu asgari davranış kurallarına uyarsanız, biz dea) Biraları etrafa saçmamaya,b) Televizyon koltuğumuzun 10 metre civarını çerez kabuklarıyla bulamamaya,c) Madde 6’daki yemeği yerken devamlı olarak güzel sözler sarf etmeye çalışacağız.Not.: Bu yazıyı tanıdığınız bütün erkeklere (haklarını öğrenmeleri için) ve bütün hanımlara (görevlerini öğrenmeleri için) postalayın lütfen...*****Avrupa’da kene alarmıSayın Ataklı; İsviçre’de çok uzun yıllardır oturan bir arkadaşım yaz tatili için İstanbul’a gelir her yıl. Bu yıl da geldi. Sohbet ederken laf “kene”ye geldi. Ne dedi biliyor musunuz?Yıllardır Avrupa’da devlet televizyonları ve gazeteler bahar aylarına girerken bir duyuru yaparmış. “Kene aşısı olun hastalanmayın” denirmiş. Avrupalı’lalar da gidip aşılarını olurlarmış. Ben bu aşı lafını hiçbir doktorumuzdan ya da devlet sağlık kuruluşlarından duymadım. Siz duydunuz mu acaba? Bunun dışında Avrupa’daki tüm eczanelerde kene için “kene cımbızı” satılırmış. Asla ve asla elle ya da, TV’lerde gösterildiği gibi çıkarılmazmış. Avrupalı keneye elle dokunmaz, kendi çıkarır ama cımbızı kullanırmış. Arkadaşım geçen gece Uğur Dündar’ın haber programında kenenin elle çıkartıldığını görünce şoke oldu. A.K