Askeri bulaştırma sevdası

Haberin Devamı

Sevgili okurlar, AKP büyük ihtimalle bugün son savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne verecek. Ondan sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı esas hakkındaki mütalaa verecek. Bu raportöre gönderilecek. Raporun yazılmasından sonra Anayasa Mahkemesi Başkanı duruşma günü belirleyecek. Kararın açıklanmasıyla birlikte Türkiye için yeni bir dönem başlamış olacak.

Bu da hep yazdığım gibi yaz aylarının olağanüstü haraketli geçmesi demek. AKP ve yandaşları kapatma davasını etkilemek için ellerinden geleni yapıyor.

Şimdi bu konudan başlayarak geçen hafta öne çıkan olayları tekrar hatırlayalım isterseniz:

Paksüt-Başbuğ görüşmesi

AKP medyasının geçen haftanın sonunda diline doladığı en önemli konu Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşmesiydi. AKP medyası bunu “skandal” olarak niteledi. Haberi yazanlar bir casus hikâyesi yazar gibi, Paksüt’ün komutanlığa gizlice girdiğini, kameraların karartıldığını, katların boşaltıldığını belirttiler.

Buradaki amaç çok açıktı. AKP medyası telaş ve hırçınlıkla AKP’ye yönelik her türlü eleştiriyi “demokrasi düşmanı, darbeci olmak” gibi kaba sıfatlarla tanımlamaya çabalıyor. AKP medyası bu saldırıları yaparken hep darbeden söz ediyor ama askeri bu işe karıştıramıyordu. Çünkü asker, kapatma davası ile ilgili öyle bir tutum aldı ki kimse “Bu işin arkasında asker var” demeye cesaret edemiyor.

İşte fırsat şimdi yakalandı. AKP medyası bir görüşme olayına gizem katmaya çalışıyor. Anlatılmak istenen şu: “Anayasa Mahkemesi askerin talimatıyla harekete geçti.” Şimdi kafalara sokulmaya çalışılan bu.

Düşünsenize, bir Anayasa Mahkemesi üyesi “talimat almak” için komutanlık binasına gidiyor. Bu kişi diğer 8 arkadaşına bu talimatı iletiyor ve eylem başlıyor. Ne diyeyim, herkesin zekâsıyla alay etmek böyle oluyor herhalde.

ABD Yüksek Mahkemesi

Amerika’da şu günlerde tıpkı Türkiye’deki gibi bir Anayasa Mahkemesi tartışması var. Çünkü ABD’nin bizim Anayasa Mahkememize denk gelen Yüksek Mahkemesi (Supreme Court), Guantanamo Üssü’nde tutulan El Kaide’li militanların özgürce yargılanma haklarına kavuşmalarına karar verdi. Başkan Bush şoke halde. Cumhuriyetçi Parti de öfkeli. Halkın da önemli bir kesimi bu karardan hoşnut değil.

Çünkü özgürce yargılanmalarına izin verilenler Amerika’nın korkulu rüyası terörle eşdeğer tutuluyor. Bu kişilerin başta ikiz kulelerin uçakla yerle bir edilmesi dahil pek çok terör olayının sorumlusu olduğuna inanılıyor.

Ama bu kişilerin öyle olması insan haklarından ve hukuktan mahrum kalmalarını mümkün kılamıyor. İşte ABD Yüksek Mahkemesi de bu yönde karar aldı. Bu kararın sonuçları Amerikalıları üzecektir. Çünkü başta işkence ortadan kalkacak, kimi sanıklar belki de beraat edecek, Amerika devleti milyonlarca dolar tazminat ödeyecek.

Pek çok kişi kızdığı halde, yetkili hiçbir isim Yüksek Mahkemeyi kaldırmayı, yetkilerini kısmayı düşünmüyor Amerika’da. Hukuka duydukları saygı gereği kararı kabul ediyor. Ders almak isteyen için yazdım.

Türbanlı kızların çıkışı

Geçen hafta Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına çıkan türbanlı bir kadının “Atatürk’ü değil Humeyni’yi severim, İngilizlerin işgali altında kalsak dini özgürlüğümüzü daha iyi kullanırdık” sözlerini de çok tartıştık.

Elbette bir türbanlının söylediği herkesi bağlamayacaktır. Ancak ekrana çıkan bu kadınlar sıradan türbanlı değil. Üniversite kapılarındaki türban eylemlerinin düzenleyicileri bunlar. O halde söylediklerini ciddiye almak zorundayız.

Bunun yanısıra bu kadınlar hakkında Atatürk’e hakaretten soruşturma da açılmış. Anladığım kadarıyla belki de yapılmak istenen buydu. Bu dava sayesinde hem kendileri hem de yandaşları Atatürk’e, Cumhuriyet ilkelerine daha rahat saldırma fırsatı bulacaklar, ayrıca mahkemeyi fırsat bilip maduru oynamaya çalışacaklar. Gerçi amaç ne olursa olsun, maske düşmüştür. O konuşmadan sonra türbanı savunan hiçbir kuruluştan bir kınama gelmedi. Bu da benimsemenin bir başka yoludur.

Reha Çamuroğlu olayı

AKP’de şov yapan Reha Çamuroğlu ile ilgili yazımdan sonra bazıları, “Neden Çamuroğlu’nun Alevi kimliğini yazmadın, Bu kimliği nedeniyle Erdoğan’ın danışmanıydı” diye hatırlattılar.

Yazarken biliyordum elbette. Yazmadım, çünkü bir taraftan ayrımcılığa karşı çıkacaksınız, öte taraftan da bir dini kimliği öne sürüp danışmanlık yapmaya kalkışacaksınız. Bu bana çok ters geliyor. Ayrıca Reha Çamuroğlu’nun Alevi olması beni ilgilendirmiyor. Ama aynı kişinin AKP’den medet umması ilgilendiriyor. Çünkü en başından beri AKP zihniyetinin Alevi olgusunu tanımadığını bilmesine rağmen bu hayale kapılmasını ben samimiyet olarak değil, bir çıkar beklentisi olarak görüyorum. Bu nedenle şov yapıyor diyorum.

Hülya Avşar röportajı

Geçen hafta boyunca Hülya Avşar’ın Tayyip Erdoğan’la yaptığı TV söyleşisi de çok konu oldu. Bir magazin yıldızının bir başbakanı ekrana çıkarması elbette önemli başarıdır. Hülya Avşar’ı kutlamak gerek. Tabii Başbakan’ın böyle bir programa katılması ise tartışılabilir.

Bunun yanısıra TV söyleşisi Anayasa Mahkemesi’nin türban kararından yarım saat önce yapıldı. Acaba, programdan önce Erdoğan sonucu öğrenmiş olsaydı bu söyleşi gerçekleşir miydi diye merak ediyorum.

Bu arada Hülya Avşar’ın programının asıl mimarının Fatih Altaylı olduğu yolunda bilgiler aldım. Hafta sonuna denk gelince sorma fırsatım da olmadı. Herhalde Avşar programın süpervizörünün kim olduğunu söyler.

NOT: Cumartesi günü kene ile ilgili bir okur mektubunda farkında olmadan Uğur Dündar’ı üzmüşüm. Ayrıntılı bilgiyi sizlerle hafta içinde paylaşacağım.

Hepinize iyi haftalar dilerim...

*****

Politik fıkralar

Ertuğrul Özkök geçen hafta bir iki Ankara fıkrası anlatarak “Bir ülkede başbakanla ilgili fıkralar anlatılıyorsa bir hareketlenme vardır” demişti. Yazıyı okuyunca iki eski başbakan fıkrası geldi aklıma. Her dönem anlatılan fıkralardır.

Adamın biri kahvede, “Ben böyle başbakanın” diye başlamış saydırmaya. Polis gelmiş, adamı karakola götürmüş. İfade alınırken adam, “Ben bizim başbakana değil, Patagonya başbakanına küfrediyordum” demiş. Komiser, “Boşversene, biz hangi ülkenin başbakanına küfür edileceğini bilmez miyiz?” demiş.

Yine adamın biri “Bu başbakan ülkeyi satıyor” demiş. Çıkarmışlar hâkimin huzuruna. Dava bitmiş adama 5 yıl 6 ay ceza verilmiş. Adam itiraz etmiş. “Hâkim bey ben yasaya baktım, başbakana hakaret 6 ay, bu nedir böyle” diye sormuş. Hâkim babacan tavırla, “Tamam evladım, hakaretten 6 ay, devlet sırrını açıklamaktan 5 yıl” demiş.

*****


Bilmediğini bilenin arkasından gidin, bilmediğini bilmeyeni uyarın, bilmediğini bilene öğretin, bilmediğini bilmeyenden kaçının. KONFÜÇYÜS

DİĞER YENİ YAZILAR