Son 10 gündür siyasetçilerle ve siyasete yakın iş adamı, sanatçı, sivil toplum kuruluşu üyesi, gazeteci pek çok kişiyle konuştum. İki gün de Ankara’da kalıp kendimce nabız yoklamaya çalıştım. Çok ilginç bilgiler aldım, gerçek olduğundan kuşku duyulmayacak “dedikodular” dinledim. Bunları yarından itibaren sizlerle paylaşmak istiyorum. Peki bu yazılarda neler bulacaksınız:
* İki bakanın müthiş pazarlığı.
* “Tayyip Erdoğan’ın kellesini alın, AKP’yi biz devam ettirelim” diyenler kim?
* Hangi bakan, Erdoğan ve yakın çevresi ile ilgili suç dosyalarını elinde tutuyor?
* Gül adına AKP’ye “emanetçilik” yapmak isteyen bakan kim?
* Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı kimdi?
* Komutanlar hangi milletvekili ile “Cumhurbaşkanı olacak” zannıyla yemek yedi?
* Kimler gizli toplantılar yaparak “Erdoğan’ı harcamaya” çalışıyor?
* “Cumhurbaşkanlığı sorun olmaz” diyen AKP’li siyasetçi kim?
* Meclis güneşli günde bile neden karanlık duruyor?
* Meclis’te neden kimsenin yüzü gülmüyor, ziyaretçiler neden artmıştı?
MHP yine AKP’nin payandası
Avukatları Necmettin Erbakan’ın hem çok yaşlı hem de çok sağlıksız olduğunu ileri sürerek cezasının affedilmesi için Cumhurbaşkanı’na iletilmek üzere savcılığa başvurdu.
Yasalarımıza göre bir mahkûmu sağlık nedenleriyle affetme yetkisi sadece Cumhurbaşkanı’na ait. Gül, Erbakan’ın ceza almasına neden olan davanın sanıklarından biri. Ama Erbakan, dokunulmazılığı olmadığı için yargılandı, Gül ise dokunulmazlık zırhı sayesinde şimdilik kurtuldu. Bu durumda Erbakan mahkûm edildiği davanın bir başka sanığından aman diliyor. Gül bir karar vermek durumunda. Affetse bir sorun affetmese bir başka sorun. Ama her seferinde olduğu gibi Gül’ü bu sıkıntılı durumdan kurtarmak için MHP harekete geçti. MHP Erbakan’ın affedilmesi için AKP ve DTP’yi de yanına alarak “Erbakan affedilsin” kampanyası açtı. Kutlamaktan başka bir şey yapamayız herhalde.
İltifat et, el etek öp, yerlere kadar eğil! Rekabet var bu zamanda, yağcılık kolay değil.
Ordulu Şair Ali Öztürk
Baykal’ı neden ziyaret ettim?
Geçen hafta çarşamba günü, İsviçre maçından birkaç saat önce Ankara’da Deniz Baykal’ı ziyaret ettim. CHP Genel Merkezi’nde baş başa yaptığımız görüşme bir buçuk saatten fazla sürdü.
Deniz Bey’e ziyaret nedenimi şöyle anlattım: “Türkiye’de siyaset bugüne kadar, en azından benim meslek yaşamım boyunca, hiç bu kadar karmaşık ve tatsız hale gelmemişti. İktidarın benmerkezci tavrı nedeniyle kavramlar da birbirine karıştı. Size de haksızlık yapıldığı düşüncesindeyim, bunları paylaşmak istedim.”
Deniz Baykal medyanın ağır bir baskı ve tehdit altında olduğunu ileri sürerek, “Bizimle ilgili medya çok ilgisiz, bunu uğradığı baskıya bağlıyorum. Günümüzde medyada yer alamayan siyasi hareketin kendini ifade etmesi artık çok zor” dedi.
Muhalefet yapmadıkları konusundaki eleştirilere katılmadığını söyleyen Baykal, “Gücümüz yettiğince iktidarı uyarıyoruz, engel olmaya çalışıyoruz ama sayısal çoğunluğu geçme imkânımız yok, buna rağmen Türkiye’yi ağır zararlara uğratacak birçok şeyi engelledik, örneğin 1 Mart tezkeresi bizim eserimiz” diye konuştu.
Sohbetemiz boyunca Deniz Bey’i dinlemeye çalıştım. Örneğin CHP ile ilgili olarak bir şey söylemekten de kaçındım; sadece “Dışarıdan bakıldığında CHP kapalı kutu gibi duruyor. Partinin yeni yüzlere ihtiyacı var, sanki kapılar biraz aralanmalı, eski yeni ayırımı yapmadan herkesi kucaklayacak bir formül bulunmalı” dedim. Deniz Baykal ise kapılarını her zaman açtıklarını belirtti. Bu konuda çok emin değilim.
CHP’nin iyi muhalefet yapmaması konusunda ise şunu söyledim: “Dikkatimi çektiği için okurlara ‘CHP nasıl muhalefet yapmalı?’ diye sordum. Gelen cevapların neredeyse tamamı ‘Baykal gitsin’ diyordu. Demek ki muhalefetten anlaşılan bu” dedim. Baykal güldü ama yerini boşaltıp boşaltmama konusunda hiçbir şey söylemedi. Sadece, “Bunlar gereksiz tartışmalar” dedi.
Genel Merkez’den çıktım. Dönüp baktım: Arkamda dev bir holdingin merkezini andıran soğuk bir yapı duruyordu. Baykal’ın bu soğuk binada tek başına olduğu hissine kapıldım. Kapısından tek tük insanların girdiği, çevresinde hiçbir hareket olmayan devasa bir bina. Doğrusu bu mu acaba?
Baykal’a bir de özel soru sordum. Tuncay Özkan konusu. Onu da yarın yazarım.
Fatih Altaylı: “Hülya Avşar’ın programı ile ilgim yok”
Dün yazdığım yazıda Hülya Avşar’ın Türkmax’ta yaptığı programın süpervizörünün Fatih Altaylı olduğu yolunda duyum aldığımı belirtmiştim. Fatih Altaylı aradı ve “Benim programla hiçbir ilgim yok, ayrıca bunu yapacak bir prodüksiyon şirketim de yok” dedi.
Anladığım kadarıyla dedikodu şöyle oluşmuş: Türkmax, Hülya Avşar’lı program için Fatih Altaylı’ya “birlikte sunar mısınız?” teklifi götürmüş. Altaylı da çok yoğun olduğunu belirterek programı kabul etmemiş. Ancak bir kere konuk olarak çıkmış. Mesele bu demek ki.

