Efes’te sıra dışı mezar: 1200 yıl önce yan yana gömülen ikizlerin sırrı
Efes’te, Artemis Tapınağı’nın kutsal alanında bulunan küçücük bir mezar, yaklaşık 1200 yıl öncesine uzanan dokunaklı bir hikâyeyi günümüze taşıdı. Kullanılmayan bir Roma yapısının kanalına yan yana gömülen iki bebeğin ilk bakışta terk edildiği düşünülebilir. Ancak mezardaki ayrıntılar bambaşka bir tablo çiziyor: Burada terk edilme değil, çocuklarını ölümden sonra da korumaya çalışan birilerinin özeni var...

Bir mezarın bulunduğu yer, bazen içinde yatanlardan daha fazla soru işareti yaratabilir. Efes’te ortaya çıkarılan bu küçücük mezarda da durum tam olarak böyle.
Çünkü mezar, bilinen mezarlıklardan birinde ya da bir ibadethanenin bahçesinde değil, Roma döneminde umumi tuvalet olarak kullanılan bir yapının kanalında bulundu. İlk düşünce pek iç açıcı değil: Acaba bu çocuklar buraya bırakılmış mıydı?
Fakat mezara biraz daha yakından bakıldığında hikâye değişiyor. Tuğla ve taşlarla özenle hazırlanan korunaklı alan, yan yana yatırılmış iki minik beden ve dönemin Hristiyan defin gelenekleriyle örtüşen ayrıntılar, bunun gelişigüzel yapılmış bir gömme işlemi olmadığını gösteriyor.
Üstelik kanal, çocukların gömüldüğü sırada yüzyıllardır tuvalet olarak kullanılmıyordu.

MEZAR 2010 YILINDA BULUNDU
Sıra dışı mezar, 2010 yılında Efes’teki Artemis kutsal alanında yürütülen kazılarda ortaya çıkarıldı.
Mezarın bulunduğu Odeion, milattan sonra birinci yüzyılda müzik, şiir ve sahne gösterileri için inşa edilmişti. Yapının alt bölümlerinden biri, ikinci ya da üçüncü yüzyılda yaklaşık 30 kişilik umumi tuvalete dönüştürüldü.
Ancak Odeion, beşinci veya altıncı yüzyılda çıkan yangın ve çatının çökmesinin ardından terk edildi. Çocukların mezarı ise radyokarbon tarihlendirmesine göre sekizinci ya da dokuzuncu yüzyılda hazırlandı.
Yani iki bebek buraya gömüldüğünde, söz konusu kanal birkaç yüz yıldır asıl işlevini yitirmiş, terk edilmiş bir yapının parçasıydı.
Arkeoloji Dergisi'nde yer alan yazıda, Avusturya Bilimler Akademisi araştırmacıları Caroline Partiot ve Lilli Zabrana, mezar ile kalıntıları yeniden inceleyerek ulaştıkları sonuçları “Childhood in the Past” adlı bilimsel dergide yayımladı.

İKİSİ DE HENÜZ DOĞUM ZAMANINA ULAŞMAMIŞTI
Kemikler üzerinde yapılan incelemeler, iki bebeğin de gebeliğin yaklaşık 33 ila 34’üncü haftasında yaşamını yitirdiğini gösterdi. Başka bir ifadeyle ikisi de beklenen doğum zamanından birkaç hafta önce ölmüştü.
Ancak araştırmacılar, ölümlerin doğumdan hemen önce mi, doğum sırasında mı yoksa doğumdan kısa süre sonra mı gerçekleştiğini kesin olarak belirleyemedi.
Bebeklerin gelişimlerinin ve beden ölçülerinin birbirine neredeyse eşit olması, aynı mezara yan yana yerleştirilmeleri onların ikiz olabileceğini düşündürüyor. Yine de araştırmacılar bu ihtimali kesinleşmiş bir bilgi olarak sunmuyor. Genetik inceleme yapılmadan iki bebeğin gerçekten ikiz olduğunu söylemek mümkün değil.

BİRİNDE FAZLADAN KABURGA BULUNDU
İncelemeler sırasında bebeklerden birinde fazladan bir boyun kaburgası da tespit edildi.
Oldukça ender rastlanan bu anatomik özellik, gelişim bozuklukları ve gebelik kayıplarıyla ilişkilendiriliyor. Araştırmacılara göre doğum dönemi kalıntılarında bu durumun belgelendiği dünyadaki ikinci örnekle karşı karşıyayız.
Ancak bu bulgu, bebeğin ölüm nedeninin kesin olarak belirlendiği anlamına gelmiyor. Çalışmada iki bebeğin neden yaşamını yitirdiğine ilişkin kesin bir sonuca varılmadı.

BAŞLARI BATIYA DÖNÜK ŞEKİLDE YAN YANA YATIRILDILAR
Mezardaki ayrıntılar, çocukların buraya gelişigüzel bırakılmadığını gösteren en güçlü kanıtları oluşturuyor.
İki bebek, tuğla ve taşlardan yapılmış küçük bir sanduka mezarın içine yan yana yerleştirilmişti. Başları batıya dönüktü. Bu yönlendirme, Efes’teki erken dönem Hristiyan mezarlarında görülen defin geleneğiyle örtüşüyordu.
Kemiklerdeki izler, bedenlerin bir kefene sarılmış olabileceğini düşündürüyor. Başlarının yakınında bulunan demir cismin ise kumaşı tutturmak amacıyla kullanılan bir iğne olabileceği değerlendiriliyor.
Mezara özel eşya bırakılmamıştı. Buna karşılık korunaklı yapısı sayesinde iki bebeğin kalıntıları bin yılı aşkın süre boyunca bir arada kaldı.

TERK EDİLMEDİLER, KORUNMAYA ÇALIŞILDILAR
Arkeologlar, kanal ve kanalizasyonlarda bulunan bebek kalıntılarını değerlendirirken oldukça temkinli davranıyor. Çünkü geçmişte bazı benzer buluntular, istenmeyen çocukların terk edilmesi ya da öldürülen bebeklerin bedenlerinin ortadan kaldırılmasıyla ilişkilendirilmişti.
Efes’teki mezar ise bu örneklerden ayrılıyor.Çocukların doğrudan kanala bırakılmaması, çevrelerine koruyucu bir mezar örülmesi, bedenlerinin özenle yerleştirilmesi ve dönemin defin geleneklerine uyulması, araştırmacıları farklı bir sonuca götürdü.
Buluntular, buranın bir atık veya terk edilme alanı olarak değil, iki bebeği dış etkenlerden koruyabilecek gözlerden uzak bir mezar yeri olarak seçildiğini düşündürüyor.
Nitekim çocukların gömüldüğü alan, Efes’te bilinen bütün mezarlıkların dışında kalıyordu. Bu sıra dışı tercih, bebeklerin toplumdaki konumu, dönemin dinî kuralları ve yerel defin gelenekleri arasında bulunan pratik bir çözüm olabilir.Fakat mezarın kim tarafından hazırlandığını ve neden özellikle bu noktanın seçildiğini kesin olarak öğrenmek mümkün değil.

KÜÇÜK MEZAR, BÜYÜK BİR HİKÂYE ANLATIYOR
Araştırmacılar açısından mezarın en çarpıcı yanı, bulunduğu yer ile hazırlanış biçimi arasındaki büyük tezat.
Eski bir tuvaletin kullanılmayan kanalında bulunan iki bebek, ilk bakışta dışlanmış ya da terk edilmiş gibi görünüyor. Oysa tuğla ve taşlarla çevrelenen mezar, kefene işaret eden izler ve çocukların yan yana yatırılış şekli tam tersini söylüyor.
Yaklaşık 1200 yıl önce birileri, doğum zamanına ulaşamadan yaşamını yitiren bu iki bebeği yan yana yatırdı. Üzerlerini örttü, çevrelerine koruyucu bir mezar yaptı ve onları güvende kalabileceklerini düşündüğü bir yere bıraktı.
İsimleri bilinmiyor. Gerçekten ikiz olup olmadıkları da henüz kesinleşmedi. Ancak küçücük mezarları, çok kısa süren yaşamlarının yakınlarında bıraktığı izin bin yılı aşkın süre sonra bile görülebilmesini sağladı.




