Sosyal medyadaki gizli tehlike! Hiçbir şey göründüğü gibi değil Uzmanlardan dikkat çeken uyarı
Sosyal medyada lüks yaşamlarını, başarılarını ve "kusursuz hayatlarını" sergileyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Peki insanlar neden sahip olduklarını sürekli gösterme ihtiyacı hissediyor? Doç. Dr. Taha Can Tuman ve Klinik Psikolog Beldem Sekban, beğeni ve onay arayışının arkasındaki nedenleri, sosyal medyada yaratılan mükemmellik algısının özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki görünmeyen etkilerini ve sosyal medyanın bu davranışı nasıl beslediğini anlattı.

Sosyal medyada lüks tatillerden pahalı alışverişlere, gösterişli evlerden kariyer başarılarına kadar pek çok detay takipçilerin beğenisine sunulurken, son dönemde fenomenlerin günlerce konuşulan ihtişamlı düğünleri gündemden düşmüyor.

Dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bu hayatların sürekli sergilenmesi ise önemli bir soruyu gündeme getiriyor. İnsanlar neden sahip olduklarını göstermek ve başkalarının onayını almaya ihtiyaç duyuyor? Doç. Dr. Taha Can Tuman ve Klinik Psikolog Beldem Sekban, dijital dünyada giderek yaygınlaşan "kusursuz hayat" gösterisinin ardındaki psikolojik nedenleri ve bu durumun özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerini Gazetevatan.com'a değerlendirdi.

SÜREKLİ KENDİNİ VE LÜKS YAŞAMINI GÖSTERME İHTİYACI ALTINDA YATAN SEBEPLER
Bir kişinin kendisini, sahip olduklarını veya lüks yaşamını sürekli olarak sergileme ihtiyacının altında tek bir psikolojik neden bulunmuyor. Uzmanlara göre bu davranış; onaylanma, kabul görme, takdir edilme ve değerli hissetme ihtiyacından düşük özsaygıya, yetersizlik duygusundan ilgi odağı olma isteğine kadar birçok farklı etkenden kaynaklanabiliyor.
Doç. Dr. Taha Can Tuman, sosyal medya kullanımının aile, akran ve arkadaş çevresinden gözlem yoluyla öğrenilebildiğini belirterek, zaman içerisinde bağımlılık benzeri bir döngünün ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Sosyal medya kullanım süresinin giderek artması, uzak kalındığında huzursuzluk, iç sıkıntısı ve keyifsizlik yaşanması, sosyal medyayı sürekli düşünme, daha fazla takipçi ve beğeni kazanmak için yoğun çaba harcama gibi davranışların yanı sıra uykusuzluk, dikkat ve odaklanma sorunları da görülebiliyor.
Tuman, bazı kişilerin gündelik yaşamın oluşturduğu sıkıntıdan kaçmak amacıyla sosyal medya kullanımını artırabildiğini ifade ediyor. Bunun yanı sıra kendisini özel ve ayrıcalıklı hissetme, bunu başkalarına kanıtlama ve ilgi odağı olma isteği de kişinin sahip olduklarını ve lüks yaşamını daha fazla sergilemesine yol açabiliyor.
Düşük özsaygı ve yetersizlik düşüncelerinin de bu davranışta etkili olabileceğini belirten Tuman, kişinin kendisinde eksik gördüğü yönleri sahip oldukları veya yaşam tarzı üzerinden telafi etmeye çalışabileceğini söylüyor. Uzman, bu durumu “aşırı telafi davranışı” olarak tanımlıyor.
Klinik Psikolog Beldem Sekban ise kişinin sürekli kendisini, başarılarını veya yaşam standartlarını göstermesinin arkasında özellikle onaylanma, kabul görme, değerli hissetme ve takdir edilme ihtiyacının bulunabileceğini belirtiyor. Kişinin kendi değerini içsel olarak yeterince sağlam hissedemediği durumlarda, dışarıdan gelen beğeni ve ilgiyi bu değeri desteklemek için kullanabileceğini ifade ediyor.
Sekban'a göre burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin ne paylaştığından çok bunu ne kadar yoğun ve hangi amaçla yaptığı. Sahip olduklarını paylaşmaktan keyif almak tek başına psikolojik bir sorun olarak değerlendirilmezken, kişinin kendisini değerli hissetmesinin sürekli olarak başkalarının beğenilerine, tepkilerine veya hayranlığına bağlı hale gelmesi daha yakından incelenmesi gereken bir durum olarak öne çıkıyor.
Sürekli olarak “başarılıyım, mutluyum, hayatım yolunda” mesajı verme ihtiyacı, kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı eksiklikleri veya güvensizlikleri dışarıya sunduğu idealize edilmiş bir görüntüyle telafi etme biçimine dönüşebiliyor.

GÖSTERİŞ NEDEN SOSYAL MEDYADA BU KADAR GÖRÜNÜR HALE GELDİ?
Doç. Dr. Taha Can Tuman; gösteriş ve kendini kanıtlama davranışının sosyal medyada giderek daha görünür hale gelmesinde, sosyal medya kullanımının artması, sosyal medyanın gündelik yaşamın yerini alması, sosyal medya kullanımının ödül merkezi ve dopamin sistemi üzerindeki etkilerinin bunda katkısı olduğunu belirterek "Rekabet, daha fazla takipçi kazanma, daha fazla beğeni alma doğal olmayan bir şekilde ödül sistemini uyararak tolerans, yoksunluk, aşırı istek, sürekli zihinsel meşguliyet ve sosyal medya kullanımı üzerinde kontrol kaybı ve kontrol altına azaltma davranışlarında başarısızlığa neden olabiliyor. Sosyal medya algoritmalarının da kusursuzluğu ve lüks yaşam içeren paylaşımları öne çıkartarak ödüllendirmesi, bu davranışlarının sıklığında artışa neden oluyor." ifadelerini kullandı.
Beldem Sekban ise sosyal medyanın, kişinin kendisini nasıl göstereceğini seçebildiği ve bunun karşılığında çok hızlı geri bildirim alabildiği bir alan oluşturduğunu belirterek "Gerçek hayatta bir kişinin yaşamının tamamını aynı anda görmeyiz; sosyal medyada ise insanlar çoğunlukla hayatlarının seçilmiş, düzenlenmiş ve kendilerinin sunmak istedikleri bölümlerini paylaşıyor.
Beğeni, yorum, takipçi sayısı ve izlenme gibi göstergeler de bu süreci güçlendirebiliyor. Kişi bir paylaşım yaptığında aldığı olumlu geri bildirim, davranışın tekrar edilmesini teşvik edebiliyor. Böylece zaman içerisinde “paylaş → beğeni al → iyi hisset → daha fazlasını paylaş” şeklinde bir döngü oluşabiliyor.Bir başka önemli nokta da sosyal medyanın kişiye sürekli olarak “başkaları ne durumda?” sorusunu sordurması. İnsan artık yalnızca kendi hayatıyla değil, aynı anda yüzlerce kişinin tatiliyle, evleriyle, ilişkileriyle, kariyerleriyle ve dış görünüşleriyle karşılaştırma yapabiliyor.Dolayısıyla sosyal medya, aslında insanın doğal olan sosyal karşılaştırma eğilimini çok daha görünür ve sürekli hale getirdi." dedi.

'KUSURSUZ YAŞAM' PAYLAŞIMLARININ ÇOCUKLAR VE GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Sosyal medyada sürekli olarak lüks, başarı, güzellik ve mutluluk içeren paylaşımlarla karşılaşmak, özellikle çocuklar ve ergenler açısından önemli psikolojik riskler oluşturabiliyor. Doç. Dr. Taha Can Tuman sosyal medyanın bir defa gerçek yaşamdan çok farklı olduğunu, orada kişilerin sanal bir kimlik inşa edebileceğini aklımızda bulundurmamız gerektiğine dikkat çekerek "Bu tip paylaşımlar ve kontrolsüz sosyal medya kullanımı hem bir davranışsal bağımlılık olan sosyal medya bağımlılığı için risk oluşturmakta, hem de gençlerin psikolojik ve zihinsel gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebilmekte. Sürekli olarak kendisini sosyal medya paylaşımları ile kıyaslamak, yetersizlik, değersizlik düşüncelerine yatkınlık oluşturabiliyor. Bunun dışında filtreler, gerçeklikle bağdaşmayan kusursuz paylaşımlar, bedenden memnuniyetsizliğe, bedeninden dolayı mutsuz hissetmeye, yeme bozuklukları ve beden dismorfik bozukluk gelişimine yatkınlık oluşturuyor." dedi.
Klinik Psikolog Beldem Sekban ise çocuklar ve ergenler açısından burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, onların henüz benlik algılarını ve özdeğerlerini geliştirme süreçlerinin devam ediyor olmasına dikkat çekti. "Bu dönemde başkalarının nasıl göründüğü, neye sahip olduğu ve ne kadar kabul gördüğü daha fazla önem kazanabilir. Sosyal medyada sürekli güzel görünen, başarılı, popüler, maddi olarak çok iyi durumda ve sürekli eğlenen kişileri görmek, çocukta “Herkesin hayatı böyle, benimki neden böyle değil?” düşüncesine yol açabilir. Oysa sosyal medyada görülen içerik, çoğu zaman bir hayatın tamamı değil, o hayatın seçilmiş bir kesitidir.Bu durum özellikle ergenlik döneminde yetersizlik, özgüven düşüklüğü, beden memnuniyetsizliği, dışlanmışlık ve değersizlik duygularını besleyebilir. Çocuk yalnızca sahip olduklarını değil, görünüşünü, arkadaş çevresini, sosyal hayatını ve başarısını da başkalarıyla karşılaştırmaya başlayabilir." dedi.

ÇOCUKLAR SOSYAL MEDYANIN ETKİLERİNDEN NASIL KORUNABİLİR?
Uzmanlara göre çocukların sosyal medyanın oluşturduğu gösteriş ve kıyaslama kültüründen olumsuz etkilenmesini önlemede ebeveynlerin yaklaşımı büyük önem taşıyor. Tuman "Çocukla sağlıklı, güven içeren açık iletişimin olması, öncelikle çocuğa sağlıklı bir rol model olmak, sosyal medyanın bilinçli kullanımını öğretmek, sosyal medya okuryazarlığı konusunda bilgilendirmek faydalı olabilir. Çocuğa değerler eğitimi vermek, başarıyı değil de çabanın, emek ve mücadelenin, dürüstlüğün önemli olduğunu öğretmek, doğal ödül kaynaklar olan gerçek yaşamda sosyal ilişkiler, gezi, fiziksel aktivite ve egzersize yönlendirmek faydalı olabilir. " ifadelerini kullandı.
"Ebeveynler öncelikle çocuklarıyla sosyal medyada gördükleri içerikler hakkında konuşmalı. Bir paylaşımın gerçeğin tamamını yansıtmayabileceğini, insanların çoğunlukla mutlu oldukları, başarılı oldukları veya güzel göründükleri anları paylaşmayı tercih ettiğini anlatmalılar." diyen Sekban sözlerini şöyle sürdürdü:"Bunun yanında çocuğun değer duygusunun yalnızca görünüş, başarı, marka veya sahip olunan maddi imkanlar üzerinden gelişmemesine dikkat edilmeli. Çocuğun çabası, merakı, sorumlulukları, arkadaşlık ilişkileri, yaratıcılığı ve kendi özellikleri de görülmeli ve takdir edilmeli.Ayrıca ev içerisinde ekransız zamanlar, birlikte yapılan aktiviteler, fiziksel hareket, yüz yüze sosyal ilişkiler ve uyku düzeni korunmalı. Amaç sosyal medyayı çocuğun hayatının merkezinden çıkarmak ve gerçek yaşam deneyimlerinin yerini almasını engellemek olmalı."

SOSYAL MEDYA KULLANIMININ SAĞLIKSIZ OLDUĞUNU GÖSTEREN İŞARETLER
Uzmanlara göre sosyal medya kullanımının sağlıksız bir noktaya ulaşıp ulaşmadığını anlamak için yalnızca telefonda geçirilen süreye bakmak yeterli değil. Asıl önemli olan, sosyal medya kullanımının kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve duygusal durumunu ne ölçüde etkilediği. Doç. Dr. Taha Can Tuman "Eğer gündelik yaşama ilgi kaybı, daha önce keyif veren aktivitelerden keyif alamama, sanal kimlik ve gerçek kimlik arasında bocalama, paylaşım ve beğeni sayısının duygudurum üzerindeki etkisinin artması, sosyal medyanın aşırı kullanımı nedeniyle uykusuz kalma, dikkat ve odaklanma sorunları, kaygı belirtileri varsa sosyal medya kullanımının sağlıksız bir noktaya ulaştığını söyleyebiliriz." dedi.
Klinik Psikolog Beldem Sekban ise konuyla ilgili "Burada yalnızca sosyal medyada geçirilen süreye bakmak yeterli değil. Asıl önemli olan, sosyal medya kullanımının kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve duygusal durumunu ne ölçüde etkilediğidir.Örneğin kişi sürekli telefonunu kontrol ediyor, paylaşımının kaç beğeni aldığını tekrar tekrar takip ediyor, yeterince beğeni gelmediğinde kendisini kötü hissediyor veya başkalarının paylaşımlarını gördükten sonra yoğun bir yetersizlik ya da kıskançlık duygusu yaşıyorsa dikkat etmek gerekir.Bunun yanında sosyal medya kullanımını kontrol etmekte zorlanmak, bırakmaya çalışmasına rağmen tekrar tekrar kullanmak, uyku saatlerini sosyal medya nedeniyle ertelemek, iş veya okul sorumluluklarını aksatmak, yüz yüze ilişkilerden uzaklaşmak ve gerçek hayattaki deneyimlerden çok çevrimiçi görünürlüğe önem vermeye başlamak da uyarıcı işaretler olabilir.Bir diğer önemli gösterge ise kişinin sosyal medyada kendisini sürekli başkalarıyla karşılaştırmasıdır. “Ben neden onun kadar güzel değilim?”, “Neden benim hayatım böyle değil?”, “Neden benim bu kadar takipçim yok?” gibi düşünceler kişinin özdeğerini belirlemeye başladığında sosyal medya kullanımının psikolojik etkisi daha ciddi hale gelebilir." ifadelerini kullandı.






