Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

İnsan hikayeleri deyince…

18 Aralık 2016

Değersizleri tanır mısınız?Müptezeller, Emrah Serbes’in yeni kitabı. Merak edeneler için söyleyeyim. Müptezel; değersiz, çokluğundan dolayı değerini yitirmiş, demek. Kendini değersiz hissedenlerin hikayesi var bu kitapta. Bu duygunun insanda yarattığı gelgitler, kabul görememe hali, bu duyguların kişide yarattığı travmatik hal… İşte böyle bir öykünün içinde dolaşacaksınız. Bu tür insanların; kendilerini, birbirlerini ve toplumu nasıl etkilediklerini, hiçbir hikayenin bir başkasınınkinden bağımsız olmadığını, yaşanan başlangıç ve sonların hep ilintili olduğunu göreceksiniz. Değişik ve sürükleyici bir kitap... (İletişim Yayınları,163 syf, 14.5 TL)Emeç ailesinin hikayesiEsra Tüzün, Emeç ailesinin en küçüğü olan Leyla Emeç Tavşanoğlu ile beraber hazırlamış kitabını. Manşet Yalısının Kızı, adıyla aldık raflardaki yerini. Kitap, Emeç ailesinin; adına Babıali denen eski basın-yayın merkezinden, sonradan medya olan dünyaya uzanan hikayesini anlatıyor.Kimler yok ki Emeç ailesinde? Eski Demokrat Parti milletvekili ve aynı zamanda Son Posta Gazetesi’nin sahibi olan Selim Ragıp Emeç, çocukları gazeteci Çetin Emeç, Aydın Emeç ve onun küçük kızı Leyla Emeç Tavşanoğlu…Türk basın tarihinde çok önemli bir yeri olan Emeç ailesinin farklı sebeplerle yaşadıkları inişli çıkışı aile hikayelerinin renkli ayrıntılarını bulacağınız bu kitap Emeç yalısında yaşananları aktarırken film tadında bir hikaye sunuyor size. Kitapta, Esra Tüzün’ün kalemindeki sahici tavrını, Leyla Tavşanoğlu’nun samimi paylaşımlarını fark etmemek mümkün değil… (Doğan Kitap, 197 syf, 18TL)Votka ve Pera…“Geride bıraktığımızı zannettiğimiz ama usul usul ardımızdan gelip yanı başımızda biten, çocukluğumuzun toplamından ibaret, tüm psişik düğümlerimizin gelip de bir yumakta toplandığı şey değil midir hayat dediğimiz? Romanın son sayfasına geldiğinizde, size bir armağan verilmiş gibi hissedeceksiniz...”Neye hayat diyoruz? Çocukluktan bugüne taşıdıklarımızla bugünden geçmişe birleştirdiklerimize mi? Neler hap aynı kalıyor hayatımızda, bırakmak isteyip de bırakamadığımız alışkanlıklarımız var mı bizi biz yapan, hatta bize zarar veren? Çok soru sordum değil mi? Ama bazıları bu soruların bütün cevaplarına evet diyor.İşte Aybike Ertürk’ün kitabı Votka & Pera, geçmişle bugünü çok güzel dengeleyen bir hikaye anlatıyor. Önemli dersler çıkarıyoruz hayattan, kitabı bitirince… (Destek Edebiyat, 320syf, 20TL)

Devamını Oku

Şehirler, insanlar, hikayeler…

10 Aralık 2016

Senenin çok okunanlarını merak ettim. Sonuç: İnsanlar, yeni ve güzele rastlama umudunu kaybetmiyor.Dört mevsim yalnızlık…Yalnız sözcüğü; soğuk, uzak ve ürkütücü… Bir o kadar da yalın ve tek. Olmak istiyor muyuz yoksa kaçıyor muyuz ondan, belli değil. Meltem Yılmaz ’ın İRİS adlı romanı, yalnız bir kadının hikayesini anlatıyor. Bu bana asla olmaz demeden yaşamamız gerektiğinin güzel bir örneği var kitapta. Evlendiği gece kocasıyla yapmak zorunda kaldığı anlaşma, İris’in hayatını değiştiriyor? Bir kadın neden evlendiği gün eşiyle bir anlaşma yapmak zorunda kalır? Kadınlar yaşları kaç, konumları ne olursa olsun neden erkeklerin gölgesindeler? Nedenleriniz çoksa, cevapsız sorularınız varsa bu hikayenin içinde kadın yalnızlığını ve hayat içinde kendine yer bulma çabasını okuyup bu sorulara cevap bulmanız mümkün…Mustafa’nın ilk aşkı…Hangi Mustafa mı bu? Bizim Ulu Önderimiz olan, o bir daha eşine ve benzerine az rastlanır, her yaşadığından sayfalar dolusu hikaye çıkacak adam olan Mustafa… “Tarih 3 Kasım 1898” O gün, tarihin belki de en bilinmez, en gizemli aşkının filizleneceği günün arifesiydi…Eleni, salonda göründü.Rüya gibiydi; güzel ve zarif.Işıl ışıldı.Herkes güleç bir çehreyle Eleni’ye bakıyor, alkışlıyordu: İsim günün kutlu olsun Eleni!” Balkanlar'ın Romeo ve Juliet'i olarak anılan Mustafa Kemal ile Eleni Kairente’nin bir isim günü kutlamasında başlayan aşkları farklı boyutlarda şekillenecek, kaderleri başka türlü belirlenecekti. Ne var ki bu gençlik aşkı, belki iki tarafça da ömür boyu sürecekti.”Bir adam düşünün, tarih yazmış. Ama kendi kaderini yazarken, tarihe hükmederken gösterdiği kararlılığı çeşitli sebeplerle bir kenara bırakmak zorunda kalmış. Güzel Rum kızı Eleni’yle olan masum ve bir o kadar da değerli aşk, Mustafa Kemal’in hayatında nasıl izler bırakmış? Onu bir devlet adamı ya da bir komutan olarak değil; bir delikanlı, aşık bir adam olarak göreceğiniz bu roman gerçekten çok keyifli… İnan Çetin'in "Mustafa Kemal Atatürk’ün İlk Aşkı Manastırlı Eleni" adlı kitabı, belki de ilk defa bu kadar güzel ve hoş ayrıntıları içinde sakladığı için gerçekten özel bir kitap.Uyu artık çocuğum…Bazı çocuklar uyumaz. Peki neden? Anneler, babalar; günün yorgunluğu sebebiyle bir an önce yataklarına kavuşmak hasretiyle yanıp tutuşurken o küçük uyanık, olanca uyanıklığıyla oyun peşindedir ve uyku namına hiçbir iz yoktur gözlerinde. Sarah Ockwell-Smith'in "Çocuğum Neden Uyumuyor?" adlı kitabı, çok güzel bir bilimsel inceleme. Bunu son derece kolay okunur, anlaşılır bir üslupla yapmış, Bu konuda, çevirmen Duygu Dalgakıran’a da hakkını vermek gerekiyor.

Devamını Oku

Sözler, cümleler, romanlar…

4 Aralık 2016

Bir Sabahattin Ali Romanı… Osman Balcıgil’in Yeşil Mürekkep adlı yeni romanı, bir Sabahattin Ali romanı. Devir, şahsiyet, eser üçlemesinin en başarılı örneklerinden biri. Kitabın içinde neler olduğunu arka kapak yazısı olduğu gibi veriyor okura:"Sabahattin Ali, Bulgaristan’a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini dipsiz kuyuya bıraktı. Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, bir dolu öykü ve çoğu şarkı olacak şiirler yazamayacaktı artık. Devlet eliyle öldürülecek, Ankara isimli yeni romanı da yarım kalacaktı. ellerinin nerelere uzanabildiğini yazacaktı mümkün olsa.” (Destek Yayınları 408 syf, 25 TL)Her yanlış adamın üzerine bir çizgi çekin! Melis M. adamları kategorize etmiş “Yanlış Adamlar Atlası” kitabında. Sinirli, cimri, ıssız, aşağılık kompleksli, kendine aşık, evlenilecek, eğlenilecek... Kitabın sonunda meselenin, adamların nasıl oldukları ya da nasıl olmaları gerektiği değil, bizim onlardan nasıl kurtulmamız gerektiği meselesi olduğunu anlıyorsunuz.Kitap o kadar hırçın, komik, sert ve eğlenceli ki. Mutlaka her kadının hayatında ayarı az da olsa bozuk, tuhaf davranana, bunalımlı, kendini beğenmiş ya da yalan söylemiş bir adam olmuştur. Yazara göre," Doğru adamı bulmak diye bir şey yok. Olay adamın yanlış adam olduğunu anladığın anda, arkana bakmadan kaçmayı becerebilmek”... (DXPlus Yayıncılık, 244 syf, 18 TL)Bir şeyler ters gidiyordu… Aşkta düz giderse her şey, onun adına aşk demek mümkün olur mu? Ama işte yaşarken aşkı, bazen de rahatlık, dinginlik, heyecanı yaşamanın yanında sevdanın tadına varmak da istiyor insan…Deniz Erbulak, Derindekiler romanında Belgin’in, Murat’ın, Barış’ın ve Güzin’in hikayeleriyle aşka dair yeni bakış kazandırıyor okuyucuya. Ve işin güzel tarafı, bu kitabın bir seri roman zinciri olacak olması.. Biraz gizem, biraz macera çokça soru ve cevapla çıkılacak bu okuma yolculuğunda, üniversite gençliğinin yaşadıklarını, düşlerini ve aşklarını bulacak ve neler olacağını merak edeceksiniz. Bir balıkçı kasabasında dingin bir hayat umarken çalkantılar ve beklenmezliklerle karşılaşan farklı yaş gruplarından inanların hikayelerine dalacaksınız. (DEX kitap, 330 syf, 19TL)

Devamını Oku

Hayatlar, hayaller ve düşünceler…

26 Kasım 2016

Herkesin bir fikri vardır elbet hayatla ilgili… Ama bazılarının fikirleri, başkalarına da ışık tutacak niteliktedir. İşte böyle sözlerle dolu olduğunu düşündüğüm kitaplar seçtim bu hafta size...Aşkın nesnesi hayal, malzemesi kalptir… Okuyanu Us Yayınları, 126 syf, 15TLBir adam düşünün, aynı amaçla altı tane kitap yazmış, tam 170 öyküye ulaşmış ve bunların adına "Bin Bir İnsan Masalları" demiş. Cem Mumcu'dan söz ediyorum. Önceki kitaplarını okumayanalar, hemen eskileri de alıp bu şahane insan masallarının yolculuğuna çıkabilir. Son kitabı "ışık Sarmaşık", başlığından da belli olacağı üzere içinde benzersiz öyküler, şaşırtmalar ve ironiler olan yeni öykülere imza atmış. Hem sarmaşmış hem de karmakarışık olmuş hayatlarla ilgili çarpıcı ayrıntılara yer vermiş öykülerinde:"Sana tam anlamıyla kendini bırakan, tamamlanmış olduğun anlar, hiçbir zaman birbirimize sarıldığımız o gizli buluşma kadar heyecan vermeyecek. Sen bendeki eksiğine, ben sendeki noksanıma bu kadar muhtaçken ve bu bizi aç, bu bizi arzulu, bu bizi coşkulu kılarken sen sonsuz bir tokluğa mahkum edersen bizi; yeniden aç olmayı özleyeceğiz.Oysa aşk yoklukla, kayıpla, eksikle, ölümle besleniyor. Aşk 'yukarıya' uzanmak için derinlere gömülü… Aşkın nesnesi hayal, malzemesi kalp… Aşk arıyor göründüğü şeyin değil 'öte'sinin peşinde… Aşk deli… Aşk akıl ötesi… Aşk coşkulu, aşk tehlikeli… Aşk hem mutlu, hem mutsuz. Aşk acıya teşne…Aşk hesapsız, aşk tedbirsiz…Keşke gelseydin ellerim senin olurdu..."Gördüğünüz gibi karmakarışık ama bir o kadar da net tanımlar ve sıralamalarla aşkı anlatan yazar, hayatın başka ayrıntılarına da aynı keyifli üslupla yaklaşmış.Çocukların baş döndüren soruları… Say Yayınları, 120 syf, 7.50 TLBir kitaba rastladım, her halde anne ve babaların sıkışıp kaldığı durumlarda en büyük yardımcısı bu olur, diyerek aldım elime. "Çocuklarla Felsefe Sohbetleri" kitabın adı. Ünlü Fransız düşünür ve yazar Roger-Pol Droit tarafından kaleme alınmış. Hayatla ilgili karmaşık, zor ve cevaplanması imkansız gibi görünene sorulara nasıl makul ve mantıklı ama her şeyden önce çocukları ikna edecek biçimde cevap vereceğimize ilişkin ipuçları var içinde. Hem ciddi hem de eğlenceli bir üslupla çocuklarla felsefe konuşmanın yöntemini ve neden gerekli olduğunu, her yaştan okurun anlayabileceği bir şekilde anlatmış."Çocukların etrafında olup biten her şeyi anlamak, tanımadıkları insanların kim olduklarını bilmek, en basiti ve en karmaşığı öğrenmek, doğanın sırlarını ve ilahi olanın gizemlerini çözmek, var oluşun nedenini ve oyunun kurallarını bilmek, hep daha fazlasını, hep bir şeylerin açıklanmasını istemek" gibi özelliklerinin olduğundan bahsederek, bizi de çocuklar üzerinde düşündürmeyi seçmiş.Bütün sorulara olmasa da pek çoğuna cevap verecek nitelikte bir kitap olmuş. Özellikle çok soru soran çocukları olanlar için şahane bir tercih…Fikir sahibi olmanın dayanılmaz cazibesi… İnkılap Yayınları, 264 syf, 20 TL 2015’te Türk televizyon tarihinin en büyük para ödüllü yarışması yapılmıştı. 2 milyon TL’lik bu ödül, finale kalan 10 girişimci arasından seçilecek, fikri en sağlam, en güzel ve en yaratıcı olan kişiye verilecekti.Fikrin mi Var, adlı bu yarışma, kitabında yazılması için çok önemi bir sebep olmuş ki Fuat Sami, yeni girişimcilere yol göstermeyi tercih ederek, nasıl girişimci olunur, girişimcilik ne demektir, girişimci ruhu olan bir insan diğer insanlara göre neden bir adım daha öndedir gibi soruların cevaplarını bir araya getirmeyi seçmiş. Kitabın alt başlığı da Girişimciliğin Kitabı...Girişimcilik o kadar önemli bir yeti ki örnek girişimcilerden, girişimlerden, o güne kadar hiç düşünülmemiş olanı düşünme ve yaratma becerisinden söz edilmesi, gençlere yepyeni ufuklar açıyor.Farklı yollar, bambaşka fikirler ve yöntemleri deneme cesareti olanların, hayata nasıl bir adım önde başlayabileceklerinin kitabı bu. Çok ilginç, heyecanlı ve zevkli…

Devamını Oku

Dün, bugün, her gün...

20 Kasım 2016

Gündelik kelimelerin farklı anlamları…Bir sözcüğü tam manasıyla anlamak, yerinde kullanmak, onun derinliğine inmek başka bir maharet. Bu biraz, o sözcükten çıkılacak yolculuğa bağlı. Sözcüklerden çıkılan yolculuğun adına deneme diyoruz aslında. İşte, David Whyte’ın “İçimizi Rahatlatan Söylemler” kitabı, sözcüğü açıyor, örnekliyor, yeniden tanımlıyor. Sonra da o sözcüğün anlamıyla okuru baş başa bırakıp gidiyor. (Butik Yayıncılık 141 syf, 15 TL)Bir Megastar… Süheyl Atay ve Ali Eyüboğlu… Bir kitap sebebiyle bir araya gelmiş iki kişi. Kitap öncesinde birbirleri hakkında fikirleri neredeyse hiç yok. Hatta olan fikirleri de çok sempatik değil. Türk müziğine her halde bu kadar genç yaşta damgasını vurup o izi korumayı başarmış tek sanatçı sayesinde bir araya geleceklerini hiç düşünmemişler bile. Ama gelmişler, Tarkan’ın sayesinde. Sonra aslında ne kadar uyumlu çalışabileceklerinin en güzel ispatı olan şahane bir derleme yaratmış Ali Eyüboğlu: Bir Megastar Tarkan.Tarkan’ın avukatı ve dostu olan Süheyl Atay, bir gün Eyüboğlu’yla konuşurken "Bir kitap yazıp bunları anlatsana" demesiyle başlayan serüvenin sonunda, sanat yaşamının ayrıntılarından yanlış anlaşılmalarına, kendine yaptığı yatırımlardan duygusal yaşamına kadar Türk müziğinin en önemli yapıtaşlarından biri olan Tarkan’ın en güzel incelemesi ortaya çıkmış.Bir sanatçı ne yaparsa yanlış anlaşılır, nasıl bir günde en tepedeyken en dibe vurabilir, neden ülkeyi kısa süreliğine de olsa terk etmeyi seçebilir, nasıl fırtınalar estirebilir Allah vergisi bu yeteneği nasıl geliştirir, sanatçılığını nasıl besler gibi sorulara tek tek cevap bulacağınız, çok seveceğiniz şahane bir kitap. Hele bu sanatçı Tarkan’sa, hele benim gibi Tarkan hayranıysanız… (Alfa Yayıncılık, 214 syf, 20 TL)Anne Kafamda Bit Var!16 Eylül’de kaybettik onu… Bizim için yakışıklı jöndü, Damat Ferit’ti önceleri ama sonra sağlam bir sivil toplumcu, inançlı bir Atatürkçü, farkındalığı çok güçlü bir vatansever olduğunu gördük Tarık Akan’ı... Anne Kafamda Bit Var’ın ilk basım yılı 2002. 1980 darbesinin hemen ardından bir sebeple tutuklanıp cezaevine girmesi, onun hayatında bambaşka bir dönüm noktası olmuş. Uzun zaman sonra aklanıp serbest kalınca yaşadığı bu haksız süreci kaleme almayı seçmiş. Sadece kendi hikayesini değil Atıf Yılmaz, Şerif Gören, Zeki Ökten gibi yönetmenlerle, birçok tanınmış aydın ve hukukçularla yaşadıklarının da yer aldığı kitap hem bir döneme ışık tutuyor hem de bunca yıl geçtikten ve onu kaybettikten sonra Tarık Akan adının ne kadar çok özelliği bir arada bulundurduğunu bize anlatıyor. (Can Yayınları, 148 syf, 13TL)

Devamını Oku

Sinema, roman, anı…

12 Kasım 2016

Bu hafta sizi hiç tanımadığınız ya da ayrıntılarını bilmediğiniz isimlerle buluşturacak kitaplar var köşemde…Türkan Şoray’dan mektuplarErcan Akarsu, “Bir Nesil Türkan Şoray’la Mektuplaştı” kitabıyla, Türkan Şoray kitaplarının sonuncusunu yazdı.Bu kitapta, bir dönem gazeteye yazılar yazarak okurlarından gelen mektupları ve o mektuplarda yer alan duygu ve düşünceleri paylaşmış Türkan Şoray… Bir sanatçıya kolay kolay nasip olamayacak o yoğun duygu selinin, aşırı bağlılığın, onu aileden biri gibi görme fikrinin saklı olduğu satırları, Şoray’ın kendi kaleminden okuma şansınız oluyor. Yazar, bu yazıların karşı sayfasına onlarla ilgili küçük notlar düşerek, farklı zamanlarda çekilmiş siyah-beyaz fotoğraflarıyla süsleyerek okuyucusuna ipuçları veriyor...Yazarlar, eleştiriler, anılar…Emre Kongar’ın kitabında tam adına yakışır nitelikte notlar, ayrıntılar, bilinmezlikler var. Ünlü edebiyatçılar, iş ve siyaset adamlarını gerçekten tanımış olmanın getirdiği aşinalık, onun bu kitabı hazırlamasındaki en önemli etken olmuş. Yahya Kemal’in masasında oturmuş, onun sohbetini dinlemiş olmak; ya da Nihat Sami Banarlı, Behçet Necatigil gibi edebiyat tarihçilerinin öğrencisi olmak, Kongar’ı ayrıcalıklı kılıyor. Yazar, o her zamanki tatlı ve akıcı üslubuyla dünden bugüne edebiyatçıların şiirler, romanları, anıları ve görüşleriyle bizi hoş bir yolculuğa çıkarıyor. Melih Cevdet’in bilinmeyen dizelerinden, Halikarnas Balıkçısı ve Anadolu Tanrılarına, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın son söyleşisinden Elif Şafak-Adalet Ağaoğlu polemiğine kadar geçmişte ve bugünde yaşanan hem günlük tarihe hem de edebiyat tarihine geçmiş anıları anlattığı kitap, size edebiyatçıları bir kez daha sevdirecek.Atatürk’ün kardeşi yazdı...“Büyük kardeşime karşı yöneltilen yanlış hükümlerin, düşünülmeden yapılan tenkitlerin son zamanlarda sıklaştığını derin bir üzüntü ile görüyorum. Bunların sebepleri o kadar gizli ve güç anlaşılır şeyler değildir. Biraz düşününce perdenin ötelerini görebilirsiniz. Tarihin bildiği şeyler ne kadar çoksa bilmediği şeyler de o kadar yığın yığındır. Günün birinde, her şey en son aydınlığını bulmuş olacaktır.”Makbule Atadan, kardeşi Mustafa için bir kitap olsun istemiş. Bugüne kadar hiç söz edilmemiş, bilinen ama ayrıntılarına inilmemiş anıları anlatmış. Makbule Hanım, kitapta anlatıcı… Mustafa’nın okul anıları, aile yaşamı, asker olmaya karar verişi; tatlı diyaloglarla verilmiş. Ve tabii ilk aşkları, bilinmeyen yönleri… Bu bilinmeyen taraflarının aydınlatıldığı kişi Atatürk’se akan sular durur. Bir solukta okuyacasınız.

Devamını Oku

Kitapçılarda kaybolmak…

5 Kasım 2016

Ilık, yağmurlu günlerin vazgeçilmez dostlarıdır kitaplar. İşte bu hafta bize eşlik edecek eserler...Vatanına yabancı olmak…Ayşe Kulin, Kanadı Kırık Kuşlar’ ı yazdı. Romanda, İkinci Dünya Savaşı’nda, Frankfut’ta başlayan bir hikayenin 2016 sonbaharında, İstanbul’da son bulması anlatılıyor. Kulin, bir Yahudi ailesini, Almanlar’ın zulmünden kaçmak zorunda kalan tıp doktoru Gerhard Scliman ve güzel eşi Elsa’nın, Almanya’da başlayan, Türkiye’ye gelip üniversitede öğretim görevlisi olmalarıyla devam eden hikayesini anlatmış… Kitabı okurken 1950’lerin, 60’ların, 80’lerin kırılmalarını, günümüz Türkiye’sinin yaşadıklarını okuyacak, Türk olan ama Müslüman olmayan insanların yaşadıklarına ve hissettiklerine de şahit olacaksınız.Sakın Oraya GitmeSize şimdi önce sesine aşina olduğunuz bir adamdan söz edeceğim. İlk kitabı "Fildişi Karası" 2000'de yayımlandı. Ardından, "Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri", "Yedi Derste Vicdan Muhasebesi", "Kara Kedinin Gölgesi" ve "Karbon Kopya" adlı öykü kitapları ile "İçimde Kim Var" adlı romanı takip etti. Yazmak, onun o kadar vazgeçilmezi oldu ki tiyatro metni bile yazdı. Yekta Kopan'dan söz ediyorum...Kopan’ın yeni kitabı ”Sakın Oraya Gitme”, 12 öyküden oluşuyor. Her birinde farklı yaşamların izlerinin saklı olduğu öyküleri okurken, öykünün tadına bir kere daha varıyorsunuz. Üstelik bunları Jim Carrey’e, çizgi film karakteri Sylvester’la Buz Devri’ndeki Miskin Sid’e hayat veren Kopan’ın sesinden dinliyor gibi olacaksınız.Sadakat hakkında her şey...“Kimi seviyorsan kalbinin ülkesi orası oluyor. Sonra bir gün gözlerine bakıyorsun; orada yoksun! Onunla kaybettiğini onsuz nasıl bulacağını bile öğretmeden gidiyor.” Aşkın sağ olsun.” diyemiyorsun. Koca bir orman yanıyor içinde ama bir tek sen kül oluyorsun. Sadece bir insanı değil kirpiklerinden tutunduğun bir aşkı kaybediyorsun.”Aşkın bitişi ve ardından getirdikleri, çok güzel anlatılmış kitabın tanıtım yazısında. Sadakat, dediğimiz aşkın en büyük kilidi bir kere açıldığında geriye aşktan hiçbir şey kalmıyor. Kahraman Tazeoğlu, yeni romanı Mor’da bu konunun üstünde durmuş. Başkasına aşık olan bir kadından vazgeçme fedakarlığı gösteren bir adamın, nefret ettiğini düşündüğü bir adama aşık olan bir kadının, sevgiyi bir kadına rastlayıncaya kadar hiç tatmamış bir başka adamın hikayesi var kitapta… Aşkın. mücadelenin, var olma çabasının çok güzel bir örneği Mor.

Devamını Oku

Kasım ayı kitapları

29 Ekim 2016

Tiyatronun tozunu yutan kadın…Dilek Türker…Önce İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çalışmış, çalıştığı 13 yıl içinde iki kez en iyi oyuncu seçilmiş, Bu başarılarının üstüne Almanya’ya Goethe Enstitüsü'ne giderek sanatını geliştirmeyi seçmiştir.Tiyatro Ayna’nın kurucusudur. Sayısız oyunda başrol oyunculuğunun yanı sıra sanat yönetmenliği de yapmıştır. 1998’de Devlet Sanatçılığı ve 15'inci Afife Jale Ödülleri'nde "Nisa Serezli Aşkıner Özel Ödülü'ne" layık görülmüştür. Türker’in yaşam öyküsü, Ragıp Ertuğrul’a ilham olmuş. Soytariçe, işte böyle doğmuş bir kitap. Güldüren, düşündüren, geliştiren oyuncuların, malzemesi yalnızca insan olan tiyatroyu nasıl eşsiz bir sanat haline getirebildiklerinin, yaşadıkları dönemi nasıl etkilediklerinin hoş bir yolculuğu bu kitap… (Tekin Yayınevi, 384 syf, 21.90TL)Kadın sözcüğünün karşıtı nedir?Yılmaz Özdil’e göre kadın sözcüğünün karşıtı erkek değildir, adam…Çünkü her kadın kadın; ama her erkek, adam değil. Önce Kadın’ı yazdı; kadınları anlattı. Topluma mal olmuş, tarihte iz bırakmış, adı hiç unutulmayacak kadınları…Şimdi de Adam’ı yazdı. Farklı zamanlarda, farklı ortamlarda yaşamış, birbirleriyle hiç tanışmamış, ama aynı hedefe yürümeyi seçen, dünya görüşlerinde, hayata bakış açılarında aynı doğruları seçen adamları…Börekçizade Rıfat’tan Cevat Şakir’e, Zeki Müren’den Aziz Nesin’e, Ali Poyrazoğlu’ndan Abdi İpekçi’ye, Veysel’e, Yunus’a kadar tarihe, edebiyata, sanata, siyasete adını aynı duruşla yazdırmış ne kadar isim varsa hepsini bir araya getirmiş. Kapak tasarımı, yazarın asıl anlatmak istediğini o kadar başarılı bir biçimde vermiş ki bunu yazmayacağım. Bu akılların ve yüreklerin bir araya gelerek bize kimi hatırlattığını görecek, kitabın asıl yazılış amacını daha iyi anlayacaksınız. (Kırmızı Kedi Yayınevi, 505 syf, 25 TL )Dance me to the end of love…Başlığı okuyunca şarkı çalındı kulaklarınızda değil mi? Leonard Cohen’in o kadife sesi, şarkının nağmeleri arasından çıkıp kuruldu yüreğinizin baş köşesine…Jean-Dominique Brierre ve Jacques Vassal’ın nefis araştırması ve derlemeleriyle ortaya çıkan “Kendi Ağzından Leonard Cohen”, bir sanatçıya ve onun yaşadığı devre ışık tutan nefis bir derleme…Kitap üçüncü tekil kişi ağzından yazılmış ama gazeteci yazarlar bütün hikayeyi Leonard Cohen’in ağzından dinlemişler. Onun anlattıklarıyla kitabın daha ilk satırlarında nasıl bir yolculuğa çıkacağınızı hemen anlıyorsunuz. Kitap; doğum yerinden nasıl bir babanın oğlu olduğuna, şair ve müzisyenliğinden, romancı yönüne, savaşçı kişiliğinden, sanatçı kimliğine kadar her yönüyle tanıtıyor bize onu. Sanatçının kendi kronolojisi ve seçimleriyle yazılmış kitapta, anı - biyografi türünün en zevkli ayrıntılarını bulacaksınız. Ve kitabı okuduğunuz sürece kulaklarınızda onun kadife sesi duyulmaya devam edecek. (Butik Yayıncılık, 355 syf, 22TL)

Devamını Oku