Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Kitap denen yakın dostlarla…

16 Nisan 2017

Sevda ile acının coğrafyası...Yine akıcı ve merak uyandıran bir roman, imza; yine Livaneli… Zülfü Livaneli’nin kalemi çok tanıdıktır. Sanki siz yazabilseniz bu kitabı onun gibi yazarmışsınız hissine kapılırsınız onun romanlarını okurken ama elbette yazamazsınız. Çünkü o herkesi anlayacağı dilden, herkese hitap eder şekilde yazmayı müthiş bir biçimde ve farklı şekilde yapabilir. Yine yapmış."Huzursuzluk" için, basın bültenindeki bir bölüm, şöyle diyor: "İstanbul'un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin'e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.”Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi... Sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle karşılaşacaksınız. (Doğan Kitap, 153 syf, 15 TL)Kısa hikayeler gibidir hayat"Adalet, 29 yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek. Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır."İnsanın, çizginin öteki tarafına geçmesi, an meselesidir hayatta. Bir aşk, bir hastalık, bir terör saldırısı; yalnız onun değil, çevresindekilerin de hayatını sil baştan yazmalarına sebep olur. İnsan bunu yaparken bilmediklerini keşfetme olanağı da bulur hayatta. Bir şerden bambaşka hayırlar çıkarır kendine. Nermin Yıldırım, "Dokunmadan" adlı romanında hayatın yeniden keşfedilişini anlatıyor. (Hep Kitap, 314 syf, 22 TL)Keşfedilmeyen mutlulukDidik didik ettik aşkı bin yıllardır…Her yazar kendi kaleminin ucundan dökülenlerle, farklı tarifler yazdı onun için; her okur, okuduklarından kendine göre anlamlar çıkardı. Aşk; bütün bu yazılan ve okunanlarda hiçbir zaman tek başına olmadı. Sadakatsizlik, ihanet, başkasına gönül verme, yalan dolan; aklınıza ne gelirse onun yanına yakışmayan, hep onları da beraberinde sürükledi. Hiçvbir şey olmasa, vuslat yoktu bazı aşklarda.Emre Alkın da bu konuya eğilmiş kitabı “Seve Seve Aldattım”da. İki türlü de düşünebilirsiniz kitabı: Bir adam var, karşısındakini sevdiği halde aldatıyor veya aynı adam, bunu ta içinden gelerek yapıyor, yaptığı bu kocaman yanlıştan zerre kadar pişmanlık duymadan. Hangi sonuca varmış olursanız olun, yazar kitabında var olanları şöyle özetliyor:"Aşk şudur... Aşk budur... Sıkılmadın mı dinlemekten bu tarifleri? Sıkıldın tabii…Sana 14 tane aşk hikâyesi yazdım o yüzden.Aşk güzel şey.Acıtan aşk değil. Aşk diye tarif ettiğimiz, aşkla alakası olmayan duygular. Onları da bulacaksın bu kitapta. Hepsini anlattım, sevgiyle ve keyifle... " (Doğan Novus, 169 syf, 17 TL)

Devamını Oku

Tam da okuma zamanı...

8 Nisan 2017

Günler uzadı, kendimize daha çok vakit ayırabiliriz. Okumaya dair ne biriktirebiliyorsak yanımıza kalacak.Aşkın tanığıdır mektuplar (Doğan Novus, 141 sayfa, 16TL)Mektup türü edebiyat dünyasının vazgeçilmezidir. Çünkü bu tür, belki de yazın dilinin en samimi itiraflarını içinde barındıran bir anlatım şekli.. Aşkın tanığı mektuplar… Mektuplarda birbirine yüreklerinin en derin gizlerini açan iki âşık. Sen ve Ben, Ekin ile Özgür'ün büyük aşklarının romanı. Ahmet Erol, Sen ve Ben adlı bu kitabında bir dönem edebiyatımızın en güçlü araçlarından olan mektuplarla bir roman kurgusu yaratıyor. Kısa bir alıntı:"Zamanı sen olan bir dünyada yaşamak… Hep öyle olsaydı, sanırım yaşlanmadan kalırdım.Veda etmemek, gözlerimdeki yaşı görmemek için gecenin bir yarısında çekip gitmiştin. Aynanın önüne bıraktığın veda mektubunu buldum.Mektubunda, ‘Sevgilisinin gözünde bir damla yaş görmekten ödü kopan bir korkağın habersiz kaçışı de ve anla beni sevgilim” diyorsun.Pucca’nın kaleminden eğlenceli satırlar (DXPlus, 246 syf, 23 TL )“Bir blog yazıp hayatı değişen, hatta o hayattan bir de film yapılan, geçmişinden kaçarken bile yine ona sığınan PuCCa, çok acı çekti, inanılmaz eğlendi, hep yanlış kişilere âşık oldu, çok çalıştı, bazen aç uyudu, böbreğini satmayı bile düşündü, gün geldi hayvanlar gibi para saçtı, inanılmaz güzel dedikodu yaptı, kaymak gibi işin içinden sıyrıldı, sürekli burnunu boka batırdı, çok gezdi, çok sarhoş oldu, tek gözü kör bir köpeği evlat edindi, hayal ettiği eve taşındı sonra pişman oldu, çok kınadı ve hepsini tek tek yaşadı.” Biz Neyiz, Pucca Günlük'ün 6'ncı kitabı. Bu trendi, eğlenceyi ve farklı bakış açılarını takip edebilmek için iyi seçim…İçimizdeki karanlığa doğru (Destek Yayınları, 301 syf, 20TL)“Benim içimde kalan tek bir duygu var, o da haz... Haz almadığım zamanlarda ise sadece nefes alıyorum...”"Karanlıklar onu karsı konulmaz bir şekilde çağrıyordu. Bu karmaşada suç, günah, ahlak kavramları anlamını yitirmişti. Artık bütünüyle vahşi doğasıyla yüzleşmeye hazırdı... Peki ya sen, içindeki karanlıklarla yüzleşmeye hazır mısın?”Önce gelişim konulu kitaplar yazdı Erkan Sarıyıldız. Ardından bir roman üçlemesine başladı. "Her Ruhun Bir Şarkısı Vardır"ı yazdı, ardından "Sensiz Tango" geldi. Şimdi de zincirin son halkası olan "Karanlıkta Bolero". Romanda, kriminal psikolog olan Ercan’ın üç kadının katilli olmuş Onur’la yaptığı görüşmelerden sonra hayatının nasıl değiştiğini anlatan roman, okuyanı farklı yerlere götürüyor. Psikolojik ayrıntılarla ilerlerken içinizdeki karanlıkla da yüzleşeceksiniz...

Devamını Oku

Yeni çıkanlar…

31 Mart 2017

Baharın yenilikleri gibi geldi yeni kitaplar. Hala edebiyat, olanca canlılığıyla yaşıyor hayatımızın içinde ve bizi yaşatmaya da devam ediyor.Artık, annemin kardeşiyim!Bir kadın düşünün, kendi anne olmuş ama kendi annesinin kardeş olmayı kabul etmek zorunda kalmış. İclal Aydın ... Seneler önce onunla çok farklı bir sebeple, farklı bir ortamda tanışmıştık. Sohbetinde olduğu gibi kitaplarında da aynı üslup ve bakış açısı, aynı hayatiyet var. Son kitabı Unutursun’u annesinin hikayesinden yola çıkarak yazmış. Son dönemin en acımasız, en hüzünlü, en çaresiz hastalığı bu. Üstelik ilacı ne var ne yok. Yavaşlatan ilaçlar var tabii ama hastalığı geçiren bir ilaç, henüz bulunmadı. Bu da evlatları annelere anne baba hatta kardeş yapıyor... Annesinin anılarıyla bizi çıkardığı yolculukta, uzun bir aradan sonra İclal Aydın’ın o tanıdık sesini duymak bana huzur verdi. Yaşanmışlıkların silinen bölümlerinin kendisine verdiği yükü, okuyucuya mümkün olduğunca az hissettirerek ama yaşanmışlıklar içinde onu capcanlı yürüterek okutuyor romanı İclal Aydın.Kader tesadüflerle örülürNâr-ı Aşk ve Yanağımda Soğuk Bir Buse gibi romanlarıyla, çok sayıda okura ulaşan Mine Sultan Ünver , yeni romanında bizi Avcı Sultan Mehmet dönemine götürüyor. Itrî hakkında yazılmış ilk kitap olma özelliğini taşıyan "Sesin Efendisi: Itrî" , Klasik Türk Müziği'nin en büyük dehalarından Itrî’nin bir sanatçı ve insan olarak portresini çiziyor.Buhurizade Mustafa Itrî, medresede musiki öğreten, naif, ağırbaşlı bir sanatkârdır. Edirnekapı’daki çiftliği, medreseye uzak olmasına rağmen, burada yaşamak istemesinin, bahçesinde yetiştirdiği çiçek ve meyveler olduğu sanılır. Mevlevidir ama o da herkes gibi insandır. Hâlâ coşkuyla söylenen salavat ve tekbir bestelerini yapmış olsa da, onun da arzu ve dertleri vardır. Ancak hem İstanbul’daki toplumsal çalkantılar hem de aniden karşısına çıkan bir aşk, onun sakin dünyasını alt üst edecektir...Sevgiye dair denemeler“Bir insan hayatında ne kadar çok ve ne kadar güzel sevebilirse, o kadar sevdim. Bu da benim yenik zaferim. Sen benim ilk çaresizliğim, sen benim ilk yenilgimsin.”Tanıtım bültenindeki satırlardan bir bölüm böyle…Kitabın kapak yazısı da aslında içindekileri özetler nitelikte: “Gittiği yere kadar değil, gücünün yettiği yere kadar sevmeli insan.”Miraç Çağrı Aktaş, “Sen Benim On Yedi Yaşımsın” adlı kitabında, gidenleri, sevemeyenleri seviyormuş gibi yapanları, sevginin aslında ne olduğunu tam bilmeyenleri, şahane denemelerle sorgulamış. Bir sevgiyi yenik bir zafer olarak nitelendirebilen çok az yazar vardır. İşte bu kitap da birçok farklı, renkli ve düşündüren derin ifadelerle dolu.

Devamını Oku

İnsan hikayeleri

26 Mart 2017

Kadın yüzyıllardır köle mi?Yüzyıllardır tartışılan, konuşulan ve neredeyse hala cevabı bulunamamış bir sorudur bu. Kadın köle midir? Ne sebeple ve nasıl oluşa olsun, hep bir itaat etme zorunluluğu mu yaşatılır olan? Kendi kararlarını veremez mi, verdiği kararlardan dönemez mi? Kültürler, dinler, coğrafyalar, gelenekler, folklor; bir toplumun tarihini etkileyecek ne varsa hep onun aleyhine mi işlemiştir? Bu sorulara cevap bulmak için çok ciddi araştırmalar yapıldı. Feminist araştırmacı-yazarlar, kadınların yaşadıkları baskı, zulüm, eziyet ve ötekileştirilmenin sebeplerini bulaya çalıştı. İşte bunlardan biri de John Stuart Mıll ’in Kadınların Köleleştirilmesi adlı kitabı. Yazar, kitapta bir cinsiyetin diğerine olan bağımlılığı üzerine yıllarca yapmış olduğu gözlem ve araştırmaların sonuçlarını toplamış, Avrupa’nın geleneksel, siyasi, hukuki, ekonomik ve ahlaki sistemini oldukça sert bir biçimde eleştiriyor. Bilge Yayıncılık, 170 syf, 15TLAğlatan geceler bıraktın..."En kötüsü değil miydi? 'Bilmem seviyor gibiydi...' demek. Sırf sevdiğin için onun gülümsemelerini üzerine alındın. Seninle konuşmasını, yanında yürümesini veya başkalarına anlatamadığını gelip sana anlatmasını... 'Sevdiği için' diyerek ve inanarak hayaller kurdun. Çevrendeki insanlarla mutluluğunu paylaştın. İçinde tarifsiz bir sevinç, sıcaklık vardı. Bu tür mutluluklar güzel bir filmin fragmanı gibi kısa sürer. Ve gözlerin, onun bir başkasına ait olduğuna şahit oldu. O an, enkaz altındaymış gibi hissettin kendini, sonra kıyametler kopmaya başladı kalbinde. Günlerce evden çıkmak istemedin, telefonun hep kapalıydı. Sana iyi gelmeyeceğini bildiğin halde gecelerce o şarkılarla ağladın. Aynadaki yüzüne sövdün, bağırdın, sitem ettin. Ve 'Neden bu kadar çok kapıldın?' diye sordun kendine..." Mehmet Ali Kılınç'ın "Bilmem Seviyor Gibiydi" romanından etkilenmemek mümkün değil... Olimpos Yayınları, 196 syf, 15TLİhanetin bahanesi yokturKahraman Tazeoğlu'nun yeni kitabı Simru, bir genç kızın hayattan beklentileriyle karşısına çıkanlar arasındaki farkı çok güzel gözler önüne seriyor. Hayatın gerçeği de bu değil mi zaten? Birine aşık olursunuz, ama o bunun farkında değildir. Ya da sadakate bağlanırsınız ona ama yetmez. Aşktan aradığınız başka incelikler vardır size uyan. Bazı insanlarda öncelikleriniz yoktur, bazılarında olsa da onlar da gönül telinizi yeteri kadar titretmez. “Şu hayatın bize en büyük darbesi beklediklerimizin hiçbir zaman gelmemesi, gelenlerin ise bizi hak etmemesidir. Bazı insanlar hiç başlamayan hayatlarının bitmesinden korkarlar…” Böyle diyor romandaki kahraman… Bu satırları okuyor ve bu hikayenin sonunu daha da merak ediyorsunuz. Destek Yayınları, 254 syf 20TL

Devamını Oku

Kadınlara yakından bakmak…

18 Mart 2017

Okudukça hayrete düşeceğiniz kitaplara bugün kadınların hikayeleri eşlik ediyor. Köşemde onlara yer vermek istedim bugün.“Öykülerim, hadsiz gerçekler” Ağaçkakan Yayınları, 166 syf, 21 TLKonya’da Ereğlili olmak, İzmir’de Karşıyakalı olmak gibi… Kendine has bir ayrılığı hatta ayrıcalığı var. Ereğlililer; dünya görüşleri, çağdaş fikirleri ve tahsilleriyle birbirinden değerli insanlar ve çok başarılı iş yapıyorlar. Bunlardan biri de Pelin Erdoğan. “Çok mu Çıplak” adlı öykü kitabında 26 kadının gerçek öyküsünü kaleme almış. Okuduğunuzda tüyleri diken diken eden, inanılması güç, çok acı gerçekler; tokat gibi çarpıyor yüzünüze.O kadar gerçek ki anlatılanlar, size, keşke hepsi kurmaca olsaydı, dedirtecek kitabı okurken. Toplumun nasıl, ne zaman, niçin bu kadar yozlaştığını; karısına, kızına, komşusuna, eşine, dostuna bir erkeğin gözünü bile kırpmadan nasıl bu kadar gaddarca davranabildiğini gördükçe insanlığınızdan utanacaksınız.Terk etmenin hazzı, acısında gizlidir… Ceres Yayınları, 271syf, 20TLBir aşk romanı “Özlem’e Mektup”. Levent Altun gerçek hikayelerden yola çıkarak yazdığı bu romanda platonik bir aşktan söz ediyor. Kadına şiddetin, öfkenin kol gezdiği dünyada biraz olsun aşka sığınmak, biraz olsun insanın iyi yanlarına dokunmak isteyenler için bulunmaz bir nimet bu kitap. Elbette yanlışlar, hüzünler ve hayal kırıklıkları da var içinde tıpkı hayat gibi; ama sevgi, aşk, ümit de var. İnsan başka yüreklere dokunup onlardan elinde kalanlarla yaratmıyor mu aşkı yeniden? Bu sorulara cevap bulabileceğiniz sıcak, yumuşak ve keyifli bir roman.Bitmeyen hikayeler... Dedalus Yayınları, 136 syf, 18TLÇiyil Kurtuluş da kadın hikayeleri yazmış ama bu öykü kitabı bir derleme değil, bir kurgu… İnsan; ister gerçek ister kurgu olsun, hayal eden ama hayalleri bir türlü gerçekleşmeyen, her zaman ezilen, sessiz kalmayı kader bilen kadın hikayelerinden kurtaramıyor kendini… Kasırga ve Yabanmersinleri’ndeki öyküler gülümsetmiyor, hep hüzünlendiriyor, hep göz yaşı var içlerinde…Semih Gümüş, kitabın tanıtım yazısını yazmış, şöyle demiş kitap için: “Çiyil Kurtuluş’un öyküleri tek sözcüğü atlanmadan okunmalı. Çünkü aldatılabilir. Yalın bir dille, karşılıklı konuşmalardan epeyce yararlanarak yazılmış bu öyküler, sıklıkla okuduğumuz ve bildiğimizi düşündüğümüz yaşantılardan seçilmiş hikayeler anlatmıyor. Mayalanmış, doğru zamanı beklemiş, olgunlaşmış öyküleriyle yazar; bizi farklı bir yolculuğa çıkarıyor.

Devamını Oku

Uzayan günlere yeni kitaplar…

12 Mart 2017

Seni iki mavi arasında sevdimGüzel bir aşk hikayesi okumanın ne zararı olur ki! Aksine bizi yeniler, bize hayatın nasıl bir şey olduğunu bir kere daha hatırlatır. Ahmet Batman’ın Gökyüzüne Not’unun tanıtım bülteninden bile romanın dilinin şairaneliği hakkında bilgi sahibi olabiliyor insan:“Ne balığın yeri akvaryum ne kuşun yeri kafes... Herkesin bir vatanı var benimki sensin... Küçük bir mucize istiyorum. Senin yanımda olduğun ve benim sadece sana ait olduğum bir mucize. İkimiz için yazılmış ama ikimizin de okumadığı bir kitap, bize birbirimizi anlatan ama dinlemeye korktuğumuz bir şarkı ve hiç bakmadığımız ama içinde sadece ikimizin olduğu bir fotoğraf olsun istiyorum. Senin hikâyende kendime bir yer arıyorum. Belki de ikimiz için yeni bir hikâye yazmak istiyorum. Mutlu olsam da olmasam da bu benim hikâyem demek istiyorum. (Destek Yayınları, 213 syf, 15 TL)Rüyalar ve hayaller...“Rüya ve Hayal Günlüğü“, Figen Midilli’nin kitabı. Ama kitabı o yazmadı, siz yazacasınız. Kitabın sayfa sayısı dahi yok. Her şey size ait, sizin kaleminizden çıkmış olacak. Onu bitirmek istemezseniz, ona yeni sayfalar da ekleyebilirsiniz. Hazır iyi şeylerden söz ederken, hayallere, rüyalara değinmeden olur mu? Onlar olmasa yaşayabilir miyiz? Onları hayra yormadan, güvendiğimiz birine anlatmadan geçer mi ömür?İşte bu kitap- defter de tam bu işe yarıyor. İçini günlük tutar gibi siz dolduracak, zihninizin ve kalbinizin becerisine şaşıracaksınız. (Doğan Novus, 29.90TL)Okul koridorlarından hayata…“Veysel’le birlikte sekiz öğrencinin, lisenin havalı montlarından alamamasının tek nedeni, alfabetik sıralamadır. Onlar, okulun Montsuzlar’ıdır artık. İyi de, A’yı en başa koyup B’yi, C’yi peşine takmak ve en sona da Z’yi yerleştirmek kimin fikridir? Veysel, uğradığı haksızlığa karşı mücadeleye girişecek, imzasız bir bildiri de kartopu etkisi yaratacaktır. Artık herkes, öğretmenler de dahil, ezber uygulamaları sorgulamaktadır. Art arda yükselen sorular, yeni düşüncelerin önünü açacak mıdır?..”Gençlik romanları kadar güzel bir şey var mıdır insanı hayata hazırlayan? Üstelik de onu bir öğretmen yazmışsa… Ömer Açık ’ın son romanı Montsuzlar, Veysel ve arkadaşlarının hikayesi ile şekillenmiş, özellikle ergenlere çok hitap ediyor. (Günışığı Kitaplığı, 216 syf, 15 TL)

Devamını Oku

Baharın ayak sesleri…

5 Mart 2017

İnsanlarla robotlar arasındaYapay zeka ile yönetilen robotlar, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en güçlü rakip… John Markoff, insanlarla robotları bir noktada birleştirmek ve onlar için ortak bir zemin bulmak adına bir çalışma yapmış. Yaptığı gözlem ve araştırmalar, Sevgi Dolu Makineler başlığı altında “ İstanbul Gedik Üniversitesi Yayınları” ndan çıktı. Çevirisini Taner Gezer’in yaptığı kitap, bu alanla ilgilenenler için çok güzel bir başlangıç… (İstanbul Gedik Üniversitesi Yayınları, 329 syf)Havaalanı yazılarıYol hikayelerini sever misiniz? Ya da kendi yol hikayelerinizi yazmak ister misiniz? Gündüz Vassaf, böyle yapmış, Yol Arkadaşım adlı kitabında. Bize gitmediğimiz diyarları, duymadığımız masalları anlatıyor, heyecan verici yol öyküleriyle sarıp sarmalıyor. Kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği yazılarında bizleri de peşinden sürüklüyor. Onunla aynı gün içerisinde farklı ülkelerin farklı havaalanlarında buluyoruz kendimizi. (Karakarga Yayınları, 203 syf, 20TL)Masallar gerçek olursa...Kayıp arkadaşın peşinde...Çok hoş bir roman Gökyüzünün Rengi. Amıta Trası'nin kalemiyle hayat bulan Mukta’nın ve Tara’nın hikayesi bu roman. Hindistan’ın toplum düzeni içinde yollarını bulmaya çalışan iki kız arkadaşın inanılmaz öyküsü…"Hindistan 1986: Annesi, 10 yaşındaki Mukta’yı kötü kaderinden korumak için Bombay’daki bir ailenin yanına evlatlık olarak verir. Evin kızı, sekiz yaşındaki "erkek Fatma” Tara ile kısa zamanda kardeş gibi olurlar. Tara ona yepyeni bir dünyanın kapılarını açar. Dondurma, tatlılar, şiirler, hikayeler ve daha önce hiç görmediği kadar sıcak bir arkadaşlık. Ancak 1993 yılında bir gece Mukta, Tara’nın odasından kaçırılır."Hindistan’da başlayıp Los Angeles’a uzanan bu hikayede iki arkadaş birbirlerini bulabilecek midir? Çok güzel bir dille yazılmış ve Begüm Kovulmaz’ın güzel Türkçesiyle dilimize kazandırılmış bu roman, teknolojiyle yüz yüze kalan bugünün gençlerine, hayatın satır aralarına sıkışmış insani değerleri yeniden hatırlatacak. (Destek Edebiyat, 390 syf, 25TL)

Devamını Oku

Kitaplara sığınmamız lazım...

18 Şubat 2017

Bu hafta biraz bize, biraz çocuklara, biraz da gençlere önerilerim var. Gündemin yoğunluğundan kitaplara sığınmamız şart...Çocukta esneklik ve toparlanabilme becerisi…Dr. Şirin Seçkin ve Dr. Alper Hasanoğlu’nun kaleme aldıkları “Çocukta Rezilyans” adlı kitap çok kolay okunan, nefis bir yardımcı kitap anne babalar için…"Rezilyans, olumsuzluklara karşı hazırlıklı olma, stres ve travmayla başa çıkabilme, zor koşullara uyum sağlama, yıkıcı deneyimlerden bir şeyler öğrenerek onlarla başa çıkma ve gelişme kapasitesi" demekmiş.Böyle açıklıyor kitap, başlığında saklı olanı. Bu beceriyi geliştirebilen çocukların, ömür boyu mutlu, girişimci, kendiyle barışık ve başarılarından haz alan bireyler olabildiği yazıyor.Çocuk yetiştirmek başlı başına bir sanat. Hele bugünkü zor, karmaşık ve bir o kadar da tehlikelerle dolu dünyada!Üç büyüklerin takımın taraftar çocuklarına…"Geride oğlum vardı nasılsa. Şu Fenerliler, "Herkes Fenerbahçeli doğar, sonra diğer takımlara geçerler" demezler miydi?... İşte kızım o evrimi yapamamış ve Fener'de kalmıştı. Ama inanıyordum ki benim aslan oğlum, aslan gibi Galatasaraylı olacaktı ve bu zavallı ba-basının yüzünü kara çıkarmayacaktı. Fethedilmeyen tek kalem, son umudum Güçlü' ydü artık...Ağız dolusu gülmeli çocuklar! Aynı noktada buluştukları Büyükler kadar...”Böyle diyor Canan Tan, kitabın önsözünde. Bir Fenerbahçelinin, millî maç söz konusu olduğunda, bir Galatasaraylıya dönüşebilmesi... Kitap, keyifli zaman geçirmek isteyenler için. Canan Tan, şahane kitaplar yazmış ama çocuklar için…Büyümek zormuş meğer…Gençlik kitapları yazmak kolay değildir. Onların hayatlarına dokunabilmek için yaşadıklarınızı unutmamak, gençleri çok iyi gözlemlemek hatta bazen uzmanlarla görüşmek gerekir. Tecrübeler yetmez onları iyi ifade edebilmek için. Çiğdem Sezer, Hayat Pastanesi adlı kitabını, editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar dizisinin 20'inci kitabı olarak kaleme aldı.Genç olmanın zorluklarının, hayata atılma korku ve heyecanlarının, meslek seçimi konusunda gençlerin içine düştüğü zorlukların yine gençlerin dilinden anlatıldığı, çok keyifli bir kitap. Üniversite sınavına hazırlanan Ozan’ın yaşadıklarıyla gençleri daha iyi anlayacaksınız.

Devamını Oku