Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Yazmak güzel şey…

12 Şubat 2017

Lider yöneticilerin el kitabı“Dr. Ebru Nurluoğlu, bu kitapta şirket iletişimine farklı bir perspektiften yaklaşarak iyi iletişim kurmayı, hem patronun, hem yöneticinin, hem de çalışanın birinci sorumluluğu olarak vurgulamaktadır. İçerdiği pratik önerilerle, yöneticilerin çalışanlarıyla birlikte iletişimsel verimlilik uygulamalarını tüm şirkete yaymaları için bir fırsat sunmaktadır.”Vaha adlı kitapta, iş hayatında iyi bir iletişim becerisine sahip olmanın nemini çok iyi bilen Dr. Ebru Nurluoğlu, hayata dair çok önemli ayrıntıları anlatmayı ve bunu da yaşanmışlıklara dayalı olarak kaleme almayı seçmiş. İyi bir yöneticinin liderlik vasıflarını nasıl kendisinde toplaması gerektiğini, her yöneticinin lider olamayacağını ve lider olmanın farklı özelliklere sahip olmayı da beraberinde getirdiğini, örneklerle anlatmış. (Eksik Parça Yay , 319 syf, 24 TL)Geçen yüzyılın trajikomik dramasıTomislav Osmanli, Makendonyalı bir yazar. Savaşın yüzünü en acımasız biçimde gösterdiği Balkanlar’da yaşayan biri olarak hayatı sayfalara taşıyor... Köşenin Arkasında adlı eserini şöyle tanıtmış:“Köşenin Arkasında bir bakıma benim ‘Yirmi Birinci’ başlıklı bir önceki romanımın birinci bölümüdür. Dolayısıyla onun ikinci başlığı ‘Yirminci’nin sonunda’ da olabilir.Yani bu kitap bir öncekinin devamı niteliğinde.” Yazarın ilk kitabını okumanızı öneriyorum. (Bibliyon Yayınları, 381 syf, 24 TL)Masallar gerçek olursa...Erhan Altunayın Masalcı adlı romanı, hayalle gerçeğin iç içe geçtiği oldukça farklı bir roman. Çok da keyifli. Üstelik bir İstanbul romanı. Zaten işin içinde İstanbul varsa her yazı, her ürün keyiflidir. En azından edebiyatı sevenler için. Çünkü edebiyat, tarihini sevenler için biraz da İstanbul demek… Erhan Altunay, Paganizim ve ezoterik öğretiler konusunda uzman. Romanda, çok hoş ve bilinmeyen ayrıntılar, efsanevi bir hava var. Masal gibi başlayan ama gerçek hayata da doğrudan dokunan bu romanda kahramanların geçmişe mi yoksa bugüne mi ait olduğunuz zaman zaman zaman yeniden düşünmek zorunda kalıyorsunuz romanı okurken. Kutsal emanetlerin peşine düşmüş bir grup şövalye, düne mi yoksa bugüne mi ait, karar veremiyorsunuz. Mutlaka okuyun derim. (Destek Edebiyat, 390 syf, 25TL)

Devamını Oku

Tatil biterken…

5 Şubat 2017

Yarın okular açılıyor, şimdi biz büyükler hayatımızı daha kaliteli hale getirmek için kitaplara dönebiliriz...Büyük dertler dilsizdir…Sinan Akyüz’e en çok Aşk Başa Evde’de hayran olmuştum. İyi ki fotoğrafçılığı bırakmış ve yazarlığa devam etmiş diye düşünmüştüm. Son kitabı Yağmurun Gelini’ nde de aynı şeyi düşündüm.Bazı insanlar, sadece yazmalı… Çünkü onların yaptıkları hiçbir zaman sadece yazmak olmuyor yazdıkları zaman… Hayata dair ne varsa imbikten geçirmişçesine seçip koyuyorlar önümüze. Bize de okuyup hayatla ilgili çıkarımlarda bulunmak, bulduklarımızı hayatımızla özdeşleştirmek ya da ikisinin farklı yönlerini keşfetmek kalıyor. Bu defa, Delal ve Şiyar’ın hikayesini anlatmış yazar… Gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak yazılan romanın konusu hakkında ipucu vermeyeceğim. Sadece, gelinin ata binip ya kısmet, dediği andan itibaren yaşayabilecekleri üzerine nefis bir kitap diyeceğim size… Mutlaka okuyun.Bayrampaşa’dan Berlin’e...Kadınlar, aşk romanlarının her zaman baş kahramanı olmuşlardır. Neredeyse tamamında önce kadının hayatı, duyguları, yaşadıklarıyla başlar roman. Bu romanı da yazan kişi de aşk romanlarının baş kahramanları gibi bir kadın. Henüz yirmili yaşlarının başında… Pinkfreud takma adıyla yazıyor kitaplarını ve adının bilinmesini istemiyor. İşin ilginç yanı, bu gizeme okurken gönüllü olarak dahil oluyor ve bir yandan da bu kadar net ve zamanı yakalamış romanları kim yazıyor acaba diye düşünüyor insan.Türk Kızının 50 Tonu, oldukça değişik bir kitap. Birbiriyle yan yana bile gelemeyecek iki kişinin, Pelin’le Ali’nin hikayesini anlatıyor.Bir aşk, nasıl olur da insanın kendi kendini cezalandırma şekli olur, okuyun, karar verin.Müzik ve sözler…Hepimizin, her yaşına hitap eden, ezelden ebede kadar aşkı anlatacak olan bir isim…Şahane yazıyor, nefis besteliyor… Onda, kimsede olmayan başka bir tat var. Bir aşina hal, tanıdık bir heyecan, katlanması insana tuhaf bir keyif veren bir hüzün… Yaşımız ilerledikçe daha da anlam kazanıyor yazdığı şarkılar. Hepsi birer şiir niteliğinde çünkü. Şarkıların hikayesi var, bizim hayatlarımızdan alınan.Eksik Şiir, aşk ve sevgi, tutkularımız, vazgeçişlerimiz ve hep yeniden umutlanışımız üzerine bir kitap. İnsan olmakla ne kadar kırılgan olduğumuzu, ama her şeye rağmen yaralarımızı sarıp ayakta durabilecek güce sahip olduğumuzu kanıtlıyor. Bu nasıl bir yürek, nasıl bir akıl, nasıl bir kadın, bir kere daha düşünüp, bir kere daha hayran kalacak, anılarınıza yolculuk yapacaksınız kitabı okurken…

Devamını Oku

Kış kitapları

28 Ocak 2017

Kış bitmek, gitmek bilmiyor. İşte bu soğuk ve karanlık günlerinde bize serin bir nefes aldıracak en güzel kitaplar...Düşüncelerimi sevin...Aşkım Kapışmak romanları, hayata farklı pencereden bakmayı seçenler için iyi bir tecrübedir. Kimsenin görmediklerini gören, herkesin gördüklerine farklı bir gözle bakmayı bilen bir kalem o.Son romanı Üzümlü Kek’te Enes adındaki bir gençten söz ediyor. Enes, otizmli Tek derdi üzümlü kek yapmak, konuşamıyor...“Bir kez olsun Enes’in gözlerinden bakmalısınız dünyaya…Mutluluğu, sevgiyi, acısıyla tatlısıyla yaşamı, güneşin sıcağını, yağmurun serinliğini, karın beyazını bir de onun hikayesini dinledikten sonra kucaklamalısınız, çünkü yaşam çok kısa. Enes’in sözlerine kulak verdikten sonra aşkın her rengini tatmak, yaşamı dolu dolu içinize çekmek isteyecek ve sahip olduklarınıza şükredeceksiniz.”İnsanların bazen, yaşamlarını nasıl seçemediğini, düşüneceksiniz...Bu, arkadaşımın hikayesiSalih Bozok… Mustafa Kemal’i henüz sadece Mustafa iken, altı yaşında tanımış, can arkadaşı… Onun hayat yolculuğuna birebir şahit olmuş, onun mücadelesini yakından gözlemlemiş, onunla ağlamış, onunla gülmüştü. Mustafa Kemal’in yaşadıkları Salih Bozok’un ağzından ve Sevgili Zülfü Livaneli’nin kaleminden çıkıp bizlerle buluştu kitap raflarında…İçinde şahane anılar, Atatürk’le ilgili hiç bilmediğimiz ayrıntılar var. Bozok’un oğluna bir mektup olarak yazdığı notlarından oluşan bu yaşanmışlıklar, nasıl müstesna bir lidere sahip olduğumuzun, anlatıldığı, nefis bir başucu kitabı olmuş. Okullarda küçük canlandırmalara olarak yaşatılabileceğimiz, her gün bir bölümünü çocuklarımıza okutup düşünmelerini sağlayabileceğimiz bir kitap Arkadaşıma Veda…Her zamanki gibi, eline sağlık Livaneli!İyilik roman haline gelirse...“Teo, her sabah, ‘Bugün terk edeceğim bu kasabayı‘ diye uyanırdı. Ama akşama kalmadan buyruklar, sorumluluklar altında ezilip beyninin en kör noktasına gerilerdi, kaçıp gitme hayalleri. Bir gün yaptığı küçücük bir iyilik, sıra dışı bir tohum ekti zihnine. Riskleri, deliliği, imkansızlığı göze alan, gözü kara bir umudun esiri oldu. Ve iyilik, aç bir tanrı gibi çöreklendi tüm kasabanın üzerine…“İdil Hazan Kohen’in “İyilik” adlı kitabı, sadece ve sadece iyilik kavramını anlatıyor. Bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini, insanın bilinmeyen yollardan, bilinmez güzelliklere nasıl çıkabileceğini anlatan, mucizevi bir roman…İyiliğe ve güzelliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, bize bir kere daha bu konular üzerinde düşündürdüğü için yazara en içten teşekkürlerimle…

Devamını Oku

Sömestr kitapları

21 Ocak 2017

Okullar kapandı. Tatil başladı. Bu sebeple sizlere kendinizi yenilemeye ve geliştirmeye yönelik kitaplar seçtim...Güne bir saat daha ekleyin Pegasus Yayınları, 169 syf, 29.5 TL"Bu kitabın size her gün bir saat kazandıracağına o kadar eminim ki bunu garanti ediyorum. Kitabı okuduysanız, fikirleri uyguladıysanız ve yine de bir şekilde bu hayati önemdeki saati kazanamadıysanız size paranızı bizzat geri vereceğim."Michael Heppell, son kitabı Her Gün Bir Saat Nasıl Kazanılır' da kitabın sonunda, okurlar tarafından bu bir saatin kazanılmasının garanti olduğunu işte böyle savunuyor onlara.Önemli olan işi yapmaya gerçekten niyetli olmak elbette. Ama bu yetmiyor, işi yapmak, onu verimli kılmak için de zaman lazım, üstelik yeterli bir zaman. Peki nasıl elde var bir saat olacak?Evde mi çalışıyorsunuz, iş yerinde mi? İş sizin mi, patronunuz mu var?İşte tüm bu soruların cevaplarını uygulamalı bir biçimde bulacağınız, eğlenceli, enteresan bir kitap…Görünene değil öze bakın... Mona Yayınları, 278 syf, 19.TLPsikolog Aysun Bal neye dikkat etmiş biliyor musunuz? mutsuz tarafımıza:"Sokakta yürürken gözüme en çok takılan şey, parıltısız ve donuk gözbebekleri… Nerede bu insanların yaşam enerjileri? Onların gözlerinin içine bakın. Ne kadar derin? Bir anlam yüklemeye çalışmadan, poz kesmeden ne kadar çıplak bakabiliyor? İnsanların kahkahalarını dinleyin… Ne kadar hayat var tınısında? Ne kadarı kibir, ne kadarı tahrik içeriyor bu kahkahaların? Görünene takılmayın, öze odaklanın. Maskeye kanmayın, aslını görmeye çalışın. Kandırıldım demeyin, canım kanmak istedi deyin ve sorumluluk alın. Bu hayat sizin.”Böyle diyerek Egonu Bırak da Gel adlı kitabında özellikle bir yer var ki beni can evimden vurdu: "Karar alınmaz. Sorgulayan beyinlere karar kendi gelir!" Mutlaka okuyun.Aşktan söz etmeden olmaz… İletişim Yayınları, 299 syf, 29TLAşkın her türlü tarifinin içinde olduğu bir roman… Bir Doğu masalını andıran, içinde mistik, tasavvufi, gerçek ve mecazi ve ne varsa barındıran, sizi aşk üzerine bir kere daha düşündürüp düşlerinizde tadına doyulmaz bir yolculuğa çıkaran bu roman, son günlerin gerçekçiliğine meydan okuyor. Kim olduğumuzu, yeniden düşündürüyor. Kitabın arka kapağındaki şu paragrafı önce benden okuyun: "İsterseniz Selçuki, Farsi, Rumi; isterseniz Ermeni, Sami, İbrani topraklardan hatta hakikatin bağrından kopup gelen, sevdiği kadını arayan bir âşık deyin; isterseniz alın elinize kalbimi, işitin sizin için atan nağmeleri. Ben ki nurunu Allah’tan, sabrını imandan almışım; ömrümü “hâl ve kâl” arasında geçirmişim, nice pir, rind, kalender tanımışım, yolları seccadem bilmişim de gelip size “câmı ceminizden mey verin bana,” demişim.”

Devamını Oku

İkinci Yeni’nin büyük kalemi Cemal Süreya

15 Ocak 2017

1931 yılında Erzincan'da doğan Cemal Süreya edebiyatta 1. Yeni’ye, bir başka deyişle ‘Garip Akımı’na şiddetle karşı çıkan İkinci Yeni hareketinde şair olarak adını duyurmuş. İkinci Yeni sanatçıları; aklın mantıksal işleyişine sırt çevirdiler, gerçeküstücülüğü daha bilinçli benimsediler, anlama değil imgeye kapılarını sonuna kadar açtılar, konuşma diline uzak kaldılar, edebi sanatlara özgürlük tanıdılar, 1. Yeni'nin tam tersi noktadan yola çıkarak halk kültüründen tamamen uzaklaştılar, anlamı karartan ve gizleyen bir tavır takındılar. Sözcüklerin çağrışımlarla derinleşen ve çoğalan değerine önem verdiler, folklorik malzemenin şairin kişiliğini ezeceğini savunduklarından "Folklor şiire düşman" sloganını geliştirdiler, kentli küçük insan tipinin çizilmesine ve bu tipin "Süleyman Efendi" tiplemesinde olduğu gibi idolleştirilmesine son verdiler, duyguya ve çağrışıma dayanarak şiirin içsel zenginliğini daima yeni yorumlara açık bıraktılar, Garip şiiri yoksul çoğunluğun yaşama koşullarını ve zevk anlayışını dikkate alırken, 2. Yeniciler, daha çok aydın kesimin ve elit tabakanın zevkine hitap ettiler, şiiri diğer sanatlarla yakın ilişkiye soktular, şiiri aklın, ahlaki endişelerin, yasaların ve alışılmış her türlü baskıcı düzeneklerin dışına çıkarmak istediler, biçimin içerikten önce geldiğini savundular ve siyasetin dışında kaldılar.Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, kimseye benzemeyen, okuru saatlerce hatta günlerce düşündürebilen imgeleriyle dolu şiirleriyle bir döneme damgasını vurdu. Şiir dilinin üstü bu kadar örtülmüşken Cemal Süreya, kendi imgeleriyle şiire yeni bir yön verdi. Adeta kendine özgü bir şiir dili yarattı. Onun şiirleri, altında adı yazamasa da okunduğunda anlaşılır oldu. Anlaşılır olması da şairinin üslubundaydı yoksa anlam tamamen kapalıydı: Biliyorum Sana Giden Yolar Kapalı şiirini okuyup yorumlamaya kalktığınızda yapacağınız yorumun tamamen size ait olacağını, şairin düşündükleriyle ya da hissettikleriyle çok da örtüşmeyeceğini göreceksiniz ve şaşıracaksınız. Bu şaşkınlık ve alışılmamışlık, ikinci Yeni’nin ve Cemal Süreya’nın en önemli özelliğiydi...Sana Giden Yollar Kapalı...Biliyorum sana giden yollar kapalıÜstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beniNe kadar yakından ve arada uçurum;İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibiUyandım uyandım, hep seni düşündümYalnız seni, yalnız senin gözleriniSen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımımBen artık adam olmam bu derde düşeliŞimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan orayaYoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan kiAnımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimiVe içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeğiKaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sankiTek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyorNasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğiniÇocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiriRastlaşmamak için elimden geleni yaparımBu böyle pek de kolay değil gerçi…Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;Bunun verdiği mutluluk da az değil kiÇıkar giderim bu kentten daha olmazsa,Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belkiİnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubuYalvarırım onu okuma çarşamba günleriNeden bu şiiri okumanın yasak olacağı gün çarşambadır ya da neden kenarı kesilmiş ekmeğe dayanamamaktadır şair, bilemezsiniz. Bu ayrıntılar, Cemal Süreya’da saklı kalmıştır. “Aşk” başlıklı şiirindeyse aşkı, aşık olmayı kendince başka türlü anlatmaya çalışmış şair, ne olursa olsun sonunda bir iyiliğin, bir güzelliğin saklı olduğuna inanarak yazmış aşkın şiirini:Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. GitGözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsinOysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştıkSevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydıBir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştüBir sevişmek gelmiş bir daha gitmemiştiYoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuzSanki hiç olmamıştıDaha lise yıllarında edebiyat dünyasının içine giren, her şeye rağmen eski şiirle bağını sesle değil imgeyle kurar. Kendi şiirini, benim şiirim erotik bir şiirdir, diye tanımlar şair.“Beni Öp Sonra Doğur Beni“ başlıklı şiirinde sevgiliye seslenişi, ondan beklentileri bambaşkadır:Beni Öp Sonra Doğur BeniŞimdi, utançtır tanelenensarışın çocukların başaklarında. Ovadan...Şiir dilinin üstü bu kadar örtülmüşken Cemal Süreya, kendi imgeleriye şiire yeni bir yön verdi. Adeta kendine özgü bir şiir dili yarattı. Onun şiirleri, altında adı yazamasa da okunduğunda anlaşılır oldu. Anlaşılır olması da şairinin üslubundaydı yoksa anlam tamamen kapalıydı.Annem çok küçükken öldübeni öp, sonra doğur beni. Sevgi ve saygıyla anıyoruz büyük şairi… Eserlerini, Yapı Kredi Kültür Yayınları’ndan alıp okuyabilirsiniz. Şiirin tadına varacak, şiiri iliklerinizde hissedeceksiniz.

Devamını Oku

Yepyeni Kitaplar…

7 Ocak 2017

Şahane kitaplar çıktı. Gerçi kitapçıların çok satanlar ve yeni çıkanları, farklı farklı olsa da bu kitaplar ailelerin ve eğitimcilerin dikkatini çekecek türden.Dünyayı değiştirecek gençler yetiştirmek…"Onlar, dünyayı değiştirecek gençler! Yenilikçi, fark yaratan, girişimci, açık fikirli ve yaratıcılar… Problem çözmeyi seven, bunu bir oyun gibi gören, mizahtan vazgeçmeyen, yaşayarak öğrenmeyi seven, doğrudan ve hızlı bir eylemsellik içinde yaşayan ve amacının peşinden tutkuyla gidebilen bir yapıları var. Y Kuşağı üyeleri olarak anılan bu yenilikçi gençler, tam da yukarıda saydığımız nedenlerle dünyayı değiştirecek potansiyele sahipler. Peki anne babaların, öğretmenlerin, iş dünyasındaki yöneticilerin ve bütün toplumun kimi zaman endişelendiği kimi zaman ise umutlandığı bu gençlerin farkı ne? Onların yenilikçi yanları nelerden güç alıyor?Martha yaşamalı mı, ölmeli mi?"Kimin suçlu olduğuna karar vermek elinizde olsaydı... Peki elinizdeki televizyon kumandasından suçlunun cezasının ne olacağına karar verebiliyor olsaydınız… Ölüm Adalettir, programına hoş geldiniz. Programda seyirci hakim koltuğunda ve suçlunun kaderine karar veriyor. Suçlu, 16 yaşındaki Martha ve bir hayırseverin cesedi başında elinde bir silahla bulunuyor. Halk, Martha bu cinayeti işledi mi işlemedi mi karar vermek zorunda. Martha, suçu kabul ediyor. Ama gerçekten tetiği o mu çekti? Yoksa gerçek bazen sadece televizyonda gördüklerimizden ibaret değil mi? Siz ne dersiniz? Böye bir karar vermek zorunda kalsanız, hangi ipuçlarından yola çıkarsınız?Gerçekler bir gün ortaya çıkar…"Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır." Kitabın sloganı bu. Hangi gerçekler, diye sorarak alıyor insan kitabı. Bir de French Oje’nin bugüne kadar yazdığı eğlenceli, hiçbir yazarın üslubuna benzemeyen kitapları da düşünüldüğünde Mükemmel Bir Son'u okumaya başlıyorsunuz hemen. "Genç ve başarılı bir tasarımcı olan Müge, bir ilişkinin çıkmaz sokağında buluyor kendisini. Bir türlü kopamadığı Volkan’dan uzaklaşıp gerçek aşkı bulma yolculuğuna çıkmak için cesur bir adım atıyor. Tek bir dileği var Müge’nin evrene yolladığı: "Sadece evlenme teklifi alsam, evlenmesem bile okey’ im. Yani sadece bir an olsun böylesine, ömürlük istendiğimi bileyim, yeter."Bir ömürlük istendiğini bilmek isteyenlerin çıktığı yolculuğa çıkmak istiyorsanız, bu kitabı bir solukta okuyacaksınız.

Devamını Oku

Bugün, yeni yılın ilk günü…

31 Aralık 2016

Yeni kitaplar alın, ünlenen yazarlarla, şairlerle tanışın. 2017’de kendinize kitaplarla iyilik yapın...Küçük İskender’in dünyası - Can Yayınları, 248 syf, 18 TLFarklı alanlarda eserleri var Küçük İskender'in. Ama bu, en farklısı... Kısa, küçük ama bir o kadar sert, net, sahi denemeler yazmış bu defa. "Her Şey Ayrı Yazılır" adlı denemeler kitabında bambaşka gerçeklere dikkat çekerek okuyucuyu hayat üzerinde kendine has üslubuyla düşündürmüş. Bazı küçük, basit kuralların yaşamımızı nasıl şekillendirdiğinden, aşkan hayattaki kavgalara kadar hemen her konuya kendince bir üslupla dokunmuş İskender. İnanın, bu kitabı okumak çok ama çok zevkli...Endişesiz, ilaçsız… - Doğan Novus 170 syf, 19 TLHiçbir şeyi kafanıza takmadan, hastalanmadan, ilaç almadan yaşamak ister misiniz? Hayat bayram olsa, türünden bir dilek gibi değil mi bu soru… Ama bunu yapabileceğinizi iddia edenler, hatta bunun kitabını yazanlar var, Doç. Dr. Şafak Nakajima gibi…"Endişe-siz İlaç-sız”, endişe ve ilacın hayatta kapladığı yeri ve bunlar olmadan yaşamanın yollarını anlatıyor bize. Stresin ne olduğu, doğru kararların nasıl alınacağı gibi bize yepyeni bakış açıları sunan, yepyeni bir kitap. Yeni yıla yakışır nitelikte.Daha zengin, daha mutlu… - Joy Yayınları, 204 syf, 24 TLDoç. Dr. Nuri Haksever’in hayatı daha anlamlı ve daha yaşanır bir hale getirmenin tavsiyelerini verdiği kitap yeni yıla çok iyi bir başlangıç olabilir. Hayatta karşımıza çıkan engellerin, hayatımızı şekillendirmede nasıl işe yarar tecrübeler haline geldiğinden, kaybetmekten korkmanın insanı nasıl her zaman bir adım geride bıraktığından, kuantum fiziğinden ve daha birçok üzerinde düşünmeye değer konurdan söz eden kitap, soru- cevap şeklinde tasarlanmış. Soruları siz soruyorsunuz,; hoca, sizin için cevaplıyor hissiyle okutuyor kendini.

Devamını Oku

Yıl biterken kitaplar…

24 Aralık 2016

Bu hafta koca bir yılın sonunda biriken satırlar, seçilen ve sevilen yazarlar, kitaplığımıza eklenen kitaplar bizi ne kadar zenginleştirdi, bize neler hissettirdi, düşünmenizi istiyorum...İnsan gibi insan olmak… Everest Yay, 248 syf, 18 TLHasan Ali Toptaş, "Kuşlar Yasına Gider" romanında, Aziz adlı bir kahramanı anlatıyor. Aziz, kitaptaki olayları anlatan kişinin babası. Uzun yollarda tır şoförlüğü yapıyor. Aziz’le ilgili ayrıntıları okurken insanlarla ilgili insan olmakla ilgili ayrıntılara geliyorsunuz. Baba olmak, insan olmak, adam olmakla ilgili çizgiler belirliyorsunuz. Hayatın insana neler getireceğini ya da ondan neleri götürme ihtimalinin olduğunu görüyorsunuz.Bir insan başına ne gelirse gelsin, ne yaşarsa yaşasın olgunluğunu koruyabiliyorsa hayattan beklentileri de azalıyor. Kitabı okurken bunu görüyorsunuz. Hiçbir şeyi içine çok sözcüğünü koymadan yaşamak, anlamak ve sevmenin ne demek olduğunu görüyorsunuz. Büyük coşkulara, korkulara, taleplere, kocaman sevgilere yer vermeden insanca yaşamanın formülü verilmiş adeta Aziz karakterinde.Biraz ermiş, biraz hayatın sırrına vakıf, çokça anlayışlı, ”baba” olmanın neredeyse tüm inceliklerine ve farkındalıklarına sahip bu adamın hikayesini okurken türkü tadında bir ifade yakalayacaksınız.İşe yaramayan zemberek... Remzi Kitabevi 159 syf, 15 TLNe yaşadığımıza bakarız zamanın içinde... Bizi neler, kimler meşgul ediyor, bunların içinde sevdiklerimiz var mı, örnek aldıklarımız, merak ettiklerimiz? Yoksa hepsi bizim için sadece birer geçici heves, birkaç günlük meraklar mı? Gereksiz ne kadar çok şey oluyor, gereksiz olan ne kadar çok insanla, durumla kafamızı meşgul ediyoruz. Banu Avar, “ Zemberek” adını verdiği kitabında bizi saate, tahammül gücümüzü de saatin zembereğine benzetmiş. Bir zaman gelip de fazla gerilmekten yayından boşalıp kurtulan, serbest kalan ama sonrasında artık hiçbir işe yaramayan zembereğe... Bazı insanların toplum önünde olmaları, topluma örnek olma çabalarıyla ön plandalar. Gerçekten öyle insanlar mıdırlar yoksa ünlü ve önde oluşun zorunluluğu mudur bu? Bunun kararını vermek için bu kitabı okumakta fayda var. İnsanlar, duruşlar ve hayat görüşleri üzerinde bizi ciddi ciddi düşündürecek bir kitap…Biz O Zamanlar Baaçede Oynardık Doğan Kitap, 200 syf, 17 TL"Biz yedikçe daha çok mu meyve verirdi ne? Ağacın tüm meyvelerine, yerdeki çekirdek kabuğuna hücum etmiş karınca sürüsü gibi dalarak yiyip bitirirsek de, ertesi gün en az bir önceki gün yediğimiz kadarını yere dökülmüş, bir o kadarını da dallarında yenmeyi bekler bulurduk. Tüm mahalle dut ağacının etrafında buluşur, sanki bereketi kutlama töreni yapardık. Birileri dallarına tırmanıp çekiştirip sallarken, diğerleri de altına gerilmiş çarşaftakileri bir yandan ağzına atar, bir yandan da uzatılan torbalara dağıtırdı. Dut severdim sevmesine de hele o mahallenin gözbebeği, onlarca beyazın arasındaki tek karadut yok mu, işte ona gerçekten bayılırdım. Dallarının arasına tırmanmışken, sadece üstüm başım değil yüzüm gözüm bile dut lekesi olur, ağzıma attığım o karadutun, hafif ekşimsi, buruk, bol şekerli tadıyla kendimden geçerdim. Üstüm lekelenmiş mi, ağaçta mahsur mu kalmışım, annem leke içindeki üst başı görünce kızacak mı, umurumda olmazdı.”Ne güzel cümleler değil mi? Özellikle otuzlu yaşlarını bitirmek üzere olanlara, bu satırlar çok tanıdık gelmiştir. Bahçede oynamanın tadını bilenlere…Biz O Zamanlar Baaçede Oynardık kitabının 10'uncu baskısını yapıyor Ayçe Ayyıldız. Kitapta, 1970’li yıllardaki çocukluğunu, yaşadıklarını, ailesini, kendi anılarını aktarırken bir yandan da, bir çocuğun gözüyle Türk toplumunun o dönemki aile yapısı, gelenek, görenek ve yaşam tarzını ortaya koyuyor. O yıllarda çocuk, genç, anne baba olan herkesin kendi anılarıyla karşılaşacağı bir kitap.

Devamını Oku