CHP'yi kurtarmak

27 Mayıs 2004

Milletvekilleri Deniz Baykal'a genel başkanlıktan ayrılmasını önerdiler. Eğer Baykal bu öneriyi kabul eder ve ayrılırsa yerine CHP Genel Başkanlığı'na aday olacak kişi sayısı kaçtır? İçinden genel başkanlık geçiren ama bunu söylemeyen CHP'li sayısı kaçtır?Eğer Baykal CHP Genel Başkanlığı' ndan ayrılırsa bu partide yeni bir büyük kavganın başlayacağından emin olabiliriz. Kavga gürültü arasında yeni bir genel başkan seçilecek, aday olup seçilmeyenler ya da aday bile olmayanlar geri çekilecek ve yeni genel başkana çelme takmaya ilk günden başlayacak... CHP'nin hikâyesi de böyle devam edecektir.CHP'liler isim ve genel başkanlık konuşmaya devam ediyorlar.Kıbrıs politikasındaki fiyaskoyu kimse konuşmuyor.Demokratik gelişmelerin öncülüğünün AKP'ye bırakılmasını kimse tartışmıyor.Yeni sosyal politikalar geliştirilmemiş olmasından kimse söz etmiyor.Parti örgütünün nasıl canlandırılacağı konusunda kimse öneri getirmiyor.Mucize olur...CHP'nin başarısızlığından elbette ki birinci olarak Genel Başkan sorumludur. Ama onun Genel Başkanlıktan ayrılmasını isteyenlerin de partinin geleceği ile ilgili somut önerileri olması gerekir.Hurşit Güneş'in sözcülüğünü yaptığı "Yeniden CHP Hareketi" temel tartışmalar açmak için çaba gösteriyor. CHP'nin sorununu da "fikirsizlik" olarak niteliyor.Bu fikirsizlik durumu CHP'yi bugünkü çöküş eşiğine getirmiştir.CHP uzun süredir Deniz Baykal'ın partisi olmuştur. Baykal'ın genel başkanlıktan ayrı kaldığı süre içinde de Baykal'in partisi olarak kalmıştır.Aynı şekilde DSP de Bülent Ecevit'in, Ecevitler'in partisidir.Bu iki parti de sosyal demokrat parti kimliklerini kaybetmiş ya da hiç edinememiş ve kişi partileri olarak ömürlerini tamamlama aşamasına gelmişlerdir.Sosyal demokrat olma çabasındaki üçüncü parti, SHP de yine genel başkanının adına, Murat Karayalçın'ın adına fazlasıyla bağlı bir partidir. SHP de sosyal demokrat politikalar üretmek için çalışmış ama önemli bir gelişme göstermemiştir.Sosyal demokrat kanatta yine genel başkanıyla birlikte varolan dördüncü parti, İsmail Cem'in Yeni Türkiye'sidir.Manzara bu kadar basittir. Dört sosyal demokrat parti vardır, dördü de genel başkanına ait "kişi partileridir".Manzara bu şekilde kaldıkça da herhangi birinin gelişmesi ve gerçek bir sosyal demokrat parti olarak yeniden halkla buluşması, olsa olsa mucize olur.

Devamını Oku

Bağdat - Saygon

25 Mayıs 2004

Fransızlar Vietnam'dan çıkalı 50 yıl oldu. Amerikalılar Vietnam'dan çıkalı da tam 30 yıl oldu.Amerika ve müttefiklerinin Irak işgali başladığında birçok "Amerika uzmanı" iki olayın birbirinden çok farklı olduğunu anlatmak için büyük çaba göstermişti.Irak işgalinin üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçti. Amerikalılar bir yandan yerel yönetime yetkileri bırakmak için planlar, programlar yapıyorlar. Diğer yandan da düğün bombalıyorlar.Fransızlar 1954 yılında Dien Bien Phu'da Vietkong kuvvetleri tarafından kuşatıldılar ve havlu atmak zorunda kaldılar.Fransızlar çekilmeye hazırlanırken ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, Fransızlara yardım önerdi.O günkü Amerikan yönetimi de Vietnam'ın komünistlerin eline geçmesiyle "domino teorisi"ne göre bütün diğer Güneydoğu Asya ülkelerinin komünist yönetimlere geçeceğinden kuşkulanıyordu.Fransızlar gitti, Amerikalılar Vietnam'a geldi. 1954-1960 arası Amerikalılar anti-komünist siyasilerin danışmanı olarak çalıştılar. Ama işler siyasi danışmanlıkla yürümedi. 1960 yılında Amerikalı askeri danışmanlar da geldi.Güney Vietnam'daki rejim tümüyle kokuşmuş bir rejimdi. Amerikalılar 1964'te kendi istedikleri siyasileri Saygon'da yönetime getirdiler. Tek başlarına Güney Vietnamlılar Vietkong'a karşı koyamıyordu. Ve 1965 yılında Amerikalılar kendi inisiyatifleriyle askeri operasyonlara başladılar.O günlerde dünyanın iletişim olanakları böyle bir savaşı herkese duyurabilecek düzeyde değildi. Vietnam ta uzaklarda bir ülkeydi, Amerikalılar bu ülkeyi komünizmden korumaya çalışıyordu!..Sonra 1968'e gelindi. Güneyli bir general tabancasını bir Vietkong esirinin kafasına dayadı ve onu öldürdü.Budist rahipler savaşı protesto için kendilerini yaktılar.My-Lai köyünde 500 sivil, kadın, erkek, çocuk demeden Amerikan askerleri tarafından öldürüldü. Bütün dünya bunları gördü ve bu savaşı tartışmaya başladı. Üstünden 6 yıl daha geçti. Amerikan yönetimi Vietnam'dan çıkmamak için direndi. Bu dönemi herkes filmlerden çok iyi biliyor. O dönemdeki Amerikan yönetimini, Amerikalı askerleri en ağır şekilde eleştiren filmleri yine Amerikalılar çektiler.Saygon ile Bağdat arasında bugün çok az bir mesafe var. Vietnam'da olanlar Irak'ta da aşağı yukarı aynı şekilde yaşanıyor.Saygon ile Bağdat birbirlerine çok yakındır. Ve tam aralarında Filistin halkı ve Kudüs durmaktadır.

Devamını Oku

"Gibi yapmak" hastalığı

24 Mayıs 2004

Bir konuda istemediğin, katılmadığın hatta aslında karşı olduğun bir noktaya açıkça karşı çıkmamak, tersine, katılıyormuş gibi yaparak o hususun hayata geçirilmesini engellemeye çalışmak fazlasıyla doğulu bir üsluptur. Bu üslup ne yazık ki hayatımızın birçok alanında çok yaygın.Türkçede bu durumu anlatan "kaçak güreşmek" gibi deyişler de vardır. "Gibi yapan," o konu neyse, onun için çalışır görünür ama asıl derdi o konu için çalışanları engellemektir. Bu tavrın bir türü de "Bizde olmaz, bize uymaz ama deneyelim" tepkisiyle ipe baştan un sermektir. * Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmasını sağlayan yasa çıkalı yıl oldu. O günden bugüne, hiçbir derde deva olmayan ve aslında yayın yapılmamasını amaçlayan bir yönetmelik çıkarıldı. Bu bile zar zor çıkarıldı. Aradan bu kadar süre geçti, TRT Yönetim Kurulu yarın toplanarak bu konuyu görüşecek. TRT'nin bu konudaki tavrını belirlemesi de kuşkusuz aylar alacaktır. Kimileri Yönetim Kurulu üyelerine çeşitli baskılar yapacaklar, kimileri sorumluluğu başkasına atmak için çaba göstereceklerdir.Bu görüntünün anlamı, Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmaması için sürekli engel çıkarmaktır. Sonuçta engellemeden kimin ne kazanacağı son derece kuşkuludur. Çünkü sonunda bu iş yapılacaktır. Kazanılan sadece zaman kaybıdır. Bu zaman kaybını sağlayanlar belki "görevlerini yapmış olmanın huzuru" içinde olabilirler. Ankara'daki "kamu" kuruluşlarının büyük binalarının karanlık koridorlarında "bazıları" yine gerine gerine yürümeye devam edebilirler.Sonunda Türkiye kaybediyorBu mantığın sahipleri, Kürtçe kursunun açılmasını, kapısının yönetmeliğe göre dört santimetre küçük olduğu gerekçesiyle erteletmişti. Sonra kurs açıldı. Ama bu kursların kapılarında "izdiham" yaşanmıyor.* "Gibi yapmanın" bir başka örneği de Devlet Güvenlik Mahkemeleri konusunda görülmektedir. Bu mahkemeler olağanüstü yargı kurumları olarak oluşturulmuş ve öyle çalışmışlardır. Şimdi hazırlanan yasa DGM'leri kaldırmakta, buna karşılık görevleri hemen hemen aynı olan yeni ağır ceza mahkemeleri getirmektedir.DGM'lerin adının değiştirilmesi "gibi yapmanın" tipik bir örneğidir. DGM'ler kaldırılmış olmakta ama aslında kaldırılmamış olmaktadır. Böyle bir yasa çıkacak, yine tepki gelecek, büyük olasılıkla Avrupa Birliği bu konuyu raporuna alacak ve tekrar yeni bir kanun çıkarılacaktır.Sonuç yine zaman kaybıdır."Gibi yapma"nın zaman kaybetmek dışında hiçbir yararı yoktur. Zaman kaybeden de Türk halkıdır, Türkiye'dir.

Devamını Oku

Afiyet olsun!

23 Mayıs 2004

İktidar olmak demek, imkânları kendi istediği şekilde kullanmak demektir.* İktidar olmak demek kendi yandaşlarını, eşini, dostunu kollamak demektir.* İktidar olmak demek "kol kırılır yen içinde" diyerek yakınlarının yanlışlarını görmezden gelmek demektir.* İktidar olmak demek "bal tutan parmağını yalar" sözüne bütün kalbiyle inanmak ve gereğini yapmak demektir.* İktidar olmak, öncelikle kendi zenginini yaratmak demektir.Türkiye'de yıllarca "iktidar olmak" bu şekilde anlaşıldı. İktidara her gelenin gerekçesi de aynı oldu: "Benden öncekiler yaptı ben neden yapmayayım." İktidar olunduğunda, bütün iktidar alanlarına ulaşmak gelenektir. Örneğin futbol kulüplerinin yönetimlerine müdahale etmek, buralara "tayin" yapmak da iktidar geleneklerindendir.İktidar olmak hep bu şekilde anlaşıldığı için Türkiye'de siyaset kurumu itibarını sıfırladı. Bu nedenle Türk halkı bütün bir dönemin üzerine sünger çekerek farklı olduğuna inanmak istediklerine oy verdi."Değişim" bu muymuş?!Başbakan, bir süre önce bir yolsuzluk iddiasıyla ilgili olarak "Bula bula 300-400 milyarlık bir şey buldular" demişti. Söylemek istediği belliydi: Onlardan önceki yolsuzluklar trilyonluk yolsuzluklardı, onlar bunu önledikleri için 300-400 milyarlık usulsüzlüklerin üzerinde bile durmaya gerek yoktu. Böyle küçük işlerin peşinde koşmayın! En tepeden böyle bir söz geldiği zaman aşağıdaki küçük paylaşımlara onay çıkmış demektir.SSK olayında da böyle bir savunma yapılacaktır. Söz konusu hastanelerin beklenen hizmeti düzgün bir şekilde verdikleri anlatılacaktır. Peki bu imkânın önce eşe dosta ve parti büyüklerine, yakınlarına tanınmış olması "muhafazakâr" kalplerde hiçbir yara açmayacak mı?* Daha birkaç yıl öncesine kadar "faizin haram olduğuna ve ekonominin faizsiz işleyebileceğine" inanan siyasilerin böyle bir paylaşımı "normal" görmeleri fena halde "anormal" bir durumdur.AKP'den beklenen "değişim" de herhalde bu değildi. AKP'nin çağdaş dünyanın değerlerini benimseyen bir merkez partisi olması beklenirken, bu partide birileri eski dönemin çıkar ilişkilerine yönelik bir "değişim"i tercih etmiş görünüyorlar.Birileri yine diyecek ki: Ne var işte, adamlar iyi çalışıyor, birçok önemli konuda önemli işler yapıyorlar... Bırakın biraz da böyle imkânları kullansınlar!O zaman "afiyet olsun" arkadaşlar.

Devamını Oku

Yediğin nedir

22 Mayıs 2004

Ülkenin birinde, yan yana kurulmuş iki köy vardı. Bu iki köyün sakinleri aynı bölgede yaşıyor olmalarına karşın kendilerini bildikleri bileli sürekli çekişme, itişme halindeydiler.Zaman zaman çekişmeleri ağır kavgalara yol açacak kadar tırmanıyor, zaman zamansa iki taraf birbirleri aleyhine konuşarak tatmin oluyorlardı.Yine böyle nispeten sakin geçen bir dönemdi. Köylerden birine diğer köyden iyice süslenmiş kapalı bir paket geldi. Paketin üstünde "afiyet olsun" yazılı bir kağıt yerleştirilmişti.Köylüler önce şaşkınlık içerisinde pakete uzun uzun baktılar. Sonra içinde ne olduğunu çok merak ettikleri için süslü paketi açtılar. Üzerinde "afiyet olsun" yazılı paketin içi hayvan dışkısıyla doldurulmuştu. Tabii ki bütün köy halkı paketin içindekini görünce çok kızdı. Ve hemen tartışmalar başladı.Kimilerine göre karşı köyü basıp herkesi dövmeleri gerekiyordu. Kimileri ise karşı köyün muhtarını kaçırmayı önerdiler. Aralarından bazıları da "aman, boş verelim hiç bulaşmayalım" diyorlardı.Ertesi gün muhtar köyün ileri gelenlerini topladı ve kendi fikrini açıkladı. Köyün en becerikli, en iyi yemek yapan kadınları en iyi hamuru en iyi yağı kullanarak çok güzel bir baklava açacaklar, çok güzel pişirip, şerbetleyip bunu karşı köye göndereceklerdi.Gençler bu fikre hemen karşı çıktı. Yine büyük bir tartışma başladı. Bazıları "muhtarın bir bildiği vardır" derken, diğerleri hâlâ öbür köyü basmaktan söz ediyordu. Gergin ve heyecanlı tartışma saatlerce sürdü. Muhtar önerisinde çok ısrar etti, sonunda herkes muhtarın fikrini kabul etti.Usta hanımlar en iyi malzemeyle hamur tutup yemeye kıyamayacakları bir baklava açıp pişirdiler, Tam soğumadan çok güzel bir paket yapıldı. O sırada muhtar bir kağıda bir şey yazıp paketin içine koydu.Bir çocuk baklava paketini yüklenip karşı köye götürdü. Diğer köyün bütün sakinleri toplandılar, paketin içinden ne çıkacağı konusunda tahminler yürütmeye ve tartışmaya başladılar, sonunda dayanamayıp kuşkuyla paketi açtılar. İçinde çok leziz bir baklava vardı. Şaşkın şakın bakakalmış dururlarken muhtarın üzerine bir şeyler yazdığı kağıdı gördüler. Biri aldı okudu. Kağıtta şunlar yazıyordu:"Herkes yediğini ikram eder. Siz ne yiyorsanız bize ikram ettiniz. Biz de ne yiyorsak size ondan ikram ediyoruz. Afiyet olsun."

Devamını Oku

AKP ve Avrupa

21 Mayıs 2004

Avrupa Birliği yolunda en etkili adımlar bundan önceki üçlü koalisyon döneminde atıldı. Koalisyon partilerinden biri olan MHP'nin gösterdiği direnişe rağmen bu adımlar atılabilmişti.AKP'nin hükümet olmasından itibaren ilk sorulan sorulardan biri, bu partinin Avrupa yolunda ne kadar kararlı davranacağı yolundaydı.Sorunun cevabı çoktan alınmıştır. AKP hükümeti Avrupa Birliği'nden görüşme tarihi alınmasını sağlayacak çok önemli yasal ve anayasal değişiklikleri yapmıştır. Yapmaya devam edecektir.Ancak başka bir soru, özellikle son günlerin tartışmaları içinde canlılığını korumaktadır: AKP Avrupa'nın içinde yer almayı ne ölçüde ve ne için istiyor?Avrupa Birliği sadece bir ekonomik ve siyasi birliğin değil, onun da ötesinde, bir "hayat tarzı" toplamını içeren anlayışın ürünüdür. Bu hayat tarzı ise sadece çağdaş bir anayasa ve çağdaş yasalardan ibaret değildir.Eğitim düzeyinin gerçek anlamda yükseltilmesi bu hayat tarzının temel unsurlarından biridir. Devletin gerçek anlamda şeffaflığı bu hayat tarzının bir başka temel unsurudur. Hiçbir kesimin bir ayrıcalığa sahip olmaması bir başka unsurdur. Dinsel temaların bir "dayatma" olarak kullanılmaması da temel bir unsurdur.Sadece eğitim meselesinin üzerinde durduğumuz zaman bile AKP'nin Avrupa Birliği yönelimi konusunda kuşku bulutu dağılmamaktadır.Hedef "kullanmak" mı?Avrupa'da temel eğitim süresi 12 yıla çıkmıştır. Henüz 12 yılın altında olan ülkelerde de bu yönde hızlı çalışmalar yapılmaktadır.Biz ise uzun süredir imam hatipler meselesine takılıp kaldık. Tartışmayı fırsat bilerek eğitimin kalitesini gündeme getirmek isteyenlerin sesleri de bu gürültünün arasında kayboldu.* Şu soru soruluyor: AKP için AB sadece kendi "güvenliği ve güvencelerini" sağlayacak bir araç olmaktan öteye bir anlam taşıyor mu? AKP toplumun bütün alanlarında AB standartları hedefini gerçekten benimsiyor mu?İmam hatip liselerine üniversiteye girişte avantaj sağlama girişimine tepki gösterenler, bu tutumu eleştirenler için "Avrupa'ya girmemizi sabote ediyorlar" diyenler Avrupa'yı en basit şekliyle kullanmak hevesindedir.* AKP Avrupa Birliği hedefini bir hayat tarzını bütün alanlarıyla benimsemek olarak algılıyorsa, bunu göstermek zorundadır. Bunun için de imam hatip gibi meselelere takılmamak en basit yollardan biridir.

Devamını Oku

Telefon dinleme

20 Mayıs 2004

Beşiktaş kulübü yöneticilerinin de karıştığı "garip ilişkiler"in boyutları dinlenen telefon kayıtlarıyla iyice açığa çıktı.Bu görüşmeler, daha önce söylenti olarak yayılan, kanıtlanmamış ya da üstü örtülmüş iddiaların da fazlasıyla doğru olduğunu gösteriyor.* Ortadaki gerçek, mafya tarzı ilişkilerin futbol dünyasında çok geçerli olduğu ve en umulmadık kişilerin de bu ilişkilerin içinde yer aldığıdır.* Olayda dikkati çeken ikinci nokta da "telefon dinleme" olayıdır. Açıklandığına göre Beşiktaş yöneticilerinin ve onlarla ilişkili kişilerin telefonları epeydir dinlenmektedir.Telefon kayıtlarından, sözkonusu kişilerin bazı hazırlıklar içinde oldukları anlaşılmaktadır.Bu hazırlıklar telefon dinleme sayesinde güvenlik güçleri tarafından tespit edilmiştir. Ancak bundan sonrası ile ilgili soru işaretleri vardır. Çünkü hazırlıklar tespit edilmiştir ama sözkonusu kişi, "plana" uygun olarak yurt dışına çıkmıştır.Suç önlenebildi mi?Telefon dinlemenin yürürlükteki yasalardaki yeri "suçun önlenmesi için" kullanılabilecek bir yöntem olarak belirlenmiştir. Dinleme yargıç onayıyla yapılabilir ve gerekçesi her zaman suçun önlenmesi olmak zorundadır.Bu olayda bütün dinlemeler, izlemeler tamamdır ama suç önlenememiştir. O zaman da eskiden gelen sorular tekrar ortaya çıkmaktadır: Her şey bilindiğine göre suçun önlenmesini istemeyen birileri mi devreye girmiştir?Söz konusu kişinin Türkiye'den uzakta olmasını kendileri açısından daha ehven gören birileri mi vardır?Eğer böyleyse, o eski, o korkunç günler; suçlularla bazı kamu görevlilerinin iç içe yaşadığı günler pek de geride kalmamış demektir.Eğer böyle değilse ve telefonların dinlenmesine, bu kişilerin izlenmesine rağmen suç önlenemiyorsa, yani ortada kasıtlı bir durum yoksa, başka bir sevimsiz ihtimal ortaya çıkmaktadır. Yani bu kadar bilgiye rağmen suç önlenememiştir, yani telefon dinlemeler, yakın izlemeler sonuç vermemektedir...Tortular temizlenmedenBu olayın futbol dünyası boyutu var. Telefon dinlemenin nasıl işlediği boyutu var. Ve ne yazık ki "kamu görevi" kavramının yanlış anlaşılmaya devam ediyor olması boyutu var.Bunların hepsi de çağdaş ve uygar bir toplumda yaşamak isteyen her vatandaş için çözümlenmesi gereken vahim sorunlardır.Eski dönemin tortuları halen yaşamaya ve direnmeye devam ediyor. Bu tortuların temizlenmesi, toplumun ve devletin temizlenmesidir. Bu da ertelenebilecek bir iş değildir.

Devamını Oku

Yeniden CHP

19 Mayıs 2004

Cumhuriyet Halk Partisi içinde, kısa bir sessizlikten sonra yeniden bazı "kıpırdanmalar" başladı. Bir grup milletvekili daha nazik bir şekilde parti politikalarının tartışılmasını isterken, "Yeniden CHP Hareketi" adlı bir muhalefet grubu da bir bildiriyle kendini duyurdu.CHP'deki muhalif hareketlere bakıldığı zaman, klasik bir CHP hastalığının tekrar nüksettiğini görebiliriz. Bu, herkesin kendisini bu partinin genel başkanlığına layık görmesi durumudur. Bunların arasında milletvekilleri de vardır, genç siyasi adayları da vardır, başarılı belediye başkanları da vardır.CHP'nin temel sorununun genel başkanlık olduğunu düşünenler kestirmeden "kendilerinin genel başkan olmasının iyi olacağı" ve böylece partinin "kurtarılacağı" görüşündedirler.Seçimli kongreye gidilirse...Meclis grubundaki homurdanmaların da gerçekte neyi hedeflediği pek anlaşılmamaktadır. Ne de olsa CHP'li milletvekillerinin hepsi genel başkan Deniz Baykal tarafından seçilmiş ve milletvekili yapılmışlardır.CHP daha önce de genel başkan değiştirdi, Deniz Baykal'ın kendine "izin verdiği" sürede "Baykalcılar"ın yer almadığı yönetimler oluştu, ama bu dönemin de CHP'ye bir "faydası" dokunduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim Baykal istediği anda geri dönmüş ve tekrar genel başkanlık koltuğuna oturmuştur.CHP'yi "düzeltmek" ya da başına geçmek için harekete geçmiş grupların herhangi birisinin "Nasıl bir CHP" sorusuna henüz bir cevap vermedikleri ortadadır. O yüzden de sorun kolaylıkla genel başkan tartışmasına indirgenmektedir.Buna karşılık şu anda CHP'nin kongereye gitmesi durumunda tekrar Deniz Baykal genel başkan olacaktır. Partinin tüzüğü ve delege yapısı en "sağlam" şekilde ayarlanmıştır.Derviş'in yaklaşımı...CHP içinde halen geleceğe dönük olarak bir çizgi oluşturmaya, CHP'ye özgü politikalar üretmeye çalışan kişi Kemal Derviş'tir. Cumhuriyet Halk Partisi'nde bugünkü koşullarda bir yeniden yapılanma için doğru dürüst adımlar atılacaksa bunun içinde - başında Kemal Derviş'in bulunması kaçınılmazdır.Derviş böyle bir hareketin liderliğine, CHP liderliğine uzak görünmeye devam etmekte, sosyal demokrat harekete kendi belirlediği hatlar içinde katkıda bulunmaya çalışmaktadır.Bu da saygın bir siyasi faaliyet olmakla birlikte şu andaki CHP'nin yaşadığı siyasi ve moral erozyonun giderebilmesinde yetersiz kalacaktır.Mustafa Kemal'in kurduğu bu partinin tekrar Türk siyasi hayatının temel unsurlarından biri haline gelmesi, ciddi bir iktidar alternatifi olması, daha başka fedakârlıklar gerektirmektedir.

Devamını Oku