Nabız ve kürtaj

29 Haziran 2012

ANAR’ın yaptığı son kamuoyu araştırmasının siyasi kısmında AKP’nin oy desteği biraz daha artmış görünüyor.Beklenmedik bir durum değil, Türk halkı hâlen ana muhalefet partisinde ülkeyi yönetme ehliyeti görmüyor.Bugün seçim olsa partilerin oy oranları şöyle görünüyor:AKP: Yüzde 53,7CHP: Yüzde 23,3MHP: Yüzde 12,1Geçen yıl yapılan genel seçimlerdeki oy oranlarıyla kıyaslandığında AKP‘de yüzde 49,9’a göre 3,8 puan artış görülüyor. On yıllık bir iktidar döneminin ardından “AKP kalsın” diyenlerin artmasını bütün siyasiler iyi tahlil etmelidir.***CHP‘nin genel seçimdeki yüzde 25,9’luk oy oranına göre 2,6 puan gerilediği görülüyor.Kürt meselesi ve terörle ilgili önemli bir adım atmış olan CHP, kamuoyundan büyük alkış almış olmasına rağmen “sen iktidar ol, sen çöz” sözünü duymaktan henüz uzakta.MHP de seçimlerdeki oy oranına göre 0,6 puan gerilemiş görünüyor. Bu da doğaldır; her çatışma, her şehit MHP’ye destek olarak dönüyor.***Bu sonuçlar AKP tarafında yolun yüzde 58-60 oranında bir oy desteğine kadar açık olduğu şeklinde yorumlanıyor.Ancak o yolun nasıl açılacağı ile ilgili tahlillerde AKP tarafında bir bulanıklık var.Araştırmada halka, çok tartışma konusu olan üç “bireysel” konuda fikri sorulmuş. Biri, “her aileye üç çocuk şart” fikri. Buna büyük destek çıkmasının hiçbir şaşırtıcı yanı yok, çünkü “üç çocuk” zaten yerleşik bir hayat anlayışına tekabül ediyor .Araştırmada “gereksiz sezaryen” konusu da sorulmuş, tabii ki Başbakan’ın bu konudaki çıkışı sadece AKP’ye oy verenlerden değil, vermeyenlerden de büyük destek görmüş.***Kürtaja gelince... AKP’nin siyaset ve gündem yapıcıları bu mesele üzerinde iyi düşünmelidir. Kürtaj konusu Başbakan tarafından ortaya atıldığı andan itibaren açıklaması ve “savunması” tümüyle “dini referanslar” üzerinden yapılmıştır.Dini bakışın bu kadar kuvvetli kullanıldığı bir konuda genel destek yüzde 63.AKP’ye oy verenlerde ise oran yüzde 83,6. Bu oran “güçlü destek” anlamına gelmez, üzerinde düşünülmesi gerekir.AKP, yüzde 53,7’ye yükselişini değerlendirirken gelişmelere bu açıdan da bakarsa araştırmalar daha çok işe yaramış olur.

Devamını Oku

Kraliçe’nin eli

28 Haziran 2012

Fotoğrafı gören birçok Türk vatandaşının aklında henüz çekilmemiş bir kare belirmiş olmalıdır. İngiltere Kraliçesi, İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun eski bir “komutanı”yla el sıkışmaktadır.Bir zamanların üzerinde güneş batmayan imparatorluğunun Kraliçesi’ni eski bir “terorist” ile ele ele gören İngilizlerin arasında kendisini kötü hisseden de çok olmuştur.***IRA, son İrlanda isyanını başlattığında Kraliçe çocuktu. İngiliz ordusu stadyum basıp futbol maçı izleyenlerin üzerine ateş açtığında da Kraliçe çocuktu. Sonra Kraliçe oldu ve kan dökülmeye devam etti.İngiliz devleti İrlandalıları ezdi, İrlandalılar İngiliz askerini, polisini, sivilini ve çocuğunu öldürdü.Yetmiş yıldan fazla sürdü bu kıyımlar.Sonra bir gün İngilizler gözlerine inanamadı. Başbakan Blair, IRA’nın siyasi kanadının liderini, ki bu kişi de eskiden askeri kanatta yöneticiydi, meşhur Downing sokak 10 numaraya davet etmişti.***Son fotoğraf karesini görenlerin kimileri, akıllarına o henüz çekilmemiş fotoğraf karesi düştüğünde “yok canım o kadarı da olmaz” demişlerdir.O kadarı olmaz da bu kadarı olur veya şu kadarı olur.Elini sıktığı İrlandalı’nın yönettiği “örgüt” Kraliçe’nin bir yakınını bile öldürmüştü. Kraliçe, McGuiness’in eline sıkarken onun talimatıyla öldürülmüş olan lord yeğeni aklından geçmiş midir?McGuiness Kraliçe’nin elini sıkarken, İngiliz askerlerinin öldürdüğü, işkence ettiği eski yoldaşlarını hatırlamış mıdır?Birbirine dokunan iki el de karşısındaki ele bulaşmış kanı hissetmiş midir?***İngiltere Kraliçesi’nin de IRA komutanının da yüzlerinde öyle bir duygu sezilmiyor, tam tersine ikisinden de dışa vuran bir “rahatlama” hâlidir. Belki o kadar değildir, bize öyle gelmiştir.O fotoğraf karesine her bakan İngiliz de her İrlandalı da ayrı bir şey hissedebilir. Başka herkes de ayrı bir şey hissedebilir. Ama o fotoğraf karesi var. Gerçek.İngiltere Kraliçesi ile IRA komutanı birbirlerinin gözlerine bakarak el sıkışmış, hatır sormuş, birbirlerine kibarca sözler söylemiştir.Gerçek o fotoğraf karesidir. O karedeki Kraliçe’nin elidir.

Devamını Oku

Erken olması doğrudur

27 Haziran 2012

Kural, ülkenin yargı sisteminde “doğal yargı” ilkesini çiğneyen herhangi bir “olağanüstü yargı” kurumunun olmamasıdır.Özel yetkili yargı sistemi de “olağanüstü” durumlardan birisidir ve ilke olarak başvurulmaması gereken bir yöntemdir.“Özel yetkili” sisteminin ortaya çıkmasının yolunu açan, yargı düzeninin zaafları ve eksiklikleridir.Ergenekon adı çevresindeki soruşturma ve yargılamanın mevcut yargı düzeni içinde yerine getirilmesinin son derece zor olacağı biliniyordu ve “özel yetkili” sistemi bu nedenle, “geçici” bir çözüm olarak ortaya çıktı.“Özel yetkili” sisteminin işleyişinde birçok arıza görüldü; bunlar tartışıldı, eleştirildi. Bugün Hükümet, bu sisteme ihtiyaç bulunmadığı görüşünde ve önümüzdeki günlerde gereği yapılacak.***“Özel yetkili” sisteminin kalkacağı duyulduğu andan itibaren kuvvetli bir itiraz ortaya çıktı.İtirazın ana fikri, darbe davaları tam olarak sonuçlanmadan “özel yetkili” sisteminin kaldırılmasının bu davalarda tavsamaya yol açacağı görüşüydü.Ancak söz konusu itirazın, belli bir çevrenin ortak sesi olarak yükselmesi; açıkça söyleyelim, Gülen cemaatine yakın bilinen isimlerin aynı fikri dile getirmesi, olayın AKP-Cemaat çekişmesi eksenine kaymasına da yol açtı.***MİT Müsteşarı üzerinden, tartışmasız Başbakan’a doğru giden bir soruşturmanın “özel yetkili” sisteminde doğmuş olması, sistemin tümünün bir çatışma alanı olarak görülmesini gerektirmez.Özel yetkili savcı ve yargıçların ve onların birlikte çalıştığı emniyet görevlilerinin bir kısmının cemaate yakın isimler olması da meselenin esasını değiştirmez.Mesele darbe soruşturma ve davalarının sağlıklı yürümesi ve sonuçlanmasıdır. Davaların sonuna bu kadar yaklaşılmışken, bütün bir sürecin bir güç çatışması içinde sıkışmasına kimse izin veremez.***Çağdaş hukukun temel ilkeleri bellidir.“Özel yetkili” sistemi kalkması gereken bir sistemdir.Önemli olan da geçişin darbe davalarında bir zaafa ya da tavsamaya yol açmadan sağlanmasıdır.Özel yetkili sistemin kaldırılması zorunluydu; ne kadar erken kalkarsa, yargı düzeninin diğer aksaklıklarına el atmak için de zaman kazanılmış olacağından, sorunun ilk fırsatta giderilmesinde esasa ilişkin bir sakınca yoktur.

Devamını Oku

“Sert tepki” lobisi

25 Haziran 2012

Askeri uçağımızın Suriye tarafından düşürüldüğü duyulur duyulmaz, ayrıntılı bilgi bile beklenmeden “sert tepki” lobisi harekete geçti.Suriye’ye “sert tepki” gösterilmesi taleplerini farklı tonlarda ifade edenlerin bir kısmı, çok bildik bir “ulusal onur” duygusuyla konuşuyor.Terörü destekleyenlere, askerimizin başına çuval geçirenlere gösterilmesi gereken tepkilerin gösterilmediğinden şikâyetçi görünen bu kesimi, “sert tepki”nin niteliği ve sonuçları pek ilgilendirmiyor. Yeter ki “sert” bir tepki gösterilsin, “ulusal onur” korunmuş olsun, onlar tatmin olacaklardır.“Sert tepki lobisi”nin siyasi kanadı ise hiç de “duygusal” değil.Eğer hükümet “sert bir tepki” gösterirse “Batılılar için ülkeyi tehlikeye attılar” olacak, “sert tepki” gösterilmezse de “büyük güçlerden korktular” denecek.Sıcak bir çatışma olur da herhangi bir askeri zaaf görülürse, “Silahlı Kuvvetler’in en önemli kadroları hapse atıldığı için böyle oldu” denilecek. Kimsenin kuşkusu olmasın, bu “lobi”yi içten içe sevindirecek ihtimal de budur.***“Sert tepki” olmadıkça, sıcak çatışma ihtimali ortaya çıkmadıkça, söylenecek olan, söylenmeye başlanmış olan, “askerin etkinlik kazanmasını istemiyorlar” tezidir.Usulca söylenen bir diğer cümle de “orduyu dağıttıkları için daha ileri adım atmaya cesaret edemiyorlar” şeklidedir.Bunların, krizin büyümesi hâlinde, sıcak çatışma hâlinde, örneğin sıkıyönetim ilan edilmesiyle iktidarın zor durumda kalacağını düşündükleri de bazı satır aralarından anlaşılıyor.“Sert tepki lobisi”nin şu andaki derdi, Türkiye’nin bu sıkıntılı dönemden zararsız çıkması, bir insanlık faciası olan savaş ile karşılaşmaması değildir. Dert, AKP hükümetinin bu krizi kötü yönetmesini umarak, ülkenin ödeyeceği fatura ne olursa olsun AKP’nin en ağır yarayı alması, mümkünse iktidardan gitmesidir.***İngiltere Başbakanı Churchill, ülkesini İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkardı, ama ilk seçimde gitti. Kıbrıs savaşından sonra “Kıbrıs Fatihi” Ecevit’in fotoğrafı her kahveye asıldı, ama Ecevit seçim kazanamadı. Anlaşılan “sert tepki lobisi”nin aklına böyle örnekler de geliyor.“Sert tepki lobisi”nin hâli pek acıklıdır. Kaybettikleri iktidarı geri alabilmek için darbe ihtimali giderek daha da fazla azalmaktadır, ama şimdi bir umut ışığı, “sert tepki”nin ardından bir savaş yolunun açılması ihtimali doğmuştur. Durumları gerçekten çok acıklı.

Devamını Oku

Buradan savaş çıkamaz

24 Haziran 2012

Suriye’nin askeri uçağımızı düşürdüğü andan itibaren her Türk vatandaşının aklında aynı soru dolaşıyor: Buradan savaş çıkar mı?Savaşın nasıl bir şey olduğunu en iyi bilecek olanlar arasında Türk vatandaşları da vardır. Otuz yıldır süren “düşük yoğunluklu savaş” hâlinin maddi ve manevi sonuçlarını Türk halkı biliyor.Biraz daha gerideyse, Kıbrıs savaşı ya da resmi adıyla “Kıbrıs Barış Harekâtı” var. Bu harekâtın “kurtarma operasyonu”nun ötesine geçilerek savaşa dönüştürülmüş olmasının sonuçlarını da Türk vatandaşları gördü...***Arap Baharının, “kendiliğinden” ulaşamadığı Suriye’de, rejimi değiştirme operasyonunun ön safında Türkiye’nin yer almış olması tartışılmaya devam edecektir.Batı ittifakı için Suriye’deki Esad yönetiminin tasfiyesi, İran’ın bölgede yalnızlaştırılması için büyük önem taşıyor.Esad yönetiminin tasfiyesi gerçekleştiği zaman, Afganistan’ın en doğusundan başlayıp Filistin’de Gazze’nin batısına kadar ulaşan bir zincir kırılmış olacaktır.Suriye yönetimi radikal İslamcı değildir, ama Tahran-Şam dayanışması çok geniş bir bölgede “Batı karşıtı” radikal hareketler için ciddi bir güç kaynağıdır.***Türkiye’nin de böyle bir siyasi konumlanma içinde Batı ittifakının bir parçası olması, ana hatlarıyla kabul edilebilir bir durumdur.Ama kabul edilmesi güç olan, Türkiye’nin bu operasyonda “koçbaşı” olarak görev almasıdır. Görev tanımı böyle yapıldığı takdirde, Suriye ile de İran ile de savaşın eşiğinde “oynamak” her türlü tehlikeye açık bir durum yaratmaktadır.Türk askeri uçağını, böyle durumlar için yerleşmiş usul ve teamüllere uymaksızın düşürme kararı verenler, Türkiye ile Suriye arasında çıkacak sıcak bir çatışma hâlinin kendi ittifaklarını güçlendireceğini hesaplamış olabilirler.Suriye’deki yönetimin ise kaybedecek fazla bir şeyi kalmamıştır.***Bütün koşullar aynı olmasa da benzer durumlar daha önce de yaşanmış, Türkiye, 2003’te ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgale başlamasından önce de büyük taleplerle karşılaşmış, ama bunları savuşturmayı başarmıştır.Buradan savaş çıkması halinde neler olacağını, sadece yetkililerin değil her Türk vatandaşının düşünmesi gerekiyor.

Devamını Oku

Silah üzerinden tartışma

22 Haziran 2012

Kürt siyasetinde, PKK’nın ağırlığı otuz yıla yakın süredir tartışılmaz bir durumdur. PKK bu ağırlığı sağlarken, farklı siyasi görüş sahiplerini şiddet kullanarak susturmuş, siyaset yapmalarını engellemiştir.Kemal Burkay gibi sosyalistler, Şerafettin Elçi gibi merkez sağda bir Kürt partisi örgütlemek isteyenler de uzun süre sessiz durmak zorunda kalmışlardır.***PKK’nın tek boyutlu ve demokratik siyasete alan bırakmayan siyaset hattı dolayısıyla, bu yapıyı “Kürt Kemalizmi” diye tanımlayanlar bile olmuştur. Askeri bir örgütlenmenin içinde demokratik siyaset ortamı ummanın abesliği bir yana, iç tartışmalar olsa da bunlar hiçbir şekilde dışarıya yansımamıştır. Zaman zaman, aynı hatta bilinen Kürt siyasetçilerin bazılarının “üstünün çizildiği” duyulur, ama bunun nedeni pek bilinmezdi.Bu yapı çatlamıştır. İlk kez PKK hattı dışında kalan görüşler değişik Kürt siyasetçiler tarafından dile getiriliyor. Adına, “demokrasi rüzgârı” denemeyecekse de ciddiye alınması gereken bir “esinti” açıkça görülüyor.***Kürt siyasetindeki “farklı ses”, şu anda “PKK’nın işlevinin sonuna geldiği” şeklinde özetlenebilir. Gelinen aşamada silah, Kürtlerin bu kesimi için, yeni kazanımlar elde etmeyi sağlamaktan çok elde edilmiş kazanımları kaybetme aracı olarak görülmeye başlanmıştır.Silahların bırakılması zamanının geldiğinin açıkça ifade edilebilmesini bir tür “iyi polis-kötü polis” oyunu gibi görenler olsa da, bu esintinin rüzgâra dönüşmesi ihtimalinin yüksek olduğunu görmek gerekiyor.Demokratik tartışma, Kürt siyasetinin alışkanlıkları içinde değildir, ama ortam böyle bir tartışmanın durdurulmasına değil tam tersine hızlanmasına uygundur.***Silahlı örgütün varlığının, Kürt meselesinin demokratik çözümünde “asıl engel” haline gelmiş olduğunu gören Kürt siyaseti, bundan sonraki süreçte daha etkin olmanın yollarını da açmış olacaktır.Tartışmanın silah üzerinden yapılıyor olmasının, diğer tartışma alanlarını daralttığı algısını değiştirmek de “birinci madde”nin en hızlı şekilde geride bırakılmasını gerektiriyor.“Silah” kelimesinin üstünü çizmeyi başaran Kürt siyaseti, sonraki maddelerde de daha fazla dinlenir bir ses olacaktır.

Devamını Oku

Zihinler bulanmasın

21 Haziran 2012

Üç gündür, aşırı tahlil erbabı, meselenin farklı yanlarını, farklı alanları birbirine karıştırmak için elinden geleni yapıyor.Yorum kalabalığının bir tarafını kendinden menkul “askeri uzmanlar” dolduruyor. Bazı siyasiler de lafı “asker işini neden yapamıyor”a getiriyor.Ankara’dan, İstanbul’dan asla bilinmesi mümkün olmayan ayrıntılar üzerine yapılan “askeri” yorumların herhangi bir geçerliliği olamaz.Bunlar ancak zihinlerdeki karmaşayı artırabilir, nitekim öyle oluyor.***Siyasi ve toplumsal bir meseleye askeri tahliller, varsayımlar üzerinden ilerleyerek cevaplar aramak her durumda çözüm yollarından uzaklaştırır.Kürt meselesi, bu toprakların yüz yıllık meselesidir, bu tarihi süreçte meseleyi “askeri” alana sıkıştıran bütün bakış açıları sadece acıların devamına yol açmıştır.Ankara’daki devletçi-askeri bakışta ilk defa son on yıldır bir değişim yaşanıyor. Sokakta Kürtçe konuşanın dayak yemesinden, Kürt kelimesinin kullanılamamasından, Kürtçenin ortaöğretimde seçmeli ders olmasına kadar gelen bir değişimin önemini artık herkes biliyor.***Bu değişim hattı, çözümün yolunu da gösteriyor. Ama her kanlı olay hâlâ farklı alanları birbirine karıştırma eğilimlerini de ortaya çıkarıyor.“Demokratik süreç”, bütün ülkenin demokratik sürecidir. PKK her gün saldırsa da bu süreçte kimsenin, gerçekten çözüm isteyen hiç kimsenin dilinin bozulmasına, elinin titremesine yer yoktur.En dibe vurulduğuna inanılan anlarda bile barışı çok yakına getirecek olan, siyasi iradedir. Barış, Türkiye’nin bütün vatandaşları içindir.Bundan sonra tek bir genç insanın kanının akmaması iradesini toplum her yolla ifade etmeye devam ediyor. Türkiye’nin Kürtleri de artık silahların susmasını istiyor. Silahla gidilecek yol kalmadığını görüyor ve söylüyor.***Zihinleri bulandıran, kavramları karıştıran yorumlara kimse kulak asmasın, “barış” bu yorumların sunmaya çalıştığı gibi uzakta değildir.Bugüne kadar hep atlarla arabanın yerini değiştirip ilerlemeye ya da ilerlememeye çalışan siyasi iradeler hüküm sürüyor ve toplumu yanıltıyordu. Bugün atlar da araba da yerindedir.

Devamını Oku

Geri dönüş yok

20 Haziran 2012

PKK’nın can yakıcı birçok saldırısının, ülkede barış dilinin öne çıktığı, iyimser beklentilerin yükseldiği anlarda gerçekleşmesi herhalde tesadüf olamaz. İklim ılındığı anda önümüzde bir şehit dağı yükseliyor ve kanımız çekiliyor, dilimiz bozuluyor.Bunu yapanlar bugüne kadar gerçekten başarılı oldular.Kim onlar?“Onlar”ın kim olduğunun, uzun süredir bir önemi de yok.“Onlar” PKK yönetiminin bizzat kendisi de olabilir, PKK’nın kontrol edemediği ve bilinmez güçlerin kontrolüne girmiş unsurlar da olabilir.“Onlar” kim olursa olsun, artık önemli olan “Onların” tezgâhına gelmemektir.***Silahla gidilecek bir yol kalmadığının, Kürt siyasetinin birçok ismi tarafından, hatta PKK’nın ikinci adı tarafından da aynı açıklıkta olmasa da dile getirilmiş olması ciddi bir “psikolojik” eşiğin aşıldığını gösterdi.Bu eşik, silahların nasıl bırakılacağının konuşulacağı eşiktir.Son saldırı da daha önceki benzerleri gibi, bir geri dönüşü hedefliyor. Sekiz şehidin yarattığı acı ve öfke, çözüm karşıtı cepheye bir kez daha soluk verdi. Ama şu anda, geçmişe göre önemli bir fark var, CHP artık çözüm karşıtı cephenin içinde değil.Silahların susması için gereken her şeyin yapılması noktasında, insanları en çok rahatsız etmesi beklenen birçok konu, Öcalan’ın ev hapsi bile serinkanlı bir şekilde konuşulurken kimilerinin kafasında “Bu işi Erdoğan çözer” cümlesi bir korku ifadesi olarak çakıldı.O kafanın kaba, acımasız hesabında, “bu işi çözüm yoluna AKP sokmasın, eğer başarılı olursa daha yıllarca iktidarda kalır” mantığı sekiz askerin de, seksen askerin de seksen bin insanın da canından daha büyük ağırlık taşıyor.***Karayılan yalan söylüyorsa da, Öcalan ikili oynuyorsa da, PKK’nın içindeki bazı unsurlar başka güçlerin oyuncağı olsalar da bugün “barış dili”nden taviz vermeme aşamasına gelinmiştir. Siyasi irade; AKP de CHP de son tuzağa düşmüş görünmüyor.Bu siyasi irade “barış dili”ni yukarda tuttukça, “çözüm karşıtı” cephenin günlük tahriklerinden uzak durdukça o cephe biraz daha çökecektir.“Şehitlerimizin kanını yerde bırakmadık” sözünü söyleme hakkına sahip olacak olan da sadece barışı, bir daha şehit cenazesi gelmemesini sağlayacak olandır.

Devamını Oku