Işıklar sönerken...

16 Ocak 2015

Işıklar sönüyor...Dünya zifiri karanlığa gömülüyor...Sessizliği bir kurşun sesi bozuyor, sonra büyük bir kaos...Paris’teki saldırıların ardından eteklerde biriktirilen taşlar dökülüyor.Bir taraf, kutsal değerlerin karikatürize edilmesine karşı çıkıyor, ayıplıyor ve buğz ediyor ama saldırıları da kınıyor.Doğru duruşun tarifi bize göre budur...Karikatürize etmenin sınırsızlığını da ifade özgürlüğünün bir parçasıymış gibi savunan diğer taraf da ısrarla diyor ki;- Mizahın dini yoktur!Mizahın “Dini” olmalı diye kimsenin bir iddiası yok ki!Mesele mizahın diliyle ilgili...İfade özgürlüğü her şeyi ifade edebilme hürriyeti değildir!Kim diyorsa ve savunuyorsa büyük bir yanlışın kör kuyularında geziniyor demektir.Irak, Filistin, Suriye ve Mısır’da milyonlarca Müslüman katledildi.Kimse, batıyı suçlayamıyor dahi.Batıdakiler de müslümanları yatıştırmak için:- Hıristiyanlıkta, Musevilikte terör yoktur! diyerek savunma psikolojisi içerisine girmiyor.Biz ise her saldırının ardından bağırarak diyoruz ki; -İslam dininde terör yoktur, çünkü terörün dini yoktur!Batı olmadığını bilmiyor mu?Mesele de burada zaten... Olmadığı için asırlardan beri müslümanları terörize edebilmek ve terörist yapabilmek için uğraşıyor...Biz şimdi kime ne anlatıyoruz ki?Kaç asırdan beri “Şeytan taşlanır gibi” kutsal değerlere saldırılıyor.Saçmalayanlar, suçlayanlar kervanına katılanlara baktıkça anlıyoruz ki, insan ruhunda ne taşıyorsa taşıdıklarını hayatın bütün alanlarına sıçratarak ihtiyarlıyor.Anlaşılmak istenmiyoruz...Kaç bilinmiyenli denklemi çözmeye çalıştığımızı dahi bilmiyoruz.Çifte standart duygusu yüzyıllardan beri zirvelerde geziniyor.Duygu duvarlarının arkasında biriktirilen kin ve nefret akıl tarlasına sıçramış.İçimizdeki Fransızlara dahi laf anlatamadık ki, değil dışımızdaki Fransızlara!Her terör olayının ardından içimizdeki Fransızların bir kısmı ya İslamiyet’i reformize etmeye ya da saldırmaya başlıyor.Allah sanki İslam’ı eksik göndermiş de kafalarının içinde ezberledikleri üç kuruşluk kelimelerle İslamiyet’i reforma ve yeniliğe götüren projeler piyasaya sürmeye başlıyorlar.Asırlardan beri İslam dinini bozabilmek için çaba sarfediliyor...Abduh, Cemaleddin Efgani, Musa Carullah Bigi, Seyyid Kutup gibi putlaştırılan, kutsallaştırılan sayısız ve sözde İslam alimleri ortaya çıkartılarak, Vehhabi ve Şii’lik gibi daha nice bozuk ve sapık mezheplere kapılar açılarak çatışma ve sapıtma ortamları hazırlandı.İslam dünyası sürekli terörize edildi ve coğrafya terörist yetiştiren bataklığa dönüştürüldü.16 Türk Devleti’nin batırılış sırrı da burada gizlidir.Allah’ın gönderdiği İslam dinini eksik, yetersiz ve çağın ihtiyaçlarına cevap veremediğini iddia ederek yeniden yorumlayan, yenileyen sapık mezheplerin yolları açıldı...Ve reformist sözde alimler, şeyhler, ulemaların dergahları, tarikatları ve müritleri dizayn edildi...Para, kadın, silah, güç, şöhret, lüks ve iktidar hastalıkları bir salgın gibi yayıldıkça İslam içerden yıkılıyor, terörize edilmiş oluyordu...Sonra da “Cihad” yalan ve masallarıyla terörist yetiştiriliyordu...Şimdi, batı genetiğini bozduğu ve ellerine silah tutuşturarak teröristleştirdiği ve dinden imandan çıkarttığı müslümanlara evinde yenik düşüyor.Daha büyük felaketler ise kapılarının eşiğinde bekliyor...Özetle, bildiğimiz şudur;- Ehl-i sünnet dışında gidilen bütün yollar sapıklıktır.İslamiyet’le bir ilgisi yoktur.Ve en büyük zararı da İslamiyet’e vermektedirler.Işıklar sönüyor.Dünya zifiri karanlığa gömülüyor...Sessizliği bir kurşun sesi bozuyor, sonra büyük bir kaos başlıyor...

Devamını Oku

Karikatürize etmek...

13 Ocak 2015

Kar yüklü büyük bir dağın önünde hiç kimsenin tüfeğini ateşleyerek, ister keyfi, ister zaruri kurşun atarak bir çığ faciasına neden olmaya hakkı yoktur.Bu kurşunu kim, hangi taraf ve ne adına atarsa atsın, karşıyız.Paris’teki saldırıların ardından bizdeki medya mahallesindeki fikri sabitler ısrarla madalyonun bir tarafına bakma alışkanlığına devam ediyor.Arka yüzüne bakmayı red ediyor ve gelinen sonucun başlangıç noktasına giden yol hikayesini anlatmıyor.Sonuçları anlatmakla mesele çözülmüyor.Daha net konuşup ve yazmak lazım.Bir, Sevgili Peygamber Efendimizin karikatürize edilmesine şiddetle karşıyız.Karikatürize edenlere kalbimde’buğz’ ederim, etmek de imanın gereğidir.Lakin, insanların kanun dışı cezalandırılmalarına, yeraltı ve yerüstü yasadışı örgütlerce katledilmelerine de karşıyız.Ve fitne çıkartacak, müslümanların ve bütün insanlığın felaketine yolaçacak her türlü tehlikeli adımların atılmasına da.İki, Hz. İsa ve bütün peygamberlerin ve kutsal değerlerin karikatürize edilmesine de karşıyız.Çünkü, sorumsuzca ve saygısızca atılan bu tarz adımlar çatışma kültürünü körükleyecektir.Biz çatışmadan yana değiliz. Radikal ve şiddet içeren eylemlerin bütününe karşıyız.Ve ülkelerin işgal edilmesine, kentlerin bombalanmasına ve milyonlarca sivilin, kadının ve çocuğun öldürülmesine de.Rusya’da Stalin’in müslümanları trenlere koyup kapılarını kapatarak Sibirya’ya sürgüne yani ölüme gönderdiği günler unutulmadı.Orta Asya’daki müslümanlara yapılan zulüm unutulmadı.Kazakistan, Kırgızistan,Özbekistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Tataristan, Başkurdistan, Dağıstan ve Çeçenistan’daki zulümler de...Afganistan, Pakistan, Hindistan, Yemen, Irak, Mısır, Sudan, Myanmar, Filistin, Suriye ve Arabistan’da “kedi ve köpekler mi” yaşıyordu ki, bu coğrafyada asırlardan beri akan kana herkes seyirci...Savaşla büyüyen, okul yüzü görmeyen bu çocukların büyüdüğünde ellerinin silah tutacağı bilinmiyor muydu?El Kaide, IŞİD, Taliban, PKK ve Hizbullah gibi daha nice terör örgütünün bu coğrafyada yeşermesi kimin eseri?Söyleyelim: ABD, Rusya, Almanya, Fransa ve İsrail’indir.Paris’teki saldırılara ısrarla Türkiye’yi bulaştırmaya çalışanlara soruyoruz.PKK’nın üç önemli ismi Paris’te vuruldu. Bu teröristlerin Paris’te ne işi vardı? Diye kimse Fransa’ya soru sormadı.Oysa, PKK bu ülkede 40 bin insanı katletmiştir.Peki, bizdekiler koyun muydu?İslam coğrafyasını bataklığa çeviren, insanları cehalete, yoksulluğa, kitapsızlığa ve çaresizliğe mahkum ve silahlara dost eden ve her evde bir acıyı, kini büyüten kim?Uzaylılar mı?Bu yüzden diyoruz ki, aslında karikatürize edilecek o kadar yığınla mesele var ki!Kutsal değerlere gelene kadar sabah olur...

Devamını Oku

Kar yağıyor...

9 Ocak 2015

Soğuk günler yaşanıyor.Kurşun sesleri karışıyor günlere... Ve Paris'teki saldırıların tetikçileri kamera önünde, katiller ise kameraların arkasında.Devletlerin ve istihbarat teşkilatlarının gizli oyunlarına her geçen gün yeni bir vahşet tablosu ekleniyor.Analizler duygu, kin, nefret, suçlama ya da savunma yüklü kelimelerden ibaret.Yıllarca terörden çekmiş ve hala çeken bir ülke olarak, belki de elli yıldan beri bizi anlamaları için dünyaya haykırdık.Cumhurbaşkanı Erdoğan BM'de “Dünya 5'ten büyüktür” diyerek feryat ederken gelinecek son durağı tarif ederek diyordu ki;-Çocukların öldüğü ve öldürüldüğü bir dünyada, hiç kimse masum değildir, hiç kimsenin can güvenliği yoktur. Mazlumlara yönelik çifte standart ve çocukların katledilmesine karşı sergilenen kayıtsızlık tüm dünyada teröre oksijen sağlıyor.Ve sağladı da...Lakin, ısrarla bu pis oyunu oynamaya, desteklemeye, uzaklardan gelip ülkelerin sınırlarını yeniden çizmeye, dizayn etmeye ve bombalamaya devam ettiler.Ta ki kendileri evlerinde vuruluncaya dek.“Google' da Irak'ta Şii Militanlar diye arama yap, barbarlığı IŞİD'in icad etmediği görülecektir. Irak ve Suriye'de Sünni kasabalarını bombaladıklarında ve etrafa terör saçmalarına izin veriyorduk. İşte, IŞİD bu vahşetin eseridir.”Kim diyor?ABD'li Yahudi asıllı gazeteci Thomas Friedman. Ve devam ediyor;- IŞİD cehennemden çıkma bir sorun. Toplum böylesine kırıldığında iyi bir seçeneğin bulunmuyor. Dengesi yok bu savaşın. Türkler sınırlarındaki bu savaşa katılmaya istekli değillerse, bu bir uyarı olmalı. Kime? ABD'ye.Birilerinin sonuçlardan yola çıkarak yol haritası çizmekten artık vazgeçmesi lazım.Yine “İslami terör” diye yazıp çizerek sorumsuzca hareket etmeye devam ediliyor. İfade özgürlüğü denildiğinde sorumsuzluk, sınırsızlık sanılıyor.Kuralsızlık, sınırsızlık ve sorumsuzluk dünyanın hiç bir yerinde özgürlük sayılmamalı.Filistin'de Irak'ta, Suriye'de insanlara bomba yağdıran İsrail, ABD ve müttefiklerine bugüne kadar kimse 'Hıristiyan veya Yahudi terörü” demedi...Denilemez de!Paris saldırılarının ardından en doğru tesbitleri Milliyet'ten Güneri Civaoğlu yaptı. Diyordu ki yazısında;-Sanki- son zamanların yükselen söylemiyle- bir “üst akıl” Müslümanlığa sabotajlar yapıyor. Hıristiyanların kendi bakış açıları ve özgürlük anlayışı böyle. Ama... Aynı mercekle İslam'a bakmaları doğru mu? Olmadığı işte ortada...Ve belki de içinde biraz isyan var ama en doğru eleştiriyi İspanyol aktör Willy Toledo yaptı. Diyor ki;- Siz hiç gürültü çıkartmadan günde milyonlarca kişiyi öldürüyorsunuz, onların bu olaylar karşısında sessiz mi kalacağını düşündünüz?Paris'teki saldırıdan bir gün önce Fransa uçak gemisini Ürdün'e yolluyor. IŞİD ile savaşmak için...Eee Paris nere Suriye, Ürdün ve Irak nere? Diye sormazlar mı? Kapıları kim nasıl çalıyorsa, kapıları da öyle çalınıyor...Biz her iki çalış tarzına da karşıyız. Herkes kendi kapısıyla ilgilenmeli diyoruz. Ve hiç bir saldırıyı benimsemiyoruz.Kısaca, soğuk günler daha çok uzun sürecek gibi.

Devamını Oku

Çizgileri bulanıklaştırmak

6 Ocak 2015

Dışımızdaki, yani sınırlarımızın ötesinde gittikçe “düzleşen” dünyanın geleceğine dair analizlerden yoksunuz. Bloombergtv kanalında Charlie Rose' nin konuğu ABD'li ünlü gazeteci Thomas Friedman, bugüne kadar duymadığımız analizler yaptı. Petrol fiyatlarının düşmesiyle haritaların yeniden çizileceğini iddia ederken geçmiş yıllardan yaşanmış örnekler verdi... 80 ve 90'lı yılların başında petrol fiyatlarının çöküşüyle yaşanan olaylara bakıldığında görülecektir ki, SSCB çökmüştür diyen Friedman diyor ki;- Arafat Rusya'nın desteğini kaybettiği için İsrail ile müzakere etmeyi kabul etti. Ve Küba anlaşması, gizlice müzakere edildiğini biliyordum ama hiç bir şey olmadan öylesine bir araya gelmedi. Küba, Venezuella'nın petrol desteğini kaybettiği için gerçekleşti...Acayip jeopolitik olayların başında olduğumuzu belirten Friedman kendi ülkesi için belki çok sevindirici ama bunun dışındaki ülkeler için büyük tehlikelerin yaşanacağına dikkat çekerek diyor ki; - Petrol fiyatları böyle düşmeye devam ederse hayal bile edemeyeceğimiz şeyler olacak!Bir varil petrolün 110 dolara çıkışıyla çok güzel duran kanarya yemiş kedi gibi olan Putin gibi dahi bir çok lider vardı diyen Friedman gülerek diyor ki; -Ama şimdi 55 dolara düşmüş durumda. 40 dolara düştüğünde ise bu liderler başka bir yerde olacak! Friedman yüzyıl yıl öncesini hatırlatıyor... Ki bize göre çok ince hesaplara göre çizilen haritaların Friedman'a göre artık günümüzde çok komikleştiğini gösteriyor... Ve 1915 yılında İngilizlerin, yani Churchill ve arkadaşlarının bir haritayı alıp komik şekillere bölerek Lübnan, Suriye ve Irak'ı kuruluşuna değinen Friedman diyor ki; - Şimdi yüzyıl sonra insanlar sınırları tekrar çiziyor... Yüzyıl önce yukarıdan aşağıya doğru çizdikleri harita bugün anlamsızlaşmıştır. Artık Irak yukarıdan aşağıya bir araya getirilmeyecek. Ancak, aşağıdan yukarıya çizilecek.Düzleşen dünyada artık “ kendini sürdürebilen” ve sağlanabilir politikalar sergileyen ülkelerin ayakta duracağını belirten Friedman ABD'nin yeni politikalarını şöyle özetliyor; - Üstleneceğimiz politika daha mı fazla kötü adam üretecek, daha mı az, yoksa bir-iki tane mi üretecek? Kararı bu sorular üzerine inşa etmeliyiz! Kısaca, çizgiler gittikçe bulanıklaşıyor... Bulanıklaştıranların “derin oyun” politikalarına hazırlıklı olmak gerekiyor...

Devamını Oku

Keyfiyet hukuku...

2 Ocak 2015

Yeni yılın ilk önemli gündem maddesi; 4 eski Bakan’ın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmeyeceği... Ve kamuoyunun adeta kilitlendiği komisyondan nasıl bir kararın çıkacağı merak konusu.“Delilden suçluya gidilirse” ve “iddia makamları suçu ispat etmekle sorumlu kılınırsa” adalet yerini bulur... Oysa, hukuk; birilerinin elinde “kızılcık sopası” olarak kullanıldığı günden beri “adalet” çok uzak bir yerlere savrulmuştu.Bu yüzden “hukuka” hiç güvenemedik.Bu ülkede herşey çok değişti ama hukuk değişmedi. Değişmeyecek de...TBMM 30 yıldan beri yasaları değiştiriyor ama mağduriyetleri yazsak buradan Fizan’a kadar yol olur... Çünkü, Hayır ve Evet’ i içinde saklı tutan Ha-Vet stratejisi üzerine kurulu bir Anayasa ve Kanunlar var. Haliyle ya sizi yargılayanın insafıyla ya da kendi stratejinizle o kör kuyudan çıkmaya mahkumsunuz...Çoğu zaman istikbaliniz, cüzdanla vicdan arasında bir yere saklı.Yani, istendiğinde yasanın “d” bendine göre beraat, istenmediğinde aynı yasanın “e” bendine göre müebbet...Böyle hukuk olur mu? Oluyor işte...Haklarında 70 bin yıl hapis cezası talep edilen nice saygın insanlarla ilgili sayfalarca iddianame okuduk. 3 yıl cezaevinde tutulan insanların işini ve şirketlerini kaybettikten sonra davalarının beraatle sonuçlandığına da şahit olduk.O zaman da yargıçlara; 70 bin yıl fire verir verir de, beraatle sonuçlanır mı? Şimdi adil karar verdiğinize kim ve niçin inansın? Diye sorduk.Sorularımız o günden beri askıda duruyor!30 yıllık meslek hayatımızda her büyük operasyonun ardında daima bir büyük hesaplaşmanın olduğuna ve bumerang usülü geri dönüşüne de şahit olduk...Ergenekon, Balyoz, Şike operasyonlarının ardındaki gizli hesaplaşmanın bütün ayrıntılarını, ne yapmak istediklerini ve dış uzantılarına kadar herşeyi biliyorduk... Bilmiyorum diyen yalan söyler. Ve biz başkaları gibi şimdi değil, daha operasyon başlar başlamaz, feryad edercesine ekranlarda söyledik ve yazdık...Neylersiniz ki; dalkavuk, hafiye tipli, tüccar ve herşeyin uzmanı olan gazeteci ve yazar geçinen tipler en ön safları işgal etmiş.Ne oldu şimdi?Kovulması ve sopalanması gereken bu yüzsüz ve tellal tipler yine revaçta.Bu tayfanın kıvırmalarına dansözler dahi yetişemez.Bu yüzden, kimin neye inandığı beni ilgilendirmiyor ama neyin doğru olduğu hepimizi ilgilendiriyor! Çünkü, yalan bir kafir sözüdür... Kimse kimseye yalan söylemesin...Yassıada Mahkemelerinin “Sanıkların idamına şahitlerin bilahare dinlenilmesine karar” verdiği günden beri hukuk, birilerinin elinde kızılcık sopasıdır...Genelkurmay’ın paşalarını, “paşa paşa” içeri tıkan Kahraman Savcı ve Hakimlerin vardığı noktayı üç gün önce gördük... Kimin elinin kimin cebinde olduğunu da...Şimdi, bu hukuka kim niye güvensin!4 bakan Yüce Divan’a niye gitsin ki?Öyle değilse; HSYK, Yargıtay, Danıştay neden değişiyor?O Yüce Divan değil miydi ki, bu ülkede 6 yıl hukuk katliamını izledikten sonra aklını başına getiren...***Ya medya, gittikçe Komedya oldu... Altı yıl boyunca attıkları manşetleri ve yazıları nereye sokacaklar merak ediyorum! Mahşerde bunların da hesabı elbette sorulacaktır.4 Bakanı da yaklaşık yirmi yıldan beri tanıyorum. Lakin, sözümüz AK Parti kurmaylarına. Büyük bir çelişkinin psikolojik eşiğinde beklediklerini bilmelidirler. Yüce Divan’a 4 Bakanı gönderdiklerinde; 17-25 Aralık operasyonlarının hükümete karşı bir darbe teşebbüsü, algı operasyonu, dış oyun, küresel güçler, baronlar, lobiler, hainler ve paralel çetenin tezgahı artık diyemezler.Montaj diyemez... Yalan, iftira diyemezler. Doğrulamış olurlar bütün iddiaları.Değiştirdikleri, güvenmedikleri yargıya 4 Bakan’ı gönderdiklerinde güveniyorlar demektir, peki yarın AK Parti’ yi kapatmaya kalkıştıklarında ne diyecekler?Velhasılı, öyle “kol kesmekle” mesele bitmiyor. Keserlerse, yarın herkes bir kol borçlanır o Yüce Divan’a...Kesilen kol da yerine gelmez!***Çünkü, yasaların hiçbir maddesi birilerinin hasedini, kinini, nefretini, kazanma hırsını aşamıyor... Ve bizleri bu kötülüklerden koruyamıyor! Adeta, herkes dayanma gücünün son noktasında. Asıl bu keyfi zihniyetin sıfırlanması gerekiyor.Ve o sıfırlanmadan sonra “Adalet” demek artık kolay...

Devamını Oku

Hayat, bazan bir şarkıdır...

30 Aralık 2014

Evet, bir yıl daha geçip giderken, "Ağaçlar ayakta ölür" misali milyarlarca insan inadına aynı şarkıyı mırıldanıyor; "Soytarılıketmeden güldürebilmek seni Ekmek çalmadan doyurabilmek Ve haksızlık etmeden doğan güneşe..."Kimbilir, dünyanın kaç ülkesinde kaç milyar insanın dramıdır bu duruş!Ve kimbilir kaç milyar insanın pişmanlığı şarkıdaki gibi yaşanıyor;"Şimdi iyi niyetlerimi Bir bir yargılayıp asıyorum Bu son olsun, bu son olsun!"Kim bilir kaç milyar insan; adam öğüten değirmenlere benzeyen kentlerde şarkıdaki gibi "değerli yalnızlıkları" yaşıyor; "İşi gücü olanlar çoktan gitti Bir ben kaldım, bir ben kaldım, Voltasında gecenin, hiç uyumamış ben"Ve yılın son günü.Şirketler geçen yıla ait kar ve zarar bilançolarını yayınladı.İçinde yine insana dair bir şey yok!Umutlar yarınlara ertelendi...Tarık Buğra'da ölene dek söyleyip durdu; "Yarın diye bir şey yok!"Kentin bütün duvarlarında ve köprülerinde bir afiş asılı.Suriyeli küçük bir çocuğun fotoğrafı ve yanında "kış üşümektir" yazısı ve yardım çağrısı.Uzay çağında çocuklar hala üşüyor!Kazananlar olduğu gibi kaybedenler de olmuştur.Duygulardan yoksunlaştırılan modern çağda kaçınılmaz bir kuralıdır bu.Kısacası, herkes kendi sektörü ile ilgili analizleri artık yapmalıdır.Ve sektörünün geleceğini, yeniliklerini düşünmelidir.Medyaya gelince dolup boşalan bir kazana benziyor!Ve biz gazeteciler.Hedefe kilitlenmiş güdümlü füzeler gibiyiz...Ne zaman, nereye fırlatılacağımız belli değil.Bir ömür belirsizliklere gebe bırakılıyor!Başka güçlerin medyayı şekillendirdiği günün tarihi nedir bilmiyoruz ama diyebilirim ki; meslek artık miadını dolduruyor gibi.İnsanların geleceği iki dudak arasından ne zaman çıkacağı belli olmayan bir kelimeden ibaret.Ve bir varmış bir yokmuş misali.Tıpkı bir şarkının başlayıp bitişi gibi.Bir yıl daha bilindiği gibi geçti...

Devamını Oku

Yani?

23 Aralık 2014

Prof. Dr. Daron Acemoğlu dünyanın en saygın üniversitelerinden M.I. T.’nin hocalarından ve dünyanın en etkin ekonomistlerinden biri olarak kabul edilir imiş... Her gelişinde farklı çıkışlarıyla gündeme gelen ve kimilerine göre ezber bozan biri imiş...Bu defaki gelişinde demiş ki:“Türkiye her zaman bir ‘padişah ülkesi’ oldu”Ve son noktayı da koymuş:“Özgürlük aşağıdan gelen bir kavram, yukarıdan değil”Yani?***Prof. Acemoğlu Gezi sürecinde ise ülkeye gelip, yeni bir siyaset tarzı geliştirmenin gerekliliği üzerinde ısrarcı olunmasını belirtmiş ve demiş ki:“Elitlerin sizin için bir şeyleri yapmasını bekleyemezsiniz.”Ve geleceğin Türkiye’sinde devletin nasıl olması gerektiğini ise şöyle açıklıyor:“Geleceğin devleti bizim sahibimiz değil hizmetkârımız olmalı. Siyasetçileri bu şekilde görmeye başladığımız gün siyaset şekillenir.”Yani?***4-5 yılda bir sandığa gitmenin yeterli olmadığını da belirten Prof. Acemoğlu, siyasi gücün yapabileceklerini belli sınırlara koyacak ve denetleyecek bir toplum olmasının gerektiğini söylemiş...Apolitize gençliğin siyasete katılarak bir süreci değiştirebileceklerini anlatan Prof. Acemoğlu, Arap Baharı’nı örnek göstererek demiş ki:“Bu ülkelerdeki hoşnutsuzluğun kökenleri ekonomik ve sosyaldir ancak bunlar siyasi faktörlerce şekillendirilmektedir. Nüfusun geneli nesillerce baskı altında tutulmuş ve siyasi güçten dışlanmıştır.”Yani?***Ve Mısır’daki Tahrir Meydanı’ndaki protestocuların bunu anladığını belirterek demiş ki:“İşte bu nedenle sadece mevcut rejimden imtiyaz veya taviz değil köklü siyasi değişim de talep ettiler.”Ve son noktayı koymuş:“Siyasi haklarınızı elde etmeden ekonomik haklarınızı elde edemezsiniz.”Yani?***Akıl oyunları sürekli sahneleniyor...Kelimelerin efendileri ve politik analiz cambazları gidip gelip kafa karıştırıyor...Günlük yaşadığımızdan dolayı anti analiz yapmaktan yoksunuz...İstihbarata karşı koyma oyunları oynamaktan içimizi dağıtan analizlere karşı duramıyor ve anti analiz yapamıyoruz...Anti analiz aslında dün ve bugünü bir araya getirip muhasebe yapmaktır...Olsaydı, Mısır ve Tahrir Meydanı’na çıkan milyonlarca genci, bu ülkenin gençliğine örnek gösteren Prof. Acemoğlu’na bu defa gelişinde o gençliğin akıbetini sormuş olurdu...Ve Amerika ile Batılı efendilerin desteğiyle Mısır’daki demokrasinin ‘Darbe’ ile neden devrildiğini ve baharın neden kışa döndürüldüğünü sorardı...Lakin, bize seyirci ve dinleyici rolü verilmiş...***105 bin dernek, 5 bin vakıf, 182 üniversite var bu ülkede...Ve daha nice odalar, borsalar ve STK’lar...Ne yapıyor?Belli değil...Ne tarafa dönerse dönsün döndüğü yönü kim kıble ilan ediyorsa biz oraya seccade sermeye bayılıyoruz...Birileri, Türkiye’nin artık bir padişah ülkesi olmasının mümkün olamayacağını ama asıl rahatsızlığın asırlardan beri köle olmaya direnişinden kaynaklandığını söyleyemiyor...Bize sadece paranın muhasebesini yapmayı öğretmişler...Olayların, fikirlerin, izm’lerin, kişilerin ve stratejilerin değil...Anti analiz yoksullarıyız...Dün ile bugünü buluşturup yarınları göremiyoruz...Kim odunum elmas diyorsa baltayı alıp koşuyoruz...Bakalım, bir daha ki gelişinde neler diyecek?

Devamını Oku