Öteki kıyılar...

13 Şubat 2015

Göç yollarında her geçen gün büyük facia yaşanıyor. Libya’dan dört botla Sicilya kanalı üzerinden Avrupa’ya gitmek isteyen 300 kişi Akdeniz’in sularında kaybolup gitti...İki hayvan kürkü için ortalığı yangın yerine çevirenler 300 insanın sulardaki ölümünü iki satır haberle geçiştirdi...300 insan “ iki satırlık adamlar” muamelesine layık görüldü. Çifte standart ruhlara musallat olmuş adeta.İki ağaç, iki hayvan ve iki balık için dünyayı ayağa kaldıranlar, 300 kişinin sularda boğularak ölmesine aldırış etmedi.***İçimizdeki Avrupaperestler’den ses yok.Aktivistlerin ilgisini çekmedi.Ve basınımızın...Acaba, 300 Avrupalı boğularak ölseydi ne olurdu?Az çok nelerin olabileceğini tahmin edebiliyoruz...***BM, 2014 yılında Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmek isteyen mültecilerle ilgili raporunu iki gün önce yayınladı.Raporda, 2014 yılında 3.500 göçmenin Akdeniz sularında boğularak hayatını kaybettiğine dikkat çekiyor.Yani, kaç Titanik gemisi batmış oluyor?Titanik gemisi 3.547 kişilik kapasiteye sahipti ve kazada 1.178 kişi hayatını kaybetmişti.Ne kazayı ve ne de ölenlerin sayısını hafife almış değiliz. O kazanın da büyük ihmallerin felaketle sonuçlanması ve asrın büyük bir dramıydı.Ve insanların kaybolmuş, sahipsiz çığlıklarıydı.Büyük bir faciaydı...***Kazadan sonra denizcilik kanunları dahi değiştirilmişti. Oysa, 2014 yılında öteki kıyılardan Avrupa’ya deniz yoluyla geçmek isterken ölenlerin sayısının toplamı 3.500 kişiydi.Yani, üç Titanik gemisine eşitti.Biz, bu ilgisizlik ve sahipsizliği sorguluyoruz.Ve Avrupa’nın kapılarını göçmenlere sınırsız ve kuralsızca açmasını istiyor da değiliz. BM, raporda bu ölümlerin büyük bir ihmalden kaynaklandığına dikkat çekerek diyor ki;- İtalya’nın 10 milyon Avro harcamaktan kaçınması yüzünden olmuştur!Medeniyetin beşiği sayılan Avrupa kıyılarına ulaşmak isteyenler yoksul kimseler hayatlarıyla bedel ödüyor. Ve ceset dolusu suların kıyılarında milyonlarca Avrupalı güneşleniyor!Bu da asrın vicdan faciasıdır..

Devamını Oku

Kış uykuları

10 Şubat 2015

Adaletsiz oyunların son durağı yok, sürekli virgül atılıyor. Enternasyonel ile Globalleşme arasında ne fark var diye sorulduğunda aslında çok basit bir cevabı var.O da; biri komünistlerin biri de faşistlerin sömürme metodu.Rusya’nın Ukrayna’ya bir fil gibi girişinin sonuçları yeni açıklanıyor, 50 bin kişi hayatını kaybetmiş.İnsani duygulardan uzak fantastik stratejiler üretenler ne acıdır ki daima yönetim katında utanmadan “insan” gibi yaşıyor!***Kuzey Irak yönetimi ABD’nin Erbil’de askeri üs kuracağını ve 60 ülkenin de uçak göndereceğini açıkladı. Yani, bölgede kazanların altı tutuşturuluyor.Güya, IŞİD’e operasyon yapılacak mış!Aslında her savaş daha büyük bir savaşı körüklüyor. Milyonlarca insan nefret ve kinle büyüyor. Suriye gittikçe kurutulamayacak büyük bir bataklığa dönüşüyor.Ve Türkiye bu bataklığa çekilmek isteniyor.Güçlü devletler güçsüz ülkeleri işgal ediyor...Diğer yandan da dünyaya demokrasi ve insan hakları pazarlamaya devam ediyor.***Ateş çemberinin ortasında kimseye boyun eğmeden ayakta durmaya çalışıyoruz.ABD, çuval geçirdiği günden bugüne Türkiye üzerine pis oyunlar oynuyor. En büyük destekleyicisi ise İsrail.Genelkurmay eski Plan Prensipler Komutanı Korg. Reşat Turgut dostum ve bazı generaller ile Ankara’da bir akşam yemeğinde buluşmuştuk.ABD’deki “Tezkere” görüşmelerine Korg. Turgut, TSK adına görüşmelere katılmıştı. Pentagon’daki dayatma stratejilerine nasıl direndiklerini ve Amerikalıların ise nasıl köpürdüklerini anlattıktan sonra demişti ki;- Soğuk savaşın bitmesiyle karanlık bir çok nokta aydınlığa kavuştu. Ve müttefik bildiğimiz ABD gerçek yüzünü gösterdi.Yirmi yıldan beri ABD ile karşı karşıya gelmemek için çaba sarfediyoruz. Ama bir köşeye yaz, eninde sonunda bu topraklarda ABD ile kafa kafaya geleceğiz!Ve Reşat Paşa görevinde iken esrarengiz biçimde MS hastalığına yakalandı. Uzun yıllar hastalığın pençesinde kıvrandı.Vefat ettiği için söylediklerini artık yazmakta sakınca görmüyorum... Lakin anlattığı senaryoların da filme çekildiğine her geçen gün şahit oluyoruz.***Milliyet Gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş, Genelkurmay eski Başkanı Org. Hilmi Özkök’e 30 Ağustos resepsiyonunda TSK’da revizyon düşünüp düşünmediğini sormuştu.Org. Özkök ise demişti ki;- Revizyondan kasıt modernleşme ise bu sürekli olmalı. Yok, revizyon denilince küçülme bekleniyorsa o zaman durum çok farklı. Bugün dünyanın onuncu büyük ordusu olmamıza rağmen 30 yıldan beri başımızı savaştan kaldıramıyoruz. Şimdi kendinizi benim yerime koyun ve bir sabah kalktığınızda 100 bin kişilik bir orduya komuta ettiğinizi düşünün.Bu ülkeyi koruyabileceğinize inanıyor musunuz?Evet, bugün her şey daha iyi anlaşılıyor.Ukrayna’da korunamayacağını gördük.Ordular, kış uykusundadır. Uyandıklarında nelerin olabileceğini hep birlikte yaşıyor ve görüyoruz.Aynı şekilde terör örgütleri için de bu kural geçerli!

Devamını Oku

Mülteci kentler...

6 Şubat 2015

Olayları günlük değerlendiriyoruz... Ve sonra unutuveriyoruz. Unutarak yaşamaya devam ediyoruz. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek geçtiğimiz günlerde resimli bir tweet paylaştı. Anlamlıydı. Ve oldukça düşündürücüydü. Suriye’deki iç savaş krizinden bugüne kadar 3 milyon 800 bin kişi ülkeyi terk etmiş, sığınmacı olmuş ve daha doğrusu mülteci statüsüne düşmüş... Yani, vatansız kalmış. ***Resmi kayıtlara göre, neredeyse kaç ülke nüfusuna ulaşan sığınmacıların dağılımına baktığımızda ilginç bir sonuçla karşılaşıyoruz. Hangi ülkeye kaç kişi gitmiş ve sığınmış? Bakan Şimşek’in paylaştığı tablodaki rakamlar in dağılımı şöyle; Lübnan’a 1 milyon 167 bin, Mısır’a 136 bin, Ürdün’e 621 bin, Irak’a 236 bin kişi sığınmış. Peki, Türkiye’ye sığınanların sayısı? Söyleyelim, 1 milyon 622 bin kişi imiş! Bu tablonun ülkemize maliyeti ise milyarlarca dolar. ***BM ve dünya örgütleri, ülkeler bu maliyete katılmıyor, katılmadığı gibi dünyaya masal anlatmaya devam ediyor. İşin reklam kısmında gelindiğinde ise en önde gidiyor. Angelina Jolie gibi dünyaca ünlü artistleri Afrika ülkelerine götürüp bir kaç resimle dünya basınında kendine yer edinerek yetiniyor. Asrın katliamına ve tehcirine seyirci kalan Batılı ülkeler ile ABD, sözde Ermeni soykırımını sürekli kongrelerine taşıyarak Türkiye’ye siyasi gözdağı veriyor. Yüzyıl önceki olayları daha dün olmuş gibi dünya gündemine taşıyanlar günümüzdeki katliama, göçlere, tehcire gelince körleşiyor. ***Sınır boylarında adeta prefabrik dev bir kent kurulmuş ve ülkemizin hemen her şehrine binlerce Suriyeli göçmen dağılmış durumda. İstanbul sokakları, caddeleri Suriyeli kadınlardan ve küçük çocuklardan geçilmiyor. Dileniyorlar. Sabahtan akşama kadar sokaklarda dolaşan ve yaşayan kadın ve çocuklar hemen herkesten hakaret işitiyor. Oysa, İstanbul’un lokantalarında, barlarında ve otellerinde yapılan israfın hesabı dahi yapılamıyor. Açık büfe kahvaltılarındaki aç gözlülük hala devam ediyor. Kimsenin gözü doymadı daha. Masalarda yani tabaklarda bırakılan artıklarla yüzbinlerce aç insan doyar... Lakin hepsi çöpe gidiyor. ***Kış günlerinde o küçük çocuklar sokaklar ve caddelerde yalınayak ve yarı çıplak dolaşıyor. Ve sanki kimse bir şey yapmıyor. Okul yüzü görmeden sokaklarda dilenerek büyüyen yüzbinlerce çocuk bir gün kentlerin başına büyük bir bela olacak. Toplum mühendisleri sabahtan akşama siyaseti dizayn etmenin peşinde. Kalabalıkların derdi ise; varsa yoksa siyaset. İnsanların günlük hayatının vazgeçilmezi olmuş. Cami avlularında, kahvehanelerde, üniversitelerde, şirketlerde ve kısacası her yerde siyaset. Din eşittir siyaset değildir. Siyaset de eşittir din değildir. Her kim böyle yaşıyorsa büyük bir yalan kuyusunun içine düşmüş demektir. Kabirde böyle bir sual yok! Bakan Şimşek’in paylaştığı tablodaki durum ülkemiz açısından gerçekten çok vahim. Bu durumun tek çaresi ise bize göre mülteci kentler kurmak ve o kalabalıkları her geçen gün sisteme entegre etmekten geçiyor. Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürani demiş ki; - Önünü görmeyenlerin öteleri görme hakkı yoktur! Bizden söylemesi...

Devamını Oku

Kendi mezarını kazanlar...

3 Şubat 2015

Küresel efendilerin finansal manipülasyonlarla “sıkıştırma” stratejisi sürüyor...Yani, küresel ekonomik savaşın sayfaları hızla çevriliyor.Türkiye’yi bekleyen olası fırsat ve tehlikelere de dikkat çekmek gerekiyor.Ekonomik yaptırım ve zorlama dizaynlarla rakiplerine diz çöktürmeye alışan küresel efendiler, dünyayı daha büyük bir savaşın eşiğine sürüklüyor.Ve kırılgan ülkelerin bütün fay hatlarını harekete geçirdiklerinin farkına varamıyor.Denkleme dahil olanların olası bir büyük savaşın parçası olabilecekleri gözardı ediliyor.Ve “Dünya” yeniden iki kutuplu soğuk savaş yıllarından daha beter günlere gidiyor.Avrupa Birliği ülkelerinde milyonlarca insan işsizlik kıskacında kıvranıyor.Yunanistan’daki asi tavır ve tepkinin İspanya ve İtalya gibi ekonomisi iyi olmayan ülkelere sıçradığında olabilecekler tahmin dahi edilemiyor.Rusya, İran ve Arap ülkeleri petrol fiyatlarıyla dize getirilmek isteniyor.Ve Çin, Hindistan hatta Japonya’daki ekonomik durumun da diğerlerinden farkı yok.Bu durum yeni bloklaşmaları doğuracak...Efendiler, ihtimal dahi vermiyor.Oysa, ekonomik savaşların dünyayı daha büyük bir savaşa sürükleyeceği evdeki hesaba dahil edilmiyor!ABD’de siyahlara yönelik ağır davranışların, kısıtlamaların ve zulümlerin yaşandığı dönemde politik eylemci Marter Luther King bu duruma son verilmesi için bir dostuna soruyor;- Biri ayağa kalkıp “artık yeter” dediğinde ne olur?Ve bir gün ayağa kalkıyor “Benim Bir Hayalim Var” adlı konuşmasını milyonlarca insana yaptıktan sonra, ABD’deki siyahlar demokratik ve eşit haklara sahip oluyor.1964 yılında Medeni Haklar Yasası’nı Başkan Johnson istemeyerek de olsa imzalamak zorunda kalıyor.Ve kendi mezarını kazan ABD gömülmekten son anda kurtuluyor.Birinci Dünya Savaşı’yla Osmanlı Devleti’ni tasfiye eden İngilizler yani küresel efendiler yüzyıldan beri ortadoğuyu bataklığa çevirdi.Etrafımız ateş çemberine dönüşmüş durumda.İslam coğrafyasında yaşayan halklar yüzyıldan beri huzura muhtaç.Küresel efendilerin stratejilerine katılan ve ihanet eden günümüzdeki iktidarlar Cemil Meriç’in sosyalistler için söylediği “kaderlerini yabancı bir kaderle birleştirmek ihtiyacını duymuşlardır” tesbiti adeta günümüzdeki Arap ülkeleri için sarfedilmiş.Kendi mezarını her geçen biraz daha derine kazdığının farkına varamayan İslam coğrafyası ya gömüleceği güne razı olacak, ya da yeni bir oluşuma yelken açacak.Büyük Türkiye böylesine tarihi bir projeye yeniden öncülük edebilir.Yoksa, dünya her yeni güne büyük bir kabusla uyanabilir.Global bir savaş kapıya dayanmış gibi.Kurulu bütün düzenlerin, rejimlerin ve sistemlerin yeniden insan ve barış odaklı kurgulanması gerekiyor...Ve aksi halde birilerinin “artık yeter” diyeceği günlerin yakın olduğunu söyleyebiliriz.Türkiye ise kendini hızla güncelliyor!Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve kurmaylarının “Başkanlık” sistemine geçmek isteyişi ve çözüm sürecini hızla çözmeye gayret edişinin altında dünyanın geldiği ve durduğu o psikolojik eşiğin farkında oldukları gerçeğidir.

Devamını Oku

Arka sıradakiler

30 Ocak 2015

ABD ve Batı modern ve güncellenmiş sömürgeci politikalarına devam ediyor. Dünyayı yeniden dizayn etme derdinde... Kurşunla yapamadığını para oyunlarıyla yapmaya çalışıyor... Ve “sıkıştırma” politikasından asla vazgeçmiyor...Sıkıştırılan ekonomik pazara yeni tezgah ve kendilerine kapalı olan pazarlara girmeye çalışıyor...Kendi içerisindeki ekonomik sıkışıklıktan kurtulmanın formüllerini sınırları dışında arıyor...Ve haritaları yeniden çizmenin planlarını yapıyor...Düne kadar sömürgeci anlayışıyla ve kukla rejimlerle idare ettiği vaziyeti farklı bir platforma taşımaya çalışıyor... Çatıştırıyor, sıkıştırıyor ve diz çöktürme hesapları yapıyor...Arap-İsrail savaşlarından sonra Kahire’de yapılan Su Zirvesi’nde Irak Büyükelçisi ABD Büyükelçisine soruyor;-Ortadoğu’da savaş ne zaman biter?ABD Büyükelçisi biraz düşündükten sonra gülümsüyor ve diyor ki;-Petrol bitince!Mısırlı diplomat kahkahayı basıyor ve Iraklı meslektaşına diyor ki;-Sen bu sözlere inanma, petrol bitse de, ne yapar eder bizleri savaştıracak bir şey bulurlar. Hiçbir şey bulamazlarsa, bizleri uzun ve kısa boylular diyerek savaştırır!Çünkü, dev ülkeler “sorun” ile besleniyor!Ve karşısında birleşen güçleri istemiyor... Türkiye’de uzun yıllar görev yapan ABD’li üst düzey bir diplomata sormuştuk;-AB’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?Demişti ki;-Türkçe anlatayım, AB demek Avrupa Birliği demek. Yani daha kuruluş aşamasında. Bitince ne olacak? Avrupa Birleşik Devletleri... Yani, kısaltılmışı ABD!Peki sizce Amerika, yani ABD ikinci bir ABD’nin kurulmasına izin verir mi? Sadece şunu söyleyebilirim; asla!Ve Irak’ın geleceğini sorduğumuzda ise demişti ki;- Ben, Federal sistemle yönetilen bir ülkenin çocuğu olarak Irak’ın ve hatta Türkiye’nin aynı sistemle yönetilmesinden mutsuz olmam... Ama bu konu ne zaman gündeme gelse Türklerin tüyleri diken diken oluyor...Oysa biz bu sistemi Osmanlı’dan aldık!Osmanlı Devleti’nin başına getirilenleri hatırlatınca da, gülümseyerek cevabını vermişti. Ve konunun etrafında diplomatik kelimeler oyunlarıyla dolanıp durmuştu...Ve bugün- petrol fiyatlarının her geçen gün dibe vurma oyunuyla-Arap ülkelerini, İran ve Rusya’yı bir kez daha diz çökertip yeni rejimler ve yönetimler kurmanın ilk perdesini seyrediyoruz.Oyun içinde oyun tiyatrosu daha çok süreceğe benziyor... ABD ve Batılı efendiler evinde yaptığı bu hesap dünya çarşısında tutacak mı? Sorusuna verecek cevap tek kelimeyle;-Tutmayacak!Çünkü, bu sıkıştırma politikası yeni bir blok oluşturacak.Rusya, İran ve petrol ülkeleri dünyayı yeni bir kutuplaşmaya itecek. Arka sıradakiler artık topyekün isyan edecek...Ve Türkiye’nin durumu... Bekleyen olası tehlikeler... Çıkış yolları... Gelecek yazıda anlatacağız...

Devamını Oku

Politik zulümler

27 Ocak 2015

Yunanistan’da halk uzun yıllardan beri kırılgan yaşamaktaydı.Ve geleceğinden umutsuzdu...Ekonomik sıkıntılarının en büyük nedeni ise politikacıların sorumsuz yönetim anlayışı idi.Ve halk yıllardan beri “kemer sıkma” stratejisinden yorulmuştu...Batı‘nın yüreğinde yaşayan Yunanistan’da liberalizm ve kapitalizm çökmüş durumdaydı...Halkın her kesimi sokaklarda “asgari müşterek” noktasını yakalamış hep birlikte eylem yapıyorlardı...Burjuva bir aileden gelen SYRİZA lideri Aleksis Çipras komünist gençlik hareketine girerek bugünlere gelmiş...Gelmesindeki en büyük etken ise ekonomik kriz...Ve partisinden 3 Türk’ün de seçilmesi ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren bir lider olarak bilinmesi ise başarısında önemli bir etken.***Yunanistan’da halk seçimlerle yeniden umutlandı ve iç ayaklanmanın eşiğinden artık dönmüş gibi...Lakin, asıl mesele bundan sonra başlıyor gibi. Çünkü Çipras’ın verdiği sözler öyle bugünden yarına yerine getirilecek gibi değil...Çipras neler vaad etmişti?Bedava elektrik, ama yoksullara...Gıda ve kira desteği... Sağlık ve emekli maaşlarında iyileştirme. Bunun için 13 milyar Euro’luk bir planı hayata geçirecek...Ulaşım reformu... Zenginlerin vergilendirilmesi. Ödenemeyecek banka borçlarının silinmesi. Asgari ücreti 751 Avro’ya çıkartacağı...***Ve en önemlisi AB ve IMF’e yaptığı çağrılar...Avrupa Birliği için yeni bir krizin kapısını aralayan Çipras borçlarını ödemeyeceğini açıkladı... Ve bu hususta diyor ki;-Avrupa’nın geleceği çoktan planlanmış. Bu plan mutlu bankacıları ve mutsuz toplumları öngörüyor. Taliban neo liberalistleri bize hala işlerin iyiye gideceğine dair güvence veriyor. Ama gelecek neo liberalizmin, bankacıların ve birkaç çok uluslu şirketin değildir. Demokratik, sosyal olarak tutarlı ve özgür bir Avrupa için yolu açmanın vakti geldi.Çipras vaadlerinin ne kadarını yerine getirebileceği belli değil... 180 milyar Avro’luk borcun üstüne gerçekten yatabilecek veya sildirebilecek mi?Meçhul...***AB bu reste sessiz kaldığı zaman İspanya, İtalya gibi kemer sıkan ülkelere de aynı şansı tanımak ya da boyun eğmek zorunda...Ve o zaman domino etkisi olabilir...Yani, Yunanistan ya daha derin bir kuyunun içine girecek ya da kuyudan çıkacak...Biz kuyudan çıkacağına inanmıyoruz... Aksine daha büyük bir politik zulümün kapısını araladığını söyleyebiliriz.Çipras’ın zaferi için bizdeki sosyalist akımlar “Komşu’nun Che’si’iktidarda” diyerek umutlanmaya başlamış olmaları...Ve hem de genel seçimlerin kapıya dayandığı bir süreçte.Bakalım bizdeki sosyalistler, hangi vaadleri bol keseden sallayacak...“Politikacı hayal satar” diyorlar ama gökteki ay ve güneşi de satarak refaha erişilebileceğini söyleyenlere de inanmak politik zulme davetiye göndermek olur...

Devamını Oku

Eski hikayeler

23 Ocak 2015

Bir devrin nüktedanlarından biri demiş ki; -Kalkın ey ehli vatan dediler. Kalktık ve sonra bir de baktık ki, yerlerimize başkaları oturmuş.Eski, eskimeyen ve belki de hiç eskimeyecek bir hikayedir.Mesele “vatan” değil hala anlamadık!Kimin gelişiyle ilgili değil, kimin gidişiyle daha çok ilgilenen büyük bir kalabalık; muhalif düşünceler ışığında geliştirdikleri politikaların adreslerinde konuşarak gün tüketmiş.Ve hayal kurmuş!Bu ülke muhalefeti “kronik” bir hastalığın pençesinde...Rahmetli Tarık Buğra diyordu ki;- Vatanı kurtarmak için kalabalıkları seferber eden politikacılardır. Önce vatanı battı batıyor gösterecek, ardından da ehl-i vatanı kurtarmak için ayaklandıracaksın. Gerisi kolay: Boşalan iskemlelerin toplamı eşittir iktidar koltuğu; kurul üstüne.Ve devam ediyor;- Kötü ve yeteneksiz politikacı bayılır bu oyuna. Zaten başka oyun da bilmez. O kadar ki, iktidarın tam manasıyla bir ateşten gömlek olduğu dönemlerde bile bırakamaz veya bırakmaz bu oyunu.İktidarın açıklarını yakalamak için enerji sarfeden anlayışından bir adım öteye gidemiyor...Uzak tehditler ihtimallerini sıralayarak iktidar olunmuyor gerçeğini hafife alıyor.Kriz söylemleriyle topluma korku salarak oyların rengini değiştirmeye çalışıyor.70’li yıllardan beri duyarım;-Ülke batıyor!Evet, tüp, şeker, yağ karaborsadaydı...Ve ekonomik hayat dibe vurmuştu...Lakin, ülke hala ayakta ve dünden daha iyi...Kimse “niye batmadı” sorusunun peşine düşmüyor!Taşkın siyasetçi profili her zaman tutmuyor.Vesveseler üzerine kurulu bir siyasetle ve en kötü korkuları piyasaya sürerek iktidara geleceğini düşünen muhalefet bu yüzden bir sonuca varamıyor.Varamadığı gibi kendini de yenilemiyor.Bu trajedi filmi yüzyıldan beri vizyonda.Ve yüzyıldan beri hep aynı o eski şarkıyı söylüyor; -Türkiye uçurumun kıyısındadır!Muhalefet, artık endişe verici gerçeklerden yol haritası çizmek, eski hikayeleri anlatıp durmak yerine yeni hikayeler yazmaları gerek.Ve arayışlar...İnsanlar iktidarlardan ne bekler?Bu soruya Abraham Lincoln şöyle cevap vermiş;- Hükümet senin için tek başına yapamayacağın şeyleri yapmalı.Anlatabildik mi?

Devamını Oku

Esir kimseler...

20 Ocak 2015

Basın, sorumsuzlukların adresi değildir.Sokak duvarlarına yazılan sloganlardan ibaretleşen izm’lerin “terörize kültürü” medyaya sıçradı.“İfade hürriyeti” diyerek, sınırsızlığı savunanlar “çifte standart” duygularına yenik düşüyor.Paris’teki saldırıların ardından ülkemizdeki medya “birlikte yaşamayı” provoke ediyor.Düşünenlerin yerini “düşüncesizler” işgal ediyor!30 yıl boyunca kimsenin dini, inancı, fikri ve kişiliğine hakaret eden ne bir yazıya, ne de bir habere ve yazıya imza atmadık.Kimse de attıramadı...Ve 12 yıl boyunca genel yayın yönetmenliği görevinde, hiçbir muhabire, spikere ve editöre de o imzayı attırmadık. Bu çirkin duruşa daima karşı çıktık.12 yıl Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeliği yaparken de bu tarz gazeteciliğe muhalif olduk.Basın kuruluşları kurumsal kimliklerini ilan ederken diyorlar ki;-Objektif, bağımsız, tarafsız, doğru, ilkeli habercilik!Yalnızca sloganlara sığındıkları görülüyor.Diyecekler ki;-Subjektif, bağımlı, taraflı, yalan, ilkesiz habercilik!Kağıtlarda kalmış basın ilkeleri...Ülkemizdeki basının durumu, vardığı nokta burası...Toplum provoke ediliyor.Bir arada yaşamaya kurşun sıkılıyor.Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya “ifade hürriyeti” gerekçesine sığınarak büyük bir sorumsuzluğa imza attı. Paris’teki sorumsuzluğun kötü biten sonuçlarına rağmen...Çetinkaya, yine de sorumsuzluğunu savunuyor ve diyor ki;- Korkmuyorum. Yazmak suç mu!Kendince “korkusuz” olduğunu deklare ediyor.Biz de diyoruz ki, keşke korksaydınız!Ve devam ediyor;- Çalmadık, vurmadık sadece yazdık!Çalsaydınız, hırsız... Vursaydınız, katil olurdunuz!Lakin, büyük bir topluluğun aklını, sağduyusunu çalıyor, ruhunu derinden yaralıyor ve kalbinden vuruyorsunuz...Madde ve küfür bağımlısı olanlar akıl tutulmasından dolayı ne söylediğini bilemez.Ama bu ülkenin önemli bir basın kuruluşundan ve yazarlarından bahsediyorsak, düşüncesizlik ederek büyük kitleleri tahrik etmeye hakları yok!Dindar olmayabilirsiniz...Ve hatta dinsiz de olabilirsiniz...Kimsenin kimseyi ne dindar ve ne de dinsiz olmaya zorlayamaz... Ne olursanız olun inançlara, fikirlere ve kişilere saygılı olun.Ve hainlere laf söyletmeyen kafalar, Peygamber Efendimize yapılan hakarete ve o çirkin duruşa sahiplenerek aynı sorumsuzluğu tekrar etmekten korkmamanın adı, gazetecilik değildir.Ve bunun adına “yazmak” diyorlar.Ben, korkuyorum arkadaş...Birilerine hakaret etmekten, incitmekten, toplumu birbirine düşürmekten, aşağılamaktan, nefret suçu oluşturmaktan ve başkalarına zarar vermekten ve terörize etmekten korkuyorum...Bize göre korkunun tarifi budur...Ve Allah’tan korkarım.Yoksa, katiller de kimseden korkmuyor, korkmadıkları için insanları öldürüyor...Ben sadece bayrağın, vatanın ve Allah’ın düşmanlarından korkmam! Bunun dışında korkularımla yaşarım...“İfade hürriyeti” maskesini takanlar ve savunanlar CNN’nin 34 yıllık deneyimli habercisine sahip çıkamadı.CNN’nin sunucusu Jim Clancy İsrail için bir tweet attı ve dedi ki;-İsrail yanlıları Müslümanlara karşı öfkeyi provoke ediyor...CNN yönetimi Clancy’i uyarıyor ve istifasını sağlıyor...Peki, ifade hürriyetçileri nerede?Çifte standart duygusuna yenik düşmenin tarifi budur işte...Bu illete yeni düşmedik... Bin yıldan beri var. Herkes ipini bir yere bağlamış...Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları’ndaki insanlar hala aramızda yaşıyor.

Devamını Oku