Maçtan önce 5 şut ve 2 pozisyon bulacağımız bir ilk yarı oynayacağımızı söyleyen birine tebessümle bakardık! 03.34 Melo, 11.19 Drogba, 14.19 Sneijder, 17.01 Hamit ve 25.31 Drogba şutları şaka değil! 34.05’te Drogba’nın ortasına Burak’ın pozisyonu ve 43.10’da Eboue’nin karşı karşıya kaldığı an ile birlikte tam 7 kez kaleye götüren G.Saray, 45.39’da Drogba’nın topu daha kontrollü kullansaydı devreye 1-2 gidebilirdi. Oyun anlamında Real Madrid kadar maçın içinde kalan G.Saray, Eboue nedeniyle 2 gol yedi. Mourinho sol kanat sorununu görmüş ki, ilk yarı Coentrao hiç çıkmadı; solu zayıf G.Saray karşısında Essien rahat rahat çıkabilirdi. Di Maria da cabası!2. yarıya Sneijder-Gökhan Zan değişikliği ile başlayan Terim, ilk yarıda çok aksayan sol yanımızı yama ile onardı. 3. golün geldiği 73’e kadar 28 dakika oyunu başabaş götürebilen temsilcimiz, orada çözüldü! Duran toptan gelen golle moralimiz de bozuldu, İstanbul’a taşımayı umduğumuz tur şansımız da! HAKSIZ NETİCE2 net penaltısı verilmeyen, maç boyu rakip kaleye (ki Real’e, ki deplasmanda) 7 şut atan, yediği 3 goldeki duruş hataları dışında 61.07’de Di Maria’ya bir pozisyon veren, başka da şans tanımayan G.Saray büyük bölümünde oyuna ortak olduğu maçta tabela olarak hak etmediği bir netice aldı! Sneijder 23 milyon Euro maliyetiyle ‘değerli’ bir oyuncu. Kimse ondan bir Real turunu kurtarmasını beklemiyordu. Ancak bu kadar etkisiz olmasını da... Umarım gelecek yıllarda takıma enternasyonal bazda yeteri katkıyı sağlar. Burak da etkisizdi. Dany ekibimizin yıldızı, Selçuk çok çalışanı oldu. Futboldaki mucizeleri elbette kabul ederim. Ama Madrid’den damağımızda sadece 70 dakika civarı oynadığımız iyi oyun kaldı! Sağolun Terim ve aslanları...
Kardemir Karabükspor tempoyu başlarda koydu. İyi başladılar. İki kanadı da bekleri dahil iyi kullandılar. Süratli oyuncularıyla adam eksiltip bol pozisyon ürettiler. 8’de Biseswar’ın ofsaytı bozması golcü İlhan’a fırsat yaratırken oyuna sakatlanan Ahmet İlhan‘ın yerine giren Shelton ise, Lua Lua ile birlikte hazırladığı golle farkı ikiye çıkardı. İlk 30-35 dakika harika bir İshak Doğan performansı izlediğimizi belirtmeliyim. Kayseri iki bekini değiştirerek sürdürdüğü oyunda, son vuruşçuluk adına Bobo’yu çok aradı. İkinci yarı oyun üstünlüğünü ele geçiren sarı-kırmızılılar, rakibin gömülmesini de fırsat bilerek epeyce şans yarattı. OYUNSUZLUK!54’te Kayseri’nin en iyisi diyebileceğim Ceyhun’un golüyle maça asılan sarı-kırmızılı ekip için 67’nin ilk saniyelerinde Mouche’nin kaçırdığı (doğrusu Bora’nın kurtardığı) golle çok şey kırıldı. Son dakika golü, galibiyeti cilaladı! Karabük 33 puan yaparak tehlike bölgesiyle bu haftalık arasını araladı. Ancak oyuncularda skoru koruma telaşının ‘oyunsuzluk’ getirdiği dakikalara, haftalara dikkat!
Fatih Terim sadece G.Saray’da 6 sezondan 8 hafta eksik antrenörlüğünü yaptığı Bülent Korkmaz’a UEFA finali dahil hiçbir maçta, İstanbul BŞ’nin bu maçta kaldığı kadar, ‘geride kal oğlum’ talimatı vermemiştir. Maça 7 savunmacıyla başlayan Korkmaz, elbette karşısındaki klasa karşı bir önlem alacaktı. Ancak tedbirle korkaklık, güvenli oyunla, hiç çıkmama arasındaki nüans makası geniş olunca 36 dakika sonundaki fatura pahalı geldi Belediye’ye! Siz isterseniz 7 değil 10 savunmacıyla çıkın, karşınızdaki yetenek havuzu geniş olunca, kurduğunuz 7’li-8’li savunma hunileri boşalıveriyor. 45 dakikada bol pozisyona giren sarı-kırmızılılar, İstanbul BŞ’yi en sağlam yerinden vurdu! Halen ‘6-7 yaş genç olsaydı, herkes peşinde koşardı’ nidalarıyla ağız sulandıran Ekrem’in kanadından 2 gol buldu. Burak, varolan yeteneğinin üzerine çalışma katmayı, dikkat, konsantrasyon, bitiricilik eklemeyi her gün bir kere daha öğrenen ve bize gösteren adam olmaya devam ediyor. Attığı iki gol bunun kanıtı. Drogba, iki golün başlangıcındaki mihenk taşı, Hamit ise ‘hasların hası’ durumunda kapattılar ilk 45’i!2. yarıda tribünler de takım da vitesi boşa alınca İstanbul BŞ, topla biraz daha oynamaya başladı. Tevfik ile pozisyon adayı atakçıklar geliştirmeye çalıştı. 79.12’deki Zenke pozisyonu hariç Bozbaykuşlar’ın heyecanlandıklarını sanmıyorum! G.Saray rahattı! Hücumda etkin değil ağırlıklıydılar. Özellikle Drogba’yı Alex’leşmiş hale gördüğümüz anlar birden çoktu. Burak’ı yönlendirdi, hücum organizasyonlarını da.4-4-2 AŞKI59’da Riera’yı alıp klasik aşkı 4-4-2’ye dönen Fatih Terim, 78’deki Melo-Sabri değişikliğiyle de Real Madrid maçındaki planlarından bir diğerini görmek istedi belki de. Çünkü hocanın kafasında Barnebau’da Burak-Drogba-Snijder üçlüsünü bir arada oynatmamak da var! (84’teki Hakan-Amrabat değişikliği de bu bahse dahil. O da senaryolarından birinin B planı olabilir). Ezcümle G.Saray’ın ilk yarı oynayıp ikinci yarı inisiyatifini Real Madrid planlarına ayırdığı bir maç izledik. Skor önemliydi, alınması değerli!
G.Birliği maçının aynısı harika bir ilk yarı... 17’de yenilen anlamsız duran top basiret bağlanmışlığını sonrasında yenilen golünü bir kenara koyarsak, rakibin sadece 1.5 kalemize gelişi. Anlatılmaz, yaşanır bir futbol resitali. Maç öncesi Burak-Drogba ve Snijder’in orta sahaya yeterince yardım etmiyor olmasından kuşkuluyduk hepimiz. Ancak öyle bir orta saha kurgusu vardı ki, taşıyıcı kolonlar (Hamit, Melo, Selçuk) işlevlerini öyle bir yaptılar ki, kirişlere sadece süse katkı vermek düştü. El hak da yaptılar işlerini. 2.24’te Hamit’in şut denemesi, 5.07’de Burak-Drogba pozisyonu, 5.57 Drogba şutu, 12.49 soldan Selçuk’un vuruşu, 34.06’da Hamit ile Eboue’nin sağdan başlattığı atağın Sneijder’in harika şutuyla sonuçlanması kayda değerdi. 37’de Hamit’in ‘artık’ üç direğin arasını bulan şutu ile çoşan Galatasaray, 42’de Riera’nın atak keserken yaptığı asistin Burak tarafından sonuca dönüştürülmesiyle zirve yaptı. Müthişti, harikaydı, enfesti, muhteşemdi, nefisti, olağanüstüydü, akıllı, keyifli, stratejist ve imparatoncaydı 45 artı 2’nin her saniyesi! 2. yarı ise şemsiye her haliyle tersine döndü. Kelimenin tam anlamıyla rakip oynadı, biz seyrettik. 45 artı 5 dakika 53 saniye her an gol yiyebileceğimizi düşündük hepimiz! Futbol adına Schalke ne gerekiyorsa yaptı. Genel futbol gerçekleri 45-60, belki 65.dakikalara kadar baskı ile karşılaşabileceğimizi bunu da 70’lere savuşturabileceğimizi anlatıyordu. Dürüst konuşalım, 90 artı 4 artı 53’e kadar bunu yapamadık. İyi bir savunma da ortaya koyamadık. Ancak ikinci golün ardından panik de yapmadık, Muslera yaptığı her kritik kurtarışla defans yapabilme kabiliyetimize güç kattı. Her an gol yiyebilirdik ama defans disiplinimizden bir an olsun bile taviz vermedik. Sonucu ise UMUT belirledi. İlk yarısını enfes ikinci yarısını defans oynayan Galatasaray her türlü övgüyü hak eden bir taç taktı; hem kendi başına, hem ülke futboluna. 12 yıl sonra KUPA-1’de ilk 8’i gördü. Fatih Terim ve aslanları tarihlerinde unutamayacakları bir geceyi yaşadılar; yaşattılar. Hepsinin ayağına, bileğine, gönlüne, emeğine yüreğine sağlık. Bu kulübün genlerinde başarı var, bu kulübün genlerinde her şeyden evvel Avrupa başarıları var. Galibiyet herkese kutlu, mutlu, hayırlı, uğurlu olsun!
96. saniyede gelen gol, başlama düdüğü ile birlikte Bursa tribünlerinden yakılan meşaleyle bozulan konsantrasyondan kaynaklandı gibi geldi bana. Elbette bu, defans gerisine atılan topla bomboş kalan Sestak’ı orada bırakanları temize çıkarmaz. Artık geriden gelme konusunda ustalaşan Fenerbahçe için sorun teşkil etmeyen bu geleneksel durum çarçabuk aşıldı. Golün okuyla bir iki kez daha sallanan orta sahada başrolü beklendiği gibi Emre aldı. 5-23 dakikalar arasındaki 18 dakika muhteşemdi. Bir orta saha oyuncusundan ne bekliyorsanız yapıyordu! 20’de sakatlandıktan sonra 21.45’te sakat-sakat attığı nefis pası Kuyt 2. direğe çok iyi bıraksa da direği aşamadı. İlk yarının sonuna kadar başka da dişe dokunur atağı yoktu F.Bahçe’nin. 45+2’de Musa’nın olağanüstü şutu ve formsuz Volkan’ın harika kurtarışı nefisti. EMEĞİN KARŞILIĞIİkinci yarının hemen başında Carson’un hatasından bulunan golle F.Bahçe skor üstünlüğünü ele geçirse de oyun üstünlüğünü rakibe teslim etti. Bursa, Topuz kanadını çok ciddi zorladı. 58.24’te Batalla’nın şutunu Volkan çıkardı. 2 dakika sonra Tuncay’ın şutu direği yaladı gitti. 71.30’da Sow’un şutunu Carson çıkardı. F.Bahçe uzun süre sonra atak yapabildiğini gösterdi! 74.30’da soldan gelişen atağı Kuyt gole çevirdi. Sahanın emek abidesi ‘kat ettiği mesafelerin ödülünü’ golle aldı. Raul ve Sow ile birlikte F.Bahçe’nin en iyilerinden olan Hollandalı maçı takımına getiren isim oldu. Pırıltılı galibiyet kimseyi yanıltmasın. 23-74 arasındaki Emresiz oyun zaaflarla dolu. Bursaspor çok sakatı ve hocanın hamle gücünün zayıflığı nedeniyle üstün olduğu dakikalarda dahi skora ortak olamadı. Webo, Emre, Gökhan’sız alınan bu galibiyetin zirve yarışı adına ne kadar değerli olduğu sonraları anlaşılır!
VATAN Spor’da arkadaşlarım maçı ve F.Bahçe’yi doyurucu bir şekilde analiz etmişlerdir. İzninizle bir portre yazayım bildiğimce! Mustafa Reşit Akçay hocadan söz edelim. Gerek PTT 1. Lig maçlarında, gerek G.Saray maçında canlı, 6 kupa maçında da televizyondan izlediğim takımın mimarından. Sokaktaki adam için büyük, bu endüstri için küçük bir maaş. 10.000 liraya çalışan bir ‘eleman’. Oynattığı takımın oyun mühendisliğine bakarsanız, çoğu Süper Lig takımında var olan ezberlerin dışında bir anlayışla karşılaşırsınız. TAKIMI OYNATIYORKanatlardan hızlı çıkan, doğru koşularla rasyonel savunma pozisyonları alan, orta alanı hızlı geçen, topu da koşturan, kendi de topla koşabilen, adanmış, motive, hırslı bir futbol takımı oluşturmuş Akçay Hoca. (Sonuçlardan bağımsız yazıyorum. Yazıma başlarken maç 2-1’di, bitti 2-3 oldu! Hiç önemli değil sonuç!) Türk futbolunun böyle modellemelere ihtiyacı var. Geçtiğimiz günlerde, ekibine katmayı düşündüğü bir scout ile görüşen Akçay, şu cümlelerle de işine ne denli aşık olduğunu da ortaya koyuyor: “Trabzonspor’da şu an sana bir lira vermezler. Ben sana ayda cebimden 1500 lira vereceğim. Gelecek sezon Süper Lig’den bir takımla anlaşma durumum var. O zaman maaşını düzeltirim, şimdi benimle çalışmaya başla!” Teklife verilen yanıt mı? Bilmiyorum! Öğrenemedim! Ne önemi var ki! Hocaya saygıyla.
Arada büyük bir kalite farkı olmasına rağmen Bate maça beklenenden etkin başladı. 5.18’deki Baroni şutu dışında kırmızı karta kadar ekibimiz iyi oynayamadı. Kartın sonrasındaysa bu kez F.Bahçe ’nin deplasmanda yaptığını yaptı Bate. Yani 1.ve 2.bölgede 9 kişiyle alan kapatıp kontratağa çıkmayı denedi. Ceza sahasına duvar pası, ikiye bir, keskin yan orta gibi enstrümanlarla giremeyen sarı-lacivertliler de aşırı hava topu ve yan paslarla 24 dakika oyunu geveledi durdu. 26.58 ’deki Webo’nun ofsayt olan pozisyonu, 37.21’de kalecinin çıkardığı Sow toplarından sonra 43.46 ’da Salih’in Drogbavari kafa asisti auta gitti. Zeminden seken topun kolaylaştırıcı unsur olduğu penaltı ve Baroni ’nin golüyle tur kapımıza geldi. Geldi gelmesine de Aykut hoca, turu kapıda tek ayak üstünde bekletti. İkinci yarının hemen başında rakibin bir pozisyonu sonrasında Sow ’un bir gol durumu sözkonusu oldu. 51.04’te Baroni, 2. Hamit vakasına imza atmasa kalan 44 dakika kimselerin yüreği ağzına gelmezdi. Hocanın 62 ’deki Salih-Selçuk değişikliğiyle topu rakibe veren F.Bahçe kalan 33 dakikayı sıkıntılı oynadı. Pas kalitesi bu kadar yüksek bir takım (tabii Emre ’li bir kalite) 1 kişi fazla ile bu kadar geriye çekilmemeliydi. Bu sadece mental değil, sanırım Bate ’ler, Mersin, Trabzon’un fiziksel etkisi de aynı zamanda. Kasımpaşa maçında farkı yine Emre yaratır!
Aykut Kocaman’ın 4-2-3-1’den vazgeçmeyeceği açık. Bunu tartışmanın alemi yok. Mühür onda, Süleyman da kendisi. Yalnız bu formasyonu kimlerle oynayacağını tartışmak hem hakkımız hem haddimiz. Önde hocanın kafasında idealize ettiği “hareketli altılı” sürekli üretimsiz oyunculardan kurulu olunca, taraftar deliriyor; oyun da tatsızlaşıyor. Ez cümle önde 4 savunmacıyla başlanan hiçbir maç lezzet vermiyor. “Fener’in maçı” varken hep sıkılıyoruz, hep aynı teknik taktik sonuçları çıkarıp, aynı şeyleri aynı açılardan görüyoruz! Formül ve hayata geçecek pratik belli. Savunmacılarla kötü bir ilk yarı, yenen goller. 2. yarı Semih türü değişikliklerle kalitenin galebe çalmasıyla maçı hatırla! İlla netice derseniz ite kaka o da zaman-zaman alınıyor ama taraftarın iyi futbol görmek için onlarca dakika beklemesi niye?04.52’DE Turgut’un soldan aktığı pozisyon ise meğer maçın şifresiymiş; sonradan anladık. 31.45’te kaleci ile karşı-karşıya kalan Sernas’ın, 41.58’de soldan yine Turgut’un akıttığı topla bulduğu gol zaten Hikmet Hoca’nın oyun planının bir numaralı parçasıymış! Çünkü üç nitelikli hücumcuyla, bastıran F.Bahçe’nin arkasına inmekmiş derdi! CENK GOLÜ ATSAYDI...AYKUT Hoca 2. yarıya Semih’i alıp hücumcu sayısını çoğaltınca ilk beş dakika sonrası beklenen oldu. 50.46’da çok önemli bir pozisyonu harcayan deneyimli golcü, 82.00’da düğümü çözdü. Ama 53.28’de Cenk’in ileride bomboş kaldığı pozisyondaki bencilliği maçın kırılmasıydı. O pozisyon gol olsa, G.Antep’in maç boyu az hata yapan defansı tam siper olurdu; muhtemelen de Elazığ gibi puan kaptırmazdı.İKİ golde de ev sahibinin ciddi yerleşim hataları vardı. F.Bahçe’nin olumlu yaptığı işlerden biri Semih’in öne kattığı akıl ve hareketlilikle birlikte Raul’un bu takımın futbol aklı olduğu gerçeğiydi. “Tek önliberolu sistemin teki Raul olmalı” kanımca. Topuz golün hazırlayıcısıydı. Sow yine yalnız kaldı. Hızlı ve deplase olamayan Kadıköy cephesinde değişen bir şey yok anlayacağınız...