Roberto Mancini ‘aptalca’ sıfatıyla tarif ettiği yoğun fikstürünün avantajını doyasıya yaşıyor. Çünkü ne Yanal ne Biliç ne Daum ne Akçay böyle bir avantajdan faydalandılar. Devre arası yapılan 9 transferin hepsi de kupa maçlarında dakika aldı. Yerine göre as takımı ligde dahi, hatta maç içinde bile, gözünü kırpmaksızın rotasyona tabi tutan İtalyan için kupa maçları kaymaklı ekmek kadayıfı! 24 dakika forma giyen Hamit ve Berk dahil 8 yeni oyuncusunu bir kez daha görme şansı bulan hoca yine içindeki ‘basketbol coach’ını’ orta yere koydu. Karşısında %70 as takımla oynayan Antalyaspor varken G.Saray yedeklerinde beklediğim iştahı bulamadığımı bildirmeliyim. Bunda Yekta Kurtuluş ve Emre Çolak gibi kıdem itibarıyla takımı ateşlemesi beklenen iki ismin durgunluğunun etkisi büyüktü. Grup birinciliği gibi efsanevi olmadığı herkesçe malum hedef dışında eni-konu bir hazırlık karşılaşmasıydı dün gece oynanan. ÜRETİM YETERSİZ...UMUT’TAN Oğuzhan’a, Lucas’tan Berk İsmail’e hiçbirinden 11 ışığı saçılmadı. Oyuna sağbek Eboue, solbek Salih şeklinde başlayan sarı-kırmızılılar (İkinci yarı tam tersi) orta sahayı beş kişiyle kalabalık tuttu. Sağdan sola Lucas-Yekta-Emre-Umut Gündoğan-Oğuzhan yeterli bir üretimi sağlayamadı. Umut’un biri frikikten iki, Lucas’ın ve Oğuzhan’ın birer şutu dışında G.Saray hücumda etkin olamadı. İkinci yarıdaki iki gol pozisyonundan birine Berk İsmail (60), diğerine Bourdisso (73) girdi. BERABERLİĞİN grup liderliği için yettiği MP Antalyaspor da futbol adına olumlu şeyler ortaya koymama konusunda G.Saray ile yarıştı. 35. dakikada Semih’in (sonrasında Seddar) girdiği gol pozisyonu dışında gole yakın durumları olmadı. İkinci yarı Musa Nizam’ın sol taraftan birkaç zorlaması dışında hücum organizasyonları güdük kaldı. Atatürk Olimpiyat Stadı’nda futbolu bulamadık.
G.SARAY’IN nasıl kazandığını ve kalitesini konuşmaya yeteri kadar yer ayrılmalı. Ancak bu oyunun nirengi noktalarını biraz da Eskişehirspor ve defansı üzerinden okumalı. İlk yarı boyunca Akaminko-Servet tandemi, iki gol yediyse tanrıya şükretmeli. Çünkü zaman zaman dan-dun dahi yapamadılar. SERVET Çetin’in ağırlığı ve Burak Yılmaz karşısında düştüğü acz, ev sahibine pozisyon üstü pozisyon oldu. Gerideki ve orta ikilideki tandem bu kadar savumadan ve üretimden uzak olunca, karşındaki kalite de kendini 95 dakika orta yere koydu. Burak Yılmaz, Wesley Sneijder, Felipe Melo, Selçuk İnan ve iki yeni transfer (İzet Hajrovic ve Alex Telles) haliyle tüm bu zaafları lehlerine çevirecek kapasitedelerdi; öyle de oldu. Karşılaşma henüz ilk yarı koptu, gitti. İkinci yarı vitesi boşa alınmış araba misali yakıt tüketimsiz yürüdü sarı-kırmızılılar. MELO, PENBE’LEŞTİ!FAKAT G.Saray’da her şey oyun ve sonuç adına toz pembe görünürken sarı kart yüzünden dünkü karşılaşmayı tribünden takip etmek zorunda kalan Didier Drogba’nın takıma aldırdığı nefeslerin bu maçta olmamasını atlamamalı. Fildişi yıldız olmayınca sarı-kırmızılı takım ileride top tutamıyor, takım sürekli olarak baskı yiyor. Eskişehirspor verimsizdi, bu baskıyı gole çeviremedi. İki yeni Hajrovic ile Alex Telles; takıma uyum süreçlerini yavaş yavaş aşıyorlar. Bosnalı futbolcunun ilk goldeki asisti kıymetli. Son notum ise Felipe Melo için: Sanki içine Ergün Penbe kaçmış! Rakibe ve hakeme ne nezaketliydi dün öyle öyle!
Elbette F.Bahçe’nin Eskişehir mağlubiyetinin başta tribünler olmak üzere sarı-kırmızılılara olumlu bir etkisi olacaktı. Kimse Eskişehir’in kazanmasıyla kazanmaması G.Saray için ‘aynı şeydir’ diyemez! Ancak futbol takımının olaydan bu kadar olumlu etkileneceğini sanıyorum düşünmemişti. 50 bin civarı taraftar Bursa gibi zorlu ilk 25’te 3 gol bulunacağını düşünmemiştir herhalde. Futbolun akıl defterinde bu şartlarda böyle bir rahat başlangıç yazmazdı; yazması beklenemezdi. YİNE DURMADIMaça yine 3-5-2’nin belirsizlikleriyle başlayan G.Saray, ilk 10 dakika kontrol oyununu tercih etti. Ne olduysa ondan sonra oldu! Melo’nun ceza sahasına yaptığı toplu koşu, arka direkte Sneijder’i bomboş bıraktı. Hollandalı gereğini yaptı. Sonrasında futbolun gerektirdiği hangi doğru varsa onu yapan G.Saray, 17 ve 19’da iki golü cömertçe harcadıktan sonra sıra yine Wesley’e geldi. ‘Maliyetim 23 milyon Euro ama bu topa böyle vurulur arkadaş’ dercesine gözlerin pasını alan bir gol attı. O gol maçı G.Saray adına koparttı. 1-0’dan sonra durmayan, rakibinin reaksiyonuna izin vermeyen sarı-kırmızılılar devreyi 4-0’la kapattı. 2. yarı bir yönüyle kupadaki Elazığ maçına benzedi! G.Saray ne oynadığını bilen, nasıl yapabildiğini gösteren ekip kimliğini bu devreye de taşıdı. Ancak uçmadı, coşmadı. 4-0’ın avantajıyla ekonomik oynadı. Mancini iki asını da benzer olduğunu sandığım sebeplerle erkenden dışarı aldı. Maçta birkaç oyuncunun ismini öne çıkarmak doğru değil. G.Saray takım halinde olağanüstüydü. Mancini 2. yarı yine duramadı. Oyun içinde bir görev değişikliği yaptı; Ceyhun’u orta beşliye, Melo’yu defans göbeğine çekti. Hiçbir şeyin, hiç kimsenin sırıtmadığı dokuda o da sırıtmadı. Hakemlik bir maç olmadı. Sadece Kalkavan’ın Drogba’yı 1 dakikadan fazla oyuna almamasını anlayamadım. Bursaspor’a gelince hiçbir G.Saray taraftarı karşısında bu kadar kötü, alanları kapatamayan, rakibe oyun imkanı tanıyan bir Bursaspor beklemiyordu. Ancak 31’de Kazım’ın kafasında Muslera’nın estetik kurtarışı olmasaydı, 2-1’lik skor onları belki maça bağlayabilirdi. Yine de kazanan 6-0 ile G.Saray oldu.
3 sağ bekten doğal olarak birinin yerinde oynadığı, bir orijinal sol bekinin stoper, sağ beklerinden birinin sol bek, 2 yaratıcı olmayan orta sahanın olduğu bir takımla oyuna başlamak, G.Saray'ın son döneme yansımış dağınıklığının göstergesiydi. Dany'nin oynaması, Umut'un formsuzluğundaki şahika, Drogba'nın akıl karışıklığı da garnitürü oldu bu çorba halin!İlk 20 dakikada ne önde baskı kuran, ne geriden oyun kuran, ne de kanatlardan akın geliştirebilen sarı-kırmızılılar, topu deplasmanda 'büyük takıma vermiş' Anadolu takımı ruh halinde dolaştı durdu sahada. Ne olduysa 23'te Bilica'nın hatasıyla Drogba'nın Eboue'ye attığı topla girilen gol pozisyonunda oldu. G.Saray burada ateşlendi adeta. Ardından birkaç girişim kaleci Zülküf'te kalsa da 20-45 arası G.Saray futbolun tüm hücum gereklerini fıtratında olduğu üzere hayata geçirdi. Bu süreçte ilk 20 dakika ne yapmadıysa onu yaptı; sarı-kırmızılılar. Emre sol taraftan ortaya gelerek, hatta zaman zaman sağa geçerek inisiyatif aldı. İyi oyunun bir numaralı mimarıydı. Ceyhun ve Drogba'nın golleri bu sebeplerin doğal sonucuydu. Gollerin nasıl olduğunun önemi yok! Baskı altında kalan Elazığ defansı bu kalite önünde zaten boyun eğecekti! GÜNDEM SABRİ OLACAK!İkinci yarı futbol adına neredeyse hiçbir olumlu veri ortaya konmadı. 2-0 sonrasında G.Saray, kazanmışlığın, Elazığ da kaybetmişliğin kabullenmişliğiyle 'dakika geçsin' modundaydı. Melo'nun Drogba yerine oyuna girmesiyle daha konservatif bir anlayış ortaya koyan, oyunu ele alan Cimbom kelimenin tam anlamıyla idare etti. Maçın tam sonlarında hikâyesizlikten şikâyetçiyken Sabri'nin 85'teki golü geldi. Gol normal; sevinci anormaldi. Kimse aptal değil! Elinden kaptanlık alınan Sabri'nin Mancini'nin kendini koyduğu yere, hocanın gözündeki algısı üzerine 'Yukarıda Allah var' demesi, maçın 3 gollük oyununun tüm hikâyesini başkalaştırdı. Bugünden itibaren (hatta dün geceden) G.Saray'da gündem yine yeniden Sabri olacaktır! Elazığ'a gelince... Okan hocanın haklı önceliğinin lig olduğu dün bir kez daha orta yerdeydi. İlk 20 dakika, G.Saray hiçbir şey oynamayınca topa sahip olur gibi göründüler. 34'te Hadji'nin karşı karşıya kaldığı Ufuk topu kurtardı ve Elazığ'a öne geçme şansı vermedi. 53'te Çağlar'ın frikiğinde ve 77'de Deniz Yılmaz'ın şutunda da Ufuk başarılıydı. Onların amacı ligdeki momentumu bozmadan yürümek! Kupa tabii ki ikinci planda olacak!
Mancini, G.Saray’ın başına 2 Ekim günü geldi. O günden bu yana Şampiyonlar Ligi’nde 5 maçın 3’ünü deplasmanda oynadı; 1 beraberlik 2 yenilgi aldı. Türkiye Kupası’nda 5 maçın 2’si deplasmandaydı; 1 beraberlik bir yenilgi aldı. Ligde ise 12 maçın 7’si deplasmandaydı; 2 yenilgi, 3 beraberlik, 2 galibiyet aldı. Ligde sadece deplasmanda son iki sırada bulunan Kayseri temsilcilerini yenebildi. Mancini’nin 115 günde iki milli takım arası ve bir devre arası takımı tanıma, istediklerini uygulatma şansı vardı. Bu kariyerdeki bir hocaya ‘kötü hocadır’ diyemezsiniz; ayrıca G.Saray iki günlük Juventus maçını kazanıp gruptan bu hocanın 4.5 maçlık idaresiyle çıkmışsa eleştiri terazisini iyi kurmalısınız. Ancak artık G.Saray’ın ‘yapabileceklerini yapamayan bir ekip’ olduğundan, bir kulübe zaafiyetinden söz etmek tamamen zorunlu bir hal aldı. 115 gündür takımla birlikte olan bir hoca bir takıma neyi nasıl oynayacağını anlatamazsa, kadro kimyasını, alınan/gönderilen oyuncular boyutunda düzgün bir bileşke haline getiremiyorsa, kendinden daha az güçlü ekiplere dahi deplasman üstünlüğü sağlayacak oyun planları geliştiremiyorsa, o geminin kaptanı sıfatıyla yargılanır arkadaş! Sadece 3’te Melo şutu ve 76’da Drogba vuruşu dışında, hiçbir taraftarını bir an ayağa kaldırmayan bir büyük takım şampiyonluk yarışını nasıl sürdürebilir? Önündeki rakip bugün kazandığı takdirde son 16 haftaya 10 puan önde girecek, sen istediğin kadar ‘Fener, Arena’ya gelecek’ deyip dur! BAŞI KESİK TAVUK MİSALİ!Bir takım bir maç içinde bu kadar mı format değiştirir! Bir takım onar yirmişer dakika arayla bu kadar mı reset atar kendine! Mancini oyunculardan istediklerini alamıyor! Oyun hamuruna döndürdü ekibi! Başta Drogba ve Selçuk olmak üzere maç alacak adamların hiçbiri sahada yok! Herkes başı kopmuş tavuk misali! 7-8 milyon Euro maliyetli iki adam almışın daha lisans çıkarmıyorsun. Garibim Bruma sakatlanmasa, yabancı gönderecek yönetsel becerin yok! Halen maç sonu ‘üç oyuncu bu takımdan gidecek’ diyorsun. Lig bitmiş, haberin yok zahir! Ondan sonra sonra Avrupa kulübü olacaksın! Malkara-Keşan civarında olabilir! G.Antep mi? Bu kadar derdin sıkıntının içinde, hoca krizi daha cuma sabahı çözülmüşken aslanlar gibi oynadılar! Maç, G.Antep’in hakkıydı. Turgut ve İbrahim biraz dikkatli olsalar üç puan onlarındı. Sergen Yalçın’a bir kez daha tebrikler.
F.Bahçe sezonun hiçbir maçında olmadığı kadar etkisiz başladı. Rize ise F.Bahçe’nin silahıyla vurdu ilk 15 dakika rakibini. Doğru parselasyon ile sarı-lacivertlilerin defans-orta saha ekseninde iyi top kullanmasını, önde basarak engelledi. Böylelikle F.Bahçe arkada bile basamaz hale geldi. İlk 14 dakikada biri gol olmak üzere üç yüzde yüz pozisyon buldu ev sahibi takım. Ancak Kweuke’nin kaçırdığı pozisyon sonrasında nedense geri çekilmeyi tercihlediler. "Buyur gel sen oyna” dedikleri F.Bahçe ise rakip kaleye ilk şutunu 15.56’da Emenike’nin cılız denemesiyle attı. İlk pozisyonunu ise 41’de Alper-Emenike-Baroni-Sow dörtlüsünün organizasyonu (ve Sow’un bu şık paslaşmaları çok kötü bitirmesi) ile buldu. 45+2’de Baroni’nin nefis kesişi devreye 1-1 gitti. Euro 98’deki Hırvatistan karşılaşmasında golü yediğimizde herkes sanıyordu ki işimiz bitti... Ama Semih golü attığında herkes biliyordu ki penaltılarla biz yarı finale çıkacağız. Aynı durum burada da yaşandı. En azından benim açımdan Baroni’nin frikiği gol olduğunda F.Bahçe maçı kazanmıştı. Çünkü Rize çok yardımcı oldu bu gidişe... İlk 14 dakika dışında hiçbir şey yapamadılar. WEBO VAZGEÇİLMEZF.Bahçe çok kötü oynadığı, hele de Caner-Gökhan gibi ‘kan merkezleri’nin işlemediği bir hücum düzeninde kazanmayı bildi. Baroni maç boyu kornerden bir asist, bir gol ve Emenike’ye “al da at” dediği bir top dışında yoktu; fakat belirleyici oyuncu oldu. Webo bu takım için vazgeçilmez bir oyuncu olduğunu yine gösterdi. Attığı golde onun becerisi kadar üçü stoper 8 Rize’linin kendisine açtığı alan da önemliydi. Emenike ikinci yarıda 2, Alper de bir pozisyondan yararlanamadı. 14 maç 35 puan! F.Bahçe şampiyonluk yarışında emin adımlarla ilerliyor. Ancak bugün Konyaspor maçından bile kötü bir oyunla kazandılar. Büyük takım bu tip kötü oyunlarla kazanmayı bilen takımdır; kabul! F.Bahçe’nin bu tip bir iki maç oynama kredisi de puan anlamında oluştu ona da kabul! Ama taraftar bu ve benzeri mutsuz oyunları sevmez! Hele de kupadaki Fethiye faciasından sonra, iyice sorgular.
Katedilen mesafe tezleri ti’ye alınan Aykut Kocaman’a selam olsun! F.Bahçe bir enerji takımı Konya deplasmanının ikinci yarısı hariç 12.5 lig maçındaki alamet-i farikası, kombine çevrim santrali gibi çalışması. Hiç kuşku yok ki, bu enerji üretiminin en önemli unsurları Caner Erkin-Gökhan Gönül’den oluşan kanatlar. Antrenmanlar dışında bir araya gelmeyen 11’lerin oynadığı karşılaşmada bu santralden kombine bir üretim beklemek mümkün değil elbet. Ancak yine de o ‘güç iklimi’ 4’te Topuz, 18’de Hasan Ali ile kanatlardan gelebilmeyi sağladı. Hatta öyle ki hoca, 25’lerde bu iki oyuncunun yerini değiştirdi. Ön tarafı daha etkin kılmak için birini (sağda) öne, birini (solda) arkaya attı. Tahminen amacı 12.5 maçtaki ritmi biraz olsun yakalamaktı. Ancak olmadı. F.Bahçe 1. Lig ekibi rakibi önünde standart hızının çok altında bir ilk yarı oynadı. Yine de Sabri’nin golünün enerji koridorundan gelmesi, Mehmet’in gol önünde sola doğru deplase olup, soluyla çevirmesi; lig F.Bahçe’sinin esintisiydi. İLK 11’LER VE ÖTEKİLER...2. yarı enerji takımı biraz daha fazla kendisini gösterdi. İlk 25 dakika oyunun tek hakimiydi. Soldan Hasan Ali, sağdan Mehmet zaman zaman zorladılar. Hepsinin kafasında 1-0 öndeyken ‘en azından böyle biter’ duygusu vardı adeta. Ancak ne olduysa 70’lerden sonra oldu. Önce bunaltan atakları parselasyondaki maharetiyle savuşturan güney ekibi, sonra ilk üç çıkışında iki gol buldu. Orada da hücumdaki yerleşimlerinin ve oyun zekalarının etkisi vardı. İki Fethiye golünde de sağ kanat (ki Mehmet-Bekir ofansta iyiydi) koridor oldu. Gelen ortalarda da başta Salih olmak üzere orta saha oyuncuları adamlarını kovalamayınca geniş boşluklarda rahat vuruşlar geldi. Fethiye haklı bir galibiyet elde etti. Bir gece öncesinde yaşandığı gibi takımlarımız maalesef ilk 11 ve ötekiler diye ikiye ayrılıyor. Teoride ve pratikte bunu hissetmek mümkün. Bir övgü de Fethiyespor taraftarına.. Ne coşkulu, ne etkiliydiler... Çünkü daha sahaya çıkarken onları coşturan kavramlara sahiptiler. Ne güzeldiler.
Yusuf Erdoğan’ın yerine 11’e alınan Mark Janko ile çift forvet ya da başka bir okumayla 10 numara pozisyonunda Henrique ile 4-2-3-1 formasyonuyla oyuna başlayan Trabzonspor, iyi başlangıç yaptı maça. Olcan’ın soldan, Adrian’ın sağdan etkinliği üzerine oyun kuran Mustafa hoca, orta göbeği de Zokora-Malouda ikilisine emanet etmişti. İlk 20 dakika çok iyi tutan, erken gelen golle de güven tacıyla topla ilişkisini zenginleştiren bir Trabzonspor izledik. Gol de Malouda, Henrique ve Janko üçgeninin sol taraftan harika bir organizasyonundan geldi! Keyifliydi, mutluluk vericiydi. ‘Karıştıran’ Olcan, sadece solla kalmıyor, ortayı da zorluyor, ikinci forvet zenginliğiyle de takım hücumda çoğalmayı becerebiliyordu.Ancak 16.dakikada ilk kez kalemize gelebilen Legia’nın dakikalar geçtikçe hücum gücü arttı. 37.dakikada durum eşitliğe taşınabilirdi. 31.dakikadaki pozisyonu hakem penaltı verse ‘gıkımız’ çıkmayabilirdi!İtiraf edelim... Kadrşılaşmanın ikinci yarısını Legia Varşova tek kale oynadı. Yayıncı kuruluşun pilot kameraso hiç sola dönmedi! ‘SONUÇ ALICI TRABZONU’Buna rağmen 55’te Henrique ile 2-0’ı bulup işi erkenden bitirebilirdik. 74’te uzaktan bir şutu kurtaran Onur, 76.52 ve 76.54’te iki saniyede yaptığı iki kurtarışla maçı getirdi. 82’de Olcan’ın ‘Robbenvari’ golü ile yolu yarıladı... Trabzonspor oyun olarak her zaman lezzet vermese de yavaş yavaş açılan sonuç alıcı bir takım haline geliyor. Avrupa maçlarında bunu görmek daha mümkün! Tebrikler Mustafa hoca!Trabzonlu maça gel!Evet emir kipi! Bir şehre genini, fıtratını, aslını hatırlatmaksa meramım! Evet emir kipi kullanmalıyım. Kale arkaları dolu olan, ortalama %30-40 dolulukla Trabzon’da Avrupa Kupası maçı oynanamaz! Bugüne kadar oynanmadı çünkü. Lig maçı böyle, kupa maçı böyle, Avrupa Kupası maçı böyle! Yağmur, kar, çamur yok! Bu tribüne insan gelmemesinin sebebinin sadece sportif ve hukuksal olduğunu sanmıyorum. Sosyoloji biliminden yararlanmalı.