İki devreli bir ilk yarı izledik. İlk 23 dakikayı muhteşem oynayan F.Bahçe için sadece 16. dakika istatistiği bile çok şey anlatıyordu. Başarılı pas sayısı Erciyes 22, F.Bahçe 122... Arzulu Sow, Webo ve Kuyt’ı kendi seviyesine taşıyamayınca sarı-lacivertlilerin hücum gücünü yükseltmede eksik kaldı. Kayıp Baroni, hazır olmayan Emre, çakılı Selçuk ön tarafa hiç destek olamadı. Golün maçın içine soktuğu Erciyes, neredeyse tek planı olan kontratak silahını ilk yarı boyunca etkin kullanamadı. Yasin ve Sinan’ın ezdiği toplarda F.Bahçe savunması çok şanslıydı. Özkahya’nın verdiği yanlış sarı kart sonrası Caner sinirlenip ikinci sarıdan ucuz yırtınca; Ersun hoca sadece bu maçta 10 kişi kalmayı değil, gelecek haftayı da düşünerek doğru bir hamleyle onu oyundan aldı. 2. yarıda sarı-lacivertlilerin daha agresif bir start vermesi beklenirken, ilk yarının ikinci yarısına damga vuran durağanlık sürdü. Ersun hoca, dakikalar geçtikçe orta sahayı boşaltarak takımda neredeyse 6 hücumculu bir yapılanmaya gitti. Erciyes, buralarda bir reaksiyon veremedi, oynamayı değil, rakibi kalenin 30 metre önünde karşılamayı tercih etti. Bu tercihin ardından bilinçli ve organize kontrataklar gelse anlarsınız ve dersiniz ki ‘bu bir plandır.’ Hayır... HAKEMLİĞİ İSTEMİYORSon 10 dakikaya kadar kontratak girişimi bile yoka yakındı. Jorgacevic’in kurtardığı önemli toplar neticesinde 1-1’e tutundular. Ancak finali kalite belirledi. Egemen-Baroni-Kuyt ile 100 metre civarı taşınan topu Emenike içeri attı. HAKEM Özkahya’nın yönetimi için bir şeyler söylemek içimden gelmiyor! Çünkü kendisinin hakemlik içinden gelmiyormuş gibi geliyor! Çok kötüydü iki takıma da!
Maç öncesi beklentilerimde az gol, kontrol oyunu, bekleme stratejisi ve hocanın üzerinde durduğu ‘sabır’ şifresi vardı. Oyunun genelinde Onur’un büyük katkısıyla sabır/savunma planı tuttu. Hakça söyleyelim ki, üç golü de beklemediğimiz dakikalarda bulduk. Gole ve hücuma dönük stratejilerimiz vardı ama ne kadar ‘planla’ hayata geçirdik, çok tartışılır. Yine de ilk goldeki şablonda olduğu üzere orta sahayı duvar yapıp, hız ile skor bulmayı başardık. (72.26, 74.50 Alanzinho, 80.31 Henrique kaçırdı). Islak zeminde şut bulmayı denedik; oldu. (Adrian’ın golüne kadar 1.39, 8.00 ve 17.57’de 3 şut var). Polonyalı’nın yaratıcılığını kullanıp Henrique’nin ceza alanı etkinliğinden yararlanmak vardı; o da yerine geldi.Lazio ilk golü bulduktan sonra oyunun üstünlüğünü net bir şekilde ele geçirdi. Trabzonspor’un goller dışında oyuna hakim olamayıp, sadece savunma yaptığı bir maç izledik.Rakibin bastırdığı zamanlar arkadaki altılı yerleşimi alan bırakmadı çoğu kez! 60’a varmadan doğru değişiklikle Colman’ın yerine Aykut girdi, defans direnci arttı. Ama defans direnci sürekli savunarak artmazdı ki! Topla oynama niyetinde olmayan bir takımın 60 dakika rakibi çağırması neticesinde, kaleye yaklaşmasına izin verdiği yetenekler; biri olmazsa diğerini atacaktıÖ Öyle de oldu.ONUR’A ÇOK İŞ DÜŞTÜGollerin mutluluğunu anlarla yaşadık. Devamında oyun coşkusunu içine katık edemedik. Topla oynayamadık. Onur’a çok iş düştü. O da 83’te yaptığı hatalı çıkış ile lastik patlattı! 85’teki, gol “kötü oynasak da kazanacağız” duygumuzu kursağımızda bıraktı!Floccari'nin iki golü cebimizden 2 puan aldı götürdü; doğru. Ancak bu kadar olumsuzluk içinde grubun favorisinden alınmış 1 puan ve ona ‘verilmemiş 2 puan’ gerçeğini ihmal etmeyelim.Bir de Trabzonspor seyircisinin takıma ilgisizliği gerçeğiÖ Bu kulüp seyircisiyle efsane oldu. Tekrar takıma destek, stadı doldurma zamanı! Olmuyor böyleÖ
Maçı genel hatlarıyla üçe ayırmalı... 0-45, 46-70, 70-90... Trabzonspor’un oyuna ortaklığı sadece ve sadece 46-70 arasında gerçekleşebildi. Kalan dakikalar, maçın sazı da sözü de Beşiktaş’ındı... Bilic ‘takımını oluşturma’ adına iyi bir kadroyla sahaya çıkmıştı. 4-2-3-1 formatını şablon halinde sahaya oturtabilen Beşiktaş’ta görev ve sorumluluk bilincinde olmayan oyuncu yok gibiydi. Oyuna girenler dahil 14 kişilik iyi bir performans sergilediler. Atiba ve Veli Kavlak ile alınan defans önü güvenliği, öndeki dörtlüye oyun alanı, hareket imkânı ve asist yararlılıkları sağlamıştı. Veli’nin hareketliliğine Atiba’nın oyun zekası katkısıyla siyah-beyazlılar ilk yarıyı orta saha egemenliğiyle bitirdiler. Gol pozisyonu zenginliği olmasa da maçın ibresinin Beşiktaş’ta olduğu açıktı. Trabzon ise Olcan Adın ve Zeki Yavru’dan oluşan kanat beklerinin önünde sağ tarafta kimseyi koymamış, sol tarafta ise sadece geriye gelişi olmayan Volkan Şen’i monte etmişti. Ortadaki üçlüden ise Aykut ‘eh işte’ kıvamındaydı, kalan ikisi pasaportlarındaki gibi yabancılardı; oyuna da takıma da....COLMAN ATILMALIYDI!Halis Özkahya’nın nasıl görmediğine (ve kırmızı kart vermediğine) bir türlü inanamadığımız hareketi neticesinde 41. dakikada atılmayan Colman, 48’de yerini Zokora’ya teslim edince, ikinci yarı Trabzon, Aykut Akgün’ün oyuna daha çok katılımıyla inisiyatif aldı. Beşiktaş, bu aralar oyuna ortak olan rakibine mukabele edemedi. 75’te bir çilingir edasıyla Olcay’a iyi bir pas atan Fernandes, skorun çözücüsü oldu. Altı dakika sonra bu kez Olcay’ın yoktan var ettiği pozisyonda klas bir vuruşla golü bulan Gökhan Töre, siyah-beyazlılara merhaba dedi. Lig başlangıcı itibarıyla en hazır takımlardan biri Beşiktaş! Bu açık. Siyah beyazlıların bu yıl kulübeleri de zengin. Tromsö maçı Perşembe günü iyi geçtiği taktirde, zor deplasman Erciyes maçına bunun net yansıyacağını düşünüyorum. Atiba yararlı, Fernandes bildiğimiz gibi, Olcay iştahlı, defans ölçülü, Mustafa Pektemek/Hugo Almedia sırıtmıyor.Trabzon'a gelince... Gelmeyelim! Sadece bir soru! Adrian’a Mustafa hoca da mı takık?
İlk yarı uyumaya yakın seviyede kötü bir maç geçti. Halbuki, ‘maçın kağıdı’ güzel şeyler vaat ediyordu. Antalyaspor geçen senenin takımından sadece 1 yeniyle, Erciyes ise geçen seneden 1 kişiyle sahaya çıkmıştı. Maçın ilk 45 dakikasında taktik boyutunda en elle tutulur şey, Ekrem ile Yasin’in MP Antalyaspor’un sağ kanadında ‘gelmeyen yardımlar’ın da yardımıyla Koray’ın üzerine çok gidebilmesiydi. Karşılaşma boyu da sürdü!İkinci yarı da benzer halde başladı. Ancak Azofeifa ve Sinan gibi 2 oyuncunun vuruşlarını kaleci Hakan çeldi, maça hareket geldi. Uzun süre oyun Antalyaspor hakimiyetiyle geçti. 77.20’de Björn Vleminckx’in kafası, 81.18’de Yasin’in getirdiği top maçın en atakla geliştirilen iki pozisyonuydu. MP Antalyaspor’da Samet Hoca 64’e kadar sabredebildiği Koray’ı oyundan çıkardıktan sonra Duruer’i sola attı, Serkan’ı sağ beke çekti... Biraz daha topla oynamaya başladı MP Antalya.ANTALYA HAZIR DEĞİLMP Antalyaspor’un geçen seneyle ‘aynı kadrosu, beşbenzemez futbol anlayışı’ var. Sezon başı, nem oranı, seyirci azlığı gibi etkenler kabul edilebilir. Ancak bu kadar kaliteli adamın ortaya bir şey koyamaması hazırlık döneminde ‘yönetimin lafı kadar iş üretilemediğini’ gösteriyor. Duran topları ceza alanına göndermek dışında, ilaç için tek bir atakları olmadan onlarca dakika geçti.Kayseri Erciyes takımı biraz daha umut verici bir durumda... Parselasyonu daha iyi yapabilen bir ekip görüntüsünde. Yasin çok etkili oynadı. Fuat Hoca bu kadar yeniden iyi bir karışım çıkarma yolunda olumlu adımlar atmış. Bir puandan daha fazlasını hak ettiler.
iLK faulünü 24’te yapan Bursas, o dakikaya kadar hem bizi hem rakibini uyuttu! 58.saniyede sağdan gelen Batalla ortasında Sestak’ın kaçırdığı bir gol pozisyonu dışında maçın ilk çeyreği neredeyse boşa gitti. O ilk faulün büyüsünden midir nedir bilinmez, sonraki 5-6 dakika kalemizi teslim aldı Sırplar. BU durum Taiwo ve Civelli gibi iki önemli defans oyuncusun bulunduğu bir defansa yakışmadı. 25’te İbrahim’in hatasında öyle bir gol pozisyonu verdik ki; kalede Frey deneyiminde bir isim olmasaydı, golü yemiştik. Ama sözkonusu deneyimse bizde de bir efsane vardı. Hiçbir şey yapmıyorken, durup dururken Belluschi ile yaptıkları ikili oyun neticesinde kazandığımız penaltı; Batalla üstada bir selam daha durdurdu.2. yarıya ev sahibi, müthiş bir baskıyla başladı. 10 dakika kadar bildiğin abluka vardı kalemizde. Soğutmak, sıvıştırmak kolay olmadı. 64’te Belluschi’nin vuramadığı pozisyonu geliştirene kadar adeta kımıldayamadık. Tam dengeyi kurduk derken, 71’de Vulicevic’in sağdan kestiği top Frey’in de yardımıyla kalemize girince bu kez panik sözkonusu oldu. 76.14’te Batalla’nın sağ çaprazda karşı-karşıya kaldığı pozisyon Bursa’nın en net gol durumuydu. BATALLA KALİTESİ81’DEKİ gol ise tam anlamıyla derslikti, “Kanat nasıl boş bırakılır, yaptırılan ortaya nasıl kafa vurdurulur, kaleci nasıl giden topa bakar?” 36’daki golün avantajını kalan 64 dakikada hiç hissedemedik. Kalite her yerde galebe çalıyor kabul.AMA oyunu koşan ve iyi organize olan kazanıyor. Batalla’nın kalitesi ve biraz da Belluschi dışında çok problemliydik. Ne ifade eder bilemiyorum ama ekranda Vojvodina ataklarının %57’sinin sağ taraftan geldiği yazıyordu. Önemli bir solbek transfer eden Bursaspor için bunun sadece sol taraf değil, bütünlüklü bir takım savunması sorunu olduğu da ortadaÖ (DerkenÖ. Taiwo golü bulur! Spor yorumculuğunun kaderi!)
Letonya maçına başlangıç dinamizmi ile Slovenya maçı start vitesi arasında beş gömlek fark vardı. Siz buna ister ‘iki kadro arasındaki küçük de olsa fark’ deyin, ister ‘bıkkınlık, bitse de gitsek ruh hali’... Her iki şekliyle de temposuz bir 45 dakika izledik milli takımdan. Letonya’dan daha kaliteli bir ekiple oynuyorduk, ama iki maç arasında bu denli uçurum beklenmiyordu. Hoca, üretim kapasitesi yüksek bir beşli orta saha denemiş Olcay-Caner-Topal-Alper-Selçuk ile topa hakim, hareketli, dikine gidebilen oyuncu tercihleriyle öndeki Mevlüt’ü beslemek istemişti plan olarak. İlk yarı neredeyse hiçbir planımız tutmadı sahada! Topal (51)-Alper (43)-Selçuk (42) üçlüsü milli maçlar dışında 136 maçta forma giymişler şu ana kadar. Bu göbekteki planın istediğin kadar “hücumda topla oynamak” olsun, savunmada sıkıntı yaşıyorsun. Rakip takım sürekli göbeğe hakimdi. Oynatmadılar. Attıkları gol de 2012 hayâllerimizin sona erdiği Hırvatistan maçında yediğimizin aynıydı. Sağ tarafta ve göbekte herkesler uyudu, Sinan da yere çarpan topta daha dikkatli olabilirdi. 21’de Serdar’ın sarıyla kurtulduğu pozisyonsa, öne çıktığımızda neleri yanlış yaptığımızın açık kanıtıydı. Temposuz, kimliksiz, kişiliksiz, yeteneğini sahaya yansıtamayan bir görüntüyle eziyet kabilinden bir 45’i tamamladık!2. yarının başında hoca tek değişiklikle ilk yarıdaki oyununu sürdürme niyetini sergilese de etkili olamadı! Sadece Caner ve Olcay’ın kanat değiştirmesi yetmedi. Sonraki hamleler oyuncuların millilik sayılarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı. İki net gol pozisyonunu 58 ve 68’de stoperin Ömer ile yakalıyorsan, konuşacak bir şey yok! Rakip 65’te ikiyi bulduktan sonra dağıldık!GELECEK KARANLIKAvcı'yla ilgili gelecek karanlık. Takımın başında çıktığı her maç, sonuçlardan azade ondan götürüyor! İyi niyetinden, çalışkanlığından, sadece A milli takıma değil futbolun öteki alanlarıyla da ilgili kafa patlattığından şüphe yok! Görüntümüz dünya sıralamasında 100 küsürüncü Letonya’ya karşı sadece 1 yarı iyi oynayan, bir halka üstü Slovenya’ya teslim olan TÜRKİYE A MİLLİ TAKIMI... Hocanın seçimlerinde (gerekçe ne olursa olsun) o formanın kıymetini bilmeyen oyuncuların çoğunlukta olduğunu görmek üzücü. Tablo ‘direniş yok, yılgınlık var’ kompozisyonu çiziyor. Ve olmuyor!
Sezon sonu hazırlık maçlarının geleneksel bıkkın halinden uzak bir görüntüyle başladık maça. Bunda oyuncularımızın stressizliği kadar kalitelerinin rakiplerinin üstünde olduğunu bilmelerinin de etkisi vardı. “Biz oynarız keyif yaparız, rakip bize mukabele gösteremez, klasımız her daim galebe çalar” duygusu bir çeşit! Öyle de oldu zahir! İlk 45 dakika süresince top neredeyse hiç rakibe geçmedi. Selçuk-Nuri orta sahasının solundaki Olcay, sağındaki Sefa, önündeki Oğuzhan ve en öndeki Pektemek ile bildiğin Japon Kale’ye çevirdik oyunu. Topa sahip olma oranımızın yüksekliğinde, Serdar (Veysel) ile Caner gibi iki hücum özellikli bekle başlamamızın etkisi kuvvetli görüldü. Rakip bir iki kez gelme girişiminde bulunmadı değil! Hepsinde de solumuzu tercih ettiler! Hangi sol? Oynadığımız tek kale maçın en az %60-70’ini gerçekleştirdiğimiz solumuz! Caner ile Olcay o kadar ofansiftiler ki, birkaç pozisyon da olsa gediği oradan verdik. 8’de Caner’in ortasında Olcay içeri kat edip akıllı bir kafa golü attı; 22’deki penaltıda ise soldan bu kez Olcay ortayı yaptı; arka direkte Sefa düşürüldü. 25-45 arası bildiğin tek kale oynadık! DURAN TOP ZAAFI!İkinci yarı başında da oyuna ve topa hakim bir anlayışla sahadaydık. İlk yarıda az ve öz verdiğimiz pozisyonların bir benzerinde 53’te golü yedik! Yine soldan geldiler ve takım savunmamızın ne kadar dirence muhtaç olduğunu bir kere daha gördük. 68’de yine defansımızı dengesiz, kalecimizi gafil yakalayan Letonyalılar bir gol daha buldu. 84’te ebedi zaafımız duran toptan bir tane daha... Ancak ister yedek ister as, bizim milli takımımızın en büyük derdi takım savunması. Hatta Türk futbolunun! Bir disiplin manzumesi olan takım savunmasını becerebildiğimiz gün büyüyeceğiz! Topa 90 da sahip olsak, kalan %10’da ne yapıp edip savunma disiplinini kaybedebilme başarısı gösterebiliyoruz! Üzgünüm; “ileride çok top yaptık, Japon Kale oynadık” diye üç goldeki hatalarımızı yazmamazlık edemem. Kişisel performanslar itibariyle Mert kötü, Selçuk klas, Nuri orta, Caner iyi, Olcay istekli, Pektemek dağınık, Veysel ballıydı!
Fatih hocanın Semih’siz başlamasının elbette bir nedeni vardır. Ancak bu tercih, defanstaki üç kişinin neredeyse ilk kez bir arada oynaması gibi eksi doğurdu. Hatta kırmızı kartı, hatta üç hocanın atılmasını tekikleyen faktör de bu oldu desek ‘biraz’ abartmış oluruz. G.Saray için kabus gibi geçen bir 20 dakika oldu. 3. dakikadaki golün dışında Muslera, ilk 14 dakika üç yüzde yüz gol pozisyonunu engelledi. Hele-hele 11.48 ile 12.20 arasında yaşanan bir 35 saniye var ki; kabusun da kabusu! 17.15’te ilk kaleye Emre ile şut atan G.Saray, 22.37’de Burak’ın kafa vuruşunun direkten dönmesiyle tam maça ortak oluyordu ki, önce 27.09’da Burhan’ın yüzde yüz gol pozisyonunda arkaya kaçışı (ve Muslera’nın kurtarışı) , ardından da Dany’nin kırmızı kartı planları altüst etti. 36.43’te Burak’ın frikikinin direkten dönmesi ise ikinci şanssızlık oldu. İkinci yarı Fatih Terim’in atılışının da etkisiyle G.Saray’ın skoru lehine çevirmek için çok büyük mücadele ortaya koydu. 10 kişi 45 dakika, bir çok 11 kişi 90 dakikadan daha büyük oynadı G.Saray. Drogba ve Melo, oyunu değiştirmek için her şeyi yaptılar ve başardılar. Didier, 56.26’daki slalomunun ardından 58.17’de frikik vuruşuyla “bu yarı benim” dedi. 59.05’teki ikinci slalomu, penetresi penaltıyı getirdi. MELO HARİKAYDI1-1’in ardından tribünler (iki yardımcı hocanın atılmasına rağmen) maçın içindeydi; onlar da maça ortak oldular. 63.25’te yine Drogba ile ikili oyun neticesinde Amrabat golü kaçırdı. Drogba’nın biraz da şans eseri gelen golünden sonra ikinci direkte Hamit’in ortasına vurduğu nefis kafa maçı getirdi. Melo harika bir oyun ortaya koydu. Drogba isyan etti, skoru aldı; maçı kazandırdı. Maçın en kritik oyuncularından biri ise ilk 30 dakika 4 net gol pozisyonu kurtaran Muslera’ydı. Şampiyonluk yolunda çok önemli bir engel ‘çok stresli bir 90 dakika’ ile aşıldı; çok çok gergin!