SGK, mesleğe göre kod uygulamasına bu ay başlıyor

4 Kasım 2012

SGK, geçtiğimiz mart ayında mesleğe göre kod uygulamasına geçileceğini ve çalışan işçilerin ücretlerinin SGK’ya bildirilirken yaptıkları mesleklere göre uygun olarak bildirileceğini duyurmuştu. Konuyu hatırlarsanız “Mesleğe göre sigorta primi ödemesi başlayacak” başlıklı yazımda ayrıntılı izah etmiştim. Buna göre; örneğin dershanede çalışan öğretmenin sigorta prim bildirimi İş Kanunu gereği asgari ücretin üstünde olacağı gibi ve öğretmenler için belirlenecek olan alt sınır ücretin de üstünde olacaktır. Bu şekilde dershanede 1000 lira, 15 bin lira veya daha yüksek ücretten çalışan öğretmen için sigorta bildirimi asgari ücretten değil de öğretmenler için belirlenecek olan alt sınır ücret üzerinden sigorta bildirimi yapılır ve en azından gerçek ücrete yakın sigorta primi alınabilir.İşveren karşı çıktı amaBu uygulama işverenler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Ancak SGK yaptığı hizmetler çerçevesinde gerek kendi gelir durumunu dengelemek gerekse de sigortalının hakkını korumak açısından mesleğe göre kod uygulaması konusunu kararlı bir biçimde takip etti ve nihayet uygulama aşamasına getirdi. 1.11.2012 tarihinde yayınladığı “Aylık Prim Ve Hizmet Belgesine Meslek Kodlarının Eklenmesi Hakkında Duyuru” ile e-bildirge sisteminde değişiklik yapıldığını ve aylık prim ve hizmet belgelerine meslek kodları ve meslek unvanları eklendiğini kamuoyuna duyurdu. Kasım/2012 dönemine ilişkin düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesinden başlanılarak işverenler tarafından verilecek olan aylık prim ve hizmet belgelerinde, sigortalılara ilişkin meslek kodlarının girilmesi uygulaması başlatılacak. Kasım’dan itibaren meslek kodu uygulaması daha sonra da mesleğe göre sigorta primi ödemesi başlayacak.İşçi de işveren de İhbar Tazminatı öderSORU: Özel bir güvenlik firmasında güvenlik elemanı olarak çalışıyorum. Başka bir işyerine geçmek istiyorum. İşverene İş sözleşmesini bozacağımı bildirmem gerektiğini, diğer türlü ihbar tazminatı ödeyeceğim söylendi. Bu doğru mudur? İş sözleşmesini bozacağımı işverene bildirmem gerekir mi? (Ali Kemal Ertek) CEVAP: İş Kanunu’nun genel hukuk anlayışına göre işçi ve işveren için (her iki taraf için) iş sözleşmesi haklı ve geçerli nedenle derhal feshedilebilir. bunlar haricindeki tek taraflı fesihlerde işçi de işveren de birbirlerine fesih kararını belirli bir süre öncesinden bildirmesi gerekir. Burada maksat bir neden olmaksızın tek taraflı yapılacak ani fesihlerde tarafların mağduriyetlerin azaltılması ve fesih sonrası için çözüm üretmesidir. Bu sebeple; sözleşmelerinin haklı nedenli fesih sebebi ile feshedilmediği durumlarda, sözleşmenin feshinden önce bildirim sürelerine bağlı kalınarak diğer tarafa sözleşmeyi sona erdirmek istendiğinin yazılı şekilde bildirimi kanun tarafından esas kabul edilmektedir.Uyrılmayı istemeniz durumunda, sağlık nedenleri, iyi niyet ve ahlak kurallarına aykırılık veya işin durması benzeri nedenler dışındaki, yani yukarıda belirtilen İş Kanunu’nun 24. Maddesi’nde yazılı haklı sebepler dışındaki durumlarda, siz de işverene o işyerinde çalıştığınız süreye göre uygun olan bildirim süresine uygun bir zaman dilimi içinde bildirimde bulunmalısınız. İhbar süreleri İş Kanunu’nun 17. Maddesi’nde düzenlenmiştir. Buna göre; işi 6 aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta, işi 6 aydan 1.5 yıla kadar sürmüş olan işçi için 4 hafta, işi 1.5 yıldan 3 yıla kadar sürmüş olan işçi için 6 hafta, işi 3 yıldan fazla sürmüş işçi için 8 hafta sonra iş sözleşmesi feshedilmiş sayılmaktadır. Bildirim süresine uymaksızın işi bırakırsanız, işverenin de sizden ihbar tazminatını talep edebilme hakkı olacaktır.İşçinin ölümü halinde Kıdem Tazminatı hak sahiplerine ödenirSORU: Babam geçen ay kalp krizi sonucu vefat etti. İşyerinden alacağı ücret patronu tarafından bize gönderildi. İşyerinde yaklaşık 9 yıldır çalışıyordu. Babamın Kıdem Tazminatı’nı biz alabilir miyiz? (Melahat Ş.)CEVAP: Evet babanızın işyerinden alacağı, alması gereken ödenmemiş ücret, kullanılmayan yıllık izin parası vs. gibi bütün parasal ödemeleri hak sahibi sıfatı ile siz, aileniz alabilir. Bu ödemeye Kıdem Tazminatı da dahildir. Zira Kıdem Tazminatı, 1475 sayılı Kanun’un 14. Maddesi gereği işçinin ölümü halinde de ödenir. İşçinin ölümü halinde hak edilmiş tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Ölüm sonrası yetkili mahkemeden alacağınız ölüm ilamı (veraset ilamı) ile işverene başvurmanız gerekir. Size babanızın çalıştığı süre kadar Kıdem Tazminatı ödenecektir.İşsizlik ödeneği alan GSS kapsamında mı?SORU: İşsizlik ödeneği alıyorum. Sağlık yardımlarından yararlanabilir miyim? (Merve Nailoğlu)CEVAP: 5510 sayılı Kanun’da işsizlik ödeneği ödenen sigortalılar Genel Sağlık Sigortalısı (GSS) sayılmaktadır. Bunların bakmakla yükümlü olduğu kişiler de GSS yardımlarından yararlanabilme imkanına kavuşmuşlardır. İşsizlik ödeneği verilen dönem için GSS primleri de kurum tarafından SGK’ya ödenmektedir. Bu sebeple işsizlik ödeneği aldığınız sürece siz ve varsa bakmakla yükümlü olduğunuz kişiler sağlık yardımından yararlanabilirsiniz.

Devamını Oku

Eşi vefat etmiş sosyal güvencesiz kadına yardım

27 Ekim 2012

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın faaliyetlerini konu aldığım bir yazımda bakanlığın bilhassa kimsesiz kadınlara yönelik daha programlı politikalar geliştireceği ve Anadolu’daki kadınların sıkıntılarını yakinen bilen Sayın Fatma Şahin’in de bakanlığı ile projelerin planlı uygulamaya dönüştürüleceği düşüncesinde olduğumu belirtmiştim. Hatta hatırlarsanız hükümet programında da yer alan “Kadına Destek Fonu” uygulamasını da desteklemiştim. Bu fonla kısaca eşi vefat etmiş ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayan kadını korumak amaçlanmıştı. Kocası öldüğü tarihte kocasının sigortasız olması veya ölüm aylığı (dul aylığını) alabilecek kadar sigortası bulunmaması halinde kadın kocasının ölümünden sonra varsa çocuklarıyla beraber kimsesizliğe itiliyordu. Kimsesizlik diyorum zira ülkemiz şartlarını düşündüğümüzde genel olarak evin geçimini erkek üstlendiği için kocası ölen kadın; kocasının ölümünden sonra eğer kadına (hak edemediği için) SGK’dan herhangi bir aylık, gelir bağlanamayacaksa evinin, çocuklarının gelirinden de oluyor ve böylece yardıma muhtaç kalıyor. İşte fonun tam olarak muhatabı bu durumda olan kadınlar.Nisan 2012’de başladıResmÓ nikâhlı eşi vefat etmiş ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayan kadın ile ilgili yardım programı ile ilgili proje 2012 yılı başında bitirilmişti. Proje sonucu kadınlara nakit yardımı alabilmesi için Düzenli Nakit Yardım Programı’nı başlattı. Programın içeriği de yayınlanan 2012/6 sayılı genelge ile de kayıt altına alındı. Bu genelge sonrası ilk yardım Nisan ayında yapıldı. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan ve eşi vefat etmiş kadınları içeren Düzenli Nakit Yardım Programı’na göre, ihtiyaç sahibi kadınlar, nakdi yardımlarını 2 ayda bir 500 TL olarak almaya başladı.Yararlanma usulüYardıma muhtaç kadınlar başvurularını, nüfusa kayıtlı oldukları yerde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvuracak. Oluşturulan mütevelli heyeti, başvuru sahiplerine hane ziyaretlerinde bulunacak. Başvuru sahibi çalışabilecek durumda ise Çalışma ve İş-Kur Müdürlüklerine kaydı da yapılacak. Mütevelli heyetinin veriler doğrultusunda kadının muhtaçlık durumuna karar vermesi halinde nakit yardımı başlatılacak. Yardımlar, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nce 2 ayda bir hesaplara yatırılacak. Bu durumdaki kişiler ayrıca doğrudan genel sağlık sigortalısı sayılacaklar ve ilave prim ödemeksizin sağlık yardımlarını alacak. Diğer bir ifade ile aynı zamanda sağlık güvencesine de kavuşmuş olacaktır.Yardımın kesilmesi...Hiçbir sosyal güvencesi olmayan ve eşi vefat etmiş kadınlara yapılan bu yardım; kadının tekrar evlenmesi, nikâhsız birlikte yaşaması, muhtaçlık durumunun değişmesi gibi durumlarda kesilecek. Evlilik gibi durumların tespiti her ay, sosyal incelemeler ise her yıl yapılacak.Sigortasız çalışanların sigorta hak arama yolları SORU: Yaklaşık 13 aydır çalıştığım işyerinden geçen hafta çıkarıldım. İşyerinde çalışmaya başladığımda sigorta ile ilgili evraklar toplanınca sigortam yapıldı. İşe girdiğim ilk günden itibaren yapıldı sanmıştım. Ama internette hiç sigortam yapılmadığı görünüyor. Sigortası yapılmayan bu sürelerdeki sigorta hakkımı nasıl ararım? (Şerafettin Akın) CEVAP: Eğer elinizde işyerinde çalıştığınızı ispat edici mahiyette banka ekstresi, ücret aldığınıza dair bir belge, sizin imzanızı içerecek şekilde işyerine ait bir evrak (sevk irsaliyesi gibi) vs. varsa size Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bilhassa kayıt dışı çalışma ile mücadele için kurduğu Alo 170 telefon numarasına şikayetinizi iletin. Bu şikayetiniz neticesinde çalıştığınız işyeri ile ilgili kurum denetim elemanları denetim yapacak ve bahsettiğim belgelere göre size sigortasız çalıştığınız dönemin hizmetini kazandıracaktır. Bu yapılan işleme idari soruşturma denir ve soruşturma sadece delil niteliğindeki belgeler üzerinden yapılır, tanık ifadesi geçerli değildir. Eğer belgeniz yoksa veya sunduğunu belgeler Kurum denetim elemanı tarafından idari soruşturma açısından yeterli görülmezse; bu durumda İş mahkemesinde bir hukukçu desteği ile hizmet tespit davası açabilirsiniz. Kanuna göre; aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları SGK tarafından tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 (beş) yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları mahkeme kararı ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınmaktadır. Mahkemede vereceğiniz belgelerden başka işyerinden verilen SGK prim belgelerinde kayıtlı olan ve sizinle aynı dönemde birlikte çalışmış olduğunuz diğer işçiler tanık olarak dinlenmektedir. SGK prim belgeleri verilmemiş ise işyerinin etrafındaki diğer komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişileri veya benzer işi yapanların kayıtlarına geçmiş kimseleri tespit ederek tüm deliller toplandıktan sonra delilleri takdir edip gerektiğinde bilirkişi raporu da alınarak sonucuna göre karar verilmektedir.

Devamını Oku

Çalışma hayatında köklü değişiklikler

20 Ekim 2012

Son 10 yıldır çalışma hayatını ilgilendiren mevzuatta ciddi, köklü değişiklikler yapılıyor. 2003 yılında 4857 sayılı yeni İş Kanunu’nun yasalaşması ile başlayan revizyon en son 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile devam etmişti. Bu sürece geçen hafta yasalaşan doğrudan işçilerin özlük haklarından tutunda çalışma ilişkilerine kadar bir çok konuyu kapsayan Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu da eklendi. Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı 18 Ekim 2012 tarihinde yasalaştı. Bu yasayı genel olarak inceleyelim...İşçilerin belli bir sendikaya girmeleri veya girmemeleri, belli bir sendikadaki üyeliği sürdürmeleri veya üyelikten çekilmeleri veya herhangi bir sendikaya üye olmaları veya olmamaları şartına bağlı tutulamayacak. İşveren, bir sendikaya üye olan işçilerle sendika üyesi olmayan işçiler veya ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları veya çalıştırmaya son verilmesi bakımından herhangi bir ayrım yapamayacak. İşverenin, fesih dışında aykırı hareket etmesi halinde işçinin bir yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilecek. Sendikal nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshi halinde işçi, dava açma hakkına sahip olacak. Bu durumda işçinin 1 yıllık ücret tutarından az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilecek. Kurucu ve üyelik şartları Öncelikle şu anki uygulamada 28 iş kolu yeni yasayla 20 iş koluna dönüştürülecek. Sendika kuruculuğunda, fiil ehliyete sahip olmanın yanı sıra fiilen çalışma şartı da aranacak. Ancak, “Zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve kaçakçılık” suçlarından birinden mahkumiyeti bulunanlar, sendika kurucusu olamayacak. Sendika üyeliği ve üyelikten çıkmak için noter şartı kaldırılıyor. İşçi sendikalarına üye olmak için 16 yaş olan sınır, 15 yaşa indirilecek. Sendikaya üye olmak serbest olacak. İşçi veya işverenler, aynı işkolunda ve aynı zamanda birden çok sendikaya üye olamayacak. Ancak aynı işkolunda ve aynı zamanda farklı işverenlere ait iş yerlerinde çalışan işçiler birden çok sendikaya üye olabilecek. Sendikalara dış temsilcilikSendikalar, tüzüklerinde gösterilen amaçlarını gerçekleştirmek üzere uluslararası işçi ve işveren kuruluşlarının kurucusu ve üyesi olabilecek, dış temsilcilik açabilecek. Uluslararası işçi ve işveren kuruluşları, Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığı’nın izniyle Türkiye’de temsilcilik açabilecek ve üst kuruluşlara üye olabilecek. Toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendika, iş yerinde işçi sayısı 50’ye kadar ise 1, 51 ile 100 arasında ise en çok 2, 101 ile 500 arasında ise en çok 3, 501 ile bin arasında ise en çok 4, bin 1 ile 2 bin arasında ise en çok 6, 2 binden fazla ise en çok 8 olmak üzere iş yerinde çalışan üyeleri arasından iş yeri sendika temsilcisi atayarak 15 gün içinde kimliklerini işverene bildirecek. Gelirleri şeffaf olacakSendikalar ticaretle uğraşamayacak ancak kuruluşlar genel kurul kararıyla nakit mevcudunun yüzde 40’ından fazla olmamak kaydıyla sanayi ve ticaret kuruluşlarına yatırımda bulunabilecek. Sendikalar, kamu kurum ve kuruluşları, siyasi partiler, esnaf ve küçük sanatkar kuruluşlarıyla kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından yardım ve bağış alamayacak.İşçi kuruluşları yurtdışında kurulu işveren ve işveren kuruluşlarından, işveren kuruluşları ise işçi ve işçi kuruluşlarından yardım ve bağış alamayacak. Dış kaynaklardan Bakanlar Kurulu’ndan izin alınmadıkça yardım ve bağış kabul edilemeyecek.İşkolu barajı düşürülüyorİşkolu barajı yüzde 10’dan yüzde 3’e; işyeri barajı ise işletmelerde yüzde 50’den yüzde 40’a inecek. İşçi sendikası, kurulu bulunduğu iş kolunda çalışan işçilerin en az yüzde 3’ünün üyesi bulunması şartıyla, toplu iş sözleşmesinin kapsamına girecek iş yerinde çalışan işçilerin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde 40’ının kendi üyesi bulunması halinde toplu iş sözleşmesi yapabilecek. Ayrıca işletmenin toplu iş sözleşmeleri için iş yerlerinin bir bütün olarak dikkate alınması ve yüzde 40 çoğunluğun buna göre hesaplanması şartı aranacak.

Devamını Oku

Staj sürelerindeki sigortalılık emeklilik hesabına dahil mi?

13 Ekim 2012

Devlet okullarında okuyan öğrencilerin işbaşı eğitim görmelerini ve işi yaparak öğrenmelerini sağlamak için okunan bölümün, branşın türüne göre gerçek işyerlerinde staj yaptırılır. Genellikle de meslek liselerinde okuyan lise öğrencileri bu şekilde staj yapar. Örneğin endüstri meslek lisesi iplik bölümünde okuyan bir öğrenci bir halı fabrikasında staj yapar. Stajyer öğrenciler işi öğrenmek adına o işyerinde bir işçi gibi çalışır, emek üretir. Bu öğrencilerin çalıştıkları için iş kazası, hastalanması vs. gibi durumlarda sosyal güvenceden yoksun olmamaları için gerek 506 sayılı yasada, gerekse 5510 sayılı yasada stajyer öğrenciler için sadece kısa vadeli sigorta kolları olan iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigorta kolları uygulanmaktadır. Bu sebeple; stajyer öğrencinin SGK’ya bildirilmesi için öğrenciye normal sigortalıya verildiği gibi bir sigorta sicil numarası verilir. Bildirimler bu sigorta numarası üzerinden yapılır.Hizmet dökümü görülmez Stajyer öğrenciler adına bildirilen sigortanın içinde uzun vadeli sigorta kolları olan malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları yoktur. Bunun için stajyer süresinde sadece kısa vadeli sigorta kollarını içerecek şekilde bildirilen sigortalılık emeklilik hesabında dikkate alınmaz. Ayrıca stajyerlik sigortası ile başlayan sigorta başlangıcı da sigortalılık süresinin hesabında başlangıç olarak görülmez. Zaten sigorta hizmet dökümünde de stajyer sigortalılık süresi görünmez. Bu sebeple stajyer sigorta süresi emeklilik hesabında değerlendirilmez.Borçlanma olur mu?Stajyer sigortalılık süresi için borçlanma imkanı bulunmuyor. Diğer bir ifade ile stajyer süresinde geçirilen zamanları erkeklerde askerlik, kadınlarda doğumda olduğu gibi hizmet borçlanması yaparak kazanma imkanı yok. Bu sebeple stajyer sigortalılıkta geçen süre için borçlanma imkanı bulunmuyor. Oysa böyle bir borçlanma olması halinde 500 bin sigortalının emekli olacağı geçen hafta medyada yer almıştı. Hemen hemen bütün stajyerlerde staj süresi normal sigortalılıktan önce olduğu için, borçlanma imkanı verilmesi halinde gerek yaş, gerek prim günü, gerekse hizmet süresinde bu kadar kişi daha erken emekli olabilecektir.Askerlik borçlanması yapmalı mıyım?SORU: 21.09.1966 doğumluyum. İlk sigortalılık tarihi 21.11.1995. Askerliğimi 18 ay er olarak sigortadan önce yaptım. Ne zaman emekli olabilirim? Askerlik borçlanması yapmalı mıyım? Ne kadar ödemem gerekir? (Muhittin Eski)CEVAP: Askerliğinizi sigorta başlangıcınızdan önce yaptığınız için borçlanmalar, borçlanacağınız gün kadar sigorta başlangıcınızı geriye götürür. 18 ay borçlanırsanız sigorta başlangıcınız 21.05.1994 olur ve 54 yaş 5675 günle emekli olursunuz. Borçlanarak 1 yıl daha erken emekli olabilirsiniz. Borçlanma miktarı; borçlanma tarihindeki günlük asgari ücret ile asgari ücretin 6.5 katı olan tavan ücret arasında sizin belirleyeceğiniz bir tutar üzerinden yüzde 32 oranında prim kesilmesi suretiyle yapılır. En düşük seviyeden bugün borçlanırsanız; günlük 10.03 TL olarak ödersiniz. Askerlik borçlanması prime esas kazanç alt sınırı (asgari ücrete) orantılı olarak her yılbaşında ve temmuz ayında değişir.Emekli olup ayrılan ihbar tazminatı alamazSORU: Kamudaki işimden 1 ay sonra emekli olacağım için ayrılıyorum. Kıdem tazminatı alabiliyorum ancak ihbar tazminatı alamayacağım söylendi. Doğru mudur? (Mithat Yalçın)CEVAP: İşçi işinden emeklilik sebebiyle ayrılırsa 1475 sayılı Kanun’un 14. Maddesi gereği kıdem tazminatı alır. Emeklilik sebebiyle iş akdinin feshedilmesi halinde, fesih sonra çalışmama niyeti kesin olduğu için ihbar tazminatı alınamaz. İhbar, iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Yine, işçinin 1475 sayılı Yasa’nın 14’üncü maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda kıdem tazminatı alınır, ancak ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır.Bu siteyi mutlaka sık kullanılanlara ekleyinİş ve Sosyal Güvenlik Hukuku alanında kapsamlı ve geniş bir içeriğe sahip olan www.isvesosyalguvenlik.com her geçen gün ziyaretçi sayısını artırıyor. Sitede; güncel mevzuat ve pratik bilgiler, konulara göre tasnif edilmiş yüzlerce yargı kararı, örnek form ve dilekçeler, işçi işveren muhasebeci ve toplumdan her kesimi ilgilendiren konu anlatımları, güncel mevzuat haberleri, aktüel haberler, makaleler, idari para cezaları ve genel sağlık sigortası uygulamaları gibi birçok konuda ayrıntılı bilgiler mevcut.

Devamını Oku

İlave ücreti abartan hastanelere neşter

6 Ekim 2012

Özel ve vakıf üniversitesi hastanelerinin SGK tarafından ödenen hizmet bedeline ek olarak aldıkları ilave ücretin sınırı belli. Hastaneler puanına göre yüzde 30 ile yüzde 90 arasında ilave ücret alabiliyor. Ancak bazı hastanelerin puanına uygun olmayan ilave ücret aldığı belirlenince SGK, internet sitesinden hastanelerle ilgili geniş bir bilgilendirme yaptı. Hasta yakınları bu siteyi ziyaret ederek ödedikleri ilave katılım bedelinin doğru olup olmadığını sorgulayabiliyor.Sağlık hizmetlerinde yapılan reformlar ile devlet hastaneleri tek elden hizmet vermeye başlamış, özel hastaneler ile vakıf üniversite hastaneleri de sosyal güvencesi olan vatandaşların hizmetine sunulmuştu. Bu hastaneler tıbbi işlemler yönünden Sağlık Bakanlığı’na bağlı olsa da yaptıkları hizmet karşılığında aldıkları ücret yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu’na bağlılar. Diğer bir ifade ile yapılan hizmetin karşılığında alınacak para SGK’yı ilgilendiriyor, parayı SGK ödüyor. SGK yayınladığı Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile yapılan tahlil, tetkik, operasyon vs. için ödeyeceği para limitlerini belirliyor. Fark ücretin üst sınırı varBununla birlikte; özel hastaneler ile vakıf üniversitesi hastanelerinin, sağlık yardımları SGK tarafından karşılanan Genel Sağlık Sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden, kurumca ödenen sağlık hizmetleri bedeline ek olarak belirli sınırlar dahilinde ilave ücret alma hakları bulunuyor. Sigortalı, aldığı sağlık hizmeti karşılığında kendisine düşen payı da hastaneye ödemek zorunda. Ancak alınacak ücret sınırı belirlidir. Bu sebeple; SGK, alınacak ilave ücretin sınırını belirlemek için belirli ölçütlere göre hastaneleri sınıflandırarak puan vermiş ve hastanelerin puanlama durumuna göre, alacakları ilave ücretleri belirlemiştir. Buna göre; hastaneler, sağlık hizmeti için kurumun kendilerine ödedikleri tutar üzerinden puanlama durumlarına göre yüzde 30 ila yüzde 90 arasında ilave ücret alabiliyor. Fazla alana para cezasıSGK bu uygulamayı, hasta veya hasta yakınından yüksek miktarda ilave ücret alınmasını önlemek ve alınabilecek ilave ücrete sınırlama getirmek için yapıyor. Hatta kendisinden fazladan ilave ücret alınanların şikayet etmesi halinde SGK, söz konusu özel sağlık kuruluşuna, haksız olarak alınan ilave ücret tutarına göre belirlediği miktarda idari para cezası uyguluyor. Ancak, özel hastane ve vakıf üniversite hastaneleri puanlandırılarak hangi hastanenin en fazla yüzde kaç oranında ilave ücret alabileceği kurum tarafından belirlenip duyuruyor. Ancak ilave ücret ödeyen, söz konusu sağlık hizmeti için kurumun sağlık hizmet sunucusuna ne kadar ücret ödediğini bilmediği için, yapılan işlem veya verilen sağlık hizmeti karşılığında kendisinden alınabilecek en yüksek ilave ücretin tutarını da tespit edemiyor. Web sitesinden öğreniliyorBu uygulama çoğu zaman hasta veya hasta yakınından kurumca belirlenen sınırı aşan miktarlarda ilave ücret alınmasına engel olamıyor. Kurum bu sorunu ortadan kaldırmak ve söz konusu uygulamayı daha etkin hale getirebilmek için özel sağlık hizmet sunucularına ilişkin bilgilendirici web sitesini hizmete soktu. GSS kapsamındaki kişiler, http://gss.sgk.gov.tr/OzelSHSBilgi/pages/index.faces adresinden, sağlık hizmeti satın alabilecekleri özel sağlık hizmet sunucuları (SHS) hakkında genel bilgi edinebilecek. Özel sağlık hizmeti sunucularının verdiği hizmetleri, çalışan doktorların mesleki bilgilerini ve ödenecek maksimum ilave ücret oranı gibi konularda bilgi alabilecek. Hangi sağlık hizmeti için en fazla ne kadar ilave ücret alınabileceğini öğrenerek, kendisinden istenen ilave ücret tutarıyla karşılaştırma yapabilecek. Alınması gerekenden daha fazla ilave ücret alınıp alınmadığını öğrenebilecek. Böylece sağlık kuruluşları ilave ücret alırken daha temkinli davranmak zorunda kalacağı gibi hasta veya hasta yakınları daha kolay haklarını arayabilecek.

Devamını Oku

Üniversiteyi kazanamayan da GSS’li olacak

30 Eylül 2012

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2012 yılına 74 milyonu ilgilendiren bir uygulama ile başlamış ve ‘Herkes Genel Sağlık Sigortası Olacak’ sloganı ile ilan etmişti. Sigortalı olarak çalışanlar (işçi, memur, esnaf vs.), isteğe bağlı sigortalılar, yeşil kartlılar, SGK’dan aylık ve gelir alanlar, işsizlik ödeneğinden yararlananlar ve bunlarında dışında olup da hiç bir sosyal güvencesi bulunmayan kişilerin zorunlu GSS kapsamında olacağı belirtilmiş ve hiç kimsenin, “GSS’li olmak istemiyorum” deme hakkının olmadığı vurgulanmıştı. GSS yaklaşık 9 aydır uygulanıyor. Sosyal güvencesi olmayan kişiler gelir testi sonucu aile içindeki gelir durumuna göre prim ödeyerek veya ödemeyerek GSS’li oldu. Gelir tespiti sonucu primli veya primsiz şekilde GSS’li olan kişinin, bakmakla yükümlü olduğu eşi, çocukları, anne ve babası için ayrıca GSS primi ödemesine gerek yok. Bakmakla yükümlü olunan kişiler GSS primi ödeyen aile reisi üzerinden sağlık yardımı alabilecek. GSS sağlık güvencesidirAncak bakmakla yükümlü olunan kişi bu statünün dışının çıktığı zaman artık kendisine bakan kişinin Genel Sağlık Sigortası’ndan yararlanamayacaktır. Bu durum son günlerde de medyada yer bulan üniversiteyi kazanamayan çocukları ilgilendiriyor. Bilindiği üzere; çocuklar 18 yaşına kadar anne ve babasının üzerinden sağlıktan yararlanır. Ancak 18 yaşın üzerinde ise, lise eğitimini sürmeleri halinde 20 yaşına kadar, üniversite öğrencisi olmaları durumunda 25 yaşına kadar anne veya babasının sağlık güvencesinden yararlanmaya devam eder. (Bu durum kız çocuklarında biraz farklı. Kız çocuk 1.10.2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi ise GSS’li anne veya babasının üzerinden bekar ve işsiz olması halinde ömür boyu sağlık yardımından yararlanır. Malul çocuklar da anne ve babasının üzerinden ömür boyu sağlık yardımından yararlanır.) Yukarıda belirtilen yaş sınırlamalarına göre üniversite sınavına girip kazanamayan öğrenciler 18 yaşın üstünde ise anne veya babasının sağlık güvencesinden yararlanamayacak. GSS’li olmak zorunda oldukları için de bakmakla yükümlü olunan statüden çıktıkları tarihi takip eden 1 ay içinde ikamet ettikleri il veya ilçe sınırları içindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda gelir tespiti yaptırmaları gerekmektedir. Gelir tespiti sonucu aile içindeki kişi başına gelir 313.50TL’nin altında çıkarsa prim ödemeden GSS’li olunacak, üstünde çıkarsa gelir durumunun miktarına göre 37.62TL, 112.86TL ve 225.72TL ödenmesi gerekecek. 1 ay içinde gelir testi yaptırılmazsa, gelir testine gitmeyen vatandaşın geliri 1.881 (iki asgari ücret ve üstü) lira kabul ediliyor ve aylık 225,72TL lira borç yazılıyor. Gelir tespiti yaptırıp aile içindeki gelir durumu tespit edilenlerin ödeyecekleri prim geriye doğru yeniden değerlendiriliyor. Evet, ilk değerlendirmede GSS vatandaşa getirilmiş bir ceza gibi algılanıyor. GSS aslında vatandaşın sağlık güvencesidir. Hiçbir vatandaşı sosyal güvence sisteminin dışına itmiyor. Aksine herkesi sistemin içinde tutuyor. GSS öncesi sistemi hatırlarsanız, eğer çalışmıyorsanız tamamen sosyal güvenlik sisteminin dışında kalıyordunuz. Bu durum bilhassa okumayan ve çalışmayan çocukları da etkiliyordu. Çünkü çocuk 18 yaşını bitirmesine rağmen okumuyor ve çalışmıyorsa hastalandığında çocuk için kesinlikle hastaneye gitme imkanı yoktu. Çocuğun sağlık güvencesi yoktu. GSS ile çocuk ailenin gelir durumuna göre primli veya primsiz olarak GSS’li olacak, sağlık güvencesi sağlanmış olacak ve sistemin dışına itilmemiş olacak. Ek süre verilir mi?GSS vatandaş için ceza değil lütuftur. Ancak borçlar ön plana çıkarıldığı için ceza gibi algılanıyor. Üniversiteyi kazanamamış öğrencilere oluşacak GSS prim borcu haberlerinden dolayı okurlarımızın gönderdiği maillerde ceza algısı ile itirazlar vardı. Ancak, gelen maillerin bazılarında, “Üniversiteyi kazanamayan öğrenciler gibi, askerden yeni gelmişler gibi bir anda kendileri üzerinden GSS’li olmak zorunda olanlar için GSS’ye geçiş süreci için (3 ay, 6 ay vs.) ek bir süre verilebilir mi? “ gibi talepler bulunmakta. Belki askerden yeni gelmiş iş arayan, üniversiteyi kazanamamış tekrar sınava hazırlanacak öğrenciler için ek bir süre verilebilir.SMMM’ler iş güvenliği uzmanı olamazSORU: İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yasalaştığını sizin yazınızda okumuştum. Kanunun uygulamaya başlayacağı 1.1.2013 tarihinden sonra sertifika durumlarına göre iş güvenliği uzmanlarının çalıştırılacağını yazmıştınız. Mali müşavir olarak çalışıyorum. Ben de iş güvenliği uzmanı olabilir miyim? Hangi sertifikayı alabilirim? (F. Odabaş)CEVAP: 6331 sayılı kanunun yasalaşması sonucu 1.1.2013 tarihinden sonra 50’den fazla işçi çalıştıran özel ve kamu bütün işyerlerinde iş güvenliği uzmanı çalıştırılma zorunluluğu var. 50’den az işçi çalıştıran işyerleri tehlike durummlarına göre 1.7.2013 tarihinden sonra kanuna tabi olacak. Kanuna göre, İş Güvenliği Uzmanlığı A,B,C sertifikaları ile çalışabiliyorlar. Sertifikalar arasındaki geçişi çalışma süresine göre aşama aşama olacak. İş güvenliği uzmanı: İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevlendirilmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu teknik müfettişleri ile Bakanlıkça belgelendirilmiş mühendis, mimar veya teknik elemanlarından, (Teknik eleman: Teknik öğretmenler ile üniversitelerin fen veya fen-edebiyat fakültelerinin fizik veya kimya bölümleri veya iş sağlığı ve güvenliği programı mezunları) oluşacak. Bunların dışındakiler iş güvenliği uzmanı olamaz. Mezun oldukları okul uygun olmayacağı için mali müşavirler de iş güvenliği sertifikası alamaz.

Devamını Oku

Asgari ücretten kaldırılacak vergi işçiye verilsin

23 Eylül 2012

Geçtiğimiz Cuma günü gazetemizin ekonomi servisinin yapmış olduğu “Asgari ücretten vergi alınmayacak” haberi günün en çok okunanları arasındaydı. Ajanslar, internet haber siteleri bu haberi “Kaynak: Vatan” yazarak okuyucularına duyurdular. Asgari ücretlilerin vergiden muaf tutulmaları ile ilgili talepler yıllardır dile getirilir ancak uygulanmazdı. Bu kez gazetemizde çıkan habere göre, haftalardır devam eden Anayasa taslak yazım çalışmalarındaki komisyon Anayasa’nın “Sosyal Güvenlik Ve Adil Ücret” maddesine “Asgari ücretten vergi alınamaz” maddesinin eklenmesinde mutabakata vardı. Bu maddenin yasalaşması halinde asgari ücretlilerden vergi alınmayacaktır. Peki, bu alınmayacak vergi ne olacak? Kime gidecek? Haberde bu sorulara da değinilmiş ve söz konusu vergi payının işçiye mi verileceğine, işverende mi kalacağına yoksa iki taraf arasında paylaştırılacağına devletin izleyeceği politikanın belirleyeceği belirtilmiştir. Evet, doğru... Bu vergi devlet tarafından alınmayacaksa karşımızda bu 3 ihtimal var. Söz konusu vergi payı ya tamamen işçiye ya tamamen işverene ya da her ikisi arasında paylaştırılmasına göre verilecektir. Asgari ücrette dahil bütün kamu ve özel sektör çalışanlarına ödenen ücretlerden ödenen vergi işçi adına işveren tarafından devlete ödenir. Buna vergi hukukunda kaynakta kesme denir. Yani işveren vergi yükümlüsü olan işçinin ödemesi gereken vergiyi işçi adına ücretin tahakkuk ettiği anda kaynakta keserek işçinin yerine vergiyi öder. Dolayısıyla bu ödenen verginin mükellefi, yükümlüsü işçidir ve dolayısıyla bu vergi işçinin ücretinden kesildiği için işçinin hakkıdır. Anayasa taslağına eklenen “Asgari ücretten vergi alınamaz” maddesi yasalaşır da bu vergi alınmayacaksa söz konusu miktar işçiye verilmelidir. Devlete 2 ekstra görevDevletin asgari ücretten kaldırılacak vergi payını işçiye verme görevi yanında 2 ekstra görevi daha bulunmaktadır. - Birincisi; gerçekten asgari ücretli olarak çalışanların net sayısının bulunmasıdır. Gelir İdaresi’nin 2011 yılı Faaliyet Raporu’na göre Türkiye’de 5 milyon 129 bin 623 asgari ücretli var. SGK istatistiklerine göre ise 2012 yılı Nisan ayı itibarıyla sigortalı çalışan sayısı 11 milyon 257 bin. Bu durumda sigortalıların yüzde 50’si asgari ücretli. Bu miktar sektörel ve ülkedeki geçim standardı göz önünde tutulduğunda çok fazla... Bunun gerçeği yansıtması için SGK 2013 yılında meslek türüne göre kod uygulamasını başlatacak ve işçi çalıştığı ücret üzerinden SGK’ya bildirilmesi sağlanacak. Bu çalışma ile Devlet asgari ücret almadığı halde asgari ücretten bildirilenlerin gerçek ücret üzerinden bildirilmelerini sağlayacak...- İkincisi; vergi alınmayacak asgari ücret matrahının diğer ücretlilere de uygulanmasıdır. Bu şekilde asgari ücretliden vergi alınmayacak uygulaması yürürlüğe girerse diğer ücretlilerinde de bu uygulamadan yararlanması gerekir. Buna göre; alınan ücretten asgari ücret matrahı kadar ki kısım düşülmesi ve kalan miktara vergi uygulanması gerekir.Maaşlar banka hesabına yatmak zorundaSORU: İşyerimizde çalışan işçilerin maaşını bankalarla yaşadığımız sorunlardan dolayı elden ödemek istiyoruz. Böyle bir imkanımız var mı? (Sinan Altıntepe) CEVAP: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ikinci fıkrasına göre işveren, ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak Türk parası ile işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödemek zorunda. Bu yasa 10 kişinin üstünde çalışanı olan işyerleri için geçerli. Eğer işyerinizde çalışan sayısı 10 kişiden fazla ise kanuni zorunluluk gereği ücretleri banka aracılığıyla ödenmesi gerekir. İşçiye, yönetmelik kapsamında yapılan ödemeleri bankalar aracılığıyla yapmayan işverene 4857 sayılı İş Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca her işçi için ve her ay için 125 TL idari para cezası, yetkili birimlerce uygulanır.Evlilikten kıdem tazminatı alabilme usulüSORU: Şu an çalışmakta olduğum firmaya 1996 yılında işe girmiştir. Mart 2013 tarihinde evlenmeyi düşünüyorum. Evlilik tarihinden önce yapması gereken işlem kıdem tazminatı almak için nasıl bir işlemde bulunmam gerekiyor? (Sibel Akcan)CEVAP: 1475 Sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi, kıdem tazminatına hak kazanma koşullarını belirtmiştir. 14. madde hükmüne göre “...kadının evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi... hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” Yasal düzenleme çok net, kadın işçi çalıştığı süre ile orantılı kıdem tazminatını alacaktır. Buna göre;a-) Kadın işçinin resmi olarak evlendiği (evlilik cüzdanı) tarihten itibaren 1 yıl içinde iş sözleşmesini feshetmesi ve kıdem tazminatını işverenden talep etmesi gerekir. Aksi halde bu haktan yararlanamaz.b-) Kadın işçinin bu haktan yararlanabilmesi için iş sözleşmesinin devam ediyor olması şarttır.c-) Evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirme hakkı sadece kadın işçiye verilmiştir. İşveren ve/veya erkek işçi bu yasal gerekçe ile iş sözleşmesini sona erdiremez.

Devamını Oku

İşten ayrılırken dikkat edilmesi gerekenler

15 Eylül 2012

Okurumuz Zafer G. çalışamayacağı belirtilen hekim raporu ile sabit sağlık sebepleri dolayısıyla işten geçerli bir nedenle ayrılacağını, bu şekilde ayrıldığı için işverenden kıdem tazminatı, kullanmadığı yıllık izin vs. gibi haklarını talep ettiğini, ancak işverenin bunları ödemeye yanaşmadığı gibi kendisine adına “ibraname” denilen boş bir kağıdın imzalatılmak istendiği belirtiyor ve bu durum karşısında ne yapması gerektiğini soruyor. Evet, Zafer Bey’in belirttiği sorunlar hemen hemen bütün işçilerin yaşadığı sorunlardır. İstatistiklerde hak ettiği halde kıdem tazminatı alarak işten ayrılan işçilerin toplam işçilere oranın yüzde 10 olduğu görülmekte. (Bu sebeple kıdem tazminatı fonunun işçiler için olumlu olduğunu düşünüyorum.) Hal böyle olunca işçilerin yasal haklarını alarak işten ayrılabilmesi için dikkat etmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Bu yazımda okurumuzun sorusu çerçevesinde işten ayrılırken dikkat edilmesi gerekenleri izah edeceğim.İşçinin yasal alacaklarıÖncelikle işinden her ne sebeple ayrılırsa ayrılsın işçi işyerinden alamadığı ücretinin, fazla mesainin, ikramiyenin vs. tamamını eksiksiz alır. Bununla birlikte varsa kullanmadığı yıllık izinlerinin de yine ücret karşılığını alacaktır. Bu ödemelerin yapılmasında işçinin işten ayrılırken haklı, geçerli nedenle ayrılmasının önemi bulunmamaktadır. Yani işten kovulan işçi de kendi rızası ile istifa eden işçi de bu belirttiğim ödemelerin tamamını eksiksiz olarak alacaktır. Bunlar haricinde kıdem tazminatı için kanunda belirtilen kıdem ve neden şartlarını sağlaması gerekir. Buna göre işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için en az 1 yıllık kıdem süresini doldurması ve kanunda belirtilen gerekçelerden (Haklı nedenler, askerlik, emeklilik vs.) biri ile işinden ayrılması gerekir. bu şartları sağlayan işçilere de kıdem tazminatının eksiksiz verilmesi zorunludur. Gerek ücret, yıllık izin gibi İş Kanunu’nun genel işçi haklarının gerekse kıdem tazminatı gibi özel işçi haklarının işveren tarafından ödenmemesi durumunda işverene ödemelerin yaptırılmasının haricinde idari para cezası uygulanacaktır. İbranamenin imzalatılmasıNe yazık ki uygulamada okurumuzun belirttiği gibi işçinin aleyhine kullanmak için boş kağıda imzalama veya “işçinin alacağı yoktur” gibi klasik ifadelerin yazılma durumu mevcuttur. Bu imzalatılan içeriği boş olan kağıt veya “işçinin alacağı yoktur” yazılı kağıt işçinin işten ayrıldığında işyerinden alacağı olmadığına dair içi doldurularak işverenin işçisine karşı yükümlülükleri yönünden ibra olmasını, aklanmasını sağlayacak ibra belgesi olarak kullanılacaktır. Bu şekilde işçi ile işveren arasında yapılan ibra sözleşmesi yani ibraname mevcut olan alacağı ortadan kaldırmayı sağlayan bir sözleşmedir. İş Hukuku bağlamında İbraname ise işçinin işten ayrılırken ücret, fazla çalışma, yıllık ücretli izin alacağı, ihbar ve kıdem tazminatı vb gibi alacaklarını aldığına ,başka bir alacağının kalmadığına ilişkin olarak imzalayarak işverene verdiği belgeye denir. Ancak belirtmek gerekirse; ibraname iş hukukunda düzenlenmeyen bir belgedir.İbranamenin koşullarıÖncelikle; uygulamada ve Yargıtay kararlarında birleşilen nokta, iş sözleşmesinin sona ermesinden önce düzenlenen ibranamelerin geçerli sayılmamasında kendisini göstermektedir. Yani ibraname işten ayrılan işçiye yapılan ödemelerin ispatını yapan bir makbuz gibidir. İbranamelerin geçerli olabilmesi için ikinci olarak işçinin medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olması gerekir. Ayrıca ibranamelerin hukuki açıdan geçerli bir belge olarak kabul edilebilmesi için ayrıca, işçinin, tüm ücretlerini, kıdem tazminatını aldığını, yıllık izinlerini kullandığını (veya ücretini aldığını), hiçbir alacağının kalmadığının ve ayrıca, söz konusu hakların parasal tutarlarının da belirtilmesi gerekmektedir.İbranameye şerh düşülmesiKesinlikle işçinin işe girişte boş kağıda imza atmaması gerekir. Zira; boş kağıda atılan imzanın diğer gayri hukuki davranışlar haricinde ibraname olarak kullanılacağını düşünürsek; söz konusu kağıdın ibraname olarak kullanılabilmesi için işçinin işten ayrılırken işçi adına tahakkuk eden bütün alacakları kapsayacak nitelikte olması gerekir. Yani ibraname işçiye işten ayrılırken verilir. Bu sebeple işçinin daha girişte imzaladığınız belgenin kriminal çalışma sonucunda yazı yaşının ölçülmesi gerekir. Bu da işçinin işten ayrılması durumunda imzaladığı kağıttan dolayı hakların verilmemesinin iptalini İş Mahkemesi’nde açacağı dava ile çözmesi gerekecektir. Bununla birlikte; “İşçinin alacakları ödenmiştir” yazılı ibranamelerde işçi eğer yasal alacaklarını tam olarak alamadıysa ibranameye kesinlikle alamadığı yasal alacağı neyse (Ücret, yıllık izin, kıdem tazminatı vs.) onun için şerh düşmesi gerekir. Bu şekilde ibranamenin kendisi için daha sonra gerek idari soruşturma gerekse dava konusu olması halinde aleyhte bir delil oluşmasını engelleyecektir.İşveren uygulama tebliği İşveren Uygulama Tebliği, 01.09.2012 tarihli resmi gazetede yayımlandı. Çıkartılan bu tebliğ ile 6 ayrı tebliğ yürürlükte kalktı ve 2 genelgenin de işlerliği kalmadı. Böylece yaklaşık 450 sayfalık mevzuat 45 sayfaya düşürüldü. Mevzuattaki tekrarlamalar ve kargaşa ortadan kaldırıldı. Mevzuatı anlaşılır hale getirme gayreti içinde olan Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç’a ve İşveren Primler Daire Başkanı Mehmet Bulut’a teşekkürler...

Devamını Oku