Sevgili okurlar; bu hafta başında sizlerle gelecek haftadan başlayarak önümüzdeki dönemde de çok konuşacağımız gelişmelerden söz etmek istiyorum. Bu gelişmelerden en önemlisi, iktidar tarafından bir anda gündeme sokulan referandum konusu.Yapılmak istenenİktidar, Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması ile ilgili kanunun ikinci maddesini değiştirmek istiyor. Mevcut yasada “Halkoylaması, kararın alınmasından sonra geçen 120 günden sonraki ilk pazar günü yapılır” diyor. Bu süre 45 güne indirilmek isteniyor.Ne var ki bunda?Doğal olarak sıradan bir yurttaş “Ne var bunda, 120 gün yerine 45 gün olmasının ne anlamı var ki?” diye sorabilir. Oysa fark şu: Anayasalar toplumun temel uzlaşma kararlarıdır. Yapılacak bir değişikliğin iyice anlaşılması, hazmedilmesi gerekir. 45 gün bunun için çok kısa.Milli irade dayanağıiktidar, demokrasiyi sadece sayısal çoğunluk olarak görüyor. “Eğer sayımız fazlaysa biz haklıyız” mantığından yola çıkan iktidar “Eğer halk bir konuda karar verirse bunun önünde hiçbir engel olamaz” görüşünün arkasına sığınıyor. Yine sıradan yurttaş için bu çok doğru olarak görülebilir.Müthiş popülizmOysa iktidar, duyguları okşayarak “Tek hâkim sensin, senden üstün yok” sloganıyla halkın saflığından yararlanmak istiyor. Daha önce cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini yine referandumla sağlayan iktidar bu yolla asıl yapmak istediklerini popülizmin batağında gerçekleştirmek istiyor.Asıl niyet başkaDurup dururken “Anayasa değişikliklerini hızla referanduma götürmek fikri”ne iyi niyetle bakmak mümkün değildir. Çünkü güya demokratikleşme adına yapılacak değişikliklerle, temelde değiştirilmesi gereken maddeler aynı değil.Başbakan’ın itirafıReferandum konusunu dile getiren Başbakan küçük anayasa değişikliği paketlerinin halkoyuna sunulacağını söyledi. Erdoğan, dokunulmazlık, seçim ve siyasi partiler kanunu ile ilgili ise konsensus aranacağını belirtti. Demek ki hemen halka gidilmesi gerçek demokratikleşme için değil, iktidarın baştan beri yapmak istediklerini gerçekleştirmek içindir.Konsensüs aranmıyorAKP’nin 7 yıllık iktidarı bize şunu gösterdi ki, asıl niyetler konusunda hiçbir konsensüs aranmıyor. AKP asıl yapmak istedikleri konusunda engellerden söz ediyor, ama punduna getirdiği an uygulamayı yapıyor. Zaten kendisine de faydası olmayacağına inandığı konularda ise ille muhalefet desteği arıyor.Yapılmak istenenŞu ana kadar Anayasa’nın hangi maddelerinin değiştirilmek istendiği konusunda bir bilgi verilmedi. Ama tahmin ediyorum ki bu değişiklikler Anayasa’nın laiklikle ilgili maddelerini bir şekilde delmeyi amaçlıyor. Anayasa engeline takılan bazı değişikliklerin “Halk böyle istedi” diyerek geçirilmesi planlanıyor.Baskın seçim hazırlığıBu nedenle düşük ihtimal olmakla birlikte iktidarın hâlâ bir baskın seçime gitme olasılığına dikkat çekmek istiyorum. Halkın duygularını okşayan, din istismarını doruğa çıkaran bir mantıkla anayasa değişikliğini sağlayıp, büyük bir olasılıkla aynı sırada genel seçime de gitmek kimse için şaşırtıcı olmasın.DP’deki hareketlenmeSevgili okurlar, AKP iktidarından rahatsız olan kesimlerin merkez bir partide buluşmaları gerektiğini anlatan yazılarımın DP’de büyük hareketlenmeye neden olduğunu geçen hafta içinde ayrıntıları ile yazmıştım. Bu hareketliliğin devam ettiğini ve kısa bir süre sonra somut bazı sonuçlara varılacağını tahmin ediyorum.İlhan Kesici faktörüMerkezdeki buluşma adresinin DP, bu partinin liderinin de İlhan Kesici olması yönündeki görüş giderek ağırlık kazanıyor. DP içinde ve ışında bazı görüşmelerin yapıldığı, bir birlik sağlanması için önemli adımlar atıldığı konusunda ciddi duyumlar alıyorum. Gelişmeleri hep birlikte izleyeceğiz.Kültür BaşkentiCumartesi günü İstanbul 2010 Kültür Başkenti törenleri çok görkemliydi. Ama bunun ne anlama geldiğini anlayan var mı? Nedir bu coşku ve heyecan? Güya Kültür Başkenti olunca bütün dünya bizden söz edecek. Açın bakın bakalım dünya basını Türkiye’ye ne kadar yer vermiş? Yine kendimizi kandırıyoruz.Peki hangi kültür?Tabii işin bir de başka yönü var. Kültür Başkenti denince akla ne geliyor? Bizdeki törenlerden anlaşıldığı kadarıyla kastedilen “popüler kültür.” Oysa İstanbul 500 yıl Osmanlı ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür başkentiydi zaten. Ondan önce, Bizans, Roma ve ilk kültürler var. Hatta Yenikapı’da 8 bin yıllık bir kent kalıntısı bulundu. Açılışta onlar yoktu, sarıklı adamlar ve cariyeler ön plandaydı.Muhsin Ertuğrul SahnesiBaşbakan yenisi yapılan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun açılışında esti gürledi. Bu tiyatronun yapımına karşı çıkanları eleştirdi. Buraya “cami yapılacağını” söyleyenlerin bile çıktığını, ama hepsinin şimdi mahcup olduğunu anlattı.İşin gerçeği başkaTabii, o eleştirilerden sonra tiyatro binasının yapılmış olması Başbakan’ın haklı olduğunun kanıtlanması niteliğinde. Oysa çabuk unutuyoruz. Bu tiyatro yıkılmaya başlandığında belediye ortaya bir proje koymamıştı. Tiyatrocular isyan ederken belediye susmuştu. Ne zaman ki tepkiler çok büyüdü, belediye o zaman “Burası tiyatro olacak” dedi.Atatürk Kültür MerkeziKısacası endişe belediyenin sessizliği nedeniyle büyümüştü. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi de aynı durumda. Bu binanın yıkılacağı yerine otel ve iş merkezi yapılacağı söylenmişti. Buna da uzun süre itiraz etmedi yetkililer. Endişe de büyüdü. Yani yapılan için elbette teşekkür edelim ama kendi kendimizi de kandırmayalım.Ağca’nın tahliyesiAbdi İpekçi’yi alçakça katleden, Papa’yı yaralayan Mehmet Ali Ağca 29 yıl sonra hapisten çıkıyor. Ancak dünya çapında terör eylemine karışmış bir kişinin bu kadar ilgi görmesi ve adeta yüceltilerek paraya boğulmak istenmesi, açıkçası içimi sızlatıyor. Bir taraftan sözde teröre karşı çıkanların şimdi Ağca’nın peşinden koşması herhalde büyük bir çelişkidir.Sarıgül olayıMustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi kamuoyunda giderek konuşulmaya başlanıyor. Seçim anketlerinde artık yüzünü göstermeye başlayan Sarıgül’le ilgili pek çok merak edilen de var. Çok sayıda kişi sorular sormak istiyor.Yarın soruyorumİşte bu nedenle vatandaşın merak ettiği ve Sarıgül’e sormak istediği bir dizi soru hazırladım. Bunları yarın sizlerle paylaşacağım. Siyasette hızlı bir çıkış yapan Sarıgül’ün hakkında hiçbir olumsuzluğa yol açmamak için bu sorulara cevap vereceğini sanıyorum.Hepinize iyi haftalar dilerim...
Yıldırım Tuna yeni yıl tatilinden sonra hayli formunda. Adeta fıkra bombardımanına tuttu beni bu hafta. Bugün ancak bu kadarını sunabiliyorum sizlere, daha bir dolu fıkrayı ise sakladım... Deli dana Adam karısı ile lüks bir restorana gitmiş. Garson siparişi almaya geldiğinde adam “Şehrin en kalın bifteğini istiyorum” demiş, “Az pişmiş ve yanında bir kadeh şarap...” Garson “Hayhay efendim” demiş, “Ama deli danayı unutmuyorsunuz değil mi?” Adam “Ah, evet” demiş, “En iyisi siz buyurun sorun, kendi siparişini kendisi versin!” Para ödemedi Berber, dükkânından telaşla fırlayıp kaldırımın köşesinde duran polis memuruna “Müşterim para ödemeden dükkândan kaçtı. Onu gördünüz mü?” diye sormuş. “Tipini tarif edebilir misiniz?” demiş polis memuru. Berber cevap vermiş: “Esmer, uzun boylu, siyah bir pantolonu vardı, şeyy, bir de kulağının tekini sol elinde tutuyordu!”Reklam Yan yana iki rakip berber dükkânının birinde bir bez afiş asılıymış: “Burada 5 liraya saç kesilir” Tam yanındaki dükkânda ise bir başka bez afiş varmış: “Yandaki dükkânda 5 liraya kestirdiğiniz saçlar burada düzeltilmeye çalışılır..” BendeYüzlerce davetlinin katıldığı büyük bir düğünün bitiminde fotoğrafçı uzun süren bir çaba ile aile gruplarını bir araya getirmeğe çalışmış. Adamcağızın saatlerce uğraşını bir köşede oturan damat büyük bir sabırla seyretmiş. Gece yarısını hayli geçince “Evet” demiş fotoğrafçı, “Şimdi gelini yalnız istiyorum.” Damat “Ahh” diye iç çekmiş, “Bende!..”Konuşan piliç Anaokulu öğretmeni sınıfına “Küçük Piliç” masalını okuyormuş. “Küçük Piliç çiftçiye koşup ’Kümesimize tilki geliyor, tilki geliyor’demiş.” Öğretmen sonra sınıfa dönüp “Şimdi söyleyin bakalım çocuklar” diye devam etmiş, “Onun bu sözü üzerine çiftçi ne demiş olabilir?” Alihan el kaldırıp “Öğretmenim” demiş, “Muhtemelen ’Hiii! Şuna bak. Konuşan bir piliç’demiştir!”Fareden Adam bara girmiş bir kadeh içip “Hanım kızar” deyip eve dönmek isteyince “Heyyy” demiş arkadaşları, “Sen erkek misin fare mi yahu? Ne bu ödleklik?” Adam “Tabii ki erkeğim” demiş. “Ee, neden bir fare gibi davranıyorsun?” diye sormuş arkadaşları. “Kardeşim” demiş adam, “Bizim hatun hayatta bir tek fareden korkar da ondan!”Duymasın İkİ arkadaş barda oturmuş dertleşiyorlarken “23 yıldır evliyim ve hâlâ aynı heyecanla aynı kadına aşığım” demiş birisi. “Muhteşem bir şey bu sizi kutlarım” demiş diğeri. “Tamam da” demiş aşık adam, “Aman dikkat et ve lütfen bizim hanım bunu duymasın!” Zora sokma65 yaşındaki müthiş zengin armatör 20’li yaşlarda genç bir kıza aşık olmuş. Ona evlenme teklifinde bulunmadan en yakın arkadaşına danışmış, “45 yaşındayım desem o zaman benimle evlenir mi?” Arkadaşı “Bence şansını zora sokma” demiş, “İşi garantiye almak için 90 yaşında olduğunu söyle!”***** Nihayet Yıldırım Tuna ile tanıştım Size garip gelecek ama uzun süredir tiryakisi olduğunuz Yıldırım Tuna ile bugüne kadar hiç karşılaşmamıştım. Hatta daha da şaşıracaksınız, telefonla bile konuşmamıştık.Hep internet üzerinden haberleştik bugüne kadar; kimdir, ne yapar, nasıl biridir, tipi hoş mudur, sesi nasıldır bilmiyordum.Geçen hafta içinde bir elektronik posta aldım Yıldırım Bey’den. İstanbul’daymış, bir kahve içimi ziyaret etmek istiyormuş, acaba uygun olur muymuşum?Nezakete bakar mısınız... Nasıl uygun olmam ki, anında cevap attım, tabii telefonumu da ekledim. Kısa bir süre sonra aradı, böylelikle önce sesini duymuş oldum.Öğle üzeri uğradı. Yanında tekerlekli küçük bir seyahat çantası, elinde pardüsü, sanki ateş almaya gelmiş gibi. Vatan’ın giriş kapısında tabii “Kim olduğunu” sormuşlar. Yıldırım Tuna olduğunu söyleyince görevli arkadaşların gözleri parlamış, yüzleri gülmüş, hemen buyur etmişler. Hoş bir duygu tabii.Yıldırım Tuna aslında bir mimar. Ama mimarlık yapmıyormuş. İnşaatlarda beton dökülürken demir döşenir ya, işte bunları hasır gibi hazır hale getiren makinalardan üretiyormuş. Orta Doğu’ya, Rusya’ya ve ilginçtir Orta Amerika ülkelerine satıyormuş.Makinanın montajı için de kalkıp kendi gidiyormuş.Peki fıkralar? “15 yıldan fazladır en büyük hobim” diyor. Önce fıkra biriktirmekle başlamış. Sonra oturup kendi de yazmış.“Kimi okurlar, bazı fıkraları bildiklerini söylüyorlar” dedim. “Doğrudur” dedi, “Elbette hepsini ben yazmıyorum, biriktirdiğim pek çok fıkrayı uyarlamaya da çalışıyorum, bu nedenle bazı fıkralar tanıdık gelebilir.” Açıkçası yarım saatin nasıl geçtiğini anlamadım. Geldiği gibi aynı nezaketle, sanki beni rahatsız etmiş, sıkıntıya sokmuş duygusuyla Ankara’ya dönmek için gazeteden ayrıldı.*****Büyük AnketDünya çapında bir anket yapılmış. Sadece bir soru sorulmuş:“Lütfen dünyanın geri kalan kısmındaki yiyecek eksikliğine bir çözüm ile ilgili kişisel görüşünüzü dürüstçe belirtiniz.” Anket büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmış. Çünkü...* Afrika’da insanlar “yiyecek” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Batı Avrupa’da insanlar “eksiklik” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Diktatörlüklerde insanlar “kişisel görüş” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Orta Doğu’da insanlar “çözüm” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Güney Amerika’da insanlar “lütfen” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Türkiye’deki insanlar “dürüstlük” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.* Ve Amerika’daki insanlar “dünyanın geri kalan kısmı”nın ne anlama geldiğini bilmiyorlar. ***** Koryürek’i anıyoruzSevgili ağabeyim Cüneyt Koryürek iki yıl önce 19 Ocak günü elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılmıştı. Ölümünden bu yana iki yıl geçtiğine inanamıyorum bile.Cüneyt Koryürek’i sevenler bugün saat 11.00’de İstinye’deki mezarlığının başında olacaklar. Ölüm yıldönümü aslında salı günü ama dostları, sevenleri zaman ayırabilsin diye anma toplantısı iki gün önce düzenleniyor.
Tekel işçileriyle dayanışma platformundan Banu Avar “Tekel işçilerini ziyarete gideceğiz, gelir misin?” diye sordu. “Ankara zor” dedim, “Yok, İstanbul’da, Cevizli’ye gidiyoruz” dedi.Neden olmasın, tabii ki giderim. Perşembe günü saat 13.15’te Kartal Cevizli’deki Tekel tesislerinin önüne gittim. 400-500 kişilik bir kalabalık vardı.Bu tür gösterilerde genellikle arkalarda durmayı ve sohbet etmeyi tercih ederim. Oradakiler görüşlerini daha net ve samimi olarak söylerler.Yine arkalardayım ama televizyona çok çıkıyorum ya, neredeyse gören herkes tanıyor. Tanıyan el sıkıyor, kimi sarılıp öpüyor, tabii konuşmaların yapıldığı yüksekçe yerde duranlar bunu fark ettiler.İlle o tarafa gitmem, hatta bir de konuşma yapmam isteniyor. Diyorum ki “Ben buraya hem destek vermeye hem de kaynağından bilgi almaya geldim, şimdi beni niye konuşturuyorsunuz?” Dinlemediler tabii ve ben elimde mikrofon kendimi kalabalığın önünde buluverdim. Televizyonda kameraya bakıyorsunuz, arkasında kaç kişi var bilemiyorsunuz. Ama karşınızda kanlı canlı ve heyecanlı, üstelik sürekli sloganlar atan kalabalık olunca durum farklılaşıyor.Hayatımda ilk kez bir miting düzenindeki kalabalığa karşı konuşma yaptım. İki üç dakika kadar tabii. İşçilerin haklı direnişine destek ve moral vermekti amaç.Konuşmalar bittikten sonra tesislerin hemen girişindeki kafeteryaya davet ettiler, hava buz gibi, hiç omazsa bir çay içip ısınalım diye.Önce 4C’yi anlattılar. Özelleştirmede kimse mağdur olmasın diye çıkarılmış güya. Asgari ücret ödüyorlar ve 10 aylık sözleşme imzalıyorlar.İşçiler “10 ay bitince süre uzayacak mı, bunu bile bilmiyoruz” diyorlar. Ayrıca asgari ücret dışında hiçbir sosyal hakları da yok. Kazandıkları haklar da ortadan kalkmış. Böyle adaletsizlik olmaz tabii.Daha sonra Tekel arazisini anlattılar. Arazi çok büyük. Söylediklerine göre bu arazi iktidara çok yakın bir büyük firmaya üniversite kurulması için tahsis edilmiş. Ancak arazinin 300 dönümlük bölümüne 50’şer katlı 7 apartman dikilecekmiş.Yine Tekel’in Unkapanı’ndaki binası da iktidara yakın bir sağlık kuruluşuna hastane yapılması için satılmış.İşçiler “Ne ihale var ne de açıklama” dedikten sonra merakla soruyorlar “Bu hastane zincirinin Erdoğan ailesinin fertlerinden birine ait olduğu söyleniyor, doğru olabilir mi?” İşte Tekel işçilerinin eyleminden aldığım bilgiler bunlar. *** Öğrencinin alınmaması Üç gün önce yazdığım “Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki törene tepkiden çekinen yöneticiler öğrencileri almadı” yazısı üniversitede üzüntüye neden olmuş. Ankara Üniversitesi Kurumsal İletişim Koordinatörü Doç. Dr. Nuran Yıldız aradı ve “Söz konusu tören DTCF’nin eski mezunlarına bakanlar ve üniversitemiz yönetimi tarafından plaket verme töreniydi. Bu nedenle de öğrenciler davet edilmemişti. Mezunlarımızın ileri yaşlarda olması nedeniyle de salon yalnızca onların oturması için kullanıldı” dedi.Yıldız, Rektör Prof. Dr. Cemal Taluğ’un öğrenciden korkan değil, öğrenciyle bütünleşen bir üniversite olmanın gereklerine özel önem veren bir öğretim üyesi olduğunu da sözlerine ekledi. ***Başbakan, tam gün yasası ile doktorların “hayır duası” alacağını söylemiş. Dua belli olmaz ama Başbakan’ın seçimde doktorlardan “hayır cevabı” alacağı kesin! (Gani Yıldız) *** İkinci şans var mı?Hepimiz insanız ve hayatımız hatalarımızla da dolu. Ve eğer bu hatalarımız başarılarımızdan fazlaysa veya hatalar başarıları gölgeliyorsa kaybetmeye mahkûmuz demektir.Peki insanlara bir ikinci şans tanınmalı mı? Gerçekten ikinci şans var mı?Candan Erçetin’in yapımcılığını, Ümit Ünal’ın yönetmenliğini yaptığı “Kaptan Feza” filmi ikinci şansa değişik bir bakış açısı getiriyor.Hafta başında hem bir Beyoğlu nostaljisi yaptık hem de bu filmin oyunculara özel gösterimine katıldık. “Oyuncular için yapılan gösteride işim ne?” Damadımız Selim Demir’in filmde çok kısa ama başarılı bir rolü var. Bu sayede oyuncu kontenjanından yararlandık.Filmin başrol oyuncusu Hakan Karahan. Bir TV dizisinden yer aldıktan sonra Gölgesizler’le sinemaya giriş yapan Karahan’ı çok başarılı buldum.Meral Okay ise başlıbaşına bir vaka. Oyunu müthiş. Canlandırdığı karakter harika. Filme büyük katkısı var.Küçük oyuncu Dila Bölükbaş’ın şirinliği, Elif rolündeki Mine Tugay’ın oyun gücü ve güzelliği, Selami rolündeki Ahmet Mümtaz Taylan’ın sahiciliği filme ayrı bir zevk katmış. Ortaya harika bir aksiyon-romantik film çıkmış.Ömer rolündeki Hakan Karahan, yıllar önce Kaptan Feza adlı filmin başrolünü oynamış bir babanın mafya tetikçisi oğlu. Artık yaptıklarından pişmanlık duyan Ömer mafyadan ayrılmak isterken peşine düşenlerden kurtulmak için yoksul bir mahalledeki evin içine düşer.Evdeki küçük Asu, hayranı olduğu Kaptan Feza filminin videosunu hemen her gün izlemektedir. Asu filmin kahramanına çok benzeyen Ömer’i Kaptan Feza zanneder. Babaanne Meral Okay ve komşuları Elif biraz korkudan biraz da çaresizlikten Asu’nun hayaline ortak olarak Ömer’i bir süre evde saklarlar.Sık sık aksiyon sahnelerinin olduğu Kaptan Feza “ikinci şans arayan bir mafya tetikçisinin” romatizmin doruklarına çıkan duygularını anlatan çok hoş bir film.Sadece komedi ya da yönetmen denemelerinden sıkılan seyirciler için kaçırılmayacak bir Türk filmi.Merak edenler için; bizim damat filmin hemen başında göreceğiniz mafya avukatı rolünde. *** TesadüflerYurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan Star TV’de Uğur Dündar’ın Arena programında çok ilginç açıklamalar yaptı. Programdan sonra Tantan’la bir telefon görüşmesi yaptım. Tantan “Her şeyi sanki tesadüfmüş gibi sunmaya çalışıyorlar, ama bunların hepsi bir planın parçası” dedi.Tantan’ın “Tesadüf mü?” diye sorduğu bazı soruları size de aktarmak istiyorum:- Çuval geçirme olayı tesadüf mü?- TSK’nın bölgeden çıkarılması tesadüf mü?- Bu olaydan sonra elde edilen bilgiler ışığında Irak’ta katliamlara başlanması tesadüf mü?- Telafer’de soykırım yapılırken iktidarın hiç sesini çıkarmaması tesadüf mü?- Sık sık darbe olacağı söylentilerinin çıkarılması tesadüf mü?- Kozmik odaya girilmesi tesadüf mü?
İki gündür merkezde bir birleşme sağlanması gerektiğini, bunun da DP çatısı altında gerçekleşebileceğini yazmaya çalışıyorum. Bugün de sizlere, olayın bambaşka bir yönünü aktarmak istiyorum. Bu konu belki de siyasi çekişmelerimizin temelini oluşturuyor.DP’nin merkezde bir çatı olduğunu belirttikten sonra kamuoyunda adı geçen bazı isimleri sıralamıştım.İşte sorun burada başlıyor. Kimsenin kimseyi beğenmemesi hastalığı bu olayda da ortaya çıktı. Kimin adı geçtiyse mutlaka arayan biri “Olmaz, o söylediğin isimden hayır gelmez” dedi. Birincisi kim olursa olsun, adı geçen herkes ama siyasette, ama ekonomide, ama yönetimde bugüne kadar başarılı görevlerde bulunmuş, değerlerini kanıtlamış kişiler.İkincisi, adı geçen isimlerin hiçbiri ille de bu göreve getirilecek diye bir konu da yok ortada. Buna elbette Demokrat Partililer karar verecektir. Benim dikkatimi çeken nokta, isim ne olursa olsun “yıpratmaya” veya hemen “karşı çıkmaya” hazır bir kesimin olması. Ve belki de bu yüzden siyasette hizmet verebilecek nice kaliteli, çalışkan, namuslu isim ortaya çıkmaktan korkuyor. Çünkü elini taşın altına koymaya kalkanlar hiç beklemedikleri anda ve belki kendilerinin bile unuttuğu hatalarıyla sergilenmeye başlanıyor ki, çoğu “lanet edip” kaçıyor anında.Oysa siyasette ilk aklımıza gelen şey “adam yeme” değil “kazanma” olmalı. Adı geçen herkes elbette lider olamaz, ama bu toplumun iş yapabilen, dürüst, yetenekli insanlara ihtiyacı var. Bunu da köreltmemek gerek. ***Ölenler neden öldü?Avrupa Birliği “domuz gribinin” tamamen yalan olabileceği yolunda bir karara imza attı. Özeti şu: “Domuz gribi bazı ilaç firmalarının aşı satabilmesi için ortaya atıldı ve panik yaratıldı.” Türkiye’de Sağlık Bakanlığı domuz gribini çok ciddiye almış ve çok önemli önlemler almıştı. Yazılarımı okuyanlar hatırlar, Bakanlığı bu kadar hızlı hareket ettiği için kutlamıştım daha önce. Elbette o zamanki resmi açıklamalara inanmış ve tehlikeye karşı uyarmak için üzerimize düşeni yapmıştık.Ancak işin sihrini önce Başbakan Erdoğan bozmuştu. Aşı olmayacağını söyleyen Erdoğan bakanı da azarlamıştı. Yine o tarihlerde Başbakan’ın bir şey bilip bilmediğini sormuş ve bu durumda bakanın da istifa etmesi gerektiğini söylemiştim.Hiçbiri olmadı. Geldik bugüne. Domuz gribi galiba sahte çıktı.İyi de, bugüne kadar domuz gribinden öldüğü söylenenler aslında neden öldü acaba? Her gün ölenlerin sayısı artıyordu. Sonra bir anda “artık ölenler açıklanmayacak” denildi. Herhalde o sırada içine düşülen tuzak fark edilmeye başlanmıştı.Şimdi Başbakan sanki haklı çıkmış edasıyla “Biz zaten tavrımızı ortaya koymuştuk” diyor gülerek. Ama hâlâ hangi gerekçeyle aşı olmadığını söylemeye ise hiç yanaşmıyor.Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ hâlâ yerinde oturmayı düşünüyor mu acaba?***Gençler ortalıkta yokGeçen hafta sonunu İzmir’de geçirdim. Cumartesi sabah gittim, pazar akşamı da döndüm. İzmir Cumhuriyet Okurları beni bir konuşma yapmak için davet etmişti. CUMOK temsilcileri ayrıca her hafta bir belediyede “Halk Meydanı” düzenliyormuş, gelmişken ona da katılmamı istediler.Ben gidince iki ayrı belediyede organizasyon yapmışlar. Biri Karabağ, İzmir’in yeni kurulan ilçesi, diğeri de Bornova.Pazar sabahı da Hasan Sağlam Öğretmenevi’nde hayli kalabalık bir Cumhuriyet Okuru grubuna Cumhuriyet’ten bu yana siyasi gelişmeleri ve darbeleri kendi yorumumla anlatmaya çalıştım.Açıkçası İzmir’de çok mutlu ve keyifli iki gün geçirdim. İnsanların umutlarını, heyecanlarını, kuşkularını ve hatta umutsuzluklarını birebir gördüm, yaşadım.Ancak bir nokta çok dikkatimi çekti, ki bunu hemen her yerde fark ediyorum. O da bu tür toplantılarda gençlerin pek olmaması. Katılanların “yaşlılar” olduğunu söylemiyorum ama 20’li 30’lu yaşlarda gençler neredeyse yok denecek kadar az.Belli ki yaşı biraz daha ilerlemiş, eli bir iş tutmuş ya da emekli olmuş kesimler Türkiye’nin içine düşürüldüğü tehlikeden daha fazla endişe ediyor.Peki gençler? Gözlediğim kadarıyla onlar olan bitenin pek farkında değil. 12 Eylül rejiminin yarattığı apolitik ortama, köşe dönmeci, bireysellikten ziyade egoist yaşama ayak uydurmuşlar. SMS mesajı uzunluğundaki haber ya da bilgilerle her şeyi öğrendiklerini sanıyorlar.Bu çok üzücü.***Ben bakan olsam utanırdımBirkaç gün geçti gerçi ama mutlaka yazmak gerektiğine inanıyorum. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bir tören vardı. Eski mezunlara ödül verildi. Törene Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile Devlet Bakanları Mehmet Aydın ve Selma Aliye Kavaf davetliydi.Ancak AKP’li bakanlara karşı öğrencilerin son günlerde gösterdikleri tepkiden çekinen yöneticiler bir üniversitede akla bile gelmeyecek bir önleme başvurmuşlardı. Öğrenciler içeri sokulmamıştı. Sadece öğretim üyeleri ile bazı eski mezunlar alınmıştı. Ve ne gariptir ki, aralarında Kültür Bakanı’nın da bulunduğu üç bakan bu anormal duruma hiç tepki göstermedi. Kürsüye çıktılar, güleç yüzlerle konuştular. Hiçbirin aklına “Bu öğrenciler nerede, öğrencilerle ilgili bir toplantıya öğrenciler nasıl sokulmaz?” diye sormak gelmedi.Belli ki protesto edilmektense öğrencisiz salona konuşmak işlerine gelmiş.Bir an kendimi bir siyasetçi hatta bakan olarak hayal ettim. Böyle bir davranışta asla bulunamazdım. Haberim olmadan bu yapılmışsa da çok utanır sorumlulardan hesap sorardım.***Tekel Dayanışma Grubu bugün Cevizli’deGünlerdir haklarını almak için direnişte olan Tekel işçilerine İstanbul’da bir destek ziyareti de bugün yapılıyor. Aralarında kadınların, sanatçıların, gazetecilerin, sendikacıların, oda temsilcilerinin olduğu Tekel Dayanışma Grubu bugün saat 12.30’da Kartal Cevizli İstasyonu’nun arkasındaki Tekel tesislerinde işçilerle buluşacak.Dayanışma Grubu adına konuştuğum gazeteci Banu Avar, “Biz orada olacağız, ancak bütün halkımızı da bekliyoruz” dedi.***Başbakan, “IMF ile anlaşma olursa olur, olmazsa olmaz” demiş. “İstemem, yan cebime koy” demenin ekonomi literatüründeki karşılığı bu olsa gerek! (Gani Yıldız)
Demokrat Parti’nin merkezde bir birleşme çatısı olabileceğine ilişkin yazım büyük yankı yarattı anladığım kadarıyla. Dün gerek telefonlar gerekse elektronik postalarla o kadar çok tepki aldım ki anlatamam. Gördüğüm kadarıyla DP’de de büyük bir hareketlenme var. Parti içinde ve çevresinde gerek isimler gerekse yeni politika ve stratejiler tartışılmaya başlandı.Bir kere daha ve önemle şunu belirtmek isterim: DP konusundaki yazılarım tamamen kamuoyunda beliren bir kararsızlığın ve bunun getirdiği umutsuzluğun sonucudur.Hiçbir şekilde bir partinin işlerine karışmayı, bu yönde bir düzenleme yapmaya kalkmayı düşünmediğim gibi bu benim haddim de değil.Son zamanlarda kiminle konuşsam “AKP’nin gitmesini istiyorum ama ne yapacağımı da bilmiyorum, kime oy vereceğiz?” sorusuyla karşılaşıyorum.Demek ki vatandaş durumdan hoşnut değil, ama nereye yöneleceğini de bilmiyor. “Kime oy vereceğiz?” diye soran biri, mevcut CHP ve MHP muhalefetine kendisini yakın görmüyor demektir. Ancak bu kişiler diğer muhalif partilerin de dağınık olmasından umutsuzluğa kapılıyor.İşte ben bu durumu saptamak ve bir öneri getirmek istedim. Elbette her lider ve kurdukları partiler iktidar için güçlü olduklarını söyleyeceklerdir ve buna inanacaklardır. Ancak kimsenin de hayal görmemesi gerek.Seçim sistemimizde yüzde 10 barajının olması siyasetteki pek çok değerli kişi ve grupları saf dışı etmektedir. Bunu aşmanın yolu da asgari müştereklerde bir araya gelebilmektir.Buna uygun partinin de şu anda DP olabileceğini düşündüğümü belirtip öneride bulundum. Yine DP’nin başına kendi deyimiyle “ağabey” olarak geçen amacının merkezde bir birlik oluşturmak olduğunu söyleyen Hüsamettin Cindoruk’a güvenerek hem kendim bir isim önerdim hem de okurlardan gelen önerileri değerlendirmeye çalıştım.Sanıyorum bu öneriler DP’de de karşılık bulacak ve bu partiye gönül verenler kendi aralarında en doğru kararı alacaklardır.Bugün sayfamı bu konudaki tepkilere ayırmak istiyorum. *** Çiller’e destek Anadolu’dan DP’ye genel başkanlık için adeta bir kampanya niteliğinde Tansu Çiller’in adının söylenmesi ilk başlarda beni çok şaşırttı. Ancak dikkat ettim, Çiller’i yeniden genel başkan olarak görmek isteyenlerin neredeyse tamamı İstanbul dışından.İstanbul’dan yanılmıyorsam iki ya da üç kişi aradı, ama Anadolu’dan yüzlerce kişi hep Çiller adını verdi.Üstelik Çiller diyenlerin büyük çoğunluğu DP veya eski DYP teşkilatlarından olanlar ve hepsi de çok iddialı. Diyorlar ki “Bize inanmıyorsanız gelin sizi ilçe ilçe, köy köy gezdirelim, kendiniz göreceksiniz ki halk Çiller diyor.” Israrla Tansu Çiller’in gelmesini isteyenler yüzde 30’un üzerinde oy alacaklarını da ileri sürüyorlar.Ama Tansu Çiller adı İstanbul’da ve özellikle medya çevrelerinde ise hep “olamaz” nidalarıyla karşılaşıyor. *** Sarıgül: 14 milyon oy alacağız Geçen haftaki ve dünkü yazımda “DP çatısı altında seçime girebilir” diye yazdığım Türkiye Değişim Hareketi lideri Mustafa Sarıgül aradı. Sarıgül çok yakında hareketlerinin partiye dönüşeceğini söyleyerek “81 ilin tamamında ilçelerde, 700’ün üzerinde beldede örgütlendik, iktidara yürüyoruz, kimsenin çatısı altında olmayacağız” dedi.Sarıgül şu anda 790 bin gönüllülerinin olduğunu belirterek “Bu sayıyı 1 milyona çıkardıktan sonra hepsini kurucu üye yapacağız” diye konuştu.Pazar günü İzmir Bornova’da büyük bir miting yapacaklarını söyleyen Sarıgül bu mitingde en az 50 bin kişi olacağını tahmin ettiğini söyledi ve “Ortada seçim yokken bu ilgiyi görmek hiçbir siyasi harekete nasip olmamıştır” dedi. A&G Araştırma Şirketi’nin “Sarıgül’ün yeni kurulacak partisine oy vermeyi düşünür müsünüz?” sorusuna “yüzde 16,8 oranında evet” denildiğini belirten Sarıgül’e göre TDH ya yüzde 40’ları geçecek ya da bir şey olmayacak, bunun arası yok.Sarıgül, hareketinin çok dinamik olduğunu, Türkiye’nin en saygın isimlerinin bir araya geldiğini ileri sürerek “Sevgili Can Ataklı, artık senden başbakan muamelesi bekliyorum” dedi. *** Söylemez: İthal başkan aramıyoruz DP yazılarım nedeniyle dün ilk arayanlardan biri parti yöneticilerinden eski bakan Ufuk Söylemez oldu. Söylemez “Öncelikle iyi niyetli girişimin için kutlamak isterim, bunun partiye bir hareket getireceği kesin” dedikten sonra devam etti: “Ancak, şunu hemen söylemeliyim, partiyi yeni bir heyecan ve şevkle ele aldık. Sayın Cindoruk büyük bir fedakârlıkla bu görevi üstlendi. Medya şu anda yaptıklarımıza hiç yer vermiyor ama giderek büyüyoruz, bunu da fark etmiyorlar.” Söylemez, “Şu anda partimizin genel başkanı var ve biz onun önderliğinde seçime hazırlanıyoruz. Lider ithal etmeyi düşünmediğimiz gibi anketlerde kampanya yaparak adlarını duyuranların peşine de kimsenin takılmayacağını biliyoruz. DP bir felsefedir, bir fikir hareketidir, bu hareketin halk tarafından da benimseneceğini ve bizi iktidara taşıyacağına inanıyoruz” diye sözlerini bitirdi. *** Kesici’ye destek hiç de az değil Merkezde yeni bir alternatif ve birleştirici unsur olarak kabul edilebilecek Demokrat Parti’ye genel başkan olarak İlhan Kesici’yi önermem çok ilginç tepkiler aldı.Gözlediğim kadarıyla İlhan Kesici adı pek çok çevrede sempati ile karşılandı. Gün boyu arayan birçok kişi İlhan Kesici’nin başkanlığının kamuoyunda olumlu hava estireceğini söylediler.İnternete girebilenler, yazımın altındaki yorumların bir bölümünde buna benzer görüşleri de okumuşlardır mutlaka.Elbette şunu da söylemeliyim ki İlhan Kesici tamamen benim değerlendirmelerim sonucu önerdiğim bir isim. İnanın kendisi bile dün sabah sizlerle birlikte okudu yazıyı, önceden bırakın haberinin olmasını benim yazacağım konusunda tahmini bile olamazdı.İlhan Kesici adının DP’liler tarafından benimsenip benimsenmemesi, ne benim karar verebileceğim ne de zorlayabileceğim bir konu. Ancak belki de ilk kez bir ismin telaffuz edilmesiyle birlikte tartışma artık daha somut bir hal alır ve DP’liler ve dolayısıyla diğer siyasi partilerde bir hareketlenme başlar.
Geçen hafta salı günü ilk seçimlerde yeni bir alternatif gerektiğini anlatan yazımda halen Meclis’te bulunan CHP ve MHP’yi değerlendirdikten sonra DP’nin de potada olması gerektiğini belirtmiştim.DP’yi merkeze koyarak, seçime katılmak için hazırlanan ancak yüzde 10 barajı nedeniyle sıkıntı yaşayabilecek olan bazı partilerin DP çatısı altında toplanmasının iyi bir çözüm olacağına inandığımı da anlattıktan sonra şu cümleye yer vermiştim: “Ancak bu partinin başına da herkesin tanıdığı, güvenebileceği bir ismin geçmesi doğru olur.” Bunu yazarken “Sizlerden gelecek önerileri de bekliyorum, gerçi benim kafamda bir isim önerisi var ama bunu gelecek hafta salı günü açıklayacağım” demiştim.TOPARLAYICI İSİM: Bana göre ilk seçimler için DP’nin başında İlhan Kesici olursa, seçime katılacak diğer partilerin de bir ittifak içinde olmaları sağlanabilir. Başta seçime katılmak için artık partisini kurmaya hazırlanan Mustafa Sarıgül olmak üzere, Abdüllatif Şener, Saadettin Tantan, Yaşar Okuyan kendi tabanlarıyla birlikte bu seçime DP çatısı altında girebilir.NEDEN KESİCİ?: İlhan Kesici’nin adını bir hafta içinde görüşlerine güvendiğim bazı kişilere de sordum. Çoğunlukla olumlu yanıt aldım. Kesici, ekonomi ve siyasi bilgisi iyi olan, skandal ve dedikodulara adı karışmamış bir siyasetçi. Tabii şu anda CHP milletvekili olması “DP’ye nasıl başkan olur?” sorusuna yol açabilir.ANAP KÖKENLİ: Kesici siyasete ANAP’ta adım atmıştı. Çok az farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Tayyip Erdoğan’a kaptırmıştı. Daha sonra ANAP milletvekili de olan Kesici, son seçimlerde bence çok doğru bir kararla CHP’den parlamentoya girmişti. Kesici Meclis ve televizyon konuşmalarıyla çok beğeni toplamıştı.AKP’DEN ŞİKÂYET: Türkiye çok ciddi bir kavşak noktasına geldi. AKP’den çok ciddi şikâyetler var. Bunun yanı sıra ekonomik, siyasi ve sosyal alanlarda AKP’nin sürekli hata yaptığı, demokrasi ve hukuk konusunda Türkiye’ye tamiri zor hasarlara sürüklediği şikâyetleri sürekli yükseliyor. KOMPLEKSLERİ ATMAK: Bu durumdan kurtulmak isteyenler, eğer samimi ise kişisel hırslarını ve hayallerini bir seçim için kenara bırakmak ve bir araya gelmek zorundadır. Bu sağlanamadığı takdirde bugünkü iktidarın yerini bırakması hiç de kolay olmayacaktır.YÜZDE 10 BARAJI: Hepimiz biliyoruz ki 12 Eylül darbecilerinin sözde “istikrar” adına koydukları ülke genelinde yüzde 10 barajı düşük oyla bile tek başına iktidar olasılığı doğurmaktadır. Bugün AKP bundan yararlanıyorsa yarın bir başka parti de yüzde 30’un altındaki oyla tek başına iktidar olabilir.YÜZDE 10’U GEÇMEK: Şu anda iktidar partisi dışında CHP ve MHP barajı geçebilecek oy potansiyeline sahip. Ancak eğer bir dördüncü parti daha yüzde 10 barajını geçebilirse yüzde 30’lar civarında oy alan bir partinin parlamentoda tek başına büyük bir üstünlük kurması olasılığı çok azalacaktır.SONUÇ: Böyle bir birliğin başarılı olması halinde bu ittifaka katılanlar eğer artık güçlerine güveniyorlarsa daha sonra yola tek başlarına devam ederler. Ancak Türkiye bu süre içinde giderek tek parti diktatörlüğüne giden yolu kesmiş olur. *** Tansu Çiller bombardımanı Şunu hemen açıkça söylemeliyim ki, “DP’nin başında kim olmalı” sorusuna en çok gelen öneri Tansu Çiller oldu. Her biri adını ve DP’deki görevini de söyleyen çok çok sayıdaki kişi “DP ancak Tansu Çiller’le yoluna devam edebilir, halkın isteği de bu yönde, herkesle konuşup öyle arıyoruz” dedi.Gerçi bu bambardımanın bir kampanya gibi yapıldığını da tahmin ediyorum. Çünkü bazı kişilerin “Bir anket yapıyormuşsunuz” türü soruları karşısında sinirlenmedim de değil.Çünkü neredeyse her dakika başı çalan telefonlara cevap vermekten ben de santraldeki sevgili arkadaşlarım da adeta bitap düştük.Tabii arayanlar çok iddialı. Çillerli DP’nin “yüzde 30” oy alacağını söylüyorlar. Gerçi Tansu Hanım siyasete dönmeyeceğini defalarca söyledi ama belli mi olur. *** Şaşırtıcı isimlerOkurların Demokrat Parti’nin başında görmek istediği isimler arasında çok ilginç kişiler de var.Örneğin Uğur Dündar diye mesaj atmış pek çok okur. 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in adı da çok önerildi.Gazeteci Zeynep Göğüş, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Deniz Ülke Arıboğan, Fuat Keyman, Kemal Köprülü, Sonar Araştırma’nın başı Hakan Bayrakçı da önerilenler arasında.İş adamı olarak ise Ferit Şahenk ve İbrahim Betil isimleri geldi.*** İsmi en çok gelenler Bir hafta içinde gerek elektronik posta gerek telefon ve fakslarla pek çok isim önerisi aldım. Bu nedenle öncelikle herkese çok teşekkür ederim. Sizlere ismi en çok anılan kişileri yazmak istiyorum.SÜHEYL BATUM: Bahçeşehir Üniversitesi eski rektörü ve anayasa profesörü Sühely Batum’u DP’nin başında görmek isteyen pek çok kişi mesaj yağdırdı. Batum’un adı uzun bir süredir zaten bu görev için geçiyor.GÖKBERK ERGENEKON: Şu anda aktif siyasette yer almayan Gökberk Ergenekon’u önerenlerin ortak görüşü şöyle: “Genç, dürüst, geçmişi temiz, ilkeli, bilgili.” YILMAZ BÜYÜKERŞEN: Eskişehir’in DSP’den seçilen Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in adı da DP için çok gelenlerden oldu.BURAK KÜNTAY: Aday önerileri arasındaki en genç isim Burak Küntay. Bahçeşehir Üniversitesi akademisyenlerinden olan, eski bakanlardan Barlas Küntay’ın oğlu Burak Küntay, bu dönemde olmasa bile gelecekte siyasette önemli roller oynayacaktır.RİFAT HİSARCIKLIOĞLU: TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu adı da birçok okur tarafından anıldı. Hisarcıklıoğlu’nun da adı bir süredir bir merkez partisi arayışı içinde geçiyordu.VE HÜSAMETTİN CİNDORUK: İlginç olan noktalardan biri “Ben yerimi bırakmak isterim” diyen şu anki Genel Başkan Hüsamettin Cindoruk için “ANAP’la birleşmeyi sağladı, diğerlerini de getirir, partinin başında kalsın” diyenlerin sayısını da azımsayamam. *** Tuncay Özkan ve Osman PamukoğluAlternatif arayışında kendilerinin de önemli merkez olduklarını söyleyen Osman Pamukoğlu ve Tuncay Özkan adına da çok mesaj aldım. Her iki genel başkanın taraftarları “Alternatif arayışına hiç gerek yok, partimiz ilk seçimlerde Türkiye’nin desteğini alacaktır” mesajlarını gönderdiler.***Almanya Dışişleri Bakanı, “Türkiye istikrar ihracatçısıdır” demiş. Keşke ihraç fazlasını iç pazara sunabilsek! (Gani Yıldız)
Sevgili okurlar; bugün sizlerle bazı temel demokrasi kavramları üzerine sohbet etmek istiyorum. Çünkü son dönemlerde demokrasi ve hukuk öylesine istismar ediliyor ve demokrasi adına öyle girişimlerde bulunuluyor ki bu konulara duyarsız kitleler popülist söylemlerden etkilenerek üstelik bu yanlışları alkışlar duruma getiriliyor.Köşk’teki zirveGeçen hafta biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül devletin erklerini bir öğle yemeğinde buluşturdu. Bu yemekli toplantı belli bir medya tarafından kamuoyuna “zirvede uyum” olarak sunuldu. Demokrasinin vazgeçilmezi olan “kuvvetler ayrılığı” prensibini tam algılamayanlar bu manzaradan çok hoşnut kaldılar.Sergilenen manzaraOysa amaç farklıydı. Cumhurbaşkanı “kuvvetlerin” en tepe noktalarını toplayarak “devletin uyum içinde çalıştığını” göstermek isterken aslında “iktidar bunların hepsinin üstündedir, kontrol ondadır” mesajını vermeye çalışıyordu. Bu tavrın demokrasiyle ilgisi yok aslında.Güçler dengesiDemokrasiyi oluşturan güçler “yargı, yasama ve yürütme” olarak üçe ayrılır. Bu üç güç, yapının temel direkleridir ve birbirlerine üstünlükleri yoktur. Hepsinin görevi farklıdır, ama biri diğerinden aldığı emir ve talimatlarla iş yapmaz. Anayasa ve yasalarla belirlenen işlevlerini yerine getirirler.YargıEğer bir ülkede hukuk düzeni güçlü temellere oturmamışsa ve bağımsız değilse o ülkede demokrasiden söz edilemez. Bu nedenle temel ayaklardan yargı hiçbir siyasi baskı ve telkinin etkisinde kalmadan bağımsız olarak çalışır, kararlarını da Türk milleti adına alır.Yüksek mahkemelerİktidarın güdümündeki çevreler ısrarla yüksek yargının bağımsızlığından ve anayasal konumundan rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Basit mantıkla kitleleri etkilemek için de “Seçilmiş 400 kişinin iradesi nasıl olur da 10 kişi ile değiştirilebilir” diyorlar. Bu demokratik kültürden geçmiş kimsenin tenezzül bile etmeyeceği bir popülizmdir.Tüm dünyada böyleDünyanın tüm demokratik ülkelerinde yüksek mahkemeler o ülkenin anayasasında belirlenen felsefeyi korumak ve kollamakla yükümlüdür. Konu 400’e karşı 10 kişinin gücü değil, o ülkenin rejimi ve anayasası ile ilgilidir. Yüksek mahkemeler kararlarını alırken kişisel görüş ve düşüncelerini bir kenara bırakırlar.ABD’den bir örnekİkide bir “demokrasi cenneti” olarak sunulan ABD’den daha önce de yazdığım bir örneği vermek istiyorum. Bir eyalet referandum yaparak ortaöğretim kurumlarında ağırlıklı olarak İncil’e dayanan bir eğitim sistemini kabul ediyor. Ancak Amerikan Yüksek Mahkemesi (Anayasa Mahkemesi) kararı iptal etti ve çok çarpıcı bir gerekçe belirtti.Yüzde 98 bile olsaMahkeme kararında “Yaygın eğitimin dini kurallara göre olmayacağı bu devleti ayakta tutan bir unsurdur. Referandumda yüzde 98 çıksa bile Amerika’da hiç kimsenin bu kuralı değiştirmeye hakkı yoktur” denildi. Yüz binlerce kişinin “evet” oyu verdiği bir karar 7 kişinin “Anayasa’yı uygulaması” nedeniyle yok sayılmış oldu.YasamaDemokratik düzenin bir temel direği de yasamadır. Yasama yani halk oyuyla seçilenler meclisi, kanunları çıkarır ve yürütmeyi (hükümeti) bunların uygulanması konusunda denetler. Hükümetler icraatlarından dolayı Meclis’e karşı sorumludur. Hükümetleri (seçim dışında) devirme hakkı ve sorumluluğu sadece Meclis’tedir.YürütmeDiğer temel direk de hükümettir. Bizde hükümetler genellikle yasama meclisine seçilenler arasından oluşur. Ancak Başbakan hariç diğer bakanların Meclis üyesi olmaları bir koşul değildir. Hükümet yasama meclisinin çıkardığı kanunları, hak ve eşitlikleri göz önünde bulundurarak hukuk düzenine uygun biçimde uygulamakla yükümlüdür.Kimse üstte değilTemel yapıyı oluşturan bu üç güç birbirinin asla üstünde ya da emrinde değildir. Bu nedenle örneğin yürütmenin başı diğer güçlere emir ve talimat veremez. Cumhurbaşkanı ise bu erklerin, devlet düzeninde bir arızaya neden olmamak için “uyum içinde” çalışmalarını düzenlemekle yükümlüdür. Ancak bu uyum farklı bir anlamdadır.Uyum ne demektir?Yine düz mantıkla anlatılınca kuvvetler arası uyum deyince hepsinin aynı doğrultuda, birbirlerinin işlerini kolaşlaştırır biçimde çalışmaları gerektiği anlaşılıyor. Oysa kuvvetler ayrılığı demek bu değildir. Bu kurumlar bir diğerinin işini kolaylaştırmak için değil denetlemek için vardır. Bu nedenle ortak toplantılar yaparak ortak kararlar almaları demokrasiye de terstir.Vesayet tartışmalarıİşte bu noktada üzerinde önemle durulması gereken bir durum ortaya çıkıyor. Bugünkü iktidar ve yandaşları her fırsatta “vesayetten” söz ediyorlar. Çünkü demokrasinin temelini oluşturan güçler dengesinden şiddetle rahatsızlar. Demokrasiyi sadece “sayısal” üstünlük olarak gören zihniyet yürütmenin her isediğini yapabileceğini savunuyor.Her istenen yapılamazOysa zaten güçler dengesi hükümet olanlar güçlerini halktan aldıkları söylemiyle her istediklerini yapamasınlar diye kurulmuştur. Meclis’teki sayısal üstünlüğüne güvenen iktidar bunu “milli irade” diye tanımlayarak diğer temel direkleri “yapılanlara engel olan kurumlar” olarak sunmaktadır. Bu da bilinçsiz kitleler tarafından alkışlanmaktadır.Erkler zirvesi olmazVe gelelim uyum zirvesine. Cumhurbaşkanı’nın “erkler zirvesi” düzenlemesi doğru değildir. Birbirini denetlemekle görevli kurumların sanki her şeyi ortak yapıyormuş gibi gösterilmesi ve bundan yarar umulması en başta demokrasiye zarar verir. Ne yazık ki yürütmenin başı da bu durumdan yararlanmaya ve hükümeti (Başbakan’ı) ülkenin tek hâkimi ve otoritesi gibi sunmaya çalışmakta.Ve dördüncü güçGerçek demokratik ülkelerde bu üç kuvvetin yanında basın da dördüncü güç olarak tanımlanır. Çünkü basın (medya) her üç gücün de çalışmasını denetlemek, görülen yanlışları ortaya koymak ve eleştirmek durumundadır. Demokratik ülkelerde medya eleştiri ve muhalefet görevini üstlenir. Oysa Türkiye’de dördüncü güçten söz etmek mümkün değildir.Bendensin ya da değilsinBugünkü iktidar her konuda olduğu gibi medyayı da “benden olanlar ve olmayanlar” diye ayırmaktan çekinmiyor. İktidarın yanındaki medya da denetim ve eleştiri mekanizmasını çalıştırmak yerine “ortak plan yapmak ve uygulamakla” görevli kılıyor kendisini. İşte demokrasiye en ağır darbe de burada vuruluyor.Merkez partisi lideriSevgili okurlar; geçen hafta yazdığım merkezde bir alternatif yazısı gerçekten büyük ilgi gördü. O günden bu yana yağmur gibi “lider adayı ismi” geliyor. Belli ki parlamentoda temsil edilen sağda ve soldaki mevcut partilerin dışında bir altenatifin çıkması pek çok kişinin özlemi.Amaç siyasi temsilTabii şunu da belirtmeliyim: Elbette bir siyasi organizatör gibi lider arayışı içinde değilim ki bu haddim de değil. Meclis’te tüm siyasi görüşlerin yani gerçek milli iradenin temsili için yüzde 10 barajını aşacak yapılara ihtiyaç olduğu kesin. Bunu aşabilmek için yakın görüşlerin kişisel ihtirasları bir yana bırakıp bir araya gelmesi şart.Düşük oyla iktidarİlk seçimlerde Meclis’e bir siyasi hareketin daha girmesiyle “düşük oyla büyük çoğunluk sağlama” dönemi de bitmiş olacak. Gerçi her siyasi parti baraja takılanlar sayesinde bu rüyayı görüyor ve bu nedenle barajın kaldırılması için çaba harcamıyor ama, artık demokrasiyi zorlayan bu sistem de bitmeli. Hepinize iyi haftalar dilerim...
Candan Erçetin’in son albümündeki “Ninni” şarkısını dinlediniz mi? Müziği aslında bildiğimiz Ninni melodisi, ama Candan Erçetin-Aylin Atalay’ın sözleriyle müthiş anlam kazanmış. Sözleri bir okuyun, sonra yorumunu siz yapın, bakalım neye uyuyor bu sözler..Uyusun da büyüsün ninni,Tıpış tıpış yürüsün ninni.Dertlerini sürüsün ninni,Oğlum kızım uyusun ninni.Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...Çok da uzun olmayan belli bir zaman önce...Çok da uzak olmayan çok güzel diyarın birinde...Bereketi dillerden düşmeyen bir köy varmış.Denizi de bilirmiş, dağı da bilirmiş, bu güzel köyün insanı.Yağmurda yürür, karda kayar ama güneşli günleri severmiş.Meze yaparmış bu köylüler iki kadehe tüm acılarını...Böylece birden unutuverirmiş geçmiş dargınlıklarını.Aslına bakacak olursan çok zenginmiş tarlaları.Ama nedeni bilinmez bu köylüler her daim fakir.Yokmuş galiba köydeki kargaların bunda bir etkisi...Böyle gelmiş böyle gidermiş...Ne de olsa alın yazısı.Dayanamamış biri sonunda kargalara baş kaldırmış!!!(Kim acaba!?)Hakkımızı yiyorlar diyip bütün köyü ayaklandırmış.Sonunda başa çıkmış köyü istila eden kargalarla...Ama kendisi de göçüp gitmiş tabii eninde sonunda. Uyusunda büyüsün ninni,Tıpış tıpış yürüsün ninni.Dertlerini sürüsün ninni,Oğlum kızım uyusun ninni.Ardından ağlamış köydeki herkes çok uzun yıllarca.Ağlarken ağlarken köy unutmuş kargaları tamamıyla.Üzülüp dövünüp dururken birden övünmeye başlamış.Ancak övünüp durduğu sadece hatıraymış.Günün birinde köyün üstüne kapkara bulutlar yerleşmiş,Kimse bulutları kargaların getirdiğini fark etmemiş...Köydekiler yaz yağmurudur gelir geçer zannetmişler.Ama bu kara bulutlar kopacak fırtınanın habercisiymiş.Kargaların çalacağı emekten medet uman bazı kurnazlar,Köylüye ninniler söyleyip apaçık hedef şaşırtmışlar...Soytarısıyla, yalancısı bu köyün bir gün gelmiş el ele vermiş.Bildik beyaz camın içine girip siyah yalanlar söylemiş.Onların baktığı yerden bütün köy çok aptalmış,Çünkü aptal olmasalar böyle aldanmazlarmış.Değil mi ki bütün köy olana bitene ses çıkarmadan bakmış.O zaman başlarına gelenlere müstahaklarmış...Ah ne güzel ninniymiş bu cehalet, herkes dalıp uyumuş nihayet...Top atsan uyanmazmış ne rehavet, e benim köyüme ee ee...Aslında köyün akıllısı çokmuş.Alimi, dedesi, filozofu çokmuş...Var diye bas bas bağırıyorlar ama hiçbirinin söz hakkı yokmuş,Çünkü bilene düşünene yazana kargaların itirazı çokmuş.Ve onlardan öğrendikleriyle kurnazlar herkesi uyutmuş.Güzel köyüm ne zaman uyanırsın,Bu duruma ne kadar dayanırsın,Sanma ki uyurken kazanırsın,Hadi köyüm ne zaman uyanırsın...*****Dizilerde yerli araba kullanalım da Okurlardan Metin Yaykınlıoğlu, Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ın “Güney Vietnam” diye bir ülke keşfetmesinden sonra bir mesaj gönderdi. Sizinle paylaşayım istedim: “Can Bey; Devlet Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’ın Güney Vietnam’a ihracat haberini okuyunca, Sayın Bakan’la ilgili bir ilginç olayı da ben yazayım dedim. Bir de diyorlar ki ülkede mizah ölüyor, hükümetin mizaha tahammülü yok. Nereden çıkarıyorlar bunu. Ne ölmesi? Mizah artık günlük hayatımızın bir parçası oldu, bizimle birlikte yaşıyor. Baksanıza TV’lerde yayınlanan dizilerde gizli reklam yapılıyor diye RTÜK tarafından anormal cezalar kesilen ülkemizde, bu uygulamadan habersiz olan Devlet Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, yerli otomotiv sektörünü desteklemek için dizi filmlerde yerli araba kullanılmasını istemiş. Ama ne garip tesadüftür ki, aynı günlerde 4 bakana 2010 model gıcır gıcır ‘Mercedes S’ makam arabası tahsis edilmiş. Sanırım diğer bakanların araçları da yoldadır.Ankara caddelerinde vızır vızır dolaşan son model Mercedes, Audi, BMW ve çeşitli markalarda resmi araçlarını Sayın Çağlayan’dan gizli kim sokuyor bu memlekete acaba? Bu da birilerinin provokasyonu olmasın.”*****İşte bu pazarın fıkralarıİki hafta Yıldırım Tuna fıkralarının sayısı az olunca bir kıyamettir koptu. “Nerede bu fıkralar” diye o kadar çok soran oldu ki anlatamam. Ama ne yapayım, Yıldırım Bey de yeni yılı dünyanın en güzel köşelerinden birinde karşıladı. Ona rağmen yine fıkra ve yazılar göndermeyi ihmal etmedi de sayısı az oldu biraz. İşte bir dolu yeni Yıldırım Tuna fıkrası...Görmemiş“Alican” diye seslenmiş çocuğun annesi, “Buzdolabının üzerindeki kavanozda 2 dilim kek vardı, bu sabah baktım sadece 1 tane kalmış.. Bir izahı olmalı bunun yavrum. Değil mi?” Küçük çocuk “Var tabii” demiş, “Dün gece mutfak çok karanlıktı, herhalde onun için diğerini görememişim!”Elma ucuzdur Kilo verme kampındaki toplantıda diyetisyen bir elinde elmayı diğer elinde bir şeker çubuğunu yukarı kaldırıp “Elmanın özelliğini kim söyleyecek?” diye sormuş. Kampa katılanlardan gelen “Kalorisi düşük.. Zengin bir fiber kaynağı” cevaplarından sonra diyetisyen de elmanın sadece yararlı değil ucuz bir beslenme kaynağı olduğunu eklemiş ve “Her şeyi bir yana bırakın arkadaşlar ben şu uyduruk şekere 2 lira para verdim” demiş. En arkadan bitkin bir ses duyulmuş “Kardeş sen o şekeri şimdi bana ver benden sana vallahi helalinden beş lira!”Sel bastıŞehirde aşırı yağmurdan bütün dereler taşmış, yüzyılın en büyük sel felaketi yaşanıyormuş. Adamın biri Acil İmdat Servisi’ni telefonla aramış “Yetişin su ayak bileklerime kadar yükseldi” demiş. “Saçmalamayın” diye karşılık vermiş operatör gülerek, “Biz bu kadar ufak ihbarları dikkate almıyoruz.” Adam “Tamam da” demiş, “Ben dördüncü katta oturuyorum!”Arabadaki köpekSüpermarketin otoparkına park ettim. Arabamdaki köpeğim Bigi havasız kalmasın diye arka camları iki parmak aşağı indirdim. Kapıları kilitledim. Arka koltuktan ön tarafa atlaması için de arabadan uzaklaşırken işaret parmağımı sallayarak “Orada dur kımıldama” diye de sertçe tembih ettim. Tam yanıma park eden sarışın kız yüzüme tuhaf tuhaf bakarak “Aa, deli mi ne?” dedi. “Kardeşim makine söz dinler mi? Öyle saçmalayacağınıza arabanın el frenini çeksenize.”Anket Sarhoş, otel resepsiyonunu arayıp “Odamı değiştirin” demiş. “Ama otelimizin en güzel odasında kalıyorsunuz?” diye cevap vermiş görevli memur. “Size hemen değiştirin dedim” diye bağırmış sarhoş. “Tamam efendim. Sizi 502 numaralı odadan 555’e aldım.. Ama lütfen neden odanızı beğenmediğinizi söyler misiniz?” diye sormuş memur. Sarhoş cevaplamış: “Kardeşim sigaramdan perdeler tutuştu, yangın çatır çatır üzerime geliyor, sen ise hâlâ anket peşindesin yahu.”