Başbakan Erdoğan “sivil dikta”, “tek parti diktatörlüğü” gibi suçlamalara karşılık vermek için yeni bir savunma buldu kendisine.Önce bir kavşak açılışı sırasında söyledi. İrticalen yani yazılı olmayan bir konuşma yaptığında bazen amacını aştığını düşündüğümden ilk gün üzerinde durmadım.Ama Erdoğan aynı konuyu dünkü Meclis Grubu konuşmasında da ana konu yaptı.Söylediği şu: “Tek parti diktatörlüğü denince aklınıza ne geliyor: CHP. Tek parti oldukları dönemi çok iyi biliyoruz.” Bu anlamda yani. Güzel de, CHP’nin ülkeyi tek parti olarak yönettiği dönemde Tayyip Erdoğan doğmamıştı bile. Başbakan bildiğim kadarıyla 1954 doğumlu. O tarihte tek parti dönemi bitmiş, çok partili demokratik hayata geçmiştik ve 1950 seçimlerinde DP, CHP’yi yenerek tek başına iktidara gelmişti.Ve 1950’den 2010’a kadar CHP bir daha tek parti iktidarına kavuşamadı.Yani üzerinden tam 60 yıl geçmiş. 60 yıl içinde Türkiye birkaç koalisyon dönemi hariç hep sağ iktidarlar tarafından yönetilmiş.Bu 60 yılın yanlışlarını, hatalarını, aradaki darbeleri bir kenara bırakıp CHP’yi “tek parti yönetimine özlem duymakla” suçlamak doğru olabilir mi?Ayrıca, Erdoğan, bilerek ya da bilmeyerek tek parti diktatörlüğü ile direkt Atatürk’ü hedef almış oluyor. Çünkü CHP, Atatürk tarafından kuruldu, ölünceye kadar hem bu partinin başkanı hem de cumhurbaşkanı olarak kaldı.Elbette Atatürk de çok partili demokrasiye gelmeyi hayal ediyordu, günün koşulları, en azından ölünceye kadar buna fırsat tanımadı.Ölümünden hemen sonra çıkan 2. Dünya Savaşı sırasında da bu hayalin gerçekleşmesi mümkün olamazdı.Nitekim savaş bitti, 1946 yılında Türkiye, elbette Batı ve Amerika’nın da cesaretlendirmesiyle çok partili hayata geçti. O günlerin koşullarını hiç dikkate almadan, bugünden geçmişe bakıp “Asıl tek parti diktatörlüğünü CHP yapmıştır” demek haksızlığın da ötesinde, Cumhuriyet’in kuruluşu ile hesaplaşmaya kalkmaktan başka bir anlam kazanır mı?Erdoğan hem bunları hiç çekinmeden söylüyor hem de Cumhuriyet değerleri konusunda duyarsız olduğu söylendiğinde de öfkeleniyor. Bir de ne çok dokunuyor insana biliyor musunuz? Erdoğan bunları söyledikçe kalabalıklar alkışlıyor ya... Hiç iyi bir şey değil bu.*****Çöpe atılan organlarSiyasetle, darbe söylentileriyle, kısır çekişmelerle uğraşmak zorunda kalınca çok önemli ve hayati bazı konuları ıskalıyoruz ister istemez.İşte dün Haberturk’te okuduğum bir haber bu açıdan içimi acıttı.Mevzuat yüzünden geçen yıl bağışlanan 244 kalp çöpe atılmış. Kısacası 244 kişinin hayatına bilerek ve isteyerek kastedilmiş.Bu ülkede zaten organ bağışı konusu sıkıntılı. İnsanlar organ bağışlamaya pek yanaşmıyor. Bunu dini nedenlerle düşünenler olduğu gibi güvenlik yüzünden çekinenler de var. Buna rağmen organlarını bağışlayanlar ve hayata veda ettiğinde bir ya da birkaç kişiye hayat verecek olanların bu hayalleri daha doğrusu vasiyetleri yerine getirilmiyor. Bunca başarılı organ nakli yapılan ülkemizde hayatı kararan 244 kişinin hesabını hangi mevzuat verebilir acaba?*****Zekânın böylesi Fıkra Erol Fıçıcı’dan: Gözleri görmeyen, bekar ve fakir Yahudiye bir cin çıkagelmiş. “Benden bir şey dile, yerine getireceğim” demiş. Yahudi düşünürken cin yardımcı olmak için sormuş: “Gözlerini mi istersin, zenginlik mi istersin, evlenmek mi istersin?” Yahudi biraz düşünüp cevap vermiş: “Oğlumu altınlarımı sayarken görmek istiyorum...”*****Cihangir’e otopark “Cihangir’e İSPARK otopark inşa etti. Otopark 1938 senesinde bir hayırsever hanımın çocuk bahçesi yapılması için bağışladığı arsaya yapıldı.10 gün içerisinde açılacak.Türkiye’nin halka dönük bir otoparkının aylık kirasını 300 TL yaptılar. İstanbul’un en pahalı otoparklarından biri olmaktadır. Karaköy İSPARK otoparkın araç fiyatı şu anda aylık 210 TL’dir. Cihangir halkı Beyoğlu Belediye seçimlerinde AKP’ye oy atmaması nedeni ile cezalandırılmaktadır. Cihangir Caddesi’ne İSPARK’lılar levhalar dikerek halkın arabalarını parka konulması için baskı yapmaktadırlar. Park ücreti makul seviyeye çekilmelidir. Can Bey; sizden ricam sayfanızda ufak da olsa buna yer verirseniz, bütün Cihangirliler adına size teşekkür ederim. Kemal Eyüboğlu” Darbe planlarıyla ilgili belgeler malum gazeteye bavulla gelmiş. Anlaşılan darbe satmaya çalışanlar bavul ticaretine başladı! (Gani Yıldız)*****Darbe olursa dış müdahale olurmuş Saat 11.00 sıralarında açık televizyondan gelen konuşmaları dinliyorum. Balyoz-darbe konuşmaları yapılıyor. Programa katılan İhsan Dağı’ya sıra geliyor. Dağı son zamanların en “demokrat!” isimlerinden. “Bir darbe olursa dış güçler müdahale eder, iç savaş çıkar, Sevr Anlaşması’ndaki gibi ülke bölünür” dedi.Bekledim ki sunucular “Bu nasıl olacak?” diye sorarlar diye, ama belli ki öyle bir şaşırdılar ki onlar da, laf kaynadı gitti.Kim bilir kaç yıldır bu ülkede darbe olamayacağını, çünkü bunun uluslararası karşılığının bulunmadığını, bir darbe yapılması halinde Türkiye’nin bütün kaynaklarının kesileceğini anlatmaya çalışıyorum.Bunları her yerde söylerken Türkiye’ye bir dış müdahale olacağını hiç düşünmemiştim.Ama darbe tartışmalarından nemalananlar ısrarla “darbe olacak da olacak” diye müthiş bir istismar yapıyorlar.İhsan Dağı ise, belki de farkında olmadan ağzındaki baklayı çıkarıverdi: “Darbe olursa uluslararası güçler Türkiye’ye müdahale eder.” Bunun tercümesi; iç savaş çıkartıp Türkiye’ye tıpkı Irak’taki gibi askeri müdahale yapmak ve ülkeyi Kurtuluş Savaşı öncesi gibi paylaşmaktır.Kim bilir, ısrarla darbe söylentisi çıkaranların asıl amacı budur belki. Türkiye sevgisizliklerini her fırsatta gösteren, Kürt-Türk halkları arasında düşmanlığı körüklemek için ellerinden geleni yapan, etnik ve dini farklılıkları sürekli kaşıyarak çatışma çıkmasını sağlamaya çalışan, yargıyı teslim aldıktan sonra orduyu da yıpratmak için yoğun kavga verenlerin asıl amacı gerçekten bir darbeye yol açıp bu planı devreye sokmaktır.Bütün yaşadıklarımızı göz önüne alınca, bu düşünce hiç de uçuk komplo teorisi gibi gelmiyor bana.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ dün daha önce bildirilmemiş bir konuşma yaptı. Kendi ifadesiyle “Sizi burada bulunca konuşuyorum, çünkü konuşmayınca da yanlış anlaşılıyor” dedi.Başbuğ’un yüz ifadesi son derece tedirginlik içeriyordu. Hele “darbe” sözlerine karşı gösterdiği hassasiyet, öfke ve heyecan Silahlı Kuvvetler’in de içinde bulunduğu “ruh halini” yansıtıyordu sanki.Açıkçası, kimileri tatmin olmasa bile bir Genelkurmay Başkanı darbe konusunda daha ne söyleyebilir ki? Bir Kuran’a el basıp yemin etmediği kaldı.Komutanın konuşmasında bana göre en dikkat çekici bölüm Genelkurmay’dan sızdırmalardı. Bundan yakındı komutan ve şu ana kadar 61 kişi hakkında soruşturma yapıldığını, 9 dava açıldığını, 10 kişinin tutuklu olduğunu, bir kişinin de 3 yıla mahkûm edildiğini ve ordudan atıldığını söyledi.“Sızdırmaların” hoş olmadığını söyleyen komutan “Bu sadece bizim sorunumuz değil, dünyadaki başka ordularda ve kurumlarda da görülüyor” dedikten sonra yine “Balyoz” olayındaki “zamanlama” konusuna değindi.Komutanın söylediği şuydu: “Bu sızdırmaların büyük bölümü eskiye ait. Zamanı geldiğinde ortaya çıkarıp kullanıyorlar. Bundan ne çıkarları var onu anlamıyorum.” Anladığımız şu ki, Silahlı Kuvvetler içindeki bir ekip, bir dönem dışarıya sürekli bilgi ve belge çıkarmış. Bunlar özenle saklanmış ve şimdi gerek görüldükçe kamuoyuna sunuluyor.Peki Başbuğ’un “eski” dediği dönem hangisi? Kendinden önceki dönem mi, daha öncesi mi?Ortaya atılan iddialardan ve ortaya dökülen belgelerden sızdırılma olduğu dönemlerin Genelkurmay Başkanı olarak Hilmi Özkök’ü görüyoruz.Özkök AKP ve yandaşları tarafından “tek demokrat komutan” olarak tanımlanıyor. Darbe iddiaları Özkök’ün “anlaşılmaz” tavrı ve “garip suskunluğu” sayesinde kendine zemin bulmuştu.Şimdiki komutan “sızdırmanın eski” olduğunu söylüyor. Hilmi Özkök’ün “demokrasi kahramanlığı” şeref listesine bir yenisi mi eklenecek acaba? *** Her Açıdan’ın başarısı Pek çok televizyon kanalında tartışma programlarına ya da yüz yüze yapılan sohbetlere katılıyorum. Hepsinden sonra da çok sayıda mesaj alırım. Bunların önemli bölümü teşvik edici olur, çok azı da olumsuz ve genellikle küfür dolu mesajlardır.Ancak pazar günü Ruhat Mengi’nin sunduğu Her Açıdan programından sonra aldığım mesajlar hepsini aştı.Bu nedenle izleyicilere teşekkürü bir borç biliyorum. Bunun yanı sıra program da AB grubunda en çok izlenen 4. program olmuş. Listeye baktım, o anda açık olan televizyonların yüzde 21,5’inde Her Açıdan izleniyormuş.Sanıyorum programda söylediklerim Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamdan rahatsız olup ama elimden bir şey gelmiyor diye düşünenleri çok sevindirmiş.Özetle şunu söyledim: Bugün bir avuç liberal maskeli faşist, Türkiye sevgisizi, iktidarın Türkiye’yi dönüştürme operasyonuna katkı sağlamak için Türkiye aleyhine ne varsa onları yüksek sesle söylüyor, adeta tepemize ediyor. Bu ülkeyi gerçekten seven, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inananlar ise bunun bir salaklık gibi algılanmasından rahatsızlar ama seslerini çıkarmıyorlar. Artık Türkiye kafasını kaldırmalı.İşte bu anlamdaki konuşmam üzerine akıl almaz destek mesajı aldım. Demek ki herkes her şeyin farkında aslında. Ama medyayı zehirli sarmaşık gibi sarmış bir küçük azınlığın azgınlığından kimseye fırsat kalmıyor. *** İstanbul ve sarayTürkiye-Afganistan-Pakistan Zirvesi İstanbul’da yapılıyor biliyorsunuz. Bir yerde arabulucuk yapıyoruz. Bundan sonraki toplantı ise Londra’da olacak.Ancak burada dikkat çekici konu şu bence: “Neden bu toplantı İstanbul’da ve sarayda yapılıyor?” Konu uluslararası ve üstelik bir tür arabuluculuk. Başka ülkelerde bu tür toplantılar genellikle başkentlerde yapılır. Nitekim bizden sonraki toplantı İngiltere’nin herhangi bir kentinde değil, başkent Londra’da.Altında bir şey aramaya kalkmıyorum ama bu görüşme Ankara’da yapılabilirdi. Türkiye’ye yakışan da bu olurdu. Sonra konuklar İstanbul’da turistik biçimde ağırlanabilirdi.*** Başbakan, bölünmüş yol açılış törenini sadece 5 kanalın yayınlamasına kızmış. Anlaşılan yandaş basın, “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısından sıkıldı! (Gani Yıldız) *** Yollar tamam kaldırımları ihmal etmeyinİstanbul’a kar yağdığı ilk saatlerde kent içinde yaşanan bazı sıkıntıları fazla dikkate almayın, belediyeler bu kez gerçekten çok başarılıydı. Hepsini kutlamak isterim.Şans eseri bir kez Washington’da, bir kez New York’ta ve bir kez de Paris’te mevsimin ilk kar yağışına tanık olmuştum.İnanın o ilk saatlerde bu üç büyük megakentin durumu İstanbul’dan beterdi. Çünkü tüm uyarılara rağmen vatandaşlar bir anda kara maruz kalmıştı ve ortalık arapsaçına dönmüştü. Birkaç saat içinde ise hayat normale dönmüş, her şey tıkır tıkır işlemeye başlamıştı.İstanbul’da da ilk kez bunu yaşadık. Belediyeler birkaç saatin şokunu atlattıktan sonra her yeri açtılar. 20 yıldır oturduğum evden ana caddeye çıkan sokak her kar yağışında birkaç gün kapalı kalırdı. Bu kez orası bile tuzlanmış ve açılmış. Büyükşehir’e olduğu kadar Sarıyer Belediyesi’ne de teşekkür ederim tüm mahalle adına.Ancak hemen her yıl yaptığım bir uyarıyı yine yapmak istiyorum. Evet yollar açılıyor, trafik akıyor. Ama ya kaldırımlar?Karlı günlerde 1 milyon araç yola çıkıyor ama 5 milyondan fazla insan ise yürüyor. Arabaların yolları açık, yayaların yolu ise çoğu yerde ana caddelerin cürufuyla dolu.Yolları açtınız, lütfen kaldırımları da halledin. Asıl sorun kaldırımlarda ve özellikle üst geçitlerde. *** Kim kimi yer?Okurlarımdan elektrik mühendisi Ali Çakmak bir Kızılderili sözü göndermiş. Sizlerle de paylaşmak istedim:Sular yükselince, balıklar karıncaları yer.Sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.Çünkü kimin kimi yiyeceğine “suyun akışı” karar verir.
Sevgili okurlar; çok açık bir şey söylemek istiyorum, artık gerçekten içim daralıyor. Ne tarafa baksanız bir ihanet, alçaklık, yalan, dolan, hile, kurnazlık. Türkiye sevgisizliği diz boyu. Kendilerine “demokrat, liberal, aydın” diyen ve taktıkları bu maske ile faşistliklerini gizlediklerini sananların seviyesizliği... Sizin de içiniz daralmıyor mu!İşin en kötü yanıTabii bunun en kötü yanı da, hayasız ve seviyesiz saldırılar, yalanlar, kurnazlıklar ve sevgisizlikler nedeniyle siz de ister istemez savunmaya geçmek durumunda kalıyorsunuz. Bizim ahlak ve namusumuz, demokrasiye, hukuka bağlılığımız, insan sevgimiz bir tür salaklık olarak algılandığı için açıkçası çoğu kez ne yapacağımızı da bilemiyoruz.Balyoz darbesi!Geçen haftanın en önemli olayı kuşkusuz yine aynı kaynaktan yayınlanan Balyoz adlı darbe planıydı. Cami bombalamaktan, kendi uçağımızı düşürmeye, suikastlardan gazeteci listelerine kadar pek çok korkunç senaryoyu içinde barındıran bu plan çok tartışıldı.Muhatabı var mı?Hesapta bu plan AKP hükümetini düşürmeyi hedefliyor ama, hükümeti ara ki bulasın. Tam tersine Başbakan Erdoğan sanki başbakan değil de muhalefet lideri gibi “Bizi karanlık tünellere sokmak istiyorlar, bu hain planlara boyun eğmeyiz” dedi. Üstüne bir de “Biz zaten zamanında bunları biliyorduk” da demez mi...Ne işe yararsınızBu durumda hükümete “Peki siz ne işe yararsınız?” diye sormak gerekmez mi? Madem zamanında biliyordunuz neden harekete geçmediniz? Yoksa bunu bir suç olarak görmediniz mi ya da karanlık bir oyun olduğunu anlamadınız mı? Haydi diyelim zamanında biraz çekingenlik vardı, bugün bu kadar plan havalarda uçuşurken neden müdahale edilmiyor?Görev Başbakan’dadırBu açıdan bakınca şu anda yaşadığımız bu sorunun çözüm anahtarı iktidarın elinde. Başbakan şikâyet edeceğine hemen duruma el koymak zorundadır. “Yargı kararını verir” söyleminin hiçbir anlamı yoktur. Yargıdan önce Başbakan gereğini yapar, durumu açığa çıkarır ve gerekirse yargıya havale eder.Genelkurmay’a düşenGenelkurmay Başkanlığı, Balyoz’la ilgili açıklamalar yaptı. Bunların kamuoyunu tatmin ettiğini söyleyemem. Ancak Genelkurmay’a düşen başka bir görev daha var. Birkaç kezdir “asimetrik savaştan” söz ediyorlar. Artık bu tanıma da bir açıklık getirmeleri ve kimlerin bu savaşı sürdürdüğünü belgeleriyle ortaya koymaları gerek.Gazeteci listeleriGelelim Başbakan’ın muhalefet gibi şikâyet ettiği Balyoz olayındaki gazeteci listelerine. Böyle bir planda gazeteci listeleri hazırlamak askeri kafayla belki anlaşılabilir ama bunları “darbeciler-demokratlar” ayırımı yaparak yayınlamak ancak alçaklıkla açıklanabilir. Listeye baktığınızda gördüğünüz ortak nokta, o isimlerin o dönemde gazete, televizyon ve dergilerde yetkili konumda bulunmaları. Galiba nasıl olsa kimse anlamaz diyerek bazı eklemeler de yapılmış. Tıpkı 28 Şubat’taki gibi.Gazeteciden suç duyurusuBalyoz olayındaki diğer dikkat çekici noktalardan biri de, planın CD’lerinin verildiği gazetecinin savcılığa suç duyurusunda bulunması. Bir gazetecinin yazdığı zaten aynı zamanda suç duyurusudur. Bunu da aşıp savcılığa koşma gayretkeşliğini gazetecilik olarak açıklamak mümkün değildir. Ayrıca o savcıların da “Siz bu belgeleri nasıl buldunuz?” diye sormamaları da çok ilginç.Askeri-sivil yargıSevgili okurlar, gelelim geçen haftanın önemli gelişmelerinden birine daha. Anayasa Mahkemesi bir gece yarısı operasyonuyla askeri yargıyı büyük oranda sivil yargıya bağlayan hükmü iptal etti. İlke olarak askeri yargı-sivil yargı ayırımının bizdeki kadar keskin olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de de çağdaş demokratik ülkelerdeki kıstaslar geçerli olmalı.Anayasa maddesiAnayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine maskeli aydınlar ayağa kalktılar. Askeri vesayetin yine Anayasa Mahkemesi üzerinde etkili olduğunu, demokratikleşme adımlarına çelme takıldığını ileri sürdüler. Bu kararla askeri yargıya devredilmesi gereken bazı dosyaları bahane ederek içlerindeki Türkiye sevgisizliğini yine boşaltmaya başladılar.İşin gerçeği ne?Oysa Anayasa Mahkemesi ne siyasi bir karar almıştır ne de askeri vesayete boyun eğmiştir. Yasa daha çıkarılırken, hazırlayanlar bunun Anayasa’nın 145’inci maddesine aykırı olduğunu biliyordu. 145’inci madde dururken böyle bir yasa çıkarılamazdı. Anayasa Mahkemesi buna dayanarak karar verdi. Başkan Haşim Kılıç’ın bile muhalefet etmemesi bunun en büyük kanıtı değil mi?‘Uyumayın’ demiştiBaşbakan Erdoğan, o yasa çıkarken bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu bilmiyor muydu? O da biliyordu. Ama kamuoyunun karşısına geçerek “Uyumuşlar, ne yapalım yani” demeyi tercih etti. Çünkü amaç popülizm yaparak halkı etkilemek. Oysa o sırada hissetsek bile asıl hedefin ne olduğunu tam anlamamıştık. Şimdi bu da ortaya çıktı..Beyin yıkama şansıOyun şu: Önce Anayasa’ya aykırı bir yasa çıkarıldı. Bu yasaya dayanılarak muvazzaf subayların tutuklanması sağlandı. Ardından yeni darbe planları piyasaya sürüldü. Beklendiği gibi yasa Anayasa Mahkemesi’nden döndü. Ama elde müthiş bir beyin yıkama şansı kaldı: “Darbelerle, çetelerle mücadele ediyorduk ama yine çelme takıldı.” Referandum numarasıGeçen hafta yazdığım “referandum numarası” yazısı böyle bir oyun oynanacağına işaret ediyordu. Şimdi güya demokratikleşme adına hızlı bir referandumun gündeme gelmesi söz konusu. Zaten değişmesi gerektiğine inandığım 145. madde değiştirilerek kavramlardan habersiz halkın önüne “darbeleri önlüyoruz” adı altında konulacak. Buna da milli irade denilecek.Tekel direnişiSevgili okurlar, buz gibi havaya rağmen Tekel işçilerinin direnişi sürüyor. Hükümet ise sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi davranıyor. Bakanlar Kurulu konuyu gündeme bile almazken Başbakan Erdoğan’ın öfkeli sözleri sanıyorum kamuoyunun büyük bölümünü şaşırttı. Bir iktidar halkıyla bu kadar ters gitmeye başlamışsa, bir şeylerin sonu da geliyor demektir.Mustafa Sarıgül olayıGeçen hafta birçok önemli olayın yanı sıra Mustafa Sarıgül’e sorduğum sorular gündeme damgasını vurdu. Sarıgül okurların gönderdiklerimden derlediğim sorulara 4 gün boyunca cevap verdi. Peki, Sarıgül’ün cevapları ne derece tatmin etti. Sadece şunu söyleyeyim, Sarıgül’e sorduğum sorular ve gelen cevapları gördüğüm kadarıyla okunma ve yorum rekoru kırdı. Yorumların yüzde 90’ına yakını ise olumlu değildi.Bu hafta yazacağımTabii pek çok okur, sorulardan ve alınan cevaplardan sonra bana da soru yönelterek “Siz ne düşünüyorsunuz?” diyorlar. Ben konunun tarafı, hasmı ya da muhalefeti değilim. Sizlerden gelen soruları yönelttim, cevaplarını da aldım. Buna karşın elbette benim de cevaplarla ilgili görüşlerim var. Bunları da hafta içinde yazmaya çalışacağım.Hepinize iyi haftalar...
Sarıgül’ün Cevapları-4 Türkiye Değişim Hareketi lideri Mustafa Sarıgül’ün okurlardan gelen talepleri değerlendirerek hazırladığım sorulara verdiği cevaplar bugün bitiyor. Sarıgül bugün soruların son bölümünde yer alan Fethullah Gülen desteği, Soros ile ilişkiler, büyük sermaye bağlantıları ve yolsuzluklar konularında cevaplarını veriyor.Yine hiçbir kelimesine dokunmadan son bölüm açıklamaları sizlerle paylaşıyorum: FETHULLAH GÜLEN: Yıllardır siyasetin içindeyim. Parti yöneticiliği, milletvekilliği, belediye başkanlığı yaptım. Görevim ve sorumluluklarım gereği her kesimden pek çok şahsiyetle tanıştım, görüştüm. Sayın Fethullah Gülen’le de 1988 yılında benim gibi birçok davetlinin katıldığı bir iftar yemeğinde iftarı birlikte açtık. O tarihten bu yana karşılıklı olarak görüşme olanağımız olmadı. 1- Sarıgül, Fethullah Gülen cemaatinden midir? Bugüne kadar DSP ve CHP dışında hiçbir yere üye olmadım. Milletvekilliği yaptım. Şu anda Şişli Belediye Başkanıyım. Bu görevlere biz toplumumuzun, insanlarımızın desteğiyle geldik. Bugüne kadar, bize her kesimden gelen tüm vatandaşlarımıza eşit hizmet sunduk ve sunmaya hep devam edeceğim. Bizim ötekimiz yoktur. Biz bayrağımıza ve hudutlarımıza saygılı bütün yurttaşlarımızla beraberiz. Ayırım yapmadık, yapmayacağız. İnanç farkı gözetmedik, gözetmeyeceğiz. TDH insan odaklıdır. TDH inançlara saygılı laikliği savunmaktadır. Bizim hedefimiz bölmek, bölünmek değil, birlikte uyum ve huzur içinde yaşayan bir toplumdur. Bu sevgi toplumunun kapısı, Cumhuriyetimiz ve demokrasi ile problemi olmayan herkese açıktır. 2- Amerika gezisi sırasında Gülen’i ziyaret etmiş midir? Amerika gezim sırasında Sayın Fethullah Gülen’e bir ziyaretim olmamıştır. SOROS: Sarıgül ünlü para sihirbazı Soros ile ilgili sorulara şu cevapları verdi:1- Sarıgül, Soros ya da temsilcileriyle görüşmüş müdür? Samimiyetle söylemeliyim ki böyle bir kişinin varlığından bu iddialar üzerine haberdar oldum. Soros’la ya da temsilcileriyle görüşmedim. SERMAYE: Büyük sermaye ile bağlantı konusundaki cevaplar şöyle:1- Sarıgül bazı büyük sermaye sahipleriyle görüşmekte midir?İstanbul Türkiye ekonomisinin başkentidir. Şişli de, İstanbul’da birçok sanayi şirketinin, banka ve finans kuruluşlarının yönetim merkezlerinin bulunduğu bir ilçedir. Belediye başkanı ve siyaset adamı olarak, görevim gereği, her kesimle olduğu gibi, iş dünyasının temsilcileriyle de görüşüyorum. Bundan daha doğal bir şey olamaz. TDH’nin görevi, üretimi arttırmak, verimliliği çoğaltmak, yeni iş sahaları yaratmak için girişimcilerimizin önünü açmaktır. 2- Bu büyük gruplardan bazılarının direkt desteği var mıdır?“Direkt destek” derken neyi kastettiğinizi anlamadım ama TDH’nin, Türkiye’nin geleceği için her yurttaşın desteğine ihtiyacı vardır. Ayırım yapmadan bütün yurttaşlarımızın desteği bizim için değerlidir. Esas olan halkımızın desteğidir. TDH, birilerinin değil herkesin partisi olacaktır. 3- Bazı büyük gruplar Sarıgül’e ekibine kendilerine yakın adamlar koymasını tavsiye etmişler midir? TDH, nerede çalıştığına bakmadan, Türk siyasetinin ihtiyaç duyduğu kan değişimini sağlayacak, kendi alanında uzman, pırıl pırıl genç ve yetenekli insanların katılımına her zaman açıktır. Birikimlerini, becerilerini, bilgi ve yeteneklerini siyaset yoluyla toplumun hizmetine sunacak yeni kadrolarla, TDH giderek güçlenmektedir. Ayrıca TDH, parti içi demokrasiyi değişmez temel ilke sayıyor. TDH kadroları, parti içinde demokratik mekanizmalar yoluyla görevlere seçilerek gelecektir. YOLSUZLUK İDDİALARI: Mustafa Sarıgül “en hassas noktam” dediği yolsuzluklarla ilgili cevaplarını da şöyle verdi:1- Sarıgül hakkında devam eden bir yolsuzluk davası var mı? Böyle bir şey olsa, gizli kalır mı? Kurultay öncesi maalesef yeni CHP milletvekilleri Belediyemizi ilgilendiren 39 konu ile ilgili olarak hakkımda suç duyurusunda bulundular. Ancak ilgili mahkemeler bu konularla ilgili soruşturma açmaya dahi gerek görmeden takipsizlik kararı verdi. Benim ve TDH’nin hesabını veremeyeceği hiçbir konu yoktur. Siyaset adamlarının her şeyi açık ortadadır. Kim ne biliyorsa çıkıp söyleyebilir. Hakkımızda bugüne kadar onlarca iddiada bulunuldu, suç duyuruları yapıldı. Ancak bir tek dava dışında hiçbir dava açılmadı. O dava da, her belediye başkanı hakkında olabilen, bir vakfın yeri ile ilgili imar uygulaması hakkındadır. Bu dava belediye tüzel kişiliği dolayısıyla açılmıştır. Onun dışında hakkımızda hiçbir dava yoktur. Bütün bu sorulara defalarca cevap verdiğim halde, sizi tenzih ederek, ısrarla gündeme getirilmesini samimi bulmuyorum. Türkiye’de çeşitli siyasiler hakkında çok sayıda iddia, hatta dava varken ve onlar cevaplamazken bizim açıklıkla bu sorulara cevap veriyor olmamız farkımızı ortaya koyuyor. Mustafa SarıgülNOT: Gerekli gördüğüm için belirtmek istiyorum. 4 günlük cevaplardaki siyah yerler tarafımdan yapılmıştır. (C.A.) *** PAZAR FIKRALARIYıldırım Tuna’dan gelen en taze fıkralarla neşeli pazarlar dilerim...Hamster5 yaşındaki kızıma pet shop’tan bir hamster aldım. Hayvan bir gün kafesinden kaçtı, bütün aile evi didik didik ettik ve sonunda bulduk. Birkaç hafta sonra kızım okuldayken hamster tekrar ortadan kayboldu, her tarafı aradık, bulamayınca kızım üzülmesin diye kafesini kızımın odasından kaldırdım. Kızım okuldan gelince dizime oturdu, “Ciddi bir problemimiz var baba” dedi, “Sanırım hamsterımın dönmesi artık mümkün değil.. Çünkü bu sefer giderken kafesini de götürmüş!..” Düşman sayısıSavaş sırasında parlamentoda basına kapalı oturum yapılmış. Son durumla ilgili açıklamalar yapan Milli Savunma Bakanı’na vekiller “Düşmanın kaç askeri var?” diye sormuşlar. “1.5 milyon askeri var” diye cevap vermiş Bakan. “Yahu bu çok fazla..” demişler, “Nereden biliyorsunuz?” Bakan “Bence de fazla ama” demiş, “Ne zaman generallerimiz savaş kaybetse yenilginin nedenini sorduğumda ‘Düşman bizden 3 kat fazlaydı efendim’ diyorlar.. Ee bizim de 500 bin askerimiz olduğuna göre, kabaca bir hesap yapacak olursak..” Ölü deniz2 kadın parkta oturmuş kocalarını çekiştiriyorlarmış. “Kocam resmen deli” demiş biri, “Geçen gün sen git 800 lira ver, su yatağı al..” Öteki “Ay çok iç gıcıklayıcı.. Ne var bunda?..” diye sormuş. Kadın cevaplamış: “Hayatım bizimkinin performansını dikkate alırsan o iç gıcıklayıcı su yatağı aynen ölü denize dönecek, yazık paraya!..” Kime benziyor?Bir yeni anne 1 aylık bebeğinin arabasını iterek çarşıda dolaşırken epeydir görmediği bir arkadaşına rastlamış. Arkadaşı bebek arabasına eğilip “Canıııımm, pek de şeker..” diye sevince “Aynı babası” demiş annesi. Arkadaşı “Öyle mi?..” diye sorunca anne cevaplamış: “Evet.. Ama aslında kocama benzemesini o kadar isterdim ki!..”
Sarıgül’ün Cevapları-3Türkiye Değişim Hareketi Lideri Mustafa Sarıgül salı günü yayınladığım okurlardan gelen soruları cevaplamayı sürdürüyor. İlk gün TDH’nin masraflarına ilişkin soruları cevaplayan ve “Biz imece usulü masraflarımızı paylaşıyoruz” diyen Sarıgül, ikinci gün CHP’yi bölme konusundaki görüşlerini dile getirmişti.Dün yazı günüm olmadığı için iktidar partisini eleştirmediği yönündeki soruların cevaplarını bugün yayınlıyorum. Sarıgül, cevabında da göreceğiniz gibi Fethullah Gülen ve Soros konularının irdelendiği sorulara ise cevaplarını yarın gönderecek, ben de pazar günü sayfaya koyacağım.Şimdi Mustafa Sarıgül’ün cevaplarına geçelim:Sayın Can Ataklı, Bana ve TDH’ye yönelik soruları cevaplandırmaya devam ediyorum. Bugün çok önemli bir konu olan Ak Parti hakkındaki sorulara cevap veriyorum. Soruların tamamı önemli olduğu için, kamuoyunun merakını gidermek açısından, kalan soruların cevabını cumartesi günü göndereceğim. TDH’nin, Ak Parti’yi eleştirmediği iddiaları doğru değildir. Bugün Türkiye tıkanmıştır. İktidara oy verenler, “Alternatif yoktu, onun için oy verdim” diyor. Muhalefete oy verenler ise, “Elimiz kırılsaydı da vermeseydik” diyor. TDH, ülkedeki bu açmazı sona erdirmek için ve iktidarın mührünü Ak Parti’den almak için yola çıktı. Dolayısıyla, iktidarın yanlışlarını söylemek, siyasi mücadelenin doğası gereği yapılması gereken bir şeydir. Ancak TDH başkaları gibi karalamak, kötülemek ve şikâyet etmek için değil, çare bulmak için siyaset yapıyor. Bu yaklaşım farkı yurttaşlarımız tarafından takdir ediliyor ve büyük destek görüyor. Toplum, kendi içinde uzlaşma arıyor, siyasetten ise barış, huzur ve güvenin yeniden kurulmasını, iş ve aş gibi öncelikli meselelere çare bulunmasını talep ediyor. TDH bu talebi gerçekleştirmek amacıyla siyaset yapıyor. 1- AKP’nin TDH’ye örtülü destek sağladığı doğru mudur?Siyasi partiler birbirine rakiptir. Bir partinin karşısında duran bir partiye destek vermesi işin doğasına aykırıdır. Böyle bir şey mümkün de değildir. Başka partilerin hesapları bizi ilgilendirmez, etkilemez. TDH’nin tek ve açık destekleyeni vardır. O da halkımız, yurttaşlarımız ve yeni bir Türkiye için bize umut bağlayan insanlarımızdır. 2- AKP yandaşı medyada Sarıgül haberlerinin çokça yer almasını neye bağlıyor?Haber değeri taşıyan her olay medyada hak ettiği yeri alır. Türkiye’nin her yerinde halkımız TDH’nin heyecanını duyuyor, yerel ve ulusal medya da bunu yansıtıyor. Bundan daha doğal bir şey olamaz. İzmir mitingimizden sonra gazetelere ve televizyonlara bakıldığında, TDH ile ilgili haberlerin, bütün medya organlarında çok geniş olarak yer aldığı görülmektedir. Mevcut medya kuruluşlarının nereye yandaş olduğu bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren onların okurları, yani hiçbir ayrım yapmadığımız yurttaşlarımızdır. Medyamız, TDH’nin yükselişini ve sesini, ayrım yapmadan hepsini kucakladığımız yurttaşlarımıza, kendi okuduğu gazete veya seyrettiği televizyon kanalında ulaştırıyorsa, önemli ve yararlı bir kamu hizmeti görüyor demektir. 3- Sarıgül’ün ağzından bugüne kadar AKP eleştirisi hiç duyulmadı, neden? Bu iddiayı reddediyorum. Bu yanlış algının kasıtlı olarak yaratılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Diğer yandan, bugün siyasi eleştiri dendiğinde, maalesef toplumun gerçek gündemiyle ilgisi olmayan atışma ve didişmeler anlaşılıyor. Ben bütün konuşmalarımda, Ankara’daki siyasetin gündemi ile halkın gerçek gündeminin birbirinden farklı olduğunu, iktidar ve muhalefetin karşılıklı atışmalarla vakit geçirdiğini, oysa yurttaşlarımızın iş, aş, sağlık, eğitim, barış, huzur gibi taleplerinin olduğunu söylüyorum. İktidarın kurumlarla kavgalı olduğunu, yıprandığını, halkın değişim istediğini ifade ediyorum. Gittiğim her yerde işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan, sefaletten, ekonomideki kötü gidişten, dış borçlardan söz ediyorum. Türkiye’nin bu kötü gidişten kurtularak yeni bir iktidara kavuşması gerektiğini anlatıyorum. Haksız telefon dinleme olayına, ulusal sorunların siyaset malzemesi yapılmasına, dış politikada tutarlı olmayan girişimlere, yargı üzerinde baskı kurma çabalarına eleştiri getiriyorum. Tüm bunlar AK Parti eleştirisi değil de nedir? Ben iktidarla ilgili daha pek çok konuda ciddi mesajlar veriyorum. Yurttaşlarımız bu sözlerimizi büyük bir destekle karşılıyor ve meydanları dolduruyor. Ama ben başkaları gibi karalamıyorum, kötülemiyorum, şikâyet etmiyorum, çare bulmak için siyaset yapıyorum. Üslubumuzdaki fark buradadır. 4- TDH barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazsa, TDH-AKP koalisyonuna sıcak bakıyor mu?Yukarıda da söylediğim gibi TDH’nin bir tek hedefi vardır: O da iktidar olmaktır. Bunun dışındaki konularla ilgili değiliz. Kalan cevapları cumartesi göndereceğim. Mustafa Sarıgül *** Yunanistan Balyoz’u ciddiye alacak mı?İlk kez 12 Mart döneminde duymuştuk “balyoz” adını. İsrail Büyükelçisi Efraim Elrom kaçırılmıştı. Sıkıyönetim komutanlığı elçiyi bulmak için sokağa çıkma yasağı uygulamış ve İstanbul ev ev aranmaya başlanmıştı. Sonunda Elrom, Nişantaşı’nda bir evde “ölü” olarak bulundu.Ardından ünlü “Balyoz harekatı” başladı. Yüzlerce solcu geceyarısı tutuklandı, işkencelerden geçirildi. Operasyon adı altında nice genç evde, sokakta, dağda öldürüldü. Üç üniversite öğrencisi idam edildi.Balyoz şimdi yine gündemde. Bu “balyoz” 2002 Aralık-2003 Mart arasında hazırlanan bir “darbe planı” olarak sunuldu. Asker ise bunun bir “harp oyunu” olduğunu söylüyor.Neler yok ki balyoz planı içinde. Camilerin bombalanmasından, kalabalıklar arasına bomba patlatılmasına, suikastlardan, müze baskınlarına kadar aklınıza gelen her şey. Tabii bir de “faydalanılacak gazeteciler” ile “tutuklanacak gazeteciler” listeleri.En ağırıma giden de bu. Şeref ve haysiyetten nasibini almamışlar, mal bulmuş mağribi gibi çarşaf çarşaf bu listeleri yayınladılar. Meslek adına utanç duydum.Her şey bir yana asıl merak ettiğim başka. Balyoz planında Yunanistan’la savaş çıkartmak için kendi jetimizi düşüreceğimiz de var.İçeride ne olur bilemem ama Yunanistan bu planı ciddiye alacak mı çok merak ediyorum. Çünkü ciddiye alırsa Türkiye’ye nota vermesi ve “Suni olarak bir savaş çıkarıp ülkemizi işgal etmek istiyorsunuz” diye tepki göstermesi, bunu NATO gündemine taşıması ve Türkiye’yi sıkıntıya sokması gerek.Bakalım, bizim sözde aydın, özde liberal maskeli faşistlerin dört elle sarıldığı plan Yunanistan’da nasıl yankılanıyor?
Sarıgül Cevaplıyor-2Türkiye Değişim Hareketi Lideri Mustafa Sarıgül’e, kamuoyundan gelen soruları sormuştum. Dün bu hareketin maddi kaynakları hakkındaki sorulara cevap veren Sarıgül, bugün de “CHP’nin oylarını böleceği” iddialarına ve CHP ile aralarındaki farklara ilişkin cevaplarını veriyor.Verdiğim söz gereği yine hiçbir kısaltma yapmadan bu cevapları yayınlıyorum:“CHP’Yİ BÖLME”: CHP mevcut genel başkanı ve yönetim kadrosuyla beş kez seçimlere girdi. Bu seçimlerde CHP’nin oylarını Mustafa Sarıgül mü böldü de CHP iktidar olamadı. Hem geçmişteki seçimlerin sonuçları hem de bugün yapılan araştırmalar CHP’nin mevcut yönetim yapısı ve politikalarıyla, iktidar olacak bir oy oranına ulaşamadığını, ulaşmasının da mümkün olmadığını gösteriyor. Israrla söylüyoruz: Hedefimiz iktidar olmaktır. Bunun CHP oylarını “bölerek” mümkün olmadığı açıktır. Şu ya da bu partinin oyları gibi bir kavram da yanlıştır. Seçmenlerin oylarına ipotek koymak seçmenlere karşı en büyük saygısızlıktır. Bu yaklaşım demokratik de değildir. Yurttaşların oyları hiç kimsenin tapulu malı değildir. Yurttaşlar özgür iradeleriyle istediği partiye oy verebilir. TDH, geçmişte hangi partiye oy vermiş olursa olsun, bütün seçmenlerden oy alarak iktidar olacak bir güce ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca dikkat edilmesi gereken husus şudur: TDH, CHP’nin hiçbir varlık gösteremediği bölgelerde ve kesimlerde de büyük bir yurttaş desteğine sahiptir. TDH Türkiye’nin 81 ilinde örgütlenmiştir. Toplumun her kesimi ile bütünleşen bir noktadayız. Esas “Neyi bölüyoruz?” diye bizim sormamız haklı değil midir? 1- Neden CHP ile uzlaşma aramıyor? Bu sorunun cevabını kamuoyu çok iyi biliyor. CHP’den dört kez ihraç edildim, üç kez mahkeme kararıyla geri döndüm ama yine ihraç kararı aldılar. Sadece ihraç kararlarıyla ilgili olarak yıllarca mahkemelerde, Yargıtay’da mücadele verdim. Uzlaşmaz tarafın kim olduğu çok açık değil mi? Sadece bana değil, Gülsüm Bilgehan ve onun gibi çok sayıda değerli siyasetçiyi dışlayanların hangi uzlaşmacılığından bahsedilebilir? Zaten bugün geldiğimiz noktada, TDH bu konuları çok aşan bir durumdadır. Önemli olan toplumun kendi içinde uzlaşmasıdır. Bu konuda da TDH çok ileri bir toplum desteğine ulaşmıştır. 2- TDH’yi CHP’den ayıran nedir? TDH’nin bugünkü CHP’den en önemli farkı, iktidar olmak istemesidir. Siz, bugünkü CHP yönetiminden iktidar olmaya ilişkin güçlü bir iddia duydunuz mu, bu yönde toplumu ikna eden bir faaliyet gördünüz mü? TDH’nin hedefi, özgürlükçü sosyal demokrasi anlayışıyla, hudut ve bayrak birliği diyen bütün yurttaşların desteğini alarak, korku yerine umudu, kavga yerine uzlaşmayı, kaybolan barışı ve huzuru yeniden oluşturmak, işi ve aşı siyasetin gündemi yapmak, iktidarın mührünü Ak Parti’den almak ve sorunlara çare bulmaktır. TDH’nin amacı, bu hedefe ulaşmak için, ülkemizde siyaset yapma anlayışını değiştirme, siyaseti demokratikleştirmek, siyasetin kalitesini arttırmak, bu yolla demokrasi çıtasını yükseltmektir. Artık bugünkü dünyada sağ ve liberal partiler bile, sosyal demokrasinin temel ilkelerini benimsemek durumunda kalmıştır. CHP yönetimi ise bunun gerisinde kalmış, yeni hiçbir şey üretememiştir. Türkiye’nin temel sorunlarının çözümü ve dış politika konuları sadece hükümetin sorunu değildir. Bu konularda, kamplaşmaya neden olmadan, çözüm önerileri üretilmelidir. Dünya artık geçmişin iki kutuplu dünyası değildir. Uluslararası ilişkiler üretim ve iletişim faktörleri değişmiştir. TDH dünyayı çok iyi kavramakta ve tanımlamaktadır. Bu çağın dünyasında, demokrasiden korkarak ilerlemek mümkün değildir. Bugünkü CHP yönetimi parti içinde bile demokrasiyi göze alamamıştır. Türkiye için böyle ufuk yaratması hiç mümkün değildir. Demokrasiye inanmak özgüven sorunudur. Sürekli koltuğu kaybetme korkusu duyarak parti yönetilemez, Türkiye hiç yönetilemez. TDH’nin özgüveni tamdır. İlk önce parti içinden başlayarak demokrasiyi her alanda uygulamaya kararlıdır. TDH lidere bağlı değil, halka bağlı bir parti olacaktır. Genel başkanı delegeler değil, partinin tüm üyeleri seçecektir. TDH’de her kademede en az yüzde 30 kadın olacaktır. Toplumların yüzlerce yılda oluşan ulusal değerleri, gelenekleri, inançları vardır. Bu değerler, gelenekler ve inançlar o toplumları bir arada tutar. Toplumun inançları, gelenekleri ve ulusal değerleri TDH’nin de inanç ve değerleridir. TDH inançlara ve ulusal-toplumsal değerlere saygılıdır. Ama TDH inançların ve ulusal değerlerin siyasete alet edilmesine karşıdır. TDH inançlara saygılı laikliği savunmaktadır. 3- TDH’nin barajı aşacağına inanıyor mu? TDH baraj meselesiyle uğraşmaz. TDH’nin tek hedefi, yurttaşlarımız ve ülkemiz için iktidar olmaktır. Türkiye tıkanmıştır, yurttaşlarımız mutsuzdur. Halkımız, yeni bir siyaset, yeni bir enerji, gönül rahatlığıyla oy vereceği yeni bir parti ve gerilimi düşürecek, kutuplaşmayı önleyecek, değişimi sağlayacak yeni bir iktidar arıyor. TDH bu arayışa cevap verecek tek harekettir. TDH kavgadan değil uzlaşmadan yanadır. Baraj hesabı yapmak, siyasetçinin kendine hesap yapmasıdır. Biz Türkiye için hesap yapıyoruz, yurttaşlarımız için iktidar olma hedefiyle çalışıyoruz. 4- Barajı aşamayıp CHP’nin oylarını düşürürse vicdani rahatsızlık duyacak mı? Bu soruyu soranların, aynı soruyu CHP baraj altında kaldığında CHP yöneticilerine sormaları gerekirdi. Oysa o günkü yöneticiler bugün hâlâ CHP’nin başındadır. Vicdani rahatsızlık sorusu bize değil, bu siyasetçilere sorulmalıdır. Bugün iktidara oy verenler “Başka alternatif yoktu, onun için oy verdik” diyor. Muhalefete oy verenler ise “Elim kırılsaydı da vermeseydim” diyor. Esas vicdani sorumluluğumuz, Türkiye’yi bu açmazdan kurtarmak için kolları sıvamamız ve elimizi taşın altına koymamızdır. Biz bu sorumlulukla hareket ediyoruz. Eğer Türkiye’nin geleceği için bugün bir şey yapmazsak, asıl vicdani rahatsızlığı o zaman duyarız. *****Kalan cevaplar cumartesi günü Mustafa Sarıgül’ün cevapları uzun, köşenin boyutu da belli olunca aynı gün tüm yazılar sığmadı doğal olarak.Biliyorsunuz yarın yazı günüm değil.Sarıgül’ün, Fethullah Gülen ve Soros’la ilişkiler, büyük sermaye desteği ve yolsuzluklarla ilgili cevaplarını ise cumartesi günü okuyacaksınız.Cevaplarla ilgili taraf olmaksızın pazartesi günkü yazımda çok kısa bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum.
Türkiye Değişim Hareketi Lideri Mustafa Sarıgül, dün kamuoyunda oluşan görüşlerden derlediğim sorulara yazılı olarak cevap verdi.Sarıgül’e cevaplarının kelimesine bile dokunmadan yayınlanacağını sözünü verdim. Ancak Sarıgül özellikle bazı konulardaki cevaplarını biraz uzun tutmuş. Verdiğim söz gereği tabii ki bunlara dokunmuyorum.Bugün TDH hareketinin harcamaları ve maddi kaynakları üzerine sorulan soruların cevapları var. Yarın CHP’yi bölme konusundaki cevaplara yer vereceğim.Diğer soruların cevapları ise henüz hazırlanmıyor. İşte ilk gün;Sayın Can Ataklı, 19 Ocak tarihli Vatan gazetesinde, köşenizin tamamını, bir başka deyişle yarım gazete sayfasını bana ve Türkiye Değişim Hareketi’ne yönelik sorulara ayırmışsınız. Öncelikle Türkiye Değişim Hareketi’ne olan bu ilginizden dolayı size teşekkür ederim. Kuşkusuz bu ilgi, yurttaşlarımızın hareketimize yönelik her geçen gün artan sevgisinin ve desteğinin bir sonucudur. Türkiye Değişim Hareketi güçlendikçe, bu tip sorular, daha da ötesi kötülemeler ve karalamalar artacaktır. Bunun bilincindeyiz. Ancak Türkiye Değişim Hareketi çok temiz ve halisane duygularla yola çıkmıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu dikkate alarak, yurttaşlarımızın artan desteği ve sevgisiyle, büyük bir sorumluluk duygusuyla, değişim için ve iktidar olmak için yola çıktık. Siyasetin zor bir süreç olduğunu biliyoruz, ancak bütün zorlukları tam bir dayanışma içerisinde aşacağımıza inanıyoruz.Sorularınızın pek çoğunun internet sitelerinde, gerçekle ilgisi olmayan “kasıtlı” hazırlanmış sorular olduğunu ifade etmek isterim. Yine de bu sorulara cevap vererek, yurttaşlarımızın merakını gidermemize fırsat verdiğiniz için size teşekkür ederim. Şimdi soruların cevaplarına geçebiliriz: MADDİ KAYNAK: Hemen belirtmeliyim ki TDH’nın bütün etkinliklerinde bütün masraflar, kurucular, kadrolar, gönüllüler ve katılımcılar tarafından dayanışma ve imece usulü paylaşarak karşılanıyor. 1- TDH’nin her ay 3000 gönüllüye maaş ödediği doğru mu? TDH’nın bugün 680 bin gönüllüsü var. Hedefimiz 1,5 milyon gönüllüye ulaşmaktır. Her gönüllünün sandığa 20 seçmen getirmesini hedefliyoruz. 3000 gönüllü bugünkü Türkiye için ufuk darlığıdır. Ayrıca 3000 gönüllü için asgari ücretten maaş verilse bu ayda yaklaşık 3 milyon TL yapar. Bu soruyu soranların hesap yapmayı bildiğinden şüphe duyarım. Kaldı ki o zaman bu yurttaşlarımıza gönüllü demek doğru olmaz. TDH, bugün başka hiçbir partiye nasip olmayan bir gönüllü kitlesiyle çalışıyor. Bunu anlayamayanlar da bu tip sorular soruyorlar. Gönüllülerimiz kendi masraflarını kendileri karşılıyor. 2- Mitinglere uzak yerlerden katılacaklara ücretsiz araç sağlanıyor mu?Böyle bir şey yok. Zaten bu gerçekçi de değil. TDH hareketi toplumda büyük bir heyecan yarattı, bu heyecan katlanarak büyüyor. İller ve ilçelerdeki yönetim birimlerimiz, kadrolarımız araçları kiralıyor. Katılımcılar da yol masraflarını aralarında bölüşerek ödüyor. 3- Mitinge gelenlere kumanya dağıtılıyor mu? Bu konuda merkezi bir düzenleme yapılmıyor. Yol boyunca yenen yemeklerin masrafı yerel birimler ve katılımcılar tarafından imece usulü karşılanıyor. 4- Mitingler için işini bıraktığını beyan edenlere bir günlük yevmiye ödeniyor mu? Böyle bir şey söz konusu değil. TDH, hiçbir katılımcıya hangi ad altında olursa olsun hiçbir ödeme yapmaz. Katılımcılar bütün masrafları dayanışma usulü aralarında paylaşır. Kaldı ki mitinglerimiz çoğunlukla pazar günleri yapılıyor. Katılımcıların büyük çoğunluğu miting günleri zaten izin kullanıyor. 5- Sarıgül’e yurt gezilerinde kullandığı özel uçakları kim kiralıyor? Türkiye’de sivil havacılık çok gelişti. İstendiği takdirde, pek çok firmadan özel uçak kiralanabilir. TDH olarak seyrek de olsa özel uçak kullanmak durumunda kalıyoruz. Bu durumda, kurucu arkadaşlarımızın dayanışmasıyla uçak kirasını paylaşarak ödüyoruz. 6- Miting ve toplantılarda Şişli Belediyesi’nin araçları kullanılıyor mu?Bu kesinlikle doğru değildir. Şişli Belediye’sinin araçları TDH etkinliklerinde kesinlikle kullanılamaz. Tüm araçlar özel firmalardan kiralanarak ve masrafları da katılımcılar tarafından paylaşılarak ödeniyor.*** Yasal düzenleme yetişmediği için zamlı emekli maaşı Şubat’a kalmış. Anlaşılan Meclis’in çalışması için bir “tam gün yasası” da milletvekillerine lazım! (Gani Yıldız) *** Polisin “Tekel” hassasiyetiAnkaralı dostlarımdan Kadri Ergin aradı. Eksik olmasın sık sık arar. Şimdi torunu da var, her şeyi bir kenara bırakıp torun muhabbeti yaparız.Bu kez de torunun son numaralarını anlattıktan sonra beni hüzünlendiren bir olay anlattı. Tekel işçilerinin direnişi sırasında aynı yerde işi varmış. Karnı acıkmış, bir simitçiye girmiş.“Hani geldiğinde yemiştik ya işte orası” dedi. Derken bir polis de gelmiş içeri. Simitini çayını almış, ama oturacak yer yok, Kadri Ergin işaret etmiş ve masasını paylaşmış. Derken laf açılmış haliyle. Ergin “Nasıl gidiyor?” sormuş. Polis “İyi değil, canım sıkılıyor” karşılığını vermiş.Kadri Ergin “Hayrola nedir bu sıkıntın?” diye sorunca polis anlatmaya başlamış. “Şu anda Tekel işçilerinin eyleminde güvenlik görevlisiyim. Geçenlerde işçilere su sıktık, cop vurduk, gaza boğduk. Şimdi de olacak diye ödüm kopuyor.” Ergin “Ne yaparsın, sizin işiniz de böyle” diyecek olmuş, polis sözünü kesmiş “Öyle deme ağabey, benim derdim başka” diyerek devam etmiş.“Babam ben çocukken öldü. Annem İstanbul Cevizli Tekel tesislerinde çalışarak tek başına bana baktı, okuttu, polis olmamı sağladı. Yani ben hakları alınan Tekel işçisinin maaşıyla büyüdüm. Şimdi salladığım her copta annem gözümün önüne geliyor.” Sizin de yüreğiniz hüzünlenmedi mi?
Mustafa Sarıgül, başını çektiği “Türkiye Değişim Hareketi”ni partiye dönüştürerek siyasete hızlı bir giriş yapmaya hazırlanıyor.Bugüne kadar 500’e yakın miting-toplantı düzenleyen Sarıgül pazar günü İzmir mitingi ile rüştünü kanıtlamaya soyundu.Görünür bir kalabalık vardı mitingde. Hikmet Çetin’in kürsüye çıkması ve harekete destek vermesi de ilgi çekiciydi.Mustafa Sarıgül, “bir alternatif” olarak kolları sıvadığı günden beri kamuoyunda oluşan bir “merak” var. Bugün bu merakı gidermek üzere Mustafa Sarıgül’e “kamuoyundan gelen” soruları aktarmak istiyorum.Bunu neden yaptığımı ve Sarıgül’ün buna karşı nasıl davranması gerektiğini de diğer yazılarımda anlatacağım.Şimdi gelelim sorulara...MADDİ KAYNAK: En çok merak edilen konu Mustafa Sarıgül’ün hayli masraflı kampanyasının kaynağının ne olduğu. Vatandaş “Sarıgül bu parayı nereden buluyor?” diye soruyor. Bu anlamda:1- TDH’nin her ay 3000 gönüllüye maaş ödediği doğru mu?2- Mitinglere uzak yerlerden katılacaklara ücretsiz araç sağlanıyor mu?3- Mitinge gelenlere kumanya dağıtılıyor mu?4- Mitingler için işini bıraktığını beyan edenlere bir günlük yevmiye ödeniyor mu?5- Sarıgül’e yurt gezilerinde kullandığı özel uçakları kim kiralıyor?6- Miting ve toplantılarda Şişli Belediyesi’nin araçları kullanılıyor mu?CHP’Yİ BÖLMEK: Sarıgül hareketinin ilk seçimlerde CHP’nin oylarını böleceği ileri sürülüyor. Bazı vatandaşlar “Sarıgül barajı geçemeyecek. CHP’nin oylarını düşürecek, AKP yine yüzde 30’lardaki oyuyla iktidar olacak, bu ülkeye bu kötülük yapılmamalı” görüşünde. Bu anlamda:1- Neden CHP ile uzlaşma aramıyor?2- TDH’yi CHP’den ayıran nedir?3- TDH’nin barajı aşacağına inanıyor mu?4- Barajı aşamayıp CHP’nin oylarını düşürürse vicdani rahatsızlık duyacak mı?AKP DESTEĞİ: Yine vatandaşların bir bölümü Sarıgül hareketini AKP’nin desteklediğine inanıyor. TDH’nin CHP’nin oylarını azaltacağı ve bunun AKP’ye yarayacağı ileri sürülüyor. Bu anlamda:1- AKP’nin TDH’ye örtülü destek sağladığı doğru mudur?2- AKP yandaşı medyada Sarıgül haberlerinin çokça yer almasını neye bağlıyor?3- Sarıgül’ün ağzından bugüne kadar AKP eleştirisi hiç duyulmadı, neden?4- TDH barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazsa, TDH-AKP koalisyonuna sıcak bakıyor mu?FETHULLAH GÜLEN: Yine gelen sorular içinde Sarıgül’ün Fethullah Gülen cemaatine yakın olduğu iddiaları var. Bu anlamda:1- Sarıgül, Fethullah Gülen cemaatinden midir?2- Amerika gezisi sırasında Gülen’i ziyaret etmiş midir?3- Ziyaret ettiyse elini öpüp hayır duasını almış mıdır?4- Ziyaret ettiyse, Gülen kendisine “Bütün desteğimiz arkandadır” demiş midir?5- Sarıgül neden “Bana Gülen hakkında kötü bir şey söyletemezsiniz” demek ihtiyacını hissetmiştir?SOROS DESTEĞİ: Sarıgül’le ilgili merak edilen konular arasında dünyada para gücü ile siyaseti yönlendirmekle suçlanan Soros’un katkısı olup olmadığı da var. Bu anlamda:1- Sarıgül, Soros ya da temsilcileriyle görüşmüş müdür?2- Görüştüyse Soros’un destek sözü verdiği doğru mudur?SERMAYE DESTEĞİ: Yine Sarıgül’ün bazı büyük sermaye grupları ile yakın temas içinde olduğu ileri sürülüyor. Bu anlamda:1- Sarıgül bazı büyük sermaye sahipleriyle görüşmekte midir?2- Bu büyük gruplardan bazılarının direkt desteği var mıdır?3- Bazı büyük gruplar Sarıgül’e ekibine kendilerine yakın adamlar koymasını tavsiye etmişler midir?YOLSUZLUK İDDİALARI: Hiçbirini bilmesem de Şişli Belediyesi ile ilgili yolsuzluk iddiaları olduğunu ileri sürenler var. Bu anlamda:1- Sarıgül hakkında devam eden bir yolsuzluk davası var mı?2- Daha önce açılmış davalar varsa bunlarne şekilde sonuçlanmıştır? *** Neden bu soruları soruyorum?Mustafa Sarıgül sessiz ve derinden birkaç yıldır siyasi parti kurmak için çalışıyor. Bu yolda hayli mesafe de aldı. Şişli Belediye Başkanlığı’nın yanı sıra tıpkı Tayyip Erdoğan gibi her fırsatta yurt gezilerine çıktı, mitingler ve toplantılar düzenledi.Bunlardan ikisine ben de katıldım ve izlenimlerimi sizlerle paylaştım.Bunun da ötesinde “Sarıgül hareketinin büyüyeceğini” açık biçimde ilk yazan gazeteci de benim.Tabii bunun bana yönelik bedeli de oldu. Çünkü Sarıgül’ün “bölücü unsur” olacağını ileri sürenler benim Sarıgül’e destek verdiğimi düşünerek ağır eleştiriler yönelttiler. İsteyen Sarıgül’le ilgili yazılarımın altındaki yorumları bir daha okuyabilir. Bu yorumlar kesin sonuç olmasa bile halkın duygularını anlatması açısından önemlidir.Sarıgül’e eleştiri yöneltenler genellikle “Sadece övüyorsunuz, sorsanıza parayı nereden buluyor, CHP’yi bölmekten vicdani rahatsızlık duymuyor mu?” mesajlarıyla beni adeta bunalttılar.Bu sorular haklı mı? Sormadan öğrenmemiz mümkün değil. Siyasete soyunan bir isim hakkında kuşkular, cevabı alınmayan sorular varsa bunların mutlaka giderilmesi gerekir.O halde, madem Sarıgül’ün büyüyeceğini ilk yazan kişiyim, kamuoyunda oluşan soruları henüz parti bile kurulmadan sormak da bana düşer diye düşünüyorum. *** Sarıgül bu sorulara ciddiyetle cevap vermeli Soruları yazdıktan sonra bir daha okuduğumda, pek çok sorunun hayli rahatsız edici olduğunu fark ettim. Rahatsız edici olabilir ama eğer kuşku veya merak varsa siyasetçi de bunlara tatmin edici cevaplar vermek zorunda.Çünkü şunu çok iyi biliyorum ki, Sarıgül hakkında bunlar veya benzerleri eninde sonunda sorulacaktır.Eğer CHP’yi böleceği kesinleşirse CHP elinde ne var ne yoksa ortaya dökecektir.Hareket çok büyüyüp AKP’yi de tehdit eder hale gelirse, bu kez AKP harekete geçecek ve başta (doğru olsun olmasın) yolsuzluk dosyalarını art arda ortaya dökecektir.Mustafa Sarıgül’den kamuoyu adına ricam şu: Bu soruları, beni arayarak cevaplamak yerine, üzerinde düşünerek, çalışarak yazılı olarak cevaplamalıdır. Gelen cevapları tabii ki sayfanın boyutuna göre, aynen yayınlayacağıma da söz veririm.Mustafa Sarıgül, dürüst, düzgün ve ilkeli siyaset örneği vermek istiyorsa daha yolun başında hakkında en küçük bir şüphe bile bırakmamak zorundadır. Deneyimli bir siyasetçi olarak bu bilince sahip olduğuna ve bir gazetecinin iyi niyetli bakışına saygı duyacağına inanıyorum.*** İçişleri Bakanı, “Demokratik açılımda korku senaryolarına yer yok” demiş. Trajikomik sahnenin çok olduğu bir filmde korkuya yer olmaz haliyle! (Gani Yıldız)