Bu hafta sizlere anlatacağım kitaplar, aşkı her yönüyle irdelerken öbür yandan da geçmişe dair anılarınızı tekrar canlandıracak.AŞKIN KARŞI KONULAMAZ CAZİBESİSon yılların en gözde roman yazarlarından biri Tuna Kiremitçi, “Kendi Seven Ağlamaz” adlı kitabıyla, bir kadın hikayesiyle geldi karşımıza tekrar. Eser, eski bir film yıldızı olan Sitare’nin hayata aşkla tutunma çabasını anlatıyor Uğradığı haksızlıklar, gönül kırıklıkları, akıttığı göz yaşları, sığındığı yanlış limanların sonunda aldığı bir dizi teklifiyle Sitare’nin hayatının nasıl tamamen değiştiğine şahitlik edeceksiniz romanı okurken…Destek Yayınları, 192 sayfa, 15 TLVe aşkı sorgulayacaksınız. Nerede, kimde aranıp bulunacağı, aşkın aranıp bulunacak bir şey olup olmadığı üzerinde kafa yoracaksınız. Kitabın tanıtım metninde: “Eğer aşkı bulduğunuzu düşünüyorsanız başka raflara bakın, çünkü bu, aşkı bulanların değil bulduğunu zannedip kaybedenlerin hikâyesi...” diyor. Aşkın yanılsamalarla dolu esrarengiz ve mucizevi tezatında çıkacağınız sihirli bir yolculuk gibi bu roman. Bugünün insanında, bugünün Türkçesiyle bütün zamanların ulaşılmak istenen ama bir türlü ulaşılamayan aşk gerçeğini sorgulayacaksınız.Tuna Kiremitçi’nin kadınları aşkı aramaktan yılmayan kadınlar. Ama kitabın adı, aşk hakkındaki bu arayışın sonucu hakkında bize az da olsa ip ucu veriyor gibi.KADIN-ERKEK İLİŞKİLERİNE DAİRMiraç Çağrı Aktaş, “Bana Seni Seviyorum Deme Evlen Benimle”, diye bir kitap yazdı. Rafta dururken sizinle konuşur, size seslenir gibi bir adı var. Hayatınızda bu tür bir rolü olmuş kim var kim yok hatırlayıp sonra da tamamlanmış ya da tamamlanmamış tüm hikayelerinizin mantıklı sonuçlarını düşünerek memnun olacağınız sonuca götürüyor sizi…Elde ettiğiniz şahane sonuçla kitabı satın alıyorsunuz hemen. Merak ediyorsunuz, kadın erkek hikayelerini, yazarın bu sürece nasıl yaklaştığını… Evlilik denen o; kimi için imkansız, kimi için sıradan, kimi içinse masal gibi bir süreç olan sonuca yazarın nasıl geldiğini okumak için can atıyorsunuz. Değişik bir planlamayla akıyor kitap.Olimpos Yayınları, 208 sayfa, 15 TLBölümlerin her birinde farklı bir bakış açısıyla aşkı, sevgiyi, evliliği sorguluyorsunuz, üstelik erkek gözüyle… Erkekseniz kendi dünyanıza tanıdık gelecek, kadınsanız kendinizle ortak noktalar keşfedeceğiniz pek çok ayrıntı bulacağınız bir kitap…“Siz de benim gibi kalbinizin payını en acı şekilde almışsanız aşktan, hayatınızda tuzlu kahvesini içmek istediğiniz kadının kahvesini içerek çok tatlı bir şekilde aşka ağzının payını verebilirsiniz.”Cümlesiyle sizi şaşırtmayı başarıyor. Hem tuzlu kahvesini içip hem neden aşkın ağzının payını vermek isteyesiniz ki?İşte, yazarın bu sorulara cevabını okura verdiği öğütlerin içinde tek teke bulacaksınız.1970’LERİN NOSTALJİSİNİ YAŞATIYORŞimdi şahane bir kitaptan söz edeceğim. Yazar beni, doğru noktalara basmakla ve yaşıt olmakla tam anlamıyla tavladı: “BİZ O ZAMANLAR baaçede oynardık”. Kitabın yazarı Ayçe Ayyıldız, 1970’lerin başında doğup çocukluğunu bu dönemde yaşamış herkesin asla unutmak istemediği, ama istese de zamanla silikleşmiş ne kadar yaşanmışlığı varsa hepsinin tozunu alıyor, onları parlatıyor ve bize o tatlı günleri yeniden yaşatıyor.Doğan Kitap, 196 sayfa, 17 TLBahçelerde oyun oynamanın zevkini, bir zamanlar ayıp denen bir şeyler olduğunu; tatlı, tuhaf okul yaşanmışlıklarımızı, kolonya tutmanın adet olduğu günleri, akşam saatlerinin en özel cümlesi olan, “Anneee lütfen beş dakika daha” diyerek oyuna doyamayışlarımızı, patlamalı oyunları, kasımpatı kokan 10 Kasım’ları, eriği daldan kopararak yemenin hazzını, çamaşır günlerinin önemini, kuzen doğum günlerini…
Hafta sonunda kendisine nefes aldıracak yeni dostlar edinmeli insan… Okumalı, kendine yeni dünyalar yaratmalı, yeni kişilikler keşfetmeli…Kadınlığa farklı bir bakışKaNes Yayınları, 191 sayfa, 15 TLErcan Akarsu romanı ‘Berrin’i, kendi deyimiyle yaşanmış bir olaydan esinlenerek, kişi ve kurum adlarını değiştirerek, romanın finalini de olasılıklar çerçevesinde kurgulayarak tamamlamış. Hayatı gözlemlemek, takip etmek ve kendi zihninde yarattığı bir sona ulaştırmak, insanı yazar yapan taraf… Ercan Akarsu da o çok bildiğimizi sandığımız, üzerinde düşündükçe hep yeni taraflarını keşfettiğimiz aşkı alıp oldukça renkli duygusal, sürükleyici ve aynı zamanda düşündürücü bir biçimde işlemiş… Ne kadar söz edilse bir o kadar söz daha çıkar aşk için…“Bana göre de uygundular; çünkü birisi erkek, diğeri dişiydi. Prizler, vidalar kadar uygundular. Birbirleriyle iletişimde oldukları için var olan elektriğin geçirgenliğini sağlayan edevatlar kadar uyumluydular…“Birbirine uygun iki insanı anlatmak için seçilmiş tasvir cümlelerine bakınca aşkın, birbirine aşık iki insanın nasıl farklı farklı anlatılabileceğini daha iyi görebiliyor insan. Bunun için önce edebiyata aşık olmak gerekiyor. Anlatılacak olanı, herkesten farklı anlatabilme becerisi, bazılarını yazar yapıyor. Ercan Akarsu, kadın gerçeğini oldukça başarılı anlatan yazarlardan biri… Onun hayata bakış açısını, hayat karşısındaki yenilgilerini, coşkularını, direnişlerini ve zaferlerini başkalarına benzemeyen bir üslupla anlatmayı başarıyor. Berrin, hem çok tanıdık hem de çok farklı….Azerbaycan’da satış rekoru kırdıMüptela Yayınları, 246 sayfa, 20 TLSize şimdi 2015 yılında, Azerbaycan’da satış rekoru kırmış bir kitaptan söz edeceğim. Kitabın yazarı Gülay Hüseyinova, 1989 Bakü doğumlu. Bakü Slavyan Üniversitesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı okumuş. ‘P.S. Zaten boyun da küçüktü‘ yayımlandığında Azerbaycan’da satış rekoru kırarak yılın en çok satanlar listesinin birincisi olmuş ve ülkenin en büyük edebiyat ödülü olan ‘Altın Kalem’ ödülünü almış. Girişiyle okuyucuyu hizaya sokan farklı ve tatlı bir tarz… Elli kısa bölümle anlatılan, bugünü her anlamda doğrudan yakalamış bir yaşam kesitinden aşka uzanan, farklı bir biçimsel seçimle bizi şaşırtan bir kitap…Yazarın sahip olduğu mesleklerin etkilerinin çok net görüleceği hikayesinde, günlük dilin rahatlığıyla tanıdık, sevimli bir hikayenin ortasında bulacaksınız kendinizi…Kitabın adı da üstüne öylesine iliştirilmiş bir not gibi duruyor ya, çok şirin gerçekten…Aşkın bilinmeyen yönlerini görünKariyer Yayınları, 142 sayfa, 12 TLSen; Tanrı’nın seni bana yazdığı zamandan seni bana yazdığı kadarsın, sözüm o ki kurtulamadım, kurtulamazsın.”Kadınlar günü yaklaşırken kadın hikayelerine daha çok odaklandığımız şu günlerde başka bir kadın yazarın kitabına bakmak lazım: Asena Sevinç’in Hiç’li Aşk’ına…Bu kitap, daha önce okuduğunuz hiçbir kitaba benzemeyecek. İçinde tanımlar var, açıklamalar var, dizeler var… Başlıklar ve yorumlar var… Bir başı ve sonu yok. Aşka en çok yakışan hiç’in içindeki zenginliğiyle yazılmış. Her yönden bakabiliyorsunuz aşka. Ona yeni isimler veriyorsunuz, onu yaşadıklarınızla özdeşleştiriyorsunuz, bambaşka sonlara, sonuçlara ulaşıyorsunuz. Sonra bakıyorsunuz; hiç…Edebiyatlara temel direk olarak gelip yerleşmiş aşıkla maşukun bir araya geldiği zaman ortaya çıkan o gizemli dünyaya yeni yeni anlamlar yükleyeceğiniz çok farklı bir yorum…‘’Mühür bozulacak, Sayfalar açılacak ve sevgili'nin ellerinde dinlenirken kelimeler, ben aslında gecelerce, aylarca, yıllarca yazdıklarımı ilk defa mı söylemiş olacağım?’’
Bu hafta sizlere anlatacağım üç kitap, yaşamı derinden kavramamızı sağlıyor. Kim olduğumuz, nereden gelip nereye gittiğimiz konusunda farklı yolculuklara çıkıyor okuyucu...Kendini feda eden insanlarAlfa Yayınları, 248 sayfa, 22TLMeltem İdiğ Çamuroğlu’nun kitabı ‘Yaralı Ruhlar Yaralı Bedenler’in giriş sayfasında, Nietzsche’nin “Bizi kahraman yapan nedir? En derin acılarımız ve en yüce ümitlerimizle sürekli yüzleşmek” sözü var. Uzun yıllar sürdürdüğü psikoterapistlikte dinlediği sayısız hikayeden yola çıkarak kendilerine zarar veren insanların davranışlarını, bunların sebeplerini, sonuçlarını inceleyen yazar, başkalarına zarar vermemek için kendi ruhunu ya da bedenini gözden çıkaran kişilerin dünyalarını gözler önüne seriyor.Gençler, yaşadıkları zorluklara tahammül edemedikleri zaman, kendilerine bir şekilde zarar vererek kendilerini daha büyük bir zarar görmekten koruduklarını savunuyorlar. İnsanın içinde esen fırtınaları ve biriktirdiği sıkıntıları yok edebilmek için kendisine zarar vermeyi seçmesi ve bunu yaparken de canının hiç yanmadığını söylemesi nasıl bir durumdur, hiç düşündünüz mü?Bir psikoterapistin kaleminden; öncelikle gençlerin dünyasını anlamanın, konulara farklı açılardan yaklaşmanın açık ve net yollarını bulacağınız, yol gösterici ve bilgilendirici bir kitap...Asıl önemlisi de etrafımızda gördüklerimizin sonuçlarından değil, sebeplerinden yola çıkarak hayatı değerlendirmemiz gerektiği konusunda da iyi bir yol gösterici...Bedenimizdeki kilit noktalarımız, çakralar...Mona Kitap, 361 sayfa, 22TL Biz kimiz? Yaşam denen süreçte, nasıl bir yolculuğumuz var? Ana kahraman olarak bu yolculuktaki görevimiz nedir? Birileri çıkar içimizden, var oluş sebebimizi, şeklimizi bizim için araştırır, bunun ilmini yapar hatta. Sonra bildiklerini bir kitapta toplar. Sıcak ve samimi bir üslupla gerçekten bize uzak ya da zor gibi gelen konuları, günlük hayatın bir parçasıymış gibi anlatır.Esra Erdoğan, ‘Uyan Aç Kalbini’ adlı kitabını kendi ifadesine göre ruhsal DNA’mızın aktivasyonunun önemine dikkat çekmek ve bizi yeni bilince hazırlamak amacıyla yazmış. Kitabının bir din kitabı olmadığını, İslam felsefesi ve araştırması yapmak için yazılmadığını, Kur’an’dan aldığı örneklerin sadece bütünlüğü aktarmak ve yeni bilinç farkındalığına dikkat çekmek için kullanıldığını da belirtmiş.Bütün hayatımız DNA’larımızda bizim için önceden belirlenmiş kodlarla şekilleniyor. Yaşamın ilahi bir kodlaması var ve aslında hiçbir sayı, hiçbir oluşum, hiçbir yaşanmışlık tesadüf değil… Bu farkındalığa sahip olan kişiler daha sakin, dingin, huzurlu ve arınmış bir biçimde yaşamayı becerebiliyorlar. Yazar, kitapta bunların nasıl tesadüf olmadığını alıntılarla açıklıyor.İçsel bir yolculuk romanıArel Yayınları,485 sayfa, 25 TLMehlika Dülger’in ‘Kedra’ romanı, içsel yolculuk romanı eseri... Yaşadığı büyük bir kaybın ardından bu acıyla baş edebilmek için o güne kadar hiç farkına varmadığı, zihninin duvarlarını yıkıp aynadaki çıplak suretiyle barışan bir kadının hikayesi...Hayatın içinde kendisine önceden yazılmış bir senaryoda, boşlukta asılı durmak yerine; kim olduğunu fark ederek, istediği rolü oynamayı seçmek arasındaki farkı anlatan çok yönlü bir roman...
Orhan Pamuk ‘Kırmızı Saçlı Kadın’da hem Batı’nın hem de Doğu’nun zengin metinlerini kaynaştırıyor. Vedat Ozan, ‘Kokular Kitabı’ serisinde parfümlerin izini sürmeye devam ediyor.İtaat ve isyanı sorgularkenİlk aşk deneyimi bütün bir hayatı etkiler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?Nobel Edebiyat Ödülü yazarımız Orhan Pamuk’un yeni kitabı, bir aşk romanı… İçinde psikoloji, sosyoloji, edebiyat, mitoloji, kısacası insanı insan yapan dün, bugün yarına dair bilinen, bilinmeyen ne varsa var…Yazar olmak, her zaman en iyisini hissederek, düşünerek yazmaktan geçiyor. Bu sebeple o, ne zaman otursa masa başına sahici romanlar kaleme aldı. Nobel’den önce de sonra da… Her zaman ustaydı. Bunun ödülle ilgisi yok. İlerleyen yaşla da… Bunun hayatın içinde olmakla, aşkı takip edebilmekle ve yaşadıklarının farkında olmakla ilgisi var.Bu romanda ilk aşkını yaşayan liseli bir delikanlının hayatının farklı zamanlarında bu aşkla tekrar nasıl yüzleştiğini; aşkla, sevgiyle, mecburiyet ve seçimlerle hayatının nasıl şekillendiğini anlatmış. ‘Kırmızı Saçlı Kadın’ kitabın sadece adı değil, baş kahramanın aşkı… Bütün hikayenin kilit noktası… Onun sevinçleri, hüzünleri, hayalleri, hayal kırıklıklarının ve yaşamının sebebi...İlk aşk, neden farklı ve özeldir? Hayatın şekillenmesinde ne kadar rol oynar? Bir kadın, bir adamın yürüyeceği yolların mihmandarı mıdır her zaman?İşte tüm bu sorulara Orhan Pamuk’un kalemiyle cevap bulacaksınız.YKY, 195 sayfa, 12TLKokuyla ilgili bilmediğiniz her şeyKokular Kitabı’nda, koku denen olgunun tarihe, mitolojiye, hayatın içine, kadınların ve erkeklerin tercihlerine nasıl sığdığına bakacaksınız... Bir adam düşünün, koku eğitmeni, bir parfümör… Vedat Ozan, bu konuyu çok sevdiği, merak ettiği için araştırmaya başlamış ve ortaya iki ciltlik, neredeyse tüm bilim dallarına kaynaklık edecek bir araştırma ortaya çıkmış. Kitabında koku mefhumunun ne kadar büyülü bir gerçeklik olduğunu anlatmış. Tıbbın bazen yetersiz kaldığı, insan hislerinin ve tahminlerinin mucizevi biçimde elde ettiği parfümlerin hikayesini anlatıyor.Neden ihtiyaç duydu insanlar güzel kokmaya? Bunun içinde aşkın, sevilme ihtiyacının ya da kişisel mutluluğun ne kadar önemi vardı? Güzel kokular, karşı cinsi arzulamada en temel nokta. Ama beyler, durum sizin için ne yazık ki böyle değil!Karşı cinsi etkileme, kendinden emin olma gibi konularda parfüme ihtiyaç duyanları da uyarıyor Vedat Ozan: “Erkek parfümleri, bütün hanımlarda ortalama yüzde 1 kan akış hızının düşmesine yol açıyor. Şapır şupur parfümler sürünüp sevgilileriyle buluşmaya giden beyleri uyarmak isterim.O süründükleriniz aslında pek işe yaramıyor, eğer randevunuzun devamında bir şeyler oluyorsa, bunun parfümünüzle alakası yok.”Demek ki kadınlar kokulardan önce dokulara dikkat ediyorlar, öncelikleri farklı, beklentileri başka…Yine de güzel kokan bir adam ya da kadından kimsenin şikayet etmeyeceği düşünülürse; parfümlerin ve kokuların tamamının nasıl ortaya çıktığın ve kendilerine nasıl bir saltanat kurdukların öğrenmek gerek, bunu da bir profesyonel olan Vedat Ozan’ın iki kitabını okuyarak yapabilirsiniz.
Bu hafta kadınlarla erkeklerin ilişkilerini ve hayatı irdeleyen kitaplar var raflarda. Kendimize en çok zaman ayırdığımız, kendimizi en çok dinlediğimiz uzun kış gecelerine yakışır nitelikte kitaplar…“Kendi maceranı kendin yarat!”Kadere inanır mısınız? Hayat yolunda yaptığımız seçimler, kaderimizi belirler. İradeyle seçeriz aslında gideceğimiz yolu. Güzel bir seçim yapmışsak, bu bizim başarımızdır, yanlış yapmışsak, suç kaderindir.APRIL Yayınları, 250 sayfa, 20 TL‘Şahane Hatalar’ romanını bir yandan okuyup bir yandan yazacaksınız. Tek başlangıca ve birçok sona sahip. Romanın konusuna ve gidişatına bakarak, kendi gideceğiniz yolu seçerek bir son varacaksınız. Ve elbette bundan kendiniz için bir sonuç çıkaracaksınız. Sonra da emin olun, peki ya bu yolu değil, diğerin, seçseydim, diyerek kendinizi kitabın ara bölümlerinden birine geri dönmüş bulacaksınız. Çünkü insan, en çok hayatı merak ediyor. Nasıl geleceğini, nasıl devam edeceğini, nasıl sonlanacağını…Lız Ruckdeschel ve Sara James’in kaleme aldığı roman için, New York Times, “Raydan çıkmaya hazır mısınız? “diye sormuş. Raydan çıkıp sonuçlarına katlanmak mı yoksa düz yolda yürüyüp sıradan bir hayata evet demek mi? Okuyun, karar sizin olsun.“Yalnızlığımızla yaşamayı biz mi seçiyoruz?”Eğer bu soruya bir cevap arıyorsanız, az buçuk biliyorsunuz yalnızlığın ne demek olduğunu... Murat Gülsoy, son romanı ‘Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet’ te okurlara bir iyilik yapıyor. Çünkü her birimiz, kendi yalnızlığımızı tanırız. Onun bizi nasıl biri haline getirdiğini ya da getiremediğini biliriz. O, kendi yalnızlığından yola çıkarak bir hikaye yazıyor.Can Yayınları, 204 sayfa,17 TLBunu yaparken de birçok iç hesaplaşmasından, karmaşadan geçtiği bir gerçek… Romanın önsözünde bunun nedenlerini, son sözünde vardığı karar noktasını, ve ekler adını verdiği diğer üç bölümde seslenişlerini, yalnızlığa dair ek olarak yazmak istediklerini bulacaksınız. Biçimsel olarak farklıyı seçmek, okuru bambaşka bir üsluba ve tekniğe taşıyor. İnsanın yalnızlığıyla barışık olması ya da ondan sürekli kaçmaya çalışması, hayatını nasıl şekillendirir? Yalnızlığımızı seviyor muyuz, yoksa ondan nefret mi ediyoruz? Bu soruların cevabı, her okura göre değişir. Ama belli olan bir şey var ki bir yazara yaşadığı yalnızlık, böyle bir roman yazdırabilir.“Ben seninle soluk alıyorum, diyecek kadar çok sevmeyin.”“Ben seninle soluk alıyorum, diyecek kadar çok sevmeyin.”Mehmet Ali Kılınç’ın son kitabı ‘Başucu Yalnızlığım’, adı gibi bir başucu kitabı. Çok seven bir kalbin, hissettiklerini, yaşadıklarını, düşündüklerini sözcüklerle, kısa kısa dışavurumu. Okura ve zaman zaman kendine yaptığı seslenişlerden oluşan kitapta, okumak, duymak istediğiniz ne varsa bulabileceksiniz. Hemen her cümlesi özdeyiş niteliğinde…Destek Edebiyat, 221 sayfa, 15 TL“Sizi kusurlarınızla seven adamları sevin. Her şeyden çok saçlarınızı taramaktan huzur alan adamları sevin. Size küçük bir çocuğun masumiyetiyle bakabilen adamları sevin. Üzerinize sinen kokusuyla dahi size sıcaklığı hissettirebilen adamları sevin.” Kitabın hemen her sayfasında; yaşanan hayal kırıklıklarının, fırtınaların, dinginliklerin ve farklı duyguların okumaktan hiç bıkmayacağınız ifadelerini bulacaksınız. Yalnızlık, yalnızlığın eksen bir durum olduğu günümüzde edebiyatçıların en çok yaşadığı ve en çok anlatmak istediği bir konu. Ne kadar bireysel olursa olsun, yalnızlık adı gibi aynı temelden türüyor. Yalınlık…
...değişime giren Türk toplumu, harflerini değiştirmek zorunda kalmıştır’ Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın yeni kitabı Osmanlı'ya Bakmak’a bu sözler damga vuruyor. Gerçekleri dobra dobra anlatan İlber Hoca’nın yeni kitabından satır başları.Tarih yazmanın tarih yapmak kadar önemli olduğu bilinciyle yazan bir tarihçi İlber Ortaylı... Samimi ve tanıdık üslubu, tarihi bir bilim olmaktan çok, güncel bir konu olarak bize sunma becerisi, onu diğer tarihçilerden farklı kılan en önemli özelliği. “Sorguladığınız ya da merak ettiğiniz her şey hakkında kitap okuyun. Sadece ders kitaplarıyla gerçekleri öğrenemezsiniz” diyen bir aydın... Türk toplumu tarihi onunla sevdi, onunla öğreniyor. İlber Ortaylı’nın yeni kitabı bu hafta çıktı. Bugünün yaşayan en değerli araştırmacı ve yazarlardan biri... En özel ve güzel tarafı da yazar gibi konuşması, konuşur gibi yazması... Böylece her yaştan okurla yan yana gelebiliyor ve onlarda bir tarih bilincinin oluşmasını sağlıyor.Kitap, üç bölümden oluşuyor. Her bölümde Osmanlı'nın çağdaşlaşması konusundaki temel noktalara tek tek yer verilmiş. Son bölümde Osmanlı’da batılılaşma sorunu, Tanzimat, Meşrutiyet, Yeni Osmanlılar ve Harf Devrimi yer alıyor.Tarihte müthiş bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?“Cem Sultan vakası, yaşayan bir tarihtir”Fatih Sultan Mehmet’in iki oğlundan biri olan Cem Sultan’ın hikayesi, İlber Ortaylı’ya göre yaşayan bir tarih. Aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen canlılığını hala sürdürüyor. Fatih’in Otlukbeli Savaşından dönüşü gecikince onun yenildiğine ve bir daha dönmeyeceğine ilişkin rivayetlere kayıtsız kalamayan Cem Sultan, etrafındaki iktidar sahipleri ve ulemadan biat (yemin) almaya kalkar. Bu yaptığı, sultan babasının gözünde büyük bir hatadır. Yine de sanata ve batıya olan düşkünlüğüyle babasına ağabeyi 2'nci Bayezid’den daha çok benzer. Ağabeyi onun tam aksine oldukça sofu, sanata hiç merakı olmayan, şarklı karaktere sahip bir şehzadedir. Cem Sultan, önce Malta’ya daha sonra Rodos’a sığınmış, batılı anlayışı dolayısıyla Avrupa’da büyük itibar görmüş. Ama ne yazık ki bu aydın sanatsever ve çağdaş sultanın soyundan gelenler, Avrupa’daki diğer Osmanlı ailesi mensubu olan Osman Ertuğrul Efendi’ye yakınlık gösterdikleri halde o, aynı soydan geldiklerini kabul etmiş ama bir tarafın Hıristiyanlaşmış olduğunu öne sürmüş, diğer tarafın da halife soyundan gelmesi sebebiyle iki tarafın arasında resmen bir akrabalığın söz konusu olamayacağını belirtmiş.İlber Ortaylı’ya göre Osmanlıca; Edebiyat Fakültesi dışında, tamamen yadsınmıştır. Hoca buna rağmen liselere Osmanlıca dersinin konmasını da gereksiz buluyor.Ağustos'ta savaşlarla yazılan büyük bir tarihKanuni’nin en büyük seferlerinden Mohaç, Macaristan tarihinde bir miladı simgeler. O tarihten sonra gelecek dört yüz yıllık Macaristan tarihinin nasıl şekilleneceği, o günün eseridir. Savaşın kazanıldığı tarih, 29 Ağustos’tur.Kösem diğer tüm sultanlardan farklıTarihimizde pek çok sultan padişahlar tarafından diğerlerinden ayrı tutulmaları, çok sevilmeleri, akıllarına çok güvenilmeleriyle ünlüdür. Hürrem Sultan, Safiye, Hatice, Terhan ve Gülnuş Emetullah Sultanlar bunlardan bazılarıdır. Ama İlber Ortaylı’ya göre sadece Kösem Sultan bir yönüyle diğerlerinden ayrılır. Çünkü Kösem Sultan resmen naibe-i saltanattır ve devlete hükmetmiştir. Ortaylı’ya göre Kösem, Osmanlı hanedanının büyükannesidir. Aldığı rüşvetleri meşrulaştırarak ağaları ve ulemayı elinde tutmayı tercih etmiş, devlet otoritesini bu şekilde elinde tutmuştur. Son derece zeki ve güzel bir kadın olan Kösem Sultan, eşi 1'nci Ahmet’in erken ölümüyle yalnız kalmıştır. İlber Ortaylı’ya göre üvey oğlu 2'nci Osman, Kösem’in güzelliğinden etkilenmiştir. Kösem Sultan’ın lakabı Mahpeyker yani ay yüzlü güzeldir. Bu lakabın ona yüzünün güzelliğinden dolayı verildiği bilinmektedir. Bu sebeple üvey oğlunun ona gizli bir hayranlık duyması, o dönemin şartları düşünüldüğünde normal sayılmalıdır. Kösem’in, 2'nci Osman’ın ölümünden son derece etkilenmiş olduğunun da altını özellikle çiziyor İlber Ortaylı.Pinti padişah Abdulhamid2'nci Abdülhamid devri Osmanlının son dönemine damga vurmuştur. Bu dönemdeki istibdat rejimine rağmen, gençlerin doğu ve batı kültürüne vakıf olmaları dikkat çeker. Birçok meziyetinin yanında, o dönemde izlediği ekonomik politikalar sebebiyle eleştirilmiş bir sultandır. Memur maaşlarının bazen ödenmemesi, ordunun modernleşmesi konusunda kurmay sınıfların öneri ve taleplerinin dikkate alınmaması, 2'nci Abdülhamid’in askeri ve mülki memurlar tarafından pinti olarak anılmasına sebep olmuş. Bu dönem Osmanlının tezatlarla dolu dönemi olarak tarihe geçmiş.Dolmabahçe Sarayı israf değilAbdülmecid Han’ın müziğe, modaya ve hayatın bu tür zevk veren ayrıntılarına meraklı bir padişah olduğu bilinen bir gerçek. Abdülmecid, Topkapı Sarayında tahta çıkmış ama orada oturmayı tercih etmemiş. Sanılanın aksine Osmanlı, tarih boyunca yaşanan yerler konusunda mütevazı davrandı. Ortaylı’ya göre Dolmabahçe Sarayı Abdülmecid’in tüm meraklarının ve harcamalarının dışında kalıyor. Çünkü o dönemde İstanbul’da Rusya Sefaret Sarayı, Britanya Sefareti, Fransız Sarayı gibi çok daha büyük binalar, yabancılar tarafından kullanılmaktaydı.
Bu hafta kadınlarla erkeklerin ilişkilerine bakan kitaplar var raflarda. Kendimize en çok zaman ayırdığımız, kendimizi en çok dinlediğimiz uzun kış gecelerine yakışır nitelikte kitaplar…Bir kadını yitirmek, tüm kadınları yitirmek demek… Haruki Murakami’yi bilirsiniz, eğer dünya edebiyatını takip ediyorsanız. Yeni yayınlanan kitabı ‘Kadınsız Erkekler’ de kadın-erkek ilişkilerine erkek gözünden bakmayı tercih etmiş. Bilirsiniz, bu tür kitaplarda genellikle kahramanlar kadındır ve onun gözünden bakmayı sever yazarlar ilişkilere, aşklara… Daha romantik, daha gerçekçi gelir sanki yaşananlar hem yazara, hem okura. Burada farklı bir bakış açısı var. Yedi ayrı hikayede hem başkalarından hem de kendi yaşadıklarından yola çıkan yazarın erkekleri ön plana çıkardığını ve ilişkilere alıştığımız noktadan bakmadığını görüyoruz. Erkeklerin iç sesini duymayı, onlara kulak vermeyi seçiyoruz. Bu kitap, bu sebeple farklı.Doğan Kitap, 217 sayfa, 18 TL“Bir gün sen de kadınsız erkeklerden biri olacaksın. O gün en ufak bir uyarı, küçücük bir ipucu vermeden; önsezi olarak hissettirmeden ya da içine doğmadan; kapını çalmadan, hiç beklemediğin bir anda seni bulacak. Bir köşeyi döndüğünde, aslında çoktan oraya varmış olduğunu anlayacaksın. Geriye dönmek mümkün olmayacak. O köşeyi bir kez dönünce orası artık senin için mümkün olan tek dünya olacak. O dünyada sen kadınsız erkeklerden biri olarak anılacaksın. Hep bu soğuk çoğul eki ile…”Hayatın içinden gelen ve ezber bozan bir kitapBarış Bıçakçı’nın kitabı ‘Seyrek Yağmur’ bir ana kahramanın yaşadıklarını küçük ana başlıklarla sık sık ve parça parça anlatıyor. Seyrek bir yağmur gibi hakikaten. Bir Adamın peşine takılıp kısa bölümlerde anlatılan küçük ayrıntılarla onun nasıl biri olduğuna karar veriyor, neler yaşadığına bakarak hayatı gözlemliyorsunuz. Kitabın adına sığan başka anlamlar da var kitapta Doğru sorular, doğru cevaplar, hesaplar…İletişim Yayınları, 100 sayfa, 10 TLBazı yazarların başkalarına hi benzemeyen üslupları ve biçimsel seçimleri yazın dünyasına ayrı bir renk katıyor. Barış Bıçakçı’nın şiir kitapları da var. Belki de bu sebeple kısa bölümler ve ara başlıklarla bir adamı anlatmayı seçmiştir, diye düşündüm, kitabı okurken… Şiire dokunan herkes, kalemine farklı bir lezzet ekliyor, bu kesin…“Rıfat; filmleri, kitapları, hayalleri, fikirleri, dertleri, meseleleri de geziyor. Oraya sorulmuş soruları üzerine alınıyor, bazı. Neyin peşinde bu adam? Rıfat, bir hikayenin içinde midir, anlamaya çalışıyor, insanın bir hikayenin içinde olduğunu anlamasının yolunu arıyor…”Erkek hikayelerine karşıdan bakan ‘dişisel gerilimler’İdil Hazan Kohen’in ‘Dişisel Gerilim’ adlı kitabı erkek hikayelerinin tam karşısında yer alıyor ama elbette içinde erkekler var. Onlar olmasa kadınlar neden dişisel gerilimler yaşasınlar ki?Hayat boyu anlatılan şahane masalların, güzel aşk hikayelerinin, kurulan sonsuz ve imkansız hayallerin peşine düşen kız çocukları, içlerindeki çocuğu asla kaybetmeden büyüyüp sonra da hayatın aslında bir masal olmadığını, beyaz atlı prenslerin aslında son derece kaba, gerçek ve zor olduğunu gördüklerinde duvara tosluyorlar. Masal dünyaları da başlarına yıkılıyor. Yine de aşktan, aşık olmaktan asla vazgeçmiyorlar. Yazara göre:“İsyan edip kaçmak isteseniz de hep o kalp sızısı dur diyecek size, şüphe bile etmeyeceksiniz kendinizi ezip geçmekte. Peki, karşınızdaki aşk buna değer mi sizce? Kaan ve Dila, yaşadıklarıyla bu konuda sizi biraz düşündürecek bence…DEXPLUS, 261 sayfa, 18 TL
Bu hafta size üstünde bol bol düşüneceğiniz, hatta herkes için rehber edineceğiniz bir kitaptan söz edeceğim: ‘Başarı Bilimi’. Ama önce yazarı Mümin Sekman’dan söze başlamam lazım...Y azar, Türkiye’nin 45 şehrinde başarı semineri verdi. Konferanslarına, 100 binden fazla insan katıldı. Kitaplarının toplam baskı adedi 2 milyonu aştı. ‘Her Şey Seninle Başlar’ adlı kitabı, 1 milyon 100 bin baskıyla Türkiye rekoru kırdı. Mümin Sekman’dan söz ediyorum. Yazar, kişisel gelişim konusuna meraklı olanlarınızın çok iyi bildiği bir isim. Eğer aklınızdan başarının da bilimi mi olur, diye geçirdiyseniz, bu düşünceden hemen vazgeçin! Çünkü insan denen o karmaşık ama bir o kadar da tanıdık varlığın kendi içindeki cevherleri keşfetmesi için, biraz kendine inanması, biraz da kendini merak etmesi yatıyor. Bunlara da ancak bilimsel bir bakış açısı yol gösterebilir.Yazar, bizim kendimize sormayı akıl ettiğimiz ya da edemediğimiz tüm soruları bizim için bize sorarak başarılı olmak için nasıl bir yolda yürümemiz gerektiğini anlatıyor. Bunu yaparken uzak, karmaşık, zor soruları değil, son derece sade, anlaşılır hatta eğlenceli sorular seçiyor, bazı yönergeler vererek bizi kendimize giden en doğru yolda yürütüyor. En önemli adımlardan biri de kitabı üç boyutlu olarak algılamak: "Kitap başarı üzerinde dururken, kendimize doğru şahane bir yolculuk yaptırıyor."Eğer aklınızdan başarının da bilimi mi olur, diye geçirdiyseniz, bu düşünceden hemen vazgeçin! Başarı Bilimi’ni üç boyutlu olarak okursanız, daha faydalı sonuçlar alırsınızYazara göre hayatımızı bilimsel bir şekilde geliştirmek istiyorsak, yeni öğrendiğimiz bilgileri hemen gündelik hayatımızla ilişkilendirmeliyiz. Üzerinde etraflıca düşünerek teoriyle pratiği birbirine bağlamalıyız. Öğrendiklerimizle yaşadıklarımızı nasıl üç boyutlu olarak düşüneceğimizin de ipuçlarını veriyor. Bunları uygulamaya kalktığınızda çok kısa sürede somut karşılıklarla yüz yüze geliyorsunuz. Sonucu hemen almasanız bile yaptığınız bu kişisel irdelemede kısa zamanda alacağınızı görüyorsunuz.Aklın gücüyle iradenin zayıflığını yönetmek mümkün mü?En büyük mücadelemiz kendimizle değil mi? İrademiz ne kadar güçlü? Onu kullanma becerimiz var mı ya da yeterince geliştirebiliyor muyuz? İrade tek başına bir şey ifade ediyor mu?Bütün bu soruların tatlı öyküler, örnekler ve sonuçlarla karşılığını veriyor Mümin Sekman. “İradesinin yetersiz kalacağı noktada aklını kullanan insan, ölümcül bir tehlikeyi bile zarar görmeden atlatabilir, hatta gelecekteki kaderini öğrenerek, felaketi fırsata çevirebilir” diyor. Ona göre kişi, iradesini aklıyla yöneterek, zararını azaltıp faydasını arttırabilir.Her şey, insanın kendisinde başlıyor. “Yazar, yazdığı ilk kitapta bu cümleden yola çıkmayı boşuna tercih etmemiş” diye düşündüm kitabı okurken. Konu olan o her şey ne ise, insanın bunların üstünde tek tek düşünüp bulduklarını kendine eklemesi gerekiyor. Bu kitap, o her şeyden biri olan başarı üzerinde dururken bize kendimize doğru şahane bir yolculuk yaptırıyor. Kitapta ara başlıklar var. Bu özellik, kitabı kolay okunur ve kolay takip edilir bir yazın eseri haline getirmiş. Okurken çok yerin altını çizecek hatta bununla yetinmeyip kendinize notlar çıkaracaksınız.Başarı Allah vergisi midir, elde edilecek bir değer midir? Başarıda doğal yeteneğin rolü nedir, bir işin uzmanı olmak için kaç saate ihtiyacımız vardır gibi derin içerikli pek çok sorunun cevabını bizim için veriyor Mümin Sekman.Yazarın diğer kitaplarını okumadıysanız, bu kitabı okuduktan sonra başa döneceksiniz ya da bir yerlerde konuşma yapacak mı diye onun peşine düşeceksiniz.