Tülay Gürler Kurtuluş

Tülay Gürler Kurtuluş

-

Aşk mevsimine aşk kitapları yakışır

30 Nisan 2016

Aşk mevsimindeyiz… Çiçeklerin tomurcuklandığı, tabiatın tam manasıyla uyandığı, rüzgarların tatlı tatlı estiği; şarkıların daha anlamlı geldiği mevsimde. Baharda aşk konuşmak lazım…Aşka dair her şeyDestek Yayınları, 211 syf, 15 TLAhmet Batman’ın diğer kitapları kadar tatlı ve sıcak bir kitap “Korkma Kalbim”. Kısa bölümlerden oluşan, koca bir roman… Kahramanın hayatı keşfetmesi ve içine aşkı yerleştirmesiyle gelişen bir yolculuk…“Bütün hikayeler tek kişiliktir, içine aşk karışana kadar… Ben kendimi seninle tanıdım, ne kadar çok sevebileceğimi sen öğrettin bana. Çok şey öğrettin aslında… Kimsenin sana benim kadar güzel bakamayacağını biliyorum mesela… Bildiğim birkaç şey daha var. Adını biliyorum, kokunu biliyorum, gülüşündeki çocuğu ve gözlerini kaçırışını biliyorum. Başka bir şey bilmiyorum, bilmek de istemem zaten.Seni en çok ben severim. Hem de bu korkak kalbime rağmen…”Aşka dair ne varsa toplamış yazar… Yalın bir gerçeklik olan aşkı, süslemeden, saptırmadan, samimiyetle roman kahramanlarının üstünden bize bir kere daha anlatmış. Bir kere daha değil, bin kere daha okusak aşkı, aşk bıktırmaz kendinden insanı…Yaşam rehberi aforizmalarİnkılap Yayınları, 235syf, 20 TLAşkım Kapışmak’ın aforizmalardan oluşan kitabı “Yaşam Kitabı”, gerçek anlamda hayata ve seçimlerimize dair inceliklerden, üzerinde düşüneceğimiz, yeni kararlar alabileceğimiz gerçeklerden oluşuyor. Aşka ve hayata dair, ne varsa, bizi çok yormadan, zorlamadan anlatıyor…Her sayfada; düşünülmüş, yaşanmış, öngörülmüş hayati gerçeklerin öğütleri var. Zaman zaman, “Aslında ben bunu biliyorum” dediğimiz, ama ifadesinin gücünden ve sadeliğinden olsa gerek, okuduğumuzda ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi diyerek, daha da ikna olduğumuz hakikatler var kitapta… Her sayfa başka bir tarafımıza dokunuyor, her satır, eksik kalmış bir yanımızı tamamlıyor, bir yaramıza merhem oluyor, bir sevincimizi ikiye katlıyor. Aforizmaların gücü, böylesine etkili… Bir başka etki de yazarın, adına aforizma denen o damıtışmış cümleleri, kolayca anlaşılacak ve düşündürecek nitelikte kurabilme gücü…En büyük aşk, bizi Yaratan’a değil midir? Ondan içimize üflenmiş şahane ruhun, hayata tutunma ve onda Tanrı’dan bir parça görebilme becerisi değil midir? Karşı cinse olan tutku, bir dosta duyulan güven, bir çocuğa hissedilen şefkat değil midir aşk? Bunların toplamına hayat demiyor muyuz?“Hediye; kalbi güzel olana da verilir, kötü olana da. Ama kötüye verilen hediye, gizli bir rüşvettir. Kiminin hediye paketi rüşvetlerle başını döndürür, kiminin ise kocaman teşekkürlerle egosunu söndürür. Ama en güzel hediye sarılmaktır. İki kalbin birbirine değdiği tek andır.” Yaşam Kitabı, okuyucunun yolunu aydınlatan bir ışık, onun yolunu bulmasını sağlayan bir harita gibi…Hayat gerçekten yaşanmaya değerDestek Yayınları, 312 syf, 20 TLKahraman Tazeoğlu’yla yeniden buluştuk.“Her yeni gün, bitmiş bir gecenin ardından başlar ve şahitlik ettiğimiz bitişler, göremediğimiz nelerin başlangıcıdır kim bilir…” demeyi seçen bir yazarın şahane bir aşk romanı “Aşkla Kal”.Ne olursa olsun hayattan vazgeçmemeyi, aşka inanmayı, onu her türlü getirisi ve götürüsüyle kabul etmeyi anlatan bir kitap… Hemen her birimizin hayatındaki yarıntıları, başka kahramanların yaşanmışlıklarında görebilmek, kendi hikayemizin benzerlerini başkalarının da yaşayabileceğini görmek, hayatın ne olursa olsun yaşanmaya değer olduğunu, kitap satırlarında okuyup bir kere daha görebilmek çok keyiflidir.Bu romanda Burak ve Derya ile tanışacaksınız. Belki de tanıyorsunuzdur onları.Belki de rastlamışsınızdır onlara, bir film senaryosunda ya da yanaya baktığınızda gördüğünüz yüzde…

Devamını Oku

Osmanlı’nın korku dolu fantastik dünyası...

29 Nisan 2016

Uğur Batı, adına Azraa-Eel Menkıbeleri dediği yirmi dört hikayeyi hayal edip bir kitapta toplayıp onları ortak bir sona bağlayarak bize bir ilk yaşatıyor. Hem dil olarak hem de biçimsel olarak… Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’deki bazı olağanüstü olayların anlatıldığı menkıbeler, yazarın yaratıcı gücüyle bir sonuca bağlanıyor.Everest Yayınları etiketli kitabı okurken İstanbul’un karanlık, bilinmeyen, gizemlerle dolu arka sokaklarında dolaşıyor, gaipten sesler duyuyor, hikayelerin kahramanlarıyla karşılaşacağınız an’ı korkuyla bekliyor ve bu korkudan tuhaf bir zevk alıyorsunuz. Biraz tarih, biraz efsane, biraz masal sanki bu menkıbeler… Yüzünüze hafif rüzgarlar dokunuyor, fantastik bir dünya içinde bilinmeyen ve merak ettikçe daha çok merak edilen, rengarenk bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Hikayelerin içinde vampirler, cinler, periler, deccallar, şeytanlar, bilinmeyen kahramanlar var; onların peşine takılıp geçmişin arka sokaklarında kayboluyorsunuz… Kitabın dili, Osmanlıca… Menkıbelerin geçtiği zamana denk düşen bu dil seçimi, okuru hem şaşırtıyor, hem etkiliyor. Orijinal ve farklı bir kitap, bir ilk… Yazarına soru sormadan, kitabın sırrına ermek pek mümkün görünmüyordu. Biz de sorularımızı yönelttik Uğur Batı’ya...Bu türle ilk defa karşılaşan okurlara, fantastik edebiyatın tanımını yapar mısınız? Siz bu türden nasıl etkilendiniz?Fantastik edebiyat temelde iki yoldan üretilir. İlkinde fantastiğin yaşanan dünyada, bilinen gerçekliğin içine bilinmeyenin girmesiyle meydana gelmesi vardır. İkincisinde mevcut insan, mekân, zaman modelli evrenden farklı evrenlerin tanımlanması vardır. Ben ikincisi terih ettim. Bilinenden yola çıkarak, bilinmeyene uzanmak istedim. Fantastik edebiyat, ütopyadan doğan bir tür. Pek çok alt türü de mevcut. Bu kitap da tür olarak oryantel-tarihi fantezi. Tarihi art alanında gerçeklikle kurguyu birleştiren özel bir tür. Romanın olay örgüsü, Osmanlı tarihinin çeşitli dönemlerinde örülmüş durumda. Gerçek hadiselerin de sosu olan, ama bütününde tamamen hayal ürünü olan roman düşünün.Hayal gücünün, bilinmeyeni keşfetme merakının; edebiyata nasıl bir faydası olduğunu düşünüyorsunuz?Hayal beni geliştirir, bana boyut katar, dünyayı daha renkli görmemi sağlar: Çünkü ateşi Prometheus çaldı; çünkü Şehrazad’ın 1001 gecede üç mucizevi oğlan çocuğu oldu; çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu bir yılana kaptırdı; çünkü Oğuz Beyi, Dede Korkut’u Peygamber’e elçi gönderdi; çünkü uzak topraklarda Elf denilen bilge bir halk yaşardı!Kitap ilginç bir temaya sahip. Hayli fantastik. Tarih var, kurgu var. Kitabın olay örgüsünden söz edebilir misiniz?Kitabı meseller halinde yazdım. Olaylar, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin iblisvari kötülüklerin tam tezahüründe olduğu, tâbire değmeyen rüyâların görüldüğü zamanlarda geçiyor. Bunla zor zamanlar. İşte bu zamanlarda bir kitaptan ve bu kitabın yazarı olduğu söylenen gizemli bir yaratılmıştan bahsediliyor. Azraa-eel Menkıbeleri ve Amr Bin Azraa-eel.TARİH VE HAYAL BU KİTAPTA BİRLEŞİYORKitabı yazarken nelerden ilham aldınız? Doğu felsefesi, dinler, sözlü edebi eserler ne kadar etkili oldu bu yolculukta?Bunu bir paket olarak düşünün. Tarih, mitler, menkıbeler, hayaller, masallar… Bize ait her şey ilham oldu bana. Kitapta Osmanlı’nın katledilen şehzadeleri de var, Deccal da var, Piri Reis’in katli gibi tarihin karanlık başlıkları da var, vampirler de var, Şeyh Süca gibi Osmanlı’nın çöküşünü rüşveti yaygınlaştırarak hızlandıran melun kara kahramanlar da var. Evet, bunların hepsi sonra hortlayabiliyor ama tarihin ve hayalin birleşiminde bir kitap bu zaten! Kitapta Osmanlı’daki erkek fahişe kahvehaneleri Dalyanlar da var, tarihi kayıtlara girmiş Vampir avları da var. Tarihin en büyük maymun katliamı da var, şehzade katliamları da var. Tarihsel fanstastik kayıtların olduğu bir kitap bu.Uğur Batı, Borsa İstanbul Kurumsal İletişim Direktörü… Dil seçimi, konu ilgisi, yaratıcılık; yaptığı işle yan yana gelmiyor gibi görünse de ilgisi, yazarlık yeteneği, merakı ve hayal gücü, yazarın diğer her özelliğinin önüne geçmiş gibi görünüyor.

Devamını Oku

Bahar kitapları

23 Nisan 2016

Bu hafta sizlere önereceğim kitaplar, hem sorgulayan hem de keyif veren, insanın içsel yolculuğuna ait metinler.TADINI ÇIKARMAYI BİLİRSEN HAYAT HAZİNELERLE DOLUDURDoğan Novus, 197 Syf, 14.90 TL Oprah Wınfrey, “Kim olursak olalım, nereden gelirsek gelelim hepimiz kendi yolculuğumuzdayız.” demiş, “Artık Biliyorum” başlıklı kitabında… Yıllarca dünyaca ünlü sanatçıları, politikacıları, meslek sahiplerini, yetenek erbaplarını ve bilinmezleri açığa çıkaran keşif düşkünlerini programında büyük bir keyifle ağırlarken Fil Eleştirmeni Gene Siskel ona, “Söyle bana, artık kesinlikle biliyorum dediğin ne var?” diye bir soru yöneltmiş. Oprah, düşünmeye başlamış. Bu kadar insan, farklı yol, değişik düşünce, başka karakterden sonra birikmiş, adına kesin bilgi denecek bir şeyler mutlaka vardır diye düşünmüş. Sonra 14 yıl boyunca yazdığı yazıları eline bir kırmızı kalem okumaya başlamış ve başta biraz korkmuş bu işi yaparken. 14 yıl içinde değişen, gelişen ve başkalaşan düşünce ve seçimlerinden ürkmüş… Görüntüsünden, saç modellerinden, giysi seçimlerinden ve en önemlisi fikirlerinden elinde olumsuz sonuçlar kalırsa ne yapacağını düşünmüş. Öyle ya, insan kendine her zaman ve her koşulda hak veren ve kendi aklını seven bir varlıktır ne de olsa…Ama öyle olmamış… O kadar ki uğruna çabaladığı, ağladığı, kaçtığı, geri döndüğü, kabul ettiği, güldüğü ve en sonunda yaşadıklarından emin olduğu bu ders nitelikli yazıları yazmaya karar vermiş. Adına da “Artık Biliyorum” demiş… Bilmenin ne kadar kişisel ve sonsuz bir tanımı olduğunu düşünürsek hayatla ilgili kilit sözcükler üzerinde sizi epeyce düşündürecek ve kendi yolculuğunuza çıkarak bir kitap okumuş olacaksınız.SAHİCİ BİR KADIN HİKAYESİSayfa6 Yayınları, 224 Syf, 17 TLGüzel bir kadın Lara… Boşandığı eşi Ege’yle aşk evliliği yapmış zamanında… Ama hızlı başlayan pek çok evlilik gibi onunki de çabuk yorulmuş fazla heyecan ve tutkudan. Aşk denen o mucizevi güzelliğin peşine takılan ve sonunda hayal kırıklığına uğrayan pek çok kadının hikayesiyle örtüşüyor Lara’nınki… Boşandıktan sonra kendine yeni bir hayat kurma mücadelesi onu epey yoruyor. Hayatına yeni, gereksiz insanlar girmek için uğraşıyor. Bazıları bunu başarıyor. Bu sırada Lara hem hayatın içinde hem de kendi içinde bambaşka bir yolculuğa çıkıyor. Ne istediğini bildiği kadar ne istemediğine de karar veriyor. Karşısına çıkan her yanlış örnekte kendi yolculuğu içinde farklı bir durakta durup kendini yeniden keşfediyor. Kadın hikayeleri, hemen hepimizin dikkatini çeker. Yazar Oya Doğan, kitabın önsözünde “Hayatım roman olur, derler ya; benim hiç öyle bir klişem olmadı. Ama yaşadıklarım ve gözlemlediklerim dolup taşmaya başladığında yazmak istedim.” diyor. Bunu yaparken de yarattığı Lara kahramanıyla kendi arasındaki benzerliklere değiniyor. Lara’nın hikayesi, Oya’nın yaşanmışlıklarıyla, biriktirdikleriyle şekillenmiş. Bu sebeple kadın hikayeleri her aman daha sahici oluyor.İNSANLIĞI “BİR”DE TOPLAYAN KİTAPLifecycle Yayınları, 137 Syf, 15 TLYayınevi, “Her sayfası birbirinden bağımsız, yaşamın içinden farklı konuları irdeleyen, çok okunacak, çok sevilecek ve armağan edilecek yeni başucu kitabınız.” diyerek tanıtmış Bir’i… Miryam Şulam, 72 ve 99 adlı şiirsel kitaplar yazdı daha önce… Bu iki sayı Tasavvuf ve Kabala felsefesinde çok önemli sayılar… Sayı motifleri tüm ilim alanları için önemli yapı taşlarıdır… Yazar, asıl önemli sayı olan bir’i kitabına konu ve başlık olarak seçerek bizi evren ve insan üzerinde bir kerte daha düşünmeye sevk ediyor. Yazar, kendi deyimiyle bütün insanlığı toplamış ve sonuç bir çıkmış…. Bu söz becerisinin içinde saklı olan gerçeği anlamak ve bunun üzerinde düşünmek için, başında BİR olan cümleler, dizeler ve ifadelere dikkat etmek gerekiyor. Tasavvuf, felsefe ve insan üzerinde düşünmeyi seviyorsanız; bu farklı bakış açısını seveceksiniz.

Devamını Oku

Bahar kitapları

16 Nisan 2016

Baharın gelişiyle canlandı tabiat… Ruhumuz ve zihnimiz de yeni kitapların varlığıyla tazelenip şekilleniyor, renkleniyor. Bahar tabiata, kitaplar bize geliyor. Yenilemek, canlandırmak ve keyif vermekiçin…Hayata dair küçük hikayelerKapı Yayınları 250 s. 14 TLDüşünün, “İyi ki yapmışım!” dediğiniz şeyler mi; yoksa “Bunu niye yaptım sanki?” dedikleriniz mi daha çok? “Keşke yapmasaydım” demeyi mi, yoksa “Keşke yapsaydım!” demeyi mi tercih edersiniz?Bu soruyla başlıyor İskender Pala’nın “Mesela” isimli kitabının giriş bölümü… Ama kitabın sırrına ermek için mesel sözcüğünün anlamını mutlaka bilmek lazım… Mesel; misal, örnek demek. Bir kurala örnek olarak verilen söz ya da öğretici, küçük hikâye, bilmece ve fıkra demek aynı zamanda…İskender Pala, her zamanki tarzıyla anlatmak istediği konuları meseller yoluyla anlatmış. Kitap altı bölümden oluşuyor: Kişiye dair; aşka, topluma, dine, bilime ve devlete dair…Bütün bu konulara dair olan ne varsa onları küçük örneklerle daha anlaşılır, üstünde kısa zamanda daha düşünülür bir hale getirmiş yazar…Türk basketboluna adanan hayatCan Yayınları, 390 syf, 25TLCem Pekdoğru’nun metin yazarlığını yaptığı, Ali Granit’in hazırladığı Adanmak, ünlü basketbolcu Yalçın Granit’in biyografisi, aynı zamanda Türk basketboluna da etraflıca bir bakış… Oldukça kalabalık bir mutfağı var kitabın. Yalçın Granit’in oğlu Ali, bir gün bir fotoğraf sitesinin forum bölümünde, ünlü basketbol antrenörü Pesic’e bir yazıyla karşılaşıyor. Buradan yola çıkarak babasının anılarını derlemeyi düşünmesinin en önemli sebebi, Türk basketbolunda bu kadar önemli bir yere sahip olan bir sporcunun zamana meydan okumasını sağlamak… Kitap, bütün biyografiler gibi, yaşanan dönem, mekan, alışkanlıklar, insan ilişkileri gibi önemli noktalara temas ettiği için de sosyolojik bir değere sahip aynı zamanda...Osmanlı’yı bilimkurguyla buluşturan eser Doğan Kitap, 266 s. 19 TLOsmanlı Cadısı, Ahmet Müstecaplıoğlu’nun romanı… Yazar; dün ve bugünü, hayalle gerçeği, düne ait motifler, kişiler ve olaylarla bugünün insanlarını, olaylarını ve gelişmelerini kişisel bir beceriyle bir araya getirmiş. Osmanlı döneminde sefere çıkan Haymanalı Süleyman Paşa, yaptığı yolculuk sırasında denizin ortasında, çok güzel bir kız bulur. Bir gün fırtınaya tutulurlar felaketten sadece ikisi sağ olarak kurtulurlar. Süleyman Paşa’nın Ayşe adını verdiği ve aşık olduğu bu kızı koruyabilmesinin tek yolu vardır: Onu bir Mevlevi dergahında saklamak… Kitabın bundan sonraki sorusu şudur: Ayşe bu yerde güvende olabilecek midir?Bilimkurgu bu öyküyle nasıl bir araya gelecek diye merak edenler okurken oldukça zevk alacak...

Devamını Oku

Tarihin gölgesinde kalan aşıklar

16 Nisan 2016

Lal Kitap etiketiyle Feyzan Aksan yeni romanı Andon Usta’nın Saatleri; Müslüman olan Nihal ile Rum delikanlı Niko’nun çocukluktan başlayıp, tutkulu bir aşka dönüşen aşklarını anlatıyor...Romanların en güzel tarafı, tek konuyla sınırlı kalmamaları… Önce bir aile hikayesinin içine giriyorsunuz romanda. Bir yanda; annelerini kaybetmiş İkbal, İclal ve Nihal’in babaları Salih Yüzbaşı’yla yaşadıkları, diğer yanda tek hayali subay olmak isteyen ama gayrimüslim olduğu için bu hayalini hiçbir zaman gerçekleştiremeyecek olan Niko’yla annesi Sofi ve babası Andon’ un hayatları… Niko. Bu roman son yıllarda yazılmış en gerçekçi ve duygusal romanlardan biri… 1940’ların sonunda İstanbul’da başlayıp, şehirler ve ülkeler aşmış bir aşkın, nasıl bir sonuca ulaşacağını merak ediyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun. Kendinizi roman kahramanlarının yerine koyduğunuzu, onlarla yaşadığınızı fark edeceksiniz. Yazarın başarılı üslubu ve gözlem gücü de romanın bu kadar başarılı olmasındaki en büyük etken…Hayatın getirdiği engellerNiko’nun babası İzmir Rumlarından… Sofi’ye de İzmir’de aşık olur. Burada filizlenen aşkları sayesinde, İstanbul Heybeliada’da türlü zorluklarla mücadele ederek ayakta kalmayı başarırlar. Evlenirler, ilk bebeklerini kaybederler, sonra da Niko dünyaya gelir. Nihal’in babası Salih Yüzbaşı da evlerinin alt katını yakın dostu Andon’la ailesine açar… Aynı çatı altında tek aile gibi yaşamaya başlarlar.Türk toplumunun en büyük yarasıdır farklı dinlere mensup ailelerin çocuklarının yaşadıkları aşk acısı… Hayallerinin neredeyse hiçbirini gerçekleştirememiş Niko’nun Nihal’in aşkı için verdiği mücadele, sahip olduğu ümit ve ulaşmak istediği gelecek hayali bambaşkadır. Nihal’e başka bir gencin ilgi duyduğunu öğrendiğinde yaşadığı derin acı ve kıskançlık, ona en gizli duygularını Nihal’e açma cesaretini de verecektir. Ama bu itiraf daha çok sıcakken Nihallerin evine gelen görücüler sadece Niko’yu değil, annesi Sofi’yi de çok üzer ve düşündürür. Beraber büyüyen bu iki çocuğun saf ve derin aşkı, hayatın getireceği engelleri ve zamanın acımasız baskısını geride bırakabilecek midir?Kore Savaşı, kronik hastalıklar, hayatın getirileri Nihal ve ailesinin bambaşka kıyılara savrulmasına sebep olur. Mutlu bir evlilik yapmasını bekleyen halasını hayal kırıklığı içinde bırakarak artık uzaklarda olan Niko’nun anısıyla avunmaya çalışmaktadır çünkü Niko engelleri aşamayacağını fark edince Nihal’den kaçmaya karar vermiştir. Genç kızların zengin ailelerin çocuklarıyla yapacağı evliliğin onların hayat garantisi olduğuna inana büyükler uzun zaman Nihal’e baskı yaparlar. Özellikle de halası…Aşkın peşinden koşuyorNihal, tıp okuyup hayata hazırlanırken hayatın ondan neredeyse tüm sevdiklerini birer birer almasına seyirci kalır. O sırada Türkiye’ye dönen ve onun bütün ısrarlara rağmen kimseyle evlenmediğini duyan Niko, Nihal’in yaşadıklarını annesi Sofi’den dinledikten sonra onun peşine düşer...Heybeliada’da tatlı bir tesadüfAradan yıllar geçer ve Niko, Nihal’in yakın arkadaşı sayesinde onun izini bulur. Eleni, mutluluğa bir adım kala Nihal’in acı çekmesini istemez ve Niko’ya yardım etmeyi reddeder. Niko, sevdiği kadını bulmaktan ve ona yaşadıklarını anlatma ümidinden asla vazgeçmez. Tatlı küçük tesadüfler onları Heybeliada’da bir araya getirir. Andon Usta’nın saatinin yıllarca süren tik takları sonunda Niko, acaba Nihal’i ikna etmeyi başarabilecek midir?

Devamını Oku

Okunması gereken dünya klasikleri

10 Nisan 2016

Bazı eserler zamana meydan okur, her döneme hitap eder. “Klasik” olarak nitelendirilen bu kitaplar, okuru sayfaların arasında bitmeyecek bir maceraya çıkararak ufkunu açarİnsanoğlu, her zaman bilinmek ihtiyacıyla yazdı. Tanrı’nın bilinmek için insanı yaratması gibi insan da bilinmek için kitap yazıyor. Yazdıkça “insan” ile ilgili ne varsa bilinmesini sağlıyor. Böylece biz, o romanları okurken onların adeta filmini çekiyoruz zihnimizde. İnsanı uzun uzun anlatma ihtiyacının en güzel cevabı romanlar…İnsanoğlunun yaşadığı başarısızlıkları anlattıGabriel García Márquez’in en büyük eseridir bu roman... Romandaki en önemli özellik imge zenginliği… Okurun düş dünyasında oluşan imgeler, onun okuduklarıyla yaşadıkları arasında çok sağlam bir köprü kurmasını sağlıyor. Kişisel ve toplumsal yalnızlıkların insanlara neler yaşattığını, en alışılmadık ama bir o kadar da tanıdık şekliyle okura sunuyor yazar. Zaaflarına yenik düşen kadınların, hayallerinin peşinde sürüklenen adamların; hayatın ayak izlerini takip ederken kendine ait yeni izler bırakmayı hedefleyen ama başarısız olan insanların hikayeleridir bu eser.Modern romancılığın ilk örneğiBunların ilki, İspanyol yazar Miuel de Cervantes’in Don Kişot’u… Don Kişot hem romanın hem de romanın baş kahramanının adı… 17’nci yüzyıla damgasını vurmuş bu eser, roman türünde ilk oluşuyla büyük önem taşıyor literatürde… Hatta İspanyol Edebiyatı için önemli bir başlangıç noktası… Kitabın ana kahramanı Alanso; yaşlı, zayıf; hayalperest ve naif bir karakterli bir adamdır ve Don Kişot onun takma adıdır. Hayata ısrarla tutunmaya çalışması; dostluğu ve aşkı, kararlılık ve cesareti her zaman ön planda tutması okurlara çok tanıdık gelir. Klasik Edebiyatın en güzel örneklerinden biridir. Modern roman tekniğinin kullanıldığı ilk roman olması açısından da önemlidir Dünya Edebiyat tarihinde…Realist akımını başlatan eserini dünya tartıştıMadame Bovary, Gustave Flaubert tarafından 19’uncu yüzyılda yazılmış dünya edebiyatının batılı anlamda yayınlanan ilk realist romanıdır. Tutkularının peşinden sürüklenen Emma Bovary’nin hayat karşısındaki mücadeleci ruhu onu geri dönüşü zor bir noktaya taşıyacaktır. Romanın ana kahramanının o dönemin sosyal normlarına aykırı hareket etmesi, eşini aldatması yazıldığı dönemde ciddi eleştirilere uğramıştır. Emma Bovary, kopmak üzere olduğunu kimseye fark ettirmeyen bir fırtına gibi, etrafındakileri şaşırtmaya ve bilinmezlikler içinde bırakmaya gücü yetecek nitelikte bir kadındır. Bir yandan para hırsı öte yandan yaşadığı aşk arayışı, onu çok büyük bir gelgitin içine çeker. Roman, beklenmedik bir gelişmeyle sonlandığı için dönemin edebiyatçıları tarafından romantik akımdan kurtulamamış olmakla eleştirilmiştir.Yasak bir aşk hikayesiBir başka kadın romanı da Lev Tolstoy tarafından yazılmış, Anna Karenina’dır. 19’uncu yüzyıl Rusya’sında üst tabaka insanların arasındaki ilişkileri, sosyolojik gelişmeleri, yasak bir aşk hikayesi üzerinden anlatır. Yazarın başarılı tasvirleri, okurda şahane bir film izliyormuş hissi uyandırır. Karenin’le evli olan kültürlü, güzel, şık Anna’nın tekdüzeleşen evliliği esnasında yakışıklı, başarılı bir asker olan Kont Vronski Stiva ile yaşadığı yasak aşkı, kaybetmeyi göze aldığı değerleri anlatan roman tıpkı Madame Bovary gibi farklı bir sonla biter.Fransız klasiklerinin öncüsüAynı yüzyılda bir sonraki akımın, tüm sertliği ve netliğiyle Stendhal tarafından yazılmış romanı Kırmızı ve Siyah. Bir yandan toplum içinde hızlıca sivrilmek ve herkes tarafından tanınmak isteyen Julien Sorel’in zayıf karakterini, Napolyon’a olan gereksiz bağlılığını anlatır roman, diğer yandan da o dönemin sosyal bozukluklarını gözler önüne serer. Yazar, romanına kendi özel hayatından alıntılar yapmıştır. Yaşadığı duygusal değişimler romanın en önemli özelliğidir. Romanın kurgusu çok başarılıdır. Hangi dönemde olursa olsun, kendini okutan bir romandır, her zamana hitap eden bir dünya klasiğidir.

Devamını Oku

En çok okunan kitaplar

2 Nisan 2016

Türk Kütüphaneciler Derneği, ilk defa 2015 yılında en çok okunan kitapları belirledi. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı ve Jeff Kinney’in Saftirik Greg’in Günlüğü en çok okunan kitaplar.Bir Türk Edebiyatı klasiğiKürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali’nin baş yapıtlarından biri…Genç yaşta işinden kovulan Rasim’le, aynı odada mecburiyet yüzünden beraber çalıştığı Raif Bey’in yaşam yollarının kesişmesiyle başlayan kitap, birilerinin izinden gitmenin, birilerini örnek almanın, hayattaki öncelikleri belirlemenin ve tabii ki aşkın şahane bir hikayesi… Karakterlerin her biri incelikle işlenmiş...Bir insanlık trajedisi…Victor Hugo’nun Sefiller’i, Jean Valjean’ın ekmek çaldığı için kürek cezasına çarptırılmasıyla başlar. Dünyanın onca yanlışı ve haksızlığı içinde bu masum hırsızlığın kahramanına yaşattıklarından yola çıkan yazar, bir insanın yaşadıkları sebebiyle sahip olduğu olumlu özelliklerini yavaş yavaş nasıl kaybedebileceğini çok özel ve güzel bir dille anlatır.Yitirilen çocukluğa ağıtYıllara meydan okumuş bir kitaptır Şeker Portakalı… Jose Mauro de Vasconcelos’un kitabının hikayesi, acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsüdür. Çocukluğunun son zamanlarını yaşayan Zeze’nin ergenliğe geçişteki dönemini, kaybettiği çocukluğunun arkasından tutacağı yası anlatan roman, çok okunanlar listesinin ilk sıralarında. Büyümek ve hayatla yüzleşmek ağır bir tecrübedir çocuk için.Birbirinden komik çocuk hikayeleriİkinci çok okunan kitap, Saftirik Greg’in Günlüğü. Şahane bir çocuk kitabı. Bu kitabı okuyan her çocuk, kendi yaşadıklarını kaleme alma ya da günlük tutma ihtiyacı hissetmiştir. Jeff Kinney, çocukların dünyasına dalarak belki de hepimizin unuttuğu o zor zamanları çocuklara anlatmış. Çocuk olmanın aslında ne kadar zor bir iş olduğunu anlatan yazar; Greg isimli bir çocuğun yaşadıklarını günlük türünde kaleme almış. 10 kitptan oluşan bu seri, güzel ve eğlenceli bir rehber niteliğinde.Başarılı bir kadın romanıCanan Tan’ın “Piraye” adlı romanı, ismini Nazım’ın en büyük aşkı olan Piraye’den alıyor. Romanda Piraye ismindeki genç bir kızın biyografisi; aile ilişkileri, okul hayatında yaşadığı zorluklar, aşkı tanıması, acı çekmesi, evliliği ve biten evliliğinin ardından yaşadıkları anlatılıyor.Özellikle genç kızların zevkle okuduğu roman, aslında tam bir yaşam tecrübesi kitabı. Gönül telini titretmeyi ise sonuna kadar başarıyor.İnsan hikayelerinin karmaşısını anlatıyorUçurtma Avcısı da son bir yılda çok okunan bir Khaled Hosseini romanı... Emir ve Hasan’ın aynı döneme rastlayan çocukluk hikayeleriyle başlıyor kitap. Kabil’de aynı evde büyüyen, aynı sütanneyi emen iki çocuğun birbirine hiç benzemeyen hayatlarını anlatıyor. Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgal etmesiyle beraber trajikleşen yaşamların hikayesini konu ediyor.60 yıllık bir yolculukSerenad, Zülfü Livaneli’nin yazarlık gücünün en güzel ispatlarından biri. Genç bir akademisyen olan Maya’nın tarihe olan merakıyla birlikte yaşamaya başladıkları, hayatında yepyeni bir sayfa açmasına neden oluyor. Çünkü aynı dönemde, zamanında İstanbul’da üniversitede hocalık yapmış bir profesörün yıllar sonra Amerika’dan Türkiye’ye gelmesi ve Şile’ye gitmek istemesiyle gelişen olaylar onun da hayatını etkiliyor.HAFTANIN KİTAPLARIKitapta şahane bir duygusal yakınlık hikayesi yanında Struma’nın da bilinmeyen hikayesi anlatılıyor. Kitap; dinlediklerinden çok etkilenen profesörün küllerinin denize dökülmesiyle bitiyor.Usta isimlerin şiirleri derlendiAkademisyen, yazar İshak Reyna’nın çağdaş edebiyatımızdan özenle seçtiği 53 şairin 159 şiiri, “Gece Uçuşları” ismiyle gençlerle buluşuyor. Günümüzden geriye doğru 53 şairin her birinden seçilen üçer şiir, çağdaş şiirimizin 20’inci yüzyıldan 21’inci yüzyıla geçirdiği değişimi örnekliyor.İstanbul-Venedik arasındaki kadınEserde Osmanlı topraklarında yaşayan genç ve güzel bir kadın olan Feyra’nın, İstanbul’da başlayıp Venedik’te son bulan hikâyesi anlatılıyor. Yaşam ile ölümün, iç içe geçtiği “Şifacı”da okur tarihin tozlu sayfalarında yolculuğa çıkıyor.Bedeninizle barışık olunAyşın Ceyhan’ın yeni kitabı “Acilen Zayıflamalıyım”ı okuduğunuzda, yaşamın anlamını sorgulayan, tüm kapıların anahtarının sevgi olduğunu gösteren bir tabloyla karşılaşacaksınız. Şişmanlığın mutsuzluğun bir çeşit dışavurumu olduğunu göreceksiniz.İki zıt karakter anlaşabilir mi?Jojo Moyes’in “Senden Önce Ben” isimli romanı, Lou ve Will isimli birbirinden farklı iki karakterin karşılaşmasını anlatıyor. Bir yanda kolayca mutlu olabilen Lou, diğer yanda ise mutsuz, hayattan keyif almayan Will... Kitap okuyucuyu duygulardan duygulara sürüklüyor.Sağlam bir aşk hikayesiÖznur Yıldırım’ın “Yabancı- Şahmeran” isimli kitabı, babasının intikamını almak adına her şeyi yapabilecek bir yakışıklının hikayesi. Hikayenin birçok profesyonel hikayeyi geride bırakan yanları var. Ancak Yabancı, sıradan bir aşk hikayesi değil sadece.

Devamını Oku

Okunması gereken Türk klasikleri

26 Mart 2016

Bazı eserler, asırlara meydan okur edebiyatta… Her döneme hitap etmeyi başarmış eserlerdir bunlar. Dünya bu tür yapıtlara klasik diyor. Bizse “şaheser” diyoruz. Eserin şahı, en başta olanı.Edebiyatımızdaki seçkin şaheserlerin başında, Servet-i Fünun edebiyatının en gözde isimlerinden Halid Ziya Uşaklıgil’in iki eseri gelir. “Mai ve Siyah”, yazarın, Stendhal’in Kırmızı ve Siyah’ından etkilenerek yazdığı düşünülen romanıdır. Mavi ve umut dolu bir gecede başlayan, ana kahramanı Ahmet Cemil’in hayata dair kurduğu hayallerinden yola çıkan roman, siyah bir gecede yine Ahmet Cemil’in geldiği son noktayı anlatırken biter.Yine aynı yazarın, Türk Edebiyatı’nın en sık işlenen konularından biri olan yasak aşkı işlediği Aşk-ı Memnu romanı da realist yaklaşımın en güzel örneklerinden biridir. Yazar, kendinden öncekilerin aksine bu konuyu işlerken ahlakçı bir tavır takınmaz. Mecburiyetlerin, eşler arasındaki yaş farkının, sosyal yaptırımların ve aşk eksikliğinin evlilikler üzerindeki etkilerine dikkat çeker.Halid Ziya, batılı anlamda romancılığın Türk Edebiyatı’ndaki ilk temsilcisidir. Yazarın eserleri o kadar sağlamdır ki, her dönem zevkle okunur ve rahatlıkla adapte edilerek senaryolaştırabilir.Kuşak çatışması, savaş ve aşk...Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalan gençlerin yaşadıkları buhran, edebiyatımızın her döneminde en önemli temalardan biri olmuştur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ilk romanı olan Kiralık Konak, toplumdaki Batılılaşma kaygısının nesiller arasında meydana getirdiği yaşam biçimi farklarını ve toplumsal çöküşe sebep olan manevi kopmaları gözler önüne sermektedir. Romanda Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar olan zaman diliminde yavaş yavaş yozlaşan ve ailelerinden kopan gençlerin hikayesi anlatılmaktadır romanda.Tiyatroydu roman olduÇalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin’in, 1908-1918 yılları arasını anlattığı genç bir kızın hatıralarından yola çıkarak yazdığı romanıdır. Yazar romanı dört perdelik bir tiyatro oyunu olarak kaleme almıştır. Daha sonra ona yeni bölümler ekleyerek eseri, roman haline getirmiştir. Genç bir kız olan Feride’nin aşkı ile memleketin içinde bulunduğu savaşı yan yana anlatan eser, o dönemin gelenek göreneklerine ışık tutması adına, okuru çağdaşlaşma dönemine başlamasını özendiren bir roman edebiyat tarihindeki yerini almıştır.Toplumdan bireye uzanan eserlerİnce Memed, dört ciltlik bir roman… Yaşar Kemal, bu romanı 32 yılda yazmış. Aynı zamanda yazarın ilk romanı olma özelliğini de taşıyan eser, Çukurova köylüsünün ağalık dizenine karşı olan mücadelesini anlatır. Abdi Ağa’ya kafa tutan Memed’in eşkıya oluşunu ve yıllar sonra herkese zulmeden Abdi Ağa’dan intikamını almasını konu eden roman, Türk Edebiyatı’nın en sağlam ve önemli yapıtaşlarından biridir.Amaçları Kuvay-ı Milliye’ye hizmet etmek olan Ayşe ve Peyami’nin hikayesini anlatan Ateşten Gömlek, Halide Edip Adıvar’ın bizzat katıldığı Kurtuluş Savaşı dönemini anlattığı eseridir. Ayşe, Eskişehir Asker Hastanesinde ve Polatlı Sahra Hastanesinde hemşire olarak çalışır. Gönüllü hemşire olarak çalışırken Peyami ve Binbaşı İhsan aynı zamanlarda Ayşe’ye aşık olurlar. Bu aşk, her ikisi için de ateşten bir gömleğe dönüşecektir. Aşk ve savaşın getirdiği zorlukların genç bir kadını ve iki genç adamı nasıl etkilediğinin anlatıldığı roman tam bir dönem romanıdır ve yaşanmışlıklara dayalıdır.İlk postmodern romanOğuz Atay’ın ilk romanı olan “Tutunamayanlar”, yazarın kullandığı dilin farklılığı ve güzelliğinden dolayı edebiyatımızda devrim olarak kabul edilir. Olayın değil; izlenimlerin, eleştirilerin, inceliklerin ve ruhsal çözümlemelerin ön planda olduğu bir eser olan roman, isim seçimiyle bile anlatmak istediklerini okura başarıyla hissettirmektedir. Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenen Turgut Özben, ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve onu tanıdıkça hayatı daha iyi anlamaya çalışır. Çünkü kendisi de hayata tutunamamış bir adamdır...Osmanlı’yı nakkaşlar üzerinden anlattıNobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “En renkli ve iyimser romanım” dediği, Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul’da karlı dokuz kış gününde geçen, sınırlı zamana koca bir hikayeyi sığdırmış bir eserdir. Hikaye Şeküre’nin, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir eş veya sevgili aradığı dönemde eve gelen saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyretmesiyle başlar. Ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine yazılmış bu kitap, Osmanlı’ya da yapılan mistik ve renkli bir yolculuk aynı zamanda.Klasikler, edebiyat tarihçilerinin “şah” olarak nitelendirdikleri eserlerdir. Bunları, bugünün düşünce ve doğrularından yola çıkarak okuyup onlara değerlerini yeniden vermek de sizin keyfiniz olacak.

Devamını Oku