PKK’ya Türkiye’de kırmızı, Irak’ta sarı, İran’da yeşil ışık

1 Şubat 2007

Arada bir Mukteda el Sadr’ın Mehdi Ordusu gibi Şii milislerle de çatışan Amerikan ordusu Irak’ta asıl olarak kimlerle savaşıyor?1) Saddam yanlıları;2) İşgale karşı çıkan Sünni aşiretler;3) El Kaide çatısı altında toplanan Sünni İslamcılar ki içlerinde çok sayıda yabancı da var;4) El Kaide’ye yakın Ensar el İslam gibi Kürt İslamcılar;5) İranlılar;6) “Gökyüzü Savaşçıları” adlı Şii grup ki arkalarında El Kaide olduğu, Irak’ın önde gelen Şii liderlerini öldürmeyi planladıkları iddiaları fos çıkmak üzere. Amerikalılar Irak’ta yerleşik silahlı güçlerden sadece ikisine, PKK ve yıllardır İran’daki İslami rejime karşı savaşan Halkın Mücahitleri’ne dokunmuyor. Peki ABD’nin terörizm listesinde yer almak dışında bu iki örgütü ne birleştiriyor? Cevap İran’dır. Daha doğrusu Bush yönetiminin (ve onunla birlikte İsrail’in) İran’ın nükleer silah üretimini engelleme, hatta daha ileri gidip bu ülkedeki rejimi değiştirme arzusu.PJAK: İran kolu“PKK’nın İran’la ne ilgisi var?” diyenler, ABD’li saygın gazeteci Seymour Hersh’ün 20 Kasım 2006 tarihli New Yorker dergisinde yazdıklarına bakmalılar: “Son altı ayda İsrail ve ABD, birlikte, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi adlı gruba destek verdiler. Savunma Bakanlığı’nın sivil yöneticilerine yakın bir danışman bana bunun ’İran’a baskı yapmada yeni alternatif arayışlarının bir sonucu’olduğunu söyledi.” Hersh’ün sözünü ettiği parti, 2004 yılında PKK tarafından kurulan ve onun “İran kolu” olarak kabul edilen PJAK. Bu örgüt geçen yıl İran güvenlik güçleriyle yoğun çatışmaya girdi. İran da, PJAK’a karşı Türkiye ile işbirliğine gitti, örgütü sindirmek için Kandil Dağı’nı top ateşine tuttu.PJAK ise, bu iddiaların Türkiye ve İran hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yayıldığını söyledi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da iddiaları “PKK’yı desteklemiyoruz ve kesinlikle PJAK ile çalışmıyoruz” diye yalanladı. Ancak yine New Yorker’un son sayısında, yine usta bir gazeteci, Jon Lee Anderson, üstelik doğrudan Irak Kürtlerini kaynak göstererek, PJAK’a özel önem atfedildiğini yazdı: “Üst düzey bir Kürt yetkili bana, İran’daki bir dizi etnik azınlıktan, Azeriler, Beluciler ve tabii ki Kürtlerden bahsetti. İran içinde gerilla saldırıları düzenleyen ve ABD’den örtülü destek aldığı belirtilen PJAK adlı İranlı Kürt grubuna dikkat etmem gerektiğini söyledi.” Amerikancı Kürtçüler2004 Eylül ayında PKK’dan ayrılan Osman Öcalan, kendisiyle yaptığım röportajda “Kürtler hiçbir yerde kendi güçleriyle mevcut rejimlerini değiştiremezler. Bunun ABD eliyle yapılıyor olmasından kesinkes rahatsızlık duymuyorum” demişti.“Bush İran ve Suriye’ye müdahale ederse tavrınız ne olacak?” diye sorduğumdaysa “Kürtler açısından olumlu olur” cevabını almıştım. O ve birlikte PWD’yi kurduğu (ki kısa bir süre sonra ordan da ayrıldı) arkadaşları açık bir şekilde Amerikancıydılar, hâlâ öyleler. Dün Hersh, bugün Anderson’ın yazdıklarıysa, PKK’nın da PJAK üzerinden benzer bir yöne kayabileceğine işaret ediyor. Ne zamandır Irak’ta Amerikalıların başına gelen belaların nerdeyse tümünden İranlılar sorumlu tutuluyor. Zaten Washington’da İran konusu Irak’ı bile gölgeler oldu. Kısacası Bush giderayak bizlere çok daha vahim bir kriz hediye edebilir.Bu nedenle PJAK’ı yakın takibe almakta yarar var.

Devamını Oku

Bush neden İranlılar’a saldırıp PKK’yı pas geçiyor?

28 Ocak 2007

Başkan Bush yeni Irak stratejisini Irak Başbakanı Nuri el Maliki üzerine kurdu. Ne var ki ne Bush, ne bir başka Amerikalı üst düzey yetkili Maliki’ye güvenmiyor. Onun yerine yine Şii kökenli Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdül Mehdi’nin başbakan olmasını arzuladıklarını gizlemiyorlar. Mehdi ise varılan çıkmazı Washington Post’a şöyle özetliyor: “Üç-dört yıl önce Amerikalılar çok iyimserdi. Onlara Irak’ta durumun ne kadar berbat olduğunu anlatamıyorduk. Şimdiyse çok kötümserler ve kimseye, bu ülkenin hâlâ bir şansı olduğunu söyleyemiyorsunuz.” Başkan Bush’un da, son “Ulusa Sesleniş” konuşmasında “Bana son bir şans verin” demesi Irak’ta işin tamamen şansa kaldığını kanıtlıyor. Ama Mehdi’nin dediği gibi Irak konusunda iyimser Amerikalı bulmak giderek zorlaşıyor. Başlangıçta Bush’a Irak konusunda yetki veren Demokrat senatör ve milletvekillerinin hemen hepsi çoktan özür dilemiş durumdalar. Onlara Cumhuriyetçiler de katılıyor. Örneğin Virginia Senatörü John Warner, “Daha önce Vietnam’da sesimi çıkarmamış olmaktan pişmanım. O zaman da sürekli asker artırıyorduk. Bir işe yaramadı” diye konuşuyor.Çok değil bir-iki yıl önce ABD’de Irak’ı Vietnam’a benzetenlere hiç de iyi gözle bakılmıyordu. Ama artık Irak denilince akla Vietnam geliyor. Bu nedenle Cumartesi günü Washington’da toplanan onbinlerce Amerikalı’ya Jane Fonda’nın seslenmesi çok anlamlı. Çünkü artık 69 yaşında olan ünlü yıldız zamanında Vietnam Savaşı’na karşı çıkmanın sembolü olmuş, hatta bu yüzden adı “Hanoi Jane” e çıkmıştı. “34 yıldır savaş karşıtı bir toplantıda konuşmamıştım” diyen Fonda siyasi perhizini bozmasının nedenini şöyle açıklıyor: “Suskunluk artık seçenek olmaktan çıktı.” Neden İran?Bush’un arkasındaki kamuoyu desteği iyice diplere vurmuş durumda. Üstelik kendi partisinin ağır topları da yollarını alenen ayırıyorlar. Ve elinde teknik olarak hiçbir başarı şansı olmayan bir plan var. Peki Bush ne yapıyor? Askerlerine, bu ülkede faaliyet gösteren İran ajanlarını tutuklama, hatta gerekirse öldürme emri veriyor. Son dönemde Irak’ın farklı bölgelerinde çok sayıda İranlının tutuklanması ABD’de bir dizi soruya yol açmış durumda:1) Bush böylece Irak’taki başarısızlığını unutturmak mı istiyor?2) Yoksa Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün gibi “Şii canlanışı” ndan ürken Sünni rejimlerin gönlünü mü almak istiyor? 3) Amerikan ordusu zaten Sünni direnişle, El Kaide ile ve Şii milislerle savaşıyor. Bunlara bir de İranlıları eklemek mantıklı mı? 4) Şii Araplar ve Kürtlerle arasını açmadan, sadece askeri operasyonlarla İran’ın Irak’taki etkisini kırmak mümkün mü?5) İranlılar Amerikan askerlerine cevap verirlerse ne olur?6) Amerikan askerleri İranlıları, kendi ülkelerine kaçarlarsa takip edecekler mi?7) Bütün bunların nükleer silah tartışmalarıyla bir ilgisi var mı?8) Bush savaşı daha da yaygınlaştırmak mı istiyor?Çifte standartAmerikalılar, “Kuzey Irak’taki PKK’ya karşı neden bir şey yapmıyorsunuz?” dendiğinde hep şu iki cevabı tekrarlıyorlar:1) Irak’ta başka işlerimiz var, gücümüzü bölemeyiz.2) Öncelikle Iraklıları, özellikle Kürtleri ikna etmeniz şart.Ama İranlılar söz konusu olduğunda ne yeni cephe açmaktan çekiniyor, ne de Irak’ı yöneten Şii ve Kürtlerin itirazlarını dinliyorlar. Düğüm noktası PKK’nın ABD’yi hedef almaması, Amerikan askerlerine saldırmaması. Peki İranlılar saldırıyor mu? Amerikalılara göre bu sorunun cevabı evet. Bunun kanıtlarını bu hafta içinde açıklayacaklar. Saddam’ın kitle imha silahları gibi balon bir iddiayla karşılaşmamız kuvvetle muhtemel.

Devamını Oku

Hepimiz Ogün Samastız

25 Ocak 2007

Prof. Muammer Aksoy’un 31 Ocak 1990 akşamı öldürülmesinden bu yana siyasi cinayetler aralıksız sürüyor. Her olayın ardından birbirine benzer açıklamalar yapıyoruz. “Bu kurşun Türkiye’ye sıkıldı” diyoruz, içerde ve dışarıdaki birtakım karanlık güçlerin provokasyonlarına rağmen birlik ve beraberliğimizin bozulmayacağını ilan ediyoruz, devlet de “suikast en kısa zamanda aydınlatılacak” diye söz veriyor...17 yılda sonuç nedir? Kocaman bir hiç.Uğur Mumcu başta olmak üzere birçok aydını öldürdükleri gerekçesiyle birçok kişi ağır cezalara çarptırıldı. Bunların adını bilen var mı? Daha önemlisi bunların gerçek suçlu olduklarına inanan var mı?Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı öldürdükleri saptanan Hizbullah militanlarının hemen hepsi yakalandı veya öldürüldü. Kimsenin haberi yok, umrunda bile değil. Zaten kamuoyu Hizbullah diye bağımsız bir örgütün olduğuna bile inanmıyor.Daha üzerinden bir yıl geçmedi, bir anket yapılsa Danıştay Baskını’nda hayatını kaybeden yargıcın adının Mustafa Yücel Özbilgin olduğunu kaç kişi hatırlayacaktır?Peki 17 yıldan geriye ne kaldı? “Kimin yaptığına değil, kimin yararlanacağına bakın” gibi iddialı bir önerme üzerine kurulmuş içi boş komplo teorileri. Bizleri “boşuna uğraşmayın, bu cinayetler nasılsa çözülmez” diye tembelliğe ve kaderimize terk eden strateji uzmanları. Yeni Ogünler sıradaPeki ne yapmalı? Pazartesi günü yazdıklarımı tekrarlamak istiyorum. “Hepimiz Hrantız” diyerek kendimizi kurbanla özdeşleştirip vicdanımızı rahatlatıyoruz. Halbuki “Hepimiz Ogünüz” demeli, derin bir vicdan azabı çekmeli ve kendimizle, toplumumuzla yüzleşmeliyiz. “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz” sloganının bir arada yaşamaya tahammülü olmayan çevrelerde yarattığı rahatsızlığın, hatta bazılarının “hepimiz Ogünüz” diyerek katile sahip çıktıklarının farkındayım. Ama bütün bunlar, önceki örneklerde görüldüğü gibi kısa sürede (bir sonraki suikasta kadar) unutulacaktır.Ogün Samast bir yere kadar, ama ilk fırsatta Orhan Pamuk’u tehdit eden Yasin Hayal kesinlikle yeni bir terörist tipine emsal oluşturuyor. İnternet forumlarında Samast ve Hayal’e düzülen övgüler, çok sayıda gencin ellerine geçen ilk fırsatta kendilerinden olmayanlara saldıracaklarının, yeni birer “yalnız kurt” olacaklarının işaretini veriyor.Hepimiz suçluyuzBu saldırıların ardında “yabancı odakları” aramak yerine öncelikle kendi içimize bakmamız gerekiyor. “Ya sev ya terk et” veya “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” gibi, kendinden olmayana, kendisi gibi düşünmeyene tahammülsüzlüğü kışkırtan sloganlar nasıl olup bu kadar yaygınlaşıp sıradanlaşabilir? Kimi İslamcıların ümmetçiliği, kimi solcuların da enternasyonalizmi terk edip faşizan bir milliyetçiliğe evrilmelerinin sırrı nedir? Her vesileyle Deniz Gezmiş’i, Che Guevara’yı kullanan birilerinin, “Kürtlerle evlenmeyin, Kürtlerden alışveriş yapmayın” türü ırkçı çıkışlar yapabilmesine neden sessiz kalınır? Bu ülkeye yıllarca hizmet etmiş İsmail Cem gibi saygın bir şahsiyetin anısını (tıpkı büyük gazeteci Abdi İpekçi’ninkini olduğu gibi) nafile bir şekilde karalamak isteyen ahlak, edep ve kültür yoksunlarına bakın. Tek silahları İsmail Bey’in kökeni. Onlara bu cüreti kimlerin verdiğini biliyoruz. Tek işleri “Sabatayist avlamak” olan bu provokatörlerin komplo teorilerinin düzenli olarak hangi yayın organlarında, internet sitelerinde çıktığını, kitaplarını kimlerin bastığını da biliyoruz.Günah, sorumluluk sadece Trabzon’a veya Elazığ’a, şu ya da bu grup veya partiye, ya da gizli servislere yüklenemeyecek kadar büyüktür, tüm Türkiye’nindir.

Devamını Oku

‘Yalnız kurtlar’ın eylemleriyle karşılaşabiliriz

22 Ocak 2007

Bugünkü cenaze çok önemli. Türkiye sevgili Hrant’ı hep birlikte uğurlayabilirse aydınlık için umut doğabilir. Aksi takdirde Türkiye daha fazla cepheleşirKimse boşuna yasadışı örgütler, şebekeler, derin güçler ve gizli servisler aramasın. Ogün Samast, Yasin Hayal ve Hrant Dink suikastına karışan diğer gençler profesyonel terörist değiller. Onlar birer “yalnız kurt”. Ya kendi başlarına veya çok dar bir arkadaş çevresiyle, kendi imkanlarıyla çalışıyorlar. Tıpkı Trabzon’da rahip Andrea Santoro’yu öldüren 16 yaşındaki O.A. ve Danıştay’ı basıp hakim Mustafa Yücel Özbilgin’i katleden avukat Alparslan Aslan, hatta 9 Mart 2004 günü İstanbul Kartal’daki Mason Locası’nı basan Nihat Doğruel ve Engin Vural gibi. “Yalnız kurtlar” milliyetçi, ırkçı, dinci, ayrılıkçı veya başka bir şey olabiliyorlar, fakat kendilerinden olmayan, kendileri gibi düşünmeyenlere yönelik nefret onları birleştiriyor. “Yalnız kurtlar”la baş edebilmek epey zor. Çünkü çok küçük ve amatör gruplar söz konusu olduğu için istihbarat servislerinin bunları tespit etmesi ve eylemlerini önceden engelleyebilmesi imkansız gibi. “Yalnız kurt terörizmi” nin (lone-wolf terrorism) teorisyeni Amerikalı ırkçı Alex Curtis taraftarlarına “Kesinlikle büyük ve yasal gruplarla kişisel ilişki kurmayın ve yakalandığınızda sadece ’söyleyecek hiçbir şeyim yok’deyin” şeklinde direktif veriyordu. Bizim “yalnız kurtlar” da en gelişmiş sorgu tekniklerine rağmen çok fazla bir şey söylemiyorlarsa, profesyonel veya çok inançlı olup direndiklerinden değil zaten bir şey bilmediklerindendir.ESKİYE DÖNÜŞ Mutlaka yerel, ulusal motifler vardır ama “yalnız kurtlar” olayına daha global ölçekte bakmakta yarar var. Eski CIA görevlisi, psikiyatr Marc Sageman, “Understanding Terror Networks” (Terör Şebekelerini Anlamak, 2004) adlı kitabında, haklarında bilgi sahibi olunan onlarca El Kaide üye ve yöneticisinin profilini çıkarttı ve geleneksel terörist profillerinin hiçbirinin El Kaide’ye uymadığını saptadı. “Bunlar hastalıklı kişiler değil, belli bir zemin üzerinden yükselen normal insanlar” diyen Sageman araştırmaları sonucunda, El Kaidecilerin sanıldığı gibi genç, işsiz güçsüz, cahil, cinsel sorunları olan kişiler olmadıklarını, hatta yaşadıkları ülkelerin ortalamalarının üzerinde seyrettiklerini ortaya çıkardı. Rahip, Danıştay ve Dink olaylarında katillerin, Sageman’ın sözünü ettiği eski terörist profiline daha fazla yaklaştıklarını görüyoruz. Yani global terör çağında, onun derin bir şekilde etkisinde kalıp ama ona ayak uyduramayan bazı gençler kendi başlarına hareket etmeye kalkabiliyorlar. Yeni tip teröristlerin en etkili silahları kendi bedenleri, canları. Fakat “yalnız kurtlar” nedense intihar eylemlerine pek yönelmiyorlar. Bunun bir nedeni korkuysa, bir diğeri de bu dünyada kahraman olma arzusu olabilir. Nitekim gerek O.A., gerekse Alparslan Aslan’ın aileleri, çocuklarıyla gurur duydukları yolunda açıklamalar yapabildiler. Mehmet Ali Ağca’nın hapiste geçirdiği yıllar boyunca belli çevreler tarafından daha da ilahlaştırılması da kötü bir örnek olarak önümüzde duruyor.ÖNÜMÜZ KARANLIK Yaşadığımız deneylerden, bunlara hep eski kalıplarla bakmaya çalıştığımız için ders çıkarabilmiş değiliz. Sonuçta ölen öldüğüyle kaldı. İşte bu nedenle bugünkü cenaze çok önemli. Türkiye sevgili Hrant’ı hep birlikte uğurlayabilirse aydınlık için umut doğabilir.Aksi takdirde Türkiye daha fazla cepheleşir. Önümüzdeki dönemde farklı görüşlerden yeni “yalnız kurtlar”ın eylemleriyle karşılaşabiliriz. “Yalnız kurtlar” profesyonel olmadıkları için de kolaylıkla yakalanıyorlar. Tabii istisnalar var. Örneğin ABD’deki “Unabomber” lakaplı entelektüel çevreci Theodore Kaczynski ile yıllarca FBI’yi peşinde koşturan Eric Robert Rudolph adlı dinci fanatik. Türkiye neyse ki dahi derecesindeki bu tür “yalnız kurtlar” (henüz) çıkartmış değil.Bu arada yasadışı örgütler, şebekeler, derin güçler ve gizli servislerin, kısacası profesyonellerin boş durmama ihtimalini de hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor. Bunların kendi “yalnız kurtları”nı yetiştirmiş veya yetiştirecek olması ihtimali işleri iyice karıştırıp, daha da tehlikeli hale getirebiliyor.

Devamını Oku

Yeni bir terörist tipiyle karşı karşıyayız: Yalnız kurtlar

21 Ocak 2007

Hrant Dink’in tepeden tırnağa profesyonel bir suikasta kurban gittiği yolunda nerdeyse ortak bir kanı oluşmuş durumda. Kimi “derin devlet” i suçluyor, kimi ardında “yabancı istihbarat servisleri” arıyor, kimileri de Mafya ile de bir şekilde bağlantılı aşırı milliyetçi ve/veya ulusalcı şebekelerin izini sürüyor. Hatta soykırım iddialarında öne geçmek isteyen Ermenilerin komplosu olabileceğini söyleyenler bile var.Muhtemelen Ogün Samast’ın sorgusundan sonra bu analizlerin hiçbirinin doğru olmadığı ortaya çıkacak, ama kimse elde edilecek sonuca inanmayacak. Birilerinin bir şeyleri gizlediği, örttüğü düşünülecek ve Dink de “faili meçhul” ler arasına katılacak. 17 yaşındaki Samast’ın bu işi tek başına veya çok dar bir arkadaş çevresiyle yaptığına inanan pek çıkmayacak. Tıpkı Trabzon’da rahip Andrea Santoro’yu öldüren 16 yaşındaki O.A. ve Danıştay’ı basıp hakim Mustafa Yücel Özbilgin’i katleden avukat Alparslan Aslan’ın durumlarında söz konusu olduğu gibi.Ben inanıyorum. Sevgili Hrant’ın ölüm haberini aldığım ilk andan itibaren bunun profesyonel bir suikast olmadığını düşündüm. Uzmanlıklarına sonuna kadar güvendiğim bazı dostlarımla yaptığım tartışmalarla bu görüşüm iyice pekişti. Katilin hemen yakalanacağını ve işsiz güçsüz, “aşırı milliyetçi” fikirlerle yoğrulmuş küçük bir “Polat Alemdar kopyası” ile karşılaşacağımızı düşünüyorduk. İlk bilgiler bizi doğruluyor gibi.Çok kişi inanmayacak, kızacak, hatta beni gerçekleri çarpıtıp birilerini kollamaya çalışmakla suçlayacak, biliyorum. Ama son üç acı olayda yepyeni bir terörist profiliyle karşı karşıya olduğumuzu söylemek boynumun borcu. Dünyada 1990 ortalarından itibaren ortaya çıkan bir olguyla bizler yeni tanışıyoruz: “Yalnız kurtlar” (lone wolves). LİDERSİZ FANATİKLER Bu kavramı Amerikalı ırkçı lider Alex Curtis buldu, bir diğer ırkçı Tom Metzger de geliştirdi. Tek başına veya küçük hücreler halinde, “lidersiz” örgütlenen ırkçılar böylece istihbarat servislerinin ağlarına takılmayacak, yakalanmaları durumundaysa kimseyi ele vermeyeceklerdi. Zamanla birçok radikal hareket de benzer bir yol izledi. Bu arada kendi başlarına radikalleşen bazı kişilerin de kimseyle doğrudan ilişki kurmadan, kendi başlarına terör eylemlerine yöneldikleri ortaya çıktı. Özellikle ABD “yalnız kurt terörizmi” konusunda çok hassas. 2004’de bunlarla ilgili yasal düzenleme bile yapıldı. Çünkü 11 Eylül’den sonra El Kaide’ye sempati duyan bazı genç İslamcıların dünyanın dört bir tarafında, bu arada ABD’de de, “yalnız kurt” olmayı tercih ettiklerinden kuşkulanılıyor. Bizde de İbdacılar’ın “kendinden zuhur” kavramıyla, merkezle gevşek ilişkiye sahip hücreleri teşvik etmelerini “yalnız kurt terörizmi” ne benzetebiliriz. ‘HEPİMİZ OGÜNÜZ’Öncelikle katilleri küçümsemekten vazgeçmeliyiz. Onları bu noktaya nelerin sürüklediğini bulup bataklığı kurutmamız şart. Evet bu çok zor, hatta imkansız. Çünkü ülkeyi yönetenler, güvenlik birimleri, aydınlar, medya serinkanlı, objektif ve bilimsel davranmıyorlar. Hep “eski” ile yaşıyor, “yeni” olanı, “değişen” i anlayamıyor, belki anlamak istemiyorlar. Sonuçta “Hepimiz Hrantız” diyerek kendimizi kurbanla özdeşleştirip vicdanımızı rahatlatıyoruz. Halbuki “Hepimiz Ogünüz” demeli, derin bir vicdan azabı çekmeli ve kendimizle, toplumumuzla yüzleşmeliyiz. Aksi takdirde bu topraklar daha çok “yalnız kurt” çıkarır.ÜNLÜ YALNIZ KURTLAR* “Unabomber” lakaplı entelektüel çevreci Theodore Kaczynski 1978-1995 arasında sağa sola bombalı mektup yollayıp üç kişiyi öldürdü.* 1993-1997 arasında Franz Fusch adlı Avusturyalı yabancı düşmanı değişik yöntemlerle dört kişiyi öldürdü.* 24 Şubat 1994’de Baruch Goldstein adlı Yahudi fanatik El Halil’de 29 Filistinliyi öldürdü.* Aşırı sağcı Timothy McVeigh 19 Nisan 1995’de Oklohama’da kamu binasını havaya uçurup 168 kişiyi öldürdü ve idam edildi.* 4 Kasım 1995’de Yigal Amir adlı Yahudi fanatik İsrail Başbakanı Yitzak Rabin’i öldürdü.* 1996-98 arasında Eric Robert Rudolph adlı dinci fanatik üç kişiyi öldürdü.* Nisan 1999’da Londra’da Neo-Nazi David Copeland yolladığı bombalı mektuplarla üç yabancıyı öldürdü.* 10 Ağustos 1999’da ırkçı Buford Furrow Jr. Los Angeles’da bir Yahudi merkezine saldırıp bir postacıyı öldürdü.* 17 Ağustos 2005’de Asher Weisgan adlı fanatik Yahudi bir otobüs şoförü Batı Şeria’da dört Filistinliyi öldürdü.* 3 Mart 2006’da Muhammed Rıza Taziriazar Kuzey Carolina Üniveristesi’nde jipiyle öğrencilerin arasına dalıp 9 kişiyi yaraladı.* 28 Temmuz 2006’da Navid Efzal Hak, Seattle’da bir Yahudi merkezini basıp bir kadını öldürdü.

Devamını Oku

Kâbus gibi bir yıla hazır olun

17 Ocak 2007

ABD Başkanı George W. Bush, yeni Irak stratejisini hazırlarken, neo-conlar tarafından desteklenen Frederick Kagan-Jack Keane ikilisinin planını temel aldı. Yani fazladan 20 küsur bin askeri Bağdat ile Anbar bölgelerine yollayıp önceliği güvenliği sağlamaya verdi. Ama üç açıdan onlardan ayrı düştüğü için, zaten başarı şansı çok az olan bu planı iyice zora soktu:1) Kagan-Keane’e göre ana güç Amerikan ordusu olacak, Iraklılardan da destek alacaktı. Bush ise tersini yaptı, hatta inisiyatifi Başbakan Nuri el Maliki’ye terk etti.2) Kagan-Keane, sadece Sünni direnişçilere ve El Kaide’ye saldırılmasını, Şii milislerle çatışılmamasını öneriyorlardı. Hele Mukteda el Sadr’ın kalesi Sadr kentine operasyon düzenlemeye kesinlikle karşıydılar. Bush ise Sadr’ı ve Şii milisleri de hedef tahtasına yerleştirdi.3) Kagan-Keane, İran (ve Suriye) ile diyalogu savunmuyor, ama bu ülkeye cephe açılmasını da istemiyorlardı. Bush ise stratejisini İran ve ikincil olarak Suriye’nin Irak’taki etkisini kırma üzerine kurmuş gibi. Sadr çetin cevizIrak güvenlik güçleri ne sayı, ne kalite, ne de “Iraklılık duygusu” bakımından topyekûn harekata girişebilecek durumda değiller. Hele Maliki’nin “başkomutanlığı” üstlenecek olması trajikomik bir durum. Çünkü kendi tabanına, hamisi Ayetullah Sistani’ye ve başbakanlığına destek veren Sadr’a rağmen Şii milisleri karşısına alabilmesi mümkün değil. Onları bir müddet sabretmeye ikna etti diyelim, El Kaide ve diğer Sünni grupların provokasyonlarına Sadr ve adamları uzun süre dayanamayabilirler.Zaten yeni plan da iç savaşı durdurmak yerine daha da kızıştırmaya ve genişletmeye aday. Önümüzdeki günlerde Bağdat’ta çok şiddetli sokak çatışmaları bizleri bekliyor. Peki başkente gidecek olan üç Peşmerge tugayı Kürtleri de iç savaşa dahil etme dışında ne işe yarayabilir? Maliki sahiden Mehdi Ordusu’nu karşısına almaya karar verse, bunu Şii asker veya polisle yapamayacağına göre herhalde Peşmergelerden yararlanmak isteyecektir. Bu durumda Kürtlerle Sadr arasına kan girer. Kaldı ki Sadr’ın Kerkük’teki petrolü Kürtlere bırakmamak için ne zamandır bu şehre yığınak yaptığı, iki grubun çatışma halinde olduğu söyleniyor.6 bilinmeyenli denklemBush planının en zayıf halkasıysa, Irak’taki İran varlığına savaş açma tercihi. Gerek Kürtler, gerekse Şiiler, Bağdat ve Erbil’de düzenlenen operasyonlar nedeniyle çok kızgınlar, gözaltına alınan İranlıları kurtarabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ne var ki Amerikalılar İranlıları temizlemek için Iraklılara değil de Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır gibi ülkelere güveniyorlar. (Bunlara Türkiye de dahil mi? Çok zor ama önemli bir soru.)Bush, Baker-Hamilton Raporu nedeniyle panik yaşayan bu müttefiklerine “korkmayın, Şii hilaline karşı sizinle beraberiz” mesajı vermek istiyor. Ancak bu Ortadoğu öyle garip bir bölge ki, Tahran da ABD ile arasını düzeltmek için Suudilerden arabuluculuk yapmasını rica edebiliyor.Irak’ın 2007’de nasıl bir kâbusa gebe olduğunu anlamak için şu altı soru üzerine kafa yormak yeterli:1) Sahiden Şiiler de hedef alınırsa cevapları ne olacak?2) Sünniler yeni döneme nasıl hazırlanıyorlar?3) İranlılara yönelik operasyonlar sürerse Tahran’ın cevabı ne olacak?4) Washington, Irak’tan sonra İran’a da saldıracak mı?5) Kerkük oldubittisine karşı Sünniler, Şiiler, Türkmenler ve Türkiye başta olmak üzere diğer ilgili ülkeler ne yapacak?6) PKK’ya karşı yine adım atılmazsa Ankara’nın tepkisi ne olacak?

Devamını Oku

An gelir, susmak ihanet olur

14 Ocak 2007

ABD’de bugün Martin Luther King Günü. Yani bayram. Okullar, resmi daireler tatil. Ama Amerikalılar 4 Nisan 1968’de Memphis’de suikasta kurban giden King’in yerini doldurabilmiş değil. Çünkü King, sadece siyah Amerikalılar’ın vatandaşlık haklarının lideri değildi, dünya çapında ezilenlerin yanında yer alıyor ve ülkesinin emperyalist politikalarını cesaretle eleştiriyordu. Örneğin Vietnam Savaşı’na başından beri karşı çıkmıştı. Sırf bu yüzden 1981 yılında 6 milyon kişinin imzalarıyla senede bir günün King’in anısına bayram ilan edilmesi önerisine sağcı politikacılar uzun bir süre karşı çıkmıştı. Bunlardan biri de dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’dı. Fakat Amerikan Kongresi, Reagan’ın vetosuna imkan tanımayacak bir çoğunlukla öneriyi yasalaştırdı. King’in 15 Ocak 1929’da Atlanta’da doğmuş olmasını esas alarak, her Ocak ayının üçüncü Pazartesi’sini “Martin Luther King Günü” olarak kabul etti. İlk kez 20 Ocak 1986 gününde King resmen anıldı. Ancak ABD’nin 50 eyaletinin hepsinin bu günü bayram olarak kabul etmesi için 17 Ocak 2000 tarihini beklemek gerekecekti. Güney Carolina’daki Greenwich’in de bu sene onay vermesiyle nihayet ABD’de M. L. King Günü’nü kabul etmeyen idari birim kalmamış oldu.Felaket mi olur?Washington Post Gazetesi’nde Colbert I. King, M.L. King’in “İnsanlar, özellikle savaş zamanında hükümetlerini eleştirme görevini rahatlıkla üstlenemiyorlar” dediğini hatırlatıp sözü günümüze getiriyor ve haklı bir şekilde Amerikalıların, Irak’tan hemen çekilmesi için Bush yönetimini pek de zorlamadıklarından yakınıyor. Amerikalılar Bush’un “Irak’tan çekilirsek felaket olur” itirazına inanıyor veya inanmak istiyorlar. İlk bakışta Bush haklı gözüküyor. Mezhep çatışmaları şiddetlenir ve tüm bölgeye yayılır; Türkiye dahil komşuları, değişik gerekçelerle Irak’a müdahale etmeye kalkarlar, El Kaide kendine yeni ve güvenli bir saha bulur, İran’ın liderliğindeki Şiiler aşırı ölçüde güçlenir...Felaket senaryolarını uzattıkça uzatabiliriz. Ama Bush’un son Irak planının hiçbir cazip yönü olmadığı, hiçbir şey vaat etmediği, yani başarısızlığının garanti olduğu da ortada. Anlaşılan Bush iki yıl daha Iraklılar’ı ve kendi kamuoyunu oyalamak ve belayı yerini alacak olan (muhtemelen Demokrat) başkana miras bırakmak istiyor. Hem yalancı, hem kötü niyetli, hem de beceriksiz olduğu kanıtlanmış olan Amerikan Başkanı bu iki yılda çatışmaları daha da körükleyerek, Irak’ın son demlerini, son ümit kırıntılarını da heder edecek. Fakat eninde sonunda ABD Irak’tan çekilmek zorunda kalacak ve esas felaket işte o zaman kopacak.Martin Luther King, “An gelir, susmak ihanet olur” demiş ve Vietnam Savaşı’nın en kritik aşamasında “İşte o an geldi, suskunluğu bozmamız şart”diye büyük bir protesto başlatmıştı. Irak’ta da o an geldi ve geçiyor. İhanete ortak olmamanın yolu da Amerikan işgalinin hemen son bulmasını savunmaktan geçiyor.

Devamını Oku