Nereye baksanız Genelkurmay Başkanı ile Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri Komutanları’nın toplu şekilde istifası için “Cumhuriyet tarihinin en büyük krizi” diye veriliyordu haber... Başbakan Erdoğan’ın “Yüksek Askeri Şura’da kriz beklemiyorum” tahmini doğru çıkmamış, tam aksine “krizlerin en büyüğü” ile karşılaşılmıştı. Türkiye’de daha önce hiç karşılaşılmamış bir durum bu...İçişleri Bakanı’nın bile “Henüz yorum yapacak durumda değilim, Başbakan gerekeni söyleyecektir” dediği bir durumda doğrusu söyleyecek fazla bir şey yok. Olay tümüyle çok üzücü ama çok kötü bir zamana, tam terör konusunun en ciddi şekilde ele alınması ve TSK’nın en çok çalışması gereken zamana denk gelmesi daha da üzücü..Saklı gizli değil, zaten TSK üzerinde uzun süredir “tutuklamalar ve terfiler konusundaki baskılar”ın dayanmaları güç bir hale geldiği görülüyordu. Terfi edecek generallere bir iddia bulunarak (ki bazılarının hiçbir dayanağı olmadığı ortaya çıkmasına rağmen) ya tutuklanmaları veya YAŞ toplantısında Hükümetin karşı çıkması besbelli ki bugüne kadar sınıra dayanmış olan sabırları taşırdı.Her konudaki uzlaşısızlık, ülkenin en ağır şartlar altında olduğu bir dönemde bile değişmedi, terfiler konusunda çıkarılan sorunlar giderilmedi. Genelkurmay Başkanı’nın ve Kuvvet Komutanları’nın yerine kim getirilirse getirilsin bu olay TSK’yı ve ülkeyi ciddi şekilde etkileyecektir. Benim asıl anlamadığım, bugüne kadar terfiler konusunda hiçbir hükümet döneminde görülmeyen boyuttaki israrın, herşeyi göze almanın sebebi ne? Galiba asıl cevap aranması gereken soru bu!*****Vergi anlaşıldı, ya Kürdistan?Askerlerin katliam şeklinde öldürüldüğü saldırılar, mayın döşemeleri var ortada.. “Efe Efe” rumuzuyla yazan okurumuz dün; “Ruhat Hanım, ‘mayın patlamasında 1 şehit, 4 yaralı var’ diyoruz ama o yaralıları kolu bacağı kopmuş, vücutları patlama ile tanınmaz hale gelmiş oluyor” demiş yorumunda. Doğru, yaralı derken bunu aklımıza getirmiyoruz. Bir yanda bu katliamlar yapılırken öte yanda BDP’lilerin “PKK ile bağlantıları yokmuş gibi konuşmaları ve sorumlu olarak operasyonları göstermeleri” de saçmalıktan başka bir şey değil.PKK terör örgütünün başı Öcalan dün “Benim yapacaklarım bitti. Bir şey yapabilmem için sağlık, güvenlik ve serbest hareket alanı verilmesi lazım” demiş. “Sağlık ve güvenlik”te bir problem olmadığına göre mesele “serbest kalması”. Demek ki Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri nin değiştirilerek kendilerine ülkenin yarısının verilmesi, özel güvenlik gücü gibi diğer isteklerinin yerine getirilmesinden de önce bunun yapılmasını istiyorlar ve o da (yine bir okurumuzun dediği gibi) kurye avukatlarıyla bildiriyor.HÜKÜMET Mİ GÖRÜŞTÜ?BDP Grup Başkanı Demirtaş da dün daha önce BDP’li Bengi Yıldız’ın söylediği ve elbette olmayacağı açıklanan “devlete vergi vermeyiz, yardım alırız” şeklindeki talepte düzeltme yapmış; “özerk bölge vergi verir, bir kısmı içerde kalır” gibi şeyler söylemiş. Ama nedense Bengi Yıldız’ın dile getirdiği diğer taleplere, örneğin “özerk bölge” dedikleri şeyin “Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun tamamı Kürdistan olacak” anlamına geldiği açıklamasına hiç değinmemiş. Her cümleye parsel parsel ve her birine ayrı terör saldırılarıyla mı değinecekler acaba?Bir önemli açıklaması da “Öcalan’la yapılan görüşmeler”le ilgili. “Öcalan’ın Kürt sorununda en önemli aktör olduğunu, Hükümet de zaten kendisiyle diyalog içindeyse bu nedenle olduğunu” söylüyor. Arkasından “İçişleri Bakanı Naim Şahin’in BDP ile görüşmeyeceğini açıklaması” için “BDP ile görüşmeyeceğim demek bu sorunu çözmeyeceğim demektir” demiş. “Kaçırılan askerler konusunda katkı sağlamak isteriz ama bize böyle bir talep gelmedi” dedikten sonra da Silvan katliamından öyle bir söz etmiş ki dersiniz TSK operasyonları bu mayın ve diğer pusu cinayetlerini önleme amaçlı değil de durup dururken yapılıyor.Bir de “Hükümet bir şekilde açılımdan vazgeçmek istiyordu,Silvan bahane edildi. Hükümet kamuoyuna bunun hesabını vermeli” iddiası var ki (seçime kadar Öcalan’la görüşmeler sürdüğü ve sonra söylemler değişip sertleştiği için de) çok ciddi bir suçlama içeriyor.Tabii Öcalan’ın “İran’ın Kandil’e saldırısı alçakça bir saldırıdır, tahmin ediyorum Türkiye de işin içindedir” sözünü unutmamak lazım, kendilerine yapılan baskınlar alçakça saldırı ise Türk askerlerine kurulan pusuların adı ne?KRİZ PKK’YA YARAMASIN?Kısacası, hangi söze ve eyleme baksanız çelişkiden geçilmiyor, neresinden başlayayım? Hükümetin Öcalan’la görüşmeleri “devlet yapıyor” demesi akla MİT veya başka bürokratları getiriyordu. Eğer burada söylendiği gibi Hükümet yapmışsa o zaman şimdi “BDP ile görüşmeme kararı neden” sorusu çıkıyor ortaya. Demirtaş’ın “kaçırılan askerler” konusundaki sözü vesuçu operasyonlara atması zaten anlamsız ötesi bir durum.Madem ki PKK ile ortak çalışıyor, onun cinayet eylemlerini övüp PKK bayrakları-Öcalan posterleri altında konuşuyorsunuz, kaçırılan askerler konusunda katkı için talep mi lazım? Üzgünseniz halledin,değil mi?Tablo “yeni terör saldırılarının olacağını, yeni kayıplar verilebileceğini” işaret ediyor. Dua edelim de tam şu sırada YAŞ’ta sorunlar yaratılması ve TSK’nın tüm üst kademesinin istifa etmesiyle çıkan kriz terör örgütüne yeni fırsatlar sunmasın! “TSK bana bağlı, benim emrimde” diyen Hükümet sorumluluğun da tek sahibi değil midir?
Ben sadece birkaç kez gittim ama her gidişimde de gayet sevimli, otantik, turistlerin de büyük ilgi gösterdiği Beyoğlu Asmalımescit’e bayıldım. Sokak aralarında masalar düzgün şekilde yerleştirilmiş, gençler gruplar halinde gülüyor, eğleniyor. Üstelik birçok restoranda her yaş ve her kesimden insanlar var. Nezih, eğlenceli bir bölge oluşturulmuş. Ve bu bölge de kısa süre öncesine kadar sokaklarından geçilmeye korkulan, sakinlerinin orada yaşamaktan bile korkar hale geldiği güvensiz bir semte dönüşmüş olan Beyoğlu’na olumlu katkı yapmış, popüler hale getirmiş. Sonra bir gün kalabalık polis grupları, Asmalımescit’in de en kalabalık olduğu saatlerde baskın yapıyor, masaları kaldırtıyor, müşterileri rahatsız ederek işletmelere hesap soruyor. Bu olayın ne kadar çok sayıda iş yerine büyük kayıplar yaşattığı, elemanlarının çoğunu bu yüzden çıkarmak zorunda kaldıkları vs yazıldı çizildi. DİĞER ÜLKELERE GÖZ ATIN!Beyoğlu Belediyesi bu anlamsız baskın için açıklama yapmış. “İşgaliye bir kira sözleşmesi değildir, geçici kullanımı ifade eder, sokaklar işletmecilerin dükkanı olur” ve benzeri kalıplaşmış maddeler. İnsanlar şikayet ediyormuş, araçlar geçemiyormuş gibi iddialar da öne sürülmüş. İnsanlar her şeyden şikayet ediyor, beyler hanımlar rahatları kaçmasın diye etrafta kedi bile istemiyorlar , onların yüzünden zavallı hayvanlar acımasızca yok ediliyor, şımarıklık had safhada yani. Araçlara gelince, Asmalımescit’in “sokaklara masa konan” kısmından trafik geçmiyor zaten.Eğer amaç “Ramazan geliyor, burada içki içilmesi engellensin” değilse eğer, İsviçre, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerin turistik kentlerine bir göz atıversinler. Hepsinde insanlar ellerinde bardaklarıyla restoran ve “pub”ların önünde kümelenirler, kimse de rahatsız olmaz. Saatler konusunda işyerleriyle anlaşılır, konu kapanır. Polisin baskın yaparak rahatsızlık vermesi söz konusu bile olamaz.Hiç mi sorunsuz bir gün geçmeyecek, sorunsuz yaşam alanı kalmayacak anlamıyorum. ***Orman Bakanlığı’ndan Antalya’ya cevap!Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’la yaptığımız görüşmeden söz etmiştim. Başkan Akaydın, “sosyal hizmetler” konusunda gönüllü olarak Belediye’ye danışmanlık yapan, Antalya Gönüllüleri Derneği Başkanı eşi Dr. Günseli Akaydın’la birlikte; benim de bulunduğum bir yazarlar grubuna Antalya’da yaptıkları “kültür-sanat, eğitim, engelliler için özel imkanlar, atık su arıtma tesisleri, 34 hektarlık arazide spor merkezleri olan halka açık tatil tesisi, Kent Estetik Kurulu kurarak şehri kimlikli bir yapıya kavuşturma” ve tabii Ekim ayında yapılacak Altın Portakal töreni gibi bir çok k onu hakkında bilgi verdi. Antalya gibi büyük ve turistik bir kentimizle ilgili yeni projeleri, gelişmeleri zamanın nasıl geçtiğini anlamadan dinledik.21’İNCİ YÜZYILDA HAYVANLARA DA MEDENİYET!Ama geçen yazımda dediğim gibi benim çok önemli bir konum daha vardı; “21. Yüzyıl Türkiye’sinin medeni illeri, ilçeleri her yıl hızla artan ve sağlıksız -bakımsız- şiddetle karşı karşıya şekilde bir yaşama mahkum sokak hayvanlarının korunması ve kısırlaştırılarak doğal ve kontrollü ortamlarda yaşatılmasını kampanya halinde sağlayacak mı?”.. Başkan Akaydın, Antalya’da bir barınak bulunduğunu ama yetersiz olduğunu, mezarlık yapılmak üzere tahsisi yapılmış ama mezarlık olamayacağı ÇED Raporu ile anlaşılmış 400 dekarlık bir arazinin “hayvan parkı” yapılabilmesi için Orman Bakanlığı’ndan tahsis beklediklerini söylemişti.Daha ben konuyu tam anlatmadan, kısacık notlar verir vermez Orman Bakanlığı’ndan hemen cevap geldi ki bunun için kendilerine teşekkür ediyor, dikkat ve ilgilerine takdirlerimi bildiriyorum. Antalya Büyükşehir Belediyesi 12 Mayıs 2011’de “arazinin tahsis adının ‘hayvan barınağı’ olarak değiştirilmesini” Orman Bölge Müdürlüğü’nden talep etmiş.Fakat kanuna göre tahsis adının değişmesi için daha önce verilen iznin iptali gerekmekte, bu talebin de Büyükşehir Belediyesi’nden gelmesi gerekmekteymiş. BAKANLIK TAHSİSİ VERECEKOrman Bölge Müdürlüğü 12 Temmuz’da bunu Belediye’ye bir yazı ile “kendilerinden bir iptal istemi gelmesi halinde söz konusu alanın ‘HAYVAN ORMANI’ olarak tahsis edilebileceğini” bildirmiş. Yani bu durumda, muhtemelen benim bir yanlış anlama (ki nadiren olur) sonucu yazdığım ‘2.5 yıldır tahsisin beklendiği’ cümlesi doğru değil. Ve doğru olmaması da beni çok mutlu etti.Önemli olan sonuçta güzel bir şeyleri el ele başarabilmek. Bu hayvan ormanları tabii ki uçsuz bucaksız alanlara bırakılmış hayvanlar demek olmuyor. “Yaz ve kış rahatça yaşayabilecekleri, kısırlaştırılacakları, hamile olanların güvenli şekilde doğuracağı, içinde gönüllüleri ve veteriner klinikleri, barınakları olan planlı mekanlardan, yeşil alanlardan” dan söz ediyoruz. Bunları şimdiden başarmış belediyeler var ve istenirse tüm ülkeye yayılması, birkaç yıl içinde “sokak hayvanı sorununun çözülmesi” hiç de zor değil.Bu arada, son günlerde insanların sokak hayvanlarına yaptıklarını duyup gördükçe bu çabanın çok acilen sonuç getirmesinin önemini gösteriyor. Bencillik, kötülük ve “doğayı sadece kendine ait sanma” inanılır gibi değil!***Yine mayın, yine 1 şehit, 4 yaralı.. Alçaklık değilse ne?Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde 7 askerin bulunduğu aracın geçtiği yola PKK terör örgütü tarafından döşenen mayının patlaması sonucunda 1 askerimiz şehit olmuş, 4’ü yaralanmış. Ve aynı gün BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt “Kürt halkının talepleri kabul edilmedikçe Kürdistan’daki kirli savaş bitmez” diyor. “Biz milletvekilleri olarak Kürt halkının talepleri yerine gelene kadar ne bedel ödenecekse hazırız” diyor.Bırakın bu vahşetin, arkadan vurmanın, pusuyla katliam yapmanın asla ve hiçbir nedenle “Kürt halkının talebi” olamayacağını.. Kendilerinin de bunu onlara mal edemeyeceğini.. Hem “biz milletvekilleri olarak” deyip hem de bu kanlı pusulara destek vermeleri nasıl bir çelişkidir ve saçmalıktır. Milletvekili olduğun devletin askerine pusu kurulmasına alkış tutuyorsan o maaşı neden alıyorsun?BDP’li Kurt yapılanın “çirkin” olduğunu kabullenmiş ki çok doğru, öyle çirkin ve dürüstlükten uzak ki buna asla “savaş” filan denemez, adı düpedüz “terör”dür, öyle söz etsinler!
Türkiye’nin bir çok yerinde yıllardır BDP’nin gayretleriyle etnik kutuplara ayrıştırılmış olan vatandaşlar arasında kavgalar çıkmaya başladı. İşin daha da kötü yanı; hem ırkçılığa karşıymış gibi görünen hem de ırkçılığın alasını yaparak, terörü destekleyerek “bugüne kadar bir arada yaşamış olan Kürt ve Türk vatandaşları” karşı gruplar haline getiren parti bundan da hiç rahatsız görünmüyor.Hakkari’nin Şemdinli İlçesinde 22 Temmuz günü “askerlerin geçiş yoluna mayın döşerken” askerlerle girdiği çatışmada ölen iki teröristten birinin dün yapılan cenaze töreninde olaylar çıkmış. Sıddık Öztürk isimli bu teröristin cenaze töreninde BDP milletvekilleri Pervin Buldan ve Halil Aksoy’un yanı sıra 500 partili daha bulunuyormuş. Pervin Buldan yaptığı konuşmada “Başbakan bir gün gelecek Kürt halkından özür dileyecek. Sıddık Öztürk’ün annesinden özür dileyecek” demiş.Bütün bu tabloda o kadar çok söylenecek şey var ki nereden başlayacağını bilemiyor insan.. Herşeyden önce “devletin siyasi bir partisine ait, devletten maaş alan” milletvekillerinin ve partililerin “devletin askerini yok etmek üzere mayın döşeyen” ve bu nedenle çıkmış bir çatışmada ölen teröristin cenaze törenine katılması olacak şey midir? Olacak şeydir diyorlarsa, o zaman “durup dururken, yollarına döşenen mayınlarla, kurulan pusularla onlarca şehidi bir defada veren” halkın kendilerine gösterdiği tepkiye kızmaya hakları var mıdır?KÜRT HALKI ASKERE PUSU MU İSTEDİ?Sonra, Kürt halkı ile terörist ne hakla özdeşleştiriliyor ve bir teröristin, üstelik kendisi tarafından yapılan haince bir eylem sebebiyle çıkan çatışmada öldürülmüş olması için neden özür gerekiyor ? Evinde oturan, kendi asker çocuklarını da şehit veren Kürt vatandaşlar terör örgütüne “git, Kürt-Türk demeden bu ülkenin askerlerini, insanlarını arkadan vur, pusu kur” mu dediler? Tam aksine, Doğu ve Güneydoğu’ya yapılan yatırımların, yardımların, eğitimin terör örgütü tarafından baltalanmasına, yapılan katliamlara onların da en az diğer bölgelerdekiler kadar üzülmediğini ne hakla ima ediyor, ne hakla ayırıyor ve özürden söz ediyorlar?Bu bölgede nüfusun küçük bir yüzdesini temsil ettikleri araştırmalarla ortaya konduğuna göre bu hakkı kendilerine veren ne acaba? Seçimlerde PKK baskısı ve korkusuyla fazladan alınan oylar mı? Sebep ne olursa olsun, siyasi parti konumunu koruyan, yeni anayasa çalışmalarında Meclis’te olacağını söyleyen bir parti “mayın döşeyen terörist” cenazesinde “Başbakan’ın özürü”nden filan söz edemez. O cenazeye katılır ve bunu söylerse o partinin siyasi meşruiyeti tartışılır. Terör örgütü mü, parti mi olduklarına karar vermeleri konusu ortaya çıkar.BDP’nin artık bu çelişkili, kontrolsüz, bölücü tavır ve düşmanca söylemlerle “insanlara zarar vermek” dışında bir yere varamayacağını anlamasının zamanı geldi, geçiyor!*****Genelkurmaydan ‘helikopter’ telefonu!Dün “Silvan’daki terör saldırısında helikopterlerin yardıma geç gitmesi” konusunda yazdığım ‘Ne standardı yahu, 13 şehitle kim dinler standardınızı’ başlıklı yazımla ilgili açıklama yapmak üzere Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Süngü aradı. Kendisinin de pilot olduğunu, 2 sene tugay komutanlığı ve Diyarbakır’da tabur komutanlığı yaptığını söyleyen Süngü; “Helikopterlerin çatışmanın 14.18’de başladığını, 14.39’da tabur komutanının çatışmayı haber vererek helikopter talebinde bulunduğunu, helikopterlerin 1 saat 5 dakika sonra 15.45’te yardıma gittiğini” anlattı. Bu bilgiye göre; çatışma sonrası medyada verilen “çatışmanın 13.30’da başladığı” haberleri yanlış, 14.18’de başlamış. Tuğgeneral Süngü, burada asıl sorunun “çatışma neden geç haber verildi” olduğunu söylüyor, her halükarda helikopter, silah, motor sistemi kontrollerinin yapılması için bir süre geçeceğini vurguluyor. Çatışma karmaşası içinde bu gecikme anlaşılabilir, helikopter ve silah kontrolleri anlaşılabilir ama o birlikler zaten “yakında olduğu kesin şekilde bilinen teröristleri takip için araziye çıkmışlar, telsiz konuşmalarından da nerede oldukları anlaşılıp ikaz yapılmış”. Bu durumda yardım helikopterleri ve çok yakınlarındaki özel harekat birlikleri hazır beklemeli, nöbet değiştirerek her an yardıma koşacak halde olmalı değil miydi? Benim kafam hala tam aydınlanmış değil maalesef... Tuğgeneral Tayyar Süngü “özel harekat birlikleri” ile ilgili konunun detaylarını bilmediğini, beni helikopter yardımı konusunda bilgilendirmek üzere aradığını söyledi. Kendilerine ilgilerinden dolayı teşekkür ediyorum, bir süre sonra bu konu daha netleşecektir ama umarız artık “ihmal, gecikme” gibi üzüntüleri bir daha hiç duymayız. ****Hayvan dostu olmak ya da olmamak!Bugün Antalya Belediyesi-’nin Orman Bakanlığı’ndan “sokak hayvanlarını korumak, kısırlaştırmak ve doğal ortamda yaşatmak amacıyla yapılacak hayvan parkı” için istediği arazi tahsisini yazacağımı anons etmiştim. Ama dün başka görüşmelerim ve hayvanlarla ilgili saatler süren çalışmalarım da vardı ve zamanım kısaldı, yetişmedi affınızı rica ediyorum. Bunları ve “hayvan dostu olan ya da olamayan” belediyeleri size sırayla anlatacağım, yarın ve daha sonra...
BDP’nin “daha önce de Öcalan ve kendileri tarafından söylenmiş olan” talepleri “özerklik ilan etmelerinden” sonra bir kez daha BDP’li Bengi Yıldız’ın açıklamalarıyla duyuldu biliyorsunuz. Bu konuda dün yayımlanan yazımı (Pazartesi akşamı) yazarken Hükümet kanadından da, Ana Muhalefet ve diğer partilerden de, hiçbir ilgili kurumdan da en ufak bir tepki, açıklama olmamasına şaşırmaktaydım. Nihayet dün Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “BDP’nin özerk bölge formülünün şartlarından sadece birine, hatta onun da yarısına; “vergi vermeyiz ama devlet yardımı alırız” sözünün “vergi vermeyiz” kısmına değinmiş.ÖZERK BÖLGE VE ‘ÇALIP OYNAMAK’“Vergi gibi konuların devletin vatandaşa yüklediği mükellefiyetlerden olduğunu” söyledikten sonra “Vergi ödemezseniz devlet gereğini yapar ve tahsil eder, devlet olmanın gereğini yapar” demiş. Doğru ve yerinde bir açıklama ama eksik..Yeni anayasa için Meclis’te bir uzlaşma komisyonu oluşturulacağını, kendileri komisyon kurup dayatma yapmayacaklarını söylediğine ve Kemal Kılıçdaroğlu da “her tür desteği vereceklerini” açıkladığına göre umarız yakında kafa kafaya verip bu konuları kavgasız gürültüsüz tartışmayı başarırlar.BDP de yeni anayasa çalışmalarına katılacağını bildirdiğine göre o zaman “özerk bölgenin kendine ait savunma gücü oluşturması gibi diğer taleplerini” de masaya getirecektir. Ama her şeyden önce artık açık açık “Özerk Kürdistan” dedikleri bu bölgenin tartışması TBMM’deki partiler tarafından yapılacak mı sorusu var. Başbakan Erdoğan’ın “kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar” sözüne bakarsak tartışması bile olmayacak ki zaten mümkün de görünmüyor.O zaman... Madem ki “seçime kadar BDP’nin talepleri olacakmış gibi susulan, Öcalan’la görüşmeler yapılan” konuda anlaşma mümkün görünmüyor ve terör tehditleri-eylemleri sürüyor şu andan tezi yok hemen oturup “terörü bitirme konusunda” hangi önlemlerde anlaşacaklarını derhal konuşmalılar. Örneğin; yıllardır her terör saldırısında yazıldı, çizildi, dinlenmedi ama sonunda, çok sayıda şehitten de sonra “Terör mücadelesinin kısa bir eğitimden sonra araziye gönderilen 20 yaşında gençlerle değil, uzmanlaşmış, gönüllü ve deneyimli profesyonel birliklerle yapılması gerektiğini” hepsi anladılar. Anlaşamadıkları “özel harekat timleri, polis mi asker mi” gibi konuları hemen çözüp tüm önlemleri almak görevleridir.Arazide binlerce 20 yaşında gencimiz bekliyor!*****Ne standardı yahu?Bazı karakol saldırılarında da yardımın gecikmesinden, ihmallerden söz edilmiş, soruların çoğu da cevapsız kalmıştı. Silvan’daki terör saldırısında 13 şehit verdikten sonra elbette yine soru işaretleri üzerinde duruldu, doğal olarak çoğumuz sorduk. Genelkurmay bu konudaki araştırmasını tamamlamış, sonucu açıklandı. Kesin bir gecikme var ama efendim “Bu süre standartlara uygun”muş. Ne standardı yahu, 13 şehitle kim dinler sizin standardınızı?Teröristlerin telsiz görüşmeleri alınınca “ilk ikaz mesajı” birliklere iletilmiş. Çatışma başladıktan sonra ancak 14.39’da üst karargaha bildirilebilmiş. Helikopterler 15.21’de kalkıyor ve haber verildikten bir saat, çatışma başladıktan 2 saat 15 dakika sonra 15.45’te çatışma yerine ulaşıyor ve dumandan teröristleri seçmeleri de zor oluyor.Oysa o birlikler araziye çıkarken zaten PKK’nın orada olduğu bilinmekte, telsiz konuşmaları alınır alınmaz ikaz mesajıyla beraber yardım yola çıkmalıydı. Üstelik 3 ayrı özel harekat timi burunlarının dibinde bekletilirken.. Bu gecikme olmasaydı dumandan önce oraya yetişmeleri mümkün olabilirdi.Burada asker-sivil demeden sorumlu olan herkesin, tüm kurumların hesap vermesi gereken bir durum var ortada.. İlk kez terör eylemiyle karşılaşılmış olsa belki kabul edilebilirdi ama şimdi, örneğin ben vatandaş olarak bu hesabı istiyorum!*****Antalya, Orman Bakanlığı’ndan haber bekliyor!Pazartesi akşamı Antalya’nın dinamik ve çalışkan Belediye Başkanı Prof Dr. Mustafa Akaydın’ın köşe yazarlarıyla yaptığı yemekli toplantı için Pera Palas’taydım. “Antalya’da şu anda 3 yeni özel üniversitenin açılma aşamasında olduğu”ndan, güneş enerjisini elektrik enerjisine çeviren projelerine, Türkiye’nin en büyük “engeliler rehabilitasyon merkezi”nden, gençler için 300 yataklı kültür merkezi ne, “günde 16 bin çocuğa süt dağıtılması”ndan, bu yıl Altın Portakal’daki etkinliklerin büyük kısmının “kadın temalı” olmasına ve jürinin de kadınlardan oluşmasına kadar çok sayıda gelişmeyi takdirle, heyecanla dinledik.O, Güneş Ev ve Güneş Park gibi çağdaş, yenilikçi projeleri hayata geçirdiğini anlatırken bunların tüm ülkeye yayılmasını diledik. Ama ben daha masaya oturur oturmaz ilk sorum ‘Antalya’da doğal hayvan parkını ne zaman açıyor, sokak hayvanlarını koruma ve kısırlaştırma kampanyasına ne zaman başlıyorsunuz’ oldu. Biliyorsunuz haftalardır “hayvan barınakları” yerine onların doğal ve serbest ortamda, hayvan ormanlarında bakımlarını ülke çapında kampanyaya dönüştürmek için yazmaktayım, masadaki meslektaşlarım zaman zaman “kedi-köpek” sohbetinden sıkılsalar da konunun peşini bırakmadım.Başkan Mustafa Akaydın Antalya’da bir hayvan barınağı olduğunu, hayvan ormanı için ise Orman Bakanlığı’ndan 400 dekarlık bir arazi için “tahsis beklediklerini” anlattı. Tam 2.5 yıldır beklemedeymiş bu tahsis.. Yarın devam edeceğim.
İnanın yazarken, o şehit analarının yürekler parçalayan ağıt fotoğraflarına bakarken beynimin damarları tıkanıyor gibi hissediyorum artık... Hala bu canavarlıkları gözü kırpmadan yapan terör örgütüne arka çıkmak için lafı eğip bükmeye çalışan sözüm ona “aydın” şahısların film seyreder gibi soğukkanlı bir şekilde aynen devam ettiklerini gördükçe de ‘bunlar normal insan olamaz’ diye düşünüyorum. Bir itirazları varsa buyursun yazsınlar. Beylerimiz kimseleri de beğenmezler, her şey onlardan sorulmalı, son sözü onlar ve yine burunlarını havaya dikerek, başka görüşleri yok sayarak söylemelidir!Böyle bir “kıymetleri kendilerinden menkul” durumu da söz konusu yıllardır. Ve hala, hala...RİYA DEDİĞİN NEDİR?Onlarca yıldır on binlerce can alan terör saldırılarıyla bugüne gelindi ve Türkiye’nin PKK terörüne 13 şehit verdiği gün BDP kendine göre “Özerk Kürdistan”ın ilk adımını atarak özerklik ilanı yaptı. Arkasından, daha 13 şehidimizin acısı tazeyken “karakollarına giderken PKK tarafından pusuya düşürülen” üç askerimizi daha şehit verdik, aynı sıralarda geçen Cuma Şemdinli’de “PKK’nın askerlerin geçiş yolu üzerine döşediği mayınlar”ın fark edilmesi sonucu yapılan operasyonda ağır yaralanan Teğmen Süleyman Özoğlu da şehit oldu.13 şehit verilen saldırıdan sonra BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş kendilerinin saldırıdan haberi yokmuş gibi “üzüntü mesajı” verdi, sonra “özerklik ilanı”nın aynı güne denk gelmesinden üzüldüklerini açıkladılar vs. Ama öte yanda her gün yeni şehit haberleri gelirken “ilan ettikleri özerkliğin muhteşem (!) şartları”nı da öne sürmekten ya da bayram “eski saldırıların yıldönümlerini bayram gibi gibi kutlamaktan” geri kalmıyorlar. Bu tam bir riya gösterisi değilse nedir acaba?DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK!Neşe Düzel’e verdiği röportajda BDP’li Bengi Yıldız’ın söyledikleri “oh ne ala formül, ne ala siyasi parti bu” dedirtecek cinsten. Neler demiş bakalım:- “Batman, Diyarbakır, Antep, Maraş, Erzincan, Elazığ, Erzurum, Van, Ağrı, Siirt, Adıyaman gibi illerin dahil olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin tamamı Özerk Kürdistan’ın içinde yer alacak”mış ve zaten bu ilan da o anlama geliyormuş.- Özerk yerler Ankara’ya vergi vermeyecek ama para ve her tür yardımı alacakmış.- Öz savunma gücü olacak (bunları Öcalan devlete “yol haritası” olarak basında dayatalı iki yıl oldu ki herhalde İmralı’da yaptıkları özel görüşmelerinde de konuşuldu ama hükümetten seçim öncesi bir tepki duyulmadı.)- Bu bölgede polis görev yapmayacak, gençler askere gitmeyecek. Yani devletin güvenlik gücünü ve ordusuna da açık ret var.Peki bu “oh ne ala” formülün ve ülkenin yarısından vazgeçmenin benzeri dünyanın neresinde görülmüş, onu da açıklarlar mı acaba?TERÖRİSTE TEŞEKKÜR EDEN PARTİ!Açıklamalara bakınca bunlardan hepsi eksiksiz yapılmazsa “katliama devam” edileceği anlaşılıyor zira “terör desteğiyle bu noktaya geldiklerini, kendi saldırılarında veya o nedenle yapılan operasyonlarda ölen PKK’lılara minnet borçlu olduklarını” da açıklıyorlar.Doğu ve Güneydoğu’nun tamamının Kürdistan olmasını isterken de herhalde bu bölgelerde hiç Türk yaşamadığını, o illeri almak için örneğin Kahramanmaraş’ın o ismi alması için hiç Türk ölmediğini varsayıyorlar. “Tarihsel olarak Kürtler nerede yaşamışsa oralar Kürdistan olacak”mış, peki ya orada yüzyıllardır birlikte yaşayan Türkler nereye gidecek? Ne mantık, ne matematik tir bu böyle? Bırakın diğer olmayacak talepleri, tazminat isteğinden farksız olan “Biz vergi vermeyiz, siz bize para ve her tür yardımı verirsiniz” talebi dünyanın neresinde, hangi devletinde görülmüştür? Benzeri İspanya’da mı (en çok vergiyi BDP’nin örnek gösterdiği Katalanlar verdiği için bundan şikayet ediyorlar), İsviçre’de mi, ABD’de veya Almanya’da mı mevcuttur, nerede? Aslında bu taleple en yakın benzerlik; 1890’ların başında Ermeni hareketinin Muş’tan başlayan ve “Biz bağımsızız, Osmanlı’ya vergi vermeyiz” talebi arasındadır, başka örneği de yoktur.NEDEN MEŞRU KABUL EDİLSİN?Burada ortaya çıkan asıl soru şu; siyaset yaptığı, meşru parti sayıldığı ülkede böyle talepleri “terör destekli olarak dayatan ve devlete vergide vermek istemeyen” bir parti niçin meşru kabul edilsin? Siyasi parti statüsünde olduklarına, siyasi parti mücadelesi verdiklerini söylediklerine, milletvekili maaşı ve devlet yardımı aldıklarına göre ilk yükümlülükleri herkes gibi vergi ödemektir. “Biz oturalım, balını kaymağını alalım, sonra ayrı bir devlet gibi diğer devletler tarafından tanınmayı isteyelim ama Türkiye çalışsın bize baksın” demek değil..Böyle bir parti, “üniter devlet” olduğu bilinen ve bunun korunacağı söylenen bir devlette meşru parti statüsünü sürdürebilir mi? Yoksa “yemin etmeme” olayının asıl nedeni de bu mudur?MALİYE KONTROLÜ NE OLACAK?İçişleri, Maliye, Çalışma Bakanlıklarının partileri denetleme hakkı olduğuna göre bu açıklamadan sonra da bakanlıklar aynı istekte bulunursa ne olacak? “Hayır efendim, biz denetleme dışıyız” mı diyecekler bundan sonra?BDP’nin açıklamaları her şeyden önce “devlet” tarifine ve uygulamalarına aykırıdır, taleplerinin örneği yoktur, bu nedenle de tartışması bile mümkün değildir. Eğer bu uğurda terör cinayetleri devam edecek ve onlar da destekleyecekse “siyasi parti” olduklarını iddia etmesinler!(NOT: Sevgili okurlarım, Pazartesi günleri aslında benim tatil günüm olduğu için diğer konuları yarına bırakıyorum, bilginize..)
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Terörün önlenmesi için Ana Muhalefet Partisi olarak iktidara her tür desteği vermeye hazırız” demiş. Gerçekten de şu anda en önemli, en acil ve tüm partilerin birlikte çözmesi gereken konu “terörün önlenmesi”dir. “Kürt Açılımı” diye başlatılıp “Demokratik Açılım” olarak devam ettirilen açılımın, o süreçte açıklanan adımların BDP’yi ve paralel çalıştığı PKK’yı pek ilgilendirmediği, terörü bitirmek için istediklerinin “hükümetin vaatlerinin açıklanan kısmı” ile pek alakasının olmadığı ise geçen süreçte anlaşılmıştır.Onlar, 13 askerin şehit edildiği gün yaptıkları açıklamayla ilan ettikleri “özerklik” ve onun arkasından gelecek diğer kendi taleplerine kilitlenmiş durumdalar ki bunların büyük çoğunluğu “yapılacak yeni anayasada ‘değiştirilemez maddeler’in bu talepler doğrultusunda değiştirilmesi” ile ilgili.. Öcalan’ın “devletle memnunluk verici görüşmeler yapıyoruz” dediği görüşmelerde ona ne sözler verildiği bilinmiyor, bununla birlikte Başbakan Erdoğan’ın “BDP tarafından ilan edilen özerklik” konusunda “Ne özerkliği, kendileri çalıp kendileri oynuyorlar” demesi daha ilk etapta “özerklik talebi”nin kabul edilir olmadığını gösteriyor ki bu konu öyle “Siz istediniz, biz verdik” denebilecek bir talep de değildir elbette..KAYBEDİLEN HER DAKİKA ÖNEMLİ!Ama açılım sürecinde yapılan hatalar, her şeyden önce (silah bırakmayan terör örgütüyle) yanlış başlangıç “böyle zannedilmesine” yol açmış, olayları bu mecraya sokmuştur. Ve bu noktadan sonra da BDP-PKK ile tekrar başa dönmek ve farklı bir platformda açılım başlatmak çok zordur.Onun için “terörü önlemekte her tür destek” derken seçenekler zaten fazla değil ve üstelik hiç hata kabul etmeyecek noktada, orası bir gerçek. Ama “zaman kaybetmeden anlaşmaları ve başlamaları” askerlik görevini yapan gençler için, arazide bulunan asker ve polisler için, tüm ülkenin artık terörle yatıp kalkmaması için son derece önemli. Hükümetin Kılıçdaroğlu’nun çağrısına en kısa zamanda cevap vermesi gerekiyor.BAŞKA PARTİLERE GİDEN OYLAR!Biz terör konusuna yoğunlaşmışken CHP Tekirdağ eski İl Başkanı Aydın Kurban’dan gelen bir mektupta yazılanlar dikkatimi çekti. Kurban şöyle diyordu: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığına söylenecek söz yoktur. Çünkü toplumda ve CHP tabanında dürüst, çalışkan ve tam bir demokrat olarak algılanmaktadır. Ancak genel başkana rağmen bazı yöneticilerin kendi bireysel siyasi düşüncelerinin hayatta kalabilmesi için tutundukları parti içi tavırların, parti tabanında siyaset yapanların dikkatinden kaçmadığı muhakkaktır.Bu nedenledir ki Sayın Kılıçdaroğlu artık CHP Genel Başkanlığı’ndan öte, CHP’yi ve ülkeyi esenliğe çıkarmak yolunda lider olmak zorundadır(...) Bu konuda CHP’nin yüzde 30’lar ve üstünde olamamasının sebeplerini 3 ayrı temelde sorgulaması ve sonuçlandırması gerekir.1- CHP’lilerin kendi partileri yerine MHP ve bazı bağımsız adaylara oy vermeleri,2- CHP örgütlerinin Kılıçdaroğlu’nun seçim çalışmalarındaki performansının çok çok altında kalması (örgütsel zafiyetleri),3- Başta Sn. Sarıgül olmak üzere partiye oy ve ivme kazandıracak kişilerin CHP’ye katılımlarının ihmal edilmesi. Sayın Sarıgül’ün CHP’ye katılımının mutlaka sağlanması gerekirdi (...) Sn. Sarıgül’ü beğenir veya beğenmezsiniz, ancak Türkiye’de Sarıgül’e destek verebilecek kişiler azımsanmayacak kadar çoktur. Bence Cumhuriyet Halk Partisi’ne en az 3-5 puan kazandırabilir.”BELEDİYE BAŞKANLIĞIMektup tamamını alamayacağım kadar uzun. Tekirdağ eski İl Başkanı Aydın Kurban, “CHP’nin eğer 2014 yerel seçimlere hazırlanırken sıkıntıya girmek istemiyorsa Mustafa Sarıgül’ü partiye alıp “Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapmayı düşünmesini, onun katılımından öncelikle partinin kazançlı çıkacağını”, böyle olmadığını düşünenler varsa ulusal bir anket yapılabileceğini de yazmış.Mektup “ Sayın Kılıçdaroğlu, yanındaki yöneticilerinin bireysel bekalarından önce partisinin ve Türkiye’nin bekasını düşünmelidir. Umarım başta Sayın Genel Başkan olmak üzere tüm parti yönetimi aklı selim davranır” diye bitiyor. Doğru noktalara değinen güzel bir mektup, teşekkürler. Başkalarını bilmem ama benim artık bu dilekler konusunda endişelerim var, CHP sık sık hata yaptığı gibi “partiye zarar veren insanları yarar sağlayacaklara” tercih ediyor. Bazı konularda “Baykal’da tenkit edilen” eski alışkanlıklar sürüyor. Bu anlayışı değiştirmedikleri takdirde bir gelişme sağlamayacakları, eskiden olduğu gibi “kerhen verilen oyları” alamayacakları da kesin.. Bekleyip göreceğiz.
Türkiye’de kadın ve çocuklara karşı işlenen suçlara “şiddet” demenin hafif kaldığını, tecavüz, toplu tecavüz, işkence, bıçakla-silahla bilmem kaç yerinden vurarak kurbanlık koyun gibi öldürme olaylarına şiddet değil “vahşet” demenin ve en ağır cezaları uygulamanın doğru olacağını kaç kez yazdım.Son duyduğumuz haberler arasında; “Konya’da işsiz bir adamın sevgilisini döverek komaya sokması”, İzmir’de Nezih Adıgüzel isimli adamın tartıştığı eşini baraj gölünde boğarak öldürmesi, Kocaeli’nde “savcılığa tehdit edildiğine dair dilekçe vermiş olan” İlknur Büyükyazıcı’nın eski kocası tarafından öldürülmesi, Hatay’da henüz 21 yaşındaki genç kadının işsiz kocası tarafından terk edilmesi üzerine “yaşı küçük olan erkek kardeşine vurdurularak” öldürülmesi vardı... Babası olayın olduğu odayı kilitleyerek ölmesini beklemiş.Bu canavarlıkların daha kaç tanesine susacağız söyler misiniz? Bu cinayetlerin terör saldırısıyla öldürülen askerlerin karşılaştığı vahşetten ne farkı var? Bu cinayetleri işleyenleri de bin çeşit ceza indirimi yaratarak hafif cezalarla serbest bırakırlarsa biz yine öylece “görmez gözlerle” bakıp duracak mıyız? Yoksa artık kesinlikle “bir toplum tepkisi gerektiğini” düşünecek miyiz?BOYNUNA TAKSAN FARKETMEZYeni “Kadın ve Aile Bakanı” Fatma Şahin (Bakanlığı bu isimle anmaya devam edeceğim) kadına şiddet uygulayan, evden uzaklaştırma cezası almış erkekler buna uymadıkları takdirde “elektronik takip sisteminin devreye gireceğini” söylemiş. Bu karara uymadığı görülenlere “elektronik kelepçe” benzer bir izleme cihazı takılabilirmiş.Öncelikle Fatma Şahin’in göreve başlar başlamaz “kadına karşı vahşet” konusunda şimdiye kadar yapılmayanı yapması, farklı bir çözüm geliştirmeye çalışması ümit verici, takdir edilecek bir durum onu söyleyeyim. Ama “kadınları en vahşi şekilde öldürmeyi göze almış” potansiyel suçluların kelepçe nedeniyle geri adım atmayı düşüneceklerini de hiç sanmıyorum, o vahşeti planlayabilecek hasta kafalar için kelepçeyi boyunlarına taksanız da bir şey değişmez. Zaten “o kelepçe takılana kadar geçecek zamanda” kadını ortadan kaldırırlar.25 yıl önce gazeteciliğe başladığım günden bu yana aynı barbarlık olayları eksilmedi, çünkü cezalar asla “zamanında ve en ağır şekilde verilip” uygulanmadı. Tek çözüm o ağır yaptırımları getirmek, hakimlerin doğru karar vermesini de izlemektir. Batı ülkeleri nasıl çözmüş sorunu, incelesek göreceğiz.PROTESTO ŞART AMA NEREDE?Bu arada, Hüseyin Üzmez davası ve “çocuklara toplu tecavüz” davaları neyi bekliyor, suçlu neden hala dışarıda, Bakan Şahin bunu da cevaplar mı acaba? Bir ilave daha; kadın örgütleri “ağır cezalar” için bir kez daha ortaya çıkmanın, TBMM önünde protesto eyleminin planını yapıyorlar mı, yoksa topluca yeni olayları mı bekleyeceğiz?*****Bodrum hayvan barınağındaMilas’tan sonra dün de Torba’da bulunan Bodrum Hayvan Bakımevi’ni habersiz olarak gezdim. Memnunlukla söyleyebilirim ki daha önceki yıllarda “bakımsız olduğu, hayvanların güneşte ve aç bırakıldığı” konusunda şikayetler duyduğum ve yazdığım Bodrum barınağı bugün gayet iyi durumda. Belediyenin asıl veteriner doktoru aynı zamanda mezbaha ile ilgilendiği için devamlı orada bulunamadığından bir başka genç doktor; Aydın Coşkun bakıyor hayvanlara, kısırlaştırılmalarının, tedavilerinin çoğunu o yapıyor.Yolun iki tarafındaki bölümlerin bakıcılarının da temizliği, beslenme işini özenle yaptığı belli, burada da hayvanlara kuru mama veriliyor ama bence mezbahadan alınacak fazla etler, kemikler de kaynatılıp verilse (ki Milas’ta benzeri yapılıyor) çok iyi olur. Burada da sahipleri tarafından sokağa atılan (aferin !! o sahiplere) köpekler var, annesiyle birlikte atılmış küçük yavrunun güzelliğini görmelisiniz.Annelerini kaybetmiş, anne sütü almadığı ve bağışıklığı gelişmediği için gözleri virüs kaparak kapanmış kedi yavruları beni ağlattı yine.. Onları da alıp İstanbul’a götürmek, sevgi vererek, okşayarak bakmak, Dr Ümit Örs veya Dr Zeki Şahinoğlu’na tedavi ettirip açılacak kedi parklarına bırakmak geçti içimden. THY’ye sordum, 4 yavruyu birden almalarının garanti olmadığını söylediler, yine de gelecek ay bunu yapmayı deneyeceğim. Dr Aydın Coşkun “merak etmememi, onları iyileştirmek için elinden geleni yapacağını” söyledi. Sonra Kuşadası, Adana, İstanbul Hasdal ve diğerlerini görmeye çalışacağım. (Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un hayvanlara gösterdiği ilgiyi duymuştum, barınağı görünce ben de emin oldum. Bu medeni çabayı kutluyorum!)YALIKAVAK’LI ROSEMARY VE 140 CAMİBarınağı gezerken “küçük bir köpeği tedaviye getirmiş, başında Veteriner’i bekleyen” bir Amerikalı hanımla karşılaştım. Konuşurken adının Rosemary olduğunu söyleyince ‘Aa, o Rosemary siz misiniz’ deyivermişim, onunla ilgili birkaç e-posta almıştım, komşuları “evinin bahçesinde köpek barınağı kurduğunu ama köpeklere nasıl baktığını kimsenin bilmediğini” anlatıyordu. İçleri rahat olabilir, keşke herkes hayvanları onun kadar sevse..Yalıkavak Gökçebel’de “15 köpek ile 20 kedinin zehirli yiyecekle öldürüldüğü” Spor Kent-1 sitesinde bu canavarlığa kalkışanlar her kim ise, ondan birazcık vicdan öğrense (Her öldürülen kedinin günahının ancak “7 cami yaptırarak affettirilebileceği” söylenir, 20 kedi için 140 cami yaptırarak günahlarını belki affettirebilirler).. Bu arada Yalıkavak’ta “hayvanların korunması ve özenle kısırlaştırılması” konusunda neler yapıldığını sordum. Küçük bir barınak oluşturulduğunu fakat kayda değer bir çalışma olmadığını söyledi. Kontrol için sırada Yalıkavak da var demek ki..ÇOCUKLARA HAYVAN SEVGİSİHAYTAP “Toplumda artan her tür şiddete karşı mücadelede ‘hayvan sevgisi, yaşam hakkına saygı ve merhamet duygusu geliştirilmesi”nin, bu konuda toplumsal eğitimin önemini düşünerek “ONLAR İÇİN DE BİR DAMLA YAŞAM” projesini geliştirmiş. Tüm yurtta her köşeye gidebilecek, “YAŞAM ARABASI” olarak adlandırdıkları arabayla okullarda animasyonlu ve çocukların katılabileceği eğitsel faaliyetler, kalabalık yerlerde standlar kurulup, gösteriler yapılacak. Hoparlörle “BİR KAP YEMEK, BİR KAP SU”, “ONLARI TERKETMEYİN” gibi mesajlar verilecek. Gönüllü ve duyarlı insanlarla “hayvan hakları grupları” oluşturulacak. Bunların hepsi de harika çabalar, gelişmeler değil mi? Bu arada, sokaklara hayvanlar için gönüllüler tarafından konulan su kaplarını bile “birilerinin” kaldırdığı haberleri geliyor. Biraz insaf, biraz dikkat lütfen, muslukları yalıyor zavallılar!
Bana okurlarımın gönderdiği mektupları her zaman dikkatle okudum, hepsine tek tek cevap vermem mümkün olmasa da her mesajı mutlaka okuyorum. Mesela aynı gazetede yazılan ve doğru bulmadıkları bazı köşe yazılarına bile hemen bizim tepki vermemizi bekleyen, bunu görmeyince hepimize birden kızan çok sayıda okurumuz oluyor. Onlara “bunu her seferinde yapmanın bizim işimiz olmadığını, bir yazarın kendi yazısından sorumlu olduğunu, sonucun ise yönetimi ilgilendireceğini” anlatamıyorum.Olması gerektiği gibi, saygılı bir ifadeyle yazılanlar arasında saygısız dille, hesap sorarak yazanlar da var. Soner Özer’in “PKK terörüyle ilgili” mektubu bunlardan ama içinde haklı bir soru da olduğu için yazmayı tercih ettim. Diyor ki; “Bu kahpe katil sürüsü nereden geliyor. Burnumuzun dibindeki Kandil Dağı’ndan değil mi? Karargah orada, yılanın başı orada. İran bile gerektiğinde okyanus ötesi operasyonlar yaparken, Türkiye modern bir orduya ve nitelikli askeri personele sahip olduğu halde elimizi tutan ne?Sen nasıl bu ihaneti görmüyor da ikide bir ‘bir çavuşun, yüzbaşının, tabur komutanının ihmaliyle’ uğraşıp duruyorsun? İhmali aşmış bir ihanet dururken bu neye yarayacak?”İHMAL NE DEMEK?!Devamında daha da öfkeli cümleler var, normal dille yazılmayan mektupları dikkate almam onun için bu kadarını yazılmış farz ediyorum. Öncelikle söyleyeyim ki ben “çavuşu, yüzbaşıyı” değil, haberlerde detaylı şekilde anlatılan ve Genelkurmay’ın yalanlamadığı verilerden hareketle; 3 ayrı özel harekat birliği saldırının olduğu yere çok yakın bulunduğu halde onları bekletip yardıma göndermeyen, olay yerine saldırıdan en az bir buçuk saat sonra giden helikopterleri anında göndermeyen, çatışmanın olduğu alandaki askerleri kendi başına bırakan daha yüksek rütbeli komutanları sorumlu görüyorum.ASKERİ DE, SİVİLİ DE!Sorumluluğu onlarla birlikte “en üst kademelerin” de, hatta bağlı oldukları sivil kurumların da paylaşması gerektiğine inanıyorum. Yani kusura bakmasınlar birileri kızacak diye de “onlarca genç asker bir defada ölürken” ihmallere susacak değiliz. Eğer bu düşünceler, iddialar yanlışsa o zaman da Genelkurmay araştırması bu kadar uzun sürmeden bitirilir ve toplum aydınlatılır. Bu yapılmıyorsa, yine bazı okurlarımızın vurguladığı gibi “Genelkurmay kendini doğru ve zamanında ifade edemiyor” demektir.Aslına bakarsanız Hükümet’in, yukarıdaki mektupta sorulan “Kandil Dağı neden teröristlerden temizlenmiyor” sorusunun cevabını da vermesi gerekir. Öcalan’ın tehditleri hız kazanmasına, teröre son vermek için beklentilerinin de “yeni anayasada; başta ‘zaten ilan etmiş oldukları özerk bölge talepleri olmak üzere’ tüm isteklerinin yerine getirilmesi” olduğunu tekrarlayıp durmasına rağmen Hükümet’in seçim öncesi dilinden düşürmediği “yeni anayasa” için şimdi artık pek aceleci olmadığı görülüyor. O zaman, tehditlerde söz edilen yeni terör eylemlerini beklemek yerine acil ve köklü çözüme yönelmek Türkiye’nin bir numaralı meselesidir .Bu durumda bir numaralı meseleyi askıya alıp “gündemin başka olaylarla değiştirilmesi”, kısacası zaman kaybına devam kabul edilemez!(Okurumuz Bersan Özcan, çok sayıda vatandaşın tepkisi olan “İmralı’dan terör örgütü yönetmeye ve devlete şartlar dayatmaya göz yumulması” konusuna sözcülük etmiş, yazdığı yorumlarda; “Öcalan’ı mesajlarını bu kadar kolay iletemeyeceği uzak bir ülkede tutsunlar, dayanılır gibi değil” diyor. Haksız mı?)*****Bir kişi dünyayı değiştirebilir!Hayvan Hakları Federasyonu Başkan Yardımcısı Nesrin Citirik’ten gelen yazılar ülkenin birçok köşesinde “sokak hayvanlarının korunması ve kısırlaştırılması, onlara merhamet gösterme konusunda halkın bilinçlendirilmesi” için ciddi bir çalışmanın yürürlüğe girdiğini anlatıyor. Bunu sağlayan ve kendilerine “HAYTAP neferleri” diyen tüm gönüllülere teşekkür borçluyuz, helal olsun onlara!MERHAMETİ ÖĞRETEN GENÇ DOKTOR!Nesrin Hanım örneğin Bitlis için: “2 sene öncesine kadar sahipsiz hayvan diye bir konunun gündeme dahi alınmadığı, halkının çoğunun mezheplerinden dolayı hayvanlara kötü yaklaşım içinde olduğu , Türkiye’nin hayvanlar açısından en zor şehirlerinden biriydi. Orada çalışan Dr. Damla Şahin isimli genç bir hekim bize ulaştı, feryatlar içinde olanları anlattı. Orada ‘HAYTAP olarak, Dr Damla Hanım’ın da kurumsal mücadeleye olan inancı ve gayreti ile’ çalıştık, her şey değişti. Sayın Vali ve Belediye Başkanı HAYTAP toplantısına ev sahipliği yaptılar. Belediye Başkanı ‘Bu genç doktor bize hayvanların varlığını, merhameti, sevgiyi ve korumayı öğretti, ona çok şey borçluyuz’ dediği duygusal bir konuşma yaptı. Bunlar elbette kolay olmadı, büyük mücadeleler verdik. Bitlis sokakları HAYTAP afişleriyle donatılmış, toplumda gözle görülür bir bilinç oluşmuştu.Hayvan barınağı böylece açıldı” diye yazmış.HİÇBİRİMİZ YILMAYACAĞIZ!Adana’da yine Vali’nin, Belediye Başkanı’nın, toplumun ve basının büyük desteği ile, DOHAYKO Yönetim Kurulu’nun çabaları ile büyük mesafe alınmış, hayvan barınağı kusursuz şartlarda olmasa da varlığının bile önemli olduğuna şüphe yok. Kuşadası da yine büyük gelişme gösteren örneklerden biri.Dün Milas Geçici Hayvan Barınağı Veteriner Doktoru Fatih Yalçın aradı, habersiz olarak gidip yazdığım barınak hakkında bilgi verdi ve “Hedefim ilçedeki bütün hayvanları kayıt altına almak . Bunun için yılmadan çalışacağım” dedi. Ne müthiş bir misyon bu ve eğer gerçekten isterse neden olmasın? Gelecek Pazartesi Antalya Belediye Başkanı ile, hemen sonra Beşiktaş Belediye Başkanı görüşeceğim ve onlarla da bu konuyu konuşacağım.Bütün il ve ilçelerde olanlar “tek bir doktorun, tek bir kuruluşun gayretlerinin nasıl dalga dalga yayılabileceğini” çok güzel anlatıyor. Dünyayı diğer canlılarla paylaşmakta olduğumuzu, onları da korumamız gerektiğini artık unutmayacak, el ele başaracağız!