Hemen belirteyim, tabii ki bu gelişmeler, olayın kahramanlarının yüzünü değil, benim yüzümü kızartıyor...
Gerçekten bu sert çıkışların nedenini kafamda bir yere oturtamıyorum.
ALTINA HÜCUM GİBİ…. MİRASA HÜCUM
Benim yüzüm kızarmaya, Kadir İnanır'ın ölümünden sonra başladı.
Daha doğrusu başta yeğeni Kadir İnanır olmak üzere ailesinin ondan kalan miras için Kadir İnanır'ın hayat arkadaşı Julide Kural'a saldırmasıyla.
Kusura bakmayın, bu davranışı "saldırmak" dışında daha kibar bir kelimeyle tanımlayamayacağım...
Sonra da şarkıcı Nev'in yıllardır görüşmediği ağabeyi Zeyyat Doğansoy'un, miras için giriştiği "saldırı" haberi geldi.
İddialara göre gerçek adı Nevzat Doğansoy olan şarkıcının ağabeyi, Nev'in evine gidip mal tespiti yaptırmak için girişim başlattı.
Belli ki kardeşinden kalan mirası bir an önce almak istiyor.
Şimdi bu gelişmelere baktıkça bir yandan sinirlendim ama bir yandan da güldüm… Aklıma “Altına Hücum” hareketi geldi.
Hani şu 1840’lı yıllarda ABD, California’da yaşanan ve altın bulmak için onca insanın canını dişine taktığı hareket…
Binlerce insan kolay yoldan zengin olmak için bölgeye hücum etmişti hani..
HEPİMİZ MİRAS İSTERİZ… AMA BİRAZ SAKİN Mİ OLSAK!
Elbette insanın hayatta kalabilmesi için paraya, mala mülke ihtiyacı var.
Elbette "ölüm hak, miras helal".
Ayrıca ölen kişiden bize kalan küçücük bir kalem bile gururumuzu okşar. Onun bize değer verdiğini gösterir.
Ama bu açgözlülük niye?
Size bırakılmayan ya da bırakıldığı net olmayan bir mirasın peşine bunca hırsla düşmek neden?
Daha ölüm acısını bile yaşamadan miras peşine düşmek, üstelik bunu öyle kamera karşısına geçip önüne geleni suçlayarak yapmak, en nazik şekilde "kendini bilmezlik" diye tanımlanabilir.
Üstelik ölen kişiye de büyük saygısızlık...
İşte böyle yakınlarının ölümünden sonra iki damla gözyaşı döküp miras peşinde koşanlara baktıkça onların yerine ben utanıyorum.
Gerçekten yüzüm kızarıyor.
Bir süre hayatımı paylaştığım eski sevgilim bana durmadan "İnsanın kötülüğünün, açgözlülüğünün, utanmazlığının sınırı yoktur" derdi hep...
O zamanlar gayet iyimser biri olduğumdan ona çok da inanmazdım.
Görüyorum ki ne kadar doğruymuş! O da belki yaşadıklarından, gördüklerinden yola çıkarak söylüyordu bunu.
İNSANIN KALBİ GERÇEKTEN ÖLÜM ACISIYA YANDIĞINDA AKLINA PARA PUL MU GELİR!
Biraz öfkemi kontrol etmeye çalıştığımda "Belki de bu insanlar ölüm acısından ne yapacaklarını bilmediklerinden böyle davranıyorlardır" diye düşünmeye zorluyorum kendimi.
Ama olmuyor...
İnsanın kalbi gerçekten ölüm acısıyla yandığında bırakın miras, para- pul peşine düşmeyi su içmeyi biri unutur...
Bilemiyorum...
Herkes parayı, malı ve mülkü sever elbette...
Yine de özellikle bir aile bireyinin ardından bu kadar açık açık miras peşine düşmek, onun vasiyetini yok saymak için türlü bahaneler bulmak bana utanç verici geliyor.

