Yaşarken gülüşünde hep hüzün vardı... Öldükten sonra bile huzur yok!

Ne desem, nasıl başlasam bilemiyorum... En iyisi yıllar önce yaşanan o peri masalıyla başlamak galiba. Sonrasında bitmek bilmez bir kabusa dönen o peri masalından yani...

Ben henüz çocuktum. TV ekranları da daha renklenmemişti. (Bu arada yaşım ortaya çıktı, ama konu bu değil.)

Dedim ya çocuktum ve gayet korumacı, sevgi dolu bir anne- babanın kollarında büyüyordum. Babam durmadan güzel kitaplar alır, önce annem, okuma yazma öğrendikten sonra da kendim onları yutar gibi okurdum.

Bu çocuk kitapları arasında masallar da vardı.

Hani şu yakışıklı prens ile güzel genç kızın nice badireler atlattığı peri masalları. Ne olursa olsun mutlaka evlenirler ve sonsuza kadar mutlu, mesut yaşarlardı.

SİYAH- BEYAZ EKRANDAKİ GÖRÜNTÜLER HAYATI NASIL DA RENKLENDİRDİ!

İşte o peri masallarına inandığım günlerden birinde, o siyah- beyaz ekranda haydi gerçekçi olalım hiç de masallardakine benzemeyen düpedüz çirkin prensle, dünyanın en güzel kızlarından birinin evlilik törenini izledik haber bülteninde.

34 yaşındaki Prens Charles ile 19 yaşındaki Diana Spencer'ın.

Haberin Devamı

Kraliyet ailesiyle tabii ki bağlantımız yok ama bu ikisinin arasındaki yaş farkı, annem ve babam arasındaki yaş farkının tıpatıp aynısıydı.

Evlendiklerinde babam 34 yaşındaymış, annem de 19'una yeni girmiş.

Kendi ebeveynimle kıyaslayıp, bir de üstüne saraylarda yaşayacaklarını düşününce Charles ise Diana'nın da onlar gibi çocuklarıyla birlikte yuvalarını uzun süre ayakta tutacağını sanmıştım.

Sanki okuduğum peri masalları gerçek olmuş gibi bir  tür sevinç duymuştum bundan.

TEK SORUN BURUŞUK GELİNLİĞİ VE KISA SAÇLARI DEĞİLMİŞ

O siyah beyaz ekranda sadece Diana'nın buruşuk gelinliğini ve kısa saçlarını beğenmediğimi hatırlıyorum.

Benim inandığım peri masallarında prensesler uzun saçlı olurdu hep.

Oysa o zamanlar bilmediğim başka bir şey daha vardı.

Diana'nın tek sorunu kısa saçları değildi. Hayatının ondan sonrası da öyle peri masalına benzemedi hiç.

 

Hatta diyebilirim ki bir trajediye dönüştü. Çünkü benim çocuk aklımla inandığım o masallarda ayrılık, acı hatta ölüm bile yoktu.

Haberin Devamı

Bir de tabii o dönemde taht ve taç için kurulan entrikalardan, kurban edilen kardeşlerden haberim yoktu. Daha masallardan tarih okumalarına geçmeyecek kadar küçüktüm.

HEM AYRILIK VAR HEM ÖLÜM
O düğünü yaşı tutanlar ya da tarihe meraklı olanlar biliyor. Gerisini de hiç ilgi duymayanlar bile öğrendi artık.

Uzun sözün kısası 29 Temmuz 1981 günü peri masalı kahramanı olan o genç kız, henüz 36 yaşında gizem perdesi hala kalkmayan bir trafik kazasında öldü.

Yanında sevgilisi Dodi Al Fayed ile birlikte.

O dönem takvimler 31 Ağustos 1997 gününü gösteriyordu.

SANKİ DIANA DAHA DÜN ÖLMÜŞ GİBİ
Üzerinden tam 29 yıl geçti bir başka deyişle...

Ama o kaza hala dün olmuş gibi...

Sanki Diana daha dün ölmüş, çocukları William ve Harry daha çocukmuş gibi.

Bunun nedeni?

Bana sorarsanız o kırılgan görünümlü, utangaç gülüşlü, kim bilir içinde ne fırtınalar kopan Diana'yı ölümünden sonra bile rahat bırakmadılar.

İnsanları, yarım kalmış, erkenden bitmiş bir ömürden çok etkileyen başka şey pek az bulunur.

Haberin Devamı

Bunu fırsat bilenler de bir şekilde Diana'yı kullanıyor bana kalırsa.

Basın, İngiliz kraliyet ailesiyle ilgili ne olursa olsun Diana ile bir bağlantısını buluyor.

Onu tanıyanlar bir yana geçmişte birkaç saat bile geçirenler oturup Diana hakkında kitap yazıyor.

Hatta gelinleri Kate Middleton ile Meghan Markle bile bence belli bir plan çerçevesinde onun tarzını anımsatan kıyafetler giyiyor. Ya da ondan yadigar takıları takıyor.

KARDEŞİNİN YAZDIĞI KİTAP OLAY ÇIKARDI
Son olarak da Diana'nın erkek kardeşi Kont Charles Spencer , Swan Song: Diana, My Sister (Kuğu Şarkısı: Diana, Kardeşim) adlı bir kitap yazdı.

Bir noktada onu hoş görmek gerek.

 Sonuçta genç yaşta kaybettiği kişi ablası: Üstelik o genç kadın biraz acımasız olacak belki ama çeyrek asırdır ağızlara sakız olmuş durumda.

Neden kendi kanından, canından kardeşi onu anlatan bir kitap yazmasın ki! Belki de bu en çok onun hakkı...

Neyse... Ana tema bu değil zaten. Kitabın yarattığı dalgalar... Hatta fırtınalar.

KİTAP ÇALINDI… BUCKINGHAM’IN UYKUSU KAÇTI
Önce o kitabın Hollanda dilinde yapılan baskısını taşıyan kamyon soyuldu ve dört kopya çalındı.

Haberin Devamı

Sonra da Charles Spencer'ın satırları geldi... Tam anlamıyla olay çıkaran satırlar.

Şu anda tahtta oturan Kral Charles'ı zan altında bırakan, Buckingham Sarayı'nı rahatsız eden satırlar.

Charles'ın eski karısının ölümüne sevindiğini ileri süren o satırlar daha kitap piyasaya çıkmadan ortalığı birbirine kattı zaten.

Uzun sözün kısası, iddialar iddiaları, onlara verilen cevaplar cevapları kovalıyor.
Diana'nın küçük oğlu Harry ile Meghan Markle'ın çocuklarını da toplayıp İngiltere'ye dönüşlerini de eklersek İngiliz kraliyet ailesinde sular yine bulandı.

HEP DIANA’NIN GÖLGESİNDE KALMAYA MAHKUM!

Bir açıdan bakıldığında bütün bunlar hep Diana nedeniyle... Kocasından boşanmasa, bugün Camilla yerine tahtta oturan Diana olsa belki de bu aile bunca konuşulmazdı.

En fazla giyim kuşamlarıyla manşetlere çıkardı. Ama öyle olmadı.

Ölümünden neredeyse 30 yıl sonra bile hala gelin gittiği ve mutluluğu bulamadığı İngiliz kraliyet ailesindeki etkisi silinmiş değil.

Evli oldukları sırada karısı Diana’nın gölgesinde kalmaktan aşırı rahatsız olan Charles hala kaderin zincirini kıramadı.

Diana, nice hayalle evlendiği ama bir türlü kendisini istediği gibi sevip mutlu etmeyen Charles'tan hala intikam alır gibi.

 

Yine de bildiğim ve inandığım bir şey var...

Bence bir insan öldüğünde yani bu dünyadan göçüp gittiğinde ruhunu; günahıyla, sevabıyla, iyisiyle ya da kötüsüyle rahat bırakmak gerek.

 

Böyle bakınca bu dünyada bir türlü mutlu olamayan Diana'nın öldükten sonra bile huzur bulamadığını düşünüyorum.

 

Ne derler...

 

Ortaya çıktığında bir masal kahramanıydı... Ölümüyle milyonları ağlattı, hala da ağlatıyor...

Kendisinin büyük bir hayranı değilim ama onun için tek bir dileğim var: Ruhun huzur bulsun Diana Frances Spencer!

DİĞER YENİ YAZILAR